adhk tarafından

ADHK; Kolektif Tatil Kampına katılım çağrısı yaptı

Temmuz 3, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Geleneksel olarak her yıl düzenlenen ADHK Kolektif Tatil Kampı,  21 Temmuz – 10 Ağustos 2018 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır

ADHK (03-07-2018) Bir yıl boyunca, yaşamın her alanında emek harcayarak, mücadele yürütürek, yığınca surunla boğuşarak, emperyalist kuşatma ve sömürüsüne karşı, gelecegimizin daha iyi olması için mücadele eden sizleri bu yaz Geleneksel ADHK kolektif Tatil kampına katılmaya çağırıyoruz.

Kolektif Tatil Kampımızda, kolektif yaşam, dayanışma, ortak degerlerin öne çıkarılması, hoş görülü bir ortamın yaratılması, kısa bir dönemde olsa, hep birlikte komün yaşamını yaşamak, bir yılın yorgunluğunu gidermek, fiziksel ve zihinsel olarak dinlenmek, dağınık, tek tek tatil yapma yerine, kolektif, insanlarımızı bir araya getirme, maddi olanaksızlıklardan dolayı tatil yapamayan çevremiz ve demokrat kesimler için imkan ve olanaklar yaratmak için düzenlemekteyiz.

Bireyciligin, benciligin, ezilmişligin, yabancılaşmanın kol gezdigi günümüz dünyasında, bunlara meydan okuyarak, alternatif kolektif tatil kampları düzenlemek, hep birlikte kısa bir zaman dilimide olsa, komün yaşamını gerçekleştirmek ihtiyaçtır ve aynı zamanda önemlidirde. Bu amaçla öncesi olmakla birlikte, sürekli olarak düzenledigimiz kolektif tatil kampımızın on beşincisini bu yaz gereçekleştirecegiz.

Kolektif Tatil Kampımız; 21 Temmuz – 10 Ağustos 2018 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır. Kamp yerine ilişkin daha geniş bilgi, http://www.campingneptuno.com  adresinde bulabilirsiniz.

ADHK Genel Konseyi / Kamp Komitesi

Kontak Adres; kolektiftatilkampi@gmail.com

Telefon: 00 49 157 52 48 53 62

adhk tarafından

Burjuva Seçimler Vesilesiyle

Temmuz 3, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Muhalefetin tümü başkanlık sistemine karşı olup, eski parlamenter sistemi geri getirmeye dönük bir siyaset ve yaklaşım sergilemekteydi Erdoğan ise, İngiltere görüşmelerine uygun olarak, ABD emperyalizmiyle tazelediği anlaşmalar çerçevesinde bunların çıkarlarının bekçiliğini yapacağını garanti etmiş olmalı ki, başkanlık sistemini benimseyerek ısrarla getirmek isteyen Erdoğan seçim sonuçları ne olsa da iktidarda tutuldu bu haydutlar tarafından. Seçim gecesi yaşanan ilginçlikler ve seçimler öncesi görülen siyasi tabloya karşın Erdoğan’ın seçimi kazanması bu derin ilişkiyi, aslında daimi olan ilişkiyi açıklamaktadır; emperyalist haydutlar tarafından seçim zaferi öyle ya da böyle Erdoğan’a bahşedilmiştir

BAKIŞ CAN (03-07-2018) Burjuva seçimlerin demokratik olmadığını söylemek katıksız bir doğru ama bilineni tekrar etmektir.  Seçimlerin eşit şartlarda gerçekleşmediği, bağımsız iradeye dayalı bir tercih ve tezahürden uzak olduğu, halk kitleleri veya seçmenin iradesini yansıtmadığını söylemek de genel geçer bir doğruyu tekrarlamaktır.  Dolayısıyla burjuva seçimlerin bir demokrasi oyunu, kitlelere dönük göz boyama, aldatmaca olup, faşizme çekilen bir maske ve burjuva bir prosedürden ibaret olduğu su götürmez doğrudur. Bütün bunlarda proleter devrimci siyaset açısından bir sorun yoktur; telaffuzu sadece doğruyu tekrar etmektir. Doğru ne kadar tekrar edilirse o kadar çok anlatılmış olur. Tekrarda bir beis yoktur. Ama doğrunun sulandırılmasında ve bilinen klişelerden ileri gitmeyen tekrarda beis vardır. Özellikle de doğrunun başka bir doğrunun karşısına dikilmesinde ya da doğruların tezatlık içinde ele alınmasında irice bir sakınca vardır. ‘’Bir tek Gül’e sahip olanlar her şeyi diken görürler.’’ Doğruyu tekleştiren veya tek doğruya saplanıp kalanlar diğer doğruları görmezler ki, statik düşüncenin yuvası tam da budur. ‘’Eğer burjuva seçimler bir oyundan ve faşizmi maskelemekten ibaret ise seçimlere girmenin manası ve mantığı nedir?’’ diyerek seçimlere katılmaya dönük taktik siyaseti sorgulayan ve seçimler sürecini(seçimleri) devrimci mücadele ve çalışmalardan tecrit eden anlayışlar her şeyi diken gören tek doğrucu tutucu anlayışlardır. Seçimlerin tüm karakterine karşın devrimci mücadeleye hizmet eder tarzda ele alınıp çalışmalar yürütülmesinde sakınca yok, devrimci mücadele adına fayda vardır. Bunlarda tekrar yeğdir; yeğdir çünkü sorun devrimci mücadeleyi tek doğruya indirgeyerek sınırlayıp yeteneklerinden yoksun bırakan sığ anlayışlar mevcuttur, ve bunlar objektif olarak ilerlemenin önünde engel olan anlayışlardır. Burjuva seçimlere bildik gerekçelerle katılmamayı prensip olarak benimseyen tavır artık geride bırakılmak durumundadır. Sorun taktik siyaset sorunudur ve şayet mesele taktik siyaset meselesi ise, doğru yaklaşım sorunu somut bir mesele olarak kavramaktır; somut koşullara ve duruma bağlı olarak bu taktik siyaset saptanmalıdır. Doğru olan budur. Bunda tartışmaya yer yoktur. Burjuva minderleri burjuvazinin aleyhine kullanma koşulumuz varsa ve kullanmamız anlamlıysa bundan çekinmeden kullanmalıyız…

Geride bıraktığımız seçimlerde doğru orantılı bir sonuç çıkmadı. Bütün gelişmeler, veri ve göstergelerin işaret ettiğinin aksine sonuçlar çıktı.  Enteresan bazı sonuçlar da gündeme geldi. Bunlar bir rastlantı olamaz, değil de. Rastlantılara değil, maddi ve teorik gerçeklere inanırız. Karpuz çekirdeğinden kabak olmaz, karpuz olur. Eğer karpuz çekirdeğinin ekildiği yerde kabak çıkmış ise, orada bir sorun var demektir. Ya karpuz çekirdekleri yerine kabak çekirdekleri yanlışlıkla ekilmiştir ya da olan kabak değil karpuzdur ama ‘’bizim çiftçi’’ karpuzlara kabak demektedir. Bu seçimlerde de ‘’kardeşim tohum karpuz da olsa siz kabak’a razı olacaksınız, zira bizim kabağa ihtiyacımız var’’ demiştir malum ‘’toptancılar’’ tarafından. ‘’Seçmenin oyuna bunlar ne para eder ki’’ diyenler olabilir. Ancak ‘’parayı basanın düdüğü çaldığı’’ bir dünyada yaşadığımız, haydutlar dünyasında demokrasi oyunu oynadığımız unutulmamalıdır. Yani, seçmen oyları-tercihlerinin baskı ve korkutma gibi nedenlerin ötesinde parayla satın alınarak değiştirildiği imkânsız değil, bilakis dağıtılan paralardan, yaz günü dağıtılan kömürlerden ve makarnadan da anlaşılacağı gibi tamamen mümkündür. Vaatler, aflar, vergi barışı vb vs şeklindeki rüşvetler de oyları yönlendiren-tercihleri değiştiren bir unsurdur. Yoksulluğun olduğu, paranın insani değerlerin yerine geçtiği, gücün parada olduğu ve güce tapıldığı toplumlar gerçeğinde rüşvetlerin de tehditlerin de geçerli olduğu inkar edilemez. Kısacası seçmen tercihlerinin manipüle edilmesi son derece mümkün ve çıplak gerçektir.

En önemlisi de bu seçim sonuçları bir ilk denebilecek bir tuhaflığa tanıklık yaptı. Erdoğan ve AKP güruhu dışında hiçbir parti ve cumhurbaşkanı adayı seçim sonuçlarından hemen sonra yapılan geleneksel açıklama tavrından kaçtı. Sanki belli pazarlıklardan sonra bir açıklama yapmayı uygun gördüler gibi bir tablo ortaya çıktı. Yenilginin moral bozukluğuyla açıklama yapmaktan sakınmış olabilirler elbet. Ancak bütün parti ve adayların aynı tavrı sergilemesi ilginçtir. İnce’nin Tv’de program yapan bir gazeteciye telefondan mesaj atarak yenilgiyi kabul ettiğini açıklaması da bu ilginçliklerdendir. Ertesi gün basının karşısına geçip açıklama yapan Kılıçdaroğlu’nun, İnce’nin tersine, ‘’ne seçim zaferi, ne kutlaması, niye kutlayacağım…’’ vb vs seklindeki tavırla Erdoğan’a ve seçim sonuçlarına dönük sergilediği tutum da aynı ilginçliği yansıtmaktadır. Özcesi seçim sonuçlarındaki ilginçliklerin tümü bizleri seçimlerde bir zahir noktanın olduğuna götürmektedir.  Bu ne olabilir ya da nedir?

Yukarıda ifade ettik ki, seçimler bir prosedürdür, göstermeliktir ve halkın-seçmenin bağımsız iradesini yansıtmamaktadır. Bu sadece oyların rüşvetle, parayla, kitlelere verilen korku ve uygulanan baskıyla sınırlı bir durum değildir. Aksine daha gizemli veya gizli gerçeğin bir yansımasını ifade etmektedir. Nedir o gizli gerçek? Seçim sonuçlarının seçmen oylarıyla belirlenmeyip başka güçlerce kararlaştırılmış olmasıdır. Başka güçler o toptancı-talancı haydutlardır. Yani emperyalist beylerdir. Seçim sonrası ilginçliklerin arkasında da bu haydutlar ve rollerinin yattığı söylenebilir. ‘’Kardeşim seçmenin oyu Erdoğan’ı değil, başkasını gösterebilir ama bizim çarkımızın dönmesi için Erdoğan, daha doğrusu başkanlık sistemi gereklidir. Ve buna itiraz etmeyeceksiniz’’ vb vs söylenmiş olabilir ağababaları tarafından. Emperyalist sermayenin seçim aşamasında da seçim sonuçlarına müdahale aşamasında da devreye girip istediği iktidarı getirme, istemediğini götürmesi tamamen mümkündür; mümkün olmanın ötesinde emperyalist haydut dünyada bu bir gerçektir. (Eğer seçimlerin demokratik olup kitlelerin iradesinin tezahürü olduğunu söylemiyorsak… Eğer söylemiyorsak, o halde sonuçları bu haydutların, büyük sermayenin tayin ettiğini kabul etmeliyiz…) Açık ki, uluslar arası ve yerli büyük sermaye, daha pürüzsüz, daha kolay ve bürokratik engellere takılmadan sınırsızca at oynatıp talan yürütmek istiyor. Sermayenin çıkarı buna uygun bir sistemi gerektiriyor. Bu sistemi sürdürecek, temsil edecek kimse onu iktidarda tutar ya da getirir; isterse seçimlerde sonuçlar farklı çıksın, bu sonuçları istediği iktidar lehine değiştirir. Hatta şantaj, tehdit ve komplolarla da bunu yapar; şayet seçimler öncesi akıttığı paralar seçmen oylarını yeterince değiştirememiş ise…

Muhalefetin tümü başkanlık sistemine karşı olup, eski parlamenter sistemi geri getirmeye dönük bir siyaset ve yaklaşım sergilemekteydi. Erdoğan ise, İngiltere görüşmelerine uygun olarak, ABD emperyalizmiyle tazelediği anlaşmalar çerçevesinde bunların çıkarlarının bekçiliğini yapacağını garanti etmiş olmalı ki, başkanlık sistemini benimseyerek ısrarla getirmek isteyen Erdoğan seçim sonuçları ne olsa da iktidarda tutuldu bu haydutlar tarafından. Seçim gecesi yaşanan ilginçlikler ve seçimler öncesi görülen siyasi tabloya karşın Erdoğan’ın seçimi kazanması bu derin ilişkiyi, aslında daimi olan ilişkiyi açıklamaktadır; emperyalist haydutlar tarafından seçim zaferi öyle ya da böyle Erdoğan’a bahşedilmiştir. Erdoğan yeminli uşaklığını sürdürmekle birlikte, emperyalistlerin yeni talan politikalarına uygun aktör olmayı kabul ederek efendilerine garanti etmiştir. Seçimlerdeki karanlık noktanın izahı ve seçim sonuçlarının her şeyin tersine çıkması böyle açıklanabilir. Komplo teorisi gibi görünen bu değerlendirme aslında emperyalist haydut dünyanın çıplak gerçeğidir. Kokuşmuş gericilikte bütün bunlar yaşanmaktadır. Darbeler yapmaktan sakınmayanlar,  şantaj ve tehditleri haydi-haydi yaparlar. Talancı çıkar ve emelleri neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan sakınmazlar. Göbek bağıyla bağımlı olan yerli gericiliklerin bağırıp çağırması ise boş bir nara ve tam bir komedidir. Verdiği ödünlere ve sözlere bağlı kalmasın fazla kalmadan tepetaklak olur Erdoğan… Ki, bu da uzak değildir. Erdoğan’ın verdiği sözleri yerine getirmesi pek kolay olmayacaktır. Çünkü emperyalist dengeler hala yerli yerine oturmuş değildir. İki yakasını iki hayduda kaptırmış olan Erdoğan’ın birinden destek görmesi, ötekinden köstek görmesi anlamına gelecektir. Ve çünkü bıçağın kemiğe dayandığı ekonomik-siyasi toplumsal şartlarda Erdoğan’ın verdiği sözleri yerine getirmesinin büyük toplumsal sancıları kaçınılmazdır. Toplumsal kitlelerle ağır şartlarda karşı karşıya gelen bir iktidarın kitle desteğinden yoksun kalarak iktidardan düşmesi de kaçınılmazdır. Emperyalist haydutların göstermelik de olsa, destekledikleri iktidarın kitle desteğine sahip olmasını isterler. Kitle desteğini yitirmiş olan iktidarın selefi iktidar emperyalist haydutlarca B planı olarak muhtemelen ve genellikle hazırdır.

Gazete Patika

adhk tarafından

Binlerce kişi Madımak’ta: İnsan yakan zihniyetle hesaplaşılmalı

Temmuz 2, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sivas Katliamı’nın 25’inci yıldönümü dolayısıyla, Türkiye ve dünyanın dört bir yanından gelen binlerce kişi sabah saatlerinde Sivas Alibaba Mahallesi’nde bulunan cemevi önünde bir araya geldi

Sivas (02-07-2018) Sivas Katliamı’nın 25’inci yıldönümü dolayısıyla, Türkiye ve dünyanın dört bir yanından gelen binlerce kişi sabah saatlerinde Sivas Alibaba Mahallesi’nde bulunan cemevi önünde bir araya geldi.

Burada kahvaltı yapan kitle, daha sonra 33 kişinin yakılarak katledildiği Madımak Otel’inin önüne kortej şeklinde yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri ile çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütü katıldı.

Demirci Kawa’nın direnişine atıf

Alibaba Mahallesi’nde başlayan yürüyüşte, katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafları ve bağlama taşınırken, “Hak, hukuk, adalet”,  “Katil devlet hesap verecek”,  “Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar” sloganları atıldı. Yürüyüş boyunca anons aracında, birlik ve beraberlik mesajı verilerek, Demirci Kawa’nın direnişine atıfta bulunuldu.

“Sivas için insanlık”

Binlerce kişi, “Selam olsun ateşle semaha duranlara”, “Devletin Alevisi olmayacağız”, “Madımak utanç müzesi olsun”, “Adalet halkların elleri ile gelecek” yazılı dövizler taşıdı. Ayrıca alanda, “Dersim için Maraş için Çorum için Sivas için insanlık için” yazılı bir pankart açıldı. Yürüyüş boyunca Alevi deyişleri de çalındı.

Aileler karanfil bıraktı

Yürüyüşün sonunda binlerce kişi eski Madımak Oteli, bugünkü İl Özel İdare Bilim ve Kültür Merkezi önüne geldi. Binanın önüne barikat kuran polis ekipleri, sadece siyasi parti temsilcileri ile katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarının bina önüne kadar girmesine izin verdi. Aileler, daha önce aldıkları karar doğrultusunda otel “utanç müzesi” oluncaya kadar binaya girmeme kararını sürdürdü. Siyasi parti üyeleri ile aileler katliamın yaşandığı yere karanfil bıraktı.

“33 cana borçluyuz”

Önlerinde ciddi bir sorumluluk olduğunu kaydeden Bilgen, şöyle devam etti: “O da insan yakan zihniyetle yüzleşmek ve hesaplaşmak. Kimsenin inancından dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir ülke ve dünya için bir araya gelmek; özgür, eşit, demokratik yaşayacağımız bir Türkiye’yi birlikte kurma sorumluluğu 33 canımıza karşı borcumuzdur.”

“Madımak muhalefetin sorumluluğu”

Muhalefet dinamiklerinin bir araya gelmesinin Madımak kurbanlarına karşı bir sorumluluk olduğunu dile getiren Bilgen, şunları söyledi:

Bir vahşetin, bir katliamın üzerinden çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen 33 insanın göz göre göre yakılmasıyla hala yüzleşememiş olmak bu ülkenin en büyük ayıplarındandır. 1993 yılında yaşanan bu vahşetle yüzleşebilseydik, etkin bir yargılama ve ciddi bir idari soruşturma yapabilseydik bunu hem toplum vicdanında mahkum edebilirdik hem de bu 25 yılında yaşanan başka karanlık olaya, vahşete insan yakma, katletme vakalarına tanıklık etmezdik. Bu ülkede bütün toplumsal muhalefet dinamiklerinin geçmişteki tüm önyargılarını aşarak bir araya gelmesi, Madımak kurbanlarına karşı vicdani sorumluluğudur. Biz HDP olarak bu çabanın arayışı içinde olmayı siyasetin bir görevi addediyoruz.

“Utanç müzesi olana kadar mücadelemiz devam edecek”

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ise, “Canlar bizler tam 25 yıldır burada hesap sormaya devam ediyoruz. Bizler burayı ‘Utanç Müzesi’ haline getirene kadar mücadelemize devam edeceğiz. Anmanın 26’ıncı yıl dönümünde burası ‘Utanç Müzesi’ olacaktır” dedi.

Anma, semah gösterileriyle devam etti.

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

adhk tarafından

SMF, Kartal’da 2 Temmuz katliamı anmasının ilkini gerçekleştirdi

Temmuz 1, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Madımak katliamının 25’nci yılında İstanbul’un Kartal ilçesine bağlı Erzincan mahallesinde anma etkinliği düzenledi

İstanbul (01-07-2018) Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Madımak katliamının 25’nci yılında İstanbul’un Kartal ilçesine bağlı Erzincan mahallesinde anma etkinliği düzenledi.

Saygı duruşuyla başlayan anma açılış konuşmasıyla devam etti. SMF’nin konuşmasının ardından Şiir ve müzik dinletisi gerçekleştirildi.  Grup Munzur,Şenol Akdağ,Coşkun Arslan ve Domani Dersim türküleri ve marşlarıyla sahnede yer aldı. Grup Munzur’un eserleriyle son bulan etkinlik Kartal’a bağlı iki ilçede 1 ve 2 Temmuz tarihlerinde devam edecek.

Gazete Patika

adhk tarafından

ADHK; Sivas Madımak katliamının hesabı birleşik mücadele ile sorulacaktır!

Haziran 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Madımak’ta türküyü, ṣiiri, tiyatroyu, folkloru, aydınlık düṣünceyi, farklı inancı yakanlar, bugün de aynı devletin yöneticileri; faṣist rejimden ayrı düṣünen herkesi hapsettirerek, iṣlerinden atarak, sürgüne zorlayarak , katlederek aynı eylemi daha katmerli bir ṣekilde tüm topluma karṣı gerҫekleṣtirmektedir.

ADHK (30-06-2018) 2 Temmuz 1993 tarihinde,Türkiye Cumhuriyeti faṣist diktatörlüḡü ve dönemin hükümet yetkilileri, bugün olduḡu gibi, kendileri gibi düsünmeyen, kendileri gibi inanmayan, kendileri gibi yaṣamayanlara hayat hakkı tanımama faṣist ideolojisi doḡrultusunda hareket ederek; 33 insanın diri diri yakılmasını saḡladı.

Madımak’ta faṣist caniler tarafından ateṣe verilen sadece ozanlar, ṣairler, gazeteciler, folklor ve semah oyuncuları, saz sanatҫıları deḡildi. Burada , toplumun duyarlılıḡı, aydınlıḡı, ezilenin ve öfkelinin sesi boḡulmak istendi. Yaṣadıḡı süre boyunca, zalime karṣı baṣkaldırının sembolü olmuṣ Pir Sultan Abdal’ın anılması engellenerek; ezilen halklara,zulme baṣkaldıranın yaṣam hakkının olmadıḡı mesajı verilmek istendi.

Köylerin askeri operasyonlarla yakılıp-yıkıldıḡı, insanların yerinden-yurtlarından zorla göҫettirildiḡi, „faili meҫhul“ cinayetlerin, iṣkencehanelerde, sokaklarda yargısız infazların sınır tanımaz ṣekilde yaṣandıḡı 1993-1994 yılları; Kürt ulusal baṣkaldırısının bastırılması ve devrimci, sosyalist örgütlerin tasfiyesi amacıyla devlet terörünün had safhada uygulandıḡı yıllardır.

Son yıllarda Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yaṣananlar bu dönemden farklı deḡildir. Hatta daha vahṣice ve toplu katliamların yaṣandıḡı dönemdir. Suruҫ, Ankara, Ṣırnak, Cizre, Nüsaybin ve Diyarbakır Sur katliamları bunlardan bazılarıdır. Nasılki Madımak’ta farklı ulus, inanҫ ve düṣüncelerden insanların aynı ortak etkinlikte birleṣmesine tahammül gösterilmediyse, halkların birbirlerine yakınlaṣmasını ve dayanıṣma iҫine girmesini saḡlayıcı her türlü adıma karṣı ṣiddet kullanıldı ve engellendiyse; bu dönemde de, Suruҫ’ta Kobane halkıyla dayanıṣmak, savaṣın maḡdur ҫocuklarına oyuncak, kitap iletmek iҫin buluṣan genҫlere, Ankara’da farklılıklarıyla barıṣ ve özgürlük sloganlarını haykıran onbinlerce insana karṣı bombalarla saldırarak, aynı amaca ulaṣmak istediler.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da son gerҫekleṣen baṣkanlık ve parlamento seҫimleri öncesinde yapılan secim propagandalarında da, farklılıkları reddeden, herkesi Türk ve sunni islam ilan eden söylemler, faṣist partiler ve adayları tarafından sürdürüldü. Oy alabilmek iҫin kimi Alevi kökenli olduḡunu, aileden bir tarafının Kürt olduḡunu ilan ettirseler de, ne Aleviyi ve Alevi inancını, ne de Kürdü ve Kürt sorununu kabul eden ve ҫözüm getiren bir söylemde bulundular.

Madımak’ta türküyü, ṣiiri, tiyatroyu, folkloru, aydınlık düṣünceyi, farklı inancı yakanlar, bugün de aynı devletin yöneticileri; faṣist rejimden ayrı düṣünen herkesi hapsettirerek, iṣlerinden atarak, sürgüne zorlayarak , katlederek aynı eylemi daha katmerli bir ṣekilde tüm topluma karṣı gerҫekleṣtirmektedir. Faṣist AKP ve MHP ittifakı halklara karṣı her türlü pervasızlıḡı yapmaktadır. Kendilerinin oynadıḡı „demokrasicilik“ oyunu seҫimin kurallarına kendileri uymayıp halkın iradesini hiҫe sayan her türlü hileye ve baskıya baṣvurdular.

Günümüzün koṣullarının; ezilen halklar iҫin, Kürtler, Aleviler, diḡer farklı ulusal azınlık ve inanҫ mensupları, devrimci ve sosyalist kesimler iҫin aḡır olduḡunun bilinciyle; mevcut faṣist rejimden baskı ve zulüm gören herkesin birlikte hareket etmesinin, kendi savunma sistemini geliṣtirmesinin gerekli ve zorunlu olduḡuna inanıyor ve faṣizme karṣı birleṣik mücadelenin geliṣtirilmesini öneriyoruz.

Madımak katliamının hesabı, bu birleṣik mücadeleyle sorulacaktır.

2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Hotelinde Katledilen Canları Saygıyla  Anıyoruz!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

30 Haziran 2018

adhk tarafından

G20 şiddet aygıtının koordinesi sonucu farklı uluslara ait 6 Devrimci daha gözaltına alındı

Haziran 28, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHF (28-06-2018) Son süreçte Almanya ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yapılan saldırı ve tutuklamalara bir yenisi daha eklendi, geçen yıl Hamburg’da yapılan G20 emperyalist ülkelerin kendilerini korumaları için geliştirdikleri ortak strateji ve taktiklere karşı, devrimci ve emekçilerin protestolarını gerekçe göstererek Almanya’nın Frankfurt/Offenbach am Main şehri başta olmak üzere birçok kentte sabah baskınlarıyla birçok insan gözaltına alınmıştır.

Bir yıldan beridir Almanya, İtalya, Yunanistan, Hollanda muhtemelen daha başka ülkelerde de bu baskınların benzerleri yaşanmış ve insanlar yoğun tutuklama, kavuşturma ve para cezalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu baskınların nedenlerinden biride hiç kuşku yok ki itiraz edeni kriminalize edip toplumu sindirmek ve sömürü sistemini itirazsız sürdürme isteğinden kaynaklıdır. Bir diğer deyişle, G20 ve benzeri emperyalist ülke buluşmalarına tepkiyi azaltmayı ve insanları sindirmeyi hedeflemekteler.

Bu saldırılar aynı zamanda emperyalistlerin birbirlerine bağımlı olmaları ve ortak olarak emperyalist dünya düzenini itirazsız sürdürme isteminden kaynaklanmaktadır.

Kapitalizmi ve onun yargılarını protesto etmek hukuksal bir haktır ve bundan daha doğal hiçbir şey yoktur/olamaz. Bu hak toplantı ve gösteri kanunlarında kendi yasalarınca bile ayan beyan maddeler halinde mevcuttur. İnsanlar bu hakkını kullanırken yasa koyucular kendi yasalarını dahi hiçe sayarak insanların şiddete maruz bırakılmalarına zemin hazırlayıp hiçbir hukuksal dayanağı olmadan saldırı ve sindirme gerekçesi haline getirmişlerdir. G20 döneminde itiraf eden bazı polislerin ifadelerinde sivil kıyafetle göstericilerin arasına karışıp ortamı provoke ettiklerini belirtmiş ve bu söylemlerde kamuoyuna yansımıştı. Bu gerekçelerle haksız ve hukuksuz saldırıları kınıyoruz. Tutuklanmaların derhal durdurulmasını talep ediyoruz.

Devrimci-Demokrat kurumların, kendi aralarındaki koordinasyonunun sağlanması ve bunu da bulundukları ülkelerin devrimci kurumlarıyla ilişkilendirip ezilenlerle bağını kurması ve ortaklaştırılmış bir tutumla karşı durması bir zorunluluktur, bu zorunluluğun maddi zemini her zamankinden daha fazlasıyla vardır ve ihtiyaçtır.

ADHF (Almanya Demokratik Haklar Federasyonu)

adhk tarafından

Polis tarafından katledilen Erkul ve Kerem’in davasında 2’nci duruşma başladı

Haziran 27, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Gazi Mahallesi’nde polisler tarafından ateş edilerek öldürülen Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un davasının ikinci duruşması bugün başladı

İstanbul (27-06-2018) İstanbul’da bulunan Gazi Mahallesi’nde polis, Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’u katletmiş ve 3 genci de yaralamıştı.

Polislerin tutuksuz olarak yargılanması ve hala görevlerinin başında olması kamuoyunda tepki toplamıştı.İddianamede 4 polisin “Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek” suçundan yargılanmasına karar verilmişti. Mağdur ailelerin avukatı Meral Hanbayat, sanık polisler E.E, K.A, Z.S. ve D.B’nin tutuklanmasını talep etmişti. Talebi reddeden mahkeme, kararında cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasının alındığını ve dosyanın incelendiğini belirterek “… talep edilen kanun maddelerindeki hapis cezalarının alt ve üst sınırları 2935 sayılı OHAL Kanunlarının 23/2-3 maddesi birlikte değerlendirildiğinde müştekiler vekilinin yerinde görülmeyen sanıkların tutuklanmalarına dair talebinin reddine…” ifadelerini kullanmıştı.

Davanın 2.duruşması bugün İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Gazete Patika

adhk tarafından

Saray Güven’e ses ve çığlık olmaya devam edelim

Haziran 27, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKH (27-06-2018) 20 Ağustos’ta kaçırılarak katledilen Saray Güven’in katil zanlısı yargılanıyor Toplumsal değer yargıları, ahlak ve namus gerekçesiyle kadının katledilmesini sağlayan tüm gericiliğin yargılanması için SARAY GÜVEN ‘e ve eril şiddet sonucu katledilen tüm kadınlara sahip çıkmak adına 28 -29 Haziran ve 13 Temmuz da görülecek olan mahkemelere başta kadınlar olmak üzere duyarlı her bireyi, kurumu katılmaya çağırıyoruz

Tarih: 28-29 Haziran 2018

Adres: Mathildenplatz 15, 64283 Darmstadt

Saat: 09.00

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi / Frankfurt

adhk tarafından

Öldüren sevgi olmaz, erkek egemenliginden insan olmaz, yaşamın adı kadın, ölümün adı erkek

Haziran 26, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Ne Saray nede Çiğdem erkek egemen sistemin kendini sürdürmek için ilk cinayetleri değildir Aksine kadınların örgütlü mücadelesi kadın katliamlarını durduracaktır Başka Sarayların, Çiğdemlerin, Tuğçelerin ve daha nice kadınların hayatlarını kurtaracak, iradelerine sahip çıkmalarını sağlayacak ve Ben kadınım deme cesaretiyle tüm ezilmişliğe ve köleliğe meydan okuyarak kendi özgürlüklerini yaratacaklardır.

ADKH (26-06-2018) ADI; ÇİĞDEM AKIN

Yaşı: 34

Cinsiyeti: KADIN

Ölüm Nedeni: KADIN DOĞMAK

Erkek egemenliği: kadınların nasıl giyineceklerini, nasıl oturup kalkacaklarını, nereye, ne zaman, nasıl, kiminle gidecekleri, kimi sevecekleri, kiminle evlenecekleri, eğitim alıp alamayacakları,  çalışıp çalışamayacakları, kaç çocuk doğuracaklarını kısacası erkekler tarafından yaşam biçimlerinin ve nasıl katledileceklerini belirlendiği bir sistemdir.

Binlerce yıl kadınlar bu sekilde erkeklerin denetimi ve baskısı altında yaşadılar. Bu baskıyı ve denetimi reddeden her kadın ya dışlandı ve hor görüldü, ya hakarete uğradı ve kötü kadın ilan edildi yada ailesi ve toplum tarafından bu şekilde psikolojik ve fiziksel şiddetin akıl almaz biçimlerine maruz kaldı ve de katledildi. Kadına karşı her hakkı kendinde gören erkek egemenliği kadınları katletmekte hiçbir sınır tanımamaktadır. Dünya üzerinde gerek Asya’da, Afrika’da gerek Avrupa;da, Amerika’da kadınlar sadece kadın doğdukları ve örf, adet, gelenek ve görenekler gibi  kendilerini hapseden kurallara uymadıkları için katledilmeye devam ediliyor. Neresi olursa olsun kadınların katillerini yasalar koruma altına almakta. En başta da kadın defalarca polise şikayet etse de gerekli önlemler alınmayıp erkeklerin kadınları katletmesi için bütün yollar açık tutuluyor.

ADI; SARAY GÜVEN

Yaşı; 47

Cinsiyeti; KADIN

Ölüm Nedeni; KADIN DOĞMAK

Bir yıl önce  öldürülen ve her defasında duruşmaları uzatılan  Saray Güven’in katil zanlısının yargılanmasında hiç bir ilerlemenin olmadığı ve aklanmaya çalışıldığını hissettiğimiz bu günlerde hukukunda erkek ve suç işleyen erkeklerle işbirliğine devam ettiğine tanık oluyoruz. Daha ilk duruşmada psikolojik olarak rahatsız olduklarına dair belgeler, mahkemelere delillerden önce sunularak, erkeklerin işledikleri cinayetlerden en hafif cezaları alarak kurtulmaları sağlanarak adeta kadın cinayetlerini teşvik etmektedirler.

On dokuncu yüzyılda liberalizm yükselen kadın mücadelesini bastırmak için, kamu ve özel alanı birbirinden ayırarak devletin özel alana yani hukuk yada adalet adı altında, erkeğe müdahale etmesini engelleyerek, erkek egemenliğini garantiye almıştır. Kadının ikincilliğinin ve maruz kaldığı her türden şiddetin  sürüp gelmesinin de teminatı olmuştur. Günümüzde kadınlar şikayet etse de devletlerin gerekli önlemleri almamasının ve de mahkemelerde erkeklerin ya hiç yada çok az cezalarla hukuk adı altında ödüllendirilmesinin kaynağında sistemin bir bütün kadının yaşamına, iradesine ve özgürlüğüne düşman olduğu gerçekliği bulunmaktadır.

Ne Saray nede Çiğdem erkek egemen sistemin kendini sürdürmek için ilk cinayetleri değildir. Aksine kadınların örgütlü mücadelesi kadın katliamlarını durduracaktır. Başka Sarayların, Çiğdemlerin, Tuğçelerin ve daha nice kadınların hayatlarını kurtaracak, iradelerine sahip çıkmalarını sağlayacak ve Ben kadınım deme cesaretiyle tüm ezilmişliğe ve köleliğe meydan okuyarak kendi özgürlüklerini yaratacaklardır.

Hem şiddet gören, hem öldürülen hem de suçlanan olmaktan kurtuluşun yolu örgütlü mücadeledir.

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR

ÖGÜRLEŞMEK İÇİN ÜRGÜTLÜ MÜCADELEYE

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

Dünya futbol kupasının gölgesinde Almanya’da neler oluyor?

Haziran 25, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Burjuva hükümetlerin alıṣılagelmiṣ taktiklerinden biri yeniden gündemde Avrupa veya Dünya Futbol Kupası karṣılaṣmalarının izlendiḡi günlerde, iṣҫi ve emekҫiler aleyhine yasalar ҫıkarmakta, kararlar almaktadır Ya vergi yasaları ҫıkarılmakta, ya yabancı ülkelerdeki iṣgal askerlerinin kalma süresi uzatılmakta ya da ṣimdi olduḡu gibi göҫmenlerin Almanya’ya giriṣlerini zorlaṣtıran yasa ҫıkarılmak istenmektedir.

ADHK (25-06-2018) 12 Haziran’da Alman Anayasa Mahkemesinde bir dava görüldü. Bu dava, devlet memurlarının grev yapma hakkının olup olmadıḡını belirleyecek nitelik taṣımaktaydı. Daha önce Almanya’nın 3 eyaletinde greve katılan 4 devlet memuru statüsündeki öḡretmenler hakkında soruṣturma aҫılmıṣ ve disiplin cezalarına ҫarptırılmıṣtır. Devletin bu uygulamasına karṣı durmayı ileriye taṣımak isteyen 4 öḡretmen Alman Anayasa Mahkemesinde dava aҫtı, 12 Haziran 2018 tarihinde görülen davada; mahkeme heyeti, devlet memurlarının aldıḡı ücretlerin yeterince yüksek olduḡu, sosyal haklarının ҫok iyi olduḡu ve iṣ koṣullarının grevi gerektirecek düzeyde kötü olmadıḡını, dolayısıyla iṣyerlerini terkederek greve katılmalarının yasak olduḡuna karar vermiṣtir. Davayı aҫanlar „mahkeme kararının haksız olduḡunu ve davayı Avrupa Insan Hakları Mahkemesi’ne taṣıyacaklarını aҫıkladılar. 1,9 milyon devlet memurunu ilgilendiren bu karar, sessiz bir ṣekilde geҫiṣtirildi. Memur sendikaları da karara karṣı ciddi bir tavır takınmadılar.

Öḡretmenlerin iṣkoṣullarının oldukҫa iyi olduḡunu kararının gerekҫelerinden biri olarak yazan Anayasa Mahkemesi üyelerinin, öḡretmenlerin ҫalıṣma koṣullarından ya habersiz oldukları ya da gerҫekleri görmezden geldikleri anlaṣılıyor. Halbuki, öḡretmen sendikalarının ve meslek koṣullarını inceleyen enstitülerin verdiḡi bilgilere göre; Almanya’da, öḡretmenler haftada 48 saat (ev ödevlerinin kontroledilmesi, sınav sonuҫlarının kontrolü, yeni ders planının hazırlanması vs. de dahil) ҫalıṣmakta, %60’a yakını meslekten kaynaklı stres ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle erken emekli olmaktadırlar.

Devlet kendisi, memurların ṣartlarının grev yapmayı gerektirmediḡine karar veriyor! „Adalet“li olması gereken Anayasa Mahkemesi devletin lehine karar veriyor ve böylece; grev yasaḡını ve öḡretmenlere uygulanan disiplin cezasını da onaylamıṣ oluyor. Dünya Kupasının gölgesinde alınan bu karar, kamuoyunda tartıṣılmadı bile.

Diḡer bir konu da Göҫmenler sorunu. Hristiyan Sosyal Birlik Partisi(CSU)‘nin baṣkanı ve Alman Federal Iҫiṣleri Bakanı Hosrt Seehofer tarafından Göҫmen sorunu yeniden gündeme getirildi ve en kısa sürede yeni bir ҫözümün bulunması iҫin Alman Baṣbakanı Angela Merkel’e 2 haftalık bir süre verdi ve dikkat edilirse bu süre, Dünya Futbol Kupasının bitimine bir hafta kala sona eriyor. Merkel de hemen harekete geҫerek Fransa devlet baṣkanı Macron’la görüṣme yaptı ve ikisinin yaptıḡı ortak basın aҫıklamasında; yeni ҫözüme iliṣkin aynı düṣüncede olduklarını aҫıkladılar.

Nedir istenen yeni ҫözüm? Özellikle CSU’nun dayattıḡı öneri; „Göҫmenlerin Almanya’ya giriṣine engel olmak. Almanya’ya girdikleri taktirde, yapılacak soruṣturmada Almanya’ya girmeden önce hangi ülkeden geҫmiṣse oraya geri verilecek ve böylece sorun sınırötesinde ҫözülmüṣ olacak“ ṣeklindedir.

Baṣta Italya ve Ispanya olmak üzere; denize kıyısı olan ülkeler, Almanya ve Fransa’nın üzerinde anlaṣtıḡı görülen bu ҫözüme karṣı ҫıkmaktadır. Angela Merkel Avrupa ülkelerinden ortak karar ҫıkartabilmek iҫin yüklerini hafifletici giriṣimlerde bulunmaya baṣladı: Lübnan ve Ürdün’ü ziyaret ederek özellikle Suriyeli göҫmenlerin buralarda barındırılması iҫin gerekli desteḡi sunacakları mesajını verdi. Türkiye ile görüṣmeler yapması da olasılıklar arasında görülmelidir. Ekonomik olarak büyük bir kriz yaṣayan Türk hükümetinin bu ҫözüme dahil olması beklenir.

Bu ҫözüm(!); yakılıp-yıkılan, talan edilen Suriye ve Kürdistan’dan, Libya’dan, Yemen’den ve daha birҫok savaṣ yaṣayan ülkeden göҫetmek zorunda kalan insanların, ya yollarda, denizde ölüme terkedilmelerine/zorlanmalarına veya en kötü koṣullarda kurulan barınma kamplarında insanlık dıṣı koṣullarda yaṣama zorlanmalarına sebep olacaktır.

Haziran ayının sonunda toplanacak olan Avrupa Birliḡi ülkeleri, göҫmen sorununu görüṣecek ve ṣu ana kadar öne ҫıkan ҫözüm önerisi; Göҫmenlerin Avrupa Birliḡi ülkeleri dıṣında tutulması ıҫin önlemlerin alınmasına yöneliktir. Alman Hükümet ortaklarından Hristiyan Sosyal Birlik Baṣkanı ve Federal İҫiṣleri Bakanı Seehofer, Avusturya, Italya ve Macaristan ırkҫı hükümetleriyle aynı görüṣü paylaṣmaktadırlar. Alman Sosyal Demokrat Parti(SPD) kendisini bu tartıṣmanın dıṣında tutuyor ve süren tartıṣmanın CDU ile CSU arasında iҫ politikaya yönelik sürdürülen bir tartıṣma olduḡunu ileri sürüyor. Halbuki durum öyle deḡil, Merkel ikna turlarına devam ediyor ve ay sonunda Avrupa ҫapında bir „ҫözüm“ün ҫıkması hedefleniyor.

Mafia tipi bir örgütlenme gibi ҫalıṣan FİFA önderliḡinde organize edilen ve dünyanın en pahallı pazarlarından birini oluṣturan futbolcu pazarının ҫalıṣtırıldıḡı, Dünya Kupası maҫlarının gürültüsü arasında yürütülen Göҫmen sorunu tartıṣması, insanı deḡerlerden uzak, köklü ҫözümlere kapalı bir tartıṣmadır. TV ve Gazetelerin haber sayfalarının önemli kısmını Dünya Kupası maҫları ve pahallı futbolcularının  haberleri  kapsamaktadır.

Politik arenadan hep uzak tutulan yıḡınlar, bu kez de futbol sayesinde TV’lerin baṣına ҫekilerek; Anayasa Mahkemesinin aldıḡı karardan ve sürdürülen Göҫmen sorunu tartıṣmasından uzak tutuldu.

Amatör futbol yarıṣından ҫıkarılarak, profesyonel paralı oyuncuların kendilerini daha yüksek fiyatla klüplere satmak iҫin yaptıḡı ṣovlara dönüṣen Dünya Futbol turnuvası, aynı zamanda burjuva hükümetlerinin, andaki sorunlarının ҫözümünde gölge görevini de görmektedir. İṣҫi sınıfı, memurlar, kadınlar ve genҫlik toplumsal sorunların ҫözümünde rol almaktan geri durdukҫa; burjuvazi her türlü aracı, sömürülen yıḡınların politik arenadan uzak tutulması için kullanacaktır.

Toplumun en ileri bilince sahip kesimini oluṣturan devrimcilerin, sosyalistlerin, burjuvazinin bu oyunları karṣısında sessiz kalmaması ve yıḡınları uyarması gerekmektedir. Kitlelerin kendi sorunlarına sahip ҫıkması, ҫözümü iҫin örgütlü mücadeleye katılması, sosyalist bilincin aktarılması rolüyle mümkündür.

-Memurların Grev Hakkı Gaspedilemez!

-Bütün Savaṣ Tüccarı Emeperyalist-Kapitalist Devletler, İnsanların Kendi Topraklarından Göҫetmelerinden Sorumludur!

-Göҫmen Sorunu, Duvarlar ve Bıҫak Keskini Tellerle Ҫözülmez, Kapitalist Sistemin Yıkılmasıyla Ҫözülür!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)