adhk tarafından

Devrimci Tutsaklarla Dayanışmayı Büyütelim!

Haziran 24, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK, ADKH ve SYM, Hapishanelerdeki devrimci tutsaklarla dayanışmak için başalattığı kampanyaya, bütün taraftarlarını, devrimci ve demokratları katılmaya çağırıyor

ADHK (24-06-2020) Türk devleti F tipi ölüm tabutları inşa ederek, on binlerce  devrimci politik tutsağı esir almıştır. Binlerce politik tutsak, onlarca bedensel engelli, onlarca çocuk, onlarca yaşlı tutsak, zindanlarda her gün fiziksel ve psikolojik saldırıya  karşı karşıyalar. Hapishanede süren saldırılar sonucu onlarca kişi yaşamına son vermiştir.

Hapishanede süren baskıları teşhir etmek, tutsaklara  maddi ve manevi destek sunmak için ADHK, ADKH ve SYM kurumlarımız siyasal ve maddi  kampanya açmıştır.

Başta  taraftarlarımız olmak üzere devrimci, demokrat ve yurtseverlerin, kurumlarımızın başlattığı bu kampanyayı desteklemeye çağırıyoruz.

Aysel Koç şahsında tüm devrim şehitleri, corona pandemi sürecinde hapishanede şehit olanların anıları önünde saygıyla eğilirken, bize bırakılan tarihsel mirası yerine getirmeyi borç biliyoruz.

ADHK (Avrupa Demokratik   Haklar Konfederasyonu)

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)

SYM (Socialist Youth Movement)

adhk tarafından

Ekonomik Şiddet Kıskacında Biz Kadınlar, İşçi Kıyımlarına Sessiz Kalmayacağız!

Haziran 24, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Kadın Dayanışması olarak diyoruz ki; Avrupa’da ekonomik şiddetin biçimlerinden, başta işçi kıyımlarına karşı mücadelede işçi – emekçi kadınlar olmak üzere, görünmeyen emeğin sahipleri olan ev emekçisi kadınların, işsiz kadınların örgütlü mücadelesinin yanında olup, onları yalnız bırakmayacağız

AKD (24-06-2020) Dünya genelinde 2008’den beri süregelen ve pandemi ile daha fazla görünür bir hal alan ekonomik krizin küresel çapta sonuçlarını, en çok ekonomik şiddet biçiminde biz kadınlar yaşadık. İşten atıldık, çalışma saatlerimiz kısa gösterildiği için ücretlerimiz düşürüldü, açlık, yoksulluk koşullarında çocuk, yaşlı, engelli, hasta bakımlarını evlerde en zor koşullarda üstlendik, kadına yönelik ekonomik ve fiziksel şiddetin en korkunç hallerini yaşadık. Bugün de dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi büyük ve orta ölçekli şirketlerin, tekellerin yüzlerce, binlerce işçiyi işten atacaklarına dair açıklamaları yeni, zor bir dönemi karşılayacağımız anlamına geliyor. Ağırlıklı kadınların çalıştığı, ucuz işgücü olan hizmet sektörü başta olmak üzere bir çok işkolunda işçi kıyımları gündemde. Almanya’da Galeria Karstadt Kaufhof mağazalar zincirinin, Kanadalı bir şirkete satılışı sonrası, Almanya ve Belçika zincirlerinden 62 şubenin ve yine bunlara bağlı 20 spor mağazasının kapatılacağı, 6 bin işçinin işten atılacağı haberleriyle, sendikalı işçiler bir günlük uyarı grevi gerçekleştirdiler. Diğer taraftan Otomotiv devlerinden olan BMW’nin, 6 bin işçiyi işten atacağı alınan duyumlar arasında… Benzer bir çok işçi kıyımı bilgisinin, Avrupa ülkelerindeki işçilerin ve sendikaların gündeminde olduğunu biliyoruz. Biz kadınlar; “bu işçi kıyımları karşısında sessiz kalmayarak, hangi işkolunda olursa olsun eylemlerimiz ve örgütlü mücadelemiz ile ekonomik şiddetin yeni bir halkasına izin vermeyeceğiz” …

Ekonomik şiddetin toplumsal karşılığı, salt kadının ev içinde erkeğin ekonomik hegomanyası biçiminde sınırlandırılıyor. Oysa uluslararası sözleşmeler; biz kadınların ekonomik haklardan yoksun edilmesini “ekonomik şiddet” biçiminde tarif ediyor. Ekonomik şiddet; ister kapitalist devletin kâr hırsı, rekabeti, sermaye birikiminin bir sonucu olarak yaşansın, ister erkeğin evdeki ekonomik hegomanyası sonucu yaşansın, biz kadınların tüm yaşamsal haklardan mahrum bırakılmasına neden oluyor. Ekonomik şiddete maruz kalan biz kadınların yaşadığı en temel sorunlar beslenme, eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, sosyal, kültürel haklara ulaşmakta zorlanma ve özgürlüğümüzün kısıtlanmasıdır. Ekonomik şiddet, kapitalizmin bizlere reva gördüğü işsizlik, yoksulluk, esnek çalışma, düşük ve eşit olmayan ücretler, ev içi emeğimizin görülmemesi gibi erkek egemenliği biçimindedir.

Avrupa Kadın Dayanışması olarak diyoruz ki; Avrupa’da ekonomik şiddetin biçimlerinden, başta işçi kıyımlarına karşı mücadelede işçi – emekçi kadınlar olmak üzere, görünmeyen emeğin sahipleri olan ev emekçisi kadınların, işsiz kadınların örgütlü mücadelesinin yanında olup, onları yalnız bırakmayacağız.

Ayrıca; Avrupa’da kadınların yaşamları sistemin ekonomik şiddetiyle hiçleştirilirken, Türkiye ve Kürdistan’da Eren Keskin, Başak Demirtaş gibi politik  kadınları hedef alan cinsiyetçi şiddet, faşist AKP hükümeti eliyle yükseltilen patriarkal devlet şiddetinden bağımsız değildir ve politik kadınlara verilen bir mesajdır. Kadın özgürlük hareketinin bileşenleri olan Avrupa Kadın Dayanışması olarak; kadınlara yönelik her türlü şiddete karşı sesiz kalmayacağımızı bir kez daha buradan yineliyoruz.

➢ İşçi Kıyımlarına Karşı Kadın Dayanışmasını Yükseltiyoruz!

➢ Ekonomik Şiddete Sessiz Kalmayacağız!

➢ Kapitalizmin krizinin faturasını biz ödemeyeceğiz!

Avrupa Kadın Dayanışması

adhk tarafından

Dünya Sağlık Örgütü: Salgın büyüyor

Haziran 24, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Koronavirüs çekip gitmiyor Aksine, pandemi büyüyor Vaka ve ölüm sayısı artmaya devam ediyor”

HABER MERKEZİ (24-06-2020) DSÖ Genel Direktörü Dr Tedros Adhanom Ghebreyesus, Birleşmiş Milletler (BM) Kamu Hizmeti Günü nedeniyle video konferans yöntemiyle düzenlenen programın açılışında yaptığı konuşmada, korona virüsü salgınının büyüdüğünü söyledi.

Kamuda görevli sağlık çalışanlarının durumuna değinen Ghebreyesus, “Sağlık çalışanlarının ihtiyacı olduğu şekilde vardiyalar arasında kalacakları güvenli bir yer temin ederek ve fiziksel güvenliklerini sağlayarak damgalanma, taciz ve saldırılara karşı korunmalarını sağlamalıyız” dedi. Ghebreyesus, ülkelere çağrıda bulunarak, güvenli şekilde hizmet verebilmeleri için sağlık çalışanlarının desteklenmesi ve korunması gerektiğini vurguladı.

Sağlık çalışanlarına gerekli ekipman ve malzemelerin de sağlanması gerektiğinin altını çizen Ghebreyesus, sağlıklı bir toplum için mevcut sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi ve sağlık ve sosyal hizmetlerde daha çok iş fırsatı oluşturulmasının önemine işaret etti.

Konuşmasında, Covid-19 salgınının gidişatına da değinen Ghebreyesus, “Covid-19 çekip gitmiyor. Aksine, pandemi büyüyor. Vaka ve ölüm sayısı artmaya devam ediyor” uyarısında bulundu.

Vaka sayısı 9 milyonu geçti  

Çin’in Vuhan kentinde aralık ayı sonunda ortaya çıkan korona virüs salgını birçok yerde etkisini göstermeye devam ediyor. Korona virüsü kaynaklı Covid-19 hastalarının sayısındaki artış hızı yavaşlamış olsa da, alınan önlemler birçok yerde sürüyor.

Son verilere göre dünyada korona virüsü vaka sayısı 9 milyonu, ölü sayısı ise 472 bini geçti.

adhk tarafından

Mercan’da Ölümsüzleşen 17’ler Stuttgart’ta Anıldı

Haziran 22, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

21 Haziran günü, Mercan şehitleri 15’nci ölümsüzlük yıldönümünde Stuttgart’ta anıldı

STUTTGART (22-06-2020) Vartinikten Mercana bu tarih bizim, kanla yazılan tarih silinmez şiarıyla 17 haziran 2005 tarihinde MKP’nin önder kadrolarının ölümsüzleştiği 17 ler 21 haziran pazar günü Stuttgart’ta çoşkuyla anıldılar. İçinde geçtiğimiz süreç ve sürecin insanlar üzerindeki yansımaları, ideolojik ve siyasal kırılganlığın yaşandığı bu dönemde, 17 ler kitlesel olarak sahiplenildi.

Anma toplantısı saygı duruşu ve açılış konuşmasıyla başladı. Ardında sanatçı arkadaşlar hep birlikte sahnede devrimci marşlar söylediler. Katılımcı kitlede marşlara eşlik ederek “Mercanda bir ses 17’ler ölmez, Yaşasın Partimiz Maoist Komünist Parti” sloganlarını hayıkrdı. Anma etkinliği  tertip komitesi adına  yapılan konuşmanın ardından , etkinlik 17 ‘leri anlatan sinevizyon gösterimi ile devam etti.

MKP Siyasî Büronun 17’lere ilişkin  yayınladığı  açıklama okunduktan sonra,  anma etkinliğine katılan  siper yoldaşı kurumlar, sırasıyla TİKB, MLKP, Avrupa Grup Yorum Gönüllüleri, Bolşevik/Partizan, Partizan ve TKP/ML adına dayanışma mesajlarını sundular.

Mesajların ardından Solin müziği ile anmaya katkı sundu.

Aranın ardından Ali Çiçek sahne aldı. Geleneğimizin eski marş ve kendi bestesi olan 17 lere ithafen yazdığı eserini okudu. Ardında Onur Olgun marşlar ve 17’lere yapılan bir eseri okudu.

Son olarak sahneye tekrar bütün sanatçı arkadaşlar çıkıp kitle ile  birlikte ‘Ali Haydar ölmez ağlama bacım‘  ve ‘isyan ateşi‘ marşlarını coşku ile söylediler.

Anma toplantısı Önderimiz İbrahim Kaypakkaya ve Yaşasın Partimiz Maoist Kominist Parti sloganları eşliğinde çoşkuyla sona erdirildi.

adhk tarafından

Dünyada Bir Hayalet Dolaşıyor – Komünizm Hayaleti!

Haziran 22, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Korona pandemi sürecinde, işçi ve emekçileri zorla çalıştırıldığı, zorunlu olarak çalışmak zorunda kaldıkları, işçi aylıkların ödenmediği, yoksulluğun artığı, enflasyonun yükseldiği, kadınların katledildiği, çocuklara şiddetin artığı, yüzbinlerce emekçinin üretim sürecinde pandemi hastalığı sonucu öldüğü, son bir kaç aylık bir süre içinde işçi sınıfı bu barbar sistemin uygulamalarına tanık oldu

ADHK (22-06-2020) Tekelci burjuvazinin, işçi sınıfını ve emekçileri sömürerek, azami kar elde ettiği zaman dilimi üzerinde asırlar geçmektedir. Çocuk ve kadınların da emeğini gasp ederek, emekçilerin can güvenliği sağlamadan üretim faaliyetinde bu güne kadar çalıştırmıştır. Burjuvazi, azami kar elde ederek sermayesini büyütmüş, tarihin belirli dönemlerinde   ise ekonomik kriz süreçlerini yaşamış, her kriz sonrası faturasını emekçilerden çıkarmıştır. Emekçiler, tekelci burjuvaziden kaynaklı çıkan ekonomik ve sosyal krizlerin faturasını büyük bedellerle ödemişlerdir.

Dünyayı saran Korona pandemi sürecinde emperyalist sistemde yaşanan ekonomik kriz faturası, geçmişte olduğu gibi bugünde emekçilere çıkarılmaktadır. Korona pandemi sürecinde, işçi ve emekçileri zorla çalıştırıldığı, zorunlu olarak çalışmak zorunda kaldıkları, işçi aylıkların ödenmediği, yoksulluğun artığı, enflasyonun yükseldiği, kadınların katledildiği, çocuklara şiddetin artığı, yüzbinlerce emekçinin üretim sürecinde pandemi hastalığı sonucu öldüğü, son bir kaç aylık bir süre içinde işçi sınıfı bu barbar sistemin uygulamalarına tanık oldu. Kapitalist devletler, bu süreci kendi lehine çevirerek, büyük tekelerin kasalarına, emekçilerden toplanan para aktarıldı. Kapitalist sisteme karşı mücadele eden emekçilerin üzerine asker ve polis gönderildi, pandemi sürecini kulanarak, emekçilerin sosyal ve demokratik birçok hakları gasp edildi. Tekellerin rahat hareket etmeleri için yasal değişikler yapıldı. Yani üretim içinde olanların vahşi kapitalist sisteme boyun eğmeleri, mevcut koşullar içinde yaşamaları “terbiye” ederek, sokağa çıkan emekçilere kolluk kuvetleri saldırdı.

Korona pandemi süreciyle başlayan saldırılar ileriki dönemde de gelişecektir. Bu saldırının bir kaç ayağı olacaktır.

Birinci ayağı, emekçilerin direnişiyle burjuvaziden zorla alınan ekonomik demokratik haklara saldırıdır. Bunlar, asgari ücretin düşürülmesi, toplu sözleşmenin fehs edilmesi, işçi grevlerin yasaklanması, burjuvaziye tek taraflı lokavt hakkın verilmesi, 8 saatlik çalışma süresinin uzatılması, sendikal hakkın engellenmesi, yani işçi sınıfın üretimde gelen gücünün önünde engel oluşturacaktır.

İkinci boyut, Kapitalist devletler ve onların uşakları, değişik farklı ülkelerde baskılar artıracaklardır. “Burjuva demokrasi” olarak tabir edilen ülkelerin devlet bünyesinde yeni faşist partiler ortaya çıkarılacaktır. Faşist partilerin gelişmesi önündeki yasal önlemler kaldırılacaktır.

Üçüncüsü, ırk ve mezhep politikalar geliştirilecek; mevcut olan bölgesel savaşlar yaygınlaştıracaktır. Mevcut durumdaki bölgelerde yürütülen gerici emperyalist savaşlar, Ortadoğu ve diğer coğrafyalarda devam edecektir.

Dördüncüsü, kapitalist sistemi reorganize (yenileme, biçim verme) yapılacaktır.

Beşincisi, yaratılan işsizlik sonucu, kadınları belirli üretim sektöründe dıştalayarak, ücretlerin düşük olduğu ve emeğin yoğun olduğu hizmet sektöründe   çalıştırılacaktır. Çocukların emeği üretime daha fazla katarak, kadın ve çocuk emeği üzerinde sömürü sağlanacaktır. Toplumda en fazla sömürülen baskı altında olan kesimde bunlardır.

Tabii belirtiğimiz konuların dışında daha geniş kapsamlı saldırılarda olacağı muhakkaktır.

Bütün bunlara rağmen, dünya emekçilerin ayak seslerinin olumlu yönden geldiğini, umut verdiğini   biliyoruz. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise, dünya genelinde halk hareketleri kapitalist barbarlığa ve erkek şövenizme karşı yaygınlaşarak büyümektedir.

Afrikadan, Asyaya, Avrupadan, Amerkaya kadar kitlesel direnişler sürmektedir. Dünyanın farklı ülkelerinde, “korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz” diyen kadınların ayaklanması, Lübnanda yoksulluk, işsizliğe karşı halk isyanı, Hong Kong‘da özgürlükler için sokak ayaklanması, Amerikada ırkçı yönetime karşı başlayan, Avupada yeşil yeleklerin mücadelesiyle birleşen, “nefes almıyoruz” isyanı. Sosyalistlerin önderliğinde, Hindistan, Filipin‘de gelişen halk savaşı başta olmak üzere yeni toplumsal gelişmelerin açık fay hatlarının kırılması yönünde sürekli orak ve çekiçle dövülmektedir.

Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848’de “Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşıyor – Komünizm Hayaleti” belrilemesi yaptı. Bugün Dünyada Bir Hayalet Dolaşıyor – Komünizm Hayaleti.

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

adhk tarafından

Ölüm orucundaki avukatlardan çağrı: ‘Mücadeleyi birlikte omuzlayalım’

Haziran 22, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Av Didem Baydar Ünsal, “adil yargılanma” talebiyle ölüm orucunda olan ve durumları gittikçe kötüye giden avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın, sağlık durumlarının kötü olduğunu ve konuşmakta zorlandıklarını paylaştı

HABER MERKEZİ (22-06-2020) Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın tutuklu bulundukları hapishanede, “adil yargılanma” talebiyle başlattıkları ölüm orucu eylemi sürüyor. Avukatlardan Timtik’in eylemi 172, Ünsal’ın ise 141’inci gününe girdi. Ölüm orucundaki avukatlarla en son 20 gün önce kapalı görüş gerçekleştiren avukat Didem Baydar Ünsal, her iki ismin de sağlık durumlarının kötü olduğunu ve konuşmakta zorlandıklarını paylaştı.

‘RİSKLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

Aynı zamanda, ölüm orucundaki Ünsal’ın eşi olan Av. Ünsal, eşinin tükürük salgısında artış ve ağzında yaraların çıktığını belirtti. Ünsal, eşinin sağlık durumunun iyi göründüğünü, ancak uzun süredir besleyici gıda alamamasından kaynaklı vücudunda gözle görülür değişikliklerin olduğunu ifade etti. Ünsal, eşinin 4 ay içinde 79 kilodan 61 kiloya düştüğünü aktararak, eşinin geçmişte sporcu olduğu için sağlıklı beslenmiş olması ve direngen yapısı nedeniyle süreci biraz daha rahat geçirdiğini söyledi. Ünsal,  “Ancak bu demek değil ki kronik bir rahatsızlık gelişmesin. Her an kalp veya organ yetmezliği yaşamasın. Bu durum için belirli bir süre yok. Vücudun kendini toparlayamaması halinde hep bu riskle karşı karşıyayız” uyarısında bulundu.

Timtik 43 kiloya düştü

Ölüm orucundaki Timtik’in ise görüşe yüzünde maskeyle geldiğini kaydeden Ünsal, “Maskeyi çıkardığında yüzünün de bedeni kadar incecik kaldığını gördüm. Önceki haline göre çok zayıf duruyordu. Yavaş konuşuyor ve hareket ediyordu. Ağzındaki yaralar onu zorluyor gibiydi. En son bir hafta önce tartıldığını ve kilosunun 43 çıktığını söyledi” dedi.

Ölüm orucundakilerin su, şeker ve tuz dışında bir şey tüketmediğini kaydeden Ünsal, Timtik’in hapishanede verilen tuzun gerçek olmadığı ve bundan dolayı ağız yaralarına iyi gelmediğini söylediğini belirtti. Ünsal, “İdare sadece tuz konusunda değil şekerleme ve boyunluk konusunda da sıkıntı çıkarıyor. Refakatçileri kantinden ücreti karşılığında kaya tuzu talep ettiler. İdare kaya tuzu, şekerleme ve boyunluk gibi basit karşılanabilir talepleri karşılanmamaktadır” dedi.

‘Mücadeleyi birlikte omuzlayalım’

Ünsal, ölüm orucundaki avukatların başta meslektaşları olmak üzere tüm yurttaşlara çağrısını ise şu şekilde aktardı: “Hukuksuzları asla kanıksamamaları ve asla sessiz kalmamaları gerekir. Bir şeyler yolunda gitmez ve onama kararı gelirse ki buna izin vermemeliyiz. Hala yapacak pek çok şey var sakın durmasınlar. Adalet mücadelesini birlikte omuzlamalıyız.”

adhk tarafından

“Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” Meşru Demokratik Direniştir: Desteklenmelidir!

Haziran 18, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Sorun ne sadece Kürtlerin ve HDP’nin ne de basit bir milletvekilliği statüsünün desteklenmesi sorunudur Sorun faşizme, faşist iktidarın keyfiyetle sürdürülen baskılarına ve darbeci uygulamalarına, karşı direnme sorunudur Demokrasi mücadelesinin parçası, biçimindeki her demokratik tepki ve tavrın desteklenmesi görevdir

BAKIŞ CAN (18-06-2020) Kürt ulusu, tarihi boyunca benzersiz bir milli baskıya maruz bırakılmış, sistematik biçimde asimilasyon dayatmalarına tabi tutulmuş, imha ve inkar politikalarıyla katliam ve kıyımlarla iradeleşmesi sürekli bastırılmıştır. Osmanlı döneminde başlayıp ırkçı ve tekçi-faşist Kemalist Cumhuriyet Dönemi boyunca süren bu inkar asmilasyon ve kırım uygulamaları Erdoğan-AKP iktidarı döneminde ise zirveye taşınmıştır. AKP Erdoğan iktidarında bu ırkçı ve tekçi devlet politikasına siyasi linç eklenmiş, kürtlerin seçimlerle ortaya çıkan demokratik iradelerine her türlü keyfi yöntemle saldırılmış ve açık bir esaret dayatılmıştır. Ne var ki cumhuriyetin öngünlerinden başlayarak kimi ulus ve azınlıklar kıyım ve sürgün politikaları eşliğinde dramatik biçimde dağıtılıp kendileri için “tehdit” olmaktan çıkarılsa da Kürt ulusu bütün bu imha-inkar, işgal-ilhak ve asimilasyon saldırılarına karşın ulusal bilinç ve dinamizminden koparılamamış, örgütlü ulusal direniş ve mücadelesi sayesinde tarihten ve varoluş gerçekliğinden gelen meşruluğuyla bugüne gelebilmiş; bugün ise sürekli bir mili zulümle yüz yüzedir. Öyle ki bugün Kürt ulusunun maruz kaldığı milli baskının boyutu, milli baskı sınırlarını aşarak coğrafyasının tahribatı ve konjonktürel politikaların mezesi yapılarak uluslararası sorunların odağına oturtulmuş, çok daha köklü bir faşist terör niteliğinde kendi yasalarını da çiğneyen tam bir keyfiyetçilikle ulusal demokratik iradesinin çiğnenerek darbelere maruz bırakılmakta; amiyane deyimle nefes alması fazla görülerek, her kötülüğün her başarısızlığın her sorunun yegane sorumlusu ve suçlusu gösterilmek yoluyla ayyuka çıkan milli zulme meşruluk kazandırılmak istenmektedir.

Biçimde AKP-MHP zımni koalisyon iktidarı olan, özünde ise doğrudan Erdoğan’ın mutlak diktatörlüğü olarak hayat bulan mevcut siyasi iktidar hukuksuz ve keyfiyetçi olduğu kadar açık faşizmi süreklileştiren koyu baskıcı bir diktatörlüktür. Bu niteliği, kendi güruhu dışındaki tüm toplumsal kesim ve muhalefete uyguladığı hukuksuz faşist baskılarla sabitken kendi anayasa ve yasaları temelinde gerçekleştirdiği seçim sonuçlarını tanımama ve seçimlerde halkın veya ulusun oylarıyla seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekillerini hapsederek seçmenin iradesini gasp etmekle de tüm pervasızlığını ortaya koymaktadır.

Erdoğan iktidarı, Kürt ulusunun demokratik iradesini yansıtan HDP’nin genel eş başkanları, milletvekilleri ve yöneticileri dahil olmak üzere on bini aşkın Kürt’ü hapsetmiştir. HDP’yi baskı, tehdit ve şantajlarla sindirip teslim almaya çalışan Erdoğan iktidarı, hedefine ulaşamadığı için hukuksuz saldırılarını günbegün tırmandırmaktadır. Yarattığı ekonomik ve siyasal krizin istikrarsızlığını her geçen gün daha yakıcı hisseden Erdoğan, olası erken genel seçime dönük hazırlık ve hamleler gerçekleştirmektedir. Baskı ve saldırılarının HDP’yi de aşarak burjuva kliklere kadar genişlemesi onun seçim korkusunu, buna bağlı komplo ve oyunlar içinde olduğunu göstermektedir. HDP’nin seçimlerde oynadığı kilit rol başta olmak üzere muhtemel seçim ittifakında kendi karşıtı cephede yer alacağı düşüncesiyle HDP’nin üzerinde siyasi linç terörü ve baskısını arttırmaktadır. HDP’nin son olarak tutuklanan iki milletvekili ve devamının gelmesi muhtemel olan yeni tutuklama ve baskılar, HDP üzerinde basınç oluşturarak ve çalışma dinamiğini zayıflatarak etkisizleştirilmesini hatta bu baskılar yoluyla kendisine yedeklenmesini; bu mümkün olmasa bile karşıtı cepheden kopmasını amaçlamaktadır.

Erdoğan’ın baskı ve terörüne boyun eğmeyen HDP, hukuksuzca tutuklanan milletvekilleri şahsında maruz kaldığı faşist baskı ve iradesini gasp eden darbeye karşı demokratik tepki ve hakkını kullanarak son derece haklı, demokratik ve meşru zeminde “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” gerçekleştirmekte; üzerindeki ırkçı-faşist baskıyı protesto etmektedir. Tamamen barışçıl, demokratik ve tamamen meşru olan bu protesto hakkı ve tavrı dahi Erdoğan ve güruhuna kişiliksiz siyasi karakteriyle yedeklenmiş olan tüm kafatasçı çete ve Perinçek gibi faşist artıklardan teşekkül düşkünler korosu tarafından hazımsızlıkla karşılanıp provakate edilmek istenmekte, ırkçı-faşist güdülerle saldırıya maruz kalmaktadır.

Buna karşı, tüm ezilenler; Sosyalist, devrimci, aydın ve tüm ilericiler HDP’nin meşru demokratik tavrını olumlamakta, “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşünü” desteklemektedirler. Demokratik tepki ve hak arayışı zemininde gelişen demokratik hareketlerin desteklenmesi sadece baskı ve darbeye maruz kalanların desteklenmesi değil, demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak açık faşizm iktidarına karşı mücadele tutumu olarak anlamlı. Sosyalist, devrimci, demokrat olmanın vazgeçilmez bir görevdir. Demokratik güçlerin asgari ortak çıkarları bu somut hareketlerde karşılık bulmalı, demokratik tepki azami bir çabayla ortaklaştırılmalıdır.

Sorun ne sadece Kürtlerin ve HDP’nin ne de basit bir milletvekilliği statüsünün desteklenmesi sorunudur. Sorun faşizme, faşist iktidarın keyfiyetle sürdürülen baskılarına ve darbeci uygulamalarına, karşı direnme sorunudur. Demokrasi mücadelesinin parçası, biçimindeki her demokratik tepki ve tavrın desteklenmesi görevdir. Faşizme ve faşist iktidara karşı her demokratik tavrın desteklenmesi görevdir. Baskı ve faşist darbeye maruz kalmış olan Kürt ulusu ve demokratik iradesinin, bu ulusun demokratik partisinin haklı ve meşru mücadelesini desteklemek, aynı zamanda milli baskı ve zulme karşı tavır almak tüm demokratların, her şeyden önce sosyalist ve devrimci kurumların görevidir.

HDP’nin talepleri haklı ve demokratik; Protesto yürüyüşü haklı ve meşrudur. Buna kayıtsız kalmak sorumsuzluktur. Yürüyüşün desteklenerek büyütülmesi ve başarıyla tamamlanması demokratik mücadele adına bir kazanımdır. Demokratik kazanım ve mücadele başarısı tüm demokratik güçlerin kazanımıdır. Demokratik kazanımlar devrim lehine, demokratik mücadele ve güçler lehinedir. Bunların desteklenmesinde tereddüt edilemez, edilmemelidir. Demokratik mücadele muhtevasıyla HDP’nin yanındayız, yanında olmalıyız…

adhk tarafından

MKP’den açıklama: 17’ler Zafer Yürüyüşümüzün Teminatıdır

Haziran 17, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Maoist Komünist Parti (MKP) 2005 yılında Mercan vadisinde TSK tarafından düzenlenen baskınla yaşamını yitiren MKP MK üyeleri, üye ve savaşçıları için açıklama gerçekleştirdi

MKP (17-06-2020) Maoist Komünist Parti (MKP) 2005 yılında Mercan vadisinde TSK tarafından düzenlenen baskınla yaşamını yitiren MKP MK üyeleri, üye ve savaşçıları için açıklama gerçekleştirdi. Katliamda MKP Genel Sekreteri Cafer Cangöz ve Sekreter yardımcı Aydın Hanbayat’ın yanı sıra MK üyeleride bulunuyordu. MKP MK bir açıklama yaparak, Mercan Katliamında yaşamını yitiren 17’leri andı.

MKP açıklamasında ; “Partimiz, tüm ölümsüz yoldaşlarımızın yarattığı değer ve mirası sahiplenerek mücadelesinin kılavuzu yaparken, 17’leri de taşıdıkları tüm yüksek değer ve miraslarıyla sahiplenip izlerini sürdürmekte, Onların yönelimini ilerleterek devrimle taçlandırma çabasındadır” ifadelerine yer verdi.

Elimize mail yoluyla ulaşan açıklamayı haber değeri taşıdığından dolayı paylaşıyoruz.

MKP’nin açıklamasının tamamı şöyle;

Gökyüzü dingin ve hareketsizdi helikopter uçuşlarından önce. Güneş sıcağa doğacak, ısıtacaktı doğayı. Dost olacaktı soğuktan sakınana… Kopacak “kıyametten” ve soğuk demirin yakıcı, yabanıl sıcağından habersiz… Munzurların zirveleri güneşi gören ilk gözlerdi. Bakan gözler vardı zirveleri tarayarak güneşi arayan… Ufuk kendiliğinden kızıl açardı Munzurlarda. Tatlı bir serinlikle sökerdi oralarda şafak… Ve kopacak “kıyametten” habersiz ilk ışınlarını yolladı Munzur zirvelerine. Zirvelerden eteklere doğru inerken telaşlıydı o gün Güneş… Gecikmeden anlaşıldı telaşı… Vadilerden demir kuşlar yükseldi yukarılara… Namlular çoktan doğrulmuş çatılı yürekler üstüne… Tanıklığına yenisini ekledi Munzurlar. Vuruşma anıydı, en amansız, en cesur ve en korkaklarla… 17 Haziran sıcağında çöktü boran, tufana boğuldu dağlar… Buluttan gelen su damlacıkları değil, kurşundu, mermiydi, toptu yağan… Tam 17 can, 17 yoldaştı ölüm kusan makinalara göğüs geren… 17 Kızıl karanfildi, devrim toprağında dikilen, Sosyalist Halk Savaşına filiz veren… Böyle başladı 17‘lerle yazılan ve ilerleyen tarihi serüven… Patikalar devrime çıkardı oralarda ve Onlarda… Nişangahlarda devrim yazılıydı… Hedeflenen herşeye devrim asılıydı… Dağlar devrim fabrikası… Ol sebeptendir Munzurlardaki cengimiz ve bir sabah vakti 17 kere vurulup düşüşümüz…

Değerli Halklarımız, Yoldaşlar!

Partimizin önderler gurubunun ezici çoğunluğu, kongre delegelerimizin büyük bir bölümü ve önemli bir Parti Üye bileşenimizden oluşan 17 yoldaşımız, 2005 yılı 17 Haziran günü düşmanın stratejik saldırısı sonucu Munzur dağlarında katledildi! 17’ler katliamı olarak devrim tarihi ve Parti belleğimize kazınan katliamın 15. yıl dönümündeyiz. Ölümsüzlüklerinin 15. yıl dönümü vesilesiyle, 17’leri sonsuz saygıyla anıyor, anıları önünde eğiliyoruz.

17’ler katliamında fiziken yitirdiğimiz, Parti Genel Sekreterimiz Cafer Cangöz, Genel Sekreter yardımcısı Aydın Hambayat, Parti Merkez Komite üyeleri Okan Ünsal, A. Rıza Sabur, Parti üyeleri ve Kongre delegelerimiz Alaattin Ataş, Ersin Kantar, Kenan Çakıcı, Berna Saygılı Ünsal, Taylan Yıldız, Cemal Çakmak, Dursun Turgut, Binali Güler, İbrahim Akdeniz, Ökkeş Karaoğlu, Gülnaz Yıldız, Parti militanı HKO üyeleri Çağdaş Can ve Ahmet Pektaş yoldaşlarımız ölümsüzdür!

Düşmanın stratejik savaş konseptiyle gerçekleştirdiği 17’ler katliamı, nicel ve nitel muhtevasıyla Partimiz açısından, dönemsel olarak “kaderini” belirleyen ve örgütsel yenilgi değerinde ağır bir örgütsel darbe almasına yol açan tarihi bir kesit oldu. Partimize ve Parti önderliğimize dönük kesin imha hedefiyle yürütülen, örgütsel-fiziki ağır darbeyle sonuçlanan17’ler katliamı, Partimiz için son derece ağır bir süreci koşullayarak, Partimizin örgütsel geri çekilme sürecine girmesine yol açmıştır. 17’lerde ifade bulan Parti önderliğimiz, Maoist Komünist çizgisiyle, sergilediği ısrarlı savaş pratiği duruşuyla Partimizin gelişiminde sıçrama yaratan bir önderlik anlamı taşımaktadır. Marjinalleşmenin eşiğine gelerek taşıdığı büyük zayıflıklarla adeta dağınıklıklar içinde bocalayan durumdaki Partimizin, ilk kongresi olarak da anlam yüklü olan bir Parti kongresiyle toparlanıp ileri nitelikte ayakları üstüne dikilmesi, aynı kongre ile Partinin ideolojik kırılma ve yabancılaşmalardan kurtarılarak Komünist ideoloji perspektifiyle geliştirilip Halk Savaşı zemininde ileri örgütsel pratiklere kavuşturulması, bir dizi çizgi ve anlayış probleminin Tarihi Muhasebe’yle aşılma yoluna koyulması vb vs gelişim süreçleri bu önderliğin belirgin özelliklerindendir. Ki, bu önderliğin fiziksel olarak yitirilmiş olmasının Partimiz açısından taşıdığı anlam ve ağırlığı da bu özelliklerinde karşılık bulmaktadır.

Partimiz için bir dönünüm noktası olan bu önderlik süreci, kuşkusuz ki, aynı özellikleri nedeniyle düşmanının da dikkatlerini üstüne çekmişti-çekecekti. İronik değimle, Partimizin ve bizzat önderliğimizin kendisinin de yeterince fark edip bilince çıkaramadığı yüklendiği tarihsel rol ve önem, düşman tarafından çok daha iyi fark edilip dikkate alınmıştır. Bu anlamda, 17’ler katliamı asla bir rastlantı değildi. Bilakis, düşmanı bu stratejik imha saldırısına iten kendi cephesinden son derece haklı nedenleri vardı. Bu nedenler, 17’lerle anılan dönem önderliğimizin Partide olduğu gibi, devrimci savaş ısrarı ile tüm örgütlenme ve mücadele pratiğinde oynadığı toparlayıcı, ilerletici, geliştirici rol ve Komünist çizgiyle yarattığı atılımda ifade bulurlar. Düşmanın tam bir savaş konseptiyle stratejik imha saldırısında bulunmasının ve adeta kurtulma şansı tanımayacak tarzda 17’leri kuşatarak fiziksel tasfiyelerini gerçekleştirmesinin tek nedeni dönem önderliğimizin bu yeteneği ve niteliğidir ki, düşman bu önderlik yönelimden korktuğu için Onu imha etmeye kesin karar vermiştir.

Düşman fiziki tasfiye saldırısı ve planında başarılı oldu. Fakat düşmanın anlamadığı ve asla anlayamayacağı şu ki, Onlar katledilse de Onların Komünist çizgiyle yükselttikleri devrimci savaş ve devrim mücadelesini asla yenip ortadan kaldıramayacağı gerçeğidir. Onların Komünist çizgisi, mücadele ve devrim ısrarı siyasi bir yönelim ve perspektif olarak devam etmekte, edecektir de. Onların bıraktığı ideolojik-siyasi miras ve Komünist değerler sahiplenilerek sürdürülmekte, devrim yürüyüşüne kılavuz edilmektedir… Onları katlederek sadece kısa bir dönem mücadelede gerilemelere, örgütsel faaliyetlerde zayıflamalara yol açabilmiştir. Ama Onları katlederek, binleri-yüzbinleri devrime bağlayarak sınıf öfkemizi de bilemiş, devrim ısrarımızın perçinlenmesine de vesile olmuştur…

Devrimin bedelsiz yürütülemeyeceği ve devrimin bedellerimizin birikimi üstünde gelişeceği bilincine sahip olan Komünistler, devrim, sosyalizm ve Komünizm mücadelesinde bedel ödemekten sakınmayacakları gibi, gerçekleştirilen katliam ve kıyımlarla mücadeleden koparılamazlar. Aksine ödenen bedeller Onları daha kararlı mücadelelere sevkeder. 17’lerin hunharca katledilmesi de Komünizm yürüyüşümüzde ödediğimiz bir bedel, ağır da olsa bu yürüyüşün bir bedeli olarak düşmana karşı mücadelede daha da bilenmemize vesile olmuştur.

17’lerin yitimi Partimiz için büyük bir örgütsel kayıp, tecrübe yitimi ve ideolojik-siyasi birikim baltalanması olsa da, stratejik konumlanış ve devrim ısrarı bakımından büyük bir hazine ve dinamizm kaynağı olmuştur. 17’ler katliamı sonrası Parti kitlesinin Parti etrafında kenetlenmesi ve yaşanan sahiplenme pratiği bunun açık göstergesiyken, Partimizin Onların gösterdiği doğrultuda ısrar ederek ilerlemsi de 17’lerin mücadelemize ışık tutuğunu kanıtlamaktadır.

Partimiz, tüm ölümsüz yoldaşlarımızın yarattığı değer ve mirası sahiplenerek mücadelesinin kılavuzu yaparken, 17’leri de taşıdıkları tüm yüksek değer ve miraslarıyla sahiplenip izlerini sürdürmekte, Onların yönelimini ilerleterek devrimle taçlandırma çabasındadır. 17’ler, Maoist Komünist çizgi ve tüm mücadele pratikleriyle zafer yürüyüşümüzün teminatıdırlar. Partimiz, Onları silahlı devrim mücadeleyle devrimi gerçekleştirmede ve Komünist topluma yürüyüşünde yaşatacaktır.

Onlar devrim, sosyalizm ve Komünist toplum için Halk Savaşında ölümsüzleştiler. Onların mirasını devralarak ilerletme perspektifiyle devrim mücadelesini Sosyalist Halk Savaşıyla sürdüren Partimiz, ölümsüz yoldaşların Komünist anısından aldığı güçle Onların adını zafere yazacaktır.

Parti Genel Sekreterimiz Cafer Cangöz, Parti Genel Sekreter yardımcısı Aydın Hambayat yoldaşlar şahsında 17’leri birkez daha anıyor, Komünist Mücadele yürüyüşlerini selamlıyoruz.

adhk tarafından

17’ler Kavga Bayraklarımızdır! Mücadelemizde Yaşatmaya Devam Edeceğiz!

Haziran 16, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

17 Haziran 2005’de Mercan’da şehit düşen 17 yoldaşımızı, 15’nci ölümsüzlük yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz, mücadelelerine bağlılık sözümüzü bir kez daha yineliyoruz!

ADHK (16-06-2020) 16-17 Haziran 2005 tarihinde, çakalların giremediği, aslanlar yurdu Dersim Mercanlarda, MKP yönetici, kadro ve savaşçısı 17 yoldaş, halk kurtuluş mücadelesinde ölümsüzleşti.

Onlar, halkların kurtuluş savaşına adanmış 17 devrimci önder kadro, yönetici ve savaşçı en billur devrimciydiler.. Sırasın da yollarımızın en zorlu mücadele alanlarında kesiştiği, birlikte yürüdüğümüz, birlikte dövüştüğümüz yoldaşlarımızdı.. Bugün onları bir kez daha, en görkemli devrimci anıların güne güç veren özüyle yeniden anıyor, onlara bağlılık sözümüzü yinelemekten onur duyuyoruz..

Türkiye Kuzey Kürdistan Devrim mücadelesi 17’lerin mücadele geçmişlerinin en değerli anılarıyla, faşist Türk devleti’ne karşı mücadelelerine güç vermiş, kazanmak isteyenlere önder olmuştur.. Onları anmamız, her yıl referanslarına atıfta bulunmamız bu sebepledir..

17’ler, faşist diktatörlüğe karşı göndere çekilmiş devrimci zafer BAYRAKLARIMIZDIR.. 

Halklarımızın kurtuluş mücadelesinin kesinliğine dair zafer garantisidir.. Türkiye Kuzey Kürdistan devrimci mücadele cephesinin her türlü zorlu alanlarında, yeraltı koşullarında, zindanlarda, sürgünlerde, dağ başlarında Kaypakkaya’cı inat ve ısrarın parlayan zafer yıldızlarıdır..   Onlara yoldaş olmaktan, anılarına bağlı devrimcilığimizden onur duyuyoruz..

Faşist Türk Devleti Cafer Cangöz ve Aydın Hanbayat şahsında, 17’lere yönelik gerçekleştirdiği top yekun imha ve tasfiye hareketinde, Kaypakkaya’nın günde ki somut devrimci çizgisini hedef aldı. Amaç Kaypakkaya’cı geleneğin günü ve geleceği besleyen devrimci damarını kesip, Türkiye Kuzey Kürdistan Devrimci Tarihinde, güven ve umut veren bir saygınlığın çekim gücü olan devrimci stratejik karargahını dağıtmak, halk kurtuluş mücadelesini belirsizliğe yılgınlığa ve karamsarlığa mahkum etmekti. Ne var ki, içinde Konfedarasyonumuz ADHK’nın Genel Konseyi’nde yer almış, kadın kurtuluş mücadelesine önder olmuş Berna Saygılı Ünsal gibi yoldaşlarımızında yer aldığı 17’ler, mücadele geçmişlerine yakışan, son finalin devrimci eyleminde de bizlere ve kurtuluş mücadelesi için gözleri üzerinde olan ezilen ve direnen yoksul halklara kurtuluşun pusulası olup, zafere giden yolda ışık olan devrimci fener olmuşlardır..

Onlar, halka, örgütlü aidiyet içinde oldukları partilerine ve onların varlığını armağan ettikleri sosyalizim mücadelesine adanmış, tarihin o verili koşullar da ki en billur hali, bizlerin önden gidenler olarak kabul edeceği öğreten ve yol gösteren konumunda olmuşlardır.

17’ler, faşizme karşı halk demokrasisi’nin, emperyalizme karşı açık ve net bağımsızlık bayrağının, kapitalist sömürü düzenine karşı, kesin ve keskin sosyalist bir geleceğin pırıl pırıl çekici devrimci merkezidirler.. Onları günde anmanın, yollarında iz sürmenin, anılarını yüklenip stratejik hedeflerine yürümenin büyüsü tam da bu nokta da saklıdır.

17’ler her türlü tasfiyeci tövbekar el kaldırıp teslim olmaya karşı, diren, savaş, kazan diyen stratejik devrim çağrısıdır..

17″ler, an da ki verili devrimci görevleri, Kaypakkaya’cı perspektifle, bir dizi sıralı devrimlerle komünizme taşımaya cüret eden, devrimci adanmışlığın stratejik ısrar ve inadı olan başarı ve final sembolleridir..

17’ler, her türlü düzen içici, burjuva faşist diktatörlüğün pazarında kendine tezgah açan, sefil işportacı zavallılığa karşı devrim ve sosyalizm için cüret demektir..

Bugünler de 17’leri anmanın onların yolunda yürüme, inat ve ısrarın özü budur.. Bu özden beslenecek, bu özden kopmayacak ve bu özün stratejik yolundan asla sapmayacağız..

Her türlü, geçmiş devrimci tarihimizin büyük anlam ve gelecekte ki zafere miras olan değerini hiçleştiren, onu ufaktan, parçalayıp yok etmeye çalışan, post modern pervasızlıga karşı direnecek, geçmişi olmayanların geleceği olmaz diyen Kaypakkaya’cı ısrarda inat edeceğiz..

Bu duygu ve düşünce temelinde,

Cafer CANGÖZ, Aydın HANBAYAT, Okan ÜNSAL, Ali Rıza SABUR, Alaattin ATEŞ, Cemal ÇAKMAK, Berna SAYGILI ÜNSAL, Kenan ÇAKICI, Ökkeş KARAOĞLU, Taylan YILDIZ, İbrahim AKDENİZ, Binali GÜLER, Dursun TURGUT, Gülnaz YILDIZ, Ahmet PERKTAŞ, Ersin KANTAR ve Çağdaş Can’ı, 17 Haziran 2005’de Mercan’da şehit düşen 17 yoldaşımızı, 15. ölümsüzlük yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz, mücadelelerine bağlılık sözümüzü bir kez daha yineliyoruz!

MERCAN TARİHTİR! KANLA YAZILAN TARİH SİLİNMEZ!

ANILARI GÜN’DE Kİ GÜCÜMÜZ, ZAFER SÖZÜMÜZDÜR !

17’LER ÖLÜMSÜZDÜR.!

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)

Sosyalist Gençlik Hareketi (SYM)

adhk tarafından

Av. Ebru Timtik, Aytaç Ünsal’ın Talepleri Taleplerimiz, Direnişleri Direnişimizdir!

Haziran 15, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Faşist diktatörlük, Av Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’ın Ölüm Orucu direnişi ile ortaya koyduğu haklı ve meşru taleplerini görmezden gelmekte, tüm toplum özgülünde bu haklı ve meşru eylemi suskunlukta boğmak istemektedir

ADHK (15-06-2020) Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, toplumun her alanına, baskı ve şiddet uygulayarak bu rolünü yerine getirmeye çalışan Türk hakim sınıflarının faşist iktidarı, bir yandan, derinleşen toplumsal çelişkilerin sonucu “sessizce” büyüyen toplumsal hoşnutsuzlukları “denetimine” almaya çalışırken, diğer yandan tüm kuşatılmışlıklara karşın, haklı-meşru taleplerle faşizme karşı direnen toplumsal dinamiklere karşı kuralsızca saldırmaktadır, bu haklı ve meşru direnişleri tasfiye etmeye çalışmaktadır. Kürt ulusuna, sömürülen işçi sınıfına, ezilen halklarımıza, ötekileştirilen inanç guruplarına karşı topyekün savaş stratejisi olarak geliştirilen bu gerici konsept, devrimci-demokrat kişi ve kurumları, aydınları, ilerici akademisyenleri, Avukat, sanat ve sanatçıyı başta olmak üzere, toplumsal öfkeyi, toplumsal konumunun diliyle haykıran tüm dinamik güçlere karşı geliştirilen bir konsepttir ve kuralsızcadır… vahşidir.

Bunun en bariz örneklerinden birisi, kamuoyunun da bildiği üzere, Gezi protestolarında polisler tarafından katledilen Berkin Elvan ve Ali İsmail Korkmaz, polisler tarafından yargısız infaz edilen Dilek Doğan, Soma ve ermenek maden faciaları, Çorlu tren katliamı gibi sembolik davalar ile  bir çok mağdurun siyasal davalarını savunan ÇHD’li avukatlar, bu davalardaki savunmaları gerekçe gösterilerek “terör örgütüne üye olma” iddasıyla hakim karşısına çıkarılarak ve en nihayetinde 18 Eylül 2018 tarihli duruşmada beraat ederek tahliye edildiler.

Bu kararı hazmedemeyen Faşist AKP ve Tayyip Erdoğan   tarafından yargıya müdahale edilerek, tahliye kararı veren yargıçlar kararlarını geri almaya zorlandı ve ardından davadan alındılar.

Bundan sonra işleyen süreçte, ÇHD   üyesi 18 avukata, adil yargılanmaya ilişkin tüm usul güvenceleri, savunma hakkı ihlal edilerek toplamda 159 yıl ceza verilmesi sağlandı.

Sonra atanan yargıçlar tarafından hızlıca verilen ve bizati avukatlık faliyetinin suç sayıldığı bu karar, bugün hala Yargıtay önünde beklemektedir.

Tüm bu gelişmelerden sonra, Adelet sisteminin tek adam diktatörlügünün istekleri doğrultusunda çalışan bir araca dönüşmesi, savunma hakkını yasal bir hak olarak   icra etmeye çalışan avukatların en doğal faliyetini “terör örgütü” ile ilişkilendirerek gerekçesiz, haksız ve keyfi cezaların verilmesi sonrasında, adil yargılanma talebini dillendiren Av. Ebru Timtik ile Av. Aytaç Ünsal 5 Şubat 2020 Tarihinde Adil Yargılanma Hakkı için başlattıkları açlık grevi eylemlerini 5 Nisan 2020 tarihi itibariyle ölüm orucuna dönüştürdüler.

Tarihsel ve güncel   faaliyeti ile devrimci-politik çizgide duran Av. Ebru Timtik ve Aytaç Uysal’ın, faşizmin bu baskı ve sindirme politikalarına karşı ölüm orucu eylemini sürdürmektedirler.

Ezilenlerin ve direnenleri savunanlar bu baskılar karşısında tereddütsüzce direnerek kazanmanın cüretini kuşandılar. Aytaç Ünsal, Ebru Timtik   ile, haklı ve meşru direnişin kararlılığını, kazanma bilincini, gün gün eriyen bedenlerinde hücre hücre büyütmektedirler.

Devrimcileri ve ezilenleri savunmak için devrimci hayatlarında devrimci çizgisinden ödün vermeyen Ebru Timtik ve Aytaç uysal Ölüm Orucu mevzisinde, bugünde direnişinden ve kazanma bilincinden ödün vermemektedir. Hapishanelerde ve dışarda, faşizmin koyu karanlığına karşı, eriyen bedenlerle örülen direniş geleneği, bugün Helin’in, ibrahim’in Mustafa’nın ölümsüzlüğünde, ve aynı kararlılıkla direnişi sürdüren Timtik ve Ünsal   hücre hücre eriyen bedenleri bayraklaşmaktadır.

Faşist diktatörlük, Av. Ebru Timtik ve Aytaç Uysal’ın Ölüm Orucu direnişi ile ortaya koyduğu haklı ve meşru taleplerini görmezden gelmekte, tüm toplum özgülünde bu haklı ve meşru eylemi suskunlukta boğmak istemektedir. Koronavirüs salgınının   toplumsal gündemi meşgul ettiği bir ortamda, Timtik ve Ünsal’ın taleplerini görmezden gelen faşizm, Korona gündemi “avantajı” ile, bu haklı ve meşru eylemi sonuçsuz bırakarak, geniş toplum nazarında direnerek bir şeyin kazanılamayacağı imajını yaratmak istemektedir.

Faşizmin bu beyhude çabası,   devrim ve sosyalist demokrasi güçleri başta olmak üzere, ilericiler-aydınlar, sanatçılar, akademisyenler ve tüm ezilen halklar tarafından boşa çıkarılmalıdır. Avukatların ekonomik-sosyal hakları gaspedilmiş, inançsal ve ulusal kimliği zorla elinden alınmış, demokrasi ve özgürlük isteyen, tüm ezilen ve sömürülenlerin talepleridir. Ekonomik-demokratik-akademik en sıradan meşru talepleri kanla bastıran faşist diktatörlük, geniş yığınlar nazarında, direnmeyi, “boş bir gürültü” olarak lanse etmek istemektedir. Ezilenlerin ve sömürülenlerin, direnişle faşizmin bu kara gürültüsünü boşa çıkarmaları, toplumun her kesiminde gelişen direnişleri sahiplenip büyütmekten geçer.

Helin Bölek, Mustafa Koçak ve İbrahim Gökcek’ın ölümsüzlüğüyle büyüyen bu direnişi sahiplenmek, devrimci-toplumsal duruşla bu direnişi büyütmek, haklı ve meşru talepleri direnişle kazanmak, bugün hepimizin görevidir, devrimci sorumluluğudur. Tüm güçlerimizi ve halkımızı bu direnişi sahiplenmeye-büyütmeye çağırıyoruz.

Av. Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal Yalnız Değildir!

Ölüm Orucunun Haklı Ve Meşru Taleplerini Birleşerek-Direnerek Kazanalım!

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)

Sosyalist Gençlik Hareketi (SYM)

Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF)