adhk tarafından

MKP ve DHKC militanları çeteleri geri püskürttü

Kasım 22, 2013 de Genel adhk tarafından

Okmeydanı’nda dün akşam çetelerin Sibel Yalçın Parkı’na silahlı saldırı düzenlemesine, Maoist Komünist Partisi (MKP) ve Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) militanları silahlarla karşılık vererek çeteleri geri püskürttü

HABER MERKEZİ (22.11.2013)- Okmeydanı’nda dün akşam saat 20.00’de devlet eliyle beslenen çeteler Sibel Yalçın Parkı’na silahlı saldırı düzenledi.

Çetelerin saldırısına Maoist Komünist Partisi (MKP) ve Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) militanları silahlarla karşılık vererek geri püskürttü.

Militanlar gece geç saatlere kadar silahlarla mahallede nöbetteydi

MKP ve DHKC militanları silahlarla gece yarısına kadar mahallede nöbet tuttu.

Militanlar “Partimiz çetelerin peşinde” , “Çetelerden hesap lafla sorulmaz, bizde hesapları namlular sorar” , “Önderimiz İbrahim İbrahim Kaypakkaya” , “Yaşasın partimiz Maoist Komünist Partisi” , “Çetelerden hesabı DHKC soracak” , “Umudun adı DHKP-C” sloganlarını attı.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Mehmet Ayvalıtaş’ın katilleri devlet eliyle korunuyor

Kasım 21, 2013 de Genel adhk tarafından

İstanbul Anadolu Adliye Sarayı’nda Mehmet Ayvalıtaş’ın mahkemesi görüldü. Mahkeme heyeti Ayvalıtaş’ın katilinin tutuksuz yargılanmasına karar vererek duruşmayı 5 Şubat tarihine erteledi

HABER MERKEZİ (21.11.2013)- Mehmet Ayvalıtaş’ın davasının duruşması bu sabah saat 10.00’da İstanbul Anadolu Adalet Sarayı’nda görüldü.

Taksim Dayanışması adliye önünde “Mehmet Ayvalıtaş İçin Buradayız Katillerin Peşindeyiz” pankartını açtı.

Duruşma öncesi Ayvalıtaş ailesine aralarında Demokratik Haklar Federasyonu’nun da bulunduğu devrimci demokratik kurumlar destek verdi.   

Polisin aileyi duruşma salonuna almamasına tepki gösterildi

Adliye önünde bekleyişini sürdüren kitle polisin, Ayvalıtaş’ın ailesini duruşma salonuna sokmaması ve adliye içerisindekilere gaz sıkmasına tepki gösterdi. Sivil polisler, Özel Güvenlik Birimleri ve kitle arasında arbede yaşandı. Avukatların itirazları sonucu mahkemeye heyeti aileyi mahkemeye salonuna aldı.

Merve Keser adlı genç kadın adliye binasına Mehmet Ayvalıtaş’ın fotoğrafını asmak istediklerini ancak polisin kendilerini engellediğini ve darp ettiğini belirterek fotoğrafı yırttıklarını söyledi.

Kitle adliye önünde bekleyişini sürdürürken, “Hepimiz Mehmet’iz öldürmekle bitmeyiz” , “ Devrim şehitleri ölümsüzdür” , “ Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganlarını attı. Adliye önünde Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenlerin isimleri okunarak “yaşıyor” sloganları atıldı.

Taksim Dayanışması adliye önünde forum düzenledi

Taksim Dayanışması mahkemenin devam ettiği süre içerisinde adliye önünde forum düzenledi.

Forumda konuşan meslek lisesi öğrencisi Umut Kaya staj sömürüsüne dikkat çekerek şunları söyledi: “ Ben hocaya staj sömürüsü bildiğiniz sömürü diyorum. Günlük 17 buçuk liraya 12 saat çalışıyorlar. Emek zulmü var bir şey de öğretmiyorlar adam bana diyor ki olur olur staj sömürüsü, işi öğreniyorsunuz. Evet, sonuna kadar eziliyoruz, artık ezilmeyeceğiz. Artık bütün liseliler örgütlenmeli”

‘Bu dava hepimizin davasıdır’

Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan’da kısa bir konuşma yaparak “ Bu dava hepimizin davasıdır biz kazanacağız” dedi.

Mehmet Ayvalıtaş’ı katleden Görkem Demirbaş kasıt olmadığını belirterek, yağmur yağması nedeniyle yolun kaygan olduğunu söyledi. Ancak Demirbaş’ın Ayvalıtaş’a çarpmasından 2 saat sonra yağmurun yağdığı belirtildi.

Ethem Sarısülük’ün davasında olduğu gibi duruşma salonuna 13 silahlı polis girdi. Avukatların ve ailelerinde itirazıyla polisler duruşma salonundan çıkarıldı. Avukatlar mahkeme heyetine duruşma salonuna silahla giren polislerin tespit edilmesini istediyse de mahkeme bunu reddetti. Duruşma salonunda çok sayıda polis bulundu. Gazeteciler de duruşmanın yapıldığı salona sokulmadı.

Forumda söz alan Okan Göçer, bu davanın Mehmet Ayvalıtaş’ın değil bizlerin davası olduğunu diğer bütün davalara da sahip çıkılması gerektiğini belirtti.

Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş mahkeme sonunda adliye önüne gelerek bir açıklama yaptı: “Birileri bir partiye hizmet ediyor. Adalet, yok insanlık yok, insansan en büyük suçlu sensin.  Eğer memleketi satıyorsan, üçkâğıtçılık yapıyorsan, hırsızlık yapıyorsan, affedersiniz tecavüz ve fuhuş yapıyorsan senden kral kimse yoktur. Biz adaleti denizin dibinde arıyoruz. Mehmet’in katili serbest bırakıldı, tek kişiye adalet devam ediyor” dedi.

Gezi Direnişi şehitlerinin aileleri de Ayvalıtaş ailesine destek verdi

Ahmet Taner ise mahkemenin seyriyle ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Silahların gölgesinde bir yargılama yapıldı. Ancak adil yargılama ilkesinde aranan, silahların eşitliği ilkesi uyarınca savcı ve hâkime tanınan ortam ve mekân avukatlara sağlanmadı. Avukatlar tıka basa vaziyette, biber gazları yemiş bir şekilde duruşma salonuna girdiler. Bu yargılamanın ihlalidir. Mahkeme madem kapıları kapatacaksa gizlilik kararını alsın, gizlilik kararı almıyorsa da mümkün olduğunca kadar, sayın avukat arkadaşlarımız daha büyük bir yargılama salonu istediler. Büyük yargılama salonunu kabul etmediler. Bu nedir duruşmasının aleni ilkesini ihlali anlamına geliyordur. MOBESE kameraları olduğu halde devre dışı bırakılarak orda silahlı bulunan polislerin suç işlemesine mahkeme göz yumdu. Dava dosyasından haberleri olmadıkları gibi dava dosyasını takip etmiyor. Avukatın ne söylediğini takip etmiyor.Usul kanununda çapraz sorgu sisteminde ceza kanuni 207’de açık ve net belirli. Sırayla kimlerin çapraz soru soracağı tek tek belli bu sırayı bozamazsınız. Mahkeme üyesi oradan atlıyor, çapraz sorguyu alt üst edecek soru soruyor hiç alakası olmayan sorular. Bu açıdan buradan bir adalet beklemiyorum bir piyesinde devamıdır” dedi.

Mahkeme sanığın tutuksuz yargılanmasına karar vererek duruşmayı 5 Şubat 2014 tarihine erteledi.  

Ayvalıtaş’ın ailesine Berkin Elvan, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz’ın aileleri de destek verdi.

Karara tepki gösteren kitle adliyeye girmek istemesi üzerine adliye binası içinde bekletilen çevik kuvvet polisleri kitleye saldırdı. Ardından polis geri çekildi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Hamburg’ta ADHK alt konferansı gerçekleştirildi.

Kasım 21, 2013 de Genel adhk tarafından

Hamburg’ta “ADHK’nın Niteliği ve DKÖ anlayış perspektifimiz ne olmalıdır” konulu alt konferans gerçekleştirildi.

Hamburg (21.11.2013) ADHK’nın 22. Kongresinde, delegelerinin fikir ve önerileri doğrultusundaki tartışmalarla merkezileşerek 22. dönem komisyonunun önüne görev olarak koyduğu “ ADHK’nın niteliği, DKÖ (Demokratik Kitle Örgütü) anlayış ve perspektifimiz ne olmalıdır“ konularını içeren alt konferansların Hamburg ayağı, ADHK, ADKH ve ADGH temsilcilerinin katılımıyla 16 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirildi.

ADHK temsilcisi; “ADHK’nın niteliği ve DKO anlayışımızı 7o’lerden bu yana tartışa geldik. DKÖ’lere biçtiğimiz misyon dönemlerin hakim anlayışlarına göre şekillendi. Dönemlere göre yalpalayan bu gidişatımız esas olarak 2002’lere kadar devam etti ve bu tarihten itibaren netleşerek sistemli ve istikrarlı bir hatta oturtulabildi. Avrupa’da oldukça geniş bir Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı nüfus yaşamaktadır. Bu insanlar egemen sınıfların uygulamış oldukları ve dayattıkları ekonomik-politik şartların sonucu kendi topraklarından kopup buralara gelmek zorunda kalmışlardır. Bu insanlar her ne kadar Avrupa’da yaşasalar da Türkiye-Kuzey Kurdistan’la olan ulusal, kültürel, mülkiyet ve aile bağlarını koparamamışlar ve bir çoğu hala kendini Avrupa’lı değil de ‘oralı’ olarak tanımlamaktadır. Çeşitli zorunlulukların buraya sürüklediği bu kabarık sınıfın diğer bir ortak noktası da, yaşamlarını sürdürdükleri yeni ülkelerin emperyalist-kapitalist gerçekliğidir. Bu zeminde sınıf baskı ve sömürüsünü, ekonomik ve politik sorunları derinlemesine yaşamalarıdır. Emperyalist-kapitalist sistemin ekonomik krizi, en önce bu göçmen kesimleri hedeflemekte ve vurmaktadır. Egemenlerin işsizlik ve yoksulluk şartlarında daha çok körüklediği yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, ırkçılık yerli halklarla bütünleşmeyi engellemektedir. Bu uygulanan baskı ve sömürü cenderesi, ortak paydaları olan bu geniş yığınların çok çeşitli bir yelpazede hareket ve mücadelelerini örgütleme ve birleştirme ihtiyacı, diğer demokratik örgütlenmeler gibi, ADHK’yı da yaratmıştır.

Yaşanan sorunlara, çelişkilere her bireyin, grubun, çevrenin, siyasi partinin ve politik kitle örgütünün farklı çözüm önerileri olması eşyanın doğasıdır. Farklı ideolojik bakışlar, farklı siyasal çizgiler demokratik kitle örgütlerinde ortak paydalarda, ortak demokratik ekonomik sorunlar temelinde mücadele birliğinin engeli değildir. Aksine onu güçlendiren, zenginleştiren bir faktördür. DKÖ’ler doğası gereği daha geniş topumsal kesimlerin birlik ve ortak mücadele ihtiyaçlarının ürünü olarak farklı nitelikte kurumlardır. Kısacası toplumsal siyasal yürüyüşünü daha geniş birlik temelinde, yüz çiçeğin açtğı, yüz fikrin yarıştığı, herkesin kendini özgürce ifade edebildiği, kitle insiyatifinin esas alındığı bir platform olmalıdır.

ADHK olarak anti-emperyalist, anti-kapitalist anti-faşist, anti-şovenist her türlü ırk, dil, din, cins ayrımına ve ayrıcalığına karşıyız, haksız savaşların karşısında, haklı savaşlarınsa destekçisiyiz. Kapitalizmin doğayı tahribine, yerli ve göçmen emekçi halklarının emeklerinin sömürüsüne, her türlü siyasal ve ekonomik hak gasbına karşı örgütlenme ve mücadele etme persfektifiyle hareket etmekteyiz. Bütün bunlar sıradan bir DKÖ olmadığımızı açık bir şekilde ortaya koymaktadır. DKÖ’ler devrimci-demokrat niteliğe sahip olarak ve bu niteliğini koruyarak, en geniş kitlelerle ilişki kurabilir, onları talepleri ve hedefleri doğrultusunda örgütleyebilir. Eğer bir kurum sadece aynı düşünceyi savunan bireylerden oluşuyorsa ve gitgide daralıyorsa bunun sorgulanması gerek. Bir kitle örgütünün başarısı, onun siyasi bakış açısını ne kadar kitlelere iletebildiği, ne kadar harekete geçirebildiği ile alakalıdır.”

ADHK temsilcisi konuşmasını, kitlelerle bütünleşebilmek için güne ve sokağa dair yaşananları kavramanın , emek ve göçmenlik sorunlarınının ne olduğunu anlayıp buna dair politika üretilmesinin zorunluluğuna vurgu yaparak bitirdi.

Katılımcıların konuya dair düşüncelerini paylaşmasıyla canlı ve nitelikli bir tartışma ortamı yaşandı. Katımcılar, daha çok yaşadığımız Avrupa coğrafyasının sorunları üzerinden politikalar geliştirilmesine ve politikaların Türkiye-Kuzey Kürdistan ile sınırlandırılmaması gerektiğine değindiler. Türkiye-Kuzey Kürdistan`a olan duyarlılığın buranın sorunlarına olan duyarlılıktan daha çok olmasının, bizleri buradaki sınıf mücadelesinden koparıp uzaklaştırdığını ve bu tarzın kurumlarımızı her geçen gün zayıflattığının altı bir çok konuşmacı tarafından önemle çizildi.

“ ADHK’nın niteliği, DKÖ (Demokratik Kitle Örgütü) anlayış ve perspektifimiz ne olmalıdır “ konularını içeren ve aynı zamanda bir denetim işlevi görmesi için de ele alınarak Avrupa’nın dokuz bölgesinde gerçekleştirilecek olan alt konferanslara, 30 Kasım Cumartesi günü Frankfurt ayağı ile devam edilecek.

adhk tarafından

’’Haklı Olan Her Şey İçin Savaşmaya Devam Edeceğiz’’

Kasım 20, 2013 de Genel adhk tarafından

HER TÜRLÜ ŞİDETİNİZLE BARIŞMAYACAĞIZ!

’’Haklı Olan Her Şey İçin Savaşmaya Devam Edeceğiz’’

ADKH (20.11.2013) Geçmişten günümüze binlerce yıldan beri güçlü olabilmek ve hükmetmek için gerek bireylerin,  gerekse de toplumsal  sistemlerin başvurdukları    zor araçlarından biri de  şiddet olmuştur.

Bu zor aracı, ezen ve ezilen ilişkisinin olduğu toplumsal sistemlerde her  türlü siyasi ekonomik, örgütsel ve askeri gücü elinde bulunduran sınıflar tarafından, kendi çıkarlarına uygun şekilde bilinçli ve sistemli olarak kullanılmaktadır. Bu şiddetin bir yüzünü doğaya  karşı tahribat oluştururken diğer yüzünü ise kitlelere karşı uygulanan ekonomik, fiziksel, cinsel, psikolojik baskı oluşturuyor. Şiddet bir siyaset haline getirilerek özellikle kadın üzerinden toplumsal (sosyal) cinsiyet rolleri ile  dizayn ediliyor.

Egemenler varlıklarını devam ettirmek ve halklara uyguladıkları şiddeti meşrulaştırmak için kendi   ideoloji ve anlayışı çerçevesinde tüm  kurumlarıyla   hayatın olduğu her yerde  şiddeti  kitlelere kanıksatmış ve bu sayede devlet ve şiddet olgusunu manipüle ederek  görünmez kılmıştır. Şiddet olgusunun en alt çemberinde bulunan kadınlar ve çocuklar ataerkilliğin en mağdur  bireyleri olarak karşımıza çıkıyorlar. Kadınlar sosyal cinsiyet rolleri sonucu toplumda değişikliğe  neden olacak   kararlar verme yetkisi olmayandır. Çocuk doğurmama hakkı olamaz ve dolayısıyla kürtaj bütün ülkelerde  din olgusu üzerinden tartıştırılarak ‘günah’ görülür. Bu ‘günah’ devletlerin genç nüfus isteyip istememelerine göre rol oynarken kadını zorla kısırlaştırma ‘günah’ görülmez. Kadına ve erkeğe doğuştan verilen ve yaşamları boyunca hep karışılaşacakları bu sosyal roller iki taraf açısından şiddeti benimsemeye götürür.

Türkiye gibi erkek egemen sistemin (patriarkal)  ağır yaşandığı bir ülkede, sosyal  cinsiyet eşitsizliği ve bunun ağır sonucu olan kadına yönelik şiddet iktidar tarafından değişik başlıklar altında topluma kabul ettirilmeye çalışılıyor. Kadının kaç çocuk doğuracağı, ailenin kutsallığı, evlilik dışı çocukları ötekileştirmesi, ‘flört fahişeliktir’ açıklamaları ile dünden bugüne taşınan bu politika  ‘kızlı erkekli’ evlere baskın yaparak toplum ahlakına ayar verme siyaseti   bize göre bugüne kadar  kazanılan tüm hakların yeniden tartışmaya açması anlamını taşır.

Yine kadına yönelik cinsiyetçi şiddet ‘’demokrasi ve insan haklarının beşiği’’olarak gösterilen Avrupa’dada küçümsenmeyecek bir seviyededir.Abartısız Avrupa’nın her ülkesinde gündelik olarak kadınların karşılaştığı cinsiyetçi şiddetin tecavüz, cinsel taciz,  işyerinde, eğitim kurumlarında ve başka yerlerde sarkıntılık ve cinsel zorlama dâhil toplum içinde meydana gelen fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet, kadınların alınıp satılması ve fahişeliğe zorlanması gibi  biçimleriyle sıklıkla karşılaşılmaktadır.Bu cinsiyetçi siddetin özelikle kadının cinsel meta olarak kulanılması ve bu yönlü oluşturulan çetelerin kadını zorla seks kölesi haline getirilmesine Avrupa devletleri önemli oranda göz yumakta,bu şebekeleri el altında teşfik etmektedir.

Şiddetin başka bir biçimi olan ve  erkeğe ayrıcalık tanıyan militer siyaset,  kadının savaştaki erkeği ‘vatan, savaş ve kahramanlık’ üzerinden   desteklemesi yine kadına  biçilen rollerden biridir. Emperyalist savaşların parçası olan   fuhuş   Tunus’tan Suriye’ye  ‘’ cinsel cihat’’ adı altında   kadın bedeninin yeni pazarı olarak basına yansıdı. Üçüncü  büyük kar sektörü  diye geçen ve  dört kıtada  kapitalizme hizmet eden  bu pazar, kadını ve erkeği özgür bireyler olmaktan çıkarıp satın alınan  ve sahip olan ‘modern’ çağın modern köleleri haline getiriyor. Kadına yönelik cinsel şiddet, kadın bedeninin metaya dönüştürülmesi başlı başına bir şiddet olgusuyken aynı zamanda bu sektörde çalışan  bireylerin  fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmaları buz dağının sadece görünen yüzüdür.

Kızlı erkekli  ‘bu daha başlangıç mücadeleye devam’  şiarıyla eşitsizliğe karşı  Gezi parkında siyasetin dilini ataerkillikten çıkarıp kendi siyaset dilini, kültürünü  ve tarzını yansıtan kadınlardan   Rojava’da   alt kimlikle ötekileştirilen, yok sayılan bir ulusun kadınları  ayaklandı özgürlükleri için. Uzun bir sessizlikten gelen  kadın mücadele tarihi ile bir köprü kurdu.  Kollontay’dan, Kurupskaya’ya, Olga’dan Roza’ya    kadına yönelik  şiddete karşı  mücadele ve uluslar arası dayanışma günü olan  bugüne adını veren   Mirabel kardeşlerin ‘’(…) haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz’’ sözleri  bizleri yüreklendirmeli.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim!

Gelecek Ellerimizdedir; Elini Ver Sesini Kat Geleceğe Yürüyelim!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

Pariste ”DKÖ anlayışımız ve perspektifimiz ne olmalıdır” konulu alt konferans gerçekleştirildi.

Kasım 20, 2013 de Genel adhk tarafından

Paris (20.11.2013) ADHK’nın Avrupa merkezi olarak örgütledigi DKÖ anlayışımız ve perspektifimiz ne olmalıdır konulu alt konferansların paris ayağı gerçekleştirildi.Aynı zamanda denetim muhtevasıylada ele alınan alt konfernaslar Avrupanın dokuz bölgesinde gerçekleştirilecektir.17 Kasım pazar günü Pariste bulunan dernek lokalinde gerçekleşen alt konfernasa ADHK bileşenleri ve dernek üyeleri katıldılar.

ADHK nın alt konferanslar için hazırladığı tartışma taslak yazısının okunması ile başlayan toplantıda ADHK ve ADKH temsilcileri söz alarak taslak metni üzerinden fikirlerini belirttiler.ADHK temsilcisi örgütledikleri bu konferansların esas olarak ADHK nın niteligi ve programı başta olmak üzere bütünlüklü siyasetini güne uyarlama ve günün degişen ihtiyaçlarına göre kendini yenileyerek daha ileri bir düzeye taşıma perspektifi ve kaygısı ile ele alındığını belirtti.Bütünlüklü program ve siyasetimizin üzerinden yükseldigi Türkiye-Kuzey Kürdistanlı göçmen işçi ve emekçilerin sorun ve çelişkilerinin eskisi gibi ele alınamayacagını,aksine sorun ve çelişkilerin önemli oranda farklılaştığını ve bu farklılaşan gerçeklik üzerinden kurumlarımızı ve siyasetimizi inşa etmemiz gerektigini vurguladı. Her dönemin kendine  özgün sorun ve çelişkilerinin olduğunu belirten ADHK temsilcisi, DKÖ’lerin bu gerçeklikleri atlayarak Ya da yadsıyarak siyaset yapmalarının kendilerini objektif olarak daraltacağını ve kitlelerin ihtiyaçlarına  cevap olunamayacağını belirterek konuşmasını sonlandırdı.İkinci konuşmacı olan ADKH temsilcisi ise konuşmasına tartışma taslak yazısında kadınlara ve bileşenlik meselesine dair herhangi bir belirlemeinin olmamasını eleştirerek başladı.Devamında ise esas olarak kadın hareketi,kadınların örgütlenme sorunları ve bileşenlik meselesi üzerine bir sunum gerçekleştirdi.Kadın çalışmasının çok boyutlu ve zor olduğunu belirten temsilci,kadın mücadelesinin hala küçümsendigini ve bunun esas nedeninin ise erkek egemen anlayışın belirleyici etkisinin olduğunu belirterek buna karşı kadınlar başta olmak üzere tüm bileşenlerin ve toplumsal dinamiklerin amansız ideolojik mücadele yürütmesi gerektiginin altını çizerek konuşmasını sonlandırdı.

Sunumların ardından söz katılımcılara verildi. Böylesi önemli bir konferansın örgütlenmesinin önemli olduğunu belirten katılımcılar, içinden geçmekte olunulan sürecin ve degişen koşulların kendisi böylesi bir tartışmanın yapılmasını zorunluluk haline getirmiştir. Artık geçmiş dönemin ve çelişkilerin üzerinden siyaset yapmanın ve güne uygun kendini ileri düzeyde örgütlemeyen bir DKÖ çalışmasının sorun ve çelişkilere cevap olamayacağının altını çizdiler. Gelinen aşamada ADHK vb kurumların bütünlüklü siyasetini yaşadıkları Avrupa çoğrafyasının siyasal,sosyal ve kültürel durumunu daha önemseyerek ve buranın sınıf mücadelesiyle daha ileri bir perspektifle buluşulması gerektiginin altı çizilerek,yerli ilerici ve devrimci dinamiklerle daha fazla ilişkilenme ve birleşik mücadeleyi bu anlayış ile ele almanın gerekliligini belirttler. Oldukca canlı tartışmaların olduğu alt konferans kurumları sahiplenmeinin ve örgütlenmenin zorunluluğuna dair vurguların ardından başarılı bir şekilde sonlandırıldı.

adhk tarafından

Basel etkinliğimiz başarıyla sonuçlandı

Kasım 20, 2013 de Genel adhk tarafından

Basel (20.11.2013) İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu, merkezi etkinligini 17 Kasım Pazar günü “Yeni bir dünya halkların mücadelesiyle dogacak” şiarıyla gerçekleştirdi. Federasyonun her yıl düzenledigi ve gelenekselleştirmeyi hedefledigi etkinlik, Basel de yapıldı. Murathan Mungan`in “Karanfil” adlı şiirinden okunan bir bölümle başlatılan etkinligin girişinde Büyük Ekim Devrimi de selamlandı.  Büyük Ekim Devrimi kavrayışını daha da büyüten ve ilerleten Büyük Proleter Kültür Devrimi bilinci ile dünya devrim ve komünizm mücadelesinde yaşamını yitirenler icin saygı duruşu çağrısı yapıldı.

Yapılan saygı duruşunun ardından etkinlik, İDHF Başkanı`nın  açılış konuşmasıyla devam etti.  İDHF Baskanı konuşmasında; emperyalistlerin  Suriyedeki  Esad yönetiminin, kitleler üzerindeki baskıları, diktası, katliamlarına sözde karşı görünüp ama özünde Suriye yönetiminin merkezi hegomanyaya sınırsız ve koşulsuz dahil olmasını dayattıgını belirtti.  Suriye özgünlügünde ki bu katılım isteminin emperyalizmin ortadogudaki projesinin bir parçası olarak anlaşılması gerektigine dikkat çeken konuşmacı; ” Ekonomik, felsefi  ve askeri olarak Suriye yönetimi anti emperyalist bir yerde olmasada ve yine sözkonusu iktidarın tüm barbar, despotçu ve katliamcı bir gelenege sahip olmasına karşın emperyal hegomanyanın bu ülkeye her türden saldırısına ve müdahalesine karşı durmak dogru olandır.” dedi.

Bir yandan emperyalizmin bu yaptırım gücüne karşı çıkarken onların iki yüzlü politikalarınıda kitleler nezlinde teşhir etme göreviyle karşı karşıya olunduguna dikkat ceken İDHF Başkanı sözlerini şöyle sürdürdü; “Suriye’ye yönelik emperyalist hegomanyanın tüm plan ve uygulamaları yanısıra Rojavada Kürtler kendi iktidarlarini ilan ettiler. Federatif yönetim biçimiyle Afrin, Kobani ve Cizir de üç ayrı eyalet biçiminde yerel seçimler yasasını hazırlayacaklarını belirttiler. Kürdistanın Rojava parçasındaki bu gelişme kürt ulusunun kendi kaderini eline almasında önemli bir yeri olacagına olan inancımızla, selamlıyoruz.”

İDHF Başkanı, konusmasının devamındaTaksim-Gezi Parkından başlayıp ve Türkiye-Kuzey Kürdistanın her bir bölgesine yayılan ve hala degişik biçimlerde devam eden halk isyanını da degerlendirdi. Gezi sürecinde yükselen halk muhalefetinin belli bir birikimin patlaması olarak anlaşılması gerektigine dikkat çekerek ; ” Bu birikimin politik istemleri yalnızca bir nokta üzerinden ele almamalı ve bir çok yönlü oldugu gerçekligi gözardı edilmemelidir. Taksim-Gezi ayaklanması salt AKP iktidarına karşı onun devrilmesine yönelen bir hareket degildir, Taksim-Gezi ayaklanması salt doga tahrıbatının önlenmesi için gösterilen bir reflex degildir, bu gelecek topluma dair dersler içeren, nasıl bir yönetim, nasıl toplum meselesinde embiryonik bilinç ögeler içeren bir harekettir. Yeri gelmişken Taksim-Gezi ayaklanmasında siperlerde fizikii olarak yitirdiklerimiz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz ve Ahmet Atakan nın anıları önünde saygıyla egiliyoruz.” dedi.

Federasyon Baskanı`nın açılış konuşmasının ardından, İsvicre Demokratik Kadın Hareketi temsilcisi kürsüye davet edildi. İDKH temsilcisi yaptıgı konuşmasında, kadın sorununu ortaya çıkaran tarihsel-toplumsal  nedenlere degindi, yine kadın sorununun genel olarak dünyadaki, özelde ise Avrupa ve ülkedeki güncel yansımalarından sözetti. Konuşmacı, fuhuşa karşı Avrupa Demokratik Kadın Hareketi`nin başlattıgı kampanyaya da degindi.

Etkinlik programı,  Grup Eylül`ün sahne almasıyla devam etti. Grubun Anadolu ve Mzopotamya halklarının kendi dillerinden ezgilerin yeraldığı programları izleyiciler tarafindan begeniyle karşılandı. Sonrasında Dersim katliamının yildönümüne bianen Dersimden görüntüler konulu bir sinevizyon gösterimi yapıldı.

Sinevizyonun ardından grup Trio Mara sahne aldı. Trio Mara, okudukları Türkçe ve Kürtçe klam ve türkülerle, sese yeniden renk ve duygu veren kendilerine özgü yorumlarıyla büyük begeni topladı.

Etkinlige, REDD Sanat Kolektfi üyesi Ressamlar Sait Oral ve Kemal Yarar da izleyicilerle buluşturdukları resimleriyle destek verdiler. Sergi, etkinlik boyunca katılımcılardan ilgi gördü.

Trio Mara`nın programını tamamlamasının ardından etkinligin birinci bölümü, davul-zurna eşliginde çekilen halaylarla sona erdi.

Etkinligin ikinci bölümü BIR-KAR`ın etkinlige yazdığı mesajın okunmasıyla başladı ve Celalettin Can`ın telekonferans yöntemiyle etkinlige dahil olmasıyla devam etti. Celalettin Can konuşmasında, Dersim katliamına degindi, Rojava devrimine ve önemine vurgu yaptı, Kürt sorununun gerçek cözüm dinamiklarinin dogru anlaşılması gerektigine dikkat çekti. Ardından, Devlet ve PKK eksenli barış görüşmelerinin tıkandırılmak istendigi ve bunu barışa özlem duyan kitlelerin karşı çıkması gerektigini belirtti. Celalettin Can konuşmasını S.Cihan, Kaypakkaya ve M. Çayanlarin üzerine kaleme aldığı şiiriyle tüm katılımcılarıselamlayarak sonlandırdı.

Daha sonra Halkın Günlügü Gazetesi yazarlarından Kazım Cihan kürsüye davet edildi. Kazım Cihan konuşmasında, İbrahim Kaypakkaya’nın çıkışının Cumhuriyetçi Kemalist kalkınmacılığa karşı bir duruş oldugunu,  bu duruşun kapitalist ilerlemeci uygarlık paradigmasına karşı meydan okuyuş anlamına geldigini vurguladı. Kazım Cihan konuşmasının devamında ; ” Onların “barbarları” terbiye etme anlayışı üzerine gerçekleştirdikleri katliamlara karşı durdu. Bunun için Katledilen Dersimlinin, Kürdün ve Ermeninin, Suryaninin, Keldanilerin yanındaydı. …  Taksim-Gezi isyanı Devrimci Hareket açısından önemli dersler içermektedir. Kitlelerin bu başkaldırısı bizlere sorunlara yaklaşımlarımızı yeninden gözden geçirmemizi  ve ele almamızı işaret etmiştir. Bu  halk hareketinde Paris Komünü ve Sovyet Devrimi modelinden esilenen duruşlar mevcuttu. ……..

Dersim katliamı yil dönümü vesilesiyle katliamda yitirdiklerimizin anıları önünde saygıyla egiliyorum.  Rojava daki gelişmeler Kürt ulusunun davasının yanında olanları sevindirimiştir. Erdogan, Barzaninin Diyarbakırdaki gövde gösterisi Kürt ulusal mücadelesinin tasfiye planıdır. Örülen duvarlar Lozanın yeniden inşaasıdır, çüzüm diye ortaya atilan tasfiye planınıda Lozanıda kabul etmiyoruz biz bunları yıkacağız. ” dedi.

Kazım Cihan’ın ardından Abdal Tolga İlhan sahne aldı. Halkın sözlü gelenegini ezgilerle birleştirerek güzelleştiren türküleri kendilerine has yorumlarıyla seslendiren grup begeniyle izlendi. Geniş bir repertuar hazırlığıyla gelen ve uzun süre sahnede kalan grup, programını devrim şehitleri için okudukları “Ferhat” türküsüyle sonlandırdı.

Yaklaşık 700 kişinin katıldığı etkinlik kapanış konuşmasının ardndan, davul zurna eşliginde çekilen halaylarla sona erdi.

adhk tarafından

Adana’da Gezi direnişçilerinin davası başladı

Kasım 19, 2013 de Genel adhk tarafından

Hatay’daki Gezi eylemleri nedeniyle 22 Temmuz’da gözaltına alınarak haklarında dava açılan 14’ü tutuklu 27 direnişçinin davası, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı

HABER MERKEZİ (19.11.2013)- Hatay’daki Gezi eylemleri nedeniyle 22 Temmuz’da gözaltına alınarak haklarında dava açılan 14’ü tutuklu 27 kişinin davası, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülüyor.

Duruşma öncesi aralarında DHF’nin de yer aldığı devrimci demokratik kitle örgütleri ile sendikalar, Atatürk Parkı’ndan Adliye önüne yürüyerek burada bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

‘Armutlu Mahallesi direnişin merkezlerinden biriydi’

Basın açıklamasında Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nin, Haziran ayaklanmasında direnişin adreslerinden biri olduğu anlatılarak direnişin ardından 22 Temmuz sabahı çeşitli evlere ve çadırlara polis baskınları yapılarak onlarca kişinin gözaltına alındığı hatırlatıldı. 14 Gezi direnişçisinin tutuklandığının belirtildiği basın açıklamasında, başbakanın direnişçileri hedef olan açıklamalarıyla dikkat çektiği aktarıldı.

‘Tutuklama saldırılarına son verilsin’

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Bugün burada yaşam haklarını savundukları ve en demokratik haklarını kullandıkları için 14’ü tutuklu 27 yoldaşımız adalete gereken cevabı vereceklerdir. Her zaman onların yanında olduğumuzu ve haklı mücadelelerini sonuna kadar savunacağımızı hiç bıkmadan usanmadan haykıracağız”   

Basın açıklaması tutuklama saldırılarına son verilmesi çağrısıyla sona erdi.

Yapılan eyleme Abdullah Cömert’in ağabeyi Zafer Cömert ve Ahmet Atakan’ın babası Ali Atakan ile 29 Kasım’da davası görülecek olan ESP üyesi Murat Akıncı’nın babası da katıldı.

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz…

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DEDEF İstanbul’da Seyit Rıza ve yoldaşlarını andı

Kasım 18, 2013 de Genel adhk tarafından

DEDEF (Dersim Dernekleri Federasyonu) dün Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledilmesinin 76. Yıl dönümünde Galatasaray Lisesi önünde yaptığı eylemle devlet arşivlerinin açılmasını talep etti

HABER MERKEZİ (18.11.2013)- DEDEF (Dersim Dernekleri Federasyonu) dün Galatasaray Lisesi önünde Seyit Rıza ve yoldaşlarının katledilmesinin 76. Yıl dönümünde yaptığı basın açıklamasıyla devlet arşivlerinin açılmasını istedi.

Basın açıklamasını DEDEF Genel Başkanı Hikmet Erdoğan okudu.

Basın açıklamasında şu ifadelerle başladı: “Alevi Kızılbaş inancının beşiği sayılan Dersim coğrafyası, egemenlerin zulmünden kaçan her inançtan insanların sığındığı bir coğrafya olmuştur. Bu özelliğinden dolayı egemenlere hep sorun olmuştur bu kutsal topraklar içinde yaşayanlarla birlikte her dönem yok edilmek istenmiştir.”

‘Seyit Rıza ve yoldaşları Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi’

Erdoğan açıklamada Dersim coğrafyasının geçmişten bugüne gelen kültürünü ve inancını özetlediği basın açıklamasına şu ifadelerle devam etti: “1921 Koçgiri, 1926 Koç uşağı, 1930 Pülümür olayları ve en sonunda 1937-38 Dersim Katliamı devletin bu kadim topraklara olan düşmanlığını ortaya koymaktadır. Erzincan valisinin anlaşmak için davet ettiği Seyit Rıza ve yoldaşları Erzincan’a giderken yakalanmış ve Elazığ Hapishanesi’ne götürülerek yargılanmayı beklerken, 15 Kasım’ı 16 Kasım’a bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanı’nda katledilmiştir.”

Elazığ’da idam edilenlerin isimleri şöyle: Seyit Rıza, Hesene Cebrail Ağa, Usene Seyit Rıza, Hesene İbrahime Qıci, Usene Seydi, Alie Mırze Sıle Hemi, Fındıq Ağae Qemi.

Basın açıklaması DEDEF’in taleplerinin sıralanmasıyla sona erdi:

“ -Devlet bu katliam nedeni ile resmi bir şekilde özür dilemeli

-Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmalı

-Kayıp kız ve erkek çocuklarımızla ilgili bir araştırma yapılmalı

-Vadilerimizde barajlar politikasına son verilmeli”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

İzmir’de Abdullah Kalay’a özgürlük istendi

Kasım 18, 2013 de Genel adhk tarafından

İzmir’de yapılan eylemde hasta tutsak Abdullah Kalay şahsında bütün hasta tutsaklar için özgürlük talep edildi

İZMİR (18.11.2013)- DHF İzmir örgütlülüğü kalbinin %70’i çalışmayan Abdullah Kalay şahsında tecrit koşullarında yaşayan, tedavileri Adli Tıp Kurumu’nun raporlarına karşın yapılmayan hasta tutsaklar için bir eylem gerçekleştirdi.

Konak YKM önünde toplanan kitle, “Tecrit öldürür” , “Tecride son”, “Abdullah Kalay’a özgürlük”, “Hasta tutsaklar serbest bırakılsın” , “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” , “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” , ”Biji berxwedana zindanan” sloganlarını atarak Konak Meydanı’na yürüdü.

‘Serdar Polat tek kişilik hücrede ölüme terk edildi’

Yapılan sesli ajitasyonlarla Abdullah Kalay’ın ağır sağlık sorunlarına, Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde tutulan hasta tutsak Serdar Polat’ın kendi ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayacak durumda olmadığı halde tek kişilik hücrede ölüme terk edilmesine, Metris Hapishanesi’nde kalan hasta tutsaklar Ali Haydar Yıldız ve Engin Aktaş’ın başlatmış olduğu açlık grevine dikkat çekildi. Hapishanede kalamayacağı Adli Tıp raporuyla sabit olan hasta tutsaklar için savcıların siyasi polise sorduğu “Bu kişi tehlikeli midir? Toplum güvenliği için tehlikeli midir?” sorularının hukuksuz olduğu ve yalnızca siyasi tutsaklar için istendiği belirtildi.

Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında Abdullah Kalay ve durumu ağır olan diğer hasta tutsakların bir an önce serbest bırakılması talep edildi. Açıklamada hasta tutsaklar serbest bırakılmadığı takdirde ölümlerden bizzat devletin sorumlu olacağı belirtildi.

İHD verilerine göre 544 hasta tutsak tecrit koşullarında tutuluyor!

Açıklamanın ardından eyleme destek vermek için katılan İHD adına İzmir Şube Başkanı Adnan Kaya söz alarak hasta tutsakların durumuna dikkat çekti.

Kaya konuşmasında İHD verilerine göre 3 Kasım 2013 tarihi itibarıyla 544 hasta tutsağın bulunduğunu, 160’ının ise acilen serbest bırakılması gerektiğini belirterek siyasi ayrım yapılmaksızın tüm hasta tutsaklar için düzenlenen eylemlere katılmanın önemine vurgu yaptı. Kaya İHD olarak Abdullah Kalay ve diğer hasta tutsaklar için her zaman alanlarda olmaya devam edeceklerini açıkladı. Yapılan eyleme Partizan da destek verdi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Ali İsmail için Eskişehir ve Kayseri’de eylemler

Kasım 17, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Ali İsmail Korkmaz’ın davasının Eskişehir’den Kayseri’ye alınmasının ardından Kayseri’de sokaklara çıkan yüzlerce kişi hep bir ağızdan davanın takipçisi olacağını haykırdı. Eskişehir’de de Korkmaz ailesinin avukatları Ali İsmail’in saldırıya uğradığı yerde bir araya gelerek karanfil bıraktı

HABER MERKEZİ (17.11.2013)- Eskişehir’de 2 Haziran’da Gezi Parkı eylemleri sırasında uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz için Kayseri’de sokaklara çıkan yüzlerce kişi eylem yaptı. Kitle yürüyüş sırasında Korkmaz’ın davasının takipçisi olacağını belirtti.

Kayseri’de yüzlerce kişi Ali İsmail Korkmaz için yürüdü

Dün yapılan yürüyüş için Kayseri’de Eğitim-Sen önünde bir araya gelen kitle, “Ali İsmail vicdandır vicdanına sahip çık” sloganlarıyla Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü.

Yürüyüşe önünde Ali İsmail Korkmaz’ın fotoğrafları ile arkasında ise “Ali İsmail vicdandır” yazılı tişörtler giyen Kayserili gençler, “Sokakta Öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın Davası Kayseri’ye Alındı. Bu Dava Vicdan Davasıdır, Kayseri Vicdanına Sahip Çık” yazılı pankartı taşıdı.

Eylemde yapılan konuşmada şu ifadeler kullanıldı: “ Bu ne yaman çelişkidir ki, daha önce Muğla’da polis tarafından öldürülen Şerzan Kurt ve Mardin’in Kızıltepe ilçesinde güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın davaları aynı gerekçeyle Eskişehir’e alınmıştı”

Eskişehir’de Ali İsmail’in saldırıya uğradığı yere karanfiller bırakıldı

Eskişehir’de 2. Genç Avukatlar Kurultayı’na katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Turhan Feyzioğlu, Eskişehir Baro Başkanı Rıza Öztekin, Ali İsmail Korkmaz ailesinin avukatları ve kurultaya katılan 200 genç avukatla birlikte, Ali İsmail’in saldırıya uğradığı yerde bir araya gelerek karanfiller bıraktı.

Turhan Feyzioğlu, Eskişehir Barosu üyesi avukatların Ali İsmail’in katillerini ortaya çıkarmak için dedektif gibi iz sürdüğünü açıkladı. Feyzioğlu, Kayseri’de görülecek davada da katillerin en ağır cezaya çarptırılması için mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti.

http://www.halkingunlugu.net/