adhk tarafından

Leyla Güven’in direnişi 160’ıncı gününde

Nisan 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tecridin kaldırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevini sürdüren DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in direnişi 160’ıncı gününe girdi

HABER MERKEZİ (16-04-2019) Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’nde başlattığı ve tahliyesi ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi 160’ıncı gününe girdi.

Hapishanelerde direniş sürüyor

Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 147, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş’in 121, hapishanelerde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 122 gündür direnişte. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm hapishanelere yayıldı.

HDP il binasındaki direniş sürüyor

HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı direniş 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.

Erzincan T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde açlık grevi direnişine başlayan Sedat Akın’ın tahliye edilmesi ardından Batman’daki evinde sürdürdüğü direniş 97’ncı gününde. Gurbet Ektiren, Bakırköy Hapishanesi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi direnişini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (55) 1 Mart’ta Silivri Hapishanesi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Buca Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 22 Mart’ta tahliye olan Ferdi Karabay 1 Mart’ta başladığı açlık grevi direnişini evinde sürdürüyor.  HDP binasında açlık grevine başlaması üzerine gözaltına alınıp tutuklanan Sevican Yaşar 2 Nisan’da, parti üyesi Salih Tekin Bilal Özgezer ise 5 Nisan’da tahliye edildikten sonra direnişini evinde sürdürüyor.

Tecridi protesto etmek için yaşamlarına son verdiler

Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirmişti. Tecridi protesto etmek amacıyla Zülküf Gezen (33) 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde, Ayten Beçet (24) 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde, Zehra Sağlam (23) 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde, Medya Çınar (24) 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tecride karşı yaşamlarına son verdi. Yonca Akici de 29 Mart’ta aynı amaçla Şakran Kadın Kapalı Hapishane’nde direniş yaptı ve kaldırıldığı hastanede 1 Nisan günü yaşamını yitirdi. Siraç Yüksek, 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde, Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tecridi protesto etmek için yaşamına son verdi.

adhk tarafından

Almanya’da 6 aktivist tecride karşı açlık grevine başladı

Nisan 12, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Berlin’de 6 Alman aktivist, PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle süren süresiz dönüşümsüz açlık grevlerine dikkat çekmek için 3 günlük açlık grevine başladı

BERLİN (12-04-2019) DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in öncülüğünde PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve özgürlüğü talebiyle süren açlık grevi eylemlerine destek vermek için bir grup Alman aktivist de bedenlerini açlığa yatırdı.

“Leyla-Mücadelen kalbimizde” şiarıyla organize edilen açlık grevi, Almanya’nın başkenti Berlin’in Kreuzberg ilçesindeki Heinrichplatz Meydanı’nda gerçekleşen basın açıklamasıyla start aldı. 6 Alman aktivistin meydanda kurdukları çadırda başladıkları açlık grevi eylemi, 3 gün sürecek.

Üzerinde Leyla Güven’in fotoğrafının olduğu “Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım” pankartı ve YPG/YPJ bayraklarıyla açıklama yapan aktivistler, Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecride dikkat çekti. Öcalan’ın Ortadoğu halklarının barış içerisinde yaşaması için birçok teori geliştirdiğini belirten aktivistler, “Tecridin kırılıp, Öcalan ile yeniden diyalog sürecinin başlaması halinde bunun Ortadoğu halklarına önemli yansımalarının olacağını düşünüyoruz” dedi.

Alman basını ve Merkel’i eleştirdiler

Açıklamada açlık grevi eylemcilerinin sağlık durumlarının kritik bir hal aldığına da dikkat çekildi. Leyla Güven ile diğer açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin meşru olduğunu ifade eden aktivistler, Alman medyasını ve Merkel’in başbakanlığındaki Federal Hükümet’i de, açlık grevi eylemlerine dair yaklaşımları nedeniyle eleştirdi.

‘Avrupa yasalarının da ihlali’

Avrupa yasalarının da ihlali anlamına gelen Öcalan üzerindeki tecrit ile buna karşı verilen direnişin Alman medyasında yer almasının düşündürücü olduğunu belirten aktivistler “Alman basını sessiz. Federal Hükümet de Türkiye ile yaptığı mülteci ve silah anlaşmalarının tehlikeye girmemesi için bu direnişi görmek istemiyor. Alman medyasının suskunluğu bozulmalıdır, hükümet de derhal harekete geçmelidir” dedi.

Alman hükümetinden Kürt özgürlük hareketine yönelik baskılarına son vermesini isteyen Alman aktivistler, yine demokrasi ve özgürlükten yana olan herkese “dayanışmayı yükseltme” çağrısı yaptı.

Kalabalık bir kitlenin izlediği açıklama, “Jin, jiyan, azadî” ve Almanca “Öcalan’a özürlük” sloganlarıyla sona erdi. Kaynak: M/A

adhk tarafından

HDP’nin kazandığı 70 belediyenin 51’inde mazbata verilmedi!

Nisan 11, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

31 Mart seçimlerinde 70 belediyeyi kazanan HDP’ye 51 yerde mazbata verilmedi

HABER MERKEZİ (11-04-2019) 31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden 11 gün geçti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) bu süreçte 70 belediye kazandı. Seçimlerin üzerinden 11 gün geçmesine karşı sadece 19 HDP’li belediye başkanı mazbatasını alabildi.

Bu yerel seçimlerde HDP 3 büyükşehir, 5 il, 50 ilçe, 12 belde toplam 70 belediye kazandı. Şu ana kadar HDP’li seçilmiş belediye başkanlarından sadece 19’u mazbatasını alabildi. 51 Belediye başkanına ise mazbataları verilmiyor.

Mazbatası verilmeyen yerler arasında Diyarbakır Büyükşehir ve Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanları da var.

adhk tarafından

Duvar / Erdal Emre

Nisan 11, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dünyanın duvarlarından kurtulması, ne “ağlama duvarları”nın önündeki yalvarma ritüelleriyle, ne de devletlerin bekasına adanan dualarla olacaktır Binlerce yıldır edilen dualara bir karşılık geleceğini beklemek yerine, farklı bir gelecek inşası için reel ve sanal duvarları sorgulamak, ilk tuğlasından başlayarak yıkmaya girişmek daha anlamlı değil mi?

“Duvar” deyip geçmemek gerekiyor öyle!

Erdal Emre (11-04-2019) İnsan-duvar ilişkisini, aradaki garip özdeşliği yanlış ele alan bir tarih ve şimdiki zaman okuması, “ben bilinç ögesiyim” diyen faniyi hayli zor duruma düşürür.

Çıplak insan, kendi etrafına dört duvar örmeyi öğrendiği günden buyana duvar yapımında harikalar yarattı!

O kadar ilerledi ki bu alanda, kendi etrafını duvarlamakla kalmayıp dünyanın da etrafını dönmeye yetecek (45 bin km) uzunlukta sınır duvarı örmeyi de başardı sonunda.

Çin Seddi’nden elektromanyetik ve interaktif dijital duvara geçen insanın, tarihin başına daha ne duvarlar öreceği doğrusu merak konusu…

Çok uzun bir komünal geçmişin ardından üretim fazlasını, bu üretimin elde edildiği verimli tarım alanlarını, zenginlik kaynağı bu alanların elde tutulmasını ve savaşlarla daha da büyütülmesini sağlayan “iktidar araçları” nın keşif tarihi, gezegeni “…istan”lara bölen sınır duvarlarının da tarihi gibidir aslında.

İnsan-duvar ilişkisinin tarihi üzerine edebiyat ve bilim disiplinlerinin geniş bir külliyata sahip olduğu muhakkak. Bırakalım antik Sümer, Babil, Mısır, Grek, Roma gibi site devletleriyle Ortaçağ şehirlerini çevreleyen surları, yalnızca Berlin duvarı üzerine yazılanlara bakılması halinde bile ne denmek istendiği rahatlıkla anlaşılabilir.

Doğal afetlerden, yabanıl etçillerin saldırılarından korunmak için örülen duvarlar, köle sahipleri ve feodal aristokrasinin kendini kapattığı kale ve şato duvarlarının, asilerini tıktıkları zindan duvarlarının yanında hiç kalır.

Tanrılara yalvarma aşkı ve korkusuyla inşa edilen tapınak duvarları ise, kendi başına ayrı bir fenomen…

Son beş bin yılda inşa edilmiş duvarların çoklu işlevine bakmak, insanın kurduğu sınıflı uygarlık modellerinin temel açmazlarını anlamamızı da sağlıyor.

Sosyal sınıfları, ulusları, etnik ve inanç topluluklarını birbirinden ayırmakla işlevli kılınmış duvarlara verilen ilginç isimler tarihin başka bir ironisidir.

İki İrlanda ve Belfast kentinin Protestan ve Katolik mahalleleri “Barış Duvarı” ya da “Barış Hatları” adıyla bölünmüştür. İki Kore’yi ayıran ve her iki yakasında 1 milyonu aşkın askerin beklediği duvarın ismi de “Barış duvarı”dır. Kıbrıs’ı aynı misyonla ortadan ikiye ayıran “Yeşil Hat” da dahil edilir bunlara. Batı Şeria duvarına “Güvenlik Seti” adını verenlerin Ortadoğu’nun güvenliğine ne tür katkılarda bulundukları ortada.

Hindistan-Pakistan, Hindistan-Bangladeş sınırındaki duvarlar gibi, Suudi Monarşisinin Kuzey ve Güney sınırlarına çektirdiği, toplamda 8,5 milyar dolara mâl olan 2 bin 600 kilometrelik “modern Çin Seddi”nin dev duvarları da “Ortadoğu ve dünya barışı”na gerekli katkıyı sunmuş olmalı!

Amerika’nın Meksika, Batı-Avrupa’nın ise Balkanlar ve Yunanistan sınırlarında beton ve tel duvar kuşanmaları, göçmen akınına karşı Batının “barış ve refahını koruma” amacı taşıyormuş!

Kürt’leri, Ezidileri, Nusayrileri birbirinden cebren ayıran dünyanın en uzun üçüncü (900 km.) duvarını inşa etmekle övünen Türk egemenleri de, aynı trajikomik masalları tekrar ederler.

Utanç Duvarları

Sınıfsal uçurumların aynası olan utanç duvarlarının en bilinenleri Peru’nun başkenti Lima’da ve Brezilya’nın Sao Paulo kentinde bulunsa da, aslında Meksika’dan Hindistan’ın derinliklerine uzanan bir dünya gerçeğidir.

Zengin ve sefil semtleri/siteleri birbirinden ayıran -görünür ve görünmez- duvarların varlığı, insanlığı çözülmenin eşliğine getiren tüm bir sınıflı toplum uygarlığının da iflas vesikasıdır.

Berlin duvarının yıkılmasını “kapitalizmin zaferi”ne yoranlar, 1989’dan bu yana -milyarlarca dolarlık kamu fonu harcayarak- 40’ın üzerinde ülkede 26 bin km’lik “yüksek güvenlikli” duvar inşa etmiş olmalarını neyin zaferi diye izah edecekler?

Zirvesinde kapitalizmin bulunduğu sınıflı toplum vahşetini kutsayanlar, gözetleme kuleleri, radarlar, gece görüşlü kamera sistemleri, titreşim sensörleri gibi pahalı teknolojilerle donatmış oldukları yeni duvarları, “Onların duvarları yıkıldı, yaşasın bizim yeni duvarlarımız!”ın ötesinde, hangi manevrayla meşru gösterecekler acaba?

Tarih, en yalın deyimiyle bütün bu duvar ağlarını aslında, insanın insan üzerindeki egemenliğine dayalı sosyo-ekonomik ve politik utanç modellerinin kaçınılmaz dışavurumu olduğunu kaydediyor.

Aşılması En Zor Duvar

Duvarın granitten ve betondan daha sert ve parçalanması çok daha çetin olanı hiç kuşkusuz ki, insanın kafasında ve ruhunda oluşan/oluşturulan duvardır. Farklı renklerin, ulusların, etnik ve inanç merkezli kültür topluluklarının dünyasına çekilen iç ve dış duvarların tamamı, önce kafada/kavrayışta kendine yer buluyor.

Direncini geleneğin, cehaletin ve ön yargının gücünden alan bu duvar çeşidinin yaygınlığı, -kendini kendi kafasıyla vesayet altına almasının yanında- tarih boyunca iktidar sahiplerinin işini kolaylaştıran bir işlev de görmüştür.

Kafa içi duvarların en yaygın türlerinden biri, hiç şüphesiz anti-Komünist duygulardan oluşanıdır. Bu duvara dolgu malzemesi olmak için Babeuf’e, Karl Marks’a, Proudhon’a falan anlayarak karşı çıkmanız gerekmiyor. Dinsel doğmalara, bağnaz milliyetçi hezeyanlara ve cehaletle örülmüş kalıp yargılara sahip olmanız yeterlidir…

Öte yandan, “Başka bir dünya mümkün” diyenlerin bu duvar türlerine karşı yürütecekleri zorlu mücadele, kendi iç duvarlarından kurtulmayı da şart koşuyor.

Küçük Duvarın Büyük Anlamı

Dersim belediyesinin küçücük bir duvara vurduğu kepçe darbesinin konjonktürel yankıları bir zaman sonra durulur. Ancak, asıl darbeyi alan bilinç ve bilinçaltı duvarlar olduğundan, yankıları da uzun bir zaman kolektif belleğin labirentlerinde dolaşacaktır.

Sosyal sınıflar, halk ve bürokratik kastlar arasında bulunan duvarların, toplumsal eşitsizliklerin “ezelden ebede” var olacağı masalı, çocuk yaştan itibaren zihinlere işlenen ideolojik bir manipülasyon argümanıdır. İdeolojik bir hegemonya olmadan, sosyal çöküntü kaynağı hiçbir sistem ve devlet iktidarı ayakta kalamaz.

Yapılan her doğru iş, yıkılan her küçük duvar, kolektif bilinç ve bilinçaltının duvarlarında, çözülmez sanılan sınıflı toplum mitlerinin döşünde gedikler açar.

Dünyanın duvarlarından kurtulması, ne “ağlama duvarları”nın önündeki yalvarma ritüelleriyle, ne de devletlerin bekasına adanan dualarla olacaktır. Binlerce yıldır edilen dualara bir karşılık geleceğini beklemek yerine, farklı bir gelecek inşası için reel ve sanal duvarları sorgulamak, ilk tuğlasından başlayarak yıkmaya girişmek daha anlamlı değil mi?

Dersim belediyesinin bir anlayış ve program dahilinde küçücük bir duvara savurduğu darbenin dilini, tarihsel meramını ve yaydığı umudu anlamak kimseye bir şey kaybettirmez.

“Birlikte üretip birlikte yönetme” felsefesinin duvarlara iyi gözle bakmayışı devlet iktidarını, onun bekçiliğini yaptığı sermayenin hükümranlığını rahatsız etmesi normaldir. Devlet güdümlü hafiye kalemlerin, sistem misyonerlerinin saldırılarında da yadırganacak bir durum olamaz.

Tanrı ve din merkezli arkaik ideolojik sistemlerin, “ulus” ve “üst(ün) kültür” odaklı modern ırkçı düşünce akımlarının rahatsız olmaları da şaşırtıcı değildir.

Eşitsizlikler dünyasını, tekel gruplarının acımasız egemenliklerini sorgulamaktansa “kimliklerden kimlik beğenmemizi” tavsiye eden, yereldeki evrensele nefretle bakan, alaycı, her şeyi anlamsızlaştırmak yoluyla sonuçta dünya kapitalizmini kutsayan postmodernizm gibi düşünce akımlarının tepeden bakmaları da anlaşılırdır.

Ancak, ezilen, sol ve dost saflardan gelen yapay ve bazen de yıkıcı dozdaki “eleştiri”leri, hiç de dostane olmayan kimi kurgu ve karalamaları anlamak belki zaman alacaktır.

Dersim belediyesini eline alan programın kadroları attıkları ilk adımlarla doğru yolda olduklarını gösterdiler. Belli ki Maçoğlu ve ekibi, ezici bir beklenti ve umut dalgasının eşliğinde yol almak zorunda kalacaklar.

Dostları olduğu kadar, çelme atmak isteyenleri de olacaktır. Ama daha şimdiden, kapitalist dünyanın duvarlara bürünmeye devam ettiği, toplumları çürümenin ve topyekün delirmenin eşiğine getirdiği bir zamanda gönüllere yerleşti onlar.

Şimdilik bizlere düşen sorumluluk, yıkılan bu küçük duvarın, o duvarları yaratan toplumsal nedenlerin ortadan kaldırılmasına vesile olması için çaba sarf etmektir.

adhk tarafından

İHD Dersim: Yaşama ses ver, tecridi kaldır

Nisan 11, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İnsan Haklar Derneği (İHD), Dersim şubesi hapishanelerde tecridin kaldırılması amacı ile devam eden açlık grevleri ile ilgili basın açıklaması düzenledi Basın açıklamasında tecridin kaldırılması ve açlık grevlerinin bitirilmesi istendi

DERSİM (11-04-2019) İnsan Hakları Derneği(İHD) Dersim Şubesi hapishanelerde süren açlık grevi direnişleri ile ilgili basın açıklaması düzenledi. Yapılan basın açıklamasını İHD Dersim Şubesi Başkanı Gürbüz Solmaz okudu.

Yapılan açıklama özetle şöyle:

İmralı Hapishanesi’nde Abdullah Öcalan ve diğer 3 mahpus üzerindeki tecridin kaldırılması amacı ile 8 Kasım 2018 günü Leyla Güven tarafından başlatılan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri halen Türkiye’de 100’ün üzerinde hapishanede binlerce kişi tarafından sürdürülmektedir.

21 Şubat 2019 günü Almanya’da Uğur Şakar, 17 Mart 2019 günü Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde Zülküf Gezen, 22 Mart 2019 günü Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi’nde Ayten Beçet, 24 Mart 2019 günü Erzurum Oltu T Tipi Hapishanesi’nde Zehra Sağlam, 24 Mart 2019 günü Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde Medya Çınar, 29 Mart 2019 günü Şakran Kapalı Kadın Hapishanesi’nde Yonca Akıcı, 2 Nisan 2019 günü Osmaniye 2 Nolu T Tipi Hapishanesi’nde Siraç Yüksek, 5 Nisan 2019 günü Elazığ T Tipi Hapishanesi’nde Masum Pamay yaşamlarına son vermişlerdir. Öncelikle bu kişilerin ailelerine ve sevenlerine başsağlığı dileklerimizi paylaşmak isteriz.

İHD ve TİHV olarak yaşamına son verme eylemlerinin yapılmaması için 25 Mart 2019 tarihinde basın toplantısı yaparak bu konuda açık bir çağrı yapmış, mahpuslar üzerinde etkili olan çevreleri de uyarmıştık. Ancak buna rağmen yaşamına son verme eylemlerinin devam etmesi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Bizler hak savunucuları olarak 11 Nisan 2019 Perşembe günü İHD Dersim Şubesini akşam 21.00’e kadar açık tutarak “Yaşama Ses Ver” nöbetleri tutarak bir kez daha tecridin sonlandırılması ve açlık grevlerinin bitirilmesi, özellikle de yaşamına son verme eylemlerine başvurulmaması konusundaki duyarlılığımızı kamuoyu ile paylaşacağız.

Tecrit gibi başta BM Mandela Kuraları olmak üzere Türkiye yasalarına bile aykırı uygulamaların son bulmasını, siyasi iktidarı bir an önce sorumlu davranarak hapishanelerdeki tecridi kaldırmaya davet ediyoruz.

Halen yüzün üzerindeki hapishanede binlerce kişi tarafından devam ettirilen süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerinde gelinen aşama oldukça ciddidir. Gerek açlık grevcilerinin sağlık durumlarının izlenmesi, gerekse de taleplerin demokratik kamuoyu tarafından duyulduğunun ortaya konabilmesi için bağımsız heyetlerin ve bağımsız hekimlerinin hapishanelere girmesine izin verilmelidir. Siyasi iktidar bu husustaki sorumluluğunu görmeli ve bir an önce bu talepleri karşılamalıdır.

İnsan hakları örgütleri olarak devam eden açlık grevleri nedeni ile hapishaneleri yakından izlediğimizi, avukatlar vasıtası ile ziyaretler gerçekleştirdiğimizi, siyasi iktidara talepleri ilettiğimizi, demokratik kamuoyunun daha fazla duyarlı olması için girişimlerde bulunduğumuzu, uluslararası toplumun ve uluslararası kuruluşların sorumluluklarını yerine getirmeleri konusunda girişimlerde bulunmaya devam ettiğimizi, kısacası açlık grevinde bulunanların zarar görmemesi ve tecridin kaldırılması konusunda elimizden gelen tüm çabayı gösterdiğimizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Umuyoruz ki bu çağrımıza uyulur ve bir daha hiç kimse yaşamına son vermez, tecrit kaldırılır ve açlık grevleri sona erdirilir.

adhk tarafından

Leyla Güven’in eylemi 154’üncü gününde

Nisan 10, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

DİYARBAKIR -(10-04-2019)  Tecridin kaldırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevini sürdüren DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in eylemi 154’üncü gününde

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı ve tahliyesi ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi 154’üncü gününe girdi.

CEZAEVLERİNDE EYLEM SÜRÜYOR

Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 141, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş’in 115, cezaevlerinde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 116 gündür eylemde. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayıldı.

HDP İL BİNASINDAKİ EYLEM SÜRÜYOR

HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı eylem de 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.

Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevi eylemine başlayan Sedat Akın’ın tahliye edilmesi ardından Batman’daki evinde sürdürdüğü eylem 93’ncü gününde. Gurbet Ektiren, Bakırköy Cezaevi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi eylemini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (55) 1 Mart’ta Silivri Cezaevi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Buca Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 22 Mart’ta tahliye olan Ferdi Karabay 1 Mart’ta başladığı açlık grevi eylemini evinde sürdürüyor.

TECRİDİ PROTESTO ETMEK İÇİN YAŞAMLARINA SON VERDİLER

Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirmişti. Tecridi protesto etmek amacıyla Zülküf Gezen (33) 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde, Ayten Beçet (24) 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Zehra Sağlam (23) 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Medya Çınar (24) 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tecride karşı yaşamlarına son verdi. Yonca Akici de 29 Mart’ta aynı amaçla Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde eylem yaptı ve kaldırıldığı hastanede 1 Nisan günü yaşamını yitirdi. Siraç Yüksek, 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli  Cezaevi’nde tecridi protesto etmek için yaşamına son verdi. (MA)

adhk tarafından

ADKH 12. Kurultayına Çağrı

Nisan 9, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi), 20-21 Nisan 2019 tarihlerinde Frankfurt’da 12’nci Kurultayını gerçekleştirecek

ÇAĞRIMIZDIR

FRANKFURT (09-04-2019) Değerli üyelerimize, bileşenlerimize, kadın arkadaşlarımıza ve duyarlı tüm dostlarımıza,

Emeğimizin gasbıyla başladı mücadelemizin tarihi…

Her dönemde kendi emeğimizin gasbıyla başladı mücadelemizin tarihi…

Her dönemde kendi öncülerini yarattı…

Azgınlaşsa da erk-egemen sistem bütün iktidarlarında…

Bugün “Mor Dalga” yla yürüyor kadınlar başka bir dünyaya…

Bu coşku ve kararlılıkla ADKH olarak 12. sini düzenleyeceğimiz kurultayımıza tüm kadın arkadaşlarımızı “Kadınlar Birlikte Güçlü ” şiarıyla katılmaya çağırıyoruz!

 Konuklar

 –Avukat: Meral HANBAYAT

Hukuk ve Kadın

– Araştırmacı-Yazar: Sibel ÖZBUDUN

Emeğimizin Gaspı Hayatımızın Gaspıdır.

Küreselleşme ve Kadın

EMEĞİMİZİN GASPI HAYATIMIZIN GASPIDIR!

DİRENİŞTEN ÖZGÜRLÜĞE YÜRÜYORUZ!

12. KURULTAYIMIZDA BULUŞALIM

Tarih: 20-21.04.2019

Saat: 13:00

Yer: Saalbau Gallus

Frankenallee 111

60326 Frankfurt am Main

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

Leyla Güven’in direnişi 153’üncü gününde

Nisan 9, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tecridin kaldırılması talebiyle süresiz dönüşümsüz açlık grevini sürdüren DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in direnişi 153’üncü gününe girdi

HABER MERKEZİ (09-04-2019) Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’nde başlattığı ve tahliyesi ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi 153’üncü gününe girdi.

Hapishanelerde direniş sürüyor

Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 140, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş’in 114, hapishanelerde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 115 gündür direnişte. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm hapishanelere yayıldı.

HDP il binasındaki direniş sürüyor

HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı direniş 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.

Erzincan T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde açlık grevi direnişine başlayan Sedat Akın’ın tahliye edilmesi ardından Batman’daki evinde sürdürdüğü direniş 92’nci gününde. Gurbet Ektiren, Bakırköy Hapishanesi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi direnişini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (55) 1 Mart’ta Silivri Hapishanesi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Buca Kırıklar 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 22 Mart’ta tahliye olan Ferdi Karabay 1 Mart’ta başladığı açlık grevi direnişini evinde sürdürüyor.

Tecridi protesto etmek için yaşamlarına son verdiler

Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirmişti. Tecridi protesto etmek amacıyla Zülküf Gezen (33) 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde, Ayten Beçet (24) 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde, Zehra Sağlam (23) 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde, Medya Çınar (24) 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tecride karşı yaşamlarına son verdi. Yonca Akici de 29 Mart’ta aynı amaçla Şakran Kadın Kapalı Hapishane’nde direniş yaptı ve kaldırıldığı hastanede 1 Nisan günü yaşamını yitirdi. Siraç Yüksek, 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde, Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tecridi protesto etmek için yaşamına son verdi.

adhk tarafından

Dersim’den verilen mesajın anlamı/Yusuf Ozan

Nisan 8, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Bu mesajda halka, halk güçleri içindeki değişik fikirlere, politik eğilimlere, inanç ve saygının yanı sıra birlikte yönetmenin şiarı yankılandı Yani kısaca mesajın bir manası da burjuva temsili demokrasinin parçalanıp aşılması ve yerine emekçilerin kendilerini yönetmelerinin adı olan doğrudan demokrasinin konulmuş olmasıdır

Yusuf Ozan (08-04-2019) Yerel seçimler bitti. Tartışması sürüyor ve öyle görünüyor ki bir süre daha yankıları devam edecek. Dersim seçimlerinin sonuçları ayrı bir yerde duruyor. Tarihte ilk defa komünistler bir şehirde halk kitlelerinin onayı ile başkanlığı aldılar. Bu sadece bir başkanlığın kazanılması değil. Hatta işin esası belediyenin kazanılması değil. Bu kazanımın esas anlamı bir programın, bir anlayışın, bir çizginin ve bir dünya görüşünün galebe çalmasıdır. Bu öyle bir sonuçtur ki komünizmin öldüğünü vaaz edenlere ağır bir sille vurdu. Gericiliğin kulak dibine atılan bu sillenin Dersim’de ortaya çıkması tesadüf olmamıştır. Dersim’in direngen tarihi, çok dilli ve kültürlülüğü, hoşgörüsü, ağaca, taşa, suya yani tüm canlılara olan saygısı, ortak yaşam damarı, paylaşma tarihi dahası ve en önemlisi de tüm bu değerlere ek olarak KAYPAKKAYA çizgisinin orada bıraktığı büyük devrimci iz ile bu sonuç alınmıştır.

Kapitalizmin envai çeşit türevinin bıraktığı yıkım insanı yeni arayışlara soktu. Doğamızı tahrip eden, kaynaklarımızı kendi bencil çıkarlarına kurban ederek tüketen bu zillet sistem, savaş, soygun, talan ve yıkımlarla yüklü doludizgin gidiyor. İnsanlığa ve doğadaki canlılara verecek, onun ihtiyacını karşılayacak hiç özelliği kalmamıştır. Bu kötü gidişata karşı dünyada değişik ülkelerinde, değişik alternatifler ve itirazlar yükseliyor. Ayları bulan Fransa Sarı Yelekliler eylemleri bu nedenledir. Çocukların, gençlerin “yeter dünyamızı kirlettiğiniz” sokak şiarları ve gösterileri bu arayışın çığlığıdır. Sadece bu iki örneğin gösterdiği şey, yeni bir arayıştır. Aynı arayışın coğrafyamızdaki dışa vurumunu Gezide gördük. Şimdi bu arayışın yeni bir çıkışı Dersim’de hayat buldu. Halkın ürettiği, halkın söz sahibi olduğu, halkın yönettiği bir çıkış çizgidir bu. Paylaşma, dayanışma ve kardeşleşmenin ete kemiğe büründüğü yer oldu Dersim. Kar uğruna halkın sağlığını hiçe sayan kapitalist sömürü ve talana atılan bir sert bir tokat oldu. Söz, Yetki, Karar Halka şiarı Dersim sahasının çok ötesine taşarak ülkede ve hatta dünya da yankı bulması tesadüf olabilir mi?

Kimi aklı evvel sosyalist ve yurtsever cenahın mülkiyetçi, grupçu davranışlarını terk edip dünyada hatırı sayılır anlamlı çıkışın hakkını teslim etmek ve selamlamak yerine “burjuva medyası şişiriyor” “önümüze çıkarılmış bir unsur” “yasal yoldan devrim yapmak istiyorlar” gibi iftiralar ve yalanlara tevessül ettiler. Dersim çıkışını “egemen burjuva medyanın şişirmesi” diye suçlayanlar bu çıkışın dünyadaki ilerici-devrimci güçler içinde karşılık bularak selamlamalarına ne diyecekler? Türk burjuva medyası yurt dışındaki medyayı da şişiriyor, yön veriyor diyecekler herhalde! “İlerici” gerici güçlerin akılsız saldırıları, karalamaları ve hatta tehditlerine rağmen kazanılan Dersim zaferinin daha ilk günü komünistlerin verdikleri mesajlar ile sahaya bomba gibi düştü. Bu mesajların bir kaçına kısaca bakalım. Birincisi, “kutlamak, tebrik etmek için gönderilecek çiçek vb. hiç bir şey tarafımızdan kabul edilmeyecektir. Bunu bağış olarak hayvan haklarını koruyan kuruma yardım olarak verin” mesajıydı. Bu mesaj sadece coğrafyamızda değil, dünyada da büyük yankı buldu. Komünist yerel iktidarın insanın yanı sıra diğer canlıların haklarına duyduğu saygı ve sorumluluğa işaret eder. Komünistler bu mesaj ile komünist olmayan hayvan severlerin içinde büyük takdir topladı. Bu mesaj yaşamı tüm canlılarla paylaşmak demektir. Börtü-böceğin, kurdun, kuşun yaşam hakkının gözetilmesi ve onlara duyulan saygı mesajıdır. Bencil yaşama karşı bu bir ortaklaşma ve insanlaşma çağrısıdır. İkincisi, “Dersim nüfusu bir milyonun üstündedir. Ancak sadece seksen bini Dersim’de yaşamaktadır. Savaş, baskı, işsizlik, yoksulluk nedeniyle göçmek zorunda bırakılanlara çağrımız şudur. Yüreğini, duygularını bu topraklarda bırakanlar, dağlarına, ziyaretlerine, mezarlarına, tarlalarına hasret kalanlar, toprağına suyuna sevdalılar için bir köprü kuracağız. Onların düşüne bir kapı açacağız. Dersimli olsun olmasın her insanımızı burada karşılamaya hazırız. Evin sahibi olduklarını göstereceğiz ve herkese eşit davranacağız, birlikte üretip birlikte tüketeceğiz” mesajıdır. Bu mesajdaki anlamlı derinlik, insani öz, “yar yanağından gayri, her yerde, her şeyde, hep beraber” diyen komünal yaşamın önderi Şeyh Bedreddin’in perspektifi yatıyor. Ama bunu anlamak için bencil, mülkiyetçi, lokal milliyetçi, tekçi zihniyetten arınmış olmayı gerektirir. Üçüncüsü, “biz hiç kimseye şunu-bunu yapacağız demedik. Ama şunu dedik ve yine diyoruz. Halk meclisleri kuracağız. Halk meclisleri kuracağız çünkü halkla beraber karar alacağız, halkla beraber yöneteceğiz. Aşiretçilik, ezbetçilik, adamcılık, grupçuluk yapmayacağız dedik, bunun için söz verdik ve bu sözümüze sadık kalacağız, 31 Mart sonrasındayız ve tüm dostlarımızla beraber yeni bir şehir, yeni bir hayat, yeni bir dünya anlayışıyla çalışmaya hazırız” mesajıdır. Bugüne kadar demokrat görünüp ancak Dersim’i özel mülkiyetinde gören tekçiliği yerle bir etti. Bu mesajda halka, halk güçleri içindeki değişik fikirlere, politik eğilimlere, inanç ve saygının yanı sıra birlikte yönetmenin şiarı yankılandı. Yani kısaca mesajın bir manası da burjuva temsili demokrasinin parçalanıp aşılması ve yerine emekçilerin kendilerini yönetmelerinin adı olan doğrudan demokrasinin konulmuş olmasıdır.

Verilen anlamlı devrimci mesajlardan karşı-devrim rahatsız oluyor bu anlıyor da, demokrat, devrimciyim diyenler neden rahatsız? Yine Dersim’de faşist saldırının bir biçimi olan ve halkın iradesine bir darbe olan kayyum ağır bir sille yiyerek yenildi. Evet, kayyum postalandı. Defteri dürüldü, atıldı. Ne var ki oldukça garip ve anlamsız bir hal içindeki sosyalist ve yurtsever hareket bu duruma neden bu denli üzgün? Bunların ruh hali kayyumdan beter kötü! Bunların suratı niye bu kadar solgun? Oysa komünistler her söze başladıklarında ya da kendilerine her sorulduğunda “biz zaferi dostlarımıza karşı ilan etmeyiz, onlarla paylaşırız” demediler mi? O halde durum bu kadar açık olduğu halde bu kötü psikoz ve çekememezlik neden? Bakın özet halinde sunduğumuz bu üç mesajın hangi noktaları yanlıştır, hangi noktaları halka yabancıdır, hangi yanı halkın çıkarlarına aykırıdır? Komünistlerin kazanması sizi sevindirmesi gerekirken neden bu kadar üzdü?

Biz nerede, hangi şartlarda yaşadığımızı, hangi siyasal koşullar içinde bulunduğumuzu, barbar rejimin karakterini, uygulamalarını, tarihini ve bugününü en az herkes kadar iyi biliyoruz. Bilerek ele alıyoruz. Lakin her çatlaktan, her imkan ve fırsattan sonuna kadar yararlanmayı da bir o kadar önemsiyoruz. Her an, her saniye neler olacağını aklımızın bir köşesindedir! Lakin her bir olanaktan bir gün bile olsa yararlanma imkanı varsa eğer, devrimin, kolektif yaşamın, ortak üretip ortak paylaşmanın tadını yaşamak/yaşatmak ve bu örnekleri kitlelere göstermek istiyoruz. Bu bizim için vazgeçilmez yeni, yaşanılır bir dünyaya ulaşma yürüyüşüdür. Bu yürüyüş çizgisi ve perspektifinde ezilen ulusun, ezilen cinslerin, emekçi sınıfların, çocukların ve dahası tüm canlıların geleceği yatıyor. İnsanlığın özgürlük ve kurtuluş özlemi yatıyor. İşte biz komünistler bunun bilincinde hareket ediyoruz. Dostlarımız eğer gerçekten bize dost iseler onlarında yersiz önyargılardan kurtulması yerinde olur. Dostlarımızla tersleşmiyoruz. Tam tersine paylaşmak, dayanışmak, ortaklaşmak istiyoruz. Henüz daha zaferi kazanmaya ramak kala komünistlerle LGBTİ’lerle arasında yapılan protokolü hatırlatalım. Bu protokol ezilen cinslere verilen büyük değerdir. Bu ve benzeri bir protokol başka nerelerde var? Varlığını biz duymadık/bilmiyoruz! Dedik ya bu mevzi ezilen tüm toplumsal kesimlerin ortak mevzisidir diye! Kazanılan mevzinin büyüklüğünü ve hayati önemini sınıf düşmanlarımız gayet iyi biliyor. Biz komünistler de işin bir o kadar bilincinde farkındayız ve bu mevziye hak ettiği kadar değer vereceğiz. Devrim bizim hedefimizdir. Emekçiler başta olmak üzere devrim tüm insanlık için büyük ihtiyaçtır. Bunun insanlık tarafından ne kadar bilince çıkarıldığı başka bir konu olsa da gerçek budur. Ovacık-Dersim deneyinin geniş halk kitleleri içinde bu denli karşılık bulmasının bir nedeni de bu değil midir? Egemen sınıfların gerici propagandalarının etkisi altında kalan ve komünizmi öcü gibi gören halkın geri kesimi içinde bile karşılık bulması manidar değil mi?

Çağrımız açık ve nettir. Tüm iftira ve karalama saldırılarına rağmen Ovacık’tan Dersim merkeze sıçrayan halkçı-devrimci mevziye sahip çık! Dersim’i savun! Zira Dersim emeğin değer gördüğü, emeğin yeniden bayraklaştığı komünar bir ocaktır! Boşuna mı demişti büyük dağ kartalı. “Bir Dersim yetmez, Hedef Bin Dersim”. Bin selam olsun!

adhk tarafından

Dersim Belediye binası önündeki korkuluklar ve duvarlar yıkıldı!

Nisan 8, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, kayyum döneminde “güvenlik” nedeniyle belediye önüne yaptırılan duvarları yıktırdı Başkan Maçoğlu, amaçlarının bir şeyi yıkıp dökmek olmadığını sadece belediye ile halk arasındaki engeli kaldırdıklarını söyledi

DERSİM (08-04-2019) Dersim Demokratik Halk Dayanışması(DDHD) adayı olarak Dersim’de belediye başkanı olan ve geçtiğimiz Cuma günü mazbatasını alan Fatih Mehmet Maçoğlu, seçim sürecinde belediye önündeki duvarları yıktıracağı yönündeki sözünü tuttu. Sabah saatlerinde belediye çalışanları önce belediye demir korkulukları kaldırdı. Ardından da iş makinesiyle belediye önündeki duvarların yıkımı gerçekleştirildi.

Duvarların kaldırılmasına ilişkin açıklama yapan Belediye Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu, seçim sürecinde bu konuda verdikleri sözü hatırlatarak, “Bunu halkla belediye arasındaki engelleri kaldırmak ve daha şeffaf bir görünüm kazandırmak adına yaptık. Ayrıca buraların uzun süredir çevre düzenlemesine de ihtiyacı vardı. Bundan kaynaklı bir çalışma. Belediyenin içi dışarıdan görülmüyordu. Biraz daha şeffaf ve görünür kılmak için yaptık. Yoksa bir şeyleri yıkalım, kıralım, değiştirelim meselesi değil. Halkla belediye arasındaki engelleri kaldırmak için yaptık” dedi.