adhk tarafından

ADHK; 4 Mayıs Dersim Tertelesidir

Nisan 30, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK_LOGOSoykırımcı Faşist Kemalistleri ve Onun Diğer Tüm Versiyonlarını Lanetliyoruz!

ADHK (30-04-2014) Dili, kültürü, tarihi duruşu ve kendisine özgü yaşam tarzı ve sosyal yapısı nedeniyle Dersim, Osmanlı’dan günümüze kadar tarih boyunca egemenlerin saldırılarına maruz kaldı. Miili Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılan gelişmeler sonrasında Dersim, bir kez daha Kemalist-faşist yönetimin hışmını üzerine çekti. Ulus devletler modeli denilen tekçi-merkezi devlet modeli, kendi içinde esasta uyumlu ve barış içinde yaşayan Dersimliye dayatıldı. Türk ve müslüman komprador burjuvazi ve büyük toprak ağalığının politik temsilcisi kemalistler, “Dersim isyan etmiş, devlete silah çekmiştir” yalanları eşliğinde Dersim’i hedefe oturtmuştur. Bu hedefler doğrultusunda Kemalist hükümet, Dersim ve Dersimli konsepti oluşturmaya geçikmedi. Çıban başı olarak ilan edilen Dersim için hazırlıklara girişildi.

1935 yılında 2884 sayılı özel Tun(ç)eli Kanunu çıkarıldı. 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu, Tunceli Tenkil Hareketi kararı aldı ve kararın pratik sonuçları olarak 20/21 Mart 1937 gecesi başlayan ve 16 Eylül 1938’de sonuçlanan bu saldırıyla binlerce silahsız-savunmasız Dersimli sivil halk katledildi. Ve yine rahatlıkla soykırımı tamamlayabilmek için bu vahşetin sonucunda onbinlerce insan Türkiye’nin değişik illerine sürgün edildi.

Aynı ailere veya aşiretlere mensup insanlar bile parçalanarak farklı farklı bölgelere dağıtılmış, sürgün edilmiştir. Sürgün yollarında kayıp olan çocukların yanında, hastalıktan ve açlıktan yaşamını yitirenlerin sayısı azımsanmayacak sayıdadır. Bu arada binlerce çocuk yetim yurtlarına ve Türk ailelerine evlatlık verildi. Türk ailelerine evlatlık olarak verilen Dersimli ailelerin çocukların bazıları bugün için ortaya çıkarılmış olmasına rağmen, büyük bölümü nerede oldukları ve kimlere verildikleri hala gizli arşivlerde saklı tutulmaktadır.

1915 Ermeni soykırımından sonra coğrafyamızda ikinci büyük soykırım Dersim’de yapılmıştır. Bu tertelenin artçı sarsıntılarının bugün için hala devam ettiğine her Dersimli ve vicdan sahibi insanlar tanıklık etmektedir. Bugünkü Türk hükümeti, her ne kadar lafta özür dilemiş gibi görünse de, esas olarak Dersimlinin acılarını politik polemiklere konu etmekte ve bu polemikler üzerinden Dersim tertelesini gizlemekte ve böylelikle Dersimliler yeniden aşağılanmaktadır. Elbette Dersim tertelesine yaklaşımda sadece AKP hükümeti değil, gelmiş-geçmiş Türk hükümetlerini oluşturan tüm sistem partilerinin tutumu, soykırımı savunan bir pozisyonda olmuştur. Tekçi, ırkçı faşist politikalar bunların tümünün desturu olmuştur. Zira, Dersim tertelesi meselesi tek tek partilerin izledikleri politikalarının ötesinde bir Devlet politikası olagelmiştir.

Dolayısıyla biz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) olarak diyoruz ki;

1) Türk devleti ve devletin bütün siyasal ve bürokratik kurumları resmi tarih tezinin uydurduğu yalanlardan derhal vazgeçmelidir.

2) Dersim’de yapılan soykırım ile yüzleşmeli, Seyit Rıza ve arkadaşlarının nerede gömüldüğü açıklamalı, hala sürgünde yaşıyor olanların topraklarını geri vermeli, topraklarına yerleşmeleri için olanaklar sağlanmalıdır. Bunun için başta Dersim’liler olmak üzere tüm ilgililer konuyu araştırmaya teşvik edilmelidir.

3) Bu araştırmaların yapılabilmesi için Arşivler ilgili kişilere derhal açılmalıdır.

4) Türk ailelerine evlatlık olarak verilen ve yurtlara kaydedilen Dersimli çocukların isimleri tam liste olarak açıklanmalıdır.

5) Bugün soykırımın devamı niteliğinde olan HES ve baraj projeleri tümüyle iptal edilmelidir.

6) 4 Mayıs, Dersim tertelesinin resmi anma günü olarak kabul edilmelidir.

Dersim tertelesinin ağır sonuçları henüz sıcak ve güncel bir mesele olarak orta yerde durmaktadır. Dersim halkı ve katliamlara uğrayan tüm ezilen halklar ve sömürülen emekçiler; Dersim tertelesini kabul etmesi için ellerini Türk egemenlik sisteminin yakasından indirmeyecektir.

DERSİM BOYUN EĞMEDİ/EĞMEYECEK!

SOYKIRIMIN HESABI SORULACAKTIR!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU

30 Nisan 2014

adhk tarafından

4 Mayıs Dersim Tertelesini anma çağrısı

Nisan 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Tertele27DEDEF, Dersim Kültür Derneği, Ovacık Kültür Derneği ve Hozat Kültür ve Dayanışma Derneği, Dersim Tertelesi’nin yıl dönümü olan 4 Mayıs’ta Hozat’ta düzenlenecek eyleme katılım çağrısı yaptı

DERSİM (29-04-2014)-Dersim’de bulunan devrimci demokratik kitle örgütleri, 4 Mayıs günü Hozat’ta Dersim Tertelesi’nin yıl dönümü nedeniyle bir eylem gerçekleştirecek. Bu eylemle ilgili çağrı metnini okurlarımızla paylaşıyoruz.

“DEDEF, Dersim Kültür Derneği, Ovacık Kültür Derneği ve Hozat Kültür ve Dayanışma Derneği 4 Mayıs günü Hozat programı Soykırım emrini veren devletten hesap sormak için tek yürek olup Hozat’ta buluşuyoruz.

Taleplerimiz:

-Arşivler açılsın, hesap verilsin.

-Dersim ismi iade edilsin.

-Dersim halkından resmi özür dilensin.

-Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.

-Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük sağlansın.

-Dersim’deki baraj ve maden projeleri iptal edilsin.

-Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.

Program:

16.00 – Karşılama (Anıt ziyareti, Kırnik / Buzlupınar)

17.00 – Sine vizyon

18.00 – Meşaleli yürüyüş (Hozat merkezden Kayışoğlu yarmasına)

19.38 – Saygı duruşu ve uçurumdan karanfil bırakma

Konuşmacılar:

Dersim Kültür Derneği – Ovacık Kültür Derneği

Hozat Kültür Sanat ve Dayanışma Derneği – DEDEF

Hiç unutmadık ve asla unutmayacağız. Çünkü biliyoruz ki, unutmak toprağa bıraktıklarımıza ve çocuklarımızdan emanet aldığımız bu coğrafyaya ihanettir. Ve biliyoruz ki onlar, unutkanlığımıza yeni seferler yapmanın peşindeler. 38’de bizleri katledenlerin torunları şimdi de Munzur’u barajlara gömerek, bizlere ikinci 38’i yaşatmak istiyor. Biz tarihimize ve geleceğimize sahip çıkacağız.”

adhk tarafından

Antalya’da kitlesel Grup Munzur konseri

Nisan 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Antalya munzurmansetDemokratik Haklar Federasyonu “Ant olsun ki milyonların korosuyla haykıracağız türkülerimizi” şiarıyla 27 Nisan’da düzenlediği etkinlikte, Grup Munzur sahneye çıkarak ezgilerini kitleyle paylaştı

ANTALYA (29-04-2014)- Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nun ”Ant olsun ki milyonların korosuyla haykıracağız türkülerimizi” şiarıyla düzenlemiş olduğu konser, coşkusuyla ve kitleselliğiyle dikkat çekti.

Konyaaltı Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen konsere ilginin yoğun olduğu gözlenirken, ilk olarak devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Yerel sanatçı Seyfettin Yıldırım sahneye çıkarak ezgilerini kitleyle paylaşmasının ardından DHF adına yapılan açıklamada, ”Kapitalizmin tüm sömürü çarklarına karşı Haziran Ayaklanması’yla zalimlerin saltanatına karşı bir tarih yazılmıştır” denildi.

Kitle 1 Mayıs’ta DHF saflarında alanlara çağrıldı

Spartaküslerden ve Demirci Kawalardan alınan direniş ateşinin coğrafyamızda da yükseltildiği belirtilen açıklamada, son dönemlerde ayakkabı kutularında çıkan paraların da köhnemiş düzenin bir parçası olduğuna vurgu yapıldı. Açıklamada evlerde, işyerlerinde, okullarda, fabrikalarda örgütlü mücadeleyi yükseltmek için, 1 Mayıs’ta DHF saflarında alanlara çıkma çağrısı yapıldı.

Grup Munzur kitleyi söylediği marşlarla coşturdu

DHF’nin öncülüğünü yaptığı Ovacık Demokratik Halk Dayanışması (DDHD)’nın Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu da etkinliğe katılarak bir açıklama yaptı.

Haluk Tolga İlhan’ın ezgilerinin ardından LGBTİ ile Roboski Aileleri adına Ferhat Encü birer açıklama yaptı. Son olarak Grup Munzur sahneye çıkarak söylediği marşlar ve türkülerle kitleye coşkulu anlar yaşattı.

Antalya munzur2Antalya Munzur3

adhk tarafından

DHF’den 1 Mayıs açıklaması

Nisan 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf_logoDemokratik Haklar Federasyonu (DHF) 1 Mayıs’la ilgili bir açıklama yayınlayarak “Faşist saldırılara karşı birleşerek, sokakları zapt eyleyerek karşılık vereceğiz” dedi

HABER MERKEZİ (29-04-2014)- Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nun 1 Mayıs açıklamasını öneminden dolayı paylaşıyoruz:

“1 Mayıs’ta bir kez daha ifade ediyoruz;

Emperyalist abluka aşılmaz değildir. Dünya halklarının başkaldırısı yeni bir dünya umudunu muştuluyor

İnsanlığı köleliğe mahkum eden zincirlere prangalayan emperyalist-kapitalist barbarlığın karşısında, ezilen dünya halklarının başkaldırısı ve devrimci isyanı, dünya gericiliğine karşı 1 Mayıs’ta da meydan okumaya devam ediyor.

Emperyalist kapitalist barbarlığa “yeter artık” diyen milyonlar, 1 Mayıs günü yeni bir dünyanın taleplerini, aynı gökyüzünün altında enternasyonal bir bilinçle hep birlikte haykıracak.

Dünya gericiliğinin özel mülkiyete dayalı iktidarını uzun süre ayakta tutmasının koşulları gün geçtikçe azalmakta, sömürü çarkı ve işgal savaşları dünya halklarını devrimci isyanlara yöneltmektedir.

Sömürü politikaları doğrultusunda emperyalist devletler ve kendilerine bağımlı hale getirdikleri uşak devletleri dünya halklarına yaşamı çekilmez hale getirirken, yaşamak için bin bir türlü çile karşısında direnen milyonlar artık kapitalist barbarlık altında boyunlarına takılan prangayı atmak istiyor.

Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve ülkeye yayılan isyan dalgasının arka planında da kapitalizmin artık insanoğlu tarafından kabul edilebilir bir yönünün kalmadığının göstergesidir. Haziran 2013’den bu yana bütün devlet teşkilatının yeniden yapılandırılması sürerken, tüm devlet birimlerinin ‘acil müdahale ‘koduyla halkın talepleri ve eylemleri karşısında teyakkuz durumunda olması, bu düzenin halk tarafından kabul edilmediğinin açık bir göstergesidir. AKP iktidarı tarafından temsil edilen gerici sınıfların sömürü, yolsuzluk ve talan imparatorluğunun halk nezdinde itibarı kalmamıştır; halkın devrimci enerjisi, devlet iktidarının verdiği güçle şımaran bu burjuva soytarıları al aşağı etmeye muktedirdir.

Haziran Ayaklanması’nda halk üzerindeki diktatörlüğü, 17 Aralık yolsuzluk operasyonları süreciyle yalanları paramparça olmuş, MİT’iyle emperyalist savaştaki üzerine düşen taşeronluk aktörlüğü açığa çıkarken, özelleştirme ve yasal düzenlemelerle emperyalist tekellere hizmette rüştünü ispatlamış AKP ve temsil ettiği kapitalist düzenin insana, doğaya, geleceğe dair topluma beklenti verme ve söz söyleme hakkı çoktan doldu.

İşçi ve emekçilerin örgütlenme ve grev haklarının zorlaştırılması, meydanların sokakların, üniversitelerin, atölyelerin, tarlaların, iş havzalarının, hapishanelerinin ve her toplumsal yaşam alanının sömürü çarkının daha da işlevsel hale gelmesi için dizayn edilmesi, ses çıkaranların TOMA’yla, gazla, copla bertaraf edilmesi, diğer yandan kolluk güçlerinden medyaya, anayasadan devlet bürokrasisine kadar her şeyin çok uluslu tekellerin çıkarlarına uygun hale getirilmesi AKP’nin, 12 yıllık iş bilançosudur.

Faşist saldırılara karşı birleşerek sokakları zapt eyleyerek karşılık vereceğiz

Sermayedar patronlara ülke zenginlikleri altın tepside sunulurken, karşılığında milyon dolarlık rüşvetler Başbakan ve bürokratların evinde ayakkabı kutularında gizlenirken, gençlerimiz yarınlarına sahip çıktığı için sokaklarda polis tarafından katledildi. Bu ülkenin Başbakanından tüm bürokratlarına kadar tüm devlet teşkilatı katliamları, destan olarak niteledi.

Bu asalak takımı dünden bugüne kanımızı içe içe doymadı ve doymayacaklar.

1 Mayıs’a sayılı günler kalırken, Başbakanın işçi ve emekçilere yönelik tehditleri, hakaretlerinin özü, içine düştüğü korkunun dışa yansımasıdır.

İşçi sınıfının mücadele tarihinin yol gösterdiği gibi işçi ve emekçiler bugün de, tüm gerici saldırılara, sendikal uzlaşmaya, hak gasplarına karşı, demokratik hak ve taleplerine sahip çıkarak direniş ve örgütlenme geleneğini sürdürme ve aynı kararlılıkla sokakları zapt eyleme isteği, AKP ve temsil ettiği düzeni korkutuyor.

Bu korkuyu daha da büyütmek için işçi sınıfının şanlı mücadele tarihi 1 Mayıs günü iş yerlerinden, tarlalardan, evlerden, okullardan, atölyelerden 1 Mayıs alanlarına doğru türkülerimizle, marşlarımızla, sloganlarımızla yürüyerek, yaşamımıza ve geleceğimize sahip çıkalım.

Taleplerimiz aynı, karşımızdaki gericiler aynı. Bu nedenle birleşelim, bütünleşelim ve faşizme karşı tek ses olalım.

– Güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışmaya, işçi katliamlarına ve taşeronlaşmaya karşı,

– Söz-yetki-karar organlarında halkı yok sayan tüm bürokratik yönetim modellerine karşı,

– Tek dil, tek devlet, tek din, tek kültür politikalarına karşı,

– Gezi Haziran Ayaklanması’nda yitirdiğimiz canların hesabını unutturmaya çabalayanlara karşı,

– Emperyalist küresel hegemonyanın insanı, doğayı ve yaşamı metalaştıran barbarlığına karşı,

– Ezilen ulusların, azınlıkların, kadınların, LGBTİ’lerin haklarını yok sayan anlayışa karşı,

Demokratik-devrimci-sosyalist direniş mevzilerini cüretle örmeye devam edelim.

Halkın güçlerinin birleştirilmesi ertelenemez bir görevdir; bu sorumlulukla tüm meydanlarda “Faşizme karşı omuz omuza” sloganını, Gezi’de olduğu gibi hep bir ağızdan tek vücut olarak 1 Mayıs alanlarında da haykıralım.

Tüm tasfiye, faşist saldırılara karşı ciğerleri daha da zorlamanın zamanıdır şimdi.

Unutulmamalıdır ki; umutsuzluk karamsarlık düşmandan daha düşmandır bize. “

adhk tarafından

Sarıgazi’de çete saldırıları protesto edildi

Nisan 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

SArigazi Cete eylem Manset12Sarıgazi’de aralarında Demokratik Haklar Federasyonu (DHF)’nun da bulunduğu çok sayıda devrimci demokratik kurum bir araya gelerek, dün yapılan çete saldırıları düzenlediği yürüyüşle protesto etti

İSTANBUL (28-04-2014)- Sarıgazi’de aralarında Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyelerinin de bulunduğu devrimci, demokrat ve yurtsever kurumlar, Vatan İlköğretim Okulu önünde saat 20.00’de bir araya geldi.

Kitle, “Çetelere Geçit Vermeyeceğiz” pankartı arkasında Demokrasi Caddesi’nden, Sarıgazi Meydanı’na yürüdü.

Yürüyüş sırasında ses aracından halka ajitasyon çekilerek, devletin gözaltı terörü ve çeteler aracılığıyla yapılan saldırıların devrimci mücadeleyi engelleyemeyeceği ifade edildi.

MKP/ PHG militanları kitleyi selamladı

Kitle Sancaktepe Kaymakamlığı’na yaklaştığı sırada Maoist Komünist Partisi’ne bağlı Partizan Halk Güçleri (MKP/PHG) militanları, “Çetelerden Hesap Soracağız MKP/PHG” imzalı pankartı asıp halka propaganda ve ajitasyon çekerken, halka ve devrimcilere saldıran halk düşmanlarından hesap sorulacağı ifade edildi. Hallkın MKP/PHG militanlarını coşkuyla selamlamasının ardından militanlar güvenli bir şekilde çekildi.

‘Çetelere verilecek mücadele tek başına yeterli değildir’

Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “Yozlaşmaya ve çeteleşmeye karşı mücadeleyle bu sorunların ortadan kaldırılmayacağı çok açıktır. Dağıtılan bir çetenin yerini başkasının aldığı, yozlaşma kaynaklarından birine müdahale ederken, başka biçimlerde karşımıza çıktığı görülüyor. Çetelere karşı mücadele çeteleri geriletebilir, yozlaşmaya karşı mücadele yozlaşmayı sınırlayabilir ama tümden ortadan kaldırmaz. Yaşanılabilir alanlar için bu mücadeleye ihtiyaç vardır. Fakat bu mücadele tek başına yeterli değildir. Halkın yozlaşmaya ve çeteleşmeye karşı devrimci ve yurtsever kurumlarda örgütlenmelidir.”

Yürüyüş ve basın açıklaması sırasında “Çeteler halka hesap verecek” , “Yaşasın devrimci dayanışma” , “Çetelere geçit vermeyeceğiz” sloganları atıldı.

Sarigazi cete pankart12

adhk tarafından

MKP 1 Mayıs’ta alanlara çağırdı

Nisan 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

MKP_bayrakMaoist Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro, elimize e-mail yoluyla ulaşan “Politik iktidar için Sosyalist Halk Savaşı perspektifiyle kızıl 1 Mayıs bayrağını dalgalandıralım!” başlığını taşıyan bir açıklama yayınladı. Bu açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (29-04-2014)- Maoist Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Büro, elimize e-mail yoluyla ulaşan “Politik iktidar için Sosyalist Halk Savaşı perspektifiyle kızıl 1 Mayıs bayrağını dalgalandıralım!” başlığını taşıyan bir açıklama yayınladı. Bu açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

“Çeşitli ulus ve azınlıklardan Türkiye- Kuzey Kürdistan proletaryası ve halk kitlelerine!

Emperyalist- kapitalist gericilik başta olmak üzere bilumum gerici hakim sınıflar, ağır baskı ve saldırganlık zemininde azami kar ilkesine dayalı azgın sömürüsünü, tüm pervasızlığıyla sürdürmektedirler. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da gerici egemen sınıflar, özünde manipülasyon amaçlı kullandıkları ‘demokratikleşme’ argümanı ekseninde bütün emekçilere yönelik ekonomik- politik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Hiç kuşkusuz ki emperyalizme bağımlı yarı- sömürge komprador tekelci kapitalist Türk devleti, proletarya ve emekçi sınıflar başta olmak kaydıyla, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler, ezilen cins ve inanç kesimlerinin ekonomik- demokratik tüm haklarını ağır biçimde gasp etmekle birlikte, işçilerin doğrudan can güvenlikleriyle ilgili iş ve çalışma şartlarını da en geri / ilkel düzeyde tutarak geleceklerini zifiri karanlığa gömmek isterken, hiç sakınmadan işçi katliamlarının altına imza atmaktadır.

Maden ocaklarındaki toplu ölümler, tersane işçilerinin ‘kaza’ adı altında yoğunlaşma gösteren ölümleri ve daha birçok iş kolu ve işletmede ‘kaza’ kılıfına sokularak yaşanan ölümler, gerici faşist iktidarın işçileri ölüme yollama sorumluluğunu göstermeye yetmektedir. Faşist iktidarın demagoji, manipülasyon ve safsatadaki ünü, bu gün Ermeni Soykırımını perdeleyerek örtbas etmek için manevrayla timsah gözyaşı döküp üzüntü beyanları verilerek sürdürülüyor. Zira daha düne kadar hakaret amaçlı ‘Ermeni, Ermeni uşağı, Ermeni dölü’ vb şekilde damgalayarak toplumu provoke edip, sanki ırkçılığı körükleyen tekçi- faşist Sünni Türk İslam devletinin kendisi değilmiş gibi hareket ederek iki yüzlüğünü sürdürmektedir.

Sonderece stratejik ve kapsamlı sömürü ve zulüm politikaları, uluslararası tekelci sermayenin derinleşmesi ve merkezileşmesine paralel olarak tek bayrak- tek devlet- tek dil- tek millet- tek vatan eksenli ırkçı şoven tekçiliğin yeniden üretiminden başka bir gerçeği ifade etmemektedir. Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki tüm halk kitleleri ve ilerici- yurtsever dostlarımız bu durumu yeterince kavramalıdır. Bu noktada sınıf hareketi adına yeterince ideolojik politik duruş gösterilmediği gibi, düzen sınırlarını ve ufkunu aşmayan gönüllü bir rızalık durumu da önemli oranda söz konusudur. Elbette ki, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin mücadelesi bu pratik ve siyasi yönelimle doğru ele alınıp somut kazanımlara taşınamaz.

Bu gerçekliğin yanında, sınıf düşmanlarımızın işçi ve emekçilere yönelik gerici yasalarla esnek ve güvencesiz çalışma koşulları dayatması ve ardı sıra uygulama konsepti içerisindeki saldırıları, mevcut mücadele şartlarını keskinleştirirken, öte taraftan bu mücadele koşullarını daha da ağırlaştırmaktadır. Bu bilinçle emperyalist saldırganlığa ve patronların zulüm ve sömürü saltanatına karşı örgütlü mücadeleyi yükseltmek zorunlu tabii görevdir.

Başta işçi sınıfı olmak üzere yoksul köylülük, yiğit devrimci gençlik, ataerkil erkek egemen sistem tarafından tarihten bu yana pervasız sömürü ve zulüm cenderesinde sürekli sıkıştırılan kadın ve cinsel kimlikler, ezilen Kürt ulusu ve azınlık miliyetlere mensup kesimler, ezilen inanç grupları, özcesi çeşitli sınıf ve tabakalardaki bütün halk kitleleri 1 Mayıs’ta, sömürü ve zulüm düzenine karşı isyan ederek ayağa kalkmalıdır.

Faşist tekçi Türk devletinin, Taksim fobisi devam etmektedir. Taksim’in 1 Mayıs mitingine yasaklanması işçi ve emek düşmanı faşist karakterin ürünü olmakla birlikte, işçi sınıfı ve halk kitlelerinin mücadelesinden duyulan büyük korkunun da göstergesidir. 1 Mayıs Komitesi’nin Gezi Parkı merdivenlerinde basın açıklamasına bile, faşist devlet terörüyle karşılık verilmesi bu korkunun ifadesidir. Faşist ‘TC’ devleti ve onun faşist hükümet ve iktidarlarına karşı direnmek, örgütlenmek, mücadele ederek savaşmak ve onu alaşağı etmek en doğal, meşru ve devrimci bir hak, zorunlu bir görevdir. İşçi ve emekçi halk kitleleri, işçi ve halk düşmanı AKP iktidarının baskı ve yasaklarına karşı inatla 1 Mayıs alanına Taksim’e çıkarak değerlerine sahip çıkmalı, mücadele mevzilerini koruyarak ilerletmelidir.

‘Fiziki koşullar’ ileri sürülerek ve de ‘esnafın ve başkalarının yaşamına karşı müdahale’ adı altında demokrasi havariliğine soyunularak Taksim Meydanı’nı işçi ve emekçilere yasaklama girişimleri, kan ve can bedeli kazanılan mevzi ve yaratılan mirasın yok edilerek halk kitlelerine dayatılan gerici konseptin kabul ettirilmesi içindir. Değer ve geleneklerine yabancılaştırılan halk kitlelerinin teslim alınarak yönetilmesi kuşkusuz ki çok daha kolaydır. İşte Taksim yasağı ve baskılar zincirinin arka planında yatan bunlardır. Oysa Taksim, işçi sınıfı mücadelesinde olduğu gibi, özellikle işçilerin birlik- mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs açısından anlamı büyük ve vazgeçilmezdir. Taksim, ülke işçi sınıfı mücadelesinde büyük bedellerin ödendiği tarihsel anlamlarla yüklü bir alandır. Bu bilinçle 1 Mayıs’ta daha fazla kitlesel katılımla Taksim Meydanı’nı Kızıl Taksim’e çevirmek için Maoist komünistler ve tüm aktivist yoldaşlar başta olmak üzere bütün emek güçleri, demokrat, ilerici, devrimci, sosyalist dinamikleri Taksim’de buluşmaya çağırıyoruz. Bir avuç barbar sömürücü ve zorbanın dayatmalarını yüz binlerin kitlesel coşkusu ve isyanıyla geçersiz kılalım. Egemen sınıflar, işçi ve emekçilerin son derece haklı ve demokratik mücadelesi karşında bir kez daha yenilmeye mahkûmdur ve yenilecektir.

Halk kitleleri kendi tarihi, doğası, yaşamı, özgür düşünce ve geleceğinde doğrudan söz sahibi olmak istiyor ve bunun için çeşitli biçimlerde mücadele ediyor. Bu mücadeleyi uluslararası tekelci sermaye düzeni ve sistemine, onun dünya geneli ve Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki tekelci komprador burjuva diktatörlüğüne karşı sınıf bilinçli proletarya önderliğinde, tüm emekçilerin doğrudan söz- yetki- karar- denetim mekanizması ve süreçlerin öznesi olması için, Taksim başta olmak üzere bütün bölge ve yerellerde alanlara çıkalım ve sloganlarımızı haykıralım.

15- 16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nden Gezi Parkı-Taksim Direnişi’yle başlayan Haziran Ayaklanması’na, Newroz’un serhildan ruhundan Taksim’ e uzanan halk kitlelerinin direniş ve mücadelesine selam olsun.

Emperyalist kapitalizm ve ona bağımlı komprador tekelci kapitalist Türk devletinin tüm faşist ve gerici politikalarına karşı işçi ve emekçilere yönelik bütün saldırıları örgütlü bir halk olarak boşa çıkarmak ve Sosyalist Halk Savaşı bayrağını yükseltmek için kızıl 1 Mayıs’ta yoksul emekçi halklarımızı Maoist Komünist Partisi saflarında yer alarak Taksim Meydanı başta olmak üzere Türkiye- Kuzey Kürdistan ve Avrupa’nın bütün bölge ve alanlarında devrimci komünist coşkumuzla ve kararlılığımızla örgütlü eylemlere katılmaya çağırıyoruz.

Bıji 1 Gulan! / Yaşasın Mayıs!

Kahrolsun emperyalizm, komprador tekelci kapitalizm, faşizm ve her türden gericilik!

Yaşasın işçi ve emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü kızıl 1 Mayıs’a!          

Yaşasın ulusların kendi kaderini tayin hakkı!                                                                            

Yaşasın devrim, sosyalizm ve komünizm!                                                                                    

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!”

adhk tarafından

Dersim; “Gezi’den 1 Mayıs’a faşizme karşı alanlara” 1 Mayıs çalışmaları sürüyor

Nisan 28, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

derDERSİM (28-04-2014)- Dersim “Gezi’den 1 Mayıs’a faşizme karşı alanlara” şiarıyla Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) Dersim Örgütlülüğü oluşturduğu program doğrultusunda 1 Mayıs çalışmaları devam ediyor.

Tunceli üniversitesinde DGH faliyetçileri stant açarak öğrencileri DHF saflarına davet etti.

Bugün saat 10.30’da Tunceli Üniversitesin de stant açılarak; Dünya gericiliğinin özel mülkiyete dayalı iktidarını uzun süre ayakta tutmasının koşulları gün geçtikçe azalmakta, sömürü çarkı ve işgal savaşları dünya halklarını devrimci isyanlara yöneltmektedir. Çağrılarda devletin geleceksizleştirme politikalarına karşı eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim şiarını alanlarda yükseltmek için Gezi ruhuyla alanlara çıkılması çağrısı yapıldı. Okul içerisinde kuşlama afiş asımı yapılarak sesli ajitasyon çekildi.

VOLKAN YARAŞIR tarafından

AŞIRI KIRILĞANLIK VE KRİZ RİSKİ

Nisan 28, 2014 de VOLKAN YARAŞIR VOLKAN YARAŞIR tarafından

Yerel seçimler, AKP’yi “rahatlatacak” bir sonuçla bitse de politik kriz yeni bir evreye girdi.

Burjuva klikler arasında kutuplaşma derinleşiyor. Toplumsal gerilim yükseliyor. AKP’nin “yeni rejim” inşasına hız kesmeden devam edeceği anlaşılıyor. Suriye’yle sıcak savaş olasılığı arttı.

Politik belirsizliğin yanında ekonomik belirsizlik yoğunlaşıyor. Türkiye ekonomisi şiddetli iç ve dış stres altında sıkışıyor. Seçim atmosferinde üzerinde çok durulmayan ekonomik gelişmeler, krizi olgunlaştırıyor, patlama olasılığını artırıyor.

OECD ve IMF’nin Türkiye’yi en kırılgan ülke ilan etmesi boşuna değil.

Türkiye ekonomisi küresel jeo- politik tansiyonun yüksekliği, küresel piyasalarda aşırı oynaklık, büyümede sert düşüş, döviz şokları ve emlak balonu gibi risk faktörleri altındadır. Bu faktörler zaten kırılgan olan ekonomiyi daha zorluyor.

TC 2013’ü 388 milyar dolar dış borçla ve 65 milyar dolara ulaşan cari açıkla kapadı. Cari açık milli gelirin % 8.2’sine ulaştı. Bu yüksek negatif gösterge, ekonominin yaşadığı yıkıcı zafiyeti ortaya koyuyor.

 

“NARKOTİK BAĞIMLILIK” VE RANT EKONOMİSİ

Türkiye ekonomisinin dış kaynak ve sıcak para girişlerine “narkotik” bir bağımlılığı var. Bu yapısal sorun, her finansal dalgalanma ve türbülansta kendini şiddetle dışa vuruyor.

FED’in izlediği yeni parasal iklim (parasal sıkılaştırma adımları), özellikle Türkiye de (diğer 5’li kırılgan ülkeler içinde yer alanlar dahil) sarsıcı sonuçlar yarattı. Sermayenin anayurtlarına dönme eğilimi sorunları büyütüyor.

Merkez bankasında döviz rezervinin azlığı, şiddetli finansal türbülanslara hazırlıksızlığı beraberinde getiriyor. Ayrıca Türkiye ekonomisinin küresel piyasalarda sanayi ve ticarette rekabet gücünün olmaması, üretimden öte rant ekonomisine dayanması ve bu özelliğini pazarlayarak (en riskli) dış kaynak ve sıcak para bulması ekonomiyi çıkışsız bir sarmalın içine sokuyor. Ekonomi en ufak strese sert yanıt veriyor. Kırılganlığı yükseliyor. Politik krizin derinleşmesi bu süreci daha da besliyor.

Önümüzdeki süreçte ekonomide şiddetli daralma ve sert resesyon yaşanabilir. Dış kaynak yetersizliği, yeni döviz şokları, özel sektörde (kısa vadeli döviz bazında yüksek borçlardan dolayı) yaygın iflaslar görülebilir.

Türkiye ekonomisi döviz krizi, emlak krizi ve bankacılık krizi şeklinde bir kriz senkronunun bütün emarelerini göstermeye başladı. Fay hatlarında enerji birikiyor. Kriz olgunlaşıyor.

Kriz, AKP’nin kendini “zirvede” hissettiği, seçilmiş otoriteryanizm yarattığı pervasızlıkla “yeni rejim” inşasının sürdüğü koşullarda en yumuşak karnını oluşturuyor.

Gelmekte olan kriz AKP’nin hegemonyasını parçalaması yanında, siyasal İslamın kitleler üzerinde yarattığı “büyüyü” ve illüzyonu hızla dağıtacaktır.

Hayatın hakikati, “büyünün” ve illüzyonun gücünü param parça yapar. Sorun hakikatin yani sınıflar mücadelesinin içinde ve kalbinde olmaktır.

 

 

Volkan Yaraşır

adhk tarafından

Sarıgazi’de çeteler DHF üyelerine saldırdı

Nisan 28, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Ceteler haberiSarigazi’de Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyelerine saldıran çeteler daha sonra ESP üyesi Soner Özel’i bıçaklayarak ağır yaraladı

HABER MERKEZİ (28-04-2014)- Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyelerinin dün akşam Sarıgazi’de 1 Mayıs çalışamaları yürüttüğü sırada, çetelerin saldırısına uğradı.

Çetelerin saldırdığını haber alan diğer devrimciler, saldırının olduğu yere geldi. Yeniden çetelerin saldırısına uğrayan devrimcilerden ESP üyesi Soner Özel, uyuşturucu satıcısı Adem Avinçsan tarafından bıçaklandı. Baldırından 3 bıçak darbesiyle yararlanan Özel, Koşuyolu Kalp ve Damar Hastanesi’ne kaldırıldı.

Özel’in durumu kritik

Ameliyata alınan Özel’in durumuyla ilgili açıklama yapan doktorlar, bıçak yarasının çok derin olduğunu hayati tehlikesinin sürdüğünü belirtti. Özel yoğun bakımda tutuluyor.

Özel’in ailesi, Ezilenleri Hukuk Bürosu avukatlarıyla birlikte adliyeye giderek Adem Avinçsan hakkında suç duyurusunda bulundu.

Polisin beslediği çeteler her geçen gün devrimcilere ve halka saldırmaya devam etmekte olup, bu saldırılar devrimci mücadeleyi yükselterek boşa düşürülecek.

adhk tarafından

“Hapishaneler mücadelesinde uluslararası örgütlenme bir ihtiyaç”

Nisan 28, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

uluslararasi hapishaneler sempozyumu son gn 3. oturum 1DHF, Partizan ve ESP’nin ortak düzenlediği Uluslararası Hapishaneler Sempozyumu’nun ikinci gününün son oturumunda hapishaneler mücadelesine çözüm perspektifleri kapsamında uluslararası bir örgütlenmenin ihtiyacı tartışıldı

İSTANBUL (27-04-2014)-DHF, Partizan ve ESP’nin örgütlediği Uluslararası Hapishaneler Sempozyumu’nun son oturumuçözüm önerilerinin tartışıldığı ve katılımcıların fikrini belirttiği bir forum şeklinde gerçekleştirildi.

Sempozyumun amacının yalnızca somut hapishaneler durumunu tartışmak olmadığı aynı zamanda hapishanelere dair nasıl bir politika izlenilmesi gerektiği yolunda bir yol haritası çıkartılması gerekliği vurgulayan moderatör Cemal Rüya’nın açılış konuşmasının ardından katılımcılar ulusal ve uluslararası alanda hapishaneler mücadelesinde nasıl ortaklaşılabileceği yönünde fikirlerini beyan ettiler.

Dışarıdaki örgütlenmeler tutsakların mücadelesi için çok önemli

İlk sözü alan Nevin Berktaş bir 12 Eylül tutsağı olarak 22 yıl hapis yattığını ve hapishanelerde 80’li, ‘90’lı ve 2000’li yıllara tanıklık ettiğine değindi. Berktaş son olarak 2000 sonrasında hapishanelere dair yazdığı bir kitap yüzünden yargılanıp ceza aldığını , ancak dışarıda yürütülen mücadele yüzüden 7,5 ay yerine 5,5 ay hapis yattığını belirtti. Kendi örneğinin dışarıdaki örgütlenmelerin ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini kaydeden Berktaş hapishaneler sorununun bir sistem sorunu olduğunu ancak reformlar için de mücadele etmek gerektiğini vurguladı. Berktaş hapishaneler mücadelesine dair her ülkede merkezi bir örgütlenmenin yanısıra uluslararası merkezi bir örgütlenmenin de önemli bir ihtiyaç olduğuna değinerek bu merkezi örgütlenmeler çerçevesinde örneğin hasta tutsaklara ilişkin özel örgütlenmeler oluşturulabileceğini kaydetti. Bu örgütlenmelerin sadece tutsak aileleri avukatlar ve tutsak yakınlarını değil daha geniş kitleleri içerisine alan örgütlenmeler olması gerektiğini vurguladı.

“ADHK olarak bu mücadelenin bir parçasıyız”

ADHK adına konuşan temsilciyse sisteme karşı mücadele veren herkesin hapishanelere kapatıldığını ve mücadelelerinin ‘terör suçu’ olarak yaftalanarak engellenmek istendiğine değinerek ülkemizde hapishanelerin ender bulunan bir mücadele tarihine sahip olduğunu belirtti. Böylesi bir sempozyumun hapishanelerde tutsakların mücadelesi kapsamında önemli bir yerde durduğunu ve anlamlı olduğunu söyleyen ADHK temsilcisi “ADHK olarak bu mücadelede bir parçanız olarak yanınızda olduğumuzu bilmenizi isteriz” dedi.

“Yargıda çifte standart”

8 Eylül Tutsaklarına Özgürlük İnisiyatifi adına konuşan Nimet Çelebi’yse tek tek tutsaklar, tutsak aileleri örgütlenmelerinin yetersiz kaldığını belirterek özelikle hukukçular, aileler, devrimciler ve geniş kesimleri kapsayan bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu kaydetti. Her kesimi mücadeleye sevk edecek bir örgütlenme biçimine gidilmesi gerektiğini kaydeden Çelebi ulusal ve uluslararası cezaevleri izleme örgütlerinin kurulmalısı gerektiğini belirtti. Çelebi son olarak yargıda devrimcilere çifte standart uygulandığını Ergenekon tutuklukları serbest bırakılırken aynı durumda olan “Gaye operasyonu” adı altında tutuklanan MLKP dava tutsaklarının 7,5 yıldır tutsak olduklarını ancak cezaları Yargıtay’da onanmadığı halde serbest bırakılmadıklarını ve kendilerine çifte standart uygulandığı kaydederek mücadelelerine destek beklediklerini vurguladı.

Partizan temsilcisiyse konuşmasında hapishaneler sorunun tek tek ülkelerin değil uluslararası bir sorun olduğunu ve bu sebeple uluslararası bir mücadele ağının oluşturulması gerektiğini belirtti. Uluslararası koordinasyon komitesi, haberleşme ağları tarzında örgütlenmeler oluşturularak tek tek ülkelerdeki baskılar ve mücadelelerin bu şekilde gündemleştirilmesi gerektiğini kaydeden Partizan temsilcisi hasta tutsaklar ve ağırlaştırılmış müebbet tutsakların sorununun ülkemizdeki hapishaneler mücadesinin temel sorunları olduğunu ve bu noktada ortaklaşmak ve etkili kampanyalar yapmanın önemli olduğunu kaydetti. Aveg KON temsilcisiyse Almanya’da 1920’lerde çok başarılı bir kızıl yardım ağı oluşturulduğunu ve bunun bugün de kısmen var olduğunu belirterek Türkiye’de de bu tür bir yardımlaşma ağının oluşturulabileceğini söyledi.

“Dünyanın her yerinde Mavi Ringler dolaşıyor”

Özgür Politika yazarı ve sinemacı Ömer Leventoğlu’ysa Eskişehir tabutluklarına sevkedilen tutsakların sürgün sevk sırasında yaşadıklarını anlatan Mavi Ring adında bir film çektiklerini ve bu film vesilesiyle katıldığı Fas’ta düzenlenen Akdeniz Ülkeleri Poltik Filmler Festivali’nde yaşadıklarını anlattı. Leventoğlu burada diğer ülkelerde de tutsakların ülkemizdeki gibi koşullarda kaldıklarını ve aynı saldırılara maruz kaldıklarını gördüğünü kaydederek “Dünyanın tamamında Mavi Ringler dolaşıyormuş” dedi. Bu sebeple ortak olan sorunlara ortak çözümler getirmek gerektiğini belirten Leventoğlu sempozyumda oluşan uluslararası bir ağ oluşturma fikrini olumlu bulduğunu ve böyle bir örgütlenmeye destek vereceğini kaydetti. Böyle bir örgütlenme kurulursa bu çerçevede örneğin “zindan filmeri festivali” örgütlenebileceğini , yahut bu alana dair üretimler veren sinema atölyeleri kurulabileceğini de ekledi.

“Uluslararası örgütlenme bilgi ve tecrübe sirkülasyonu ve dayanışma için önemli”

DHF temsilcisiyse konuşmasında ülkemizde bugüne kadar hapishaneler mücadelesinde önemli kazanımların elde edildiğini ancak bu kazanımların ve tecrübelerin kolektif bilince dökülmesi ve kurumsallaşması noktasında eksiklikliklerin yaşandığını kaydetti. Bu mücadele uluslar arası bir örgütlenmenin önemine değinen DHF temsilcisi bunun bilgi ve tecrübelerin sirkülasyonun yanı sıra tek tek ülkelerdeki sorunlara dair somut politikalar üretmek için de önemli olduğunu vurguladı.

Sempozyumdaki tartışmaların sonuç bildirgesi örgütleyici kurumlar tarafından önümüzdeki günlerde yayınlanacak.