adhk tarafından

Paris’te her Çarşamba eylem zamanı

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

PARİS (29.01.2013) Paris’te her hafta Çarşamba günü Kürt kadınları, Paris katliamının gerçek sorumluları aydınlatılıncaya kadar eylemde olacak.

9 Ocak’ta Paris’teki Kürt Enformasyon Bürosu’nda PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez’in katilleri açığa çıkarılıncaya kadar Kürtler eylemde olacak.

Kürt Kadın Hareketi öncülüğünde gerçekleştirilecek eylem her Çarşamba günü saat 13:00’da Paris’teki Kürt Kültür Derneği önünde toplanacak olan kitle, katliamın gerçekleştirildiği Kürdistan Enformasyon Bürosu önünde oturma eylemi başlatacak.

Bu hafta Gare de l’Est Postanesi’nden Fransız adalet bakanlığına kart da gönderilecek.

Oturma eylemine çağrı yapan Zin Paris Kürt Kadın Derneği, açıklamasında, “Kadın hareketi öncülüğünde her Çarşamba saat 13:00’da Paris derneğinde toplanarak katliamın gerçekleştirildiği büro önünde yapacağımız oturma eylemine başta kadınlar olmak üzere tüm yurtsever halkımızı ve dostlarımızı davet ediyoruz” denildi.

http://www.firatnews.eu/

adhk tarafından

Kışanak: Ömer Güney’in arkasında kim var?

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

ANKARA (29 Ocak 2013) BDP Eş Genel Başkanı Kışanak, Paris katliamı konusunda “Cinayet zanlısı olarak tutuklanan Ömer Güney Türkiye’ye çokça gelmiş gitmiş. Ömer Güney kim, AKP bunun cevabını verecek. Arkasında kimler var, Türkiye’deki bağlantıları kim, AKP’nin sorumluluğudur. Cinayetin üzerinden 20 gün geçti hala AKP hükümeti ve ilgili bürokrasiden bir tek resmi açıklama duymadık. Bu da sizi zanlı yapar” dedi.

BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Grup toplantısına, direnişteki Hey Tekstil işçileri de katıldı.

Kışanak, Şırnak’ta yaşamını yitiren 7 kişinin ailelerine başsağlığı diledi. Kışanak, İstanbul’daki doğalgaz faciasında yaşamını yitirenleri de hatırlattı ve önlem alınması gerektiğini kaydetti. Kışanak, Hey Tekstil işçilerinin de toplantıya katıldığını söyleyerek, 420 işçinin maaşları ve kıdem tazminatları ödenmeden işten atıldığını hatırlattı. İşçilerin sık sık polisin saldırısına uğradığını söyleyen Kışanak, Hey Tekstil işçilerine “Haklı davanızın yanında olacağız. Emeğin hakkını gasp eden hiçbir insanın ne insani ne demokratik ne de manevi değerlerle hiçbir bağı olamaz. Bu konuda AKP hükümeti sorumludur, işten çıkarmalar karşısında var olan yasal imkanları kullanmadığı için” dedi.

Kışanak, iş cinayetlerine de değindi, bir ayda 13 madencinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Zonguldak’ta hafta sonu yapılan eylemi anımsatan Kışanak, “HDK de bu mitinge katılarak emekçilerle dayanışma içinde oldu. Biz bu mücadeleye katılanları kutluyoruz. BDP ve HDK olarak bundan sonra da emekçilerle yan yana çok daha güçlü mücadeleyi yürüteceğiz” dedi. Gültan Kışanak, maden ocaklarındaki ölümün nedenlerinden birinin taşeron sistemi olduğunu, taşeronluğun sendikalaşmayı, iş güvencesini ortadan kaldırdığını söyledi. Kışanak, “Ne yazık ki bu konu AKP döneminde giderek yaygınlaşmıştır” dedi.

Bir ülkenin ekonomisinin büyümesinin önemli olduğunu dile getiren Kışanak, şöyle devam etti: “Ama ne pahasına. Bu soruyu sormak da bizim hakkımızdır. Ölüm pahasına bunun hiçbir kıymeti yoktur. Taşeron işçi sayısı 4 kat artmıştır. Taşeron işçiler 14 saat çalışırlar, mesai almazlar, iş güvenceleri, TİS hakları yoktur. Tam anlamıyla kölelik rejimine terk edilmişlerdir. Bu sistemin ortadan kaldırılması, işçilerin alınterinin haklarını alabildikleri bir çalışma düzeni için mücadele edeceğiz.”

ERMENİLERİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ

BDP Eş Genel Başkanı Kışanak, Samatya’daki Ermeni kadınlara yönelik saldırılara da değindi. Kışanak, saldırıların sistematik ve nefret duygularıyla yapıldığını belirterek, şöyle konuştu: “Bu ülkede Ermenilerin nasıl bu coğrafyadan silinmeye çalışıldığını, nasıl katliamlara uğradıklarını, Türkiye’nin yakın geçmişinin kanayan yarası olduğunu biliyoruz. Az sayıda kalan Ermeni yurttaşlarımıza karşı saygılı olmamak, can güvenliklerini korumamak bu ülke için bir utançtır. Hükümetten, valilikten olayın ciddiyetine yakışır ne bir soruşturma ne bir açıklama ne bir ilgilenme görüyoruz. BDP olarak bu saldırıları şiddetle kınıyoruz ve Ermeni yurttaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağız. Bu saldırıların da takipçisi olacağız. Hükümeti de yerel yöneticileri de ciddiyetle bu saldırıları soruşturmaya, suçluları yakalamaya ve bundan sonraki saldırıları önlemeye davet ediyoruz.”

‘BUNUN ADI IRKÇILIKTIR’

CHP’li Birgül Ayman Güler’in sözlerine de tepki gösteren Kışanak, “Irkçı ayrımcı aymaz bir cümle kurmuştur. Bu, kimlikler arasında hiyerarşi kuran bir yaklaşımdır. Bunun adı da ırkçılıktır. Bir de çıkıp bu cümleyi savunmaya çalışıyorsunuz. Irkçılığın bilimselliği olabilir mi? Olsa olsa kafatasçılık yapmak isteyenlerin bilim zannettiği şey olabilir bu. Biz biliyoruz bu ülkede bir dönem insanların kafatasına bakılarak kim Türktür kim değildir diye buna bilimsel çalışma diyenler de çıktı. Mimar Sinan mezarında kafatası olmadan yatıyor. Çünkü bilim adına ölçmeye çalıştılar acaba Türk müdür değil midir diye. Irkçılık ve ayrımcılığın ötesinde ‘bundan sonra saldırı halinde olacağız’ diyor. Açıkça nefret suçu işlemeye teşvik ediyor insanları. Yapılacak tek şey ‘ırkçılık kötü bir şeydir bundan kurtulmak için bana yardım edin’ diye insanlardan yardım istemesidir. Sosyal mi psikolojik yardım mı herkes bu desteği sunsun. Ruhunun temizlenmesi lazım” diye konuştu.

‘GÜLER UMUMİ MÜFETTİŞ OLSUN’

CHP’li Güler’in yaklaşımını bireysel bir yaklaşım olarak görmediklerini ifade eden Kışanak, “Tekçi bir zihniyet var” dedi. Kışanak, özgür, demokratik, eşit bir yaşamı kurabilmek için önce ırkçı zihniyetle yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Kışanak, şöyle devam etti: “Bu konuda CHP’ye çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Artık ‘içeride bazı dengeler kuracağım’ kaygısı ile bu ırkçı yaklaşımla devam edemez. Bunu yaparsa CHP’nin bu ülkenin sorunlarını çözme konusunda hiçbir rolünün olmayacağını göstermiş olur. Olsa olsa belki 1930 model araba gibi, eşantiyon gibi tarihi eser gibi orada kalabilir ama politik bir aktör olamaz. Sayın Kılıçdaroğlu, bu zihniyetle hesaplaşmadan birinci derecede sorumludur. Eğer bunu yapmayacaksa önerimiz derhal Meclis’e bir Umumi Müfettişlik önergesi getirsinler. Bu sayın milletvekilini de Umumi Müfettiş olarak atasınlar. Gitsin bakalım bunu hayata geçirebiliyor mu, asimile edebiliyor mu, zorla Türkleştirebiliyor mu denesin.”

AKP EŞİT HAKLARDAN YANA DEĞİL

AKP’nin bir taraftan anadilde eğitimi engellediğini, diğer taraftan da ırkçı olmadıklarını söylediğini ifade eden Kışanak, “Tekçi zihniyetle bu ülkenin barışını bozduk. Herkes bunun faturasını ödüyor. Bizi barışa, huzura götürecek şey bu eşitlik hukukunu temin etmektir. Bugün CHP’liyi eleştirenler aynı şekilde Anayasa Komisyonu’nda eşit haklar istendiğinde evet demiyorlar. Kürtçeyi bu kadar konuşabilirsiniz diyorsanız zaten eşit haklardan yana değilsiniz. Bu nedenle AKP sözcülerinin de kendi politikalarını gözden geçirmesi için bu ırkçı kelimeler bir vesile olmuştur diyorum. Biz eşit özgür onurlu birlikte bir yaşamı istiyoruz” diye konuştu.

ROJAVA AMBARGO ALTINDA

Suriye’deki gelişmelere de değinen Kışanak, Türkiye’nin Suriye’deki Kürtlere ilişkin kışkırtıcı ve tehlikeli bir politika yürüttüğünü, Türkiye’den gönderilen silahlı grupların Serêkaniyê’de çatışma çıkardığını hatırlattı. Kışanak, “AKP hükümeti çok tehlikeli oynuyor. Çıkacak bir savaşta bizim sizin evlatlarınız ölecektir. AKP’nin bu politikası karşısında herkes durmalıdır” dedi.

Rojava’da 7 kentte Esad güçlerinin bulunmadığını hatırlatan Kışanak, “Kürtler siyasetin, örgütlü toplum olmanın bütün inceliklerini kullanarak Esad güçlerini topraklarından defetmiştir. Türkiye bu başarının arkasında durmalı. Eğer oradaki zihniyetin değişmesini istiyorsa bu 7 kentte örgütlü halk gücünün ortaya çıkardığı pozisyon bir başarıdır. Demokratik Suriye için de bir şanstır. Bu sistemin güçlendirilmesi lazım. Ama şu anda orada halk Gazze gibi ambargo altında. Türkiye’nin tam 12 sınır kapısı var Suriye ile. Tamamı insani yardıma kapalıdır, çeteci gruplara açıktır. Açıkça Gazze’deki ablukanın bir benzerini yaşıyor Rojava. Çetelere her türlü silah gidiyor ama Serêkaniyê’ye Rojava’ya, insani yardım gitmiyor. Gelip buradan bir torba un, bebek maması almasına izin verilmiyor” dedi.

Ambargonun derhal kaldırılmasını isteyen Kışanak, “Bu konuda sonuç almazsak halk olarak yardımları toplayıp o sınır kapılarına dayanacağız” dedi. Kışanak, 3 Şubat’ta Viranşehir’de Rojava’ya destek mitingine çağrı yaptı.

‘ÖMER GÜNEY’İN ARKASINDA KİM VARSA ORTAYA ÇIKARILSIN’

Paris katliamına ilişkin gelişmeleri de değerlendiren BDP Eş Genel Başkanı Kışanak, “Cinayet zanlısı olarak tutuklanan Ömer Güney Türkiye’ye çokça gelmiş gitmiş. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması, sık sık gelip gitmesi cinayetten 19 gün önce Ankara’da olması AKP hükümetine büyük bir sorumluluk yüklüyor. Ömer Güney kim, AKP bunun cevabını verecek. Arkasında kimler var, Türkiye’deki bağlantıları kim, AKP’nin sorumluluğudur. İçişleri Bakanlığı, MİT, Emniyet, bize bilgi vermek zorundadır. Cinayetin üzerinden 20 gün geçti hala AKP hükümeti ve ilgili bürokrasiden bir tek resmi açıklama duymadık. Bu da sizi zanlı yapar” diye konuştu.

Etkin Haber Ajansı

adhk tarafından

Avrupa Dersim İnsiyatifi; Federasyon Kuruluş Kongresine Davet

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

 Frankfurt (29 Ocak 2013)

DAVETİYE

Degerli Dersimliler, degerli dostlar, Avrupa Dersim İnsiyatifi, 2 yıldır sürdürdügü faliyetlerini resmi bir kurumsal yapıya dönüştürmek için,  Federasyon kurma kararı almıştır. Bu karar doğrultusunda yürütülen hazırlık çalışmaları sonucunda, aşağıda belirtilen tarih ve yerde kongrenin toplanması aşamasına gelinmiştir.

Amacımız, Avrupa’daki Dersim Toplumu’nun demokratik birligini sağlamak, insanımıza, kültürel-tarihsel degerlerimize, ve dogamıza daha etkin bir şekilde sahip çıkmak ve diger ezilen kesimlerle ortak yürüttügümüz demokrasi mücadelesini geliştirmektir.

Sizleri, 09-10. Subat 2013 tarihinde Frankfurt’da yapacağımız Federasyon Kuruluş Kongremize davet ediyoruz.

Dostça selamlarımızla…

Avrupa Dersim İnsiyatifi

Yürütme Kurulu

Tarih: 09.10.02.2013 Saat:12:00

Adres: Haus der Jugen. Deutschhernufer str. 12 60594 Frankfurt

Kontak Tel: 0163 745 48 39

adhk tarafından

Mısır’da gösterici kadınlara ‘toplu taciz’

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Mısır’daki kadın grupları, ayaklanmanın ikinci yıldönümünde Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi karşıtı gösterilere katılan bazı kadınların cinsel tacize maruz kaldığını açıkladı.

Guardian gazetesinde yer alan haberde, Tahrir Meydanı’ndaki gösteriler sırasında, en az 25 kadına karşı cinsel tacizde bulunulduğu ifade ediliyor.

Mısır’da kadınlara taciz ‘salgını’ var

Patrick Kingsley’in Kahire’den bildirdiğine göre, grup halindeki erkekler, tek başına kalmış kadınları gözlerine kestirip etrafını çevirerek cinsel tacizde bulunuyor.

Kadın grupları, gösteriler sırasında bazı kadınların soyularak taciz edildiğini ve bir kadının tecavüze uğradığını belirtti.

Gösteriler ne için?

Perşembe gününden bu yana, Mısır’da 21 vilayetin 12’sinde Mursi karşıtı gösteriler oluyor.

Port Said’de bir geçen yıl bir maç sırasında 70’ten fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden olan olayların sorumlusu olarak görülen 21 kişiye ölüm cezası verilmesinin ardından patlak veren olaylarda en az 33 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Mursi Port Said, Süveyş ve İsmailiye kentlerinde olağanüstü hal ilan etti.

Başkent Kahire’de ise Mursi’nin politikalarını protesto edenler dört gündür Tahrir Meydanı’nda polisle çatışıyor.

Hükümete yöneltilen eleştirilerin başında, yeni anayasanın ifade ve inanç özgürlüğünü korumaması ve ekonomik koşulların iyice kötüleşmesi geliyor.

Saldırıları kim düzenliyor?

Mağdurlara yardım etmek için kurulan Cinsel Tacize Karşı Eylem (OpAntiSH) grubundan Leyla Zehra Mortada, Cuma gününün saldırılar bakımından en yoğun gün olduğunu ifade ediyor.

Mortada “Tek tek saldırı olaylarının hepsi de kötüydü; ama en kötüsü bir kadının cinsel organında jilet kullanılmasıydı” diyor.

Bu grup, saldırıya uğrayan 16 kadına yardım ederken, Tahrir Muhafızları adlı başka bir yardım grubu da 9 kadına müdahalede bulunduklarını belirtiyor. Her iki grup dokuz ayrı saldırı olayının da duyumunu aldıklarını ifade ediyor.

Gazetede, geçen Kasım ayında Tahrir Meydanı’nda tecavüze uğrayan bir kadının da başına gelenleri internet üzerinden paylaştığı bildiriliyor.

Bu saldırıları kimin düzenlediği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber, OpAntiSH protestolara karşı olan kişileri suçluyor.

Mortada “Saldırılar Tahrir’de aynı noktada ve aynı yöntemler kullanılarak yapılıyor” diyor.

OpAntiSH’nın topladığı bilgilere göre 2005’te gizli polisin düzenlediği düşünülen saldırılarda da benzer yöntemler kullanıldığını iddia ediyor.

İngiltere’de Aralık ayında Channel 4 televizyon kanalında yayınlanan bir belgeselde, Tahrir’de kadınlara saldırıda bulunmaları için kendilerine para ödendiğini iddia eden erkeklerle görüşülmüştü.

Mağdur merkezleri

Guardian gazetesine konuşan bir mağdur kadın, “Herşey çok ani gelişti. Bir anda sağım solum altışarlı iki grup tarafından sarıldı ve vücudumu çizmeye başladılar. Sadece cinsel taciz değildi bu, gerçekten canımı yakmaya çalışıyorlardı” diyor.

Tahrir’de büyük gösteriler beklendiği günlerde görgü tanıkları OpAntiSH telefon hattını arayarak karma kurtarma ekiplerine ulaşabiliyor. Mağdurlar civardaki güvenli merkezlere sevkedilerek tıbbi, psikolojik ve yasal destek almaları sağlanıyor.

Ancak saldırganlar bu merkezlere de saldırılarda bulunmuş.

Haberde, bazı OpAntiSH üyelerinin yardıma giderken kendilerinin de saldırıya uğradığı ifade ediliyor.

Kimliği açıklanmayan bir kadın “Yüzlerce erkek birden etrafımı sardı. Gömleğimin, külotumun içine soktukları elleriyle beni taciz ettiler” diyor.

Cinsel taciz kültürü

Saldırıya uğrayan başka bir gösterici kadın “Çok öfke duyuyorsunuz. Kadın olarak ne kadar saldırıya açık olduğunuz hatırlatılıyor. Ya gösterilere katılmama, ya da yanınıza erkek korumalarla katılma kararı alıyorsunuz, ki bazen o da işe yaramıyor.” diyor.

Cuma günü kurtarılan iki kadın daha OpAntiSH’ye katılmış.

Tahrir Muhafızları temsilcisi ise bu saldırıların Mısır çapında yaygın olan bir cinsel taciz kültürünün parçası olduğunu ifade ederek “Bunu artık kabul edemeyiz” diyor.

Mısır Kadın Hakları Merkezi’nin 2008 raporuna göre, Mısırlı kadınların yüzde 83’ü cinsel tacize maruz kalmış ve saldırganlara yönelik cezai işlem uygulanmaması nedeniyle sorun giderek ağırlaşıyor.

http://www.bbc.co.uk/turkce/

adhk tarafından

ADKH; Eylem YILDIZ ve DHF’lilere Özgürlük!

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Dünyanın her yerinde devam eden egemen sistemlerin ezilenlerin demokratik- meşru mücadelelerine saldırıları, şiddetini arttırarak devam ediyor!

Türkiye, Kuzey Kürdistan da ezilen sınıf, ulus, inanç ve cinslerin demokratik taleplerini ve ortak mücadelelerini örgütleyen, bu yüzden oradaki gerici sistemin hedefi haline gelen Demokratik Haklar Federasyonu, Demokratik Gençlik Hareketi ve Demokratik Kadın Hareketi 13 Kasım 2012 günü birçok ilde eş zamanlı saldırıya maruz kalarak, 61 faaliyetçisi gözaltına alınmıştır. Bunlardan 31 i tutuklanarak hapishanelere konulmuştur.

Tutuklananlar arasında; 2011 Dünya Kadın Konferansı Türkiye delegasyonu, aynı zaman da Demokratik Kadın Hareketi temsilcisi Eylem YILDIZ da bulunmaktadır.

Bulundukları coğrafyada, kadına yönelik şiddetin, baskının, ayrımcılığın, karşısında; kadının örgütlü mücadelesini yürüten ve burjuva- feodal sistemin “yasadışı örgüt üyeliği“ maskesiyle tutukladığı DKH temsilcisi DGH ve DHF faaliyetçilerinin tutuklanmalarını kınıyoruz.

Bizler aşağıda imzası bulunan kurumlar ve kişiler olarak , Demokratik Kadın Hareketi temsilcisi ve aktivisleri şahsında tüm DHF faaliyetçilerinin de serbest bırakılmasını talep ediyor ve onların mücadelerini sahiplendiğimizi beyan ediyoruz.

Eylem YILDIZ ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük! 

Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz!

 

9 Aralık 2012

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

CENÎ

Kurdisches Frauenbüro für Frieden e.V.

Kurdish Women’s Office for Peace

Frauenbegegnungsstätte UTAMARA e.V.

Yaşanacak Dünya

REDD Düşün Sanat Koleketifi

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADGH (Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi)

adhk tarafından

Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez Şahsında Hedeflenen: Kürt Ulusunun İmhası ve Asimilasyonudur

Ocak 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Fransa’da Kürt ulusal hareketine mensup 3 yiğit yurtsever kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez hunharca katledildi.

Tarih tanıktır. Dünya proletaryası ve halkları ezilen uluslar ve azınlık inançlarına ait tüm kesimler tanıktır.

Dünyayı kan gölüne çeviren, insanı ve ona ait tüm değerleri metalaştıran emperyalist kapitalist sistem bu katliamın gerçekleşmesinde bizzat sorumlu ve tetiği çeken karanlık ellerin ta kendisidir.  Bu su götürmez bir gerçek olup, dünya proletaryası ve halkların yürüttüğü devrimci siyasi mücadelede, tarihinin not ettiği, bilincimize ve öfkemize kazıdığı bilindik bir saldırıdır.

ABD, İngiltere, Çin, Rusya, Almanya, İsrail, Hindistan ve Türk devletlerinin esasta toplumsal dinamiklere ve yeri geldiğinde kendi aralarındaki çıkar savaşlarında kullandığı kirli savaş siyaseti olan puslu ve korunaksız bir hava yaratmaya yarayan suikast saldırıları tarihte çokça gördüğümüz bir olgudur. Gerici sınıflara dönük her toplumsal kabarmada devreye konulan bu saldırı girişimiyle on binlerce sınıf-yurtsever devrimci ve aydın katledildi.

Tetiğin arkasındaki karanlık gücü gizleyerek, puslu bir ortam yaratıp, halkların gerici sınıflara karşı mücadelesini baltalamaya ve toplumsal dinamiği kendi kabuğuna çekmeye hedefleyen bu tarz kirli eylemler, ülkemizde Türk devleti başta olmak üzere dünya üzerinde gerici emperyalist kapitalist devletlerin çokça uyguladıkları kirli bir savaş taktiğidir.

Ülkemizde Osmanlıdan bu yana Türk hâkim sınıfların, bu saldırısıyla onlarca devrimci, sendikacı, gazeteci,  aydın ve demokrasiye gönül vermiş halktan insanlar katledildi. İşte yakın tarihimizde yapılan ve açığa çıkmış tüm ilişkilerine rağmen devlet tarafından ustalıkla karanlıkta bırakılmak istenen Ermeni aydın Hrant Dink katliamı.

Tetiği çekenler bellidir hedef bellidir

Fransa’da yaşanan katliamla bir kez daha Kürt ulusunun siyasal iradesine, meşru taleplerine ve demokratik haklarına dönük bir saldırıya daha tanıklık ediyoruz.

Türk hâkim sınıflarının “demokrasi” , “özgürlük” çığırtkanlıkları atarak uyguladığı,  toplumu devlet denetimi içerisinde tutma konseptine,  “Barış müzakereleri” adı altıda yeni konseptleri eklerken, bu seyirlik oyunun perde arkasında ise esasta Kürt ulusuna mensup siyasetçilerin ve aydınların yargı eliyle zindanlara atılmasına, emek ve demokrasi mücadelesine dönük gözaltlılara ve kolluk kuvvetlerinin toplumsal dinamiği dönük polis ve asker şiddetine muhatap olmaktayız.  Toplumsal dinamiği bölüp parçalama ve sindirme hedefiyle oynanan bu kurnaz burjuva feodal siyasetin akabinde, her seferinde Türk devletinin gerçek yüzü olan katliamcı, baskıcı ve sömürücü gerçekliğiyle her alanda tekrar tekrar yüzleşmekteyiz.

9 Ocak 2013 tarihinde Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda bulunan PKK’nin kurucu kadrolarından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesi bir gerçeğe tekrar tekrar işaret etmektedir.

Katliamın hemen ardından suikast senaryoları ışığında “iç hesaplaşma”, “Süreci sabotaja dönük”, “derin devlet”, “İsrail oyunu”, “hırsızlık olabilir” vb. açıklamaları ve tartışmaları bu katliamın arkasındaki esas siyasal saldırıyı gizlemeye dönüktür.  Bu minvalde yapılan her tartışma, esasta Türk hakim sınıfların çıkarlarını genelde ise dünya üzerindeki tüm gerici sınıfların çıkarlarını ve sistemini korumaya dönük bir anlam içermektedir.

Bu nedenle; dünya üzerinde insanı insanca yaşama iradesinden ve koşullarından koparan,  insanı sermayenin kölesi olarak yaşamasını tek seçenek olarak sunan, tüm insani davranışları ve örgütlenmeleri baskı altına alarak imha etmekten başka bir gerçekliği olmayan özel mülkiyet sistemi ve bu sistemle iktidarını ve saltanatını koruyan burjuva ve feodal gerici sınıflar, bu katliamdan bizzat sorumludur.

Vurgulamak gerekir ki;  Fransa’da katledilen 3 yiğit devrimciyle amaçlanan dünyada ve ülkemizde gerici sınıfların insan kanı içerek ve emeğini sömürerek yarattığı saltanatını koruma, ülkemiz halklarına ve esasta Kürt ulusunun devrimci ve demokratik taleplerini yok etme ve halkları birbirine boğazlatma temellidir.  Bu onların istediği tek siyasal arzudur.

Çözüm halkın devrimci iradesidir

Gerici Türk hâkim sınıflarının Kürt ulusunun demokratik haklarına, kendi kaderini tayin hakkına yönelik inkâr ve imha siyasetine karşı devrimci demokratik direniş ve mücadele büyümeye devam edecektir.

Unutulmamalıdır ki bu tarz katliamlar halkların devrimci mücadelesini bitirememiştir. Ülkemizde halkımızın, Kürt ulusu ve azınlık ulusların yarattığı mücadele buna tanıktır. 3 yiğit kadın şahsında tekrardan ifadesini bulan, gerici sisteme ve saldırılarına karşı en büyük çözücü güç kitlelerin kendisi olduğudur. Ve yine unutulmamalıdır ki 3 yiğit kadının yarattığı irade etrafında buluşan Kürt ulusunun kararlı mücadelesi, en temel demokratik hakların dahi lütuf kabul edildiği gerici çemberi parçalayacak ve kendi kaderini tayin edecektir.

Tam da bugün, gerici hakim sınıfların yarattığı katliamla amaçladıkları sindirme ve geri adım attırma gayesine karşı Kürt ulusuna ve Kürt ulusal mücadelesine yönelen gerici, faşist saldırılara karşı mücadeleyi yükseltmenin ve kavga alanlarını doldurmanın zamanıdır.

Başta Kürt ulusu olmak üzere, bütün ezilen kesimlerin mücadelelerini yeni demokrasi mücadelesiyle daha fazla buluşturmanın ve bu mücadeleler içerisinde önderleşmenin zamanıdır.

Bu saldırı aynı zamanda kadının devrimci iradesinedir

Fransa’da katledilen Kürt ulusunun hakları etrafında yürüyen ve özel mülkiyet dünyasının yarattığı kadın algısına karşı devrimci mücadelede kadının devrimci iradesini de temsil eden  Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez’i  ölümsüzlüğe uğurlarken, Türk devletinin uyguladığı milli baskı ve zulme karşı devrimci kadının olmazsa olmazlığını ve  mücadeledeki öne çıkışını şiar haline getirmek görevimizdir.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak emperyalist siyasi oyunlar etrafında şekillenen ve Türk hakim sınıflarının bizzat sorumluluğunda olan bu katliamı lanetliyor ve halklar arasında yaratılmak istenen eşitsizliğe ve sömürü, zulüm tufanına karşı kurtuluşun geçerli tek seçeneğinin tüm bedelleri göze alan halkın haklı mücadelesi olduğunu bir kez daha yineliyoruz.

DHF, 3 yurtsever devrimci kadın şahsında ülke genelinde gerçekleştirilecek eylemliliklere, Dersim, Elbistan Mersin’de düzenlenecek sonsuzluğa uğurlama törenlerine katılmayı insanca ve kardeşçe yaşama mücadelesinin bir görevi olarak hatırlatır ve tüm toplumsal dinamiği bu devrimci sorumlulukla hareket etmeye davet eder.

Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez Ölümsüzdür!

Kahrolsun Irkçı-Faşist Katliamlar!

Şehid Namirin!

Demokratik Haklar Federasyonu

16.01.2013

adhk tarafından

Samatya: ‘Ne istiyorlar bizden?’

Ocak 28, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Bu hafta ikinci kez Samatya’dayım. Günlerden Pazar ve çok soğuk. Kalabalık bir grup Kocamustafapa-şa’daki otobüs duraklarında toplanmış. Ellerinde pankartlar var ve sesleri çok gür: “Ermeni komşuma dokunma” diyorlar. “Yaşasın halkların kardeşliği” diye bağırıyorlar.

İstanbul (27 Ocak 2013) Kameraları ve fotoğraf makinelerini aşıp kalabalığa yaklaşıyorum. Ben de fotoğraf çekeceğim ama önce pankartın arkasındakileri görüyorum. İHD eski başkanı Akın Birdal, sanatçı Suavi, BDP milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ve Sebahat Tuncel; sanatçı Ferhat Tunç ve Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink.

Samatya saldırıları: Ermeniler tedirgin

Pankartın arkasındaki kalabalığın sahici bir öfkeyle bir araya gelmesinin nedeni son iki ayda Ermeni kadınlara yönelik saldırılar. Bu saldırılardan biri ölümle sonuçlandı. 84 yaşındaki Marissa Küçük hayatını kaybetti. Bir diğeri öldüresiye dövüldü. Uzun süre yoğun bakımda kaldı.

Geçen hafta ise Sultan Aykar evine girerken saldırıya uğradı. Komşuları yardıma koştu ve bir gözüne aldığı ağır darbeler nedeniyle ameliyat oldu. Ailesi hayatta kalmasını tamamen şansa bağlıyor.

“Hırsızlık değil örgütlü hareket”

Bugün Samatya’da bir araya gelenler Marissa Küçük cinayetinin ve diğer saldırıların hırsızlıkla ilgili olmadığını; hedef olarak da Ermenilerin seçilmesinin tesadüf olmadığını düşünüyor.

Grup hareketleniyor. Samatya meydanına doğru yürüyüş başlıyor dar ara sokaklardan. Pencerelere çıkan mahalleli alkışlarla ve ıslıklarla destek veriyor gruba. Sık sık sloganlar atılıyor. Alkışlar daha da kuvvetleniyor. Belki eylemden haberi bile olmayan mahalle sakinlerinin desteği gruba güç veriyor.

Marmara Caddesi’ne doğru yürüyoruz. Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı, üzerinde en eski Ermeni kiliselerinden birinin bulunduğu caddeye doğru. Ben o yöne döneceğimizi sanırken caddeye çıkan sokaklardan birine doğru dümdüz ilerliyor grup.

“Ne istiyorlar bizden?”

Marissa Küçük’ün evinin önündeyiz. Mahalleli pencerelerde yine. Bazıları şaşkınlıkla bakıyor, bazıları el sallıyor, bazıları alkışlıyor. Ama bir pencerede bir kadın var ki o bağırıyor: “Ne istiyorlar bizden?” diyor feryat ederek. Başında tam örtmediği beyaz bir tülbent var. Saçları da bembeyaz. Yüzünün derin çizgileri o kadar belirgin ki artık yaşını tahmin etmek imkansız. Bir kadının daha fazla yaşlanamayacağını düşünüyorum ona bakarken.

Tüm bunlara rağmen sesi genç ve öfkeli. Büyük bir soru var sesinde de sözünde de: “ne istiyorlar bizden?”

Kadına doğru yönelen bakışlar birazdan yere eğiliyor. Marissa Küçük’ün evinin önüne kırmızı karanfiller bırakılıyor. Bu “acı” duraktan sonra yürümeye devam ediyoruz.

Samatya meydanına inerken bir zamanlar daha fazla Ermeninin oturduğu sokaklardan geçiyor kalabalık. Sloganlar hiç durmuyor. Kalabalığa bakıyorum. Bir ikisiyle yürüyüşten önce konuşmuştum. Samatya’dan değiller. Kıyafetleri de ele veriyor aslında. İyi giyimliler. Samatya’dakiler ise daha yoksul genellikle.

Meydanda kalabalık artıyor. Etraftaki lokantaların çalışanları ise kapılardan veya yukarı katlardaki pencerelerden kalabalığı izliyor.

Ertuğrul Kürkçü : “Artık yeter”

Halkların Demokratik Kongresi’nden Ahmet Saymadı açıklamayı okuyor. Soğuğa rağmen sesi titremiyor: “Marissa Küçük’ün katilleri aranmamaktadır” diyor. Ermenilere yönelik saldırıların sadece Samatya ile sınırlı olmadığını söylüyor ve askerlik hizmetini yaparken hayatını kaybeden Sevag Şahin Balıkçı’yı hatırlatıyor: “Cinayetin ırkçı yönü yetkililer tarafından ‘kaza kurşunu’ adı altında gizlenmeye çalışıldı.”

Ardından BDP milletvekili Ertuğrul Kürkçü konuşuyor: Bugün burada Ermeni halkıyla, Türkiye’nin baskı altında ezilen halkları, kimlikleri ile dayanışma halinde olduğumuzu söylemek için bulunuyoruz.”

Saldırıların birbirleriyle benzer özellikler gösterdiğini söylüyor ve gerekli tedbirlerin alınmadığını ekliyor: “Bu cinayetlerin çözülmesi için İstanbul Emniyeti’nin, İçişleri Bakanlığı’nın gerekenleri yaptığından kuşku duyuyoruz.”

Kürkçü, “Ermeniler, Rumlar, Yezidiler, Süryaniler bu ülkenin, bu toprakların en kadim halklarıdır. Biz yokken onlar burada yaşıyorlardı” diyor. Kalabalık güçlü bir şekilde alkışlıyor bu sözleri. “Katil devlet hesap verecek” sloganı atılıyor.

Ertuğrul Kürkçü üç kere “artık yeter” diyor konuşmasında. Öfkesi yüzünde, sözünde, bakışında.

BDP milletvekili Sebahat Tuncel ise Samatya’daki olayların adli olaylar olmadığını söylüyor. Yetkililere ve yeni içişleri bakanı Muammer Güler’ e sesleniyor: “Burada Samatya’da Ermeni vatandaşlara yönelik saldırıları açığa çıkaracak mısınız? Hrant Dink cinayeti arkasındaki zihniyeti açığa çıkaracak mısınız?”

Sebahat Tuncel ayrıca halkların arasında bir sorun olmadığını, “tek sorun bu ülkeyi yönetenler ve onların kurduğu dil” olduğunu söylüyor.

Ermenice ve Türkçenin buluştuğu türkü

Samatya meydanında son olarak megafonu Ferhat Tunç alıyor. Sarı Gelin türküsünü Ermenice ve Türkçe söylüyor. Kalabalık hüzünlü bir uğultuyla, sessizce katılıyor türküye. Türkçe kısmına katılan daha çok.

Türkünün üzerine söylenecek pek bir şey kalmıyor. Birkaç sloganın ardından dağılıyor kalabalık. Grubun içinde Samatya’da oturan bir arkadaşımı görüyorum. Samatyalı Ermenilerden eyleme katılan olmadığını söylüyor. Kalabalığın içinde dolaşmış birkaç kere. Ben bir kere daha “bazen görünmez olmanın hayatta kalmanın bir yolu” olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki ve dünyanın pek çok yerindeki “öteki”nin, bu şekilde hayatta kalmayı tercih ettiğini anlatan onlarca hikaye üşüşüyor aklıma.

Banliyö trenine binmek için istasyona yöneliyorum. Sirkeci’ye kadar onlarca yüzlerce fakir evin penceresinin önünden geçiyorum. Eğri kapıları, önlerine havlu konmuş balkon girişleri var. Pencerelerden paslanmış soba boruları çıkıyor. Burası hala kömür kokuyor. Trenin kapıları açılıp kapandıkça içeriye giriyor koku. Eski bir tarihin yorulmuş bekçileri gibi bu binalar.

Yıllar sonraya gidiyorum bir anda. Aynı evlerin yerinde oteller veya AVM’ler veya kentsel dönüşümle yerinden edilen insanların sokaklarını görüyorum. İstanbul’un yıkılan mahallelerine o kadar benziyor ki burası…

İstanbul’un yok edilen, göç ettirilen insanlarına o kadar çok benziyordu ki o penceredeki teyze. Hani beyaz tülbentiyle, beyaz saçlarıyla bağıran teyze: “ne istiyorlar bizden?”

Rengin Arslan

İstanbul

http://www.bbc.co.uk/turkce/

adhk tarafından

Sakine, Fidan ve Leyla Duisburg’da anıldı

Ocak 28, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

DUISBURG (28 Ocak 2013)Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler Almanya’nın Duisburg kentinde yüzlerce kişinin katıldığı bir etkinlikle anıldı.

Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak günü düzenlenen bir suikast ile katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için Duisburg’da anma etkinliği düzenlendi.

Yüzlerce kişinin katıldığı, Pazar günü gerçekleştirilen anma saygı duruşuyla başladı. Ardından Avrupa Kürt Kadın hareketi Adına Şevin bir konuşma yaptı. Konuşmasına katledilen 3 kadın siyasetçiyi anarak başlayan Şevin, katliamı, “Kürt özgürlük mücadelesinin kadın özgürlük çizgisine ve ideolojisine yönelik yapılmış bir saldırı” olarak tanımladı. Şevin, “Katledilen her üç kadın da yaşamlarını halkının özgürlüğüne adamış, erkek egemenlik sistemine karşı Kadın Kurtuluş İdeolojisiyle donanarak, kadını köleleştiren bu sistemin zincirlerini kırmayı hedef alan pratik bir duruşun sahibi olmuşlardır” dedi.

Konuşmasının devamında katledilen kadınların yaşam ve mücadelesine değinen Şevin şunları kaydetti:

“Katledilen özgür kadınlardan, Sakine Cansız, hiç bir açıklamaya gerek bıraktırmayacak şekilde kendi duruşuyla, görkemli direnişiyle halkımıza ve devrimimize mal olmuş öncü lider bir kadın devrimcidir. PKK’nin kuruluşunda ve kadın özgürlük çizgimizin yaratılmasında duruşuyla ve pratiğiyle sembolleşmiş, hayatını tutkuyla ve her an büyük bir heyecanla bu mücadeleye bağlamış öncü bir devrimcidir.

Fidan Doğan, Özgürlük felsefemizi ve siyasetimizi özellikle uluslararası alanda ve platformlarda büyük başarıyla temsil etmiştir. Kürt halkının haklı mücadelesini anlatmakla kalmamış, birçok çevre ve farklı haklardan dostlar kazandırmıştır. Paris’te katliamı kınamak için yapılan yürüyüşte yüzlerce dost bizlerle aynı acıyı ve öfkeyi paylaşmışsa bu onun emeklerinin bir sonucudur. Dostları onun şahsında Kürt halkının haklı mücadelesini sahiplenmiştir. Fidan yoldaşımız bu duruşuyla halklar arası kardeşliğinde köprüsü olmuştur.

Leyla Şaylemez, gençlik hareketimizin yılmaz bir neferi olarak bu mücadele de yer almıştır. O coşkusu, morali ve inançlı katılımıyla genç kadınlarımızın öncüsü olmuştur. Sakine Cansız yoldaşımızın temsil ettiği özgür kadın geleneği, Fidan yoldaşla devam etmiş, Leyla yoldaşla günümüze ve geleceğe mal edilmiştir. Üç kuşak Kürt kadınının onurlu duruşunun sembolü olmuştur.

Bu saldırılar karsısındaki tutumumuz, kadınlar olarak her koşul ve şartta mücadeleyi daha da örgütleyerek genişletmek olmalıdır. Halkların, ezilenlerin özgürlük umudunu, inat ve ısrarla büyütmek olmalıdır. Arkadaşlarımızın ideallerine sahip çıkarak bu katliama örgütlenerek cevap olmak boynumuzun borcudur. Paris’te halkımızın ve dostlarımızın katliama gösterdiği tepki yürüyeceğimiz yönü çok güçlü bir biçimde bize göstermiştir. Amed, Dersim ve Mersinde şehitlerimizin görkemli karşılanması, özgürlüğün zorunluluğunu bir kez daha bizlere kanıtlamıştır. Bu zorunluluk zincirini mutlaka kırarak özgürlüğe ulaşacağız.”

Anma, Sakine, Fidan ve Leyla’nın yaşamlarının kesintilerinden oluşan sinevizyon gösterisiyle devam etti. Ayrıca ATİK, ADHF,AGIF,Anadolu Federasyonu ve Kürecikliler Platformu adınada mesajlar okundu. Anma Kurt siyasetçi Zuhat Kobani’nin konuşmasıyla son buldu. ANF

adhk tarafından

WEF (Dünya Ekonomik Forumu), emperyalist saldırıların birlikteliğidir!

Ocak 28, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İsviçre / Davos (27 Ocak 2013)  İsviçre Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu (World Economic Forum) 43. Yıllık Toplantısı devrimci kurumlarca yapılan ortak basın açıklamasıyla protesto edildi.

İsviçre`nin Basel Hauptbahnhof önünde 26 Ocak Cumartesi günü İGİF-İDHF-BİR-KAR-İTİF tarafından ortak yapılan eylemde, WEF, emperyalist saldırıların birlikteliğidir! başlıklı basın metni almanca okundu.

Tekelci burjuvazinin aşırı kar hırsı ve dengesiz üretimden dolayı girdiği ekonomik krizin faturasını ödettirmek için tüm dünyada, emperyalist kapitalist burjuvazi, işçi sınıfı ve tüm ezilen emekçilerin kazanımlarına, demokratik hak ve özgürlüklerine dönük saldırıları artığına dikkat çekilen açıklamanın devamında, 2013 hem burjuvazi bakımından daha saldırganlaşacağı bir yıl olacagı hem de işçi ve emekçiler bakımından daha fazla mücadele edileceği bir yıl olması bakımından önemlidir” denildi.

Almanca bildirilerin dağıtıldığı yarim saatlik eylemin ardından kitle dağıldı.

adhk tarafından

ADHK Bileşenleri Toplantısı Sonuç Bildirgesi

Ocak 25, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

ADHK BİLEŞENLERİ TOPLANTISI SONUÇ BİLDİRGESİ

ADHK ve bileşenleri 8 eylül 2012 tarihinde Frankfurt’da bileşenler toplantısını yaptı. Bileşenler toplantısına, Genel Konsey, Denetim Kurulu, Federasyon Yönetim Kurulları, Dernek Yönetim Kurulları, Komite temsilcileri, ADKH ve ADGH komisyon üyeleri katıldı.

ADHK olarak, gerek bileşen örgütlerimiz, gerek derneklerimiz ve gerekse komitelerimizle varolan sorunlarımızın üstesinden nasıl ve hangi yol ve yöntemlerle gelebileceğimiz konularında tartışarak, kollektif çözümler üretmek amacıyla düzenlediğimiz toplantıda şu sonuçlara ulaşılmıştır;

1) ”Siyasal çalışma bütün çalışmaların can damarıdır.”

Gerek derneklerimizde ve gerekse hitap ettiğimiz kitlede siyasete olan ilgisizlik, dernek yönetimlerimizin siyasal geriliği, siyasal aktivitelerde gerilemelere neden olmaktadır. Buda, doğası gereği kurumlarımızı, sosyal ilişkilerin korunduğu ve yürütüldüğü sıradan sosyal kurumlara dönüştürmektedir. Siyasetin gerilediği her alan, kişilerin kendi istemlerini konuşturduğu ve keyfiyetin eğemenliğine terk edilmiş demektir. Siyasal kurum olma kimliğiyle uyuşmayan bu hal, bir çok sorunu da beraberinde getirmektedir. ADHK Genel Konseyinin veya federasyonlarımızın almış oldukları kararların hayata geçirilmemesi, örgütsel disiplin ve işleyiş yerine, kişilerin keyfiyetine göre hareket etme tarzının egemen olduğu, üst kurumların altını boşaltan bir sonuç oluşturmaktadır. Kişisel zaafların boy verdiği ve kendisini rahatlıkla yeşerttiği alanlara dönüşmektedir.

Egemenlerin istediği de tam da budur. Siyasetle ilgilenmeyen, dünyada ve bulunduğu ülkedeki sorunlara ilgi duymayan, yaşadığı sorunlara kafa yormayan, verilen ve empoze edilenle yetinen bireyler ve topluluklar / kalabalıklar yaratmak istiyorlar. Çünkü kendi sorunları üzerinde kafa yormayanların kendi çözümlerini de üretemeyeceklerini, kendi politikalarına göre kolayca yönlendirilen ve yönetilenler kalabalığı olacağını çok iyi biliyorlar.

Bu hal, hiçbir devrimci-demokratik siyasal kurumun kabul edemeyeceği ve siyasal vasıflarını yitirmeye başladığı bir haldir. Onlarca yıla varan köklü geçmişimiz ve varoluş nedenlerimizle uyuşmayan bu gidişat, bizimde kabul edebileceğimiz gidişat değildir ve olamazda. Bu duruma geliş, elbetteki sadece bizim eksiklik ve hatalarımızdan kaynaklanmıyor ve yine sadece bize has bir gelişme değil. Bunda her ne kadar bizim irademiz dışındaki objektif koşulların payı varsa da, yerli ve yabancı hemen hemen bütün kurumların durumu aynı minvalde ise de, esasta bizim eksiklik ve hatalarımızın belirleyici rol oynadığını görmek zorundayız. Ve aynı zamanda görmek zorunda olduğumuz bu gerçekle yetinmeden, gidişata müdahale edip tersine çevirme zorunluluğunuda önümüzdeki asli görevlerden birisi olarak ele almak durumundayız.

Müdahale etmenin elbetteki bir çok yöntemi mevcuttur. Ancak bizim için ilk elden elzem olan, kurumlarımızda toplumun gündemlerine ve taleplerine yönelik siyasal etkinliklere ağırlık vermek ve bu etkinlikleri en geniş çevrelere duyurarak, sadece bizim dar kitlemizin katıldığı değil, dışımızdaki kitleleride etkinliklerimize katmak hedeflenmelidir.

Kurumlarımız, toplumsal gelişmeler karşısında pratik-politik tavırlar almak ve bunu kitlelere taşımakla görevli olduklarını unutmamalıdırlar. Bu bağlamda pratik-politik reflekslerini artırmalı ve öncelikle kendileri toplumsal sorunlar karşısında en yüksek duyarlılıklarını ortaya koymalıdırlar. Toplumsal duyarlılıkları halk kitlelerinin seviyesinde seyreden kişi ve kurumların kitlelere bilinç taşıyamayacağını ve onlarla buluşamayacağını bilmek ve gereğini yapmak zorundayız.

Sözkonusu toplumsal sorunlar, sadece geldiğimiz ülkenin sorunları değildir. Yaşadığımız ülkelerde de bir yığın sorunla karşı karşıyayız. Görünürde üstü örtük, fakat yaşamın grçekliğinde ise sınıf çelişkilerinin en barbar halini yaşamaktayız. Birde buna ek olarak göçmenlikten kaynaklı sorunlarla karşı karşıyayız. Bunlara dairde söyleyecek sözümüz ve sunacağımız çözüm perspektiflerimiz olmalıdır. Dolayısıyla faaliyetlerimizi salt tek bir yöne-ülkeye bağlamadan, her iki alana ilişkinde kafa yormalı ve pratik-politik faaliyetler planlanmalı ve yürütülmelidir.

Bunlar yapılabildiği oranda derneklerimiz siyasal kurumlara dönüşür ve asli kimliklerine kavuşturulmuş olurlar. Bireylerin zaaflarını ve keyfiyetlerini konuşturdukları yerler olmanında önüne geçilir. Aksi halde giderek daha sıradanlaşıp, dedikodu merkezleri haline gelirler. Şu çok basit çıkarsamayı aklımızdan çıkarmayalım; toplumsal sorunların ve buna bağlı olarak siyasetin olmadığı ve tartışılmadığı yerde, sıradanlaşma, gerileme ve kitlelerden kopuş kaçınışlmazdır. Biz bu kaçınılmazın girdabına kapılmadan tezelden önlemini almak mecburiyetindeyiz.

O ünlü sözü hatırlatma babında tekrarlarsak; ”Siyasal çalışma bütün çalışmaların can damarıdır.” Bu can damarını canlı ve işlevli kılmak, yerellerden merkeze kadar her kurumun öteleyemeyeceği ve üstünden atlayamayacağı olmazsa olmaz görevidir.

2) Politik hattın netleştirilmesi için konferans

Kurulduğundan bu yana, kurumun siyasal niteliği tartışıla gelmektedir. Biz neyiz ve nerenin kurumuyuz?

Her birey bunlara bulunduğu yerden ve bakış açısına göre cevaplar vermektedir. Konuya dair bir çok tartışma yürütülmesine ve yazılar yayınlanmasına karşın, üstelikte tüzük ve proğramında kendisini net olarak ifade etmesine rağmen, yönetici organlarından aşağıdaki yöneticilere kadar bir çok arkadaşımızın kafaları hala karışık. Bu karışıklıklar gerek yerel ve gerekse merkezi faaliyetlerimizi etkilemektedir. Konferansımız katılımcılarından kimi arkadaşlar, bu sorunun çözülüp netleşmesi ve bu tartışmaları artık geride bırakıp gerçek misyonomuzu oynamamız için, sadece bu konuyu ele alan önerilerini sundular. Bu öneriyi, yerinde ve ciddiyetle ele alınıp pratiğe geçirilmesi gereken bir çözüm yöntemi olarak görmekteyiz. Koşullarımız ve faaliyet planlamamız dikkate alınarak önümüzdeki süreçte tüm bileşenlerimizle böyle bir konferansı örgütlemeyi hedeflemekteyiz.

3) Genel Konseyle bileşenler ve altlarla koordinasyon

En büyük sıkıntılarımızdan biriside, Genel Konseyimizle bileşenlerimiz ve derneklerimiz arasındaki koordinasyon eksikliğidir. Bu koordinasyon eksikliğinden dolayı konseyle bileşenler ve derneklerin faaliyetleri bir biriryle üst üste gelip çakışıyor. Bu durumda birinden birisi ya iptal ediliyor, ya da faaliyetten hedeflenen gerçekleştirilemiyor, başarısızlıkla sonuçlanıyor. Kurumlarımız ve faaliyetçilerimiz karşı karşıya geliyorlar. Bu esasta her kurumun merkezden kopuk ve kendini merkez görüp kendi başına faaliyetini planlamasından kaynaklanmaktadır. Bu doğası gereği, kendiliğindenci ve dağınık bir faaliyetin peşinden koşmayı ve harcanan onca yoğun emeğe rağmen başarısızlığı yaratıyor. Verilen onca emeğin karşılığı başarısız bir faaliyet olmamalıdır. Kendi arasındaki özerkliklerini koruyarak daha merkezi bir koordinasyon ve kolektif faaliyet planlamasıyla bu sorunlar aşılır ancak. Bunun içinde bütün bileşenler ve alanlar günübirlik faaliyetten çok, dönemsel faaliyetlerini yerellerde önceden planlamalı ve bunu merkeze gönderdikleri raporlarıyla sunmalılarki, kurumların faaliyetleri birbirleriyle çakışmadan planlanıp yürütülebilsinler. Bu özerklikleri ortadan kaldırmaz ve hiçbir bileşenin faaliyetinede müdahale olarak görülemez. Evet özerk kurumlarız, fakat bilinmelidirki, bir birinden tümüyla kopuk ve bağımsız kurumlarda değiliz. Eğer böyle olsaydık, merkezi çatı örgütü olmamızında hiç bir gereği olmazdı. Bir birlerinin yetki ve inisiyatif alanlarına özen göstererek merkezi planlama!.. Bütün mesele alınganlıklar göstermeden bunu başarabilmektir. Yerellerden merkeze kadar, bütün bileşen alt örgütlülükleride dahil, kadın veya gençlikle dernekler kendi aralarında düzenli olarak bir araya gelmeli ve faaliyet tarihlerini mümkün olduğunca ortak belirlemeli ve planlamalıdırlar.

Bu kurumlar biribirlerinin karşısında değiller ve olamazlarda. Dernek ve onlar, biz ve dernek, biz ve ADHK, biz ve bileşenler gibi algı ve yaklaşımlar dışlayıcı ve kendini diğerinden tümüyle koparan ve ayrıştıran anlayışlardır. Hiçbir kurum ve bileşenimiz bu tarz anlayışlara asla taviz vermemelidirler. Unutmayalım ki, özgünlüklerimizden kaynaklı özerklerimiz vardır. Sadece biri değil, bunların toplamı biziz. Hepsinin faaliyetide, başarı ve başarısızlıklarıda bize aittir!..

4) Denetim

Eleştirilerin yoğunlaştığı nokta, denetimlerin olmadığı konusuydu. Bu noktada belli bir eksikliğin olduğu doğrudur. Ancak burada denetim mekanizması salt konsey veya federasyon yönetimlerinden birilerinin alanlara gidip toplantılar yapması olarak algılanıyorsa, bu eksik bir yaklaşım olur. Çünkü denetim sadece alanlara gidip gelmekle sınırlanmaz. Denetimin farklı yöntemleride vardır. Yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya doğru düzenli olarak sunulan raporlar ve bu raporların gönderildiği yerlerde ciddiyetle ele alınıp degerlendirilmesi, yanlış ve eksikliklerin eleştirilmesi ve uyarılmasıda denetimin başka bir etkili yöntemidir.

Ne yazık ki, yerinde denetimler gerçekleştirmek ve alanlardaki kitlelerle alanların durumunu ve gelişmelerini tolantılarla yüz yüze yapmakta konsey olarak eksik kaldığımızı kabul ediyoruz. Daha önceki yıllarda bu tarz denetimleri bir çok kez gerçekleştirmiş ve bunun faydalarını görmüş olmamıza karşın, son süreçte bunu devam ettirmekte eksik kaldık. Yapılan eleştirileride dikkate alarak, bu eksikliğimizi gidermeye özen göstereceğiz.

Burada şu hususu belirtmekte fayda görüyoruz;

Konsey ve bileşen yönetimleri olarak, yaptığımız her toplantının sonuçlarını tüm alt kurumlarımıza düzenli olarak göndermemize ve bu yöntemle kendimizi altların kolektif denetimine sunmamıza rağmen, altlardan ne bir eleştiri ve ne de bir öneri alıyoruz. Gönderdiğimiz raporlar maillerde kalmaktadır. Dernek veya komitelerimiz toplantılarında ele alınıp değerlendirilmiyor. Bırakalım bunu, çıkarılıp üyelerimizin okumasına bile gerek duyulmamaktadır. Bundan böyle, bütün dernekler ve bileşenler gerek genel konseyimizin ve gerekse bileşenlerimizin göndermiş oldukları toplantı raporlarını, açıklama ve bildirilerini çoğaltarak yönetici arkadaşların ve üyelerimiz tarafından okunmasını sağlamakla yükümlüdürler. Aynı şekilde raporlarımızın bileşenler, dernek ve komitelerimizin toplantılarında değerlendirme raporlarıda konseyimize düzenli olarak gönderilmelidir.

Hem yerinde denetim ve hemde rapor sistemiyle ikili denetime önem vermeli ve bu iki yoluda işlevli kılmalıyız. Aksi taktirde, yani salt meseleyi yerinde denetimle sınırlarsak, her şeyi yukarıdan bekleyen ve kendi görev ve sorumluluğunu unutanlar oluruz.

Biz ADHK Genel Konsey olarak, kendi payımıza düşen eleştirilerin gereğini yerine getirmek için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Bu konuda, merkezi olarak planladığımız Irkçılıkla ilgili kampanya sürecinde bir takım adımlar atmayada başlayacağız. Bütün arkadaşlarında aynı duyarlılıkla bu sürecimize katkı sunup destek olmaları arzusu ve beklentisindeyiz.

ADHK 21. Dönem

Genel Konseyi

Eylül 2012