adhk tarafından

Çocuklarımız, kör zihniyetin ve çürümüşlüğün eğitim kurumlarına teslim edilemez

Aralık 1, 2016 de ADKH, ANASAYFA adhk tarafından

2ADKH (01-12-2016) İlk olarak aile içerisinde, sonraları ilkokul, ortaokul, üniversite, iş ve meslek yaşamı gibi alanlarda sosyalleşen insan, yaşadığı toplumdaki sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında şekillenerek sosyal bir varlık olarak toplumdaki yerini alır. Esas olarak bu şekillenmenin asıl ayağını oluşturan okul ve mesleki eğitimlerdir ki bu tür kurumlara ve dolayısıyla da eğitim politikalarına yön veren iktidarlar ve sistemlerin kendileridir.

Dünyanın farklı ülkerlerindeki eğitim sistemlerini şöyle bir analiz ettiğimizde karşımıza farklı eğitim sistemleri çıkmaktadır. Otoriter, Antiotoriter, Demokratik, „hoşgörülü“, ihmal eden eğitim sistemleri vb…Türkiye‘de uygulanan eğitim sistemi, otoriter ve baskıcı bir eğitim sistemidir.

Öğrencilerin, eğitmenlerin ve velilerin haklarını gasp eden ve her gün biraz daha sindiren bu otoriter ve aynı zamanda baskıcı olan sistem de gerici AKP hükümetinin resmi ideolojisidir. Dolayısıyla Türkiye`de gerici otoriter eğitim sistemiyle yetişen nesillerin ise, demokratik eğitim sisteminde yetişen nesillerin aksine haklarını savunmayan, faydacı, itaatkar, bilimsel düşünmeyen nesiller olarak yetişmesi de kaçınılmazdır. Buradan yola çıkarak gerici Türk-islam sentezli muhafazakar AKP hükümetinin kurmuş olduğu eğitim sisteminde, kız ve erkek çocuklarının okudukları okulların yurtlarında, dini ağırlıklı eğitimlerin verildiği, tarikatçılarca özelleştirilen (Fettullahçılar, Süleymancılar vd…) iktidarın dünya görüşünün yeniden üretildiği ve ögretildiği ideolojik birer merkezler halini almaması da kaçınılmazdır. Dolayısıyla çocuklara rekabetin, kıskançlık, nefret, çekememezlik gibi duygu ve düşüncelerin öğretildiği bir nesil yaratılarak ve  ayrıca muhafazakar bir toplumun temelleri atılarak , bu yurtlarda ve okullarda çocuklarımızın geleceklerinin karartılmasına ya da son olarak yaşanan Adana‘da bir öğrenci yurdunda olduğu gibi yanarak ölmelerine en açık ifadeyle katledilmelerine sebebiyet veriyorlar.

Adana`nın Aladağ ilçesinde bulunan „Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Orta Öğretim Kız Öğrenci Yurdu“nda çıkan yangında 11‘i öğrenci 1’i görevli olmak üzere 12 kişinin  yanarak ölmesine sebebiyet verenler yine Süleymancılar tarikatına ait bu kız öğrenci yurdundaki yetkililer,  sorumlular ve onlara bu yurtları özelleştiren gerici AKP hükümetidir. Kendi siyasi çıkarları uğruna insan yaşamını hiçe sayan, denetimden kontrollere ticari rant kaygısıyla nice işçi katliamlarına „imza atarak“ rüştünü ispatlayan katliamcı AKP Hükümeti, bunun yanı sıra bir bütün olarak dinci-gerici politikalarını yaşamın her alanına uygulayarak topluma nüfuz ettirmeye çalışmaktadır. Özelleştirme politikalarıyla da her bir karış rant alanına çevrilirken; daha da yoksullaştırılan ezilen-emekçi ailelerin çocuklarına devlet eliyle cemaat-tarikat vb. dinci örgütlenmelerin “yurtları“ işaret edilmektedir.

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak devrimci-demokrat-yurtsever-ilerici duyarlı herkesi, kokuşmuş ve çürümüş bu dinci-gerici düzeni ve AKP Hükümetini, tecavüzcü-katliamcı eğitim politikalarını teşhir etmeye çağırıyoruz. Öğrenci gençliğin sağlıklı ve güvenli barınma haklarını da içeren Bilimsel- Parasız-Eşit-Anadilde Eğitim talebini haykıralım.

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

ADKH; Ben kadınım demek yürek ister, yüreğini direnişle örgütle!

Kasım 22, 2016 de ADKH, ANASAYFA adhk tarafından

25-kasimBizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak Avrupa’da yaşayan bütün üye ve taraftarlarımız başta olmak üzere devrimci-demokrat-ilerici herkesi 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” vesilesi ile yapılacak olan bütün eylemlere katılmaya, sokaklara çağırıyoruz

ADKH (22-11-2016) Tarih 25 Kasım 1960 … Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden ,Clandestina hareketinin öncülerinden olan PATRİA, MİNERVA ve MARİA Mirabel kardeşlerin katledildiler.  Haklı olan herşey için canları pahasına savaşan ve artlarında bugün yolumuza ışık tutan mücadele geleneğini bırakan bu “kelebekler” kısa ömürlerinin aksine; insanlık tarihindeki en şanlı yerini almışlardır.

25 Kasım’ın 57. yılını karşılarken; son 57 yıllık tablonun kadınlar açısından esas olarak değişmediğini görmekteyiz. Verilen mücadeleler sonucu yasal kimi haklar kazanılmış olsa da, kadına yönelik toplumsal bakışın esasta değişmediğini evde,sokakta,işyerlerinde,okulda,fabrikada yani gündelik hayat içerisinde bizzat yaşıyoruz.Temeli özel mülkiyet ve sınıflı toplumların ortaya çıkışına dayanan kadın sorunu ve kadına yönelik fiziksel,cinsel,psikolojik,ekonomik şiddet bu sistem devam ettikçe kendisini sürdürecektir. Binlerce yıllık insanlık tarihi bunun en yalın ispatıdır.

Kapitalizmden beslenen militarizmle sarıp sarmalanan din, töre ve geleneklerle içselleştirilen; kadına yönelik şiddet, sistem tarafından dünyanın değişik coğrafyalarında değişik biçimler ve adlarla yeniden, yeniden üretilmektedir.

Bizler bu şiddeti, Ortadoğuda vahşi IŞİD gericiliğinin Ezidi  ve Kürt kadınlarına tecavüzlerinden ve köle pazarlarında satmasından biliyoruz; İran’da idam cezasına çarptırılan Zeynep Sekanavand şahsında tüm kadınlara yönelik baskılardan biliyoruz.Bizler bu şiddeti LGBTİ bireylerin cinsel yönelimleri hiçe sayılarak yaşam haklarının elinden alınması, tecavüze ve şiddete maruz kalmaları ve sokak ortasında Hande Kader gibi nice LGBTİ bireylerinin katledilmesinden biliyoruz. Bu şiddet, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da faşist TC. Devletinin AKP eliyle darbeyle mücadele bahanesiyle getirilen OHAL ve yasalarla geçen KHK’larla, başta kürt ulusu olmak üzere kendisine muhalefet eden devrimci-demokrat çevrelerden aydın yazar akademisyen, kamu emekçisine; basın yayın kuruluşlarından yerlerine kayyum atanan belediye başkanlarına kadar bir bütün teslim alma sürecinde kendisini göstermektedir. Bu saldırı sürecinden mücadele eden kadınlara daha katmerli saldıran devlet şiddetini her alanda sürdürmektedir.Bu şiddeti, kadın gerillaların çıplak bedenlerine yaptığı işkencelerden; hapishanelerdeki kadın tutsaklara yönelik cinsel şiddetten tanıyoruz.Bu şiddeti  Gültan Kışanak şahsında halkın iradesine duyulan tahammülsüzlükten-tutuklamalardan; dünyanın ilk kadın haber kanalı Jin Haber Ajansı’nın kapatılmasından; sırtını iktidara dayayan gerici zihniyetin sokak ortasında kadınları tekmelemesinden tanıyoruz.

Kadınlara uygulanan baskı ve şiddet dünya üzerinde artış gösterirken; kadınlar bu şiddete direniş ve mücadeleleriyle cevap vermektedir. Polonya’da kürtaj hakkının tamamen kaldırılmasına karşı kadınlar örgütlü greviyle devlete geri adım attırmışlardır. Arjantin’de kadınların, kadın hakları için uluslararası kadın buluşmasında yaşanan polis ve devlet terörüne diz çöktürmeleri yine kadınların örgütlü mücadelesinin bir sonucudur. “İnsan hakları,demokrasi,eşitlik ve özgürlük” maskesi arkasına saklanan Avrupa’nın kadınlara dönük uygulamaları ikiyüzlülüğünü göstermektedir. Avrupa hapishanelerinde tutuklu bulunan devrimci tutsaklardan  Banu Büyükavcı ve Gülaferit Ünsal şahsında politik tutsaklara yönelik uygulanan keyfi hukuksuzluk buna örnektir.Yine Avrupaya zorunlu göç etmiş, ülkelerinden uzak yerlerde mülteci kamplarındaki kadınlara yönelik taciz,tecavüz,kaybetmeler ve çocukların ailelerinden koparılarak kaçırılması çocuk istismarının çoğalması bu ikiyüzlülüğe örnektir.Çalışan kadınların „eşit işe eşit ücret“ talepleri bugün de devam etmektedir.

Dünya üzerinde hüküm süren emperyalist-kapitalist sömürü düzeninin ve onun getirmiş olduğu savaşların,yıkımın bütün coğrafyalarda kadına yönelik her türlü şiddetle saldırılarını arttırdığı bir dönemdeyiz.Ancak çaresiz ve umutsuz değiliz.Mirabel kardeşlerden aldığımız direniş geleneği ve erternasyonal mücadeleyle kadına yönelik bütün baskı,şiddet ve sömürüyü ortadan kaldıracağımız yeni bir dünyayı kendi ellerimizle kuracağız. Bir kez daha vurgu yapmak isteriz ki; ben kadınım demek yürek ister ve yüreğini direnişle örgütle, biz kadınlar yürekliyiz,direnişçiyiz,örgütlüyüz,biz kadınlar olarak biliyoruz ki bugün daha fazla yan yana durmanın, kenetlenmenin , safları sıklaştırmanın zamanıdır. Hep birlikte alanlarda mücadele etme günüdür.

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak Avrupa’da yaşayan bütün üye ve taraftarlarımız başta olmak üzere devrimci-demokrat-ilerici herkesi 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” vesilesi ile yapılacak olan bütün eylemlere katılmaya, sokaklara çağırıyoruz.

Emeğimiz bedenimiz kimliğimiz bizimdir !

Cinsel, sınıfsal, ulusal sömürüye son !

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

Jin-Jiyan-Azadi!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

Kasım 2016

adhk tarafından

ADKH: Çıplak ve Özgür Olan Bizler, Teşhir Olan Sizlersiniz.!

Ağustos 16, 2015 de ADKH, ANASAYFA adhk tarafından

image4-300x300Zulmün ve vahşetin ilk adresi yine kadın!
En çok kadın bedenine saldırırlar!
Kadın olmak onların yanında, onların o eril, aciz, barbar zihniyetinde bedenimizle ‘ezik, eksik’ olmaktır.Kendi çıkarlarını koruyan yasalarında; kadın bedeni mahremdir, ayıptır, günahtır, utançtır çünkü sadece ‘sahibine’ helaldir.Kimdir kadın hakkında hüküm veren, kadın kimliği ve bedeni üzerinde söz sahibi olan? Kadının bedeni hakkındaki söz hükmü devlete değil, dinin arkasına sığınan gerici anlayışa değil, bizzat kadının kendisine aittir.”Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılsın” emrini verenler, öldürmekle kalmayıp ölü bedene işkence yapanlar, çırılçıplak soyup başında fotoğraf çektirenler, kendi onursuzluklarını, kendi faşist duruşunu teşhir etmişlerdir.Çünkü kadınlar onlar için namusu bacaklarının arasında gizli, iştahlarını kabartan ve örtünmek zorunda olan et parçalarıdır, kadın da değil, insan da değildir.Ve bu faşist, erkek egemen zihniyet kadını yok etmek istediğinde önce kadının bedenine yönelir.Bundandır kadın savaşlarda tecavüze uğrar, köle olup pazarlarda satılır, bundandır kadın işkence tezgahında, zindanlarda sürekli cinsel şiddet görür, bedeni üzerinden teslim alınmaya çalışılır, bundandır kadının cansız bedenine işkence yapılır, çırılçıplak sokak ortasına atılır.Onlar barbarlıktan, vahşetten, ahlaksızlıktan utanmazlar, kadınların kendi bedeninden utanmasını beklerler.Onlar isyan eden, bilinçlenip örgütlenen kadının gücünden korkarlar.Korkuları o kadar büyüktür ki, öldürmeyi reva görür, ölü bedenlerden övünürler.
Ülkemizde özellikle son süreçte Kürt illerinde AKP faşizmi ve saraydaki sultanın emriyle 90’lı yıllardaki OHAL’i aratmayan, köy boşaltma ve yakmalarıyla, gözaltında, kırsalda yapılan akıl almaz işkenceleriyle yeniden aktif faaliyete geçen kontra, kadına yine aynı iğrenç zihniyetle saldırdı.Muş’un Varto ilçesinde, HPG gerillaları ve özel tim arasında çıkan çatışmada Ekin Wan kod isimli Kevser Eltürk öldürüldü.Cansız bedenine işkence yapılan kadın gerilla çırılçıplak soyularak sokak ortasına atıldı.Beynini, inancını, direncini, savaşçılığını teslim alamadıkları insanın, sırf kadın olduğu için cansız bedenini çırılçıplak sergilemeleri aciz ve korkak olduklarının ispatıdır.Biz, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak diyoruz ki; bedenimizle utanmıyoruz, bedenimizin esirleri değiliz, ezik ve aciz de değiliz, özgürlük mücadelemiz onurumuzdur.Kevser Eltürk onurumuzdur, asıl onursuz olanlar katletmekle sınırlı kalmayıp onun cansız bedenine işkence yaparak, ikinci kez öldürenlerdir.Bilincimizle varız, yüreğimizle karşınızdayız. Bizler çıplak ve özgürleriz, çırılçıplak, cansız bedenlerde, işkence izlerinde teşhir olan sizlersiniz.!

Kevser Eltürk (Ekin Wan) Onurumuzdur.!
Yaşasın Direnen, Savaşan, Başeğmeyen Özgür Kadın, Kahrolsun Faşizm.!
Yaşasın Enternasyonal Kadın Mücadelemiz.!

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi
Ağustos 2015

adkh.org

adhk tarafından

ADKH: Günay Özarslan Ölümsüzdür

Temmuz 25, 2015 de ADKH, ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi(ADKH) yazılı bir açıklama yaparak dün İstanbul/Bağcılarda katledilen Günay Özarslan’ı andı.Yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz

image4-300x300HABER MERKEZİ (25.07.2015)-‘’Suruç katliamında yitirdiğimiz 32 SGDF’li yoldaşımızın acısı henüz tazeyken dün sabah saatlerinde binlerce polisle yüzlerce eve gerçekleştirilen baskında, devrimci bir kadın, Günay Özarslan katledildi.Halk Cephesi üyesi Günay Özarslan Bağcılardaki evine yapılan baskında infaz edildi ve vücudundan 15 mermi çekirdeği çıkarıldı.Tabi ki senaryo dünden hazır, kalın puntolarla burjuva basına düşen ve altı çizilen “çıkan çatışmada etkisiz hale getirildi” sözleri infazın üstünü örtmekten başka bir şey değildir.Devlet, emir verdiği katil polisler eliyle gerçekleştirdiği infaza, çatışma süsü vererek, devrimcileri hedef almaya devam etmekle, yeni katliamların yolunu açmaktadır.Ama bizler, tüm ezilen halklarımız şu gerçeği çok iyi bilmekteyiz; Günay Özarslan’ın katili, bu katliamlara imza atan, ölüm emrini veren, sonra sükunetle yerinde duran faşist TC devletidir.!

Cudi’nin, Lice’nin, Hozat’ın ormanlarını-dağlarını bombalarla yakan, yürüdüğümüz sokakları dahi kana bulayan faşist devletin parlamentodaki temsilcisi AKP, erken seçim tartışmalarını öne sürerek yarattığı bu kan denizindeki krizden nemalanmak istiyor.Ülke kaosun eşiğinde diyerek savaş çığırtkanlığına aymazca devam eden devlet, yarattığı bu krizlerden büyük medetler umuyor.Suudi kralı için ülke genelinde resmi yas ilan edenler, 32 kardelen için yasa gerek duymadıklarını belirtiyor.Her güne yas mı ilan edelim diyen faşist düzeninize cevabımızdır, yaşadığımız her alanda katliamlarla doldurduğunuz her günümüz sizin eserinizdir. Kobanê’nin yeniden inşaası için çocuklara oyuncak götürenlerin başına bombalar yağdıran, ama IŞİD’e tırlarla silah, mühimmat taşıyan, sonsuz, sınırsız destek sunan ve bu kan emicilere “terörist” demeye bile dili varmayan bir devlet gerçekliğiyle karşı karşıyayız.Sokağa çıktığımız her anı burjuva basınının kalemşorları ve sözcüleriyle beraber “terörize” eden egemen faşist devlet, mazlum rolleri ve timsah gözyaşlarıyla asıl terörün devlet terörü olduğunu gizleyemez.!

Asıl “terörist” Cudi’de, Lice’de, Hozat’ta ormanları yakıp, doğayı, hayvanı alevler içinde bırakanlardır. Asıl “terörist” Suruç katliamında 32 kardeleni solduran, onları yarının güneşli günlerinden mahrum edenlerdir. Asıl terörist Amara Kültür Merkezi’nin bahçesindeki SGDF’li yoldaşlarımızın açıklamasına bombalı saldırıyı gerçekleştireni katliamdan 20 gün önce serbest bırakanlardır. Asıl terörist kirli postallarıyla evlerimize girip gecemizi ve gündüzümü zifiri karaya boğanlar, Günay Özarslan’ı katledenlerdir. Asıl terörist IŞİD’i besleyen ve onu kendine paravan olarak kullanan, aymazca televizyonlara çıkıp göstermelik “Kınıyoruz” mesajları veren düzenin kokuşmuş, egemen tekçi faşist partileridir.

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak, devletin katliamcı ve faşist yüzünü teşhir etmekten asla geri durmayacağız, özgürleşmek için daha fazla örgütlenmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz.

Özelde kadınlara genelde tüm devrimci demokrat kurum üye ve taraftarlarına çağrımızdır, yapılacak olan tüm eylemlere ve etkinliklere aktif ve daha kitlesel katılarak, ortak mücadeleyi ve devrimci dayanışmayı büyütelim.’’

Günay Özarslan Ölümsüzdür.!

Yaşasın Enternasyonal Kadın Dayanışması.!

 AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ (ADKH)

adhk tarafından

KOBANÊ DİRENİŞİ DİRENİŞİMİZDİR!

Ekim 27, 2014 de ADKH adhk tarafından

27-DunNCbugunEAveDaha-273x300

KOBANÊ DİRENİŞİ DİRENİŞİMİZDİR!

Ezilen halkların üzerinde bir kara humma misali dolaşan emperyalizm ve onun gerici uşakları, çeteleri bir kez daha Kürt ulusunun direnişi karşısında hezimete uğruyor.

Günlerdir Kobanê’de Kürt ulusunun onurlu direnişi her türlü bedele karşın sürüyor. Ezidî halkına yönelik saldırılarıyla binlerce Ezidî’yi topraklarından eden, yüzlercesini katleden ABD emperyalizmiyle yaratılan ve TC destekli terör örgütü  IŞİD (DAİŞ), ilerleyişini sürdürerek geçtiği yerlerde kadınları kaçırarak tecavüz ediyor ve köle pazarlarında satıyor. Stratejik önemi olan bir noktada bulunan Kobanê’yi ele geçirmek için yoğun saldırılarını sürdüren barbarların, dünyanın gözü önünde şehrin içlerine kadar gelerek olası kitle katliamlarına girişmesi an meselesi. Bugün Kobanê üzerinde emperyalistlerin oynadıkları oyun Ortadoğu halkları ve coğrafyası üzerinde yapılan planın bir parçasıdır. Ama onlar sadece bir noktayı, Kürt ulusunun örgütlü gücünü iyi hesaplamadılar.Terör örgütü IŞİD’in donanımlı silahlarına karşın ellerinde olanla kahramanca bir savunma yapan Kürt özgürlük savaşçıları dünyaya insanlık dersi veriyor.Her türlü engellemelere rağmen yüz binlerce insanı korumaya devam eden savaşçılar silahları kalmayınca bedenleriyle bomba olup İşidin içinde patlıyor. Mezopotamya halklarının direniş coğrafyası olan bu topraklarda öyle kolay cirit atacaklarını sanan IŞİD güruhuna bugün en güzel yanıt eşit olmayan koşullarda yüreğiyle ve bedeniyle savaşan yiğit kadınlardan, analardan ve erkeklerden geliyor. Kobanê direniyor ve direnecek.! Arîn Mîrkan bedenini bu gözü dönmüş, kadın düşmanı azgın barbarlar örgütünün içinde ateş topuna çevirerek patlatırken katledilen yüzlerce insanın ahına bir ışık yakıyor.

Çözüm süreci, barış gibi argümanlarla Kürt Ulusunu bir nevi oyalayarak kendi koltuklarını sağlamlaştıran sistem ve onun bugün ki temsilcisi AKP hükümeti gerçek niyetini Kobanê’de yaşanan katliama karşı sokaklara çıkan halka uyguladığı faşizan saldırılarla bir kez daha ortaya koyuyor. Söyledikleri herşeyin kof bir yalan olduğu ve demokrasi aldatmacasıyla halkın en diri yanını sürekli bastırma derdinde olanlar Kobanê’de yaşanan katliama karşı IŞİD teröristlerini beslerken ve polisi ise halka saldırırken “Yaşasın IŞİD” naraları atarak ikiyüzlü faşist karakterini gösteriyor.Kürdistan ve Türkiye şehirlerinde gerçekleştirilen Kobanê’ye destek eylemlerinde devletin kolluk güçlerinin yanı sıra  HÜDA-Par ve korucuların da içinde yer aldığı gruplarca 24 insan katledildi ve onlarcası da yaralandı. Gösteriler devam ederken sokağa çıkan halka karşı İçişleri Bakanı tarafından “Şiddet misliyle cevap bulur” gibi açıklamalar yapılarak halk doğrudan hedef olarak gösteriliyor.

Rojava ve Kobanê’de kendi kaderlerini tayin eden Kürt Ulusunun yarattığı yaşam, halklara umut olacak. Kızlarıyla ve oğullarıyla bize savaşma ve direnme azim ve kararlılığını gösteren tüm savaşçılar, bugün olduğu gibi yarının Özgür Kürdistan’ı için hiçbir fedekarlıktan ve bedelden kaçınmayacaklar.

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak; Kürdistan dağlarında yakılan serhildan ateşlerini selamlıyoruz. Kavgada birer kızıl anka misali küllerinden yeniden doğan bir ulusun fedekar, savaşçı kadınlarını selamlıyoruz. Kadına yabancı barbarlar çetesinin ve emperyalizmin oyunlarının boşa düşürülmesi için dünyanın dört bir tarafında Kobanê ile Kürt ulusuyla dayanışmayı büyütüyoruz.

Bijî Berxwedana Kobanê!

Jin Jîyan Azadê!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

Ekim 2014

adhk tarafından

DKH: Kobane direnişine destek devrimci dayanışmanın gereğidir..

Ekim 27, 2014 de ADKH adhk tarafından

DKH Kobane

Demokratik Kadın Hareketi (DKH),“Kobane direnişine destek devrimci dayanışmanın gereğidir” başlığını taşıyan bir açıklama yaptı Bu açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (29-09-2014)- “Rojava devrimini boşa çıkarma, bu direnişin yayılmasının önüne geçme ve bu alanı tampon bölge haline getirme projesinin devşirdiği IŞID çetelerinin, Ortadoğu’daki saldırısında binlerce insan katledildi, göçe zorlandı ve bugün Kobane sınırında insan olmanın kimliğine sahip çıkmanın en zorlu sınavlarından biri verilmektedir. Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi arayışında Kürtleri barış söylemleriyle oyalayıp, bir yandan da sermayenin çıkarları gereği IŞİD zulmünün katliamını aba altından besleyen AKP zihniyetinin ikiyüzlülüğü, bu gün yine Kürt hareketinin halkını onurlu ve kararlı bir şekilde sahiplenme ve savaşma tavrının karşısında teşhir olmuştur.

Bugün Türkiye- Kuzey Kürdistan’da demokratikleşme yönündeki her türlü girişimin faşizan bir şekilde bastırıldığı, ama IŞİD sempatizanlarının üniversitelere satırlarla girip devrimci muhalefeti boğma girişimlerinin görmezden gelindiği, IŞİD’e mühimmat yardımı yapan ve savaşçı gönderen kurum ve kişilerin YPG basın irtibat bürosu tarafından teşhiri yapıldığı halde, IŞİD’e yönelik ülke çapında tek bir operasyonun gerçekleştirilmemesi aksine buna karşı çıkan kitleye dönük saldırılar bize de gösteriyor ki, AKP tarafından palazlandığı açık olan eli kanlı çeteler Kürt halkına yüz yıllardır reva görülen saldırıların zulümlerin bir parçasıdır. Irak’ a bir günde ‘demokrasi ‘ götüren ABD’nin, bugün hava saldırısı yapıldığı yünündeki açıklamalarının YPG tarafından yalanlanması da insanlar katledilirken, kadınlar tecavüze uğrarken meclis binalarında saldırıları durdurma yönündeki tartışmalarının kamuoyunu oyalama girişiminin ötesinde olmadığı gerçeği de bize gösteriyor ki bugün Rojava’da yaşananlar uluslararası bir hesabın bir restorasyon projelerinin sonucudur.

Şengal’de tecavüze uğrayan, köle olarak satılan, Kobane’de en ön saflarda savaşan kadınlarımızın yanında olma sorumluluğu devrimci dayanışmanın gerektirdiği bir sorumluluktur. Kürt kadınlarının yanında olmak ve dayanışmayı büyütmek Türkiye -Kuzey Kürdistan’da tecavüzcüleri teşvik eden hukuki düzenlemelere, kadını eve kapatan, kadının misyonunu mutfak ve yatak odasından ibaret görenlere, kadın katliamlarının önünü açan kadınların kahkahasından kaç çocuk doğuracağına karar verecek kadar pervasızlaşanlara ve kürtaj hakkını tartıştıran söylemlerin altına imzasını atanlara karşı verilen var olma mücadelesinden bağımsız değildir aksine bu mücadelenin bir parçasıdır. Bugün Kobaneli kadınların yanında olma tutumu Türkiye Kuzey Kürdistan kadınlarının var olma ya da yok olma arasındaki tercihlerinin belirleyeceği bir tutum ve ısrardır.

Demokratik Kadın Hareketi olarak Kobane’de savaşan kadınların gücünü ve kararlılığını selamlamakla birlikte yoldaşlarımızı Kobane sınırında nöbet bekleyen halkımızın yanında olmaya ve her alanda Kobane halkıyla dayanışma eylem ve etkinliklerinde aktif rol almaya çağırıyoruz.”

http://www.halkingunlugu.org/

FacebookTwitterGoogle+
adhk tarafından

Çocuklarla barışık olmayan bir toplumsal sistem yıkılmak zorundadır!

Temmuz 10, 2014 de ADKH adhk tarafından

adkh logo12 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında Dünya futbol şampiyonluğuna ev sahipliği yapan Brezilya “ön hazırlıklarını” sürdürüyor.  Öncelikle şu soruları sormak gerekir. Böylesi uluslararası oyunlar ve onlara ev sahipliği yapmak hangi önemi taşımakta ve bu kamuoyu açısından nerde durmaktadır? Tarihi çok eski olan olimpiyatlar ve turnuvalar devletlerin uluslararası arenada tanınmaları, imajları ve geliştirilecek ilişkiler açısından tarihte hep önemli yerde durmuştur ve halen bu konumunu sürdürmektedir. Ekonomik alanda ülke ekonomisinde sermayenin yatırım yaptığı hatta kara paranın aklandığı pazarlar anlamını taşımaktadır, aynı zamanda güvenlik sorunu olmayan ülkeler statüsünü de taşıyor. Yani sadece spor olarak görünen ancak ekonomik politik bir içerik taşıyor dünya futbol turnuvaları. Öte yandan kamuoyu bu oyunlar sayesinde ulusalcı yaklaşımlarla kendi ülkesinin fanatiği olması ve milli duyguların örgütlenmesi sağlanır.

Kamuoyunu esas ilgilendiren gelişmeler medyanın da tek kilit konusu maç olmasıyla karanlıkta bırakılır ve kitlelerin direk bir şekilde bilinçsizleştirilmesi esasta uyuşturulması sağlanır. 3 F kuralı diye bilinen; futbol, fuhuş ve faşizm bugün canlı bir şekilde varlığını Brezilya da tekrar kanıtladı. Futbol turnuvalarında insan ticareti böylesi dönemlerde had safhaya ulaşmaktadır. Yoksul ülkelerden insan tacirlerinin kadın ve çocukları kaçırıp pazarladıkları özellikle geri bıraktırılmış ülkelerde emperyalizmin yoksullaştırdığı insanlara iş alanı olarak açılan beden ticaretinin patlama gösterdiği görülmektedir.

Faşizm ise kendisini, onun sembolik demokratik partementer rejiminin yol açtığı rahatsızlığa yönelik yapılan eylemlerde ki devlet şiddeti olarak karşımıza çıkıyor. Bugün Brezilya`da kapitalizmin yarattığı yıkımdan kaynaklı yoksul, evsiz onlarca insan ve sokak çocuklarının kentin imajını bozduğu gerekçeleriyle kapalı alanlarda tutulmakta ve çocuklara ateş edilip, katledildiğine dair haberler yapılmaktadır.(Mikkel Keldorf- Dünya Kupasının Bedeli) Dünya futbol şampiyonluğuna ev sahipliği yapan Brezilya, kendi sisteminin sonucu olan sokak çocuklarına ev sahipliği yapmıyor. Kapitalizmin sonuçları olan azınlığın zenginliği ve çoğunluğun yoksulluğu, evsizlik, işsizlik kabul edilemez. Kapitalizm kendi yarattığı ayıbı insanları katlederek saklayamaz. Duvarlar örerek görünmez kılamaz, çünkü milyonlarız ve her geçen gün bizi uyutmaya çalıştıkları araçları daha da teşhir oluyor. Çocuklarla barışık olmayan bu kapitalist toplumsal sistem alaşağı edilmelidir. Yaratılan yoksulluğun bedelini toplumun yoksullarına ödettirilemez. Samba eşliğinde halkın yoksulluğu, isyanı örtbas edilemez. İzlenen oyunların arka perdesinde çocukların kanları dökülmekte ve bir katliam gizlenmektedir.

Brezilya’da ezilen halkın yanındayız ve insanın insanca yaşamasını sağlamak ve hiç değilse en azından izleyerek, susarak ortak olmamak için haykırıyoruz Çocuklarla barışık olmayan bu kapitalist toplumsal sistem alaşağı edilmelidir. Brezilya’da geçen Haziran ayında futbolla değil halka ödenek ayrılması için başlayan protestolar ve yine bir haftadır futbol turnuvalarının yapıldığı Sao Paulo kentinde metro işçilerinin bir haftalık grevi futbolun sesinde boğulurken bugün yoksulluğun arka yüzü olan sokak çocuklarının katliama uğrandığı basına yansıyor. İki gündür süren yoğun protesto eylemleri devam etmekte. Kölelerin Afrika’dan getirdiği Samba dansı yine kapitalizme köle olmak istemeyenlerle özgürleşecektir. Bu yıl FIFA ve Kapitalist devlet şiddetine karşı özgürlük için isyan dansını edelim.

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

www.adkh.org

adhk tarafından

CİNSEL SÖMÜRÜYE KARŞI SESSİZ KALMA, DİREN MÜCADELE ET!

Ocak 9, 2014 de ADKH adhk tarafından

Toprağı, suyu, emeği metalaştıran özel mülkiyet sistemlerinin en vahşi, en görünmez sömürü biçimi olarak insan bedeninin ve duygularının meta olarak kullanıldığı bir alan fuhuş sektörü!

Köleliğin dünyada yasaklanmasının üzerinden çok uzun süre geçmiş olmasına karşın, insanın insani köleleştirme ve istismar etme isteği sona ermiş değildir.Köleci devletlerin, feodal beylerin, kapitalist egemenlerin, varlıklarını sürdürmede bir araç olarak kullanılan ve gün geçtikçe büyüyen bir ekonomik sektör haline gelen fuhuş; çok cılız seslerin dışında, doğru ele alınıp mücadele edilemeyen bir sömürü biçimi olarak tüm dünyada hızla büyümeye devam ediyor. Geçmişin “Kutsal Fahişlerinden”  genelevlerine, “hayat kadınlığından seks köleliğine, çocuk pornografilerinden bir bütün olarak fuhuş sektörüne, sistemin çarklarına hapsedilen bedenler, duyulamayan ve görünemeyen alanlara sürgün ediliyor!

Tüm dünyada milyonlarca kadının bir meta gibi alınıp satılmasının, ‘töre-namus’ kıskacına esir edilmesinin, şiddete uğratılarak katledilmelerinin, çeşitli yöntemlerle sırtlarından para kazanılmasının yanı sıra; medyada ve pornografik içerikli reklam panolarında cinsel obje olarak kullanılması olağanmış gibi gösterilerek, kadın ve erkek bedenleri üzerindeki sömürü topluma kanıksatılmaya çalışılıyor.

Çocuk bedeninin meta haline dönüştürülmesi ise cinsel sömürünün geldiği en uç noktadır. Çocukların fuhuş sektöründe çalıştırılması, cinsel istismarın sanal dünyada her gün artması buzdağının sadece görünen yüzüdür.

Kapitalist üretim ilişkileri içinde metalaştırılan, yüzyıllar boyu ‘toplum sağlığının korunması’ gerekçesiyle ‘ahlaki’ nedenlerle dışlanan, ayrımcılığa uğrayan ve baskı altında tutulan seks köleleri, şiddet ve sömürüye açık uygulamayla toplumdan izole edilmiş bir yaşam sürdürüyor. Kimi ülkelerde 4 kadın ile evliliğin yasallaşması, küçük yaşta çocukların evlendirilmesi genelevde çalışanların iş koşullarının düzenlenmesi tartışmaları, pornoyu bir sanat, erotizmi ise estetizm olarak gören anlayışlar var iken;  bizlerin erkek egemen anlayışlardan kaynaklı tüm bu sömürü biçimlerine karşı “her türlü cinsel sömürüye son” sloganını çok net olarak haykırmamız bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Bedenlerimizin metalaştırılmasına, fuhuşun teşvik edilmesine karşı başta tüm kadınları ve kadın örgütleri olmak üzere tüm insanlığı, bu çürüyen – çürüten sisteme karşı tavır almaya, teşhir etmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz.‘‘

Bedenimiz bize aittir metalaştırılamaz!

Beden ticaretini durdur.


FUHU
Ş

Fuhuş tanım itibari ile genel karşılığı şu şekildedir :

“İstek dışı maddi kazanç sağlamak amacıyla cinsel ilişkide bulunmak demektir. Daha geniş bir tanımla, başka hiçbir geçim kaynağına sahip olmayan, zorlanmaksızın ve serbest olarak eşini seçmeden, her önüne gelenle ilk istek üzerine ücret karşılığında ve asıl konusu zevk değil kazanç olan, sürekli ve tekrarlı cinsel ilişkilerde bulunması olayıdır. (Altındal 1988)

Seks İşçileri İnsan Hakları’nın Komisyonu’nun tanımına göre, belirli sosyo-ekonomik durumların sonucunda, bir hizmet sektörü olarak para karşılığında, kadın-erkek müşterilerle, kadın-erkek çalışanların ilişkilerini belirleyen profesyonel bir hizmet alanıdır.(1997)

Bütün tanımlamaların üzerinde durduğu ortak noktalar ;

– Ücretli cinsel ilişki

– Duygu, haz ve zevkten yoksun olması

-Kiminle olduğunun önem taşımaması, seçici olmaması

-Tekrarlı-sürekli olması

Fahişe, hayat kadını gibi tanımlamaların cinsiyetçi anlayışını eleştirip onun yerine seks işçiliği kavramını dile getiren Seks İşçileri İnsan Hakları Komisyonu’nun “seks işçileri” tanımı şu şekildedir: “Yapılan faaliyetin yalnızca bir iş (meslek) olup, bu işiyse gerek genelevde gerekse de dışarıda cinsiyeti erkek-kadın hatta LGBT olanların, ‘müşteri’ lere para karşılığında cinsel hizmet sunması ve bu hizmet karşılığında, karşısındaki kişiden geleceğe yönelik kişisel ve sosyal beklentisi olmayan kişilerdir”.

Bütün bu tanımlar fuhuş olgusunu yüzeysel olarak açıklamakta, bunun ardında yatan esas nedenlere değinmemektedir. Seks İşçilerinin ortaya koyduğu tanımlama ise esasta ekonomik ve birçok etkenin sonucu olan fuhuş bir hizmet sektörü olarak görülmekte ve meşrulaştırılmaktadır.

Fuhuşa yeni bir tanımlama getirebilmek için öncelikle fuhuşun tarihsel süreçlerden bu yana geldiği aşamanın ve fuhuşu yaratan toplumsal nedenlerin, bireylerin cinselliklerini meta olarak sunmalarının sebeplerinin ve yine bireylerin cinselliği satın alma eğilimlerini oluşturan etkenlerin bilinmesi gerekir. Ancak bu konu çok kapsamlı olup cinsler arası eşitsizlikten, kadın bedenin medyada meta olarak sunulmasına, cinselliğin doğal bir yaşantıdan öte iktidar alanı olarak görülmesine bunun yanısıra çocuk istismarı sapkınlığına kadar uzanan  psikolojik, sosyolojik ve ekonomik açılardan bakmayı gerektiren bir konudur ki bu alanlar da birbirinden ayrı değerlendirilemez.

Fuhuş, bir yandan kadının cinselliğini, yine erkeğin ve çocuğun cinselliğini para karşılığında metalaştırırken öte yandan da toplumda özellikle kadın cinsini düşüren bir olgu olarak karşımıza çıkar. Kadının cinselliği ve bedeni parayla eş değer tutulmakta ve şiddetin her türlüsü ile iç içe geçerek yaşanmaktadır. Çocuk bedeninin meta haline dönüştürülmesi ise fuhuşun geldiği en uç noktadır. Fuhuş, dünyada silah ve uyuşturucu ticaretinden sonra 3. büyük kar getiren sektör haline dönüşmüştür.

    Fuhuş kendilerini meta olarak sunan bireyler tarafından gerçekleştirilmekten öte esasen  sistemli ve örgütlü bir şekilde şebekelerce gerçekleştirilmektedir. Kimdir bu şebekeler, fuhuş yaparak geçimini sağlayan bireyler mi, organize bir şekilde çalışan oteller mi, otellerde çalışan görevliler ve oralara yolcu taşıyan şoförler midir yada fuhuştan vergi alan devletler midir, genelev patronları veya patroniçeleri midir ya da uyuşturucu tüccarları mıdır, kadınları ve çocukları kaçıran, tehdit eden pezevenkler midir! Sorular çok ve görülecek ki fuhuş ve fahişelik bu işi yapan kişilerle sınırlı tutulmayacak kadar geniş ve tüm toplumu kapsayacak ataerkil yapılanmanın ürünüdür.

Kimi kurum ve kuruluşlarının fuhuşa karşı mücadelede tavırları genel olarak fuhuşa karşı olma değil sadece çocuk fuhşunu engelleme amaçlıdır. 18 yas altı fuhuşun yasaklanmasını ve bunun için gerekli önlemlerin alınmasını savunurlarken, kadın bedeninin ve cinselliğinin metalaşmasını “tercih” olarak görüp sessiz kalmaktadırlar. Toplumda genel olarak fuhuşu ortadan kaldıracak önlemlerin alınmasını sağlayacak kıstaslarla fuhuşa karşı çıkan kesimlerin ve örgütlü yapılanmaların varlığı cılızdır. Gerçeklikte ise cinselliğini meta olarak sunan bireylerin büyük bir çoğunluğunun ekonomik sıkıntılar sebebiyle fuhuşa yönelmeleri, bunu bir tercih meselesiyle açıklamamaktadır.

Neden mi fuhuşa yönlenmektedir:

– Yaptığından zevk alıp aynı zamanda bunu hızlı para kazanmanın aracı olarak görmeleri ( bu sebep fuhuş yapanların çok az bir kısmında gözlemlenmektedir. Kimi araştırmalarda görülmektedir ki; özellikle fuhuşu iş alanı olarak görüp yapan Avrupalı kadınlar gençlik dönemlerinde uzun bir süre bu şekilde para kazanıp kısa zamanda kapital elde edip ve kendi açtıkları genelev, masaj salonları gibi cinselliği satın alma fonksiyonuna sahip yerler işletirken, aynı zamanda bunun utanılacak bir durum olmadığını para Kazanıp vergi verdiklerini dolayısıyla toplum taraf- ından ötekileştirilmemeleri gerektiğini savunmakta- dırlar.)

-Kadınların büyük bir çoğunluğu ekonomik geçimlerini sağlayabilmek için (çoğunun bakmakla yükümlü oldukları çocukları ya da aileleri var) başka hiçbir olanaklarının olmadığı gerekçesiyle geçici bir süreyle fuhuşa giriştikleri görülmektedir.

– Yine fuhuşa zorlanan yaşları 15 ile 30 arası değişen kadınların kendi ülkelerinden kaçırıldıkları, diline hakim olmadıkları ülkelere getirilip, onları çalışmaya zorunlu kılan borç senetleri imzalatılıp, kaçmaları durumunda ailelerine zarar verileceği şeklinde tehdit edilen ve polis tarafından yakalanıp kendi ülkelerine geri gönderilme sonucunda tekrar şebekelerin eline düşme korkusu yaşayıp yıllarca zorla çalıştırıldıkları bilinmektedir.

-Çocuk fuhuşu ise; özellikle geri kalmış ülkelerde çarpık sosyo-ekonomik yapının sonucu olan yoksulluğa karşı alternatif kılınan fuhuş turizmi ile çocukların kimi zaman aileleri tarafından borçları kapatmak, aile fertlerinin temel geçimini sağlamak amacıyla belli bir süreliğine genelevlere kiralandıkları görülmektedir. Organize şebekelerin eline düşen çocukların uyuşturuculara bağımlı kılındıkları en küçüklerinin 4 yaşında olduğu bilinmektedir.

 

-Toplumların ikiyüzlü ahlak anlayışı, feodal toplumlarda bekârete büyük bir anlam yüklenmesi, cinselliğin bastırılması fuhuşun zeminini oluşturmaktadır. Yine kimi bölgelerde kadınların evlenmeden önce çeyiz masraflarını sağlamak amacıyla fuhuşa yöneldikleri gözlenmektedir.

-Yine çalışma alanlarında kadınların düşük ve eşitsiz ücret alması, toplumsal farklılıklar, bilgisizlik de kapitalizm de fuhuşa sürükleyen nedenler arasında yer almakta.

-Çocuklukta ve gençlikte karşılaşılan cinsel istismarlar fuhuşu yapanların hemen hemen çoğunda rastlanmakta. Zaten “kirletilmiş” olduğu ve başka hiçbir şey yapamayacağı, travmaları yaşatmaktadır.

-Fuhuş her yerde, her tarihi zaman diliminde inanılmaz çoklukta olmuş olmasına rağmen bir tabu konusu olarak karşımıza çıkması fuhuş yapan bireylerin toplumun dışına itilmelerine sebep olmuş ve bu da onların oradan çıkışlarını zorlaştıran bir gerçekliğe dönüşmüştür.

Peki, çoğunluğu erkek olan “müşteriler” seks satın alma eğilimini neden gösterirler:

– Evlilik öncesi cinsel ilişkinin kadınlara yasaklanması, cinselliğin sadece erkeğe ait bir alanmış gibi gösterilmesi ve bekar erkek cinsel arzularını tatmin etmek için fuhuşa yönelmektedir.

-Fahişe olarak görülen kadınlar, ayrıca bütün dinlerin ortak argümanı olarak toplumu tecavüzden, sapkınlıktan korumak için şarttırlar.

-Görünüş itibari yahut bedensel engel nedeniyle partner bulmakta zorlanan erkekler cinselliği satın almaya yönelmektedirler.

-Toplumun açıkça kabul etmediği sapkın sadistçe ve mazoşistçe fantezilerini gerçekleştirmek isteyenler cinsellikle şiddeti bir arada yaşamak için fuhuşa yönelmektedirler.

-Yine bekâretini bozacakları genç kızlardan yaşam enerjisi kazandıklarını iddia eden yaşlı erkekler fuhuş yönelmektedirler.

-Pedofillerin (sübyancilik) kendi cinsel sapkınlıklarını hiçbir yasal takibe tabi tutulmadan yaşamak için geri kalmış ülkelerde çocuk fuhşuna yöneldikleri bilinmektedir. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve özellikle AIDS`ten kaçınmak isteyen fuhuş turistlerinin hedefinde de çocuklar bulunmaktadır.

-Pornografik resimlerin ve filmlerin özellikle ergenlik çağındaki bireylerin cinsellik anlayışlarına etkisi, buralarda sağlıklı bir cinsellikten öte cinselliğin metalaştırılması ve şiddetle bağdaşlaştırılması fuhuşun temelleridir. Özellikle bugün her yerde çocuk pornografilerine ulaşmak mümkündür. Fuhuş-pornografi birbirinden ayrı düşünülemez.

-Toplum tarafından kabul edilmeyen LGBT’ler, kendi cinsel kimliklerini gizlice yaşayabilmek amacıyla fuhuşa yöneldikleri bilinen bir gerçektir. LGBT’lerin toplum tarafından dışlanması onların sosyal hayatta karşılaştıkları ötekinin ötekisi konumu onları fuhuşa ittiği bilinen bir gerçekliktir.

-Bunun yanı sıra psikolojik, sosyal, ekonomik birçok sebep bulunmaktadır, bireyin sağlıklı bir cinsellikle tanışmaması, yasak bir şey yapma arzusu ve farklı etnik kökenlerden ve renklerden bireylerle cinsel ilişkiye girme arzusu gibi cinselliği satın almaya yönelik birçok neden sıralanabilir.

“Paris`e taşındığımda henüz 18 yaşındaydım ve her şeye kanacak kadar saftım. Burada insanlarla tanıştım. Beni zorladılar bu işi yapmaya, yüzümü kesmekle tehdit ettiler, aileme zarar vereceklerini söylediler. Bu yüzden,  başladım ben… Onlardan birini sevdim, bu gerçekten aşktı, bazen soruyorum bana onca kötülüğü yapan o insanı nasıl sevdim diye ve insan kendini her şeye alıştırıyor. Başka davranamazdım sevgiye ve sevilmeye ihtiyacım vardı, bazen de onunda beni sevmesi için yaptım bunları, her şey bir oyundu, çünkü sevdim. Başlangıçta kendim için yapmadım, kaçtım onlardan İsviçre’ye, garson olarak çalışmayı denedim… Olmadı, eğer bir kere bu işi yaptıysanız bir daha aylık kazancı 1.100 Euro olan normal bir işe dönmeniz zordur, benim için böyle oldu. Şimdi kendim için yapıyorum, her hafta aileme 500 Euro gönderiyorum, bana bu parayı nasıl kazandığımı hiç sormuyorlar. Yaptığım şey bir intikamdı, her şeyden önce intikamdı benim canımı acıtanlara karsı gösterdiğim bir duruştu.”

 


Fuhuşun Tarihsel Gelişimi

İlkel komünal toplumlarda, cinsellik üreme ve bereket ile nitelendirilirdi. Fahişelik, ataerkil toplumlarda erkek egemen yasalarla yürütülen düzenler içerisinde başlatılmış ve bugünkü noktaya ulaşmıştır. Fuhuş, konukseverlik adı altında gelişmiş ve konuklarla fuhuş yapmak, bir çeşit toplumsal hizmet ve yardım olarak değerlendirilmiştir. Daha sonraları din adamlarınca bir tapınma görüntüsü altında sunulan, kendi çıkarlarına hizmet amacıyla dinsel fuhuş geliştirilmiştir.

Kutsal Fuhuş: Antik Mezopotamya da Tanrıça Inanna adına bereket törenleri düzenlenirdi, kadınlar kendilerini ömründe en az bir kere tanımadığı birine sunarlardı. Bunun karşılığında aldıkları hediyeleri tapınağa bırakırlardı. Bu sahneler Gılgamış destanında da yer almıştır, Enkidu tapınak fahişesiyle günlerce ilişkiye girmiş ve sonucunda vahşi yaşamı terkedip Uruk`a doğru yönelmişti. Yine destanda evlenen her kadının ilk olarak kralın yatağından geçmesinin tanrıların buyruğu olduğu belirtilmiştir.

Antik Yunan da ise cinsellik sağlık ve yaşam gücü olarak değerlendirilmiş. Evlilik kurumu ise soyun devamı ve miras için bir araç olarak görülmüştür. Cinsellik erkekler açısından evlilik dışı ilişkilerde daha kabul edilir bir şeydi, erkeklerin çok güçlü olduğu ve bunun kontrol edilmesi gerektiği anlayışı fuhuşu yasal ve hayatın bir parçası haline getirmiştir. Tarihte ilk genelevini kuran Yunan devlet adamı Solon, kadınlara şu şekilde seslenmektedir “Soylu Atinalı eşler, sizin evlerinizde oturup nazik bedeninizi korumanız ve yormamanız gerekir. Bırakınız kocalarınız fahişelerle cinsel isteklerini tatmine çalışsınlar ve sizi rahat bıraksınlar.”

Fuhuş yapan ve yapmaya zorlanan özgür ve köle kadınlar üç gruptan oluşurdu : Deikteriades, Auletrides ve Hetairai. M.Ö. 640 ve 560’lı yıllarda Dieterion adı verilen genelevleri açmış ve sermaye olarak da kadın köleleri kullanmıştır. Deikteriades adlı bu kadın kölelerin gündüzleri caddelerde dolaşmalarına, törenlere katılmalarına ve tapınaklara girmelerine izin verilmezdi. Ayrıca toplum içerisinde fark edilmeleri için renkli elbiseler giymeleri, saçlarını sarıya boyamaları zorunluydu. Auletrides adındaki kadınlar ise şölenlere katılıp şarkı söyleyip dans ederlerdi. Bu kadınlar genelev kölelerinden daha bağımsızdılar.İstedikleri yerde yaşıyorlardı, kendi paralarını kazanıyorlar ve uzun süreli ilişkileri olabiliyordu.Hetairailar ise yine köle olarak kücük yaşlardan itibaren cinsellik, güzellik, müzik ve konusma sanatında egitim gören kadınlardan oluşuyordu. Sokaklarda özgürce dolaşabilirlerdi ve kendi paralarını kendileri yönetirlerdi. Bu dönemde entellektüel eğitim fahişelere özgü bir durum olarak değerlendirildiğii icin kadınlara kapali tutulmuştur.

Roma İmparatorluğu’nda üst sınıftan kadınların fuhuş yapmaları yasaklanırken, fuhuş yapan kadınların devlet tarafından kaydedildiği ilk sistem kurulmuştur. Böylece ‘vesika’ çalışma belgesi verilmiştir. Bu uygulamayla kadın yaşamı boyunca damgalanmış, köle durumuna düşürülmüştür. Toplum içerisinde fark edilmeleri amacıyla sandalet ve çiçekli elbiseler giyinmeleri zorunlu tutulmuştur. Ayrıca ‘ Kamp İzleyicileri ‘ adı verilen tutsak, köle kadınlar askerlerin savaşta morallerini yükseltmek adına zorla fuhuşa sürüklen dirilmişlerdir. Bu sebepten askeriyenin olduğu her yerde genelevler kurulmuştur. Yakın tarihte ve günümüzde halen savaşların olduğu her yerde kadınlar ve çocuklar fuhuşa zorlanmaktadırlar.

Ortaçağ’da Hristiyanlığın da etkisi ile cinsel arzular bastırılması gerekilen kirli  duygular olarak görülmüş. Cinsellik sadece soyun devamı için yapılmasının gerekliliği vaaz edilmiş. Fuhuş kilise tarafından yasaklanmış ancak gizli fuhuş engellenememiştir. Bu dönemde fuhuş yaptığı tespit edilen kadınlar kiliselerin ıslah evlerinde konumlandırılmış, sokaklarda katledilmiştir. Dönemin en meşhur küfürü olarak bilinen “papaz orospusu” din adamlarının da kendi vaazlarına pek de uymadıklarını göstermektedir.

Zaman zaman devletler kendi kasasını güçlendirme maksatlı fuhuşu yaygınlaştırmışlardır. Bu dönemde cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeni ile fuhuş Avrupa’nın birçok yerinde yasaklanmıştır. 1665’de Paris’te, Sığınak adı verilen barındırma ve ıslah merkezi kurulmuştur. Bu merkezlerde fuhuş yapan kadınlara ağır işler verilmiş, fiziksel ve psikolojik işkenceler yapılmıştır. Fransız İhtilali ile birlikte fuhuş kanunlarla düzenlenmiş, kontrollü yasal fuhuş gelişmiştir.

Müslümanlıkta ise kadın diğer dinlerde olduğu gibi burada da ikinci cins konumuyla cinsel bir obje olarak ele alınmış. Kadının varlığı erkek açısından cinsel dürtülerin uyandırılması olarak görülmüş ve bu yüzden kadının kapatılması buyrulmuştur. Fuhuş Müslümanlıkta yasak olmasına rağmen bugünde devam eden başlık parası ve görücü usulü ile kız çocuklarının yaşlı erkeklere satılması, İslam da erkeğin 4 kadın ile imam nikâhı kılarak evlenebilmesi, kuma gelenekleri  adı altında yapılan evlilik kurumu fuhuştan çok farklı değerlendirilmemelidir. Çünkü ortak nokta kadının bedeninin metalaştırılması ve cinsel obje olarak görülüp satılmasıdır. Günümüzde de Müslüman ülkelerde fuhuş yasaklanmasına rağmen toplum ve devletler tarafından hoş karşılanmakta çünkü erkek için ihtiyaç olan cinsellik buralarda giderilmekte ve bu sayede erkek toplumda toplumun namusu yani birilerinin karısı kızı için tehlike arz etmemektedir. Bazı Müslüman ülkelerde yazlık imam nikâhları kılınarak fuhuş gerçekleştirilmektedir.

“Eğer çocuğunuz varsa ve tek başına iseniz, ne yapabilirsiniz ki! İki seçenek var ya iki üç tane `normal` iş temizlikçi, servisçi, sekreter olarak ya da markette çalışarak ne kadar iş ne kadar çok kazanabilirsiniz ki çocuklarınıza bakabilmek için. Saatlerce çalışma, bir günde elli erkeğin üstümden geçmesi hiç ama hiçbir şey fark etmiyorum, ruhum ve düşüncelerim uyuşmuş durumda. Her şey bos bomboş. Tecavüze de uğradım, iki kişi odaya kilitlediler beni… Polise gitmedim, neden gideyim ki ben fahişeyim, polisin hakaretlerini duymak için mi. Tecavüzden sonraki süreç polisin, mahkemelerdeki insanların tavırları daha ağır.”


 
Ülkelerine göre fuhuşun yasal durumu:

Yesil: Fuhuşun yasal olduğu alanlardır.

Mavi: Fuhuşun yasal, ama ve muhabbet tellalığı gibi organize eylemlerin yasadışı olduğu alandır.; fuhuş düzenlenmemektedir.

Kirmizi: Fuhuşun yasadışı olduğu alandır.

Gri: bu bölgeye dair bilgi bulunmamaktadır.

 

GÜNÜMÜZDE FUHUS

2 Aralık 1949 tarihli Birleşmiş Milletler ‘in’İnsan Ticaretinin ve Fuhuş Yoluyla Sömürünün Önlenmesi’ anlaşmasını imzalayan ülkelerin fuhuşa yönelik yaklaşımları 3 kategoride olmuştur;

Ülkelerin bazıları fuhuşu tamamen yasaklamış, bazıları yasal düzenlemelerle onaylamış, bazılarıysa fuhuşu serbest bırakmıştır. Günümüzde fuhuş, sadece genelevlerinde değil otellerde, masaj salonlarında, eğlence merkezlerinden sokaklara , gelişen teknojiyle birlikte internet ortamlarında da yaygın bir şekilde yapılmaktadır.Fuhuş yasal statü kazandırılıp devlet kasalarını dolduran bir ” meslek” olarak görülmeye başlandıktan sonra kadınları pazara savurabilecekleri tüm alanlar kullanılmaktadır.Ve fuhuş, gezici fuhuş şeklini alarak yaygınlaştırılmaktadır. Örneğin futbolda Avrupa ve dünya kupası ve olimpiyatlar döneminde fuhuşun yapılabilmesi için özel alanlar oluşturulmakta.

Seks turizmi olarak adlandırılan fuhuş turizmi ise Dünya’da 3. büyük sektör haline gelmiştir. Burada sadece kadın bedeni ve cinselliği değil aynı zamanda erkek bedeni ve cinselliği ve hatta çocuk bedeni meta haline getirilmiştir. Yoksul ve az gelişmiş ülkelerde ekonomik durumun işsizliğin neticesi olarak çocuk bedenlerin meta olarak sunulması toplum ve iktidarlar nezdinde meşrulaştırılmıştır.

UNICEF`in( Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu) tahminine göre dünya çapında her yıl 3 ile 4,6 milyon çocuk, genç (18 yas altı)  fuhşunun kurbanı olmaktadır. Bunun tahmini olarak en az bir milyonu 6 ile 14 yaş arası çocuklar olmakta. Fuhuş ticaretinde yer alan çocukların sayılarını kestirmek oldukça zor çünkü illegal bir şekilde yapılmaktadır. Çocuk ticareti sadece Brezilya`da 500.000 den başlayıp 2 milyona kadar tahmin edilmektedir; Taylan`da 800.000; Hindistan`da 400.000; Filipin`de 100.000; Sri Lanka’da 30.000 civarında çocuğun cinsel istismara uğradığı tahmin edilmektedir. Nepal`de, Güney Amerika’da 30.000 kadar çocuğun fuhuş kurbanı ve bu çocukların yarısı 14 yaşının altında olduğu tahmin edilmektedir. ECPAT`nin ( Çocukları Cinsel İstismardan Koruma Çalışma Kurulu) tahminine göre çocuk fuhuşu ve pornografilerinden yıllık 12 milyar Amerikan doları elde edilmektedir.

Yoksulluk, fuhuş, insan ticareti biri birinin sonucudur.

Fuhuş turizmine zorlandırılan çocukların yoksul kentlerden getirildikleri bilinen bir gerçektir, öte yandan çocukların kimi zaman aileleri tarafından borçlarını kapatmak maksadıyla belli bir süreligine genelevlere kiralanması toplumda oluşan kültürel yozlaşmanın ve fuhuşun yasamın ta icinde ekonomik döngünün bir çözümü olarak görülmesinin göstergesidir.

Italya: 1958 yılından itibaren fuhuş yasaklanmıştır. İtalya ile Urganya arasında insan ticareti mafyaları bilinmekte. İtalya da 18 000 ile 25 000 arası çocuk oturum alamadan ikametgâh etmekte. Sadece Roma da 3000 yabancı uyruklu bireylerin fuhuş yaptığı tahmin edilmektedir. Genellikle Mailand , Nepal, Alban, Nijerya dan geldikleri tahmin edilmekte.

Fransa: 2003 yılından beri yasaklanmıştır. Fuhuş görülmeyen alanlarda evlerde, otellerde yapılmaktadır.

Yunanistan da fuhuş yasal olup vergiye tabi tutulmuş ve fuhuş yapan kadınların düzenli doktor kontrollerinden geçmeleri zorunlu kılınmıştır. Kadınların çoğu Afrika dan ve Doğu Avrupa dan gelmektedirler. Afrika’dan gelen kadınların bir kısmı kaçırılmış ve bir kısmı da kendi aileleri tarafından satılmış, bir kısımda iş vaatleri ile kandırılıp getirilmiş. Yeme, içme barınma gibi en temel gereksinimlerinin çok altında yaşamlara mahkum kılınan kadınların kazandıkları paraları direk pezevenkleri almaktadırlar. Kaçma girişimlerinde maruz kaldıkları şiddet ve tehditlere sessiz kalmaktadırlar. Dil bilmedikleri, oturum gibi hakları olmadıkları için yaşadıkları şiddeti ne polise gidip anlatabilirler ne de haklarını arayabilirler. Şehrin ortasında görmek isteyenlerin gördüğü karanlık gölgelerdir, yok sayılan ama hep karşılaşılan yasak denilip olmadığı tasavvur edilen…

Almanya seks müşterileri için bir cennet olarak tabir edilmekte ve 2002 yılından itibaren geçerli olan fuhuş yasası ile fuhuş yasal kılınmış, seks işçisi adıyla meslek statüsüne alınarak, bu işe başvurmalar, düşük ücretlendirmeyi şikâyet etme, sosyal sigortaların sağlanmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeler fuhuş yapan kadınların haklarını savunmak onların yaşam tehlikesinin olmadığı koşulları iyileştirmeye yönelik lanse edilse de arka planda yatan yıllık15 milyar Euro kazanç sağlayan bu işi vergilendirmek ve bu beden ticaretinden pay edinmektir. Almanya devletinin vergilendirmeye harcadığı enerji, insan ticaretini durdurmaya yönelik kıyaslandığında odak noktası şu iki durumdan bellidir. Yabancı kadınlara ya da vergi dairelerine kendini bildirmek istemeyen kimliğini bu işi yaparken açığa çıkarmak istemeyen kadınlara yönelik onların müşterilerini bekledikleri caddelere otomatlar konulmuş ve bekleme sürelerine göre oradan biletler çekilmektedir. Buna karşın 6 kadını fuhuşa zorlayan bir pezevengin davası tutuksuz yargılanma ve genelev açma izni tanımasıyla sonuçlanmıştır. Almanya ya her yıl 2000 roman kadının insan ticaretinin kurbanı olduğu tahmin edilmektedir. Kadınların büyük bir çoğunluğun Doğu Avrupa ülkelerinden gelmektedir Avrupa birçok ülkeye meta olarak hareket ettirilmektedirler. Fuhuş genelevlerde, caddelerde, privat evlerde, masaj salonlarında yapılmaktadır.

Hollanda da sokakta yapılan fuhuş veya seks kölelerinin başkalarının aracılığı olmaksızın yaptıkları fuhuş hiç bir zaman yasaklanmamasına rağmen, genel evler 1970’lerden 2000 senesine kadar yasak durumundaydı. Hollanda ceza yasasında yapılan değişikliklerden sonra hem genelevlerin üzerindeki yasak kaldırılmış, hem de aracılık yapan pezevenklik işi, ceza kapsamı altından çıkarılmıştı. Yasa gereğince işçilere verilen yasal haklar ve yükümlülükler aynı şekilde Hollanda deyimiyle seks işçilerine de verildi. Seks işçilerine diğer işçiler gibi sosyal sigorta haklarının verilmesinin yanında, vergi vermek gibi yükümlülükler de verildi. Fahişeliğin – müşterilerini sokakta bulmadıkları sürece- yasal olduğu tek AB üyesi olan Hollanda’da hayat kadınlarının her geçen gün sayısının arttığı HIV virüsü taşıdığının tespiti yapılmıştır.

İngiltere de yürürlükte olan yasaya göre, “fahiselik” ve “kadın tüccarlığı” yapmak suç sayılıyor. Buna rağmen İngiltere de yaklaşık 80 bin hayat kadını bulunduğunu ve bunların %85`inin kaçırılarak ülkeye getirilen yabancılar olduğunu gösteriyor. Üniversite öğrencilerinin yoğun olduğu İngiltere’de harçlarının fazla olmasından kaynaklı öğrenciler fuhuşa yöneliyor.

İsviçre de fuhuş 60 yıldır yasal. İsviçre, hayat kadınlarının güvenli bir şekilde fuhuş yapabilmesi için görülmemiş bir proje başlattı. 1 milyon Euro’ya mal olan ‘seks kutusu’ projesinde, hayat kadınlarının sokakta güvenli biçimde seks ticaretini sürdürebilmesi için Zürih kentinde sadece otomobili olan erkeklerin kullanabileceği ahşap otoparklar inşa edildi.


CİNSEL İSTİSMAR VE ÇOCUKLAR

Dünyada 3. büyük sektörden biri olan fuhuş sektörünün en önemli ve aynı zamanda görülmeyen mağdurları çocuklardır.  Kapitalist ülkelerin sözde denetimleri ve yasalarına rağmen dünyada yaygın bir şekilde devam eden insan ticaretinde çocuklar çok acımasızca kullanılmakta ve bir ülkeden diğerine “dolaştırılmaktadır”. Bilinçli bir şekilde değişik tipte cinsel arzularını tatmin etme amacıyla değişik ülkelerden getirilen ve sözde modern ülkelerin beylerine peşkeş çekilen kız ve erkek çocukların sayısı hiçde azımsanmayacak durumdadır.

Bir diğer nokta ise  çocukların kendi aileleri içinde veya yakınları tarafından  cinsel tacize uğramaları. Toplumun tabu olarak gördüğü ve kendi içinde sakladığı bu durum neticesinde geçmişten günümüze binlerce çocuk bu istismarın ve sömürünün kurbanı olmuş ve olmayada devam ediyor.

Türkiye de 2012 yılında 91 bin 979 “cinsel dokunulmazlığa karşı suç” mahkemelere geldi. Bunlardan 31 bin 496 olay hakkında takipsizlik kararı verildi, 50 bin 483 olay hakkında dava açıldı. Bu davaların ayrıntıları ise şöyle; “cinsel saldırı 18 bin 351, çocuğun cinsel istismarı 33 bin 992, reşit olmayan kişiyle ilişki 14 bin 164, cinsel taciz 25 bin 472”.

Son beş yılda  çocuk tacizleri  %  847 , tecavüzleri  ise  % 986 arttı. Bu cocukların  % 77 ise dokuz yaşın altındalar. Google da yapılan çocuk pornosu içerikli child porn kelimeleriyle yapılan aramada yine Türkiye başı  çekiyor. Görüntü ve videoları yayınlanan çocukların sayısı 36 bini aşkın. Çocuk esirgeme kurumları, sosyal hizmetler, çocuk büroları verilerine göre  çocukların istismar suçunda, suçluların % 80 i çocukların yakını. Son yirmi yıl içinde ensest  yani aile içi çarpık ilişkiye  maruz kalan çocukların sayisi 350-400 bin civarında. Sokak çocukları, yetimhane, cezaevlerinde yaşayan bir çok çocuk aynı kaderi paylaşıyor.

Tacize uğrayan çocukların küçük bir kısmı olayı birilerine anlatabiliyorlar. Yetişkin yaşlara geldiklerinde yine  çok küçük bir kısmı konu hakkında konuşabiliyorlar. Cinsellik insanın en gizli, şiddete en ağır biçimde maruz  kalabileceği ve tabularının en yoğun olduğu alandır. Bu yüzden taciz konularında konuşabilmek çok zor. Hele küçücük çocukların  bunun ayrımına varmalarının zorluğu da düşünülecek olursa, olayın vehameti ve  insan ruhunda ömür boyu yaratacağı psikolojik darbe daha iyi anlaşılabilir.

Internetin, pornonun yayılmasında ve insan ticaretinin artmasında rolünün büyük olduğu kesin. Özellikle çocuk pornosuyla mücadele için,yayın yapan bilgisayarların tesbitine yönelik  çeşitli  bilgisayar programları geliştiriliyor. Ancak internette görüntüleri yayınlanan çocukların % 1  i belirlenebiliyor. Sosyal medyanın yaygın ismi  Facebook günde 200 bin fotoğrafın kontrol edildiğini ve sağlam bir güvenlik duvarının olduğunu iddia etmesine karşın, geçtiğimiz aylarda  ortaya çıkan çocuk pornosu skandalını engelleyememiştir.  Bu durum  aslında çocuk pornosu çirkinliğinin boyutlarının, mücadele yöntemlerinin yetersizliğinin,  toplumlardaki ciddi yozlaşmanın göstergesidir.

Küreselleşme ile birlikte tüm çirkinlikler de pazarını çok hızlı  bir şekilde oluşturmakta. Devletlerin  bu  konuda göz boyamak için almış oldukları sözümona  önlemler  hiç kalmaktadır.  Dünyanın en büyük gelir kaynaklarından biri olan fuhuşu yagınlaştırıp, artırmak için  her geçen gün yeni alternatifler pazara sunulmaktadır. Hindistanda  her gün 14 çocuk kaybolmakta ve bu çocukların insan  ticareti, çocuk pornosu gibi alanlarla kullanıldığı bilinmektedir. Polis her ne kadar fuhuşa zorlanan yüzlerce çocuğun kurtarıldığını iddia etse de, devletlerin bu  konu hakkındaki gerçek tutumları bilinmektedir. Yine avrupa ülkerinde çocuk pornosu ve tacizi haberleri sıkça duyulmaktadır. Örneğin  Avusturyada 70 li yıllardaki  kilisenin çocuk korosunda  gerçekleşen  çocuk tacizi haberinin patlak vermesiyle, binlerce kişi kilise üyeliğinden istifa etmişlerdir.

Birlemis Milletlerin çocuk haklarını ve  onları her türlü kötü muameleden korunmaları   icerikli  34.   maddesini ABD ve Somali dışında tüm ülkeler imzalamiştır.  Avrupa Birligi kanunlarında yer alan çocuk pornografisi tanımı ve cezaları  ise yukarıdaki tanımla aynı olup, ülkeler kendi belirlemelerinin tanımlarını yapmaktadırlar.

Birleşmiş Milletler yardım fonu ise her yıl dünyada  1,2 milyon çocuğun insan kaçakçıları tarafından kaçırıldıklarını açıklamıştır.

Tailand ve Brezilya en fazla çocuk istismarı yapan ülkeler. Brezilyada 250.000 ve 2 milyon arası çocuk fuhuşa zorlandı.  Bunun % 20’si 15-16 yaş arası,  % 31’i 13-14 yaş arası, % 17’si 8-10 yaş arası, % 1’i ise 8 yaşından küçük çocuklar.

Almanya`da Münih Kriminal polisi açıklamaları ise çocuk pornografisinin gerçek kullanımının  web sayfalarından cok E-Mail dağıtıcıları ,değiş-tokuş pazarları,  klasik posta yolu ile yapıldığının altını çizmektedir.  Bu da faillerin bulunmasını zorlaştırmaktadır.  Polis verilerine göre yine Almanya da çocuk pornosu içerikli  materyallere sahip olma, üretme, dağıtma fiilleri  2007 de bir önceki yıla oranla  %55 artmıştır. Burada sadece  polise kaydı geçen vakalardan  yola çıkılarak konuşulduğunu,  gerçek rakamların çok daha yüksek olduğunu unutmamak gerekir(7318 den 11357 ye yükselmistir).

Pornografi  ve bir bütün olarak fuhuş insan bedenini metalaştırarak kapitalizmin çarkları arasında bir tüketim nesnesine çeviren tezgahtır. Kadınlar üzerinde egemen erkek sistemin bir oyunu olan fuhuş sektörünün yanıtı nasıl ki topyekün bir karşı duruş, kadın bilinçlenmesi ve direnişi ile verilecekse aynı durum LGBT’lerin eşit hak mücadelesi, çocuk tacirlerine  karşı yapılacak mücadele için de  geçerlidir . Kapitalist sistemin önümüze sunduğu yaşam biçimine, fuhus ve pornografi çirkinliğine tavırsız kalmak  insanlığı özgürlüğün aksine sonu gelmez bir bataklığa sürüklenmekten öteye götürmeyecektir.  Her sorunda olduğu gibi burada da toplumsal bilinç sıçraması, kişisel bilincin artmasıyla başlar. Mücadelemiz  Dünya halkları ile örgütlenerek, toptan bir tavır geliştirerek başarıya ulaşır.  Fuhuş ve tecavüze karşı ,hayatlarımız satılık değildir  diyerek,  fuhuşa, çocuk pornografisine,  insan ticaretine dur diyelim.


FUHUŞA KARŞI DEVLETLERİN ALDIĞI “ÖNLEMLER”

Fuhuşa karşı devletlerin çok ciddi adımlar attığı ve bu sorunu çözmek istediği söylenemez bu devletlerin mücadele yöntemlerinden örnek verecek olursak;  Dünya ülkeleri içerisinde çeşitli kurum ve kuruluşlarıyla, yasa ve uluslararası anlaşmalarıyla önem kazanan model `İsveç örneği`dir.

ISVEC yasaları seks satın alanların istismar ettikleri genç kız ve kadınları değil, onların kendilerini hedef almışlardır. Nedeni de talebin onlardan gelmesi ve fuhuşu onların ayakta tutmasidir. 1999’dan itibaren de cinsel hizmet satın almayı yasaklayan bir yasa bulunmaktadır. Ve İsveç halkından da büyük destek almıştır. 2004 yılında ise İsveç yasal mevzuatında şöyle denmiştir: Bir başka kişinin bedel karşılığı geçici cinsel ilişki kurmasından ekonomik çıkar sağlayan kişi, fuhuşa teşvik suçundan, en çok dört yıla kadar hapis cezasına çarptırılır. Suçun ağır olması halinde verilecek ceza iki ile altı yıl arasındadır. Suçun ağırlığı konusunda, büyük çaplı bir faaliyet olup olmadığı ve çok kazanç sağlanıp sağlanmadığı ya da bir başkasından insafsızca faydalanılıp faydalanılmadığı, özellikle dikkate alınır. Fuhuşa teşvik etme ile ilgili yasa 1962’de yürürlüğe girdi ve yapılan eklerle 2005 yılında tamamlandı. Bu mevzuat Birleşmiş Milletlerin Palermo Protokolüyle  ‘‘ Sınır aşan örgütlü uluslara karşı Birleşmiş Milletler sözleşmesine ek insan ticaretinin özellikle kadın ve çocuk ticaretinin önlenmesine, durdurulmasına ve cezalandırılmasına ilişkin protokoldür.Bu protokolün amaçları;

“Kadın ve çocuklara özel önem verilerek insan ticaretini önlemek ve mücadele etmek

Bu ticaretin mağdurlarını, onların insan haklarına bütünüyle saygı göstermek korumak ve onlara yardım etmek

Bu amaçlara erişebilmek için Taraf Devletler arasındaki iş birliğini geliştirmek “ (Bkz: Palermo Protokolü )

İsveç yasası ve Palermo Protokolü insan ticaretini önlenmesi noktasında örnek model gösterilmesine rağmen gelinen aşamada onca anlaşmalar, kurumlar, komiteler dahi çözümü bir kenara bırakalım önlemede yada durdurmada bile yeterli fonksiyonu oynamamaktadır.

Birleşmiş Milletlerin uyuşturucu ve suçla mücadele organı (UNODC) 2008 deki insan ticaretiyle ilgili küresel raporunda; dünyada her yıl milyonlarca insanın insan ticareti kurbanı olduğunu belirtmektedir. Bu ticaretin yaklaşık %79’u cinsel amaçlı insan ticareti, yaklaşık %18’i zorla çalıştırmayı amaçlayan insan ticareti ve %3’ü ise organ ticareti, zorla evlendirme vb.  biçimlerdeki insan ticaretiyle ilgilidir.

Çünkü kapitalizm kendini var edebilmek için insan emeğini, özgürlüğünü kısacası insana dair her şeyi pazar haline getirerek metaya çevirir. Devletler son yıllarda sözde kadına yönelik şiddet kapsamında insan ticaretini önleme düzenlemeleri yaparken dahi, daha az teşhirin olacağı şekilde dünyanın 3. büyük kar sektörünü kaybetmemek için çabalamaktadırlar.

Kapitalizm “gölgesini satamadığı ağacı keser” esprisinden yola çıkarsak insan bedeni üzerinden özelliklede kadın ve çocukların cinsel sömürüsü üzerinden seks köleliğini yaratmıştır. En doğal, çıkarsız, pazarlıksız olan çocuğun masumiyetinden, insanın insanı sevme eylemini metalaştıran, cinselliği satın alan, sevgiyi pazara süren, birlikte yaşamı evlilik adı altında tarafların imzasıyla senede dönüştüren bu sistem ruhumuzu; bedenimizi, kişiliğimizi, kimliğimizi, globalleşmiş bir örgütleme ağıyla parçalamaya devam ediyor.

Açıkçası şunu söylemeliyiz ki; kadının bedeni, ruhu, bilinci, iradesi, emeği, kişiliği ve kimliği işgal altındadır. Hem de bütün yaşadıklarından sonra geçmişsiz ve geleceksiz kadınlar olarak hayatın en ağır damgasını taşıyarak.

Ve Biz diyoruz ki;

Egemen sistemler çözümü bu kurumlara bırakırken, bizler bu kurum ve kuruluşların gerekliliğini onaylamakla birlikte sorunların kaynağına yönelmek zorundayız. Değil mi ki, fuhuş ve insan ticaretinin pervasızlığında, küreselleşen emperyalist egemen sistemin çürüyüşüyle birlikte geri durmak şöyle dursun artarak süre-gelmiştir. O halde fuhuşu ve çocuk istismarlarını incelerken, onları ortaya çıkaran sebepleri esas hedefimiz olarak ele almak durumundayız. Yerinde bir örneğe benzetme yaparsak; bir bataklıktaki sineklerle mücadele ederken sadece sinekleri yok etmek sorunu çözmez. Onun için önce bataklığı kurutmak gerekmektedir. Çünkü sebep olan bataklıktır.

İnsanların fuhuş ortamına düşmesinin sebeplerinden bazıları; yoksulluk, işsizlik, açlık, cinsiyet eşitsizliği, insan haklarına saygısızlık, düşük eğitim düzeyi, uyuşturucu bağımlılığı ve evsizlik gibi ekonomik ve sosyal sebeplerdir.

Bir diğer önemli sebepte ; ahlaki ve kültürel yozlaşma; Emperyalizm -erkek egemen sistem- yalnızca bölgeleri, ülkeleri işgal etmekle, ekonomik olarak sömürmekle  kalmıyor en tehlikeli, en sinsi ve en acısıda; ekonomik olarak girdiği ülkelerde emperyalist kültürün de aracılığıyla; bedenleri, duyguları, düşünceleri, iradeleri ve inançları, kişiliği ve kimlikleride işgal ediyor dersek sanırız abartmış olmayız. Düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı ve karşı çıkmayı, düşünen insana mahsus olan değişmeyi ve değiştirmeyi kısacası insanca yaşamı bertaraf etme çabasıdır. Emperyalist kültürün esas amacı. Onun için rahatlıkla diyebilirizki; emperyalist kültür çürütür ve çürütürken hiçbir haklı dayanağı olmadığından kendi iktidarını sürdürmek için; kendi çürümüşlüğünü, kokuşmuşluğunu ve tükenmişliğini geniş halk yığınlarına empoze etme çabasında ve çırpınışındadır.

Dolayısıyla bu sebepleri ortadan kaldırmak için samimi ve gerçekçi adımlar atılmaksızın, alınan tüm önlemler, yasaklamalar, cezalar havada kalır ve geniş halk kitlelerinin gözünü boyamaktan başka bir anlam ifade etmez.

Bizzat egemen sistemlerin yarattığı sorunu, yine o sistemlerin çözmesini beklemek ham hayalden başka bir şey olmayacaktır.

Bu kampanyayla amacımız, gözler önünde olan ama görünmeyen bu durumun geldiği aşamayı ortaya koymak ve çözümü veya ortadan kaldırılması noktasında ne kadar aciliyet taşıdığını  birlikte tartışalım istedik.Bu sorunun bugün yasaklarla çözülemeyeceğini farkında olsak da buna gözümüzü kapayamayız. Geri bıraktırılmış ülkelerindeki yoksul kadınlara ve hatta çocuklara (tüm yasal düzenlemelere karşın) alternatif iş alanı olarak sunulan ve giderek meşruluk kazanılan işçilik statüsüne çekilen beden ticareti kanıksanmamalı, çünkü fuhuş ve pornografi tecavüz ve tacizin teorileridir.  Bu sorun tarihten bugüne güncel bir sorun olup tüm toplumları ilgilendirmektedir, bu yüzden kurumlar arası eylem birlikleri, toplumda oluşturulacak duyarlılaştırma kampanyaları ve yasal düzenlenmeler ve bunların takipçisi olma önemlidir. Bu kampanya ile hedef kitlemiz kadınlar, erkekler yani kitlelerdir. Kurumlar arası ilişkileri geliştirip eylem birlikleri ile sesimizi, perspektifimizi var etmek önümüzde bir görev olarak durmaktadır. Sizlerle birlikte geliştireceğimiz tartışmaların çıkış noktası ‘cinselliğin metalaştırıldığı insan ticaretini durduralım` şiarı ile olacaktır.

Ve devam edersek; Fuhuşu gönüllü veya  zorla yapan kadını ötekileştirmeden  kapitalizmin yarattığı bu sonucu görerek, fuhuşun doğal olmadığını alış veriş işi olduğunu, bir iktidar ilişkisine dönüştürülen cinselliği satın alan, tatmin olan, insanlığı kirleten ve aşağılayanın (erk)ek olduğunu, aşağılananın, bedensel bütünlüğü parçalananın kadın olduğunu unutmamak gerekir. Buna göre çözüm noktalarını birlikte tartışalım;

– Cinsler arası pazarlığa dayanan her şey insana yabancıdır. Cinselliğin satın alınması, kadının erkeğe bağımlılığı ve her türden maddi çıkar ilişkisini kesin olarak kabul etmemeli ve bunlara karşı mücadele etmeliyiz.

-Kadınların iş ve sosyal hayatını iyileştirmek.

-Kadınlara özel iş alanları oluşturmak.

– Medyada özellikle  cinsiyetçi  reklamların kullanılmasını teşhir etmek.

-LGBT’ler ve diğer cinsler arası eşitsizliği ortadan kaldırmak.

-Kadınlara, gençlere ve çocuklara eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak.

-Kimsesiz ve sokak çocuklarına eğitimde ve gelecekte iş hayatında özel imkânlar sağlamak

-Temel haklar  olarak nitelendirilen sağlık ve eğitim herkes içindir. Bunu sınıf eşitsizliğine çeviren anlayışı teşhir  etmek;  Özellikle fuhuş yapan yada cinsel yaşamları farklı olan bireylerin tedavi hakkını engelleyen ahlaki anlayışlara karşı özel mücadele etmek,

-İnsan Haklarına Saygıyı sadece sözleşmelerde değil, gerçekçi ve uygulanır hale getirmek.

-Teknolojiyi ezilen yoksul halkların yozlaşmasında, yabancılaşmasında değil, bilimin hizmetinde kullanılır hale getirmek.

-Özellikle gençliği zehirleyerek geleceğini karartan uyuşturucuya karşı köklü ve önleyici tedbirler almak.

-Silah kaçakçılığına karşı da sert ve caydırıcı tedbirler almak

-Cinsler arası pazarlığa dayanan her şey insana yabancıdır ve bunu ret etmek.

-Kadının erkeğe bağımlılığı ve her türden maddi çıkar ilişkisini ret etmek.

-Fuhuşa karşı kampanyalar örgütlemek.

-Fuhuşla birlikte zührevi hastalıkların yayılmasını ve insan sağlığını tehdit eden boyutlarını teşhir etmek

-Cinselliğin satın alınmasını ret etmek

-Okullar aile iş birliği çerçevesinde sağlıklı cinsellik dersleri sunmak,

-Çocukları istismara karşı farkında olabilmeleri için doğru yönlendirmek.  Bedenleri ve cinsellikleri noktasında bilinçlendirmek.

– Toplumda sadece kendi çocuğunu koruma mantığını sürekli anlamda eleştirilip onun yerine bütün çocukların aynı anlayışla korunması bilincini gelistirmek.

Cinselliği meta haline getiren kapitalizm; hiçbir sömürüde sınır tanımadığı gibi, cinselliğin sömürülmesinde de sınır tanımayacaktır. Bunun için biz Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak şunun farkındayız ki; haklılığımızdan gelen gücümüzü ve tepkimizi esas hedefe yöneltmediğimiz sürece gerçek anlamda özgürlükten söz edemeyiz.

Tarihte ataerkilliğin ve özel mülkiyetin hakim olduğu toplumsal sistemlerden bugüne dek kadın kendi bedeni ve cinselliğine yabancı ona tutsak edilmiştir ve erkek ise aynı bilinçle şekillenmiş ve o rolün içerisinde insan kimliğine yabancılaştırılmıştır. Bu yüzden kadının ve erkeğin cinsel kimliklerini özgürce yaşayabileceği, kadını ve erkeği eşit

 

kılan sınıfsız sömürüsüz bir toplumun varlığına yani bir dizi devrimlere ihtiyaç vardır.

Yoldaşlar! Görevimiz fahişelilği besleyen kökleri kesmektir. Görevimiz bireyciliğin ve eski tipte evliliğin kalıntılarına karşı amansız bir mücadele vermektir. Görevimiz cinsler arası alandaki tutumları devrimcileştirerek çalışma kollektifinin çıkarları ile uyumlu hale getirmektir. Komünist kollektif, çağdaş evlilik ve aile biçimlerini ortadan kaldırdığında fahişelik sorunu da ortadan kalkacaktır. (Alexandra Kollontai)

 

—–Örgütlenerek özgürleşeceğiz!

—-Bedenine, Ruhuna, İradene ve Geleceğine Sahip Çık     İsyan Et, Örgütlen!

—-Gelecek Ellerimizdedir; Elini Ver Sesini Kat Geleceğe Yürüyelim!

 AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ