adhk tarafından

Sarı Yelekliler direnişe devam ediyor: 317 gözaltı

Aralık 8, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sarı Yelekliler’in başkent Paris’te “Kırıntı istemiyoruz” diyerek devam ettikleri eylemlere bugün yine yoğun polis saldırısı yaşandı

PARİS (08-12-2018) Sarı Yelekliler’in başkent Paris’te “Kırıntı istemiyoruz” diyerek devam ettikleri eylemlere bugün yine yoğun polis saldırısı yaşandı

Fransa’da günlerdir başta akaryakıt zamları olmak üzere hayat pahalılığına karşı sokakları dolduran Sarı Yelekliler, bugün de sokaklarda. Başkent Paris’te Sarı Yelekler’in düzenlediği protestoya polis biber gazıyla saldırdı. Saldırılarda toplam 317 kişinin gözaltına alındı.

Hükümetin geçici geri adımı sonrası ‘Kırıntı istemiyoruz’ diyerek eylemlere devam edeceklerini açıklayan protestocular, bugün başta başkent Paris olmak üzere ülke genelinde kitlesel gösteriler yapıyor.

Geçtiğimiz gün Paris’e bağlı Mantes-la-Jolie bölgesinde bir okulun dışında gösteri yapan 140’tan fazla öğrenci polis tarafından gözaltına alınmıştı.

Polisinin liseli öğrencileri elleri başlarının arkasında, dizlerinin üstüne çöktürdüğü görüntüler sosyal medyada büyük tepki toplamıştı.

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri’nin 715. Haftas’ında Galatasaray Meydanı yine yasak

Aralık 8, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 715’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, polis tarafından bir kez daha engellendi

HABER MERKEZİ (08-12-2018) Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 715’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, polis tarafından bir kez daha engellendi.

Eylem öncesi İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokak, polislerce ablukaya alındı. Buna rağmen bina önünde bir araya gelen Cumartesi Anneleri, üzerlerinde kaybedilen yakınlarının fotoğraflarının bulunduğu tişörtler giyip, ellerinde kayıpların fotoğraflarını ve karanfiller taşıdı. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun da katıldığı bu haftaki eylemde 6 Aralık 1993’te Urfa’nın Siverek ilçesine bağlı Bağlar Mahallesinde gözaltında alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu. Haftanın basına açıklaması Hüseyin Taşkaya’nın yeğeni Sorgul Taşkaya tarafından yapıldı.

‘Israrla söylüyoruz’

Bir yurttaşın hak ve özgürlüklerinin ancak demokratik bir hukuk sisteminde korunabileceğini dile getiren Taşkaya, “Demokratik bir hukuk sistemi için de etkin, bağımsız ve tarafsız yargının var olması zorunludur. Yargı bağımsızlığı; hukukun üstünlüğünün ön şartı ve adil yargılanmanın temel güvencesidir. Tarafsızlık ve dürüstlük yargı görevinin doğru biçimde ifasının vazgeçilmez unsurlarıdır. Türkiye’de demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir yargı sistemi olmadığı için gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açığa çıkartılamıyor ve ceza adaleti sağlanamıyor. 15 haftadır kayıplar sorununu kamuoyuna taşıyabilmek için Galatasaray’da gerçekleştirdiğimiz ve Anayasa’nın güvencesinde olan buluşmalarımız polis zoru ile engelleniyor. 15 haftadır ısrarla söylüyoruz; bu engellemeler Anayasa’ya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu engellemeler temel hak ve özgürlüklerimizin özüne ve demokratik değerlere yapılmış bir saldırıdır” diye belirtti.

Çeyrek asırlık mücadele

Taşkaya, çeyrek asırdır hakikat ve adalet mücadelesi verdiklerini hatırlatarak, amcasının kaybediliş hikayesini ve verilen adalet mücadelesini şu sözlerle ifade etti:

“42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya tamamen Bucak aşiretinin hakimiyetinde olan Siverek’te müteahhitlik yapıyordu. Adının ölüm listesinde olduğu duyumları gelmeye başlayınca evini İstanbul’a taşıdı. Kalan işlerini tamamlamak için bir süreliğine Siverek’e döndü ve amcası Mehmet Taşkaya’nın evinde kalmaya başladı. 6 Aralık 1993 tarihinde askerler, polisler, Bucak aşiretine mensup korucular otuz araçlık konvoyla, Urfa’nın Siverek ilçesi Bağlar mahallesindeki Mehmet Taşkaya’nın evine baskın yaptı. Üsteğmen Ahmet Şentürk’ün yönettiği baskında Hüseyin Taşkaya gözaltına alındı.

Hüseyin Taşkaya’yı sormak için emniyete, savcılığa, valiliğe giden ailesine ‘Sedat Bucak’a sorun’ denildi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucu başı Sedat Bucak da ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor’ dedi. Oğlundan haber alma umuduyla Siverek İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne giden Fatime Taşkaya’ya ‘Bir daha bize gelmeyin. Diğer oğullarınla birlikte burayı terk edin, yoksa onlar da kaybolur’ denildi.

Savcıları göreve çağırıyoruz

Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı. Fatime Taşkaya ısrarlı bir arayışın ve bekleyişin ardından oğlundan haber alamadan 17 Ekim 2015 tarihinde aramızdan ayrıldı. Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına alıp kaybedenlerin isimlerini biliyoruz. Dava dosyasında da yer alan failler bu güne kadar haklarında işlem başlatılmayarak cezasızlıkla ödüllendirildi. Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini açığa çıkartacak, sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir soruşturma başlatılması için savcıları göreve çağırıyoruz. Hakikat ve adalet talebimiz gerçekleşinceye kadar kayıplarımızı aramaktan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!”

‘7 yaşından beri arıyorum’

Ardından Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya konuştu. Kayıplarını aradıklarını dile getiren Sultan Taşkaya, “Kayıplarımızın faillerini bulana kadar adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi. Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya da, şu anda 32 yaşında olduğunu ve 7 yaşından beri babasının akıbetini sorduğunu dile getirerek, “25 yıldır bu mücadeleyi veriyorum. Ben bu mücadeleyi annemden aldım. Bugün ben devam ediyorum bu mücadeleye, yarın çocuklarım devam edecek” diye kaydetti.

15 haftadır eylemlerinin hukuksuz bir şekilde engellendiğini dile getiren Serpil Taşkaya, “9 yaşından beri Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakıyorum” dedi. Serpil Taşkaya, babalarının akıbetini buluna kadar mücadelelerine devam edeceklerini vurguladı.

adhk tarafından

Leyla Güven’in sağlık durumu kritik eşiğe evrildi!

Aralık 7, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Açlık grevi eyleminin 30’uncu gününe giren Leyla Güven’in avukatları, diğer birçok rahatsızlıkla birlikte ciddi kilo kaybına uğrayan müvekkillerinin sağlık durumunun kritik eşiğe evrilmesine rağmen B1 vitamini verilmediğini duyurdu

HABER MERKEZİ (07-12-2018) Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkları Demokratik Partisi (HDP) Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in, tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Hapishane’sinde PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle başlattığı açlık grevi eylemi 30’uncu gününe ulaştı.

Kamuoyunun sağlık durumunu merak ettiği Güven’in avukatları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

Müvekkilleri hakkında bilgi veren avukatlardan Cemile Turhallı Balsak, Leyla Güven’in açlık grevinin 30’uncu gününe ulaşması üzerinde durdu. Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) yayınlamış olduğu tebliğlerde, açlık grevinin 14 ile 30’uncu gününün çok kritik bir süreye denk geldiğini belirten Balsak, “Dolayısıyla bugün Leyla Güven’in durumunun ciddi anlamda çok kritik bir eşiğe evirildiğini, artık bu kritik eşiğin de üstünde birtakım belirtiler gösterdiğini söyleyebiliriz. Bizim edindiğimiz izlenimlerde de şunu gördük. Leyla Güven son bir hafta içerisinde çok ciddi kilo kaybına uğramış, ciddi baş dönmeleri baş göstermiş, mide krampları, üşüme, güçsüzlük, baş ağrısı, uyuşukluk, unutkanlık ve konuşma güçlüğü gibi belirtiler kendini ağır bir şekilde artık göstermektedir” dedi.

‘Rahatsızlığı ağırlaştı’

Av. Balsak, Leyla Güven’in 2011 yılında Diyarbakır E Tipi Hapishane’sindeyken kendisine beyinde su toplanmasına neden olan “hipofiz adenom” hastalığı teşhisi konduğunu da hatırlattı.

Bu hastalığının bugün yaşadığı kritik eşiği daha da ciddi duruma getirdiğini vurgulayan Balsak, vücutta ağır hasarlar bırakan bu hastalığın ağır ilaç kullanımı gerektirdiğini ifade etti. Balsak, “Güven açlık grevine girdiği için bu ağır ilaçları kullanamamaktadır. Ve bu ilaçları kullanamadığı için tümörden kaynaklı bir rahatsızlığı açlık grevinin etkisiyle ciddi anlamda ağırlaşmıştır” diye belirtti.

‘B1 ilacı verilmiyor’

Yine TTB tarafından yayınlanan birçok genelgede, açlık grevine giren kişilerin sıvı ve B1 vitamini almasının gerekli olduğuna dikkat çeken Balsak, özellikle B1 vitaminin duyusal sinir sisteminin korunması açısından oldukça önemli olduğunun altını çizdi.

Leyla Güven’in açlık grevine başlaması sonrası hapishane idaresinden kendisine B1 vitamini verilmesi için talepte bulunduklarını aktaran Balsak, ancak idareden bu ilacı getiremeyecekleri yanıtı aldıklarını paylaştı.

Sağlık ve yaşam hakkı dolayısıyla bu durumu kabul etmeyeceklerini söyleyen Av. Balsak, şöyle devan etti: “2018 yılında yürürlüğe giren 751 sayılı kanuna göre, artık yurt dışından şahsi kullanım olsa dahi kamu kurumlarının bu tarz ilaçları getirtebileceği yönünde birtakım kolaylıklar getirildi. Bu kanuna göre doğrudan temin edilmesinin yasal koşulları açık bir şekilde oluşturulmuş. Ancak bizim ilaçların alınması yönünde yapmış olduğumuz girişimlere idare tarafından henüz bir cevap verilmedi.”

‘Sağlık hakkı ihlal ediliyor’

Leyla Güven’in sağlık hakkına dikkat çekmek istediklerini vurgulayan Av. Balsak, “Sağlık hakkı, bir pozitif statü hakkıdır. Anayasamızın 56’ıncı maddesinde ve bizim tabi olduğumuz uluslararası sözleşmelerle de düzenlenmiş bir haktır. Leyla Güven’in şu an sağlık durumunu kritik bir aşamaya getirilmesinin sebebiyle hapishanedeki fiziksel koşulları da tahmin etmek çok zor değil. Buradaki kişi hak ve güvenliğini sınırlandırılmış olması ve hapishanedeki koşullardan kaynaklı olarak da tutuklamanın kendisi açısından ağır bir tedbir olduğu düşünüldüğünde, şu an açlık grevine girmesinin kendisinin yaşam hakkıyla direk bağlantılı olabilecek bir hak olması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

‘B1 vitamini temin edilmelidir’

Av. Balsak, açlık grevine giren bireylerin ölümü tercih etmek adına açlık grevine girmediğini de söyledi.

“Birçoğunun talebi, müvekkilimizin de olduğu gibi kendi düşüncelerini açıklamak, kamuoyuna aktarmak ve bununla ilgili bir duyarlılık yaratmaktır” diyen Balsak, haliyle burada müvekkilimizin kritik bir aşamaya girmesi sebebiyle bizim zorunluluk olarak gördüğümüz şey B1 vitaminin yetkililer tarafından bir an önce temin edilmesi olduğunu ifade etti.

Gazete Patika

adhk tarafından

Sarı Yeleklilere İnnsbruck’dan destek eylemi!

Aralık 7, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Fransa’da üç haftadır devam eden Sarı Yelekliler isyanına, dün akşam İnnsbruck  şehir merkezinde ADHF’nin de aralarında olduğu, demokratik kitle kurumlar tarafından destek eylemi gerçekleştirildi    

Innsburck (07-12-2018) Fransa’da üç haftadır devam eden Sarı Yelekliler isyanına,Dün akşam İnnsbruck  şehir merkezinde ADHF’nin de aralarında olduğu, demokratik kitle kurumlar tarafından destek eylemi gerçekleştirildi.

Kurumlar adına yapılan konuşmalarda kapitalizmin krizsiz yaşayamacağı her yaşanan krizin faturasını halklara ödetmeye çalıştıklarını halkların krizin faturasını ödemeyecekleri ortak vurgu olarak ön plana çıktı.  Konuşmalarda Avusturya Hükümeti’nin sosyal hak gaspları da protesto edildi. Destek eylemi, müzik etkinliğinin ardından sonlandırıldı.

adhk tarafından

Sarı Yelekliler’in cumartesi ülke genelindeki eylemine “yoğun güvenlik” önlemi!

Aralık 7, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Philippe, TF1 kanalına yaptığı açıklamada, cumartesi ülke genelinde “sarı yeleklilerin” yapacağı gösterilerde yoğun güvenlik önemli alınacağını söyledi

HABER MERKEZİ (07-12-2018) Fransa Başbakanı Edouard Philippe,”Sarı Yeleklilerin” ülke genelinde cumartesi düzenleyecekleri gösterilerde 89 bin polisin görev yapacağını ve sadece Paris’i 8 bin polisin yanı sıra bir düzine zırhlı aracın koruyacağını açıklarken, muhtemel şiddet eylemleri nedeniyle başkentte kepenklerin açılmayacağı belirtildi.

Phılıppe: protesto için değil, yok etmek için geliyorlar

Gün içinde Senato’da yaptığı konuşmada ülke genelinde 65 bin polisin görev alacağını söyleyen Philippe, televizyon kanalındaki açıklamasında ise bu sayıyı 89 bine çıkardı. Sadece Paris’te 8 bin polisin görevlendirileceğini duyuran Philippe, ayrıca başkente bir düzine zırhlı aracın da konuşlandırılacağını söyledi.  İstifa çağrılarını reddeden Philippe, “Protesto için değil yok etmek için gelen insanlarla karşı karşıyayız.” dedi.

Paris’te 13 yıl sonra ilk kez zırhlı araç konuşlandırılacak

Paris’e zırhlı araçların konuşlandırılması, 2005 olayları sonrası bir ilk olacak. Fransa basınına göre, yetkililer, geçen hafta yaşanan dükkanların yağmalanması, camların kırılması, araçların ve bazı binaların ateşe verilmesi gibi şiddet olaylarının tekrarlanmasından endişe ediyor. Bu kapsamda polis, Champs-Elysees’deki mağazalar ve restoranlara bir not göndererek “sarı yeleklilerin” cumartesi yapacağı gösteri sırasında olası şiddet olayları konusunda uyarıda bulundu.

Notta, bu iş yerlerinden kapı ve pencerelerini kapalı tutmaları, dışarıda sandalye ve masa bırakmamaları istendi.

Müzeler kapalı

Gösteriler, Paris’in kültür hayatını da etkilerken, Champs-Elysees yakınlarındaki müzelerden yapılan açıklamalarda, cumartesi kapıların kapalı tutulacağı belirtildi. Paris’in Garnier ve Bastille Opera binalarındaki programların da iptal edildiği duyuruldu.

Paris’in sembollerinde Eyfel Kulesi yönetiminden yapılan açıklamada da gösteriler nedeniyle kulenin ziyarete kapalı olacağı, önceden alınan biletlerin ücretinin iade edileceği belirtildi.

Geçen haftaki gösteriler sırasında zarar gören Zafer Takı’nın da kapalı kalmaya devam edeceği duyuruldu.

adhk tarafından

SMF’den HDP’ye dayanışma ziyareti

Aralık 6, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyon’u (SMF) İstanbul HDP il binasında Leyla Güven’e destek  ve tecrit koşullarının ortadan kaldırılması için açlık grevinde olan HDP milletvekillerine dayanışma ziyaretinde bulundu

HABER MERKEZİ (06-11-2018) Sosyalist Meclisler Federasyon’u (SMF) İstanbul HDP il binasında Leyla Güven’e destek  ve tecrit koşullarının ortadan kaldırılması için açlık grevinde olan HDP milletvekillerine dayanışma ziyaretinde bulundu.

Ne Olmuştu?

Tutuklu HDP Milletvekili Leyla Güven PKK lideri Abdullah Öcalan üzerinde ki tecridin kaldırılması için açlık grevine başlamıştı. Bunun üzerine HDP birçok yerel de açlık grevine destek vermişti. Son olarak Pervin Buldan’ında aralarında olduğu 10 Milletvekili Mecliste açlık grevine başlamıştı.

Gazete Patika

adhk tarafından

SMF tutuklamalara ve baskılara karşı basın açıklaması düzenledi

Aralık 5, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) son süreçte üye ve taraftarlarına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalara karşı İHD İstanbul şubesinde basın açıklaması düzenledi

HABER MERKEZİ (05-12-2018) Basın açıklamasına Tutuklu Aileleri, SMF-HDP ittifak Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, Avukat Meral Hanbayat ve İHD Kadın Hakları Komisyonu üyesi Mürüvet Yılmaz katıldı. Basın açıklamasına ayrıca HDP ilçe yönetimi, HDP heyeti ve DAF’ta katılım sağladı.

Basın açıklamasını SMF temsilcisi okudu. Okunan basın açıklaması şöyle:

Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar demokratik haklar ve sosyalizm mücadelemizi engelleyemez!

Kapitalist-emperyalist dünya düzeninin sonucu olarak haksız savaşlar, zorunlu göç ve doğa tahribatının yaşandığı, işçi ve emekçilerin kazanımlarının geriletilmeye çalışıldığı, kadınlar ve LGBTİ’lere yönelik şiddet ve saldırıların arttığı bir süreçten geçmekteyiz.

Emperyalist bloklar arası çelişki ve çatışmada çıkar ilişkisine dayalı oluşturulan birlikler ve cepheler, güçler dengesine göre şekillenirken, bu şartları fırsat bilen egemen güçler kendilerinin belirledikleri uluslararası hukuku dahi yok sayıp, gerek ulusal gerek devlet sınırları dışında saldırı, işgal ve ilhaklar gerçekleştiriyor. Bu politikaların faturası ise ezilen mazlum halklara ödetilmek isteniyor.

Burjuva egemenlik sistemi kendi sebep olduğu tüm bu sorunların çözüm gücü olarak ise yine burjuva partileri ve hükümetleri göstermekte, bu vasıtayla halkı kendi haksız savaşlarının bir parçası haline getirmek istemektedir.

AKP-Erdoğan faşizmi de dünyadaki bu siyasal durumun ve sürecin bir parçasıdır. Resmi olarak kaldırıldığı iddia edilen OHAL, yeni düzenlemeler ve yasalarla hukuken süreklileştirilmiştir. İktidar, devrimci, demokratik, yurtsever ve sosyalist kurumlar ve bir bütün toplumsal muhalefet üzerinde süreklileşen bir terör uygulamaktadır.

Keyfi ve çoğu kez gayrı resmi gözaltılarla insanlara ajanlık ve işbirliği dayatılmakta, demokratik hak ve hukuka tekabül eden ifade ve eylem özgürlüğü gereği geçmişte yapılmış olan gösteri, miting vb. eylemlere katılmak, dernek ve kurum faaliyetleri yürütmek terörize edilerek bugün bir suçlama unsuruna dönüştürülmektedir.

AKP- Erdoğan iktidarının bu faşist saldırılarla amaçladığı, uyguladığı sömürü, baskı, zulüm ve terör karşısında gelişen toplumsal tepkiyi ve demokratik haklar mücadelesini bastırmak ve sindirmektir.

Son dönemde kurumumuz SMF’ye yönelik operasyonlarda 60’a yakın kişi gözaltına alınmış, onlarcası tutuklanmıştır. Yüzlerce yoldaşımız hakkında açılmış onlarca soruşturma ve dava bulunmaktadır. Yaklaşık iki ay önce kurumumuzun üye ve taraftarlarına yönelik gerçekleştirilen siyasi operasyonlarda 8 yoldaşımız gözaltına alınıp iki yoldaşımızın tutuklamasından sonra 22 Kasım’da yeni bir saldırı dalgası daha gerçekleştirilerek 14 yoldaşımız daha gözaltına alınmış, 8’i tutuklanmıştır. Tutuklananlar arasında Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi (YÇKM ) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Sancı Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi Yazı Kurulu üyesi Duygu Kıt, Grup Munzur kolektifi üyesi Berivan Gülen ve Onur Yanardağ ve Halkın Günlüğü Gazetesi emekçisi Mahir Gürz de bulunmakta. Bu süreçte birçok yoldaşımız ise gayri resmi ve gayri hukuki yollarla ‘gözaltına alınma’, zorla alıkonulma, takip, tehdit, taciz gibi yöntemlerle yıldırılmak ve sindirilmek istenmektedir.

Davalar için gerekçe bulamayan polis ve savcılar, 1 Mayıs, Gezi eylemleri, 12 Mart ve İbrahim Kaypakkaya’yı anma etkinlikleri, Berkin Elvan cenazesi ve benzeri eylem ve etkinlikleri suçlama nedeni yaparak kendi koydukları hukuku dahi yok sayıp düzmece yöntemlerle sözde ‘terör örgütü’ davaları açmaktadır. 12 Eylül hukukundan kat be kat ağır bir süreç işletilmektedir. 12 Eylül’de işkence ile kanıt yaratılmak isteniyordu, Cemaat gerekçe uyduruyordu, AKP iktidarı ise gerekçe uydurmaya dahi gerek görmeden tutuklama ve ceza yoluna başvurmaktadır.

Açıkça beyan ediyoruz; polis fezlekeleri ve gayri hukuki düzmece kurgularla SMF’yi ‘kriminalize’ edemezsiniz. 1 Mayıs’a, Gezi eylemlerine, 12 Mart ve İbrahim Kaypakkaya anmalarına, Berkin Elvan ve devrimcilerin cenazelerine katılmak, sosyalizmi savunmak suç değildir.

Gözaltı ve tutuklama terörüne son verilmeli, tutuklu tüm devrimciler, yoldaşlarımız serbest bırakılmalıdır.

Gözaltı ve tutuklama terörüyle bizi yıldıramazsınız, bizler haklılığımızdan aldığımız güç ve kararlılıkla demokratik haklar ve sosyalizm mücadelemizi büyüteceğiz.

Canbaz: “Zorlu Bir süreçten geçmekteyiz”

Basın açıklamasının okunmasından sonra söz alan Dilşat Canbaz Kaya, zorlu bir süreçten geçildiğini belirterek konuşmasını söyle sürdürdü;

Kendinden olmayan herkese karşı olan, onları baskı ve zor kullanarak sindirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Hepimizin bildiği üzere AİHM kararına rağmen Sayın Selahattin Demirtaş tutuklandı, aynı şekilde Sırrı Süreyya Önder ve dün gece de İdris Baluken arkadaşımız tutuklandı. Bu tutuklamalar gösteriyor ki adalet adına alınan kararlar siyasi kararlardır. Böyle bir “hukuk” devletinde yaşadığımızı göz önüne aldığımızda SMF ‘ye de yapılan bu baskılarda ayrı bir yerde durmamaktadır. SMF’ye dair yapılan tüm suçlamalar en demokratik en meşru haklardır. SMF içerisinde özelde gençlere yönelik ajanlaştırma ve baskıysa ayrı bir yerde durmaktadır Bilinmelidir ki bu baskı tüm muhalif kesimlere karşı yapılmaktadır. Bizler tüm bu baskılara karşı korkmadan yılmadan mücadelemize devam edeceğiz.

“Hukuki mücadelemize devam edeceğiz”

Avukat Meral Hanbayat ise bu basın açıklamasına davet edilmeden önce yeni ne söyleyebileceğini düşünerek geldiğini söyleyerek şöyle devam etti: Toplumsal muhalefetin ağır şekilde baskı altına alındığı bu dönemde SMF de artan bu göz altılardan payını almaktadır. Anmaya katılmak, 1 Mayıs’a katılmak, Berkin Elvan’ın cenazesine katılmak, 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya anmasına katılmak suç değildir. Bu durumlara karşı hukuki olarak mücadele yürütmekteyiz ancak sulh ceza hakimleri iktidarın siyasi komiseri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bunlara karşı demokratik kurumlara sahip çıkmak ve birlikte mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor.

“Kadınlara karşı baskının hem patriarkadan hem de kapitalist sistemden gelmektedir”

Son olarak söz alan İHD Kadın Hakları Komisyonu üyesi Mürüvet Yılmaz; Kadınlara karşı baskının hem patriarkadan hem de kapitalist sistemden geldiğini söyledi. Bu baskılara karşı kadınların birlikte mücadele ederek kazanacaklarını belirten Yılmaz, tutuklanan Duygu Kıt’ın Komisyon üyesi olduğunu ve derhal serbest bırakılmasını istedi.

Gazete Patika

adhk tarafından

“Aşırı” Kapitalizm Paris’i Ateşe Verdi!

Aralık 3, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Tarih, 20’nci yüzyıl devrimlerinin ve sosyalist reformların yenilgisini kapitalizmin üstünlüğüne yoran, “elveda devrim” diyerek para, mülkiyet ve hiyerarşi dünyasını kutsayanlara inat, bildiğini okumaya devam ediyor

HABER MERKEZİ (03-12-2018) Kimi insan grupları Paris’te olup-bitenlere şaşırabilir belki, ama şaşılacak bir durum yok ortada. Tarih, yoluna devam ediyor.

Dünya kapitalizminin vizyonerleri, siyasi misyonerleri, hafiyeleri, küçük çıkarlar karşılığında iplerini tekellere teslim etmiş elitleri, ahmak sosyologları beylik klişelerini, beynelmilel mitoslarını tekrar ededursunlar; toplumun mahzenlerinde biriken yıkıcı enerji ağır ağır yüzeye çıkmaya başladı bile.

Eyleme dönüşen her toplumsal dip dalganın karşısına geçip, “kırıcılar/haydutlar yaptı”, “aşırı solcular, anarşistler, aşırı uçlar tahrik etti” diyen kapitalizmin ve “demokratik devlet”in korosu; yani başkan Macron, bakanlar ve hükümet sözcüleri 24 Kasım gösterisinden bu yana tam kadro halinde ekranlardaydı. Tekel ve kartel patronları, hissedarları, sahne arkası teknokratlar, bürokratlar yani asli sorumlular hariç…

“Sorumlu kapitalist” demokrasilerde şu “aşırı” sözü bayağı rağbet görür ve itiraf etmek gerekir ki kamuoyunun manipülasyonu ve kapitalizm karşıtı toplumsal kalkışmaların bertaraf edilmesinde iktidarların çok da işine yarar.

“Aşırı” zengin, “aşırı” sömürü, yağma ve “aşırı” sefalet yoktu. “Aşırı” vergi, fişleme, yıldıran bürokrasi, kurumsal yalanlar ve “aşırı” medyatik manipülasyonlar, provokasyonlar asla olmazdı!

Polis ve jandarma birliklerinin, gizli servislerin herhangi bir menfi “aşırılık”larına zinhar rastlanmazdı!

Peki, nedir 1 Aralık günü Paris, Nantes, Bordeaux ve Marseille gibi kentlerde yaşanan şu ön isyan görüntüleri? Ne olacak? Can sıkıntısından çıldırıp cıngar çıkaran bir avuç “yıkıcı”, “aşırı solcu”, “anarşist” ve yer yer de “ultra sağcı” grupçukların “vandallığı!”

Kendine -yine kendi eseri olan- bir “aşırı sağ” milisler yaratarak “aşırı sol”un karşısına diken kapitalist devletin hakem kılığına bürünmesi, finans sermayenin saldırgan diktatörlüğünü gizleme çabası, bilindik bir dünya klasiğidir.

“Aklını kaçırmış”kalabalıklar haftalardır, “Macron defol!”, “süt inekleri değiliz biz”, “yakıt zammı vazoyu taşıran son damladır”, “İnsan gibi yaşayamıyoruz, yeter artık!” diyordu.

Tekelleşmenin sebep olduğu yıkımdan yakınan ve “akar yakıt zammı”, “vergi joplaması son bulsun”, “alım gücü yükseltilsin” gibi talepleri nedeniyle toplumdan % 80 dolayında destek bulan “sarı yelekliler hareketi” kaçınılmaz olarak tüm politik renkleri içeren, heterojen bir harekettir. İçinde kraliyet devrini özleyen, yeminli anti komünist, yahudi, müslüman, göçmen ve eşcinsel karşıtı arkaik faşist gruplardan, Brötan ve Bask milliyetçilerine, radikal sola, Anarşistlere, küreselleşme karşıtlarına, yeşil ve feminist gruplara, hatta “ömrümde ilk defa bir gösteriye katılıyorum” diyen “à politique”lere kadar herkes var.

“Hükümet bir jest yaparak yakıt zammını geri çeksin ve asgari ücreti 200 € yükseltsin” diyenler kadar,

“İsyan etmekte haklıyız”, “gösteri yapmıyoruz, sermayenin saldırıları karşısında kendimizi savunuyoruz”, “giyotini çıkarın”, “eşitlik yoksa, kardeş ve özgür de değiliz” diye tarihe not düşenler de var.

Çözümün, modern kölelik ve derin sınıfsal yarılmalar üzerinde, bıçak sırtında yürüyen kapitalizmin sınırları içinde bulunacağını, alınması muhtemel birkaç hak kırıntısıyla acılarının dineceğini sananların tarihsel yanılgılarına itiraz edip, “Macron/Hükümet=İstifa, Parlemento=Fesih, Senato=Tasfiye, Sistem=İlga” diyerek uzak ufukları işaret edenler de vardı.

Geniş çaplı sosyal kaos dönemlerinin egemenler ve mihmandarları cephesinde de çatlamalara neden olması kaçınılmazdır. “Macron, zamanında taktik bir geri adım atabilirdi”, “ben dememiş miydim bunlara bir miktar cep harçlığı verelim diye”, “yol yakınken yöntemi değiştirmek gerekir”, “daha fazla polis, daha fazla güvenlik önlemi diyerek boğaların karşısına geçip kırmızı bez sallamak akıllıca olmaz”, “çetin, radikal sol grupları toplum çoğunluğundan yalıtarak ezebiliriz” …

Fransa’daki toplumsal hareketle aynı saatlerde, beşeriyetin ve gezegenimizin başına bela kesilen küresel kapitalizmin siyasi misyonerleri G-20 zirvesinde nereleri paylaşacaklarının, hangi ülkeleri yıkıp dağıtacaklarının, hangi meşru direniş ve hak arayışı mücadelesini “teröre karşı mücadele” gerekçesiyle ezeceklerinin pazarlığını yapıyorlardı.

Büyük yıkıcılar ve vandallar, küçüklerini suçluyorlardı. Üstelik, olağanüstü hal ilan edilmesine gerekçe yaptıkları kırma/dökme ve yağma eylemlerinin bir bölümü gayet düzgün kameralarla çekilmiş, yüzleri yarı yarıya açıkta, matkaplı, çekiçli kuşkulu grupların eseri olduğu halde…

***

1968’in üzerinden geçen yarım yüzyıl boyunca Richter ölçeğinin kaydetmediği pek çok sarsıntı yaşadı Paris ve belli-başlı Fransa kentleri. 2005 banliyö isyanlarından “kızıl takkeliler” hareketine, “gece ayakta” eylemlerinden ZAD ve “sarı gömlekliler hareketi” ne kadar uzanan devrevi, ama bir tarihsel devamlılığı oluşturan ön kalkışmaların burada biteceğini sanmak bir yanılgıdır.

2008 “Küresel ekonomik krizi”ni izleyen günlerde Nicolas Sarkozy ve Şansölye Merkel’in, “Çok fazla barbarlaşan kapitalizm yeniden yapılandırılmalı, yeni ve ahlaki bir yapı oluşturulmalı” mealindeki -aslında çok şey anlatan-İtiraflarını hatırlayalım.

Finans sermaye ve büyük mülkiyet mutlak hükümranlığından feragat etmeyeceğine göre, toplumsal hareketler, sınıf mücadeleleri de farklı form ve yoğunluklarda yoluna devam edecektir.

Yaşananlar, çoktandır iflas eden bir uygarlık modelinin dalgalar halinde gelen krizinden öte bir anlam taşımamaktadır.

Tarih, 20. yüzyıl devrimlerinin ve sosyalist reformların yenilgisini kapitalizmin üstünlüğüne yoran, “elveda devrim” diyerek para, mülkiyet ve hiyerarşi dünyasını kutsayanlara inat, bildiğini okumaya devam ediyor.

adhk tarafından

SMF üyeleri Berivan Gülen ve Duygu Kıt tutuklandı

Kasım 29, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

SMF üyeleri Berivan Gülen ve Duygu Kıt tutuklandı

HABER MERKEZİ (29-11-2018) 23 Kasım 2018 günü, SMF üye ve taraftarlarına yönelik operasyonda gözaltına alınanlardan bir Partizan okuru ve beş SMF’li tutuklanmıştı Aynı dosya kapsamında bugün savcılığa ifade vermeye giden SMF üyeleri Berivan Gülen ve Duygu Kıt da tutuklandı.

Son tutuklamalarla birlikte 23 Kasım’da İstanbul’da SMF’ye yönelik siyasi operasyonda tutuklananların sayısı 8’e yükseldi.

adhk tarafından

Berkin Elvan davası: Bilmiyorum, tanımıyorum, hatırlamıyorum

Kasım 28, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sanık Fatih Dalgalı için daha önce ‘simaen tanıyorum’ diyen tanık polis de ifade değiştirdi, anne Gülsüm Elvan salonu terketti

HABER MERKEZİ (28-11-2018)  – Gezi Parkı eylemleri sırasında Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğiyle başından vurularak hayatını kaybeden Berkin Elvan’in ölümüyle ilgili davanın duruşması görülmeye başlandı.

İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Fatih Dalgalı’nın tek sanık olarak yargılandığı davanın bugünkü duruşmasında, Dalgalı ile aynı ekipte görev alan tanık polisler dinleniyor.

Tanık polislerin “bilmiyorum”, “tanımıyorum” ve “hatırlamıyorum” gibi ifadeler vermesi üzerine isyan eden Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan “Yeter ya bu kadar olmaz, katiller” diyerek salonu terk etti.

TANIK POLİSLER SANIK POLİSLERİ TANIMIYOR

İlk tanık ZET’çi polis Davut Arslan verdiği ifade de sanık polis Fatih Dalgalı’yı tanımadığını söyledi:

“Olay gününden önceki 15 Haziran gecesi Taksim’den Mecidiyeköy’e kadar olaylara müdahale ederek çalıştım. ZET kullandım. Olayın olduğu Okmeydanı’na hiç gitmedim. Sanık polis Fatih Dalgalı’yı tanımıyorum.”

Davut Arslan’ın ardından söz alan ikinci tanık polis, çevik kuvvet 9’uncu birlikte çalışan İsmail Saltuk Seki de görev yeri, amirleri ve Fatih Dalgalı’yla ilgili sorulara “Hatırlamıyorum. Çok yoğun çalışıyorduk, olay günü nerede, ne yaptığımı hatırlamıyorum” yanıtı verdi.

POLİS İFADELERİNE AİLEDEN TEPKİ

Baba Sami Elvan, “Sayın yargıcım, ben size 1986 yılında çalıştığım yerdeki 40 arkadaşımı sayarım. Bu polisler nasıl hatırlamıyor, hepsi size yalan söylüyor, inanmayın. 8 celsedir dinliyoruz, her seferinde mezara giriyoruz. Ben adalete açım” diyerek tepki gösterdi.

Sami Elvan’ın tepkisi üzerine yanıt veren hakim “İnandığımızı söylemedik, bu dava basit bir yaralama veya gasp değil, büyük bir dosya, herkesi dinliyoruz, uzun sürmesi normal” dedi.

Baba Elvan, mahkeme başkanına “Bize her duruşmada aynı şeyleri dinletiyorsunuz, o zaman biz gelmeyelim” yanıtı verdi.

3’üncü tanık Sertaç Hardal da 15-16 Haziran günlerinde nerede görev aldığını hatırlamadığını söyledi. “Akşam Okmeydanı’nda görevli grup şefiydim. Olay sırasında ZET tüfeği kullandığımı hatırlamıyorum” ifadelerini kullandı.

Tanık polis Sertaç Hardal’ın ekrandan yakın plandan gösterilen sanık Fatih Dalgalı için “tanımıyorum” demesi üzerine söz alan Av. Can Atalay, “İfadenizde simaen tanıdığınızı söylemişsiniz, fotograflara bakın” diye uyardı.

Ayrıntılar geliyor…

Artı Gerçek / Rıfat DOĞAN