adhk tarafından

Tutsaklarla dayanışmayı büyütelim

Nisan 23, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

gebze hapishaneGebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesinde TKP/ML-TİKKO, MKP ve MLKP’li kadın tutsaklara yönelik yapılan saldırılarıyı protesto etmek için hapishane önündü basın açıklaması yapılacak

HABER MERKEZİ (23-04-2015)- Yeni Demokrasi Aileleri Birliği (YDAB), Yeni Demokrat Kadın (YDK), Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri (PŞTA) ve Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu (ÖTSP), Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’ndeki keyfi uygulamalara karşı eylem çağrısı yaptı.

Kurumların ve tutsak yakınlarının yapmış olduğu çağrı metnini olduğu gibi yayınlıyoruz:

“Geçtiğimiz dönemlerde Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesinde TKP/ML-TİKKO, MKP ve MLKP’li kadın tutsaklar mahkemeye götürülüp getirilirken çıplak arama dayatması uygulanmıştı. Asker ve hapishane idaresi eşliğinde, tutsak kadınların bu uygulamayı kabul etmemesi ve direnmesi üzerine fiziksel ve cinsel saldırılarda bulunularak kadın tutsaklar darp edildi.

Dolayısıyla tutsaklar mahkemeye her götürüldüklerinde maruz kaldıkları bu keyfi uygulamayı reddettikleri ve direndikleri için her seferinde yeni yeni mahkemelerin ve cezaların önü açılmış oldu. Devrimci tutsakların iradesini teslim alamayan ve kıramayan hapishane idaresi, şimdi de tutsakların mahkemede ifade verme hakkını gasp etmek istiyor. Tutsakları hapishane sınırları dışına çıkarmadan ifade işlemini tamamlamak isteyen hapishane idaresi, bunu İnfaz Hakimi’ni hapishaneye getirerek yapmak istiyor. Böylece Gebze Kadın Hapishanesi idaresi aynı zamanda, tutsakların 2010 yılında kazandıkları ve mahkemede sözlü savunma verme hakkına da saldırmış oluyor.

Tüm bu saldırılar karşısında devrimci ve komünist tutsaklar ise bu saldırılara kuşkusuz bir panzehir olan direnişi büyüterek karşılık veriyorlar. Tecridin yalnızlaştırıp, bireyselleştirici etkisine karşı devrimci kolektif ruhu harekete geçirip, örgütsel mekanizmalarını kurup, koruyarak, üreterek yaşamlarını örgütlüyor. Ancak şu da bir gerçek ki devrimci ve komünist tutsaklar tecrit, tredman saldırısına karşı direniş ve mücadelenin tek öznesi değildir. “İçeri”de verilen mücadeleye “dışarı”dan da omuz vermek, kazanımı hızlandıracaktır. Nasıl ki F tipi saldırısı sadece devrimci ve komünist tutsaklara yönelik olmayıp, tüm toplumu sindirmeyi ve teslim almayı hedefliyorsa; karşı koyuş da dün olduğu gibi bugün de “dışarı-içeri” ayağı birlikte örülerek aşılabilir.

Tutsakların tüm bu yaşadıklarına dair Gebze Kapalı Kadın Hapishanesi önünde bir basın açıklamamız olacaktır. Bu saldırıları devrimci irade ve ortak karşı koyuşla geri püskürtebilmek için; tüm duyarlı, devrimci demokrat, yurtsever kamuoyunu onurumuz olan tutsakları sahiplenmeye ve bu saldırılara karşı omuz omuza mücadele etmeye çağırıyoruz!”

Devrimci tutsaklar yalnız değildir!

Tutsaklara yapılan saldırılara ve keyfi uygulamalara son!

Yaşasın devrimci dayanışma!

27 Nisan Pazartesi, 09.00’da Okmeydanı Özel Hastanesi önünden (Nişangah Durağı) araç kaldırılacaktır.

11.30’da Gebze M Tipi Kadın Kapalı Hapishanesi önünde basın açıklaması olacak”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

ATİK’ten Yürüyüşlere Çağrı

Nisan 21, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

atik-logoALMANYA (21-04-2015) ATİK’e yönelik tutuklamaları protesto etmek için Almanya merkezli yürüyüş düzenleniyor Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu, Avrupa’nın bir çok şehrinde yapılacak yürüyüşlere çağrı yaptı. 25 Nisan 2015 tarihinde Frankfurt’ta yapılacak Almanya merkezli yürüyüşe güçlü katılım çağrısı yapan ATİK’in çağrı metni şöyle;

ŞİMDİ HEPİMİZ ATİK’LİYİZ!

Çünkü; Devrimci Mücadele Her Yerde Meşrudur!

15 Nisan günü, saat 17:30 sularında, Almanya’nın 4 eyaletinde, eşgüdümlü olarak, Federal Yargıtay’ın acil tutuklama kararına dayanılarak, Federal Kriminal Daire‘sine bağlı özel timler tarafından 7 ATİK üyesi ve aktivisti haksız yere tutuklandılar. Ayrıca özel timlerin bu operasyonunda bir çok ev arandı, kapı ve pencereler kırıldı, evler darmadağan edildi ve tutsak yakınları taciz edildiler ve korkutuldular.

Aynı zamanda benzer bir operasyon İsviçre Bern’de yapıldı ve bir kişi tutuklandı. 15 Nisan ve 18 Nisan’da Yunanistan/Atina’da iki ayrı operasyonda 3 kişi daha tutsak alındı. Ve yine 18 Nisan günü Fransa’nın Rems kentinde 1 kişi tutuklandı. Almanya dışında tutuklananlar Almanya’ya iade edilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktalar.

Bütün tutsaklar, Almanya Ceza Hukukunun (anti-terör yasası) 129. Paragrafındaki a ve b bendine bianen ‘‘Türkiye Komunist Partisi/Marksist-Leninist‘‘in üyesi ve yöneticisi olmakla suçlanmaktalar ve yargılanmak istenmekteler. Tutsakların hepsi izolasyon hücrelerinde ağır koşullarda bulunmaktalar. Özgürlük tutsaklarından bazıları geçmişte Türkiye zindanlarında çok ağır işkence muamelesine maruz kalmış olmasına rağmen devrimci direniş örnekleri sergileyen ve bu onurlu tavırlarından dolayı devrimci hareketler nezdinde büyük saygınlığı olan fakat gelinen aşamada ölümcül hastalıkları olan ve düzenli tedaviye ihtiyaç duyan insanlardır.

Almanya’daki Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilere karşı başlatılan bu son baskı ve saldırganlık örneği, Alman devleti ve şimdiki hükümeti içindeki derin anti-komunist tutumun ve yine faşist AKP hükümeti üzerinden TC rejimiyle kurduğu sıkı işbirliğinin dolaysız bir ürünüdür. Bu nedenledirki; TC devletine ve hükümetlerine karşı takındıkları aktif devrimci tutumlarından ve aynı zamanda yurtdışında yaşayan işçilerin, kadınların ve göçmenlerin sosyal/siyasal kurtuluş mücadelelerine öncülük etmelerinden kaynaklı olarak Alman Devletinin baskı ve şiddetine maruz kalmaktalar. ATİK’in HDP çatısı altında Kürtlerle, Alevilerle, Gayri-Müslim toplumlarla,LGBTİ’lerle ve diğer devrimci sosyalistlerle seçim çalışmalarında aktif olarak yer alacağını açıklamasından sonraki süreçte gelişmesi de, yapılan bu operasyonu manidar kılmaktadır.

Bizler, devrimci ve muhalif insanların haklarının gasp edilmesine, devlet şiddetine ve kapsamlı politik baskılara maruz kalmasına kesinkes karşı çıkıyoruz. Bizler, uluslararası kamuoyunu özgürlük tutsaklarını sahiplenmeye, onların derhal serbest bırakılması talebini yükseltmeye çağırıyoruz. Bu bağlamda demokrat, ilerici ve devrimci örgütleri ve şahısları düzenleyeceğimiz kitlesel yürüyüşe katılmaya ve hep birlikte politik tutsaklara özgürlük talebini haykırmaya davet ediyoruz.

Yaşasın Enternasyonal Dayanışma!

Bütün Politik Tutsaklara Özgürlük!

#ATİKYalnızDegildir!

Yürüyüş: 25 Nisan 2015 Cumartesi, Saat 13:00

Kaisersack, Frankfurt (Merkez Gar önü)

http://www.atik-online.net/

adhk tarafından

Basel; 1915 Ermeni soykırımını unutma ve unutturma!

Nisan 21, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

isvicreSınıf Teorisi tarafından Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde Nisan 1915 Ermeni soykırımının 100 yıl vesilesiyle „Tarihin iki zıt kutubu bağlamında Ermeni Soykırımı ve Kuruluş“ başlığı altında gerçekleştirmiş olduğu sempozyumlar dizisinin İsviçre ayağı 19 Nisan Pazar günü Basel`de, yapıldı.

Basel (21-04-2015) Sınıf Teorisi tarafından Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde Nisan 1915 Ermeni soykırımının 100. yıl vesilesiyle „Tarihin iki zıt kutubu bağlamında Ermeni Soykırımı ve Kuruluş“ başlığı altında gerçekleştirmiş olduğu sempozyumlar dizisinin İsviçre ayağı 19 Nisan Pazar günü Basel`de, tarihci Dr. Meline Anumyan, araştırmacı-yazar Ragıp Zarakolu, yazar-ressam Muzaffer Orucoğlu ve Sınıf Teorisi`nden bir temsilcinin katılımıyla yapıldı.  Etkinliğe İsviçre’nin birçok kantonun yanısıra Almanya`dan ve Fransa’dan kitle katılımı oldu.

Sempozyumda ilk sözü alan Dr. Meline Anumyan katliam sürecinin genel panoramasını ele alan, „Ittihatcilarin yargılandığı mahkeme Belgelerinde (1919-1921) Ermeni Soykırımı Gerçeği“ başlıklı bır sunum yaptı.

İttihatçıların, Ermenileri imha etme konusundaki siyasetleri, 1919-1921 tarihlerinde olağanüstü askeri mahkemelerde görülmüş olan 60’ın üzerindeki dava sonucunda kabul edilen kararlar sayesinde Osmanlı tarafından resmi olarak telin edildiginevurgu yapan Anumyan, „ Tüm bu davalar Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin tehciri ve kitlesel katliamları suçlamasıyla açılmıştır. İttihat ve Terakki Partisi ve hükümeti üyeleri, yargılanmalarında, Ermenilerin tehciri ve imhası Nisan-Temmuz 1919 tarihlerindeki konusunda rol oynamış olan “Teskilat-ı Mahsusa örgütünü kurmuş olmanın haricinde, ülkeyi sebepsiz yere savaşa sürüklemek. ekonomik çlkar sağlamak, karaborsada faaliyette bulunmak ve ülke güvenliğini tehlikeye atmakla sorglanmaktaydı. Ermenistanlı profesör Nikolay Hovhannisyan’ın belirtmiş olduğu gibi, bu yargılamalar sonucunda verilen hükümler sayesinde Osmanlı hükümeti, Ermeni soykırımını resmen tanımıştır. Bu davalar, aynı zamanda Ermeni Soykırımı olgusunun tasdik edilmesi açısından da önemlidir, çünkü yöneltilen suçlamalar, dava süresince dinlenen şahitler ve davalıların ifadeleri, okunan şifreli telgraflar ve özellikle de kararlari ihtiva eden belgeler, Ermenilerin toplu kıyımlarının, İttihat Partisi ve hükümeti tarafindan taammüden ve planlı bir şekilde gerekleştirilmiş olduğunun inkar edilemez kanıtlarını teşkil etmektedir“ dedi.

İmparatorluğun nihai çöküşle karşı karşıya bulunmasından dolayı, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki ateşkes döneminde hızla değisen hükümetlerin Ermeni Soykırımı sorumlularını açığa çıkarma ve mahkum etme girişimlerinin ardında, önce barış antlaşması maddeleri ile galip devletlerin yaklaşımını yumuşatma arzusu yatmaktaydı. Özellikle, uluslararası toplumun suçluları beynelmilel bir mahkemeye teslim etme talebi, Türkiye üzerinde büyük bir etki yaratmış olduğunu dile getiren Anumyan, ”Ermenilerin tehciri ve katliamları sorunu, o dönemin Osmanlı meclisinin gündemine de gelir ve 1918 Ekim-Kasım aylarında sert tartışmalara yolaçar. Osmanlı meclisinde sürdürülen tartışmalar sonucunda, İttihat ve Terakki Partisi ile hükümet tarafindan gercekleştirilen yolsuzluklar ve caniliklerin gerçekliği kanıtlanır, Bu suçları araştırmak amacıyla Osmanlı meclisinde oluşturulan Beşinci Şube, Ittihat ve Terakki Partisini, diğer suçlarla birlikte, savaş yıllarında Ermeni halkını sebepsiz yere tehcir etme, kitlesel katliam ve bu katliamları gerçekleştirmek amacıyla Teşkilatı Mahsusa olarak anılan gayrikanuni bir kuruluş teşekkül etmekle de suçlar. Osmanlı meclisinin Beşinci Şubesi, soruşturulan bakanların yorumları ve itirafları içlerinde katliamlarla ilgili cok gizli talimatnamelerin de bulunduğu, çok sayıda belgeyi de ekler. Bu belgeler daha sonra Divani Harp savcılarına teslim edilir“   vurgunun ardindan yargilama süreclerine iliskin yazilan iddianamelerin icerigine iliskin bilgiler verdi: „İddianamede İttihat ve Terakki yöneticileri tarafından hapishanelerden salıverilen suçlulardan oluşan Teşkilat-ı Mahsusa’nın asıl amacının cinayetler işlemek olduğu vurgulanmakta ve bu teskilatin, İttihat ve Terakki ile sık ilişkiler içinde bulunduğu, bu örgütün başlıca görevlilerinin, parti merkez komitesi üyeleri olduğu belirtilmekte, Teşkilat-ı Mahsusa şakilerinin daha sonra, tehcir edilen Ermenilerin imhasını gerçekleştirmek amacıyla kullanılmış olduğu vurgulanmaktaydı. İddianamede, Ermenilerin tehciri esnasında farklı zamanlarda ve yerlerde vuku bulan suçların soruşturulması neticesinde, bu cürümlerin yerel nitelikte olmayıp, sanıklar tarafından teşkil edilmiş olan “özel bir merkezin” sözlü talimatları gizli emirleri doğrultusunda planlanıp gerekleştirilmiş olduğu ve Ermeni katliamlarının Talat, Enver ve Cemal’in doğrudan emirleri ve bilgileri dihilinde gerçekleştirilmiş olduğunun tamamen kanıtlanmış olduğu vugulanmaktadır. İddianamede, İttihatlarn Birinci Dünya Savaşı’nın sunmuş olduğu imkanlardan, gizli planlarını gerçekleştirmek amacıyla faydalanmış oldukları vurgulanmaktadır iddianamede Soykırım’ı gerçekleştirenlerin ve inkar eden Türk tarihcilerin, tehcirin bir savaş gerekliliği olarak gerekleştirilmiş olduğu sözde ‘argümanı” da yalanlamaktadır. iddianameye istinaden, örneğin savaş alanı olarak kabul edilmeyen Bolu’dan Ermenilerin tehcir edilmesinin, askeri gereklilikten öteye, parti amaçları ve niyetlerinin gerçekleşmesine yönelik olduğunu kanıtlamaktadır Bu işlemler ne cezalandırma, ne de dirlik-düzen faaliyetleriydi. İddianame, Ermenilerin imha edilmesi metotlarına, Ermenilerin mal varlığna el koyma ve yolsuzluklara özellikle eğilmekteydi.“

İttihatçıların davaları belgeleri Ermeni Soykırımı olgusunu ispat eden inkar edilemez kanıtlar içermekte olduklarına ısrarla dile getiren Anumyan, „ Ermeni katliamlarının taammüt (kasıt) olgusunu tasdik etmektedir. Bu dava belgelerinden her birinin, Osmanlı İmparatorluğu Adalet ve İçişleri bakanlıklarına bağlı yetkili görevliler tarafından incelenerek gerçekliği tasdik edilmiş olması, onlara özel bir önem atfetmektedir.Tüm bu sürec acisindan. bu davalar, tarihi olmaktan öteye, hukuksal gidan da son derece değerli kaynak özelligindedir“ diyerek sunumunu noktaladı.

Sempozyumda ikinci konuşmacı olan Sınıf Teorisi temsilcisi sözlerine insanlık tarihi boyunca yaşanmış olan ve insanlık suçu ve kara bir leke olan soykırımları lanetleyerek başladı.

1915 Ermeni soykırımını gerçekleştiren İttihat ve Terakki şefleri Talat ve Cemal’in sadece burda değil Alman emperyalistleriyle birlikte Afrika’da yaşanan Horor kıyımında da yer aldıklarını dile getirdi. Kilikya, Musa Dağı, Antalya ve Adana’da gerçekleşmiş katliamlarla Tecrübe kazanan Osmanlı 1915’te böyle kapsamlı bir soykırım yapabildiğine dikkat çeken temsilci, “bu acıların ve trajedilerin altında özel mülkiyete dayalı anlayışların sermayelerini artırma hırsları ve çıkarları yatıyor” dedi.

Osmanlı ve TC.’nin geçmişten bugüne tekçi tarihi anlayışı katliam ve soykırım tarihi ile dolu olduğuna vurgu yapan temsilci, “bu katliamlarda sadece Osmanlı feodal gericiliğin değil, bizzat onların suç ortakları olan emperyalist güçlerdir” dedi. Ve ardından 1915 soykırımında Alman emperyalistlerinin rollerine ilişkin Rosa Lüksemburg ve Taner Akçam’nın yazdıklarını paylaştı.

Komünist hareketin tarihi okumalarının da sorunlu olduğuna ilişkin görüşlerini dile getirdi. Dersim başta olmak üzere Kürdistan’a yaşanan soykırım ve katliamların modernleştirme ve uygarlaştırma hareketleri olarak devrimci hareket tarafından kabul görmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen hatip, “72’de komünistler Türk ulus paradigmasından köklü ve siyasi olarak koptu. Maoist hareket bu katliamcı anlayışa karşı çıktı ve ret etti. Babai, Ermeni ve Kürtler’in direnişlerini sahiplendi. İbrahim Kaypakkaya yoldaşın bu ilerici yaklaşımını kendine rehber edindi. Bu yaklaşım bize yol göstermeye devam ediyor” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Sonrasında sözü alan araştırmacı-yazar Ragıp Zarakolu, üzerinde 100 yıl geçmesine karşın yaşanan katliamın anıları halen canlı ve sıcak diyerek konuşmasına başladı. Ermenistan Arşiv’nde o sürecin tanıklarının anlatımlarını içeren ve ‘Kedernameler’ adıyla basılan anı-anlatılarım çok önemli ve değerli bilgiler içerdiğini, geçmişe ışık tuttuğunu dile getirdi ve belli örnekler verdi. Ermeni Soykırımı teknoloji işlenmiştir diyen Zarakolu, o dönem demiryolu, telgraf ve basın(gazete) çağıydı. Demiryoluyla taşıyordu herşeyi, telgrafla haberleşip emir veriliyordu ve basında yazılıp çiziliyordu. Talat Paşa telgrafla emir veriyordu ve zaten kendisi posta memurluğu yapmıştı” dedi.

Ermeni soykırımının Planlı ve bilinçli bir organizasyon olduğunun altını çizen Zarakolu, “Amele Taburları Çanakkale Savaş’ı öncesi askere alınan Ermeni erkeklerinin yok edilmesiydi. Aydınları yenilgi olursa rehin tut, zafer kazanırsan tehcir et ve yolda katlet. Ve nihayetinde sürülen aydınlar Diyarbakır dolaylarında katledildi. İttihat komitacı illegal gelenek, Cezaevlerinde bulunan katilleri bir şartla bu katliamlarda yer almaları için çeteler olarak örgütledi” dedi.

Kızıltepe, Kızıldere vb. yer adlarının katliamlardan kaynaklı olduğuna dikkat çeken Zarakolu, “İslam soslu, Türk soslu gelgitlerin yaşandığı bu devlette tehcir ve soykırım bitmiyor. Bugün 50 bin Ermeni, 3 bin Rum ve 5 -6 bin Süryani kalmış, yani başardılar. Ama bu devlet Kürtleri Türklük içinde eritmeyi başaramadı” diyerek konuşmasını noktaladı.

Son konuşmacı romancı-ressam Muzaffer Oruçoğlu, insan doğasını içeren bir örnekle başladı. Yaşamı bir piramit olara ele alırsak ne var altta mülk ve insan doğası var. Hepimiz katliamcıyız. Niye, çünkü hayvan yiyoruz. Normalde insan ve hayvan Arasında bir hukuk olması gerekir. Bu piramidin üzerinde dil var ve bundan kaynaklı kültür ve onun üzerinde ölümsüzlük. İnsanoğlu kendini kuşatan şeylere hakim olma güdüsüyle hareket ediyor. Ölmek istemiyor insan. Osmanlı’nın kalbi Kürdistan ne Mezopotamya idi. Bunlar çevreyi kaybedersem dünyayı yakmayabilirim. Ama kalbimi kaybedersem yakarım. Ve bu korku psikozu ile 19. yüzyıla Anadolu’yu arındırma tek dil tek inanç anlayışına yöneldiğini dile getiren Oruçoğlu, neden Ermeniler, çünkü milli bilinç ermenilerde son derece gelişmişti. Ve Taşnak ve Hınçak olarak partileşmişti, yani Örgütlü hal almıştı. Yine Abdülhamit’in düşürülmesinde ve reformlar Sürecinde önemli rol oynamışlardı” dedi.

Rusların Kars, itilaf devletlerinin Boğaz’lar üzerinden gelmesiyle varlık sorunum var’ diyerek Almanlar’ın desteğini de alan Osmanlının yakın tehlike olarak algıladığı Ermenileri Onbinlerce kafileler halinde derezor yönünde çöllere sürdüğünü ve yollarda katlettiğini vurgulayan Oruçoğlu, kürtlerinde bu süreçte önemli rol aldığını söyledi. Ve bu süreçte Süryanilerinde katledildiğine vurgu yapan Oruçoğlu, “1924’te Mübadele kanunu çıkarıldı ve kalan Rumlar sürüldü. Sıra Kürtlere geldi. Başta suçlu İttihat ve Türk egemenleri ve Kürt feodalleri ve maşa olan Türk ve Kürt halkı suçludur. Hepimiz suçluyuz” diyerek sözlerini bitirdi.

Katışımcıların ardından sempozyuma katılan kurum ve örgüt temsilcilerine söz verildi. Ve sözü Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) kurucularından Mahir Sayın aldı. Ermeni soykırımının yanı sıra Pontus ve Egedeki Rumlar’ın yok edilenlerine vurgu yapan Sayın, “1915 kuşkusuz soykırımdır ama o yıl aynı zamanda soykırımlar yılıdır (Pontus Rumları, Rum, Süryani katliamlar). Çerkes Ethem’e sevgi besliyordum ama yakın zamanda öğrendim. O da bu katliamlarda büyük rol almış. Yani Çerkesler de bu katliam sürecinde varlar” dedi.

Bugün Türkler mezarlıklar üzerinde yaşıyorlar, sürülmekte bir soykırımdır vurgusu yapan Sayın, “Bizler komünist tarihi Mustafa Suphi ile başlatıyoruz. Halbuki 30 yıl evvelinde Paramaz ve arkadaşları var. 15 Haziran 1915’de İstanbul Beyazıt meydanında asılan Ermeni Sosyalisti Paramaz (Madteos Sarkisyan) ve 19 yoldaşı. Paramaz, denizin öncelidir.

Darağacına giderken yoldaşlar, yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme” diye arkadaşlarına seslenen baş eğmez bir komünisttir. Anılarının önünde saygıyla eğiliyorum” diyerek konuşmasını bitirdi.

Sempozyum soru-cevap ve tartışma bölümünün ardından ve Sınıf Teorisi temsilcisinin genel bir toparlama yapmasının ardından bitirildi.

adhk tarafından

ADHK: Bu Geminin Kaptanı Kim?

Nisan 20, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

0,,18120872_303,00ADHK (21-04-2015) Savaş ve kıyımlar sermaye dünyasının temel mantığında vardır Zira bu iki olgu  kapitalizmin temel beslenme kaynaklarıdırlar Savaşı sermayenin hizmetinde yürütmesi kaçınılmaz olarak diğer tüm olguları, yani insanı, doğayı ikincil duruma düşürmektedir. Bunun, onun genel kültürü olarak anlaşılması gerekir. Genel kültür ve yönelim bu yönden geliştiğine göre kapitalizimin insanlığa ve doğaya bahşettiği gerçeklik ölüm ve kıyımdan başkası değildir.

Hiç bir olayın sebepsiz gelişmesi mümkün değildir. Her bir olayın, gelişmesinin mutlaka belli sebepleri vardır. Bilimsel yaklaşım, doğanın gelişim yasası bunu her bir olay özgünlüğünde bizlere kanıtlamıştır. Meseleyi bu yaklaşımla ele aldığımızda insanın ve doğanın “kaderine“  hükmeden sermaye düzeninin insan ve doğanın geleceğine dair tasavvur ettiği savaş ve kıyımdan başaka bir şey değildir.

Dünyanın her bir coğrafyasında hayata geçirilen veya geçirilmeye çalışılan bu konsept siyasal-ekonomik ve askeri olarak bu dünya görüşünün hizmetinde yürütülmektedir. Emperyalis savaşlar, arkasında bıraktığı ölümlerin yanısıra insanı zorunlu olarak bir göçe de zorlamaktadır. Bu zorunluluk yaşamda kalma pahasına her türlü riski göze almak demektir. Yaşamanın adı direnmek,  mülteci  insan için ise direnmek, ölüme kolay kolay teslim olmamaktır. Ölüm ile yaşam arasındaki yolun adı “umut yolculuğu”dur mülteci için.  Umudu, kimi zaman aşılması güç bir dağ zirvesinde, kimi zaman deniz suyuna gömülür.  Son bir kaç yıl içinde onbinlerce insan “umut yolculuğunda” yaşamlarını yitirdiler. Mayınlı tarlalardan geçişlerde, dağ yollarında donmalar, denizde boğulmalar, sınır geçişlerinde vurulanlar.  Deniz yolculuğunda son bir hafta içinde 1000’e yakın insan yaşamını yitirdi. Direk savaşın içinde dahi, bazen bu denli bir ölüm bilançosu olmazken “umuda yolculuk” gerçek umudun yolunda mıdır sorusu önümüzde durmaktadır. Kapitalizmin kâr hırsının insanda ve doğada yarattığı sonuçlara karşı ne pahasına olursa olsun karşı konuş örgütlendirilmelidir.

Emekçiler

Geminin dümeninde kimin olduğunu görmek ve bilmek durumundayız. İşte asıl bu geminin batması hakken maalesef her gün çocuk-genç-yaşlı onlarca insan yine kapitalizmin kâr hırsından beslenen ölüm şebekelerinin eliyle yollarda katledilmektedirler. Durum öylesine olağanlaştı ki neredeyse kanıksanır olundu. Buna mutlaka dur demeli ve karşı koyuşu örgütlemeliyiz.  Mücadelemizin en güçlü duruşunu geminin dümeninde oturan ve yönlendiren egemen sermaye sistemine yönlendirmeliyiz, zira tüm bu olanların müsebbibi bu sistemin kendisidir.

Kahrolsun Kapitalist-Emperyalist sistem!

Mülteci katliamlarına son!

Yaşasın Halkların Kardeşliği  

Yeni sınırsız bir dünya için mücadeleye!

20 Nisan’15

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU (ADHK)

adhk tarafından

Erzincan DHD açılışı yapıldı

Nisan 20, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf erzincan acilisErzincan’da yüzlerce kişinin katılımıyla Demokratik Haklar ve Kültür Derneği’nin açılış etkinliği yapıldı

HABER MERKEZİ (20-04-2015) Erzincan’da 19 Nisan tarihinde “Umudumuzu büyütmek için bu davet bizim!” şiarıyla Erzincan Demokratik Haklar ve Kültür Derneği açılış etkinliği gerçekleştirildi. Grup Munzur, Grup Abdal ve ZeleMele’nin sahne aldığı etkinliğe Temel Demirer ve Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu konuşmacı olarak katıldı.

Saat 18:00’de başlayan etkinlik saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından Demokratik Haklar Federasyonu temsilcisinin konuşmasına geçildi. DHF temsilcisi konuşmasında 100. yılında Ermeni Soykırımı’nın izlerinin hala taze olduğunu belirttikten sonra halka dönük hak gasplarına, sömürü ve zulüm düzenine karşı örgütlenme çağrısında bulundu.

Yeni Demokrasi Tutsakları’nın etkinliğe gönderdiği selamlama okunduktan sonra Grup Abdal sahne aldı. Grup Abdal’ın ardından konuşmasını yapmak için Temel Demirer sahneye çıktı. Temel Demirer konuşmasını bitirdikten sonra Grup Munzur sahne aldı.

Grup Munzur’un ardından Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu konuşmasını yapmak için sahneye çıktı. HDP-DHF ittifakının İstanbul 1. Bölge 3. Sıra Milletvekili Adayı Erdal Ataş’ın etkinliğe gönderdiği selamlama okunduktan sonra ZeleMele’ni de sahne almasıyla birlikte etkinlik sonlandırıldı.

http://www.halkingunlugu.net/

dhf erzincan acilis1

adhk tarafından

Paris’te “Ermeni katliamının 100. yıldönümünde, katliam kültürü ve soykırım hafızasının izini sürmek” paneli, başarıyla gerçekleşti

Nisan 20, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

2Paris (20-04-2015) Paris’ te FDHF/ADHK bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Paris Dersim Kültür Merkezi localinde saat 14.30’da başlayan panel, ADHK adına yapılan, paneller serisinin önemi ve gerekliliği üzerine yapılan, kısa açılış konuşmasıyla başladı. Daha sonra, jenosid’de katledilen Ermeniler şahsında tüm katledilen halklar için yapılan 1 dakikalık saygı duruşuna geçildi.

Modöratörlüğünü Hülya Yetişen’in yaptığı panelin giriş bölümünde, Hülya Yetişen Türk devlet geleneğinin gerçekleştirdiği katliamların kronolojik özetini sunarak, bir hafıza tazelemesinde bulundu. Ardından söz alan kendiside bir Ermeni kızı olan Angel Dikme, içinde kendi duygularının sıcaklığınıda barındıran bir sunum yaptı.

Katliamı, hayatı AMED başlayıp, jenosid’de samanlıkta saklanarak, saklandığı yerden, tüm ailesinin katledildiğini görüp, ömrünü bu vahşetin tanıklığıyla yaşadığı acılarla geçirip, bugün Bürükselde mezarı olan dedesine yazdığı şiir mektubu okuyarak dile getiren Angel DİKME; ” katliamın bizden belgesini istiyorlar dedem, Sanki kendilerinin insan olduklarına dair belgeyi sunmuşlar gibi” diye sorarak, jenosid ve sonrası sürgünde Ermeni halkının yaşadığı zorlukları ve AKP’nin bugün bu katliamı inkarla savunan iki yüzlülüğüne dikkat çekti.

Daha sonra söz alan panelin ikinci konuşmacısı Araştırmacı Erdal EMRE; katliamı hazırlayan ittehat ve terakki’nin yapısı, bu katliamı gerçekleştirme nedenlerini, jenosid boyutunda gerçekleşen bu katliamın yarattığı travmaları, bunun bugün de devam eden sonuçları ve buna karşı yapılması gereken güncel görev ve sorumlulukları hatırlatan sunumunu gerçekleştirdi.

Panelin ikinci bölümü, kurumlar ve kişilerin duygu, düşünce ve sorularını dile getirmesiyle başladı.

Bu bölümde sol’unda bu konuda verdiği sınavın, çok başarılı olmadığı, kendisiyle bu bağlamda yüzleşmesi gerektiği, Mustafa Suphi öncesine denk düşen bir zaman kesitinde, daha Osmanlı son yıllarında ilk sosyalist örgütlenmelerin Ermeniler öncülüğünde gerçekleştiği, Cumhuriyet yıllarının başında Beyazıt Meydanı’ında idam edilen Ermeni devrimcilerin son sözlerinde ” YAŞASIN SOSYALİZM!” diye haykırdıkları, bu tarihsel gerçekliğin sol’un hafızasında yer almadığının altı çizildi.

Ermeni milliyetine ait bir çok insanın katılım sağladığı panel, amaca uygun bir tarzda, ortak hafıza tazelemesi üzerinden başarıyla gerçekleşti

13

adhk tarafından

ADHK; Emperyalizm önderliğindeki tüm dünya gericiliğine karşı, 1 Mayıs’ta Alanlara!

Nisan 20, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

0 1 adhk orjinal logoADHK (20-04-2015) Emperyalizm dünyanın dört bir yanında, işçi sınıfı, ezilen ulus ve halklara karşı, ekonomik krizin tetiklediği politik parçalanma ve cepheleşmenin iç gerilimleriyle, pervasızca saldırıyor.

Afrika’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’nın kapitalist metropollerine kadar, Emperyalist politikaların belirlediği bir istikrarsızlığın tüm yükünü, işçi sınıfı ve ezilen halklar taşıyor.İşsizlik, gelecek kaygısı, göçmen karşıtı ırkçı faşist politikalar, polis devletine, Fransa’da Charlie Hebdo katliamı sonrası askeri de sokağa süren, güvenlik eksenli politikalar; olağan bir karakter olarak, Avrupa ülkelerinden; çevre ülkelerine uzanan bir fay hattında, aynı sarsıcı sonuçları doğurmaktadır.

Emekçiler yeni bir Birlik Mücadele ve Dayanışma Günlerine bu ekonomik politik saldırı cephesinin, kendi aleyhlerine doğru genişlediği koşullarda girmekteler.

1 Mayıs’ın tarihsel kavga gününü daha da yakıcı kılan bu emperyalist saldırı, tehdit ve kuşatma koşulları, Dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarının kavga ve direniş bilincini eylemli bir temelde keskinleştirmekte, onları sokağa, meydanlara çıkartmakta, ve dünyanın bir yerinde “Yeni Bir  Dünya Mümkündür” eylemliliğine kavuşturmaktadır.

Bu temelde Kobane’den yerkürenin bir çok alanında yükselen direnişlere kadar, emperyalist saldırıların sıçradığı her yer, direnişin fitilini ateşleyen bir fünye görevi görmektedir.

Ne emperyalist merkezlerdeki ilticacıların barınma yerlerini dahi yakan demokrasi, insan hakları refah devleti yalanları, ne de yarı sömürge bağımlı faşist iktidarlarla yönetilen ülkelerdeki ‘‘demokrasi‘‘ “açılım” çözüm gazıyla şişirilmiş balonlar, gerçeğin gücü karşısında patlamaktan kurtulamamaktadır. Bugün, sistem madalyonunun burjuva demokrasisi ve faşizm yüzleriyle yönetilen bütün ülkelerde yalanların sonuna gelinmiş; Kobane örneğinde olduğu gibi dünya halkları kendi devrimci itirazlarını özgün formlarda ortaya koymuşlardır.

1 Mayıs emperyalist sömürü, tahakküm ve baskı koşullarına karşı, kitlelerin kendi gündelik çıkarları ve gelecekleri için, parıltılı direnişlerle cevap olduğu yepyeni bir parantezin açıldığı, yeni, taze, devrimci koşullarda, bir mücadele günü olarak, daha da anlam kazanmaktadır.

Bu koşullar altında 1 Mayıs’ın devrimci çağrısıyla, yükselen direniş rüzgarlarına kavga bayrakları ve direniş pankartları açmak, kitlelerin gücüne güvenen  doğru devrimci bir perspektife sıkı sıkıya sarılmak olmazsa olmaz yaşamsal bir görev olarak, bizlerin omuzunda durmaktadır.

Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında gündemleşen seçim ittifakları da, Dünya’da ki bu görüngünün bir iz düşümünden başka bir şey değildir. Bu temelde HDP eksenli politik bloku, kendi devrimci perspektif ve politik tutumumuzla ittifak yaparak sistem içinde sistemin bugün en öndeki temsilcisi AKP başta olmak üzere diğer faşist ve gerici güçlere okkalı bir şamar atılacaktır.1 Mayıs’da, ezilen halkar ve uluslar bakımından devrimci kazanımlar elde etmenin bir vesilesi olması  için tüm emekçileri meydanlara çağırıyoruz.

Dünya Halkları, emperyalist ekonomik kriz kıskacı ve onların uşağı IŞID tarzı şeriatçı-cihadçı faşistler ve Tayip Erdoğan tarzı faşist diktatör bozuntusu katillerin pususunda teslim alınamayacak, direnecek ve kazanacaktır.

Bu temelde, başta işçi sınıfı ve ezilen Dünya Halklarının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günleri olan 1 Mayıs’ larını kutluyor, er ve ya geç ezilenler kazanacaktır diyoruz.

YAŞASIN 1 MAYIS !

KAHROLSUN EMPERYALİZMİN ÖNDERLİĞİNDEKİ TÜM DÜNYA GERİCİLİĞİ!

EMPERYALİZM YENİLECEK DÜNYA HALKLARI KAZANACAK!

20 Nisan 2015

adhk tarafından

Frankfurt’ta Ermeni Soykırımı paneli

Nisan 20, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

frankfurt soykirim sempozyumu 1Ermeni Soykırımı’nın 100 yılı vesilesiyle, Sınıf Teorisi tarafından Avrupa’nın birçok yerinde organize edilen sempozyumlardan Frankfurt ayağı gerçekleştirildi

Frankfurt (20-04-2015) – Sempozyum, Sınıf Teorisi temsilcisinin , “1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen ve dönemin İttihat ve Terraki hükümetince organize edilen, ’Teşkilat-ı mahsusa’ örgütlenmesi ve Hamidiye Alayları eliyle bizzat uygulanan zoraki tehcir, sürgün ve toplu katliamlar sonucunda, Ermeni, Asuri, Helen kalkına mensup yaklaşık 2,5 milyon insan korkunç bir soykırıma maruz bırakıldı. Tarihe kanlı bir insanlık suçu olarak geçen bu insanlık dışı soykırım, Osmanlının devamı olan Türk devletince de inkarcı, imhacı ve katliamcı bir şekilde sürdürüldü, halen sürdürülmektedir. Proleter tarih bilinci ve sorumluluğuyla bu insanlık dışı soykırımı bir kez daha nefretle kınıyor ve soykırımda yaşamını yetiren tüm insanları saygıyla anıyoruz.” şeklinde yaptığı konuşmanın ardında tüm soykırım kurbanları ve insanlığın ileri değerleri uğruna verilen mücadelelerde yetirilenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Sempozyum program akışı Recep Maraşlı tarafından yapılan “Kayıp olan yüzler, sessiz çığlıklar’’ adlı kısa filim gösteriminin ardından sempozyum konuşmalarına geçildi.

Sempozyumun ilk konuşmasını Ermenistan’dan sempozyuma dahil olan, Ermenistan’da Tarih ve bilim doktorası yapan Dr. Meline Anumyan tarafından yapıldı. Ermeni soykırımının tarihsel gelişimini ve Soykırımda rol alan İttihat ve Terraki yöneticilerini somut durumlarına ve soykırımda aldıkları rolleri belgeleriyle ve tarihsel kronolojiye göre anlatan Melina Anumyan, sunumunun devamında soykırımın belirli bir plan çerçevesinde gerçekleştiğinin altını çizdi.

İkinci konuşmacı olarak Ragıp Zarakolu, konuşmasına halkların kardeşliğini temsilen çeşitli dillerde kitleyi selamlayarak başladı. Zarakolu konuşmasının devamında “sokırımların inkarı, soykırımların devamı anlamına geldiğini” belirterek, Türk devletinin bu soykırımla yüzleşmediği için, soykırımcı ve katliamcı geleneğini sonraları da sürdürmüştür’’ tespitini yaptı. Konuşmasına devamla, batının özelikle de Almanya’nın soykırımdaki rolüne ve iki yüzlü politikalarına vurgular yapan Zarakolu,”Türk devletinin bugün soykırımla yüzleşmemesinde batının bu   iki yüzlü ahlaksızlığının payı büyüktür” diyerek buna ilişkin tarihsel örnekler vererek konuşmasını sürdürdü.

Üçüncü konuşmacı Muzaffer Oruçoğlu, konuşmasına Osmanlı devletiyle bugünün İŞİD’in bir birine benzer çok yanları olduğuna dikkat çekerek, her ikisinin en büyük özeliğinin girdikleri yerlerde büyük kırımlar yaparak halklar üzerinde büyük bir panik ve korku yaratmak olduğunu belirtti. Osmanlının sürekli bölünme ve küçülme korkusunu çektiğini belirten Oruçoğlu “Bu korkusu ona 1.Dünya savaşını fırsat bilerek ermeni kırımını yapmasına itmiştir. Ermeni soykırımında Ermeni mallarına göz diken yerli eşrafın ‘’tehcir’’kararına dört gözle bekletilmiş bu kararın İttihat ve Terraki hükümetince çıkmasıyla birlikte, yerli eşrafta bu kırımda yer almıştır” dedi. Bu anlamıyla bu kırımda yerli halkında payına dikkat çeken Oruçoğlu, soykırımı kabul etmek ve özür dilemek işin bir kısmını oluşturuyor, diğer kısmıysa Batı frankfurt soykirim sempozyumu 2Ermenistan’a dönmek isteyen Ermenilere malları, evleri ve tarlaları iade edilmelidir dedi.”Tarihsel haksızlıkların giderilemeyeceği’’ teorisine sığınarak insanlık tarih açısından yakın tarih sayılabilecek bu yüz yıllık süreçte Ermenilerin yaşadığı mağduriyet görmezlikten gelinemez dedi. Kaypakkaya’nın devrimci hareket içerisinde ayrıt edici özeliklerine dikkat çeken Oruçoğlu,’’İbrahim kendi teorisine göre normalde feodal çelişkilerin olduğu yerleri esas alması gerekirdi ama o öyle yapmadı, kırım yaşayan Dersim’i seçti. Bunun altında büyük bir tarih bilinci yatıyor diye düşünüyorum. Bundan dolayı da kırıma maruz kalmış halklardan çok sayıda genç devrimcilerin TKP(ML)’ye katıldığını’’ anlatan Oruçoğlu bunlar içinde Ermeni gençlerinin de çok sayıda olması tesadüfü değildir dedi.

Son konuşmacı olarak Sınıf Teorisi adına konuşan Kazım Cihan, sözlerine ‘ 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın atmosferinde, ittihatçılar, genel ulusal devletler dalgasında, kendileri içinde Türk ulus devleti fırsatı ortaya çıktığı düşüncesindeydi. Pontus, Rum, Ermeni ‘temizleme’ seferberliği başlattı. Yağma ve talanla, bir Türk burjuva ‘milli ekonomi’ planın barbar-kanlı hikâyesi, tüm sömürücü-egemenlerin yapısal özelliğiydi’’ diye belirten Kazım Cihan, modern kapitalizmin beslenme kaynaklarını bu oluşturmuştur vurgusunda bulundu. Konuşmasını dünya komünist hareketi saflarında, Ermeni, Dersim vb. soykırımları gündemleştirme, doğru çözüm programını bayraklaştırmada, Kaypakkaya’nın ilk olduğunu belirtikten sonra, Jön Türk-İttihat-Kemalist konseptin kırımcı özünü, Cumhuriyetin inkarcı-imhacı-tekçi gerici içeriği ve faşist niteliğini ortaya koymada da Kaypakkaya bir ilktir diyerek gerçeğe hürmet anlamında bunun görülmesi gerektiğini belirti. Burjuva cumhuriyetlerin ortak barbar-gerici özelliklerinin temelinde yatan, kapitalist sermaye medeniyeti paradigmasının, ‘yurttaşlık-hukuk-parlamento-eşitlik’ perdesini, ilericilik diye alkışlandığı bir ortamda kaypakkaya buna meydan okumuştur’’ dedi

Sempozyumun ikinci bölümü, soru ve cevap şeklinde canlı tartışmalar yürütülerek sonlandırıldı.

adhk tarafından

ATİK Operasyonu Yunanistan’a Sıçradı

Nisan 19, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

atik-logoAtina (19-04-2015) 15 Nisan’da Almanya ve İsviçre polisinin eş zamanlı olarak ATİK üyelerine yönelik gerçekleştirdiği operasyon Yunanistan’a sıçradı. Alman mahkemesinin aldığı kararla aranan 2 kişi Atina’da gözaltına alındı. Yunan polisi tahrik, taciz ve kendi hukuk sınırlarını zorlayarak bu sürecin parçası olmuştur. Bununla yetinmemiş bahsi geçen dosyayla ilgisi olmayan 2 kişiyi daha tamamen keyfi şekilde gözaltına almıştır. Alman mahkemesinin sudan gerekçelerine tabi olarak bu tutuklamaları gerçekleştiren Yunan polisi hiçbir mahkeme kararı olmaksızın 2 kişiyi de bu kişilerin yanında bulunmasından dolayı alıkoymuştur.

15 Nisan ve 18 Nisan tarihleri arasında yaşanan bu keyfi tutuklama ve alıkoymaları Yunan polisi basına “terör operasyonu” olarak lanse ederek bir kez daha kendi hukukunu çiğnemiş ve kamuoyunu yanıltmayı amaçlamıştır. Belirlenmiş hukuk ve yasalarının aşılmasına ya da ihlal edilmesine dair en küçük bir somut kanıt konulmaksızın gerçekleşmiştir bu operasyon.

Meşru ve demokratik hak mücadelelerini “terör kapsamına” sokma çabasına Yunan hükümeti de yataklık yapmıştır. ATİK operasyonu kapsamında alıkonulan 2 kişinin Almanya’nın iade talebi ekseninde duruşmaları gerçekleşecektir. Diğer iki kişi ise mülteci hak ve özgürlüklerini yok sayarak savcılığa ve mahkemelere sevk edilmiştir. ATİK’e yönelik operasyonun kapsamını da aşarak gerçekleşen bu gözaltılara karşı hukuki, meşru, demokratik tüm kanalları kullanarak mücadelemizi yükselteceğiz.

ATİK Yunanistan Temsilciliği

http://www.atik-online.net/

adhk tarafından

MKP’den 24 Nisan açıklaması

Nisan 18, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

MKP15Maoist Komünist Partisi (MKP) 24 Nisan vesilesiyle “100 Yılında Ermeni Soykırımını Lanetliyor, Komünizmin Bayrağını Dalgalandıran Partimizin 43 Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz!” başlığıyla bir açıklama yayınladı

HABER MERKEZİ (18-04-2015)- Maoist Komünist Partisi (MKP) Merkez Komite-Enformasyon Bürosu’nunelimize e-posta yoluyla ulaşan “100. Yılında Ermeni Soykırımını Lanetliyor, Komünizmin Bayrağını Dalgalandıran Partimizin 43. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz!” başlığıyla yayınladığı açıklamayı paylaşıyoruz:

“100. Yılında Ermeni Soykırımını Lanetliyor, Komünizmin Bayrağını Dalgalandıran Partimizin   43. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz!   “

Dünya ve Türkiye- Kuzey Kürdistan Devrimci Kamuoyuna!

Farklı Ulus ve Azınlıklardan Türkiye-Kuzey Kürdistan Proletaryası ve Emekçi Halklarına!

Batı Ermenistan, Anadolu ve Mezopotamya, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın kadim halklarının her bir tarihsel süreci özel öneme sahip bir nitelik göstermiştir. Büyük trajedi ve acılar ihtiva eden her tarihsel süreç, aynı zamanda hemen bütün halkların küllerinden yeniden doğarak ayağa dikilmenin anlamlı miraslarıyla da doludur.

Söz konusu coğrafyalar, harcı kanla yoğrulan imparatorlukların önemli ve stratejik egemenlik odağı olarak geçmişten bugüne varlığını sürdürmektedir. Kadim halklar bu egemenlik odakları tarafından bir yandan teorik ve pratik tüm tarihsel kökleriyle fiziki ve kültürel topyekün yok edip çökertme ve göçertme operasyonlarına tabi tutulurken diğer yandan ise bin bir türlü emekle yaratılan zenginlikleri de talan edilmiş ya da zorla gasp edilmişlerdir.

Ulusal bilinci ilk gelişen halklardan biri de Ermeni ulusudur. Ancak o verili koşullardaki egemenlik odağı emperyalist kapitalizme yarı- bağımlılık ilişkisine girmiş feodal despotik Osmanlı devleti emperyalist efendilerinden aldıkları güç ve referanslarla da gayrı-Müslimler olarak Asuri, Süryani, Ermeni, Yahudi, Rum, Pontus vb ulusal toplulukların kendi kaderlerini tayin etme hakkına kayıtsız şartsız karşı gelirken ulus-devlet konseptli ekonomik politik gerekçelerle de onları topyekun ortadan kaldırma yönelimine girmiştir. Diğer uluslar gibi Ermeniler de kendi kaderlerini tayin etmek için silahlı mücadele vermeye başlarlar. Barbar ve ceberut Osmanlı devleti 1789’dan itibaren işkenceci, katliamcı ve soykırımcı ünüyle tanınan Teşkilat-ı Mahsusa önderliğindeki Hamidiye Alayları’yla Asuri, Süryani, Ermeni, Rum, Yahudi uluslarına her türlü vahşeti uygular. Van, Erzincan vd bölge ve alanları kapsayan Batı Ermenistan olarak bilinen coğrafyalarda yüz binlerce Ermeni vd topluluklar alçakça ve hunharca katledilirken birikimleri de aynı tekçi zihniyetle talan edilir. 24 Nisan 1915 itibariyle bugün 100. yılına giren Asuri- Süryani/Ermenilere uygulanan soykırımının miladı da bu şekilde başlamıştır. Hiç şüphe yoktur ki daha önceki süreçlerde de inkar ve imha operasyonları söz konusudur ancak böylesi bir süreçte fiziksel ve kültürel jenosidin çok daha sistematik, kapsamlı ve stratejik bir çizgi ve konsept ile ele alınıp icra edildiği tartışma götürmez bir gerçekliktir. Kuşkusuz bu durum söz konusu sorunun aynı zamanda yapısal ve oldukça derin mahiyetini de doğrudan ortaya çıkarmaktadır. İşte böylesi bir stratejik soykırım planıyla ve yönelimiyle birlikte Türk komprador bürokratik burjuvazisi ve büyük toprak ağaları sınıfının gayrı Müslümlerin bütün mal varlıklarını zorla gasp ederek palazlanmalarının yolu da bu şekilde döşeniyordu. Bu anlamda TC’nin kuruluş sürecindeki Türk komprador burjuvazisi ve büyük toprak ağaları sınıfının mazisi de tamamen İttihat- Terakki Cemiyetine dayanmaktadır.

Asuri- Süryani/Ermeni Soykırımıyla yaklaşık 1,5 milyon Ermeni ve yüz binlerce Asuri- Süryani, Rum canımız kıyımdan geçirilirken bir o kadarı da yaşadıkları topraklarından tehcir, sürgün vb politikalarla yurtlarından aynı stratejik konseptin ürünü olarak zorla göçertilmiştir.

“Jön Türk” saray darbesini gerçekleştirenler kuşkusuz İttihat-i Terakkici kadrolardır. Bu soykırımcı kadro aynı zamanda faşist Türk devletinin de kadrolarıdır. İsmi geçen kadro Osmanlı’nın soykırımcı katliamlarını kesintisiz biçimde her fırsatta daha acımasızca uygulayarak bugünlere gelmişlerdir. Başını M. Kemal’in çektiği bu faşist Kemalist kadro, Asuri-Süryani/Ermeni ve Rumlara uyguladığı soykırımın aynısını Kürt ulusuna ve halkına yönelik de gerçekleştirmiştir. İnkâr ve yok etme siyaseti üzerinde biçimlenen bu vahşi siyaset, hızından ve yoğunluğundan görece belli farklılıklar olsa da bu güne kadar özü ve niteliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Asuriler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Rumlar, Pontuslar, Lazlar, Çerkesler, Araplar, Kürtler vb vd ulus ve milliyetlerin yanısıra Aleviler başta olmak üzere diğer inançlara mensup kesimlere uygulanan baskı ve şiddet, asimilasyon, inkar ve imha, katliam ve soykırımlar feodal despotik Osmanlı egemenlik sisteminden TC’ye ve bugünlere uzanan ırkçı faşist devletin niteliğidir. Türk hakim sınıflarının tekçi Sünni Türk İslam sentezli faşist niteliği diğer ulus, azınlık milliyetler ve inançlara baskı, inkar ve imha çizgisi ve yönelimine bugün de devam etmektedir.

Asuri- Süryani/Ermenilere yönelik gerçekleştirilen bu kapsamlı kültürel ve fiziki soykırımda, emperyalizmin payı büyüktür. İşlenen bu suça onlar da şu ya bu düzeyde uşaklarıyla birlikte ortaktırlar. Her ne kadar faşist Türk devletinden belli tavizler koparmak için Ermeni ulusuna ve halkına yönelik yapılan bu soykırımı belli dönemlerde dillendiriyor olsalar da yaptıkları bu sahtekarlık onları aklamaya yetmez. Emperyalist-kapitalist devletlerce ortaya konulan tutumlar Ermeni soykırımını teşhir etmek değil bilakis kendi ekonomik-politik çıkarları için kullanmaktır. Asuri-Süryani/Ermeni halkları ve uluslarının soykırımdan geçirilmesinde şu veya bu düzeyde payı olan emperyalist haydutlar timsah gözyaşları dökerek ‘’soykırımı kınadığını” söyleyip ne kadar da üzüldükleri yönlü sahtekarlıklarını devam ettirmektedirler. Oysa bilinmeli ki ezilen-sömürülen dünya halklarına ve ezilen uluslarına yönelik uygulanan ve geçmişten bugüne kadar gerçekleştirilen tüm soykırımların birinci derecede uygulayıcıları emperyalist haydutlar ve onların suç ortakları uşak rejimler olmuştur. Ezen-sömüren tiranlar tarafından ezilen-sömürülen halklara karşı uygulanan sadece ama sadece kanlı gelenek olmuştur.

Bütün bu soykırımda payı olan başta İttihat-i Terakkiciler ve onun bugüne kadar ki devamcıları da dahil olmak üzere buna seyirci kalan veya destekleyen tüm emperyalist-kapitalist haydutlar çetesini nefretle kınıyoruz. Dahası Maoist bilinçle tarih karşısındaki yükümlülüklerimizi yerine getirmeye çalışırken hem onları yaptıklarıyla tarih karşısında yargılamayı hem de bu karanlık sahiplerini hak ettikleri yere göndermeyi kendimize görev ve sorumluluk biliyoruz. Bu bilinçle Ermeni ulusunun ve halkının acısını en içten duygularımızla paylaşıyor ve sorumluları da yine aynı bilinç ışığında nefretle kınadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Dünün emperyalist efendileri ve işbirlikçi faşist rejimleri, bugün de Hrant Dink, İmam Boztaş, Manuel Demir, Nubar Yalım, Armenak Bakırcıyan, Kürt ulusu ve diğer azınlık milliyetlere yönelik inkâr, imha ve katliamlarıyla kapsamlı stratejik saldırılarını devam ettirmektedirler. Bu bilinçle ezilen ulus ve azınlık milliyetler mozaiği coğrafyamızı gerçekten yaşanabilir hale getirerek bağımsız ve özgür kılmak için tüm ezilenleri Sosyalist Halk Savaşı siperlerinde kardeşleşme ve militanlaşmaya çağırıyoruz.

Tarihin iki zıt kutbu olarak 24 Nisan 1915 Asuri- Süryani/Ermeni Soykırımından 24 Nisan 1972’de Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde yoldaşlarıyla kurulan Maoist hareketimizden bahsetmemek düşünülemez.

Bir halklar ve kadim medeniyetler bahçesi olan Batı Ermenistan, Anadolu ve Mezopotamya, Türkiye- Kuzey Kürdistan topraklarının soykırım ve katliamlarla çoraklaştırılması ve tam bir halklar hapishanesine dönüştürülmesi, proletarya ve emekçiler için bir mengeneye çevrilmesine karşı Kaypakkaya önderliğindeki Komünist Partimizin kuruluşu büyük bir nitel çığırdır.

Kaypakkaya önderliğinde devrimci metotla 24 Nisan 1972’de nitel olarak kaldırılan komünizm bayrağıyla on yıllardır süregelen karanlık reformist ve revizyonist tezlere karşı da bir zihniyet devriminin yolu yeniden açıldı. Bundandır ki Maoist hareketimiz, Asuri, Süryani, Ermeni, Rum, Pontus, Laz, Çerkes, Kürt, Dersim vd katliam ve soykırımlara karşı çıkmış, Jön Türkçü, İttihat Terakkici ve Kemalist cumhuriyetçi mirası kökleriyle reddetmiştir. Pir Sultanlar, Şeyh Bedreddinler, Babailer, Ermeniler, Süryaniler, Lazlar, Rumlar, Ezidiler, Kürtler vb lerinin son derece haklı ve meşru isyanları, onların ilerici, kahraman, demokratik ve devrimci miraslarına sahip çıkmış, çıkmaya da devam etmektedir.

Komünizmin devrimci yöntemiyle ulaşılan bilimsel gerçeklik, dünya ve Türkiye- Kuzey Kürdistan’da yeni nitel bir tarih bilinci ve tarihsel doğruluştur. Bu devrimci komünist doğruluşun ve Maoist hareketimizin önderi Komünist Kaypakkaya’ya selam olsun. Bu bilinçle Komünist önder Kaypakkaya yoldaş, burjuva medeniyetçi- uygarlıkçı, Avrupa merkeziyetçi, üretici güçler temelli kalkınmacı ve ikameci, reçeteci tüm paradigmalara ve onların gerici tarih anlayışı, çizgisi, felsefesi, ideolojisi ve tüm zihniyetine devrimci metotla karşı gelerek stratejik olarak komünizmin bayrağını yükseklerde dalgalandırmıştır. Maoist Partimizin kurucusu komünist önder Kaypakkaya yoldaşın lafzına değil de özüne ve siyasetine sarılan hareketimiz onun çizgisi, tezleri ve perspektifiyle bugün de üzerinden yükselmemiz gereken doğru ve bilimsel bir temel ve devrimci yöntem olarak yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir.

Kaypakkaya yoldaş önderliğinde gerçekleştirilen bu nitel çıkış çok geçmeden Maoist Komünist gelenekte Armenak Bakırcıyan, Nubar Yalım, Manuel Demir, Hrant Dink, İmam Boztaş ve ismini sayamadığımız Ermeni yoldaşlarla buluşmuştur. Bu temelde komünistler, tarihin devrimci mücadelede bir silah haline getirilmesini öngörmüş ve bu bilinçten hareketledir ki ezilen ve sömürülenlerin tarihinin ilerici yönlerini de kendilerine referans almıştır. Bu perspektifle yol üstünde kadavralara karşı genetik kodlarımızdan aldığımız güçle günümüz mücadelesini de güncelleştirmişlerdir. Buradan hareketle tarihin ve insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerden biri olarak Asuri- Süryani/Ermeni soykırımını lanetlerken Ermeniler ve diğer bütün ulus, azınlık milliyet ve ezilen inanç kesimlerine yönelik tarihi haksızlıkları tekrardan kınarken, somut ve güncel haklı talepleri ve en demokratik meşru haklarının savunucuları olarak mücadelemizin birer parçaları olarak görüyoruz. 24 Nisan 1972 Nisan Güneşi, Anadolu ve Mezopotamya, Batı Ermenistan, Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki kadim halkların gerçek kurtuluş geleceklerini muştulayan bir ışıktır. Bu doğan güneşi komünist coşku ile kutluyor ve selamlıyoruz.

Tarih okumasını zamanın ruhuna ve özüne uygun olarak sürekli doğru yere oturtma çabası içerisindeyiz. Bu bilinçle Türkiye- Kuzey Kürdistan’da komünist fikirlerin savunusu ve tabi ki Komünist Manifesto’nun Ermeni sosyalist devrimcileri tarafından ilk olarak çevrilerek yayılma gerçekliği de görülmek durumundadır. Türkiye- Kuzey Kürdistan’da Komünist Parti Manifestosu’nu ilk çeviren Ermeni sosyalistlerine, 15 Haziran 1915’de İstanbul’da asılan Ermeni sosyalisti ‘’Paramaz’’ Sarksiyan ile 19 yoldaşına ve yasaklı Türkiye Komünist Partisi’nin Ermeni üyelerine, TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne Bu Tarih Bizim! diyerek Komünizmin bayrağını nitel olarak ilerletmede öne atılan önder Kaypakkaya yoldaşın ardılları Armenak Bakırcıyan, Nubar Yalım, Manuel Demir, Hrant Dink, İmam Boztaşlarla yükseklerde dalgalandıran Ermeni komünist önder ve savaşçı yoldaşlarımızın da devrimci anısı önünde bir kere daha eğilirken tüm inkar, imha, katliam ve soykırımların hesabını sorma bilinciyle devrim, sosyalizm ve komünizm mücadelesini sürdürme kararlılığımızın da altını çizmek isteriz. Diğer bütün milliyetlere mensup parti ve devrim şehitlerimiz gibi Ermeni kökenli komünist yoldaşlarımız da kavga bayraklarımızda yaşamaktadır.

Partimiz kurulduğu günden itibaren düşmanın şiddetli saldırılarına maruz kaldı. Hakim sınıflar partimizin programatik görüşlerini ”İhtilalci komünizmin en tehlikeli görüşleri” olarak hedef belirledikleri için, ilk elden yok edilmesi gerektiği görevini önüne koyarak azgınca saldırır. Ancak, Maoist bayrak Kaypakkaya sonrası TKP(ML)’den MKP’ ye dalgalandırılmaya devam ediyor.

Komünizme kadar komünist ısrar, doğru ve bilimsel gerçeklikleri egemen kılıp zafere ulaşana kadar mücadelede ısrarı emrediyor ve Maoist Partimiz tüm hataları ve doğruları ile bu ısrarını sürdürmektedir. Bizler asla kuru, şekilsel ve yüzeysel, zamanı ve tarihi dondurup belli kalıplarda sıkışıp kalan, dogmatik ısrarcılar topluluğu değiliz. Tabi ki oldukça hatalarımız oldu. Ne var ki, önemli olan hatalarına takılıp kalan değil, doğru ve bilimsel cüret ve ısrarla devrimci temelde onları aşma iradesini ortaya koyabilmektir. Yaptığımız hatalardan doğru dersler çıkararak, geleceğe emin adımlarla yürümenin bilincini kuşanıp yarınları adımlamaya çalışıyoruz. Kendiliğindencilik teorisini kesinkes reddediyor ve sınıflar mücadelesine devrimci bilinçle müdahil olarak görev ve sorumluluklarımıza sahip çıkıyoruz.

Hiçbir şey mükemmel değildir ve arı- saf halinde de olamaz. Birçok yanılma-isabet, başarı-başarısızlık, utku ve yenilgilerin iç içeliğine koşut olarak yürüyüşümüz yaşamsallaştırıldı-yaşamsallaştırılıyor. Doğa ve toplumdaki tüm olay, olgu ve gelişmelerde bunların olumlu ve olumsuz yanları çok rahatlıkla görülebilir. Yanılsama-olumlama, olmadan gelişme olmaz. Bundandır ki geçmiş pratikler doğru ve bütünlüklü bir muhasebe bilinci ile değerlendirilip doğrular açığa çıkarılmalıdır. Parti 1. Kongremiz bilimsel ve gerçekçi temelde bütünlüklü bir muhasebe ruhu ve bilinciyle geçmişini tüm kamuoyuna açıkça deklere etti. Yanlışlarından korkmadan ve inkâr etmeden, onları bilimsel sorgulayıcı tutumla ele alarak, Maoist ayrıcalığını ortaya koydu.

Tarihini devrimci eleştiriye tabi tutarak kitleler karşısında açık olmayan ve ondan öğrenme prensibiyle geleceğini inşa etmeyenlerin, yarınlar adına hüküm- ahkâm kesmeleri kuşkusuz ki yeteri kadar anlamlı değildir. Bu bilinçle komünist bilimimizin özüne ve ruhuna sarılarak Parti 3. Kongremiz Marksizm- Leninizm- Maoizm’in bir eylem kılavuzu olduğu perspektifiyle onun yaşayan canlı ruhu olan somut koşulların somut tahlili prensibinden hareket ederek hemen bütün yönleriyle teorik ve pratik görevlerini somutlama ve güncelleme çizgisi ve kavrayışına ulaşmıştır.

Maoist Komünist Partisi bu bilinç ve geleneğini, her mücadele kesitinde olduğu gibi bundan sonra da ısrar ve inatla sürdürme kararlılığındadır.

Kuruluşunun 43. yılında, tarihsel ve bilimsel haklılığından aldığı güç ve yüzlerce şehidinin yanılmaz tanıklıkları ile perçinleyerek kanıtladığı tarihsel yürüyüşünü aynı doğrultu ve kararlılıkla daha fazla bedel ödeme-ödettirme pahasına da olsa ilerleteceğini beyan eder.

24 Nisan 1972 sınıfsal, ulusal, cinsel vd tüm eşitsizliklere karşı temsili parlamenterist bürokratik burjuva sistemi ve salt demokratik bir ufuk, resmi bir tarih, reformcu bir ilerleyiş, özel bir imtiyaz, tekçi ve ötekileştirici bir zihniyet ve konsept, bireyci ve özel mülkiyetçi hegemonik bir paradigma, ekolojiyi kökten tarumar eden bir çizgi ve yönelim, dünden bugüne kadar ki ataerkil erkek egemen geleneksel sistemin bir düzenlenmesi değil, tarihsel köklü ve bütünlüklü stratejik olarak nitel bir kopuşla ilerleyerek komünist bir dünya geleceğine çağrıdır.

Partimizin 43. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz!

  1. Yılında Asuri-Süryani/Ermeni Soykırımını Lanetliyoruz!

Kahrolsun Emperyalizm ve Komprador Tekelci Kapitalizm!

Kahrolsun Emperyalist- Kapitalist, Cinsiyetçi, Ekolojiye Düşman, Tekçi- Sömürücü Merkeziyetçi Tüm Egemenlik Sistemleri!

Bütün İnkar, İmha, Katliam ve Soykırımların Hesabını Soracağız!

Yaşasın Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı!

Kahrolsun Soykırımcı Osmanlı ve Devamcısı Tekçi Faşist Türk Devleti!

Geçmişten Günümüze Tüm Katliam ve Soykırımların Hesabını Sosyalist Halk Savaşıyla Soracağız!

Yaşasın Komünizm! “

http://www.halkingunlugu.net/