adhk tarafından

Binler Taksim Meydanı’na yürüyor

Mayıs 31, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İSTANBUL (31.05.2013) Gezi Parkı yıkımına karşı bir araya gelen binlerce kişiye polisin gaz bombalı ve plastik mermili saldırısı sonucu birçok kişi yaralanırken, 64 kişinin gözaltına alındı.  Akşam saatlerinde İstiklal Caddesi’nde bir araya gelen binler Taksim Meydan’ına doğru yürüyüşe geçti.

Taksim Gezi Parkı yıkımına karşı başlatılan eylemler 5’inci günü geride bıraktı. Gezi Parkı’nın yıkılarak AVM yapılmasına karşı çıkan binlerce kişi Gezi Parkı için bir araya gelmeye devam ederken, polisin kitleye yönelik gaz bombalı ve plastik mermili saldırıları sürüyor. Polisin, “Ağaçlar kesilmesin” diyerek Taksim Meydanı’da yürüyen kitleye ve Taksim çevresinde toplananlara tazyikli su ve gaz bombaları ile saldırması sonucu Taksim’i gaz bulutu kaplarken, taraftar gruplarının çağrısı üzerine Taksim’e gelen ve üzerinde forma bulunan taraftarlar da resmi ve sivil polisler tarafından tartaklanarak ve formalarını çıkarmaya zorlandı. Ayrıca polisin attığı gaz fişekleri sonucu bazı canlı yayın araçlarının da camları kırıldı.

Polisin kitleye saldırması sonucu Gezi Parkı’nda çıkan ve Taksim Meydanı ile İstiklal Caddesi’ne kadar yayılan çatışmalarda 8’i kadın 64 kişinin gözaltına aldığı belirtilirken, 26 yaşındaki bir kadının panzer tarafından ezildiği, bir SDP’linin ise plastik merminin gözüne isabet etmesi sonucu ağır yaralandığı ileri sürüldü. Ayrıca birçok kişinin de polisin attığı gaz bombaları ve plastik mermiler sonucu yaralandığı ve ambulansların Taksim Meydanı’na alınmadığı bildirildi.

Olaylar Mecidiyeköy Cevahir AVM önünde de devam ederken, Osmanbey’de belediye otobüsü panzerin girmemesi için yolu trafiğe kapattı. Polisin yoğun gaz bombası kullanması sonucu yaralanan sokak hayvanları ise halk tarafından sahiplenildi.

Akşam saatlerinde ise İstiklal Caddesi’nde binlerce kişi toplanarak Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.  Polisler yürüyüşe geçen kitleye biber gazı ve tazyikli suyla saldırdı. Saldırı üzerine çatışmalar başladı. Çatışmalar devam ederken, kitle barikatları aşarak Taksim Meydanı’na ulaşmaya çalışıyor.

Bu arada, Ankara’da Gezi Parkı’ndaki polis terörünü protesto yürüyüşüne de polis gaz bombaları ile saldırdı. Polisin Konuk Sokaktaki kafelerde eylemci avına başladığı gelen bilgiler arasında.

ANF

adhk tarafından

DHF’lilere tahliye kararı çıkmadı

Mayıs 31, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Tutuklu yargılanan Demokratik Haklar Federasyonu üyelerinin mahkemesinde tahliye kararı çıkmazken, duruşma 16 Haziran 2013 tarihine ertelendi

Malatya (31.05.2013)- Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyelerinin duruşması bugün saat 09.00’da Malatya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Mahkemeye çıkarılan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkan Yardımcısı, Dersim Belediye Meclis üyesi Ali Mükan, İbrahim Yolcu, Zafer Güven, Hasan Doğan Kılıç, Mustafa Aytaç ve Onur Yeşil tutuklu yargılanıyor.

Mahkemede DHF’liler için tahliye kararı çıkmazken, duruşma 26 Haziran 2013 tarihine ertelendi.

DHF’liler yapılan ev baskınlarında gözaltına alınarak Malatya Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanmıştı.

adhk tarafından

Gezi Parkı’na yeni bir saldırı daha

Mayıs 31, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmasını engelleme mücadelesine geniş kesimlerden katılım ve destek dün geç saatlere kadar devam etti. Bu sabah saatlerinde parkta geceleyen yüzlerce eylemciye polis yine biber gazı ve TOMA’larla saldırarak parka giriş-çıkışı tamamen kapattı.

HABER MERKEZİ (31. 05. 2013)- Taksim Gezi Parkı’nın yıkılmasını engellemek için parkta nöbet bekleyen eylemcilere dün de gün içerisinde destek ziyaretleri gerçekleştirilmiş, aralarında sinemacı, tiyatrocu ve müzisyenlerin de bulunduğu çok sayıda sanatçı da dahil olmak üzere eylem geniş kesimler tarafından sahiplenilmişti.  Gezi Parkı’ndaki eyleme katılanlar arasında “Munzur’un dağları da bizim, Taksim meydanı da Taksim Gezi Parkı da” pankartıyla Dersim Dernekleri Federasyonu Munzur Koruma Kurulu, BDP Milletvekili Sırı Süreyya Önder, Kardeş Türküler, Hilmi Yarayıcı de bulunuyordu. Akşam saatlerinde giderek artan kalabalık polis şiddetine ve baskısına karşı parktan ayrılmayarak direnişe devam edecekleri noktasında ısrarlarını gösterdiler.

Sabahın erken saatlerinde yeni bir saldırı daha

Parkın yıkılmasını engellemek için nöbet bekleyen eylemcilere dün sabah bir saldırı düzenleyen polis bu sabah parkta bekleyen eylemcilere bir kez daha vahşice saldırdı. Polis sabah saat 04.00 sularında parkta bekleyen yüzlerce kişiye gaz bombaları ve tazyikli suyla saldırırken saldırından kurtulmak için bir duvarın üzerine çıkan yaklaşık 20 eylemci duvarın yıkımı sonucunda yaralandılar.  Eylemcilerin gecelemek için kurdukları çadırlar da zabıta önlüklü ve gaz maskeli kişiler tarafından söküldüler.  Yapılan polis saldırısına karşı direnerek alanı terk etmeyen eylemcilerse çevik kuvvet polislerince zorla parktan çıkarıldılar. Polis Gezi Parkına giriş-çıkışları tamamen yasaklarken park içerisinde bulunan çay bahçesi de mühürlendi.  Yaşanan saldırının ardından Taksim, Dolmabahçe ve Harbiye’de polis ve eylemciler arasında çatışmalar devam etti.

Redhack İstanbul Emniyet Müdürlüğünü hackledi

Öte yandan RedHack Taksim Gezi Parkı’nda nöbet tutan eylemcilere polis tarafından saldırı düzenlenmesini protesto etmek için Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesi www.beyoglu.iem.gov.tr’yi hackledi.  RedHack hackleme haberini Twitter’da şöyle açıkladı:

“RedHack ★ ‏@TheRedHack Gaz muptelasi Beyoglu Ilçe Emniyet’i fisi çekmis http://beyoglu.iem.gov.tr/ 😉 via @DesertAnarchist #DirenGeziParkı”

“RedHack ★ ‏@TheRedHack : Dolarin yesilini Doganin yesiline tercih edenlere, yaz’i gaz’a boyayanlara karsi.. http://beyoglu.iem.gov.tr/ #DirenGeziParkı”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Gezi parkına polis saldırısı

Mayıs 30, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Bu sabah saat 05.00’de Gezi Parkı’nı korumak üzere çadır kuran kitleye uyurken gaz bombalarıyla saldıran polis bir kişiyi tekmeleyerek hastanelik etti.

HABER MERKEZİ (30.05.2013)- Polis bu sabah saat 05.00’de Gezi Parkı’nı korumak için kurulan çadırlara,  herkesin uyuduğu sırada gaz bombalarıyla saldırarak çadırları ateşe verdi. Polisin saldırısına direnen kitle bir süre sonra çekilmek zorunda kaldı.

Polis saldırısı sırasında testislerine tekme atılan bir kişinin ameliyata alındığı öğrenildi. Polisin pervasızca yaptığı saldırının ardından park boşaltılarak iş makineleri çalışmaya başladı. Yeni dikilen ağaç fidanlarını söken iş makineleri yıkıma kaldığı yerden devam ederek Asker Ocağı tarafında çalışmaya devam etti.

Saldırıyı haber alan HDK İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in iş makinelerinin önünde durarak yıkımı engellediği ardından parka gelen Av. Can Atalay’ın yaptığı görüşmelerin ardından yıkımın bir süre durdurulduğu açıklandı.

adhk tarafından

SADECE “HAYIR” YETMEZ!

Mayıs 30, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İsviçre (30 Mayıs 2013) Genel olarak dünyada tüm emekçilere özelde göcmenlere dönük kapitalizm merkezli gerçeklestirilen saldırıların bir versiyonu olan ırkcılık, Isviçre`de de yasal dayanaklarını güclendirerek gün geçtikçe daha cok tırmandırılmaktadır.  Finans kapitalin 2008`de patlak veren son „kriz“ de bir kez daha gösterdi ki, sermaye temelli üretim süreci yürümemekte ve cok uluslu emperyalist şirketlerin eğemenlik konsepti dahi bu krizlerin önüne geçememektedir. Avrupalı eğemenler ise bu çozümsüzlükleri içerisindeki çözüm arayışlarında her zamanki gibi göçmenler karşısında ırkçılıkla kendilerine siper kazmaktadırlar.

Göçmenlere dönük bu ırkcı saldırıların yasal görüngülerinden biri de Isviçrede 9 Haziran günü yapılacak referandumdur. Kitleler bu referandumla “Iltica prosedürü hızlı sonuçlansın ve Federal kurulu halk seçsin“ temel sloganlarıyla oy kullanacak. Bu talepler adına kurulan insiyatifler konu hakkında düşüncelerini temellendiren argümanlar elbetteki ürettiler. Insiyatifin, federal kurulun halk tarafından seçilmesi önergesi, kitlelerin seçim yoluyla kullanacağı oylarla ve yine kitlelerin iradelerinin yansıtılması biciminde ele alınmalıdır. Bu kitlelerin iradelerinin her alanda olduğu gibi Federal kurulun seçimindede sergilemesinin önemsenmesi anlamına gelir. Burada göçmenlerin (vatandaş olanlarin haricinde) bu iradeye dahil edilmemesinin demokrasiyle bağdaşır bir yönü olmadığı gibi bu önergenin kabul edilmesi durumunda dahi federal kurul secimlerine  göcmenlerin iradesi yansımadığından kendileri açısından bir anlam ifade etmesi beklenmemelidir.

Yine bir diğer nokta ise Federal kurulun kitleler tarafından seçilmesi önergesinde, kimi siyasal partilerin çıkarlarının olduğu da tarafımızdan bilinmektedir. Bu siyasal partilerin amaçları yine aynı kitlelerin iradesiyle er ya da geç işletilmez hale getirilecegi tarafımızca tartışma götürmez bir gerçekliktir.

İsviçre 1951 Cenevre antlaşmasında imzası olan bir ülkedir. Uluslararası geçerliliği olan bu antlaşmanın 3.maddesindeki belirlemeler, ilticacıların geldikleri ülkelerde veya en son ikamet ettikleri ülkelerde, herhangi bir sosyal gruba üye olmaktan, siyasal düsüncelerinden, ırkından, cinsiyetinden, milliyetinden dolayı baskılara ve dışlanmalara maruz kalmışlarsa , iltica ettikleri ülkelerde bu yasanın korumasında muamele gorürler. Iltica talepleri bu yasanın içeriğine göre ele alınır, değerlendirilir ve sonuçlandırılır. Isviçrede şuana kadar iltica yasalarının değişikliği için onlarca kez referandum yapıldı ve bu referandumlarda ilticacilarin aleyhine, iltica koşullarını zorlaştıran yasalar kabul gördü.  Keza 9 Haziranda kitleler  “iltica prosedürünün hızlandırılması” adı altında referandumda oy kullanmaya çağırılmaktadırlar.

Referanduma sunulan önergenin içeriği kısaca şöyledir:

-Iltica talebinde bulunanlar merkezi iltica kamplarında tutulmalıdır.

– Savaş koşullarını benimsemeyip, savaşa gitmek istemeyenlerin iltica talepleri kabul edilmemelidir.

-iltica prosüdürü hızlı sonuçlandırılmalıdır.

-1980 yılından beri geçerli olan isviçrenin herhangi bir dış temsilciliğine (elçilikler, konsolosluklar) yapılan iltica başvuru talepleri kaldırılmalı, artık bu temsilciliklerde başvurular kabul edilmemektedir.

-Tüm bunların yanısıra, sosyal ve mali destekte kısıtlamalara gidilmesi, gerektiğinde ilticacıların daha ağır şartlara sahip merkezlere gönderilmeleri istenmektedir.

Referandumda  ileri sürülen önergeler  insan haklarına aykırı,  hüman duygulardan yoksun, tamemen ırkcı ve faşist bir siyasal anlayıştan beslenmektedir.  Bu anlamıyla referandumda salt hayır demek yeterli bir cevap olmayacaktır. Özce bu fikrin beslendiği kaynağı öncelikli olarak deşifre etmeliyiz, ki ezici çoğunluğu kapitalist düzenin sosyal tabanı haline getirilen kitlelerin bu acı gerçeklikleriyle yüz yüze gelmelerini sağlayabilmenin mücadelesini vermeliyiz.

Sistem kitleleri demokrasi adına sosyal-siyasal bir aldatmacanın içine çekmektedir,bu aldatmacayı teşhir etmeliyiz.  Kazanılmış tüm sosyal-siyasal-ekonomik hakların tek tek budanması aslında bu referandumla kitlelerin eliyle yaptırılmaya çalışılmaktadır. Bu referandum vesilesiyle kitlelere kapitalist düzenin sahte demokrasi anlayışından beslenen manipülasyon siyasetini deşifre etmeliyiz.

Bu noktada federasyonumuz yazılı teşhirlerle sınırlı kalmayacak, tüm orgütlü gücüyle kullanabileceğimiz tüm eylem bicimleriyle bu saldırıların karşısında olacaktır.

9 Haziran referandumunda sadece Hayır Yetmez !

Tüm gerici-irkçi-faşist yasalara karşı aktif mücadeleye !

Göçmenlere derhal seçme ve seçilme hakkı verilmelidir!

Birlik-Mücadele-Zafer

İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF)

30 Mayıs 2013

adhk tarafından

Hasan Dinler ölüm orucunda, derhal serbest bırakılmalıdır!

Mayıs 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İSVİÇRE (29 Mayıs 2013) İsviçre’de Politik Göçmenlere yönelik saldırılardan biri daha hayata geçirildi.

İsviçre’de politik mülteci statüsüne sahip olan Hasan Dinler 13 Mayıs 2013 tarihinde bulunduğu iltica kampından alınarak hapishaneye konulmuştur. Uluslar arası sözleşmelere göre yaşadığı ülkede can güvenliği bulunmayan bir kişi, başka bir ülkede sığınma hakkına sahiptir. Bu hakkı tanımayan İsviçre devleti dönem dönem politik göçmenler olgusunda olsun, ya da sıradan insanlar nezdinde olsun, onların üzerinde sürekli baskı oluşturmakta ve sınır dışı etmektedir.

Hakkında yargıtayca onanmış muhabbet hapis kararı bulunan Dinler  Türkiye teslim edilmek istenmektedir. Uzun yıllar Türkiye hapishanesinde yatıp, yurtdışına çıkan Hasan Dinler gönderilmesi durumunda tekrar uzun yıllar hapis yatacaktır. Şu anda İsviçre hapishanesinde kalan Dinler  sürdürdüğü Açlık Grevinden, sıvı almayarak ölüm orucuna başlamıştır.

Bundan sonraki gelişmelerden İsviçre devleti sorumlu olacaktır. Tüm duyarlı kesimleri Hasan Dinler’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.

ATİK- UPOTUDAK

Avrupa Türkiyeli İşciler Konfederasyonu

Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Komitesi /İsviçre

adhk tarafından

Geçici görevle meşrulaştırılan sürgünlere dur denilmeli

Mayıs 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Ankara (29 Mayıs 2013) Sağlık emekçisi ve SES işyeri temsilcisi KONUK, isteği dışında bir yere görevlendirildi

Çankaya İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde çalışan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İşyeri Temsilcisi Mahmut KONUK’un işi isteği dışında değiştirildi. 4 yıldır geçici görev adı altında burada çalışan KONUK’a, görev tanımı dışında işler yaptırıldı ve birgün görevini yapamadığı ileri sürülerek bir başka yere, Dikmen Toplum Sağlığı Merkezine geçici görevle gönderildi.

Görev tanımı dışında çalıştırılan KONUK, Çankaya İlçe Sağlık Müdürüne göre görevini yapmamış

Ankara/Çankaya İlçe Sağlık Müdürü Muhammet Fatih TAŞLIÇAY’ın, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İşyeri Temsilcisi Mahmut KONUK’a görev tanımı dışında işler vermesi, daha sonra da hiçbir hukuki işleme gerek duymadan, “görevini yapmadığı”nı ileri sürerek Sağlık Müdürlüğüne geçici görevinin iptali için yazı göndermesi, yeni bir sürgünün de başlangıcı oldu.

Ayrımcı uygulamalara tabi tutulan KONUK’un sendikal hakları da engelleniyor

18 Mart 2013 tarihinden bu yana geçici görevli olduğu yeni işyerinde çalışan KONUK, muhalif kimliğinden dolayı ayrımcı uygulamalara tabii tutulduğunu, kendisine idare tarafından mobbing uygulandığını, sendika temsilcisine tanınan hakkın geçici uygulamalarla işyerinden uzaklaştırılarak ortadan kaldırıldığını, SES temsilcisi olarak sendikal hak ve özgürlüklerin kısıtlandığını ifade ediyor.

Son yıllarda yapılan yasal düzenlemeyle bugün binlerce kamu çalışanı geçici görev adı altında süründürülüyor

KONUK, sorunun sadece kendisini ilgilendiren bir sorun da olmadığını, sayıları yüzlerle, binlerle ifade edilen kamu çalışanının son yıllarda yapılan yeni yasal düzenlemelerle birlikte geçici görev adı altında keyfi uygulamalarla onurlarının kırıldığını, sürüm sürüm süründürüldüklerini, yıllardır kanıksanan, meşrulaşan bu uygulamaya karşı ciddi bir mücadele verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Saldırılardan yılmayan KONUK her Pazartesi günü Çankaya Kaymakamlığı önünde eylemde

KONUK, kendisine reva görülenleri bir sendika üyesi, temsilcisi, bilinçli bir yurttaş, muhalif kimliğe sahip bir insan olarak kabullenmiyor. Mücadelesini her Pazartesi saat: 16:30’da, Çankaya ilçe Sağlık Müdürlüğü önüne taşıyarak yıldırmaya dönük saldırılara boyun eğmeyeceğini göstermeye çalışıyor.

26 Mayıs günü Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi KONUK’la dayanışma içindeydi

26 Mayıs 2013 tarihinde, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi tarafından Mahmut KONUK’la dayanışmak amacıyla, “IRKÇILIĞA, AYRIMCILIĞA, MOBBİNGE, KADROLAŞMAYA, BASKI VE SÜRGÜNE KARŞI” eylem çağrısına, İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyeleri, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi Aktivistleri, Alınteri okurları, akademisyen Sibel ÖZBUDUN ve yazar Temel DEMİRER katıldı. Önce oturma eylemi ve devamında basın açıklaması gerçekleşti.

Yazar Temel DEMİRER, Çankaya Kaymakamlığı önünde KONUK için konuştu

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi adına yazar Temel DEMİRER’in eylemi izleyen devletin resmi ve sivil silahlı güçlerine dönerek; “notunuzu iyi alın” şeklinde uyarısıyla başladığı konuşması, bir bütün olarak aşağıdadır;

“Mahmut KONUK’un bugün karşılaştığı uygulama bize hiç yabancı gelmiyor, hatta son derece “aşina” geliyor. Hayatın değişik alanlarına her gün binlercesiyle karşılaştığımız değişik türlerden “ayrımcı” uygulamalardan sadece bir tanesi.

Bir sabah işe geliyor ve ona deniyor ki;

-“Sen artık burada, bu işte çalışmayacaksın”!

-“Neden?”

-“Ben öyle uygun gördüm”!

-“Görevimi mi savsakladım? Görevimi kötüye mi kullandım? Birine karşı bir suç mu işledim? Yolsuzluk-hırsızlık mı yaptım?”

-“Hayır ama benim takdir hakkım”!

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Birileri sana sormadan, senin iradeni yok sayarak hangi işi nerede yapacağına , ya da yapmayacağına karar veriyor.

Biraz kurcalıyorsun; altından despotizm çıkıyor, keyfilik çıkıyor, “kendi kadrosunu kurma” (ırkçı-gerici kadrolaşma) isteği çıkıyor, baskı çıkıyor, “mobbing” çıkıyor, işin ucu ırkçılığa – ayrımcılığa kadar uzanıyor.

6 ay önce Çankaya İlçe sağlık Müdürlüğüne atanan Muhammet Fatih TAŞLIÇAY gelir gelmez; “ben sendi kadromu kuracağım” ve eski personele de; “kendinize yer bulup tayin için dilekçe verin…” diye baskı yapıyor.

Sanki bir kamu kurumuna atanmış bir kamu yöneticisi değil de özel malikanesi ya da ticari şirketini dizayn etmeye gelmiş bir sahip!

Neo-liberal politikalarla Sağlık alanını en uç noktaya kadar ticarileştiren ve parçalara ayıran AKP Hükümeti Kamu Sağlık Kurumlarını yerli-yabancı sermaye gruplarına peşkeş çekerken yönetim kadrolarını da cemaat – tarikat kadrolarına paylaştırmakta, bu kadrolar da babalarının çiftliğine adam seçer gibi sağlık emekçilerini diledikleri yere göndermektedirler.

Mahmut KONUK’u biz 20 yılı aşkın süredir Kamu Emekçilerinin fiili ve meşru sendikal mücadelesi içinden, insan hakları ve düşünce özgürlüğü için verdiği mücadeleden, sokakta nerede bir mücadele varsa emekçileri ve ezilenlerin yanında-içinde saf tutmasından tanıyoruz. Ona yapılanların rastlantı olmadığını da biliyoruz.

Mahmut KONUK yoldaşımızdır, devrimci sosyalist fikirlere sahiptir ve hayatın içinde her yerde dik durmasını bilmiştir. Ona yapılan sıradan-olağan karşılayıp yapanın yanına kar bırakmayacağız. Biz onu üçbuçuk ırkçı-gerici kadroya, cemaatçilere-tarikatçılara yem etmeyeceğiz.

Muhammet Fatih TAŞLIÇAY ve ırkçılık-ayrımcılık yapan diğer görevliler hakkında soruşturma açılıp onlar görevden alınana kadar dayanışma eylemlerimiz devam edecektir.

Mahmut KONUK yalnız değildir.

Ayrıca buradan bugün grevde olan THY işçilerine, işten atıldığı için direnen Trabzon’daki ve diğer yerlerdeki taşeron sağlık işçilerine bütün devrimci dayanışma duygularımızla güçlü bir selam.

KAPİTALİZM VE FAŞİZM YENİLECEK DİRENEN EMEKÇİLER KAZANACAK – MAHMUT KONUK YALNIZ DEĞİLDİR – YAŞASIN DEVRİMCİ DAYANIŞMA – YAŞASIN SINIF DAYANIŞMASI”

KONUK’la dayanışma eyleminden HAVA – İŞ ve Dev. Sağlık – İş üyelerine selam

Gerçekleştirilen dayanışma eyleminde, “DİRENEN HAVA – İŞ ÇALIŞANLARINI VE TRABZON’DAKİ TAŞERON SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ SELAMLIYORUZ, MÜCADELENİZ MÜCADELEMİZDİR” pankartı açılmış, Mahmut KONUK’la dayanışmanın yanında grevdeki HAVA – İŞ üyeleri ile Trabzon’da taşeron şirketin işten attığı için direnişe geçen Dev. Sağlık – İş üyeleri de selamlandı.

Sloganlar saldırıları protesto etmek için haykırıldı

Pek çok dövizin taşındığı Mahmut KONUK’la dayanışma eyleminde, “IRKÇI GERİCİ KADROLAŞMAYA HAYIR – DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ – ZAFER DİRENEN EMEKÇİNİN OLACAK – BASKILAR BİZİ YILDIRAMAZ – SÖZ YETKİ KARAR ÇALIŞANLARA” sloganları haykırıldı.

Mahmut KONUK’un sürgün öyküleri yeni değil, 1995’lere kadar uzanıyor

Şu anda İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi olan Sağlıkçı Mahmut KONUK’un yaşadığı sürgünler, uğradığı saldırılar anlatılanlarla ve geçtiğimiz birkaç ay ile de sınırlı değil. Aslında anlatılan öykünün geçmişi 1995’lere dayanıyor. Kürtlerin yaşadığı köylerin yakıldığı, insanların zorla göçettirilip yurdundan yuvasından uçurulduğu, faili meçhul adıyla seri cinayetlerin işlendiği o karanlık dönemi çoğumuz hatırlarız. O günlerde yine dostum Mahmut KONUK, konuğum olmuş, “Sürgünün öteki adı: Mahmut KONUK…” başlığıyla başından geçenleri Dev. Maden – Sen’in yayın organı, “Maden İşçilerinin Sesi” dergisine yansıtmıştım.

KONUK’un yaşadıkları binlerce KESK’li kamu çalışanlarının yaşadıklarıdır aslında

1 Ekim 1995 tarihini taşıyan KONUK’la röportaj, KESK’li muhalif bir kamu çalışanının başına gelenler açısından önemliydi. Yaşanılan bir tarih vardı ve bunu kayda geçirip görünür kılmak gerekiyordu. Çünkü, bu öykü o dönemde inançla, kararlıca mücadele eden yüzlerce KESK kadrosunun ortak çalışma yaşamı öyküsü sayılabilecek bir özelliğe sahipti.

Sürgünün öteki adı: Mahmut KONUK;

KONUK’un ilk sürgün yıllarında kızı Evim 13, Rengin 11 ve Berfin 5 yaşındaydı

“1957 Siirt/Kurtalan doğumlu, Evin (13), Rengin (11) ve Berfin’in (5) babası. Van Sağlık Kolejini bitirdikten sonra kamu çalışanı olarak ilk defa 1975 yılında açıktan ataması kura ile Amasya’ya çıkıyor. “Beca”iş’le Hakkari/Çukurca’da göreve başlıyor. 3.5 yıl Çukurca’da görev yapıyor. “İhtiyaca binaen” Bağışlı Bucağına atanıyor. Bağışlı’ya vardığında yetkililer birden “ihtiyaç olmadığını” anlıyor ve Şemdinli’de “acil ihtiyaç” var gerekçesiyle hemen Şemdinli’ye gönderiyorlar. Orada çok az bir müddet kalıyor ve 1979’da Kurtalan’ın bir Köyünde KONUK’a “ihtiyaç” duyuluyor, gönderiliyor. Daha bir ay dolmadan Sason’da “ihtiyaç” hasıl oluyor ve Sason’a gönderiliyor. 2.5 yıl Sason’da görev yapan KONUK, 16 Eylül 1980’de gözaltına alınıyor. 33 gün sonra serbest bırakılır, ancak Sason’da değil Eruh’un Fındık bucağı’nda görevlendirilir.

Ankara Gazi Üniversitesi, Basın-Yayın’da okuyan KONUK’un öğrenimi aksamaktadır. Daha sonra Ankara’da 100. Yıl İşçi Sitesi Sağlık Ocağı’nda 1983 yılı başında göreve başlar. 1984’te ANAP iktidarının Sağlık Bakanlığı talimatıyla “solcu avı” başlar. Ankara/Dikmen Öveçler Sağlık İstasyonuna sürülür. Israrlı çabaları sonucu tekrar bir önceki işyerine döner. 1989 yılında Ankara/Balgat 12 Nolu AÇS/AP Merkezine sürülür.

Kamu çalışanlarının sendikal örgütlenme çalışmaları başlamıştır. KONUK buradaki yerini alır. Tüm Sağlık – Sen Ankara İl Temsilcisidir. 25 Aralık 19917de Çankırı7ya sürgün edilir. Gerekçe, “verimli çalışmamak”(!)… 25 Aralık 1991 günü Sağlık Bakanlığı önünde 70 – 80 kişiyle “kitlesel” basın açıklaması yapması, ardından fiili zorlama ve Sağlık Bakanı Yıldırım AKTUNA ile görüşme yapılır. Sürgün kararı iptal edilir. 1992 Kasım ayı başında Yozgat’a sürülür. Gerekçe, sendikanın duyurularını işyerine asmak. Tekrar Bakanla görüşülüp sürgün durdurulur. 6 Mayıs 1993’te Ankara İhtisas Hastanesi’nin sağlık memuruna “acil ihtiyaç” duyması nedeniyle buraya sürülür. KONUK, artık hem Tüm Sağlık – Sen Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesidir, hem de işyeri Temsilcisi. 23 Temmuz 1993’te işyeri bahçesinde davullu zurnalı kitlesel basın açıklaması, yemekhane konuşmaları, sendika propagandası ve bildiriden sorumlu tutulur. “Büyük suçlu” ilan edilir ve tabii ki hastanenin anında KONUK’a ihtiyacı da kalmamıştır.

Nallıhan devlet Hastanesi’nde “acil ihtiyaç” doğmuştur. 18.8.1993 günü artık “Nallıhan yolcusudur.” Açtığı davadan “yürütmenin durdurulması” kararının çıkması, tebligatın yapılması ve geri dönüşü 6 ay’ı geçer. Tebligatın geldiği gün 10 gün öncesinden alındığı belli olan yeni bir atama kararı kendisini beklemektedir. Güya Mahkeme kararıyla geri döndüğü Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde 7 Mart 1994 günü bir dakika dahi çalıştırılmadan “başlayış” ve “ayrılış” yazıları birlikte tebliğ edilir. Yeni “görev” yeri Ankara/Etimesgut – Yapracık Köyü Sağlık Ocağıdır. (KONUK’un sürgünlerinde süper bir hızla çalışan bürokrasi ve anlayış ne yazık ki aynı hızı Ozan Ruhi Su’nun yurtdışında tedavisi için gerekli izinin çıkarılmasında göstermemiş, haftalarca, aylarca sallayıp engelleyerek ölümüne neden olmuştur.) Ankara’ya 30 km. uzakta ulaşımı olmayan bir köy. Bu esnada “Etimesgut – Sincan” bölgesinde “kolera” patlak verir. Sağlık Bakanlığı bu “terörist” hastalığı halktan gizleme telaşındadır. Kırk yıllık kani olmuştur fani misali kolera’da “akut bağırsak enfeksiyonu” olmuştur. Halka karşı sorumluluk duyanlar bunu kamuoyuna açıklar ve yetkililer tarafından “vatan haini” ve “bölücü” ilan edilir. Artık görevlendirmeler “illegal” yapılır, yazılı emir rafa kalkar, “sözlü” emirler uygulanır. KONUK görev emrini “ısrarla yazılı” istediği için “vatan haini”dir. Sağlık Bakanlığı’nın politikalarını eleştirmek, savunmasında “kolera”dan söz etmek affedilmez bir suçtur. KONUK bu suçu işlemiştir. Geriye bakıldığında dosyasının bir hayli “kabarık” olması da bunun nasıl bir “vatan haini” olduğunu ispatlamaktadır. Bu nedenle işten atılması gerekir. Yüksek Disiplin Kurulu’na verilir ve ifade için çağrılır. Ancak aksilik bu ya, kamuoyu duyarlı kılınmıştır. Yüksek Disiplin Kurulu toplantı tarihleri kamu çalışanlarının eylem takvimi ile çakışır. 21 Nisan, 16 Haziran ve 20 Haziran 1995 gibi… Sonuçta Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu KONUK’un avukatı Oktay POLAT’ın hazırladığı savunmayı dinler. Aradan geçen günler içinde hala kendisine ulaşan bir karar yoktur. Mahmuk KONUK’un hikayesi aslında KAMU ÇALIŞANLARININ GELİŞİMİNİN ÖYKÜSÜDÜR BU GÜNE… Bizim yazmamızın nedeni de çalışanlar işyerlerinden, insanlar evlerinden, yurtlarından sürgün edilmesinler diyedir.

Elbette bunun özlemden yaşama dönüşmesi gerekir. Bunun yolu da işçi ve emekçilerin çözüme yönelik ortak politikalar üretip, hayata geçmesinde yatmaktadır.”

Cezaevinden çıkan KONUK’a işi verilmedi, bir süre hükümlü kadrosuyla belediyede çalıştı

KONUK’un öyküsü bunlarla da sınırlı değil. Zira, insan hakları savunucusu olmasından kaynaklı hakkında verilen hüküm ve yattığı hapishane de var. Sonrasında Sağlık Bakanlığı işe başlatmayınca Çankaya Belediyesi’nde bir süre ‘hükümlü işçi kadrosu’nda çalışması söz konusu. Yılmayıp mücadeleye devam edince, “memnu hakların iadesi” devreye giriyor ve yeniden kamu çalışanı olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başlıyor.

KONUK’un çocukları sıkıntıyla geçen yıllar içinde büyüdü, baba ve annelerinin gurur duydukları birer evlat olarak yaşamdaki yerlerini aldı

Evet, Mahmut KONUK’un üç çocuğu vardı ve bu sürgün yıllarında eşi Sevin’in sorumluluğu daha da arttı. Kendisi de bir sağlık çalışanı olan eşi, onlara hem ana hem baba oldu. Üstelik eşini her zaman doğru anladı, moral verdi, mücadelesinde hiç yalnız bırakmadı.

KONUK’un çocukları hukukçu ve mühendis oldular, sosyolog olma yolundalar

Çocukları merak edenler çıkabilir aramızda. O günlerde 13 yaşında olan Evin şimdi bir hukukçu ve Ankara’da Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Şube Yönetim Kurulu Üyesi. 11 yaşında bir çocuk olan Rengin Jeoloji Mühendisliğini bitirdi, TMMOB / Jeoloji Mühendisleri Odası’nda Yönetim Kurulu Yedek Üyesi. 5 yaşındaki Berfin ise şu anda Ege Üniversitesinde Sosyoloji birinci sınıfta öğrenci.

Artık insanlar sürülmesinler, çocuklar özgür bir ortamda güle oynaya büyüsünler, şekerde yiyebilsinler

18 yıldır sürgün bir kamu çalışanı Mahmut KONUK, hem de sürüm sürüm süründürülenlerinden. Artık insanlar işinden, evinden, köyünden, yaşadığı kentinden sürülmesinler… Çocuklar sürgün babalarının, annelerinin özlemiyle değil, özgür bir ortamda gülerek, oynayarak, şeker yiyerek büyüyebilsinler. İnsanlar insanca yaşayabilsinler…

28 Mayıs 2013

Yılmaz Kızılırmak

adhk tarafından

Mahkeme Alaattin Karadağ’ın katillerini akladı

Mayıs 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Alattin Karadağ cinayet davasında katil polis Oğuzhan Vural hakkında tüm suçlamalardan beraat kararı verildi.

İstanbul (28 Mayıs 2013) Devrimci işçi Alaattin Karadağ’ı sokak ortasında infaz eden polis Oğuzhan Vural’ın davasında bugün karar açıklandı. Duruşma boyunca mahkeme heyeti katil polisi alenen aklamak için çalıştı ve tüm suçlar için istenen cezalardan beraat kararı verdi.

Bugün Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 11. duruşmada ilk olarak Alaattin Karadağ’ın avukatları söz aldı. Mahkemeye tüm duruşmalarda olduğu gibi Çağdaş Hukukçular Derneği’nden çok sayıda avukat katılarak destek verdiler.

“Geleneksel yargılama pratiği sürüyor”

İlk olarak Av. Şerife Ceren Uysal söz alarak ülkedeki hak ihlalleri davalarına yetişmenin mümkün olmadığını ifade etti. Uysal sabahtan beri kendilerinin de duruşmaya geç kalmasına neden olan 3 ayrı hak ihlali davasına  girdiklerini söyledi. Bugün görülen 19 Aralık Katliamı Ümraniye Davası ve tutuklu avukatlara destek için yapılan eyleme dair yine avukatlara açılan davadan geldiklerini belirten Uysal, bu dosyaların hepsinin kolluk gücünün neden olduğu hak ihlalleri dosyaları olduğunu ifade etti.

Uysal, konuşmasına 2006’da TMY ve PVSK değişiklikleri ile yargısız infazların arttığına dikkat çekerek devam etiği konuşmasında artık sokak ortasında adam öldürmenin daha sık yaşandığını ifade etti. Polis tarafından bu süreçte 130 insanın vurularak öldürüldüğüne, ayrıca karakolda da 30 insanın öldürüldüğüne dikkat çekti. Açılan tüm davalarda üç noktanın ortaklaştığını ifade eden Uysal, polisin ya ayağının kaydığı, ya karşısındakinin ateş ettiği ya da dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle kendisini savunduğuna dikkat çekti.

Uysal, Tansu Çiller’in “Bu memleket için kurşun yiyen de atan da kahramandır” sözünü anımsatarak Hrant Dink’in katiliyle karakolda fotoğraf çektiren kolluk güçleri olduğunu ifade etti. Kahramanlaştırmanın devam ettiğini söyleyen Uysal, polisin saldırılarına meşruluk yaratıldığını da belirtti. Bu dosyada yaşananları da bu şekilde değerlendirdiklerini belirten Uysal konuşmasını geleneksel yargılama pratiğinin sürdüğünü ifade ederek bitirdi.

“Yargısız infazlar bir devlet pratiğidir”

Av. Zeycan Balcı Şimşek ise “yargısız infazlar bir devlet pratiğidir” diyerek konuşmasına başladı. Polis terörünün üzerinde duran ve olay örgüsüne bakıldığında öldürme kastı taşındığına vurgu yapan Şimek “tüm şarjörünü boşaltan polisin beraatinin istenmesi anlaşılır  değil” dedi.Tüm dava boyunca her aşamada delillerin karatıldığını ifade eden Şimşek, konuşmasında soruşturma safhasında sanık polisin ekip arkadaşları tarafından soruşturmanın yürütülmesi, otopsinin Alaattin’in akrabaları ve hekiminin yer almadan hızla yapılması, üst giysilerin uzun süre kayıp olması, MOBESE ve güvenlik kamerası kayıtlarının sadece Terörle Mücadele Şubesi’ne verilmesi ve silinmesi, keşif kararı alınması ve kararın uygulanmadan iptal edilmesi üzerinde durdu. Mahkemenin dellilerin karartılması karşısında hiç bir şey yapmadığını ifade eden Şimşek, yargısız infaz suçu işleyen polisin nezarete dahi girmediğini söyledi. Şimşek katil polislerin cezalandırılmasını isteyerek konuşmasını bitirdi.

“Çocuklarımızın sokak ortasında infaz edilmemesi için…”

Av. İbrahim Ergün gerçek bir soruşturma ve olması gerektiği gibi bir kovuşturma olmamasına rağmen suçun sabit olduğunu ifade ederek söze girdi. “Bugün bir sonuç alamayacağız ama buradaki savunma çocuklarımızın sokak ortasında infaz edilmemesi için gerekecektir” diyerek devam ettiği konuşmasında sanığın tutanaklara uygun savunma yaptığını ifade etti. Sanık savunması üzerinde duran Ergün, savunmanın kurgu olduğunu ifade etti. Sanığın doğru söylediği varsayılsa dahi katilin en az iki kişi olması gerektiğini ifade etti. Mahkemenin bu konuya dikkat etmesi gerektiğini belirten Ergün, çizimlerle Alaattin Karadağ’a isabet eden ve sıyıran kurşun bilgilerine ve sanık savunmasındaki çelişkilere değindi. Savcı mütalaasında cinayete meşru müdafaa denmesini eleştiren Ergün, “savcı meşru müdafaa diyor böyle bir müdafaa dahi olamaz” dedi. Polis raporlarında öldürücü yaraların kalbe ve ciğere isabet eden kuşunlar olduğu ve bunların kısa mesafe atışı olduğunu, yani Alaattin’e 45 cm’nden az mesafeden ateş edildiğini vurgulayan Ergün, sanık savunmasının bu durumla da çeliştiğini vurguladı. Yargıtay kararlarından yola çıkarak meşru müdafaa örneklerini işleyen Ergün, ‘vatansever tanık’ Ertuğrul Bal’ın ifadesinin de ortada bir müdafaa olmadığının kanıtı olduğunu söyledi.

Ergün, tanıkların kurgu üzerine ifade verdiğini ve bu kişileri gerçek tanık gibi kabul edilmesinden yargının sorumlu olduğunu söyledi. Ezberletilen ifadelerin yalan olduğunu söyleyen Ergün, Özkan Engin ve Ertuğrul Bal’ın ifadelerine dikkat çekerek “bu tanıklarla karar vereceksiniz” dedi.

“Size göre terörist bize göre devrimci bir işçi”

Alaattin’in abisi ve avukatları olarak tedirgin olduklarını belirterek sözlerine başlayan Av. Murat Çelik savcının savunmayı dinlemeden mütalaayı açıklamasına dair usul hatasına dikkat çekti. Alaattin için “size göre terörist bize göre devrimci bir işçi” diyen Çelik, savcının mütalaasına vurgu yaparak “Ben bir hukukçu olarak utanç duydum” dedi. Mahkemeye “sihirli bir el değdi” diyen Çelik, mahkemenin seyrindeki açık değişime vurgu yaptı.

Sanığın cezalandırılması isteği karşılıksız kaldı

Av. Nusret Öztürk ise davanın ilk açılış sürecinden bugüne yer alan bir avukat olarak söz aldığını ifade edip “sihirli el” diye tarif edilenin kapitalist sistemdeki militarizmin eli olduğunu söyledi. Türkiye işçi sınıfının bir parçası olan Alaattin Karadağ’ın sınıfının kurtuluşu için mücadele ettiğini hukuksal, siyasal, askeri zor aygıtlarına karşı savaştığını söyledi. Verilen mücadelenin bu davanın açılmasına neden olduğunu belirten Öztürk, mahkeme heyetine “Sizin vereceğiniz karar yargının bağımsız olmadığına yeni bir örnek olacaktır” dedi.

Alaattin Karadağ’ın abisi Abdullah Karadağ ise mahkeme heyetine seslenerek bu olayı hakimlerin de yaşayabileceğini belirtti ve yaşanmış iki örneği aktardı. Karadağ,  “sizin sağduyunuza ve vicdanınıza sesleniyorum. Vereceğiniz karar bir milat olabilir” dedi. Karadağ sözlerini bir şiirden alıntı yaparak “Ya ümitsizsiniz ya da ümit sizsiniz!” diyerek bitirdi.

Polisin zorla güzergahından çıkarttığı ve vurularak yaralanmasına neden olduğu dolmuşun şöförü İsmail Durmuş’un avukatı Av. Pelin Eker, sözlerine Alattin Karadağ’ın avukatlarına teşekkür ederek başladı. Yaptıkları savunmaların teknik ve hukuki açıdan net olduğunu ifade eden Peker, zaruri bir unsur olmadan dolmuşun güzergahının değiştirildiğini ifade ederek sanık polisin cezalandırılmasını istedi.

Mahkeme Heyeti Cumhuriyet Savcısı Mehmet Doğar’a esas hakkındaki mütalaası sorulduğunda 28 Şubat’taki mütalaa doğrultusunda karar verilmesini istediğini ifade etti.

Katil polisin avukatından infazı meşrulaştırma çabası

Katil polisin avukatı Tolga Yurdakul savunmasına Alattin Karadağ’ın avukatlarına saldırarak başladı. “Bütün polislere ve emniyete olan kin ve nefreti müvekkilime yansıtıyorlar” diyen Yurdakul, avukatların yaptıkları savunmalarda dikkat çektikleri çelişkiler ve yanlış tanık beyanları için “teferruat” dedi. Polis teşkilatını bir bütün olarak savunan Yurdakul, MOBESE kayıtları için yapılan itirazlar için ”Kayıtlar olsa bu seferde fotomontaj derlerdi” diyerek gerçekdışı savunmasını iddialarla sürdürdü. Yurdakul polisin kullandığı dile sarılarak kimliğini de açık etti. Alattin Karadağ için “terör hükümlüsü”, “başka suçlara da karışmış” gibi ifadeler kullanarak öldürülmesini meşru kılmaya çalışan Yurdakul mahkeme heyetine övgüler düzdü. Olay yeri keşfi için yapılan ısrarı gereksiz diyerek geçiştiren Yurdakul böylece tanık ifadelerindeki çelişkilerin açığa çıkartılacağı iddiasının üzerinden atladı. Tanıkların verdiği ve yalan olduğu kanıtlanan ifadelere sarılarak savunmasına devam eden Yurdakul katil polisi aklamak için başvurduğu yöntemle suç ortağı oldu.

Duruşmada son olarak sanık polise söz verildi. Oğuzhan Vural, duygu sömürüsü yaparak orada bir polis olarak değil canını kurtarmak için çaba harcayan bir birey olarak hareket ettiğini iddia etti. İki çocuk babası olduğunu ve o gün yaşadıklarını kendisine katil diyen kimsenin yaşamadığını ifade ederek beraatini istedi.

Mahkeme heyetinin kararı infazın onayı oldu

Mahkeme Heyeti verilen aradan sonra açıkladığı kararında sanık polisin vurularak yaralanmış olması ve kamunun kendisine verdiği yetkiyi kullanmasına dayanarak kasten adam öldürme suçundan beraatine, usulsüz tasarruf suçundan bu eylemin yasal unsurları oluşmadığından beraatine, kamu görevini kötüye kullanma suçundan da her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil olmadığından beraatine karar verdi. Böylece sanık polis Oğuzhan Vural 11 duruşma sonunda tüm suçlamalardan beraat ederek aklandı.

Mahkemeden notlar…

Sanık polis, polis avukatı ve Cumhuriyet Savcısı duruşma boyunca rahat tavırları, tebessümle mahkemeyi izlemeleri ile karardan emin görüntü verdiler.

Mahkeme boyunca hem mahkeme salonunda hem koridorda çok sayıda sivil resmi polis katil polis için etten duvar ördü. Adliye bahçesindeyse çevik kuvvet hazır bekletildi.

Kızıl Bayrak / İstanbul

adhk tarafından

Avrupa’da Kaypakkaya Coşkuyla Anıldı

Mayıs 27, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Leverkusen (27 Mayıs 2013) Komünist önder İbrahim Kaypakkayanın katledilişinin 40.Yıldönümünde düzenlenen Devrim ve Komünizm şehitlerini anma etkinliklerinin sonuncusu Avrupa merkezi olarak örgütlenen bir etkinlik ile sonuçlandırıldı.

25 Mayısta Almanyanın Leverkusen şehrinde düzenlenen etkinlik kitlesel katılım ve devrimci bir coşkuyla gerçekleştirildi. ”40. Ölümsüzlük yılında Karanlıkları aydınlatan bir meşaledir Kaypakkaya” şiarı ile siyasal bir kampanya olarak ele alınan Devrim ve Komünizm şehitlerini anma etkinlikleri beş ayı kapsayan yoğun bir devrimci siyasal faliyete sahne oldu.

Kampanyaya ilişkin çıkartılan binlerce afiş ve broşür ile Kaypakkayanın kızıl güzergahı ve Sosyalizmin bilimsel ideolojisi Avrupadaki Türkiye-Kuzey Kürdistanlı işci ve emekçilere taşındı.

Yine Kampanya dahilinde Nisan ve Mayıs aylarında Avrupanın Londra, Berlin, Paris, Viyana, Marsilya, Basel, Stutgart ve Duisburg Kentlerinde düzenlenen ”Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Güncel / Siyasal Gelişmeler ve Görevlerimiz” konulu panellerle başta barış süreci olmak üzere, son siyasl gelişmeler tartışıldı. Çeşitli yazar ve konuşmacıların yanısıra, Sınıf Teorisi temsilcilerininde katıldıkları panellerde Maoist Partinin barış sürecine ilişkin ideolojik ve Politik yaklaşımı kitlelere aktarılarak canlı tartışmalar yürütüldü.

Mayıs etkinlikleri kapsamında 18 Mayısta Sınıf Teorisi ve Partizanın birlikte örgütledikleri ve diyer Devrimci güçlerinde destekledikleri Kaypakkayayı anma yürüyüşleri ve mitingleri ile Kaypakkayanın kızıl güzergahı sokaklarda yankılandı. Avrupanın onlarca yerinde örgütlenen yürüyüş ve mitinglere yüzlerce kişi katıldı.

Mayıs Kampanyasının finali olan Avrupa merkezli etkinlik ise 25 Mayısta Almanyanın Leverkusen şehrinde kitlesel katılım ve devrimci bir coşkuyla gerçekleştiridi.Avrupanın degişik yerlerinden etkinlige gelen Maoist Komünistler salona parti ve devrim sloganları ile girdiler.

Etkinligin yapılacağı salon, Büyük boy MKP, HKO, Kaypakkaya ve Mao pankartlarının yanısıra, beş usta, 17 ler, Yaşasın Marksizim, Leninizm, Maoizm, Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi, Halk Savaşçıları ölümsüzdür ve Türkiye-Kuzey Kürdistan Devrimci Hareketinin bütününü yansıtan simgeleşmiş devrim Şehitlerinin pankartları ile donatıldı.

Etkinlik Kaypakkaya şahsında Dünya Devrim ve Komünizm şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Devamında ise Mayıs etkinlikleri tertip komitesinin hazırladığı metin okunarak etkinlige devam edildi.

Etkinlikte yer alan yazarlar Haluk Gerger ve Muzeffer Oruçoğlu Kaypakkayanın Devrimci/Komünist niteligine ilişkin konuşmaların yanısıra, Güncel/Siyasal gelişmelere dairde fikirlerini anlattılar.

Yine etkinlikte konuşma yapan Sınıf Teorisi temsilciside Kaypakkayanın Bilimsel/Komünist çizgisinin tüm gerici tabuları yerle bir ettigini ve coğrafyamızda Komünizmin kızıl bayrağının Kaypakkaya ve Kurmuş olduğu Maoist Parti tarafından dalgalandırıldığını belirterek, Kaypakkayanın Bilimsel Devrimci/Komünist çizgisinin hala tüm çıplaklığı ile geçerliligini koruduğunun altını çizdi. Devamında ise Sınıf Teorisi temsilcisi başta barış süreci olmak üzere, son siyasal gelişmelere ilişkin Maoist Partinin fikirlerini ve politik yönelimini anlattı.

Etkinligin kültürel bölümünde ise Mayıs korosu, Hasan Yükselir, Delil Dilanar, Pınar Aydınlar ve Redd Düşün Kültür Sanat kolektifi söyledikleri kavga marşları ve halk türküleri ile kitleye coşkulu anlar yaşattılar. Özellikle Pınar Aydınlar yaptığı konuşmalar ve söyledigi Partizan marşları ile etkinlige devrimci bir coşku kattı.

Etkinlik programında yer almalarına rağmen Grup Munzur ve BDP temsilcisi teknik bazı sorunlardan kaynaklı etkinlige katılamadılar. Etkinlikte onlarca Yazar ve Devrimci kurumda standlar açarak ürünlerini kitleyle buluşturdular.

Ayırca etkinlige TKP/ML, MLKP, TİKB, Devrimci Proletarya, P.Devrimci Duruş ve EÖC (Emek ve Özgürlük Cephesi) dayanışma mesajları yolladılar.

Etkinlik başladığı gibi parti ve devrim sloganları ile çoşkulu bir şekilde sona erdi.

adhk tarafından

Hindistanlı Maoistlerden seçim konvoyuna karşı eylem

Mayıs 27, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

HKP(M)’ye bağlı HKGO birliklerinin Hindistan Kongresi Partisi’nin seçim konvoyuna yaptığı iddia edilen eylem sonucunda 27 kişi öldü onlarca kişi yaralandı

HABER MERKEZİ (26. 05. 2013)- Dün akşam Hindistan’da Chattishgarh Eyaleti’ndeki Jagdalpur bölgesinde bulunan Darba Ghati Vadisi’nde iktidarda olan Kongre Partisi’nin konvoyuna karşı patlayıcılar ve silahlarla bir eylem gerçekleştirildi.  Aralarında Naksalitlere (Hindistanlı Maoistler) karşı kullanılan eli kanlı kontra örgüt Salwa Judum’un kurucusu olan  Mahendra Karma ve eski Kongre Partisi üyesi Uday Mudliyar ile çok sayıda Kongre Partisi yöneticisi ve üyeleri ile onları korumakla görevli 5 güvenlikçinin de bulunduğu 27 kişi yapılan eylemde ölürken 30’un üzerinde yaralı olduğu kaydediliyor.  Aralarında Kongre Partisi kadrolarından Vidya Charan Shukla, Kwasi Lakhma ve tanınmış parti çalışanlarından Gopi Vadhwani’nin de bulunduğu ağır yaralıların Jagdalpur’da bir hastaneye kaldırıldıkları belirtiliyor.

Eylemi HKGO gerçekleştirmiş

Hindistan Komünist Partisi (Maoist) (HKP(M))’e bağlı Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu(HKGO)  konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmazken polis yetkilileri eylemin konvoy Jagdalpur’da gerçekleştirilecek bir seçim toplantısına varmadan önce Darba Ghati Vadisi’nde yüzlerce ağır silahlı Maoist gerilla tarafından düzenlediğini ileri sürdü. İçişleri Bakanlığı sekreterlerinden MA Ganpathy  ise yaklaşık bir saat süren çatışmada konvoyun önce mayınlarla hedef alındığını daha sonraysa ağır silahlarla ateş edildiğini açıkladı. Yapılan eylem sonrası başbakan Mamnohan Singh’in talimatıyla bölgeye aralarında Maoistlere karşı kullanılan özel COBRA-komandolarının da bulunduğu 600 kadar takviye askeri güç gönderildiği iddia ediliyor.

KP sözcüsü: Gereken önlemler alınmadı

Kongre Partisi’nin Chhattisgarh  basın sözcüsü Shailesh Trivedi ise eylemi Naksalitlerin gerçekleştirip gerçekleştirmediğini bilmediklerini, ancak Naksalitlerin seçimlere muhalefetlerinin bilinmesine karşın eyalette hükümette olan  Bharatiya Janata Party (Hindistan Halk Partisi) (BJP) ‘nin konvoyları için gereken önlemleri almadığını ileri sürdü. Basına konuşan Trivedi Maoistlerin yıl sonunda gerçekleştirilecek seçimler için partilerinin ve BJP’nin yürüttüğü çalışmalara karşı olduklarının bilindiğini belirterek “Ancak eyalet hükümeti Kongre Partisi tarafından organize edilen konvoyun değil yalnızca BJP’nin konvoyunun güvenliğini sağladı.  Eğer güvenlik sağlanmış olsaydı bugünkü olay olmayacaktı”  açıklamasında bulundu.

Salwa Judum’un kurucusu özel hedef alınmış

Bilindiği gibi Maoistlerin Kızıl Koridor adı verilen bölgede en etkili oldukları eyaletlerden biri de Chhattishgarh Eyaleti. Gerçekleştirilen eylem sonrasında Hindistan burjuva-feodal basınında bir süredir bölgede çok sık ve büyük eylemler yapmayan Maoistlerin askeri faaliyetlerini tekrar yoğunlaştıracakları yönünde değerlendirmeler yapılırken çıkan haberlerde Maoistlere karşı kullanılan Salwa Judum adlı kontra örgütlenmede uzun yıllar ön planda olan Mahendra Karma’nınsa bir süredir Naksalitlerin ölüm listesinde olduğu ileri sürülüyor. Salwa Judum’u kuran Karma bir dönem Chattishgarh Eyaleti’nin İçişleri Bakanlığını yapmış ayrıca eyalet parlamentosunda muhalefet liderliğini de yürütmüştü. Bilindiği gibi Chattishgarh Eyaleti’nce Maoistlere karşı yürütülen savaşta kullanılmak üzere kurulan Salwa Judum Hindistan Yüksek Mahkemesi tarafından bile 5 Haziran 2011’de yasadışı olarak tanımlanmıştı. Maoistlere yardım ve yataklık yaptıkları vb. gerekçelerle halka karşı işlediği suçlarla ve katliamlarla tanınan Salwa Judum daha çok bölgedeki işsiz ve bir kısmı çocuk yaşta olan gençlerin devlet tarafından özel kamplarda yetiştirilmesiyle oluşturulan bir kontra örgütlenme.  Maoistler daha önce bu kontra örgüte katılıp halka zulmeden gençlere bu faaliyetleri bırakıp köylerine geri döndükleri ve pişman olduklarını belirttikleri takdirde affedilecekleri yönünde çağrıda bulunmuştu.

Yapılan eylem sonrası aralarında BJP, Hindistan Komünist Partisi (HKP) gibi partilerin de bulunduğu çok sayıda parti ise açıklama yaparak Maoistlere karşı daha sert ve etkili yollarla mücadele edilmesi gerektiğini iddia ettiler.

http://www.halkingunlugu.net/