adhk tarafından

Ulm’de İbrahim Kaypakkaya anıldı!

Mayıs 18, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Katledilişinin 47’nci yıl döneminde komünist önder İbrahim Kaypakkaya, Partizan ve Sınıf Teorisi tarafından Ulm’de anıldı

ULM (18-05-2020) Yaşanan pandemiye rağmen Anma kitlesel bir katılımla Tohum Kültür Merkezi önünde gerçekleştirildi Anma etkinliğine   başta Ibrahim Kaypakkaya şahsında olmak üzere tüm Komünizm ve Devrim Şehitleri için bir dakikalık saygı duruşu ile başlandı.

Programa 18 Mayıs marşın   tüm seyircilerle birlikte okunarak devam edildi.

Sınıf   Teorisi temsilcisi bugün birlikte düzenlen bu etkinliklerin büyük önem taşıdığını ve buna kendileri stratejik baktıklarını vurguladı. Okunan MKP MK-SB açıklamasının ardından Rojava’da çekilmiş olan HKO ve TIKKO güçlerinin ortak açıklaması   gösterildi.

Partizan temsilcisi bugüne kadar verilen mücadelenin neler yaratığı basit örneklerle katılımcılar   paylaştı ve özellikle Ibrahim Kaypakkaya’yi bugün anmanın başta dogmatizmi mahkûm ederek mevcut durumun doğru tahlillerini   yaparak sınıf mücadelesini ileriye taşımak olduğunu dile getirdi. Okunan TKP/ML MK-SB açıklamasının ardından Ulm YDG muzik grubu devrimci marşları dinleyicilerle paylaştılar.

Anma etkinliğine MLKP, SYKP, Halk Cephesi, Kon-med,   Sol Parti (Türkiye) destek sundular. MLKP ve Halk Cephesi ayrıca birer konuşma yaptılar.

adhk tarafından

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya İsviçre’de Anıldı

Mayıs 18, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

İSVİÇRE (18-05-2020) 47’nci Ölümsüzlük yıllında Türkiye Kuzey Kürdistan proletaryasının öncü müfrezesi partimiz Maoist Komünist Parti’ nin kurucu önderi ve Başkomutanımız, Komünist önderimiz İBRAHİM KAYPAKKAYA isviçrede sınıf teorisi ve partizan ortaklaşa anma gerçekleştirildi. Kaypakkayanın Kızıl güzergahında savaşarak şehit düşen tüm önder kadro ve şavaçcılarımızı, Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketlerinin devrimci önderlerini ve savaşçılarını, kısacası dünyada devrim ve Komünizm şehitlerinin için saygı duruşuyla başlayan anmaya açılış konuşmasının ardından MKP ve TKP- ML adına yapılan konuşmaların ardında Rojovada MKP- HKO ve PKK HPG konseyin göndermiş olduğu görüntülü sinevizyon mesaj sunuldu Ardından HBDH mesaji ve Rojova MLKP Hüseyin Demirci akedemisi yazılı mesajı okundu.

MKP mesajında Parti ve Devrim Şehitlerini Anma Vesilesiyle;Şan Olsun Komünist Toplum Uğruna Döğüşüp Devrim İçin Ölenlere!…Değerli Yoksul Dünya Halkları, Mazlum Ulusları ve Dünya Proletaryası!Değişik Ulus ve Azınlıklardan, Ezilen Cins, İnanç ve Kimliklerden Değerli Halklarımız, İşçiler!Devrim ve Sosyalizm Mücadelecileri Dostlar, Komünizm Savaşçısı Yoldaşlar! komünist önderimiz ibrahim kaypakkaya nın 18 Mayıs 1973 de Diyarbakır ilkencehanelerinde, aylarca sürdürülen işkenceler ardından faşist diktatörlük tarafından katledilmesinin onun salt işkencehanelerindeki direnşçiliği ile ilintili değil. Esas sebep bu direnişe rengini veren bütünlüklü komünist fikirleri ve pratiğidir. Kaypakkaya Türkiye kuzey kürdistan devrim tarihinde nitel bir çığırdır. Kaypakkaya Teori – pratik bütünlüğüdür. Kaypakyayı anmak Komünizm ideolojisini ve halkın gerçek sınıfsal çıkarlarını her şeyin merkezine almaktır. Tekniğe paraya tapmanın tersine, halkın yaratıcı ve değiltirici güçüne güvenmektir. Kaypakkayayı anlamak Karar vermek ve başarma azmidir. Emperyalist kapitalist sisteme karşı sınıf kinini büyütmektir. Ve yeri anı geldiğinde celladın gözlerinin içine içine cüretle bakabikmektir. işte biz böyle bir önder ideolojık cizgi ve şahsiyete sahibiz ve bu gün bu cizginin vucut bulduğu önderi yoldaş Kayoakkaya’yı anıyoruz. 47. Ölümsüzlük Yıldönümünde içinde geçtiğimiz somut durum olan corona pandemininden dolaya, merkezi olarak planladıkları, anma gecelerimizi komünist önderimiz kaypakkaya’ 47. Olümsüzlük yılında stratejik yürüyüşümüzün zafer bayrağıdır! etkinlikleri zorunlulukdan iptal edilmişti.

Hiçbir Özgün Durum, Komünist Önderimizi ve Ölümsüz Kutup Yıldızlarımızı Anmanın Önünde Engel Değildir! 47. Ölümsüzlük yıl dönümünde, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, bu gün isviçre ve Avrupa’da çeşitli bölgelerde etkinliklerle anılıyor!18 Mayıs faşist Türk devleti şahsında emperyalizmin, komprador bürokrat kapitalizmin, feodalizmin ve tüm dünya gericikiğinin komünizmi kazanma azmiyle direnen ve ser verip sır vermeyen, proletaryanin öncü önderlerinden İbrahim Kaypakkaya şahsında enternasyonal proletaryanın önünde acizlelerek diz çöktüğü tarihi bir gündür.18 Mayıs önder İbrahim Kaypakkayanın yaşamı ve ölümüyle billurlaştırdığı proletaryanın kzıl bayrağının zafer günüdür. Bizlere sonuna kadar devrim zafere kadar savaş çağrısıdır.18 Mayıs, Komünizmi kazanmak için kararlılık manifestomuzdur.18 Mayısı unutmadık unutmıyacağiz!

18 Mayısın sanlı yolunu takip ederek ilerleterek geliştirerek somut durumun somut tahlil gerçeklikliliğinden hareketle, kızıl bayrağı göndere çekene denk sosyalist halk savaşımizin zaferiyle kazanacağız.18 Mayıs kızıl güzargahımızın vazgeçilmez stratejik önderi KaypakkayaKomünizm mücadelesinin sönmeyen kızıl yıldızıdır.Müzik dinletisinin ardından anma etkinliği sonlandırıldı.

adhk tarafından

47. Ölümsüzlük yılında Kaypakkaya yoldaş Viyana ve Innsbruck ‘da Partizan ve Sınıf Teorisi tarafından Devrimci coşkuyla Anıldı!

Mayıs 18, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya şahsında, Parti ve Devrim şehitleri anma etkinlikleri, 16 Mayıs 2020 Cumartesi günü eş zamanlı olarak, Avusturya’nın Viyana ve Innsbruck kentlerinde anıldı

AVUSTURYA (18-05-2020) Planlaması ve gerçekleştirilmesi, kolektif emek ve çalışmanın ürünü olan anma etkinlikleri bu birlikteliğin ürünü olarak, etkinlik alanında birleşen kitlenin ,devrimci coşkuyu, devrim davasında yitirdiklerimizin devrim düşlerinin, kararlılıklarının paylaşılması, bunun her koşulda devrimci mücadelenin bir bileşeni-zemini haline getirilmesi önemliydi ve anma etkinliği başından beri bu devrimci bilinçle ele alınıp örgütlendi. Anma, etkinliklerinde PARTİZAN ve SINIF TEORİSİ Taraftarları adına yapılan   konuşmalarda özetle

71 devrimci çıkışının zeminini oluşturan ’68 kuşağı, dünyada ve Türkiye’de büyük toplumsal-siyasal çalkantı ve arayışların üzerinden yükseldi. Çin’de gerçekleşen Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin, Vietnam Devrimi’nin dünyayı sarıp sarmaladığı, eskiye dair ne varsa hücum edildiği bir tarihsel kesitte; tıpkı günümüzde olduğu gibi kapitalist emperyalist sistemin yoğun olarak sorgulandığı bir dönemde, ’71 devrimci çıkışının ülkemiz topraklarındaki komünist yüzünü İbrahim Kaypakkaya yoldaş oluşturdu. Denildi konuşmalarda devamla

Coğrafyamız   devrimci hareket önderlerinden Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Kürt ulusal kurtuluş hareketi önderlerinden Mazlum Doğanları, onlar şahsında on binlerce bağımsızlık, kurtuluş ve devrim şehidini saygıyla anılan   konuşmalar.   Kaypakkaya’yı hakim sınıflar cephesinden ‘tehlikeli’ kılan en önemli neden ülkemizde sınıflar gerçekliğini Marksist bir şekilde ele aldığı ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunması ve Hakim sınıf ideolojisi Kemalizm’den köklü bir kopuş sergilemesi ve Ermeni soykırımı, milli mesele, gibi birçok sorunu tahlil ettiğini vurgulayan konuşmalardan sonra

Açıklamaların   ardından okunan Kaypakkaya şiirleri ve müzikler ve seslendirilen marşlarla anma programı yerli ve göçmen kurumlar kurumlar adına yapılan konuşmalarda ortak mücadele vurgusu yapılarak ortak sloganlarla anmalar bitirildi.

SINIF TEORİSİ VE PARTİZAN TARAFTARLARI AVUSTURYA

adhk tarafından

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya Londra’da anıldı

Mayıs 18, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, ölümsüzlüğünün 47’nci Yılında Partizan ve Sınıf Teorisi tarafından Londra’da anıldı

LONDRA (18-05-2020) İngiltere: Komünist önder İbrahim Kaypakkaya, İngiltere’nin başkenti Lonra’da Sınıf Teorisi ve Partizan tarafından düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Korona salgını nedeniyle açık havada düzenlenen etkinlik, saygı duruşu ile başladı.

Açılış konuşmasında korona salgınına değinildi. Etkinlik Sınıf Teorisi’nin anma vesilesiyle hazırladığı metnin okunmasıyla sürdürüldü. Ardından Proletarya Partisi’nin İbrahim Kaypakkaya’yla ilgili yapmış olduğu açıklama okundu. Anma, 18 Mayıs marşının okunmasıyla sonlandırıldı.

adhk tarafından

“Onlar, faşizme karşı mücadelede yol gösteren kutup yıldızıdır”

Mayıs 16, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Mayıs ayı şehitlerini anan HBDH, yaptığı yazılı açıklamada, “İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer, direniş ve mücadeleleriyle mayıs ayını kızıllaştıran yoldaşların anısı ve mücadelesi yolumuzu aydınlatan birer meşale olmaya devam etmektedir” ifadelerini kullandı

HBDH (16-05-2020) Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Yürütme Komitesi, Mayıs ayı şehitlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

HBDH, “Baskının ve şiddetin olduğu yerde isyanlar meşrudur ve direnişler kaçınılmazdır. Tarihimiz isyanlarla, kahramanca direnişlerle yazılmış ve bugünlere taşınmıştır. Mayıs ayı bu tarihin en anlamlı aylarındandır ve direniş ayı olarak tarihteki yerini almıştır” diye belirtti.

İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer, Halil Çavgun, Ferkat Kurtay, Eşref Anyık, Mehmet Zengin, Necmi Öner ve nice halk önderleri gibi mayıs ayına adlarını altın harflerle yazdıran bu direniş meşalelerini ölümsüzlüklerinin yıl dönümünde saygı ve minnetle andığını ifade eden HBDH, “anılarına ve mücadelelerine bağlılığımızı yineliyoruz” dedi.

Hepsinin ortak yanı destansı direnişleri, mücadeledeki kararlılıkları, sarsılmaz iradeleri, baskı ve şiddet karşısında halktan, ezilenden, sömürülenden yana tavizsiz net duruşları olduğu vurgulanan açıklamada, “Direnişleriyle bu tarihe adını yazanlar aynı zamanda bu tarihe unutulmaz notlar da düşmüşlerdir” diye belirtildi.

HBDH açıklamasının devamında şu ifadelere yer verildi:
“Parlamentarizmin, pasifizmin ve revizyonizmin devrimci mücadelenin önünde barikat kurduğu yılların içinde birikerek mayalanan, devrimci teori ve pratiği bilinçli örgütlü eylemle buluşturan, mücadele tarihimize ’71 devrimci kopuşu olarak geçen radikal devrimci çıkışın Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi seçkin önderlerinden olan İbrahim Kaypakkaya, ’73- 18 Mayıs’ında Amed zindanlarında katledildiğinde yalnızca faşizmin işkencehanelerinde ‘ser verip sır vermeme’ geleneğinin sembolü olmamıştır ardıllarına. Kemalizm ve coğrafyamızdaki ulusal soruna yönelik hakim olan yaklaşımlardan radikal kopuş tahlilleriyle, silahlı devrim mücadelenin stratejik önemini kavrayışı ve bu doğrultudaki tereddütsüz konumlanışıyla, devrimci mücadelenin teorik sorunlarına yönelik geliştirdiği fikirleriyle de coğrafyamız devrimci mücadelesinin teori ve pratiğine önemli bir miras bırakmıştır.

“1977-18 Mayıs’ında katledilen devrimin önder kadrolarından Haki Karer, Karadeniz’i Kürdistan’la buluşturan enternasyonalist bilinç olarak, egemen hakim Türk şovenizmine devrim cephesinden bir cevap olarak tarihimize eşsiz bir miras bırakmıştır. Kürt ulusunun özgürlük mücadelesinin Kürtlerin değil aynı zamanda Türk ulusunun da bir özgürlük mücadelesi olduğunu pratiğiyle ilan ederek en önde, öncü kadro olarak konumlanmış, Karadeniz’in isyanını Kürdistan’ın isyanıyla buluşturmuştur.

“1978 Mayıs’ında Halil Çavgun, 1983’ün 3 Mayıs’ında Mehmet Karasungun, İbrahim Bilgin, 1992’nin 11 Mayıs’ında Armenek Bakırcıyan, Ozan Mizgin, 1982’nin 17-18 Mayıs’ında Amed zindanlarındaki 12 Eylül faşizmi karşısında isyanın ve direnişin adı olan Dörtler (Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Necmi Öner) hangi koşullarda olunursa olunsun faşizm karşısında kararlı duruşun, halklara olan sarsılmaz inancın, özgürlük ve devrim mücadelesine bağlılığın öncüleri oldular.

“İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer, direniş ve mücadeleleriyle mayıs ayını kızıllaştıran yoldaşların anısı ve mücadelesi yolumuzu aydınlatan birer meşale olmaya devam etmektedir.

“Onlar, faşizme karşı mücadelede her türlü karamsarlığa, umutsuzluğa ve çaresizliğe vurulmuş bir neşter, yol gösteren kutup yıldızıdırlar.

Onlar yolumuzu aydınlatıyor, yol gösteriyor

“Faşizm nasıl ki Kaypakkaya’ları, Karer’leri, Dörtleri teslim alamadı, devrimci iradelerini kıramadı, aynı şekilde ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, hangi tekniği kullanırlarsa kullansınlar, hangi yalana başvururlarsa başvursunlar nafiledir! AKP-MHP faşist iktidarı da ezilen halkları teslim alamayacak, HBDH’nin ve devrimci halk güçlerinin devrimci iradelerini kıramayacaktır.

“Çünkü, Onlar’ın ardıllarına bıraktığı miras yaşam kadar canlı, güneş kadar parlaktır. Pasifizme vurulmuş bir neşter, halkları kutuplaştırıp-düşmanlaştırmaya vurulmuş bir tokat, en olunmaz denen yerde kıvılcımla yaratılan bir direniştir. Çözümsüzlük ve imkansızlıklar karşısında yaratıcılıktır. Halka duyulan sonsuz sevgidir. Mevzilerde buluşmuş siper yoldaşlığıdır.

Onlar direnişi büyütme çağrısıdır

“Bugün yereldeki her bir isyan dinamiği, her bir aktivist, bir adım daha öne çıkmalı, çalışma yürüttüğü alana mayısın kızıl direniş ruhunun taşıyıcısı olmalıdır. Halkların tepkisini isyana, isyanı direnişe dönüştürmelidir. Mahalleleri, semtleri, amfileri, fabrikaları, dağları mayısın kızıllığıyla buluşturmalıdır. Bilinci ve cesareti yeteneğiyle birleştirerek İbrahim’lerin, Haki’lerin, Çavgun’ların, Armenak’ların, Dörtlerin direniş geleneğini siper yoldaşlığı ruhuyla yaşatmalı, faşizme barikat olmalıdır.

“Birleşik mücadele perspektifi ve siper yoldaşlığı ruhu ile faşizme ve gericiliğe karşı yürütülen mücadeleyi her düzeyde ve yetenekte omuzlayalım, geliştirelim, ileri taşıyalım.”

adhk tarafından

Devrimci Tutsakların Hayriye ANA’sını, Kaybettik

Mayıs 15, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Bursa Özel Tıp Hapishanesi’ne gelip gittiği o koca beş yıl içinde, O oğluna ANA, oğlu ona yoldaş ve öğretmen, görüş günleri birer “ideolojik politik eğitim” süreci, ANA/Oğulu kelimenin gerçek anlamında YOLDAŞ kılar Yoldaş olurlar

ADHK (15-05-2020) Hayri’ye Ana, Gorki’nin romanında ki Ana’dan ne bir eksik, ne bir fazladır. Hatta  fazlası vardı. Gorki’nin Anası,  oğullarına yıllarca hapishane de görüşmeci olup, ateş topuna dönen  oğulcanını  bir  kor parça  olarak almamıştır. Bu bakımdan Hayriye Ana’dan şanslıdır(!)

Hayriye Ana, sürekli evlat hasreti yaşayan, her bir devrimciyi de evlat olarak sahiplenen yüreği yangın yeri gibi bir KADIN’dı.

Alevi kimliği ile “sol muhalefet” in öznesidir. Çünkü şehrinde yaşanan katliamı, alev alev yanan Çorum’u unutmaz. Bundan daha fazla ne olabilir ki diye düşünür. Ama cuntayla gelen “devlet gerçeğiyle” gecikmeden tanışır.

Evin en genç  devrimcisi Ali İhsan’ı Almanya’dan  mücadele için geri  gelir. Oğlu, Ali İhsan’ı, Avrupa’yı bırakıp, ülkemde devrimcilik yapacağım, sosyalizm/ komünizm için mücadele edeceğim derde, O kör ve sağır kalır mı? Gelince Ankara’ya oğlu, engel çıkarmadan, yoluna yoldaş olur. Kaypakkaya güzergahına bir kez daha ama daha da cesaretli, bilinçli  girer ana oğul..

Oğul yoldaşlarıyla birlikte Ankara DAL’da dardadır. Hayriye Ana ordadır. Dirhem geri durmaz, Okan’ı, Berna’yı, Erdal’ı oğlundan ayırmaz. Hepsi için ayrı zamanlar da  nöbettedir.. Hepsi için orada kapı da beklemektedir..

Sorgu biter Ali Ihsan tutuklanır. Hayriye Ana oğlu ve yoldaşları için Ulucanlar Hapishanesini mesken eyler.

Görüş kabinlerinde ağlamaz, sızlanmaz, dert yanmaz. Her daim sevgiyle gülümser yüzü. Bütün tutsak analarıyla “ kader birliği” yapar. Belki de içlerinde hapishane yollarında en tecrübelilerden biridir. Onlar da çocukları gibi yoldaş olmaya başlarlar. Kopmaz bir bağla güçlendikçe kenetlenirler birbirine. Oğulları, kızları umutlarıdır, gelecekleridir her birinin. Hapishane yolları ve yılları uzadıkça çocuklarının hapisliğine direnç suyu olurlar.

Her hafta ziyarete gider, durup durmaksızın, yorulmaksızın. Ali İhsan’ı örgüt üyeliğinden ceza alır Bursa Özel Tip’e sevk edilir oraya gider.

Bir gün değil, bir yıl değil..  95’den, 2000’e kadar, her hafta gider Bursa Özel Tıp Hapishanesi’ne.. Bir hafta aksatmışsa diğer hapishanelere ziyarete gittiği içindir. Bundan gayrisi olmaz  Hayriye Ana için maruz değildir. O bir devrimci tutsak Anasıdır, her hafta evlatlarını gelip görecektir ve  “Ben buradayım” diyecektir.

Bursa Özel Tıp Hapishanesi’ne gelip gittiği o koca beş yıl içinde, O oğluna ANA, oğlu ona yoldaş ve öğretmen, görüş günleri birer “ideolojik politik eğitim” süreci, ANA/Oğulu kelimenin gerçek anlamında YOLDAŞ kılar.. Yoldaş olurlar..

Hayri’ye ANA bu zaman için de, hapishanedeki saldırı ve tecrite karşı ses olan  kah hapishaneler arası iletişimde kah, içerde yaşanan sorunlara dair,fikir söyleyen tutum alandır.

Hepsi bu mu! “komutanı oğlu” Ali İhsan’ın iyi bir öğrencisi olur, kısar gözlerini sevgi ile gülümser.. Pür dikkat dinler. Der ki oğlu, “Ana burdan kaçacağız. Tünel kazacağız.  Gereken  neyse oğullarının özgürlüğü için yapar.

Bursa Özel Tıp te bu firardan sonra, Amed’in durgun akan cesur evladı Mustafa Kaya, cezaevlerinde ki baskılara karşı, merkezi protesto temelinde başlatılan Açlık Grevi direnişinden kaynaklanan olumsuz sağlık koşullarından dolayı ölümsüzleşir. Sene 94’ü, 95’e bağlayan yılbaşıdır. O gün gelir ölüm haberi. Hayriye Ana ertesi gün ordadır. Mustafa Kaya’nın ailesinin acısına ortak olur.  “Mustafa’yı layıkıyla uğurladık” diyerek yoldaş ANA olmaya devam eder.

96’ti ölüm orucunda, Yüksel caddesinin direnişçisi olur. Çocuklarının açlığına binlerce ana gibi direnç olurlar.

Gün dönmüş, 19 Aralık Hapishaneler Direnişi için gün saymaya başlamıştır zaman. Devrimci tutsaklar  inandıkları doğrularından başka hiç bir şeye boyun eğmeyen iradeleriyle, faşizme başkaldırdıkları cüretleriyle açılmıştır, sınıf mücadelesinin perdesi..

Hayriye Ana ordadır. “Devrimci yeminiyle” alnına taktiği “kızıl bandıyla” . Bu demektir ki, “taleplerimiz kabul edilmezse öleceğiz’. Ölümüne direneceğiz.. Hayriye Ana her zamanki soğukkanlılığıyla yaklaşır. Paniklemez ama her ana gibi kaygılıdır. Anlamaya, yine yoldaş olmaya çalışır. Omuz verir, bu direncin, bu duruşun, bu cesaretin içinde olur. Tutsak yakınlarının mesken tuttuğu türkülere işlenen  Ankara Güven Park’ta O yamru yumru  anıtın önünde her zamanki gibi yerini alanlardandır. Evlatları içerde, onlar dışarda direniyordu.

Gün 19 Aralık’tır. Anaların canlı yayınlarında oğullarının tutsak düştükleri hapishanelerde büyük bir direniş vardır. Hayriye Ana yılların tecrübesi bir tutsak yakını, bir devrimci ve oğluna yoldaş bir Ana olarak ertesi gün ordadır. Gitmez hapishane kapısından.

Hayri’ye ANA  henüz romanı yazılmamış büyük bir gerçeklik ve oğul tadında bir ülkeyi muştu olarak duymayı, diğer Analar gibi en çok hak eden büyük bir değerdir.

Mayıs’ta. En billur değerlerimizin sonsuzluğa kanat çarptığı bu ay da sonsuzluğa kanat çırptı. Kapitalizmin yarattığı sonuçların “kurbanı” oldu. Yakalandığı korona virüse yenik düşerek aramızdan ayrıldı..

Anıları ve düşleri bize ait..  Saygıyla Anıyoruz..

adhk tarafından

Avrupa Kadın Dayanışması Çarşamba eylemleri

Mayıs 14, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Kadın Dayanışması Çarşamba eylemlerini; “Gülistan Doku 130 Gündür Kayıp! Gülistan Doku Nerede?” çağrısıyla gerçekleştirdi

AKD (14-05-2020) Avrupa’da pandemiye dair uygulamaların ikinci aşamaya girdiği, üretimin, okulların bazı bölümlerinin açıldığı, sokak yasaklarının kademeli olarak kaldırılmaya başlandığı, kapalı mekanda maske zorunluluğunun uygulandığı, toplumun, kadınların sağlık, yaşam kaygılarının hala öne çıktığı bir süreçte, az sayıda kadınla da olsa, Avrupa Kadın Dayanışması olarak “130 Gündür Kayıp, Gülistan Doku Nerede?” sorusuyla hem erkek egemen kapitalist düzenden, hem de erkeğin şiddetinden hesap soran eylemler gerçekleştirdik. Fransa’nın Paris, Creil, Almanya’nın Köln, Mannheim, Kiel, Avusturya’nın Viyana, Belçika Anvers’te sokak eylemleri gerçekleştirildi. Almanya Frankfurt, Hollanda Amsterdam, İsviçre Cenevre, Belçika Brüksel’de, ise yapılan sokak afişlemeleri, “130 günüdür kayıp Gülistan Doku nerede?”, “Kadın cinayetleri politiktir!” gibi şiarlarla gerçekleştirildi.

Sosyal medya üzerinden Türkçe, Almanca, Kürtçe, Fransızca afişler ile “Gülistan Doku Bulunsun!” çağrısı yapıldı. Barajın boşaltılması, devletin derhal harekete geçmesi için kadınları, Gülistan Doku’ya sahip çıkmaya çağırdık.

AKD olarak yayınladığımız bildiride kadına yönelik şiddetin iki konusunu gündem yaptık. Birincisi Gülistan Doku Türkiye ve Kürdistan’da kaybedildi ve devletin katilleri koruduğu, ikincisi ise Şadia Ahmed Almanya Kassel’de eski eşi tarafından korkunç şekilde katledildi. Erkeğin kadına yönelik şiddeti sonrasında kaybedilen, katledilen kadınların yaşadıklarına karşı hemen bütün coğrafyaların hükümetleri aynı duyarsızlıkla hareket ederken, Alman devleti ve faşist AKP-MHP Hükümeti de; doğaları gereği aynı kulvarda hareket edip, Patriarkal sistemin gereklerine ters düşmeksizin, erkeği koruyan pratikler içinde hareket etmektedirler.

Bildirilerimiz Türkçe, İngilizce, Almanca hazırlanarak Avrupa’da ki kadın örgütleri ile paylaşıldı.

adhk tarafından

Covid-19’da bilanço ağırlaşıyor, yoksulluk artıyor

Mayıs 12, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dünya genelinde 4 milyon 300 bine yakın kişiye koronavirüs bulaştı Ölü sayısı da 300 bine yaklaştı Türkiye’de HDP’nin kampanyası kapsamında ‘kardeş aileler’ çoğalıyor

HABER MERKEZİ (12-05-2020) Covid-19 pandemisi yeni vakalarla yayılmaya devam ediyor Dünyada toplam vaka sayısı 4 milyon 286 bini, toplam can kaybı sayısı 288 bini aştı. En ağır bilanço ABD’de görüldü. İtalya, İspanya, Fransa gibi Rusya ve Birleşik Krallık’ta da bilanço ağırlaştı. Türkiye de verileri gizlemesine rağmen ilk sıralarda.

BM: GIDAYA ULAŞAMAYANLARIN SAYISI ARTTI

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), iç savaşın sürdüğü Suriye ve Yemen gibi ülkelerde gıda fiyatlarındaki hızlı artış konusunda uyardı. WFP’ye göre Suriye ve Yemen gibi ülkelerde gıda fiyatları her geçen ay artıyor. Korona krizi nedeniyle Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gıda yardımına ihtiyaç duyanların sayısı da 6 milyon 700 bin daha arttı. Gıdaya ulaşmada zorluk yaşayanların sayısının 47 milyon 600 bine yükseldiği belirtiliyor.

Bu arada Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bazı ülkelerin kısıtlamaları gevşetmesi üzerine, ‘olağanüstü dikkat gösterilmesi’ gerektiği uyarısında bulundu.

‘D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ ETKİLİYOR’

ABD’de yapılan yeni bir araştırmada, D vitamini eksikliği ile Covid-19 kaynaklı ölüm oranları arasında bağ olabileceğine dikkat çekildi.

Illinois eyaletindeki Northwestern Üniversitesi’nin araştırmasına göre, yüksek ölümlerin görüldüğü İtalya, İspanya ve İngiltere gibi ülkelerdeki ölüm vakalarında D vitamini seviyelerinin diğer ülkelerdeki vakalarla kıyaslandığında daha düşük olduğu saptandı.

Araştırmanın başındaki Vadim Backman, ‘’Analizimiz, Covid-19’a yakalanmayı engellemese de D vitamini yeterli hastaların ölüm oranlarının yarı yarıya daha düşük olacağını ve komplikasyonları azaltabileceğini gösteriyor’’ dedi.

TÜRKİYE

Gerçek verileri gizlediği bilinen Türk Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede vaka sayısı 139.771, ölü sayısı 3.841 oldu. Bakanlık, vakalardan 1114’ünün, ölümlerden 55’inin yeni olduğunu duyurdu.

Sağlık ve hukuk çevreleri, raporlarında Türkiye’deki cezaevlerinde riskin büyük olduğunu, önlemlerin alınmadığına dikkat çekiyor.

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceylan, kendisinde virüs olduğunun farkında olmayan 400 bin kişinin olduğunu belirtti.

SAĞLIKÇILAR ÖLÜYOR!

İzmir Tabip Odası üyesi İç Hastalıkları Uzmanı Doktor Galip Berkan Dingiloğlu, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Dingiloğlu’nun Kovid-19 şüphesiyle yaptırdığı test pozitif çıkmış ve tedavi altına alınmıştı. Dingiloğlu, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. İzmir’de koronavürs sebebiyle yaşamını yitiren doktor sayısı 4’e çıktı. Dr. Muharrem İdiz, Dr. Nuri İdiz ile Opr. Dr. Nihat Dayanıklı da yaşamını yitirmişti.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi de Hemşireler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Hemşireler için yeteri önlem alınmadı. Kronik hastalığı olan hemşirelere de izin verilmedi” dedi.

KÜRDİSTAN’DA ‘CEZA’ REKORU

Koronavirüs tedbirleri kapsamında getirilen yasakların ihlal edilmesi ile binlerce kişiye kesilen para cezaları

HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz, koronavirüs sürecindeki para cezalarını Meclis gündemine taşıdı.

İpekyüz, Batman’da sokağa çıkma yasağı olmamasına rağmen koronavirüs tedbirleri adı altında 3 bin 424 kişiye 2 milyon 985 bin 145 TL, sokağa çıkma yasağının uygulandığı İzmir’de ise 669 kişiye 1 milyon 496 bin 357 TL para cezası kesilmesinin nedenini sordu.

KARDEŞ AİLELER

HDP Urfa İl Eşbaşkanı Mikail Gözek, “Kardeş Aile Kampanyası” kapsamında yüzlerce aileye ulaştıklarını paylaşarak, “Dayanışmayı güçlendirelim” çağrısı yaptı.

HDP’nin pandemi sürecinde ihtiyaç sahibi ailelerle dayanışmak amacıyla başlattığı Kardeş Aile Kampanyası büyüyor.

Urfa’da, şimdiye kadar 595 koli gıda, temizlik ve ihtiyaç paketi dağıtıldı. HDP İl Eşbaşkanı Mikail Gözek, kent genelinde ayrıca 260 ailenin de ‘kardeş aile’ yapıldığını duyurdu. Kent genelinde bin 500 aileye gıda yardımı, 500 aileye ise ‘kardeş aile’ bulmayı amaçladıklarını kaydeden Gözek, tüm ilçelerde devam eden çalışmalarına destek çağrısı yaptı.

ABD

ABD’de vaka sayısı 1 milyon 386 bin 282, can kaybı sayısı 81.848 oldu.

ABD Maliye Bakanı Steven Mnuchin, Cuma günü açıklanan ve Corona virüsü salgını nedeniyle artış görülen işsizlik rakamlarının daha da kötüye gidebileceğini söyledi.

Los Angeles’ta bir hapishanede 21 mahkûmun, erken tahliye edilebilmek için birbirlerine koronavirüs bulaştırdığı açıklandı.

New York’ta tüm yaşlı bakımevi çalışanlarına haftada iki kez test yapılması zorunluluğu getiriliyor.

İSPANYA

İspanya’da 1.377 yeni vakayla toplam vaka sayısı 269.520’ye çıktı. Yeni can kaybı sayısı ise 176. Ülkede toplam ölüm sayısı 26.920 oldu.

İspanya, koronavirüs salgını nedeniyle 15 Mayıs’tan itibaren yurt dışından gelenlere iki haftalık karantina uygulamaya karar verdi. Uygulamanın uzatılabileceği belirtiliyor.

İTALYA

İtalya’da 219.814 vaka, 30.739 can kaybı kaydedildi.

İtalya’da restoran, kafe ve kuaförler gelecek Pazartesi günü açılacak. Başbakan Giuseppe Conte’nin bölge yöneticileriyle yaptığı toplantıda restoran, kafe, kuaför ve güzellik merkezlerinin açılış tarihi 18 Mayıs’a çekildi. İtalya, bu yerlerin açılışı için daha önce 1 Haziran’ı belirlemişti.

BİRLEŞİK KRALLIK

Birleşik Krallık’ta bilanço ağırlaşıyor. 223.060 vaka, 32.065 ölüm görüldü. 190 binden çok kişi ise tedavi halinde. ABD’den sonra en çok ölüm Birleşik Krallık’ta.

FRANSA

Fransa’da 177.423 vaka, 26.643 can kaybı var. Ülkede 94 binden çok kişi tedavi sürecinde. Fransa, en çok vaka ve ölümün görüldüğü ülkelerden.

ALMANYA

172.626 vakanın olduğu Almanya’da can kaybı sayısı ise 7.661. Vakalardan 50’si yeni kaydedildi.

HOLLANDA

Hollanda’da 196 yeni vaka, 54 yeni ölüm görüldü. Ülkede toplam vaka 42,984, toplam can kaybı 5,510 oldu.

Hollanda’da koronavirüs döneminde polislere yönelik saldırıların, önceki yıllara göre yüzde 40 oranında arttığı açıklandı. Ülkede salgın önlemlerini ihlal ettiği gerekçesiyle yaklaşık 9 bin kişiye ceza yazılmıştı.

BELÇİKA

Belçika’da vaka sayısı 53.779, ölü sayısı 8.761. Ülkede 330 yeni vaka, 54 yeni can kaybı görüldü.

31 binden fazla kişi ise tedavi sürecinde.

İSVİÇRE

İsviçre’de 36 yeni vaka görüldü. Ülkedeki toplam vaka sayısı 30.380. İsviçre’de koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı da 12 kişi arttı ve 1845 oldu.

RUSYA

Rusya’da vaka sayısı 232 bin 243’e, ölü sayısı 2 bin 116’ya yükseldi. Vakalardan 10.899’u, can kayıplarından 107’si yeni kaydedildi. Rus hükümetinin verileri çarpıttığı da belirtiliyor.

Bu arada Rusya’nın St. Petersburg kentinde, Covid- 19 vakalarının tedavi edildiği hastanede çıkan yangında 5 kişi yaşamını yitirdi.

İRAN

İran’da vaka sayısı 110.767, can kaybı sayısı 6.733 oldu. Vakalardan 1.481’i, ölümlerden 48’inin yeni olduğu belirtildi. İran da verilerine güvenilmeyen ülkelerden.

İran’da Ramazan Bayramı nedeniyle camilerin Salı günü ve sonrasındaki üç gün boyunca açık olacağı belirtildi.

Ayrıca 5 Mart’ta ülke genelinde kapatılan okulların 16 Mayıs’ta açılacağı bildirildi.

ANF

adhk tarafından

ADGB; AKP-MHP İktidarının Darbe Hezeyanı!

Mayıs 12, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Hükümetin toplumsal muhalefete yönelik sürdürdüğü bu saldırılar karşısında kendi kitlesini konsolide etmek için her gün yeni bir hamle yapmaktadır  Son olarak sürdürülen darbe tartışması tam da bunu göstermektedir Kitleler içerisinde giderek mayalanan toplumsal muhalefete karşı zayıflayan iktidar, bu tartışmayla kendi etki gücünü yeniden geliştirmek istemektedir

ADGB (12-05-2020) Türkiye her gün yeni bir saldırıyla uyanmaktadır. Faşist AKP-MHP iktidarı sürecinin günlük hayata geçirdikleri yeni yasalar, halkı adeta bir cendereye sürüklemektedir. Özellikle de Korona virüsü sürecindeki sokağa çıkma yasağıyla birlikte bu saldırılar giderek daha da yoğunlaşmaktadır. Kitleler virüsün yayılmasına karşı hayatlarını nasıl koruyacaklarının derdine düştüğü bir süreçte mevcut faşist iktidar saldırılarının derdine düşmüştür. Özelde devrimci, ilerici ve Kürt özgürlük hareketine karşı yürütülen saldırı konseptinde tüm muhalif kesimler payına düşeni almaktadır. İşçilerden emekçilere, sanatçılardan aydınlara, yazarlardan siyasetçilere, muhalif parti temsilcilerinden avukatlara, kadın örgütlerinden LGBTİ’lere kadar kısacası, tüm muhalif kesimlere yönelik saldırılar hız kesmeden devam etmektedir. Bu saldırılar başta Aleviler olmak üzere, azınlık inanç ve milliyetlere de yoğun bir şekilde uygulanmaktadır.

Hükümetin toplumsal muhalefete yönelik sürdürdüğü bu saldırılar karşısında kendi kitlesini konsolide etmek için her gün yeni bir hamle yapmaktadır. Son olarak sürdürülen darbe tartışması tam da bunu göstermektedir. Kitleler içerisinde giderek mayalanan toplumsal muhalefete karşı zayıflayan iktidar, bu tartışmayla kendi etki gücünü yeniden geliştirmek istemektedir.

Türkiye’de 12 Eylül öncesini aşan bir süreç yaşanmaktadır. Özellikle ekonomik krizin derinleşmesinin kitleler içerisinde bir yarılmanın getireceği gerçeği iktidarı korkutmaktadır. Korona virüsü tartışmasıyla üzerini örtmek istediği bu gerçeklik, asla kapanmayacağı açıktır. Zengin ile fakir arasındaki makasın giderek açılması, işsizliğin büyümesinin kitleler içerisinde büyük etki yaratmaktadır. Özellikle de devletin imkanlarını kendi yandaş tekellere ve bireylere peşkeş çekmesinin de yarattığı etki, toplum içindeki tepkiyi büyütmektedir. Aynı şekilde son süreçte çıkartılan afla birlikte 100 bine yakın adli mahkumun serbest bırakılması ve bu süreçte politik tutukluların yararlandırılmaması da büyük bir tepkiyi doğurmuştur. İşte tüm bu tepkileri törpülemek, kitleler üzerinde korku imparatorluğu yaratmak içindir bu tartışmalar.

Erdoğan’ın 15 Temmuz darbesini Allah’ın lütfu olarak görmesi ve saldırılarını yoğunlaştırmasının yeni bir süreci yaşanmaktadır. Sivil faşistlerin saldırıları, cebinde katledileceklerin listesiyle televizyonlara çıkanlar, İbrahim Gökçek’in cenazesine yönelik saldırılar ve mezarda çıkarıp yakma tehditleri bize 1933 Almanya’nı hatırlatmaktadır. Erdoğan’ın izinde gittiği faşist Hitler de 27 Şubat 1933’de Berlin’de Reichstag’ın (dönemin parlamento binası) ateşe verilmesine ilişkin “Bu tanrının bir işaretidir! Şimdi Komünistleri ezeceğiz!” diye açıklama yapmıştı. İşte faşist Erdoğan ve şürekâsı da bugün aynısını yapmaktadır.

Ömrünün büyük bir bölümünü darbelere karşı mücadeleyle geçiren, bundan dolayı da yıllarca mahkeme salonlarında ve hapishanelerde süründürülen değerli aydın ve yazar Ragıp Zarakolu’nun bir yazısından yola çıkarak darbe hezeyanı içinde olan AKP-MHP iktidarının bu saldırısı yaklaşan sonlarının başlangıcıdır. Kuruluşundan bugüne her türlü muhalefete teamül etmeyen, sürekli tekçi zihniyetle yönetilen Tük devletinde Erdoğan önderliğinde yaşanan bu faşist zihniyet tarihin tekerrürüdür.

Avrupa Demokratik Güç Birliği olarak; Türkiye ve Kürdistan coğrafyasındaki faşist saldırıları bir kez daha kınıyor, muhalif güçlerin yanında olduğumuzu bir kez daha deklere ediyoruz. AKP-MHP iktidarının aydın, yazar, akademisyen, sanatçılara yönelik saldırılarına karşı, başta Ragıp Zarakolu olamaz üzere faşizme karşı mücadele edenlerin yanında olduğumuzu yüksek sesle haykırıyoruz. Avrupa’daki tüm demokratik güçleri de bu saldırılara karşı tavır alarak, ortak mücadelede birleşmeye çağırıyoruz.

Avrupa Demokratik Güç Birliği

11.05.2020

adhk tarafından

Yeni Demokrasi’nin Eleştiri ve Teşhiri Aynılaştıran Yazısına Yanıt!

Mayıs 11, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dünyada korona ve kapitalizmin krizinin emekçilere ağır yükler getirdiği ve bu yüklerin ülkemizde ekonomik ve siyasal krizle derinleştiği bir süreçte sosyalizm, demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmek yerine, çeşitli çevreler ve iktidar tarafından sisteme muhalif bir kaç HDP belediyesi ve Dersimde sosyalistlerin elinde olan belediye hedef haline getirilmiş durumdadır.

HABER MERKEZİ (11-05-2020) Eleştiri yapılmamalı demiyoruz ama sistemin bu kadar ağır saldırılarının olduğu, her tür baskı, yıldırma, kutuplaştırma ve boğma sürecinde muhalif belediyeleri hedef tahtasına oturtmak niyetten bağımsız sistemin çarklarına su taşımak olmaktadır. Aynı baskı ve sorunları kat kat yaşayan HDP ve ittifak bileşenlerinin belediyemize yönelik sürdürdüğü bu teşhir çalışması ne ittifak anlayışına ne de dostluğa sığmamaktadır.

HDP’nin teşhir süreci sona ermeden bu defada Yeni Demokrasi cephesinden çok daha üst perdeden belediye ve kurumumuzu hedef alan açıklamalar gelmeye başlamıştır.  HDP ve bileşenlerinin refleksleri daha çok somut bir konuda anlık tepkisel refleksler biçiminde gelişirken, Yeni Demokrasi ise belediyede ortak çalışma görüşmelerimizin devam ettiği bir süreçte sorunu başka bir kulvara taşıyarak, yerel yönetimler çalışması üzerinden kurumumuzu ve yoldaşlarımızı devletle işbirliği yapma imasıyla suçlamaktadır.

Ve yine sosyal medya üzerinden bizdenmiş gibi gözüken, belli dönemlerde bizimle ortak emekleri olan fakat şimdi iktidarı bir tarafa bırakarak geçmiş emeklerine ve zor koşullarda devrimcilik yapmaya çalışan yoldaşlarımıza ve kurumumuza eleştiri adı altında küfür eden, yakıştırmalar yapan arkadaşların tutumları da çok manidardır. İktidarın saldırılarını ve baskısını anlıyoruz ama bu süreçte yoldaş ve dost dediğimiz kurumların devletle aynı kulvarda kurumlarımızı ve yoldaşlarımızı hedef alarak eleştiri yapma sebeplerini kamuoyu gibi bizde merak etmekteyiz

Geçmişte ve bugün devrim lehine kaçırılan tüm fırsatların altında halkı ve sınıf saflarını bölen, onları kutuplaştıran, halkın gözünde değerini düşüren, düşmanlaştıran bu anlayışlar yatmaktadır. Her tartışmanın kamuoyu önünde yapılmayacağını bilen bu kurum ve kişilerin yüz yüze ya da yazılı iletilerle aramızdaki iletişim kanallarından yapacakları fikir, eleştiri ve uyarıları teşhir yöntemiyle ortaya sermeleri, amaçlarının bağcıyı dövmek olduğunu ortaya koymaktadır.

Devrimci ve sosyalist harekette yaşanan siyasal gerilik, ilkeli ve doğru yöntemle yapılan eleştiri mertliğini bozmuş, ilkesiz eleştiri ilke haline gelmiş durumdadır. Devrimcileri burjuva kesimlerden ayıran en erdemli yan, nerde ve nasıl eleştireceğini bilmesidir. Eleştiri ve teşhiri aynılaştıran, ideolojik mücadele ile siyasi mücadeleyi karıştıran bu burjuva yöntemin bize ve devrimci saflara katacağı bir şeyin olmadığını başından söyleyelim. Sınıf düşmanları ve trolleri ile aynı saflarda klavye sallayanlar sadece burjuvaziye hizmet ettiklerini unutmamalıdırlar.

Devrimci mücadelede kendisini kanıtlamış, bedel ödemiş ve ödemekte olan kurumumuza eleştiri adı altında devletle çalışıyorlar imalarıyla ağzına geleni söylemek Yeni Demokrasinin haddi olmamalıdır. Devrim saflarını geliştiren bir anlayışla eleştiri ve ideolojik mücadele yürütülmek isteniyorsa biz hazırız. Sizlerle farklı düşündüğümüz Sosyalizmin sorunlarını, Marksizm, Leninizm Maoizm kavrayışımızı, emperyalizm tahlilini, sosyo ekonomik yapıyı tahlilini, devrimci kulvarda ortaya çıkan yeni sorun ve fırsatları, birlik ve ittifak anlayışını, Devrimin yol ve yöntemlerini tartışabiliriz.

Fakat maalesef devrimci saflarda yaşanan siyasal gerilik, yukarıda ifade edilen devrimin büyük sorunlarına ilişkin tek laf etmeden onları bir tarafa bırakarak, yerellerde yaşanan küçücük sorunları devrimci hareketin ana gündemi haline getirerek siyasi rant peşine düşebiliyor. SMF’nin tüm bu yaşananlara ilişkin elbette sözü var. Fakat Malesef karşılıklı yürütülen bu tartışmaların işçi sınıfı ve ezilenlerin saflarında olumlu bir yansıma yaratmayacağını, hatta tersten zarar verdiğini de biliyoruz.

Ne yazık ki Yeni Demokrasi’de kapasite bu olunca konuşulan konularda bunlar olmak zorunda oluyor. Yeni Demokrasi sadece yönteme ilişkin değil eleştirilerin içeriğinde de geri ve problemli bir anlayışa sahiptir. Bir kaç başlıkta bunları sıralayacak olursak:

Birincisi;

Belediyelerin yasaları ve işleyişiyle komple içişleri bakanlığına ve yerelde de vali ve kaymakamlara bağlı kurumlar olduğunu, protokol ve birçok prosedürün yasalarla zorunlu olduğunu bilmeyen yeni demokrasi sadece vefa sosyal dayanışma grubunun bakanlığa bağlı olduğunu sanmaktadır. Belediyeleri bağımsız kurumlar gibi gördüğü için de, doğru bir çalışma yürütülmezse belediyelerin devletleştirileceği tezini dahi ileri sürecek kadar bilgisiz olduğunu ortaya sermektedir. Belediyeler siyasi, ekonomik, askeri, kültürel olarak devlete karşı durmuyorsa, dost düşman ayrımı yapmıyorsa o belediyeler devletle çalışıyor diyebilmiştir. Yeni demokrasi eleştiri olsunda nasıl olursa olsun diyerek Devrimci mücadelenin cephelerini yerel yönetimlerle aynı kefede değerlendirecek kadar da kafa karışıklığına sahip ollduğunu göstermiştir. Yeni Demokrasi, Belediye ve parlamentoda kitle çalışması dışında başka bir şey beklenmeyeceğini bilmelidir. Bizden öğrenmek istemiyorsa bile en azından HDP pratiği biraz incelenebilir.

İkincisi;

Yeni demokrasi devrimci kamuoyuna hiç kimsenin bu güne kadar akıl edemediği bir tespite imza atarak devletin ve valilerin devrimcileri sevmediğini, halkı devrimcilerden kopararak devrimcileri tasfiye etmek istediklerini söyleyebilmiştir. Bu tespite sadece günaydın denebilir. Dünyada ve coğrafyamızda binlerce yıldır devlet ve temsilcilerinin işi zaten budur. Şu an görevde olan vali üzerinden yapılan eleştirileri de siyaset cahilliği olarak görmekteyiz. Bizim için iyi vali ya da kötü vali yoktur. Valilerin hepsi mevcut sistemin parçasıdır. Ve görevleri de iktidarlarını korumaktır. Yeni demokrasiyi bilmeyiz ama bizim için yüz yıldır dersime gelen valilerin hepsi aynıdır.

Üçüncüsü;

Yeni demokrasi belediyeye kayyum atanmasının aşure ve vefadan dolayı vali tarafından engellendiğini söyleyecek kadar ileri gidebilmiştir. Kayyumun bizzat devletin tepesinde planlandığını bilen Yeni Demokrasi’nin asıl beklentisinin kalan HDP belediyeleri ve Dersim belediyesine kayyum atanması olduğu açığa çıkmaktadır. Devletin kalan belediyelere kayyum atayıp atamayacağını süreç gösterecektir. Fakat bizler halkın iradesi ile seçilenlere kayyum atandığında Amed’te, Peri’de tavrımızı nasıl ortaya koyduysak bundan sonrada tavrımız aynı şekilde devam edecektir. Fakat Yeni Demokrasi de dâhil elinde kına, kayyum bekleyenlerin olduğunu da artık biliyoruz.

Dördüncüsü;

Yeni demokrasinin eleştiri torbasında biriktirdiği tepkiler ve siyasi çekememezlik o kadar fazladır ki 150 yıldır komünistlerin savunduğu Kooperatif örgütlenmeleri üzerinden köylülerin tefeci-tüccara ve gıda tekellerine karşı örgütlenme çalışması ve doğayı koruma refleksini dahi yerel kalkınmacılık adı altında devletin işine yaradığını ifade ederek teşhir etmektedir. Öncelikle sosyalizmi savunan yeni demokrasinin sınıf örgütü olan kooperatifleri ve köylüleri bu biçimde suçlaması asla kabul edilir değildir. Ayrıca 1 Milyonun üzerinde bir nüfusa sahip Dersim’in köy boşaltmalar, baskılar, ekonomik yıkım vb sebeplerle 70 binlik bir köye dönüştüğünü hepimiz görüyoruz. Kalan insanların dersime tutunabilmesi, örgütlenmesi, dayanışması için yapılan üretim, kooperatif ve ekoloji çalışmalarının karalaması gerçekten düşündürücüdür. Yeni Demokrasi unutmamalıdır ki köylüler yani insanlar olduğu için Dersim devrimcidir. İnsanlara destek olmuyorsunuz bari yapanları karalamayın.

Beşincisi;

Yeni Demokrasi önce SMF’yi belediyeye çok anlam yüklemekle sonrada belediyeyi devrimci yapamadığı için reformist olmakla suçlamıştır. SMF meşru zeminde mücadele yürüten programı ve tüzüğüyle hedeflerini, mücadele alanlarını, ifade eden ve bu doğrultuda çalışma yürüten sosyalist bir kurumdur. Yeni demokrasinin yerel yönetimler ve kooperatif kriteri üzerinden SMF’yi reformist ilan etmesinin Marksist kriterler içinde bir karşılığı yoktur.

Altıncısı;

Kemalizm tartışması üzerinden SMF’yi eleştiren Yeni Demokrasi bunu ilk defa yapmamaktadır. Bir yıl önce de, yerel seçimlerde TKP, EÖC, TKH ile kurduğumuz ittifak üzerinden bize Kemalistlerle hareket ediyorlar, bunlar Kemalist oldu, bunlar İbrahim’in kemiklerini sızlatıyorlar diyordu. Fakat tezatlık şu ki bunları söylerken yanında da aynı anlayışla Kemalizmi savunan EMEP, ESP, HDP vb kurumlar vardı. (Hemen söyleyelim ki bizler için devrimci ve demokrat kurumların Kemalizmi savunması onlarla ittifak yapılmasının önünde engel değildir.) Fakat Yeni Demokrasi’nin kendine demokrat halinin görülmesi için bu örneği veriyoruz.

Yine aynı yerel seçimlerde Millet ittifakı ile yapılan ittifakı da unutmuş değiliz. Tüm bunları unutan Yeni Demokrasi bu yazısında da okullarda, resmi dairelerde, belediyelerde yapılan resmi protokoller üzerinden bizlere Kemalizm eleştirisi yapmaktadır. Yeni Demokrasi’ye kalsa tüm öğrenci ve öğretmenler, memurlar, esnaflar, halkın hepsi Kemalist olmuş oluyor. Kemalizm gibi temel bir konuyu bu derekede bir değerlendirme ile ele almak ve bizi Kemalizmle suçlamak gerçekten içler acısıdır. Hareketimizle ortak geçmişe sahip olan, 50 yıllık bir kurumun 2020 nın ortasında böyle apolitik, böyle geri bir yazı yazması seviyelerinin ne kadar gerilediğini göstermektedir. Özellikle son bir kaç yıldır devrimci hareket içinde bu durum ayyuka çıkmış durumdadır.

Bir Marks’a, Lenin’e, Mao’ya; bir İbrahim’e, Deniz’e, Mahir’e, Mazlum’a bakın birde çorbayı ve protokolü ana gündem yapan, kişisel tartışmalar ve karalamayı hünere çeviren şu ardıllar olarak halimize bakın. Öyle ki bıraksan on yıl çorba, aşure, gıda paketi ve protokol tartışması yapacak kapasite ortaya çıkmış durumdadır. Biz kendi payımıza kamuoyu önünde bu tartışmaları yaptığınıza utanıyoruz.

Eleştiri konusu yerel yönetimler ve korona sürecindeki pratiklerimiz olduğu için bu noktalara ilişkin genel anlayışımız ve çalışmalarımızın kamuoyu tarafından daha iyi anlaşılması için tekrar ifade edelim.

Yerel Yönetimler Alanında16 Yıldır Çalışma Yürütüyoruz

Kitlelerle bağ kurmak, şeffaf olmak, halkın olanaklarının sınırlılıklar içinde de olsa halka dönmesini sağlamak, sistemi teşhir etmek yandaşlığı, rantı, ayrımcılığı ortadan kaldırmak, muhtaçlık siyasetinden kurtarmak için üretim ve iş alanında istihdam çalışması yürütmek, işçi ve emekçilerin sınıf örgütlerinde örgütlenmesini sağlamak ve haklarını almaları için mücadele vermek. Kadın özneler üzerinden toplumdaki kadın bilinci ve mücadelesinin gelişmesini sağlamak, yerelin ekolojisini ve kültürünü korumak vb yerel yönetim programında yazan birçok şeyi savunduk ve uygulamaya çalıştık. Tüm bunların yanında Temel amacımız Dersim’in tüm farklı fikir, inanç ve kültürleri ile meclisler üzerinden kendisini, kentini, ekonomisini, yaşamını yönetmesini sağlamak oldıu.

Halkla birlikte onaylanmış programımız çerçevesinde ilkelerimizden taviz vermeden yerel yönetimlerin hiç bir alanını boş bırakmadan halkın çıkarlarını temsil etmek genel çalışma prensibimizdir. Bu anlayışla Bakanlık, vali ve kaymakamlarla çalışma, protokoller, yasal zorunluluklar, denetimler, İl genel meclisi ve belediye meclis çalışmaları olanaklar ve sınırlılıklar, iller bankası, kalkınma ajansları, Avrupa Birliği ve birçok kredi kurumlarına yaklaşım, diğer belediyelerle ilişkiler, belediyeler birliği, ittifak, istifa, ihale, işçi alımı, taşeron sistemi, yerel yönetim yasaları, kayyımlar, baskı ve yasaklar vb aklımıza gelebilecek yüzlerce konuda nasıl davranmamız gerektiği üzerine yıllarca tartışmalar yürüttük ve hala yürütüyoruz.

Federasyonumuz komisyonlarımızın yaptığı her çalışmayı halk meclislerinde, toplantılarda ve raporlarda çekinmeden kamuoyuna sunmuştur. Yaşam ve mücadele dinamik bir süreç olduğu için önümüze çıkan yeni sorunlar karşısında acemiliklerimiz, hatalarımız da oldu olmaya da devam edecek. Çünkü iş yapanlar hatada yapacaktır. Tüm bu hatalarımıza ilişkin çekinmeden özeleştirilerimizi verdik. Vermeye de devam edeceğiz. Geçmiş değerlendirmelerimizi teorik yayınlarda, toplantı videolarında ve açıklamalarda görebilirsiniz.

Koronaya gelince; SMF korona sürecide merkezi bir açıklama yaparak devletin sadece sermaye sahiplerini düşündüğünü bu nedenle bulunduğumuz her alanda yoksullar olarak kendi iç dayanışmamızı örmemiz gerektiği çağrısını yaptı. Antakya, Adana, Mersin, Mut, Antalya, İzmir, Çeşme, Balıkesir, Elazığ, Siverek Eskişehir, Bursa, Ankara, İstanbul, Dersim ve birçok ilçesinde Belediye, muhtarlıklar, kooperatifler, inanç kurumları, yöre dernekleri, meslek örgütleri, siyasi kurumlar ve bireyler üzerinden binlerce dayanışma paketi, çeşitli araçlarla yapılan yardım, hizmet vb çalışmalarla işçi ve emekçilerin dayanışmasını örmeye çalıştı. Hapishanelerde koşullarımız çerçevesinde sosyalizm ve demokrasi davasını sürdürücüsü olan politik tutsaklarla dayanışma temelinde siyasi düşünce ayrımı yapmaksızın 120 politik tutsakla dayanışmada bulunduk ve onların sesi olmaya çalıştık.

Özellikle Belediye ve kooperatifin bulunduğu Dersim ve çalışmalarımızın güçlü olduğu İstanbul’da bu çalışmalar çok daha kapsamlı yürütülmüştür. Yine bu süreçte 1 Mayıs, Dersim Tertelesi, açlık grevleri, kadın ve LGBİ+ların yaşadığı sorunlar, nefret suçları, işçi ve emekçilere yönelik hak gaspları noktasında tavırlar takındık. Bildiri, pankart ve basın açıklamaları yaptık, Köylülerin üretimi için tohum, mazot ve fide dağıtımı gerçekleştirdik. Kültürel etkinlikler, paneller vb birçok çalışma gerçekleştirdik. Mevcut pratik süreç devam etmektedir. Korona süreci ve yaptığımız çalışmalar, eksiklikler ve olumlulukları ile hem halk meclislerinde, hem de yetkili kurullarımızda mutlaka değerlendirilecek ve muhasebe edilecektir. Varsa eksiklerimiz onlarında özeleştirisini kamuoyuyla paylaşırız.

Dost kurumların bunca çalışmayı görmezden gelerek kendilerince eksik gördükleri bir nokta üzerinden kıyamet koparmaları bizlerde bu çalışmalarımızı zayıflatma girişimi olarak algılanmaktadır. SMF olarak coğrafyamızda siyaset tıkanıklığından ve devletin saldırılarından dolayı Devrimci harekette önemli bir tasfiyeci sürecin geliştiğini öngörmekteyiz. Bunun en büyük yansıması ise siyasal gerilikler, bölünmeler, iç didişmeler, ittifakların dağılması, sınıf saflarındaki dostlarına dönük saldırıların artmasıdır.

Saldırıların arttığı bu süreçte düşmanca yürütülen her tartışma niyetten bağımsız tüm devrim saflarına zarar vermektedir. Temennimiz düşük seviyedeki bu yazıların, son yazılar olmasıdır. Tüm devrimciler tarafından önemle üzerinde durulması gereken bu sürecin tek panzehiri, dar didişmeleri bırakmak, olumlu gelişmeleri sahiplenmek, siyasal geriliğimizi aşmak, dayanışmayı güçlendirmek, kitle çalışmasında yoğunlaşmak ve hedefi daraltan geniş cepheler kurmaktır.

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

11 Mayıs 2020