adhk tarafından

Dersim’de bütün baskılara karşın şehitlik açılışı gerçekleştirildi

Ekim 28, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

dersimde ehitlik al gerekletirildiDersim’de 2 gündür açılışı engellenmeye çalışılan Doktor Baran ve Besé Şehitliği’nin açılışı dün gerçekleştirildi

HABER MERKEZİ (28-10-2014)- Dersim’de açılışı iki gündür polis tarafından engellenmeye çalışılan Doktor Baran ve Besé Şehitliği’nin açılışı dün gerçekleştirildi

Giriş çıkışların iki gündür yasak olduğu ve yoğun polis ablukası altında olan Dersim’deki açılışa çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların aileleri ile kitle örgütü ve siyai partilerin temsilcileri katıldı.

Şehitlik, 99 PKK ve 5 TKPML gerillasının mezarlarından oluşurken, 1938 Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin mezarı da yer aldı.

Açılış etkinliği yapılan saygı duruşunun ardından yaşamını yitiren 104 kişinin ismi okundu. Daha sonra aileler, mezarlıklara karanfil bıraktı.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

1 Kasım Dünya Kobané Günü ilan edildi

Ekim 28, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Kobane catsmalar10Nobel Barış ödülü sahipleri, filozoflar ve binlerce kişinin çağrısıyla 1 Kasım Dünya Kobané Günü ilan edildi

HABER MERKEZİ (28-10-2014)-Yazarlar, sanatçılar, Nobel ödüllüler, akademisyenler, filozoflar, tarihçiler, gazeteciler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve parlamenterlerin aralarında olduğu binlerce kişi Kobanê için ayağa kalkmaya çağırdı.

Paris’ten Berlin ve Roma’ya, oradan İskandinav ülkeleri, Latin Amerika, Avustralya, Pakistan ve Hindistan’a kadar dünyanın dört bir yanında 1 Kasım Dünya Kobanê Günü için hazırlık yapılırken; Avrupa Birliği (AB) Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ve “Peace camping” inisiyatifiyle yapılan “DAİŞ’e karşı, Kobanê ve insanlık için küresel seferberlik” çağrısına ilk dört günde 130 tanınmış isim imza attı. Bu çağrıyı destekleyenler arasında bulunan KNK’nin Yürütme Konseyi Üyesi Adem Uzun’a göre, çağrıcıların sayısı binlere ulaştı.

Aralarında dilbilimci profesör Noam Chomsky, Arjantinli Nobel Barış Ödüllü Adolfo Perez Esquivel, Güney Afrikalı Nobel Barış Ödüllü Başpiskopos Desmond Tutu, Dünya Doktorlar Örgütü Başkanı Michel Rolan’ın da olduğu çağrıcılar Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarına karşı küresel düzeyde bir seferberliğin önemli olduğunu belirtti.

Çağrıcılar koalisyonun uluslar arası hukuk çerçevesindeki görevlerini yerine getirmediğini, başta Türkiye olmak üzere koalisyonun birçok üyesinin IŞİD askeri ve finansal destek verdiği tepkisinde bulunuyorlar.

Bu durumda Hindistan’da 6 yürüyüş, İtalya’da 25 yürüyüş, Almanya’da 18 ve Fransa’da 6 yürüyüş organize edilecek.

Tüm yürüyüşlerde bir tarafında “Barış için Kobanê’yi koru”, diğer tarafında “Direnişe destek ver” yazılı dövizler taşınacağı açıklandı.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

KOBANÊ DİRENİŞİ DİRENİŞİMİZDİR!

Ekim 27, 2014 de ADKH adhk tarafından

27-DunNCbugunEAveDaha-273x300

KOBANÊ DİRENİŞİ DİRENİŞİMİZDİR!

Ezilen halkların üzerinde bir kara humma misali dolaşan emperyalizm ve onun gerici uşakları, çeteleri bir kez daha Kürt ulusunun direnişi karşısında hezimete uğruyor.

Günlerdir Kobanê’de Kürt ulusunun onurlu direnişi her türlü bedele karşın sürüyor. Ezidî halkına yönelik saldırılarıyla binlerce Ezidî’yi topraklarından eden, yüzlercesini katleden ABD emperyalizmiyle yaratılan ve TC destekli terör örgütü  IŞİD (DAİŞ), ilerleyişini sürdürerek geçtiği yerlerde kadınları kaçırarak tecavüz ediyor ve köle pazarlarında satıyor. Stratejik önemi olan bir noktada bulunan Kobanê’yi ele geçirmek için yoğun saldırılarını sürdüren barbarların, dünyanın gözü önünde şehrin içlerine kadar gelerek olası kitle katliamlarına girişmesi an meselesi. Bugün Kobanê üzerinde emperyalistlerin oynadıkları oyun Ortadoğu halkları ve coğrafyası üzerinde yapılan planın bir parçasıdır. Ama onlar sadece bir noktayı, Kürt ulusunun örgütlü gücünü iyi hesaplamadılar.Terör örgütü IŞİD’in donanımlı silahlarına karşın ellerinde olanla kahramanca bir savunma yapan Kürt özgürlük savaşçıları dünyaya insanlık dersi veriyor.Her türlü engellemelere rağmen yüz binlerce insanı korumaya devam eden savaşçılar silahları kalmayınca bedenleriyle bomba olup İşidin içinde patlıyor. Mezopotamya halklarının direniş coğrafyası olan bu topraklarda öyle kolay cirit atacaklarını sanan IŞİD güruhuna bugün en güzel yanıt eşit olmayan koşullarda yüreğiyle ve bedeniyle savaşan yiğit kadınlardan, analardan ve erkeklerden geliyor. Kobanê direniyor ve direnecek.! Arîn Mîrkan bedenini bu gözü dönmüş, kadın düşmanı azgın barbarlar örgütünün içinde ateş topuna çevirerek patlatırken katledilen yüzlerce insanın ahına bir ışık yakıyor.

Çözüm süreci, barış gibi argümanlarla Kürt Ulusunu bir nevi oyalayarak kendi koltuklarını sağlamlaştıran sistem ve onun bugün ki temsilcisi AKP hükümeti gerçek niyetini Kobanê’de yaşanan katliama karşı sokaklara çıkan halka uyguladığı faşizan saldırılarla bir kez daha ortaya koyuyor. Söyledikleri herşeyin kof bir yalan olduğu ve demokrasi aldatmacasıyla halkın en diri yanını sürekli bastırma derdinde olanlar Kobanê’de yaşanan katliama karşı IŞİD teröristlerini beslerken ve polisi ise halka saldırırken “Yaşasın IŞİD” naraları atarak ikiyüzlü faşist karakterini gösteriyor.Kürdistan ve Türkiye şehirlerinde gerçekleştirilen Kobanê’ye destek eylemlerinde devletin kolluk güçlerinin yanı sıra  HÜDA-Par ve korucuların da içinde yer aldığı gruplarca 24 insan katledildi ve onlarcası da yaralandı. Gösteriler devam ederken sokağa çıkan halka karşı İçişleri Bakanı tarafından “Şiddet misliyle cevap bulur” gibi açıklamalar yapılarak halk doğrudan hedef olarak gösteriliyor.

Rojava ve Kobanê’de kendi kaderlerini tayin eden Kürt Ulusunun yarattığı yaşam, halklara umut olacak. Kızlarıyla ve oğullarıyla bize savaşma ve direnme azim ve kararlılığını gösteren tüm savaşçılar, bugün olduğu gibi yarının Özgür Kürdistan’ı için hiçbir fedekarlıktan ve bedelden kaçınmayacaklar.

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak; Kürdistan dağlarında yakılan serhildan ateşlerini selamlıyoruz. Kavgada birer kızıl anka misali küllerinden yeniden doğan bir ulusun fedekar, savaşçı kadınlarını selamlıyoruz. Kadına yabancı barbarlar çetesinin ve emperyalizmin oyunlarının boşa düşürülmesi için dünyanın dört bir tarafında Kobanê ile Kürt ulusuyla dayanışmayı büyütüyoruz.

Bijî Berxwedana Kobanê!

Jin Jîyan Azadê!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

Ekim 2014

adhk tarafından

DKH: Kobane direnişine destek devrimci dayanışmanın gereğidir..

Ekim 27, 2014 de ADKH adhk tarafından

DKH Kobane

Demokratik Kadın Hareketi (DKH),“Kobane direnişine destek devrimci dayanışmanın gereğidir” başlığını taşıyan bir açıklama yaptı Bu açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (29-09-2014)- “Rojava devrimini boşa çıkarma, bu direnişin yayılmasının önüne geçme ve bu alanı tampon bölge haline getirme projesinin devşirdiği IŞID çetelerinin, Ortadoğu’daki saldırısında binlerce insan katledildi, göçe zorlandı ve bugün Kobane sınırında insan olmanın kimliğine sahip çıkmanın en zorlu sınavlarından biri verilmektedir. Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesi arayışında Kürtleri barış söylemleriyle oyalayıp, bir yandan da sermayenin çıkarları gereği IŞİD zulmünün katliamını aba altından besleyen AKP zihniyetinin ikiyüzlülüğü, bu gün yine Kürt hareketinin halkını onurlu ve kararlı bir şekilde sahiplenme ve savaşma tavrının karşısında teşhir olmuştur.

Bugün Türkiye- Kuzey Kürdistan’da demokratikleşme yönündeki her türlü girişimin faşizan bir şekilde bastırıldığı, ama IŞİD sempatizanlarının üniversitelere satırlarla girip devrimci muhalefeti boğma girişimlerinin görmezden gelindiği, IŞİD’e mühimmat yardımı yapan ve savaşçı gönderen kurum ve kişilerin YPG basın irtibat bürosu tarafından teşhiri yapıldığı halde, IŞİD’e yönelik ülke çapında tek bir operasyonun gerçekleştirilmemesi aksine buna karşı çıkan kitleye dönük saldırılar bize de gösteriyor ki, AKP tarafından palazlandığı açık olan eli kanlı çeteler Kürt halkına yüz yıllardır reva görülen saldırıların zulümlerin bir parçasıdır. Irak’ a bir günde ‘demokrasi ‘ götüren ABD’nin, bugün hava saldırısı yapıldığı yünündeki açıklamalarının YPG tarafından yalanlanması da insanlar katledilirken, kadınlar tecavüze uğrarken meclis binalarında saldırıları durdurma yönündeki tartışmalarının kamuoyunu oyalama girişiminin ötesinde olmadığı gerçeği de bize gösteriyor ki bugün Rojava’da yaşananlar uluslararası bir hesabın bir restorasyon projelerinin sonucudur.

Şengal’de tecavüze uğrayan, köle olarak satılan, Kobane’de en ön saflarda savaşan kadınlarımızın yanında olma sorumluluğu devrimci dayanışmanın gerektirdiği bir sorumluluktur. Kürt kadınlarının yanında olmak ve dayanışmayı büyütmek Türkiye -Kuzey Kürdistan’da tecavüzcüleri teşvik eden hukuki düzenlemelere, kadını eve kapatan, kadının misyonunu mutfak ve yatak odasından ibaret görenlere, kadın katliamlarının önünü açan kadınların kahkahasından kaç çocuk doğuracağına karar verecek kadar pervasızlaşanlara ve kürtaj hakkını tartıştıran söylemlerin altına imzasını atanlara karşı verilen var olma mücadelesinden bağımsız değildir aksine bu mücadelenin bir parçasıdır. Bugün Kobaneli kadınların yanında olma tutumu Türkiye Kuzey Kürdistan kadınlarının var olma ya da yok olma arasındaki tercihlerinin belirleyeceği bir tutum ve ısrardır.

Demokratik Kadın Hareketi olarak Kobane’de savaşan kadınların gücünü ve kararlılığını selamlamakla birlikte yoldaşlarımızı Kobane sınırında nöbet bekleyen halkımızın yanında olmaya ve her alanda Kobane halkıyla dayanışma eylem ve etkinliklerinde aktif rol almaya çağırıyoruz.”

http://www.halkingunlugu.org/

FacebookTwitterGoogle+
adhk tarafından

Faşist T. C.‘nin halka dayattığı gerici savaş konsepti devrimci savaşla aşılır

Ekim 27, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Eylemler2Komünistler olarak bunun siyasetini bugünden oluşturmak, birleşik sosyalist bir Kürdistan gerçeğine göre mücadele hattını örme öngörüsünde bulunmak ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkının sosyalist devrimimizin programsal bir parçası olduğu gerçeğini pratikte de örgütlemek devrimci savaşımızın gereğidir

HABER MERKEZİ (27-10-2014)- Gerici dünyanın barbar yüzünü resmedip bu dünyanın vahşi bir portresi olarak örgütlenmekle birlikte, Ortadoğu’da emperyalist güç ve mizansenlerin bir parçası ve aracı olan İŞİD gericiliğine karşı, Kobane merkezli onurlu direniş ve Kürt ulusunun devrimci dost güçlerle yarattığı savunma hattı, uluslararası gerici güçlerle beraber, Türk hakim sınıfları cephesinde de “yeni” hareketlenmelere neden oldu. Sınıflar mücadelesinin doğal seyri babında, tabii ki bu hareketlenmelerin sosyal gelişmeler açısından bir değeri ve anlamı vardır. Her şeyden önce, devrimle karşı-devrim arasındaki çatışmada, Kobané bu sürecin bir nedeni değil, bir sonucudur. Ancak gerek Türk hakim sınıfları, gerekse uluslararası emperyalist hegemonyanın ilgili güçleri ve gerekse de Ortadoğu’daki yerli gericilikler kendi çıkarları ekseninde süreci biçimlendirmek istemektedir. Halklar ve ilerici devrimci dinamikler üzerinde estirdikleri terör ekseninde bölgeyi dizayn etmeye çalışmaktadırlar. Kobané’ye yapılan saldırı da bu dizayn operasyonunun veya çalışmasının bir parçasıdır.

Her sınıfın kendi çıkarlarına göre ve kendi sınıf dokusuna uygun araçlarla amaçlarını ifade ettiği mevcut sosyal gelişmelerde, kuşkusuz ki ana yön, devrimci olanla gerici olan arasındaki çatışmaların derinleşmesi ekseninde işlemektedir. Ve bu gelişmede bunca sübjektif yetmezliklere karşın, devrimin safları güçleniyor ve gerici egemenliklerin hegemonyasını parçalayan güce evriliyor. Ki bunun öngörüsü bağlamında gazetemiz sayfalarında sürecin devrim açısından dinamik olduğunu, devrimci ve komünist hareketin politikalarıyla sürece yön vermesi durumunda sosyal gelişmelerde devrim lehine olumlu şeyler yaratacağını defalarca ifade etmiştik. Sosyal gelişmeler bunu son derece doğrulamaktadır.

Gerek Kürt Ulusal Hareketi açısından ve gerekse de sosyal devrimler açısından bu dinamizm Kobané direnişi özgülünde, halkların bağımsızlık ve özgürlük tutkusu olarak bayraklaşmıştır. Kobané’de bayraklaşan bu duruş, başta Kürt ulusu olmak üzere ezilen halklar ve boyunduruk altına alınan mazlum uluslar nazarında sınırları aşmış, ezilen halklar bir paydada birleşerek, Kobané özgülünde özgürlüklerini ve devrimi savunmuştur. Sınırları aşarak ortaklaşan bu devrimci tutum, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkının yanında, ezilen sınıf ve halk katmanlarının devrim isteme bilinciyle birleşmiştir. Kobane’den Kuzey Kürdistan coğrafyasına, oradan Türkiye metropollerine ve Avrupa’ya yayılan halk eylemleri, bu duruşla nitelik kazanmıştır. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Eskişehir başta olmak üzere birçok ilde yanan direniş ateşi, Kürdistan coğrafyasıyla birleşmiştir. Sosyalist devrimin dinamik gücü de budur. Ve egemenleri esasta kaygılandıran, barbar askeri yöntemler ve katliamlarla önüne geçmek istedikleri durum da budur. Bundan dolayı Türk hakim sınıfları, parçadan bütünü kuşatma, acil olandan daha az güncel olan arasında bir ayrım yaparak, bir savaş konsepti örgütlemekte, Kürt Ulusal Hareketi ile devrimci, komünist güçleri tasfiye planları yapmaktadır.

Bu stratejik planların bir sonucu olarak;

Rojava devrimi ve bunun önemli bir parçası olarak Kobané’nin tasfiye edilmesi, bazı uluslararası emperyalist güçlerin yanında, özellikle “TC’’ devleti açısından ciddi önemi vardır. Türk hakim sınıfları devleti tarafından sınırda karşılanan ( ki içeri alınması sınırda gösterilen direnişler ve yapılan bin bir türlü pazarlıklar sonucu gerçekleşti) savaş mağduru, çocuk ve yaşlılardan oluşan sivil halka gösterilen “merhamet”, madalyonun yanıltıcı olan yanıdır. Savaşın göçe zorladığı sivil Kürtlere sınır kapatma, sınırları açtıktan sonra yaşanan tutuklamalar ve ardından bir kısmının sınır dışı edilmesi ve faşist Türk devletinin birinci ağzı olan Erdoğan tarafından PYD’nin terörist ilan edilmesi, ülkeye gelen direnişçilerin tutuklanması, manüpilasyon olarak sunulan bu “merhametin” arkasındaki gerçek niyettir. Bu pratik durumun ötesinde, fasist Türk devletinin esas beklentisi ve hedefi, direkt ya da en-direkt saldırılarla Rojava devrimini tasfiye etmek, Kürt ulusunun bölgede oluşacak olası statüsüne müdahale etmektir. Bundan dolayı IŞİD kuşatması paralelinde siyasetini, planına uygun şekillendirmiştir. Tampon bölge, uçuşa yasak alan, NATO’nun müdahalesini, IŞİD’e müdahale sınırlamasından çıkarıp, Esad yönetimi ve kendileri açısından risk gördükleri güçleri kapsama çabası, YPG’yi Suriye’de Esad’a karşı olan güçlerin ( ki bu güçler “ılımlı muhalifler” olarak ifadelendirdikleri güçlerdir ve ’’TC’’ devleti ve emperyalist güçlerin kontrol güçleridir) bir parçası haline getirme çabası, tüm bu planların siyasetidir. Fakat bu planı, ABD başta olmak üzere uluslararası emperyalist güçlerin planıyla uyuşmadı. Ki özellikle ABD bölgedeki hegemonyasını şekillendirirken, Kürtleri ciddi bir dinamik olarak dikkate alıyor ve istediği düzeye çektiği kesimlerle ittifak siyaseti kurmayı planlıyor. Türk devletinin statüsüz Kürt planıyla, ABD başta olmak üzere, emperyalist güçlerin, ”benim statümü” kabul etmiş Kürt planı, somut gerici politikaların şekillendirilmesinde çatışıyor.

Fakat sosyal gelişmeler Türk hakim sınıfları ve ABD’nin başını çektiği emperyalist gericiliğin öngörüsü ekseninde olmadı. Bu dün de olmadı, gelecekte de ezilenlerin boyunduruk altına alınmaya çalışıldığı coğrafyalarda olmayacak. Mutlaka bir direniş mevzisi, onların gerici hegemonyalarına karşı insanlığı savunacaktır. Somutta Kobané’de böyle oldu. YPG ve YPJ önderliği merkezli birçok ilerici, devrimci ve komünistlerin ördüğü direniş, Kobane’yi savunmakla sınırlı kalmamış, insanlığın özgür geleceğini savunarak sınırları aşan bir direniş mevzisine dönüşmüştür. Bu eksendeki bir duruş Türk hakim sınıfları açısından da uluslararası gericilik açısından da tehlike kapsamındadır. ”Düşecek” diye hayal kurulan Kobané direndikçe, ezilen halklar bu direnişi büyüttükçe, gericilik tarafından bu “tehlikeli duruşa” müdahale etme siyasetleri geliştirilmeye çalışıldı. ABD emperyalizminin direk PYD ile görüşmesi, bazı emperyalist güçlerin silah yardımı tartışmaları, bugün onlar açısından kontrol dışı duran bu direniş ve gücü “kontrol altına “ alma sürecidir. Tehlike açıktır. Emperyalist hegemonya kendi statüsüne biat etmiş yeni bir toplumsal dinamik peşindedir. Yoksa onlar ne Kürt halkının dostudur, ne de ezilen halkların acılarını anlayabilir. Onlar kendi çıkarları için dünyayı halkların kanıyla kan gölüne çeviren gerici barbarlıklardır.

Bir noktanın altını özellikle çizmek isteriz: “Emperyalistler silah getirecek biz de onlardan silah alarak savaşacağız’’ anlayışı kabul edilemez bir durumdur. Halbuki hem dünya genelinde hem de Ortadoğu ve Kürt ulusu özgülünde tarihten bugüne yaşanan bütün olumsuzlukların, haksızlık ve zulümlerin, işgal ve ilhakların, sömürü ve katliamların bizzat sorumlusu emperyalist kapitalizmdir. Dolayısıyla şartlar değişti vb gibi yaklaşımlar eşliğinde emperyalistlerden medet umulması çok açık bir tasfiye sürecine kerhen de olsa rızalık gösterilmesi durumudur.

Öte yandan Öcalan’ın, Kürt ulusu ve ezilenlerin 6-7 Ekim’de doruğa çıkan son ayaklanma pratiğini kesmesine yönelik tavrının da olumsuzluk içerdiğini özellikle vurgulamak isteriz. Bu gelişmelerin önemli bir kırılma noktası olarak kendini dışa vurduğunu belirtmek isteriz.

Kısaca belirtmek isteriz ki Kürt ulusu açısından süreç, Lozan sınırlarını aşarak parçaların birleşmesi ve kendi kaderini özgürce tayin etme konusunda, önümüzdeki gelişmeler ciddi olanaklar ortaya çıkaracaktır. PKK, PYD başta olmak üzere Kürt Ulusal Hareketleri bu önemli olanakları nasıl değerlendirecek bunu önümüzdeki süreçlerde göreceğiz. Fakat bu tarihsel olanaklar doğru kullanılmazsa ve dönemsel bazı reformlara, bir parça üzerinde Kürtlerin özgür olma stratejilerini boşa çıkaran ittifak politikalarına (ki bu güncel bir risktir) bu olanaklar heba edilirse, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme ve ulusların tam hak eşitliği hakkı darbelenecektir. Komünistler olarak bunun siyasetini bugünden oluşturmak, birleşik sosyalist bir Kürdistan gerçeğine göre mücadele hattını örme öngörüsünde bulunmak ve Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkının sosyalist devrimimizin programsal bir parçası olduğu gerçeğini pratikte de örgütlemek devrimci savaşımızın gereğidir. Kürtler açısından da komünist ve devrimciler açısından da bu savaş dinamiği Kobané sınırlarını aşarak oluşan halkımızın somut gerçekliğidir. Bizler geleceği bu devrimci halk dinamiğiyle kazanacağız. Halk gerçekliğini daha ileri düzeyde devrimci savaşımızın ihtiyacı olarak örgütleme dışında bir arayış bizi halkın çıkarlarını savunan savaş mevzilerinden uzaklaştırır. Bu anlamıyla Kobané’yi kuşatan IŞİD terörüne karşı, Kürtlerin kendi özgücüne ve devrimci dostlarına dayanarak ördüğü direniş, sadece IŞİD kuşatmasını kırmamakta, başta faşist Türk hakim sınıflar gericiliği olmak üzere, emperyalist hegemonyayı darbelemektedir. Süreci er ya da geç kazanmak, bazen gerileyerek, bazen mevzilerden geri çekilerek ve bazen de mevzileri kaybederek de olsa, nihai zafere gitmek bu dinamiklerin savaş gücüdür.

Genel olarak emperyalist güçlerin ve konumuz babında daha somut olarak Türk hakim sınıflarının, üstünde plan yaptığı ve önünü kesmek için politikalar geliştirmeye çalıştığı, kendi varlıkları için tehlike içeren bu stratejik durumdur. Tarihsel koşullar Kürt ulusuna, Kürt Ulusal Hareketi önderliğinde geliştirdiği savaşın gücüyle statü yaratıyor. Bu statünün düzeyi ve niteliği meselenin ayrı yönü ve siyasal ideolojik boyutuyla tartışma konusu olabilir. Ama Kürt ulusu için bir statü bile gericilik için tehlikedir. Kürtler için ise elbette ki pozitif ve ileri doğru adımdır. Bütün bunların yanında gelişen savaş koşulları, devrimci, ilerici ve komünist güçleri yan yana getiriyor, kitlesiyle, örgütlü savaş gücüyle Kürt ulusu ile ezilen halklar arasında devrimci ilişki güçleniyor. Ortaklaşan talepler, mevcut işçi direnişlerinde de, öğrenci eylemlerinde de, sokak direnişlerinde de aynı dilde gerici devlet egemenliğine yöneliyor. Üstüne basarak ve önemle ifade ediyoruz ki, tam da bu kesitte faşist ’’TC’’ devletinin mevcut hükümeti olan AKP iktidarı tarafından ortaya atılan plan doğru okunmalıdır.

Faşist gericiliğin “çözüm planı” ve “iç güvenlik paketi”, devrimci savaşı tasfiye planıdır!

Faşist devletin uzun süredir Kürt Ulusal Hareketi‘ni oyalama planı olarak kullandığı “barış” sürecinin “çözüm’’ planı ve yargıdan polisin yetkilerine kadar bir yığın faşist düzenlemeyi içeren “iç güvenlik paketi”, birbirine bağlı karşı-devrimci siyasetin ayaklarını teşkil etmektedir. Her iki plan da devrimci siyaseti ve savaşı tasfiye etme planıdır. Birinin reformlar adı altında bir yönelimle, diğerinin açık faşist yöntemlerle sosyal pratiğe geçirilmesi özünde bir farklılık değildir.

Komünistler olarak bu meseleyi burjuva hukuk içinde tartışarak tavır belirleme durumunda değiliz. Kopenhag, Ankara, Oslo ya da Avrupa Birliği kriterlerine göre ileri geri tartışması devrimci ve komünistlerin tartışma zemini değildir. Reformlar için de mücadele edilebilir gerçeği, bu tartışmanın niteliğiyle örtüşmemektedir. Biz mevcut planı, karşı-devrimle savaşımızda ne anlama geldiğini deşifre etmek için meseleyi devrimci savaş açısından ele almak durumundayız. Plan açıktır. Devrimci duruşla merkezileşmeye doğru evrilme dinamiği gösteren süreçte, kimi anlayışlar üzerinde yeniden reform, ”çözüm süreci”, “barış” gibi beklentiler yaratmak ve bir kesim dinamiği yeniden kendi zeminine çekmek… Daha somut olarak, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasıyla sınırlı kalmayacak bu projenin, Rojava devrimini tasfiye etme boyutu da vardır. IŞİD kuşatmasıyla kırılamayan Kobané direnişi, şimdi çözüm planı adı altında sürece eklemlenerek tasfiye edilmek isteniyor. Bir nevi bir taşla iki kuş vurulmak isteniyor. ”Çözüm süreci’’ planına dahil edilmeye çalışılan Rojava devrimiyle hem oradaki Kürt dinamiği ehlileştirilmeye ve entegre edilmeye hem de Suriye yönetimi üzerinde avantajlı durum yaratılmaya çalışılacak. Tampon bölge oluşturma siyasetinin tutmadığı yerde ikinci kart olarak oynayacağı budur. Bir yandan bu ayak işletilirken, diğer yandan da savcılar ve polisler sınırsız yetkilerle donatılarak, gelişecek kitle hareketleri katliamlarla sindirilmek istenmektedir. Son eylemlerde onlarca insanı katleden faşist gericilik, bunu yeterli bulmamakta, sokaklarda polise sınırsız katletme yetkisi vermektedir.

Bu aynı zamanda önümüzdeki süreçte devrimci savaşın, kitle hareketlerinin, işçi ve emekçilerin hak arama eylemlerinin yoğunlaşacağı, savaşta öne çıkacak olan büyük kentlerdeki devrimci hareketlenmelere karşı uygulanacak faşist politikanın özüdür. Mevcut haliyle toplumu kuşatma altına alan, TCK, CMUK, ”Terörle Mücadele Kanunu” ve ağırlaştırılmış özel donanımlı mahkemeler yetmiyor ki, bu kanunlar ve mahkemeler, kurumlarıyla birlikte en barbar yetkilerle yeniden donatılıyor.

Dinleme, arama, el koyma, alıkoyma ve tehdit gibi durumlarda içerik tamamıyla devletin militarist güçlerinin keyfiyetine bırakılıyor. Bu keyfiyetin, kafatasçı bir şekilde eğitilen militarize güçler için, sınırsız katliam ve işkence olduğunu belirtmeye dahi gerek yoktur. Aramada “kuvvetli şüphe” yerine “makul şüphenin” konması, sokak ve ev infazlarının ve keyfi tutuklamaların sıradanlaştırılmasıdır. Boynumuza attığımız atkı, puşu gibi günlük kullandığımız giyim envanterlerinden dolayı, yıllarca zindanlarda yatmak ya da “dur” ihtarına uymadı diye kurşunlanmak, sobayı yakmak için bulunan benzinden dolayı dahi ceza almak, faşist özel donanımlı mahkemelerin ve polislerin “hukuku” olacaktır. TCK‘nın anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar başlığında sayılan silahlı örgüt ve örgüte silah sağlama “suçu” , “Ana yasa ihlali” , ”yasama organına karşı suç” , ” hükümete karşı suç” vb gibi suçlamalarla taşınmaz, gayrı menkuller dahi mal varlığına el koyma, keyfi dinleme, gizli soruşturmacı görevlendirme, dosyaya gizlilik engeli koyma, planlanan bu yeni sürecin rutin uygulamaları olacaktır.

Bu uygulamaların burjuva hukukundaki ileri ve geri tartışmasında biz taraf değiliz. ”Çözüm planı da”, ”iç güvenlik paketi de” , “yargı reformu da” devrimci ve komünistlerin, Kürt Ulusal Hareketi‘nin yürüttüğü devrimci mücadeleyi tasfiye etmeyi, egemenler açısından en başarısız durumda bu mücadeleyi kabul edilebilir düzeyde tutmayı hedefliyor. Kuskusuz bunun emperyalist yayılmacılığın önünü açan boyutu da vardır. Bizim bütün bu uygulamalara vereceğimiz cevap Sosyalist Halk Savaşı öncülüğünde devrimci savaşımızdır. Başta Kürt Ulusal Hareketi olmak üzere, sınırları aşarak, her bir coğrafyada katledilen, kuşatılan Kürt‘ün acısını acısı bilerek direnişe geçen Kürt serhildanları, egemenleri devrimci savaşla ezmeye muktedirdir. Kürt‘ün acısı, uğradığı tarihsel haksızlıkları, ezilen emekçilerin devrimci savaşında birleştiren devrimci ve komünistlerle süreci örgütlemek, esas ittifak politikası ve birlik zeminimizdir. Ana yönelimimiz bu savaş zeminini büyütmek ve daha nitelikli kılmaktır. Bunun dışında ezilen halkların dostları olmayan güçlerle bir çözüm planı, mevcut ortaya çıkmış devrimci dinamiklerin gerisine düşmektir, çözümsüzlüktür.

Ve tüm ezilen halk dinamikleri olarak, faşist gericiliğin kendileri açısından hukukunu oluşturmaya çalıştıkları “yasal” zemin, halklar nazarında meşru değildir, bir avuç barbarın, yobazın, sermayedarların kendilerini koruma zeminidir. Yasalarla kendilerine yaratmaya çalıştıkları bu “yasal” zırh devrimci savaşla parçalanmalıdır. Bu yasalar sokakları tutuşturan özgürlük ateşimizi harlamaya vesile olur ancak… Bu bilinci kuşanarak, Kürt ulusunun üzerindeki tüm baskıların son bulması, ulusların tam hak eşitliği şartlarında yaşaması, ezilen sınıf ve halk katmanlarının üzerindeki sömürü ve zulmün son bulması vb kavgasını büyütmek ezilen sınıf ve katmanların sınıf çıkarları eksenindeki net duruştur.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Bern ve Zürih’te Cumartesi Anneleri için oturma eylemleri

Ekim 26, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

bernİsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği ile İsviçre Güçbirliğinin de aralarında olduğu Cumartesi Anneleriyle Dayanışma Komitesi’nin çağrısıyla, dün Cumartesi Annelerinin eylemlerinin 500 Haftasında, Türkiye’deki eylemlerle aynı saatte Bern ve Zürih’te oturma eylemleri düzenlendi  

ZÜRİH (26-10-2014)- Kayıpların fotoğraflarının ve Almanca dövizlerin taşındığı eylemde komite adına Türkçe ve Almanca basın açıklaması yapıldı. Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Türkiye’de özellikle 1980 ve 1990’lı yıllarda yüzlerce insan devlet tarafından kaybedilmiş, binlerce kişi de devlet destekli ya da bizzat kamu görevlisi failler tarafından faili meçhul kalacak şekilde öldürülmüştür. Türk devleti henüz çok yakın bir tarihte, 10 Ocak 2013’te, Paris’te, siyasi mülteci 3 Kürt kadını olan Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’i katletmiştir. Bu ölümlerin Türk devletinin istihbarat örgütü tarafından gerçekleştirildiği delilleriyle birlikte ortaya çıkmıştır. Türkiye’de bu faillerin hiçbiri ceza almış değildir. O dönem sorumlu makamlarda bulunan birçok kişi bugünkü iktidarda milletvekili, bakan, parti görevlisi ya da çeşitli görevlerdeki bürokratlar olarak görev almaya devam etmekte ve korunmaktadır…

Türkiye, yıllardır imzalamaktan kaçındığı BM Herkesin Zorla Kaybedilmesinden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalasın! Dünya kamuoyuna sesleniyoruz: Yokedilmek istenen yalnızca evlatlarımız değil, insanlığın vicdanıdır. Dünyanın her bir yanında yüz binlerce insanı hedef alan insanlığa karşı bu suç karşısında susmayın! Kayıplar mücadelesini destekleyin. Sesinizi bizlerin hakikat ve adalet talebimize katın. Biz mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki eğer vazgeçersek evlatlarımız o zaman gerçekten kaybolacak, insanlık onuru o zaman zedelenecektir.“

Ardından kaybedilen Ali Tekdağ’ın eşi Hatice Tekdağ yaptığı konuşmada “Kayıplarımız bulununcaya kadar mücadelemiz sürecek“ dedi. Kaybedilen Fehmi Tosun’un yakınının Tosun’un hayatı ve mücadelesini anlatan konuşma yapmasının ardından eylem sona erdi.

adhk tarafından

Hamburg’da 500. Haftasında Cumartesi Anneleriyle dayanışma eylemi

Ekim 25, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

hhADHK’nın da bileşeni olduğu Hamburg Demokratik Güçbirliği Platformu Cumartesi Annelerinin 500 Hafta eylemiyle dayanışma mitingi gerçekleştirdi

HAMBURG (25-10-2014)- Hamburg’da 500 Haftasında Cumartesi Annelerinin Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları eylemle dayanışma mitingi gerçekleştirildi. İçerisinde ADHK Hamburg örgütlülüğünün de olduğu Hamburg Demokratik Güçbirliği Platformu’nun örgütlediği miting Hamburg merkez istasyonunda gözaltında kaybedilenler şahsında tüm devrim , sosyalizm ve bağımsızlık mücadelesinde yitirilenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Demokratik Güçbirliği Platformu konuya ilişkin açıklama yaparken aynı zamanda İstanbul’da İHD’nin hazırlamış olduğu yazı da Almanca ve Türkçe okundu. Mitingde ayrıca 19 Ekim 1995’de gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kaybolma sürecinin anlatıldığı bir yazı da okundu. Katılanların da söz hakkı alıp konuştukları miting devam eden Rojava, Kobane, Şengal direniş sürecine tüm kitlelerin seferber olması çağrısı yapılarak sloganlarla sona erdi.

adhk tarafından

1 Kasım’da dünya Kobanê için ayağa kalkacak

Ekim 24, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

kobaneBRÜKSEL (24-10-2014) Aralarında Nobel Barış Ödülü sahipleri ve filozofların da olduğu binlerce kişinin çağrısı ile 1 Kasım günü Dünya Kobanê Günü ilan edildi Dünyanı dört bir yanında komiteler kuruldu ve yüzlerce yürüyüş organize edildi

Paris’ten Berlin ve Roma’ya, oradan İskandinav ülkeleri, Latin Amerika, Avustralya, Pakistan ve Hindistan’a kadar dünyanın dört bir yanında 1 Kasım Dünya Kobanê Günü için yoğun bir çalışma yürütülüyor. Yazarlar, sanatçılar, Nobel ödüllüler, akademisyenler, filozoflar, tarihçiler, gazeteciler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve parlamenterlerin aralarında olduğu binlerce kişi Kobanê için ayağa kalkmaya çağırdı.

BİNLERCE ÇAĞRICI

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) ve “Peace camping” inisiyatifiyle yapılan “DAİŞ’e karşı, Kobanê ve insanlık için küresel seferberlik” çağrısına ilk dört günde 130 tanınmış isim imza attı. Bu çağrıyı destekleyenler arasında bulunan KNK’nin Yürütme Konseyi Üyesi Adem Uzun’a göre, çağrıcıların sayısı binlere ulaştı.

Aralarında dilbilimci profesör Noam Chomsky, Arjantinli Nobel Barış Ödüllü Adolfo Perez Esquivel, Güney Afrikalı Nobel Barış Ödüllü Başpiskopos Desmond Tutu, Dünya Doktorlar Örgütü Başkanı Michel Rolan’ın da olduğu çağrıcılar Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarına karşı küresel düzeyde bir seferberliğin önemli olduğunu kaydetti.

Çağrıcılar koalisyonun uluslar arası hukuk çerçevesindeki görevlerini yerine getirmediğini, başta Türkiye olmak üzere koalisyonun bir çok üyesinin DAİŞ askeri ve finansal destek verdiği tepkisinde bulunuyorlar.

“Eğer uluslararası toplum demokrasinin Ortadoğu’da kök salmasını istiyorsa Kobanê’de Kürtlerin direnişini desteklemeli” diyen çağrıcılar, 1 Kasım’da sokaklara çağırarak “Küresel aktörlere şu büyük mesajı vermenin zamanı geldi: Başka bir politika mümkündür” dedi.

DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA YÜRÜYÜŞLER ORGANİZE EDİLİYOR

ANF’ye konuşan Adem Uzun, Kobanê direnişi ile birlikte özellikle Birinci Dünya Savaşı ile başlayan dünya tarihini iyi bilen insanların tarihi karşılaştırmalar yaparak Kobanê’yi anlamaya çalıştığını belirtti.

Kobanê için 1930’larda İspanya’da faşizme karşı verilen savaş sırasında yaşanan katliamlar, Srebrenitsa, Ruanda ve Halepçe katliamlarının örnek gösterildiğini ifade eden Adem Uzun, uluslararası toplumun direnişlere aktif destek sunmaması nedeniyle bu katliamların gerçekleştiğini kaydetti.

Uzun, Batılı toplumsal aktörlerin yaklaşımını şöyle ifade etti: “Kobanê ve Şengal’de Kürtlere bir katliam girişimi var. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Oradaki direnişi Stalingrad’da Hitler faşizmine karşı direnişe benzetererek bir muhasebe yaptılar. Böylece direnişe sahip çıkma çalışması başlatmak istediler. Bunun için bazı dostlar hemen bir metin hazırladılar. Dört gün içinde toplumun vicdanı dediğimiz aydınlara ve şahsiyetlere gönderdiler, hemen imza da aldılar. Bunlar Kobanê direnişine sahip çıkmanın insanlığa ve demokrasiye, onura sahip çıkmak olduğunu düşündüler.”

Bu çağrı duyulur duyulmaz dünyanın farklı bölgelerinde aynı düşünceyi paylaşan insanların hemen inisiyatif alarak çağrılar yaptığı ve yürüyüşler organize ettiğini belirten Adem Uzun, Hindistan, Japoınya, Pakistan, Ekvator, Peru, Arjantin, İtalya va İspanya’yı buna örnek gösterdi.

KOBANÊ 21. YÜZYILIN DİRENİŞ SEMBOLÜ OLDU

ANF’nin organizatörler aldığı bilgilere göre Hindistan’da 6 yürüyüş, İtalya’da 25 yürüyüş, Almanya’da 18 ve Fransa’da 6 yürürüyüş organize edilecek. Bu yürüyüşler Batılı toplumsal aktörler tarafından organize edilirken, Kürtlere de kitlesel katılım çağrıları yapılıyor.

“Kobanê direnişi 21 yüzyılın direniş sembolü olarak ele alındı” diyen Adem Uzun, barış hareketlerinin Kobanê direnişini barışın başlangıcı olarak ele aldığını söyledi. Uzun, tüm yürüyüşlerde bir tarafında “Barış için Kobanê’yi koru”, diğer tarafında “Direnişe destek ver” yazılı dövizler taşınacağını açıkladı.

Barış hareketlerinin yanısıra solcuların Kobanê direnişini faşizme karşı mücadele, siyasi partilerin demokrasi mücadelesi, aydınlar ve yazarların onursal-ahlaki bir mücadele olarak ele aldığını dile getiren Uzun, “Herkes Kobanê şahsında buluşuyor. Kobanê 21. yüzyılda insanlığın barış direniş demokrasi sembolü oluyor” vurgusunda bulundu.

PKK’YE YAKLAŞIMI DA DEĞİŞTİRECEK!

Kobanê’nin “biraz dengeler değiştirdiği” tespitinde bulunan Uzun, “Kobanê bir çok çevreyi de birleştiren bir mıknatıs oldu. Farklı güçleri bir çatı altında toplayan bir forum gibi” diyerek, sadece solcular değil, çevreciler, muhafazakarlar, kiliseler, insan hakları kurumları ve uluslar arası kuruluşların da çağrıya ortak olduğunu söyledi.

Araplar, Ermeniler, Asuriler, Farslar gibi Ortadoğu kökenli hakların da destek verdiğini belirten Uzun, “Biz Kürtler de elimizden geldiği kadar destek vereceğiz. Dayanışma komiteleri ve örgütlenme komiteleri aracılığı ile halkımızı yürüyüşe katmaya çağırıyoruz” dedi.

Uzun, bu küresel seferberliğin “uluslararası güçleri PKK’ye ilişkin yaklaşımlarını değiştirmesine de vesile olacağını” sözlerine ekledi.

ANF

adhk tarafından

RedHack Cumartesi Anneleri için hackledi

Ekim 23, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

RedHack40RedHack, gözaltında kayıplara karşı mücadele eden Cumartesi Annelerinin iki gün sonra yapacağı 500 hafta eylemi öncesinde, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun web sitesini hacklediğini duyurdu

HABER MERKEZİ (23-10-2014)- RedHack Cumartesi Annelerinin 500. Hafta eylemi için Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun web sitesini hackledi.

RedHack çökerttiği sayfada, Cumartesi Annelerinin eylemlerinden görüntüleri, “Oğlumun kemiklerini bulursam, koynumda taşıyacağım. Çünkü oğlumu çok özledim” sözleri ile Berfo Ana’nın, “Oğlumun katilini affetmeye hazırım. Siz sadece kimi affedeceğimi gösterin” ifadelerini yayınladı.

Cumartesi Anneleri’nin 500. buluşmasına katılım çağrısı yapan RedHack, “Bu Cumartesi karanfilini al, Galatasaray Meydanı’nda ol! Benim Annem seni çağırıyor” ifadelerine yer verdi.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Kobanê’nin doğu ve güney cephelerinde şiddetli çatışmalar devam ediyor

Ekim 23, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

Kobane catsmalar10IŞİD’in saldırılarına karşı direnişi sürdüren Kobanê’de, YPG savaşçıları ile IŞİD üyeleri arasında özellikle doğu ve güney cephelerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor

HABER MERKEZİ (23-10-2014)- Kobanê’nin doğu ve güney cephesinde YPG savaşçıları ile IŞİD üyeleri arasındaki çatışmalar devam ediyor. IŞİD’lilerin dün gece boyunca saldırıları sürerken, özellikle sınır kapısının bulunduğu bölgenin havan atışlarıyla sürekli bombalandığı bildirildi. Havan toplarının bazılarını kuzey tarafına düştüğü de belirtildi.

Bomba yüklü araç imha edildi

ANF’nin haberine göre dün gece IŞİD saldırılarına karşı YPG savaşçılarının cevap vermesiyle başlayan çatışmalar, doğu ve güney cephelerinde şiddetlenerek devam ediyor. 6 IŞİD üyesinin öldürüldüğü çatışmalarda, bomba yüklü bir araç imha edilirken bir araç da darbelendi.

Bölgedeki ANHA muhabirlerinin bildirdiğine göre, çeteler doğu cephesinde saat 20.30 sıralarında bomba yüklü bir araçla YPG mevzilerine saldırı düzenlemek istedi. Ancak YPG savaşçıları IŞİD saldırılarına karşılık vererek bomba yüklü aracı imha etti.

Çatışmalarda 3 IŞİD üyesi öldürüldü

IŞİD üyelerinin bu araçları Til-Ebyad’da hazırlayarak Kobanê’ye gönderdiği bilgisi alındı.

Güney ve doğu cephesindeki şiddetli çatışmalar halen devam ederken, yaşanan çatışmalarda 3 IŞİD üyesinin öldürüldüğü bildirildi.

http://www.halkingunlugu.org/