adhk tarafından

Geleneksel ADHK Kolektif Tatil Kampı 18 Temmuz tarihinde başlıyor

Temmuz 10, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

el ilanı 1Geleneksel her yıl düzenlenen ADHK kolektif tatil kampı bu yaz 18 Temmuz – 7 Ağustos 2015 tarihler arasında Katalonya’nın Costa Brava bölgesi Pals kasabasındaki Camping Neptuno da gerçekleşecektir

ADHK (10-07-2015) Çağrımız, yalnızca ADHK çevresine ve dostlarına değil, sesimizi duyan bütün devrimci, demokratlaradır!

Bu Yaz Yeniden Akdeniz Kıyısındayız! Yeni bir yaz buluşmasının daha haklı heyecanı içindeyiz.

Bir yıl boyunca, emperyalizmin bize dayattığı bireyciligin, benciliğin, özel mülk hırsının yanısıra, zihinsel ve fiziksel olarak yorgunluğun üzerimizdeki yıpratıcı etkisini kısa zaman da olsa üzerimizde atmak, birlikte komünü yaşamak, karşılıklı dayanışmak, birbirimizden ögrenmek için üç hafta birarada birlikte yaşayacağız. Yoz eğlence kültürünün, bireyciliğin, rekabetin dayatıldığı bir zamanda paylaşmak, eğlenmek, üretmek, dostluğu ve dayanışmayı büyütmek oldukça önemlidir.

Burjuvazi yıllardır, tatili bireyselleşme, sorunlardan ve toplumdan kaçma, tüketime dönük bir anlayışı sürekli olarak şırınga etmektedir. Bunun için elindeki bütün iletişim araçlarıyla sürekli olarak tüketimi, rekabeti, körüklemektedir. Bizim ise, sorunlarımızdan kaçma, tüketime dönük tatil yapma degil, aksine, kolektif, bir arada hep birlikte paylaşmayı, dayanışmayı, toplumumuzu anlamayı, sorunları, çelişkileri ve çözümünü bulmayı amaçlamaktayız.

Kolektif yaşam, dayanışma, paylaşım, ortak değerlerin öne çıkarılması, hoşgörülü bir ortam yaratılması, hep birlikte komün yaşamının kısa bir deneyimini yaşamak,

Yine, bir yılın yorgunluğunu gidermek, fiziksel ve zihinsel olarak dinlenmek, dağınık ve tek tek tatil yapma yerine, derli toplu insanlarımızı bir araya getirme, maddi olanaksızlıklardan dolayı tatil yapamayan çevremiz ve ilerici, demokrat kesimlere imkan ve olanaklar yaratmak için, geleneksel hale getirdiğimiz yaz tatil kampını bu yıl yine düzenlemekteyiz.

el ilanı 2Kolektif Tatil Kampımız; 18 Temmuz – 7 Ağustos 2015 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır.

KAMP PROGRAMI;

Açılış Şöleni

Seminer ve Paneller

Tarih ve Doğa Gezileri

Müzik ve Şiir Dinletileri

Kültür ve Eglence Akşamları

Futbol ve Voleybol Turnuvaları

Bilgi ve Diğer Yarışmalar

Çocuk Programları

Kapanış Şöleni

KAMP ÜCRETİ

  1. Hafta için : 300 €
  2. Hafta için : 400 €
  3. Hafta için : 500 €

Büyüklere Üç Hafta: 500 €

06-12 yaş arasında olanlarda üç haftalık : 350 €

3-6 yaş arası çocuklar Üç Hafta için : 100 €

3-6 yaş arası çocuklar İki Hafta için :   50 €

3-6 yaş arası çocuklar Bir Hafta için :   25 €

Öğrencilere Üç Hafta: 350 €

Öğrencilere İki Hafta:   250 €

Öğrencilere Bir Hafta: 150 €

4 Kişilik Aileden üç haftalık kamp ücreti olarak: 1.400 €

4 Kişilik Aileden iki haftalık kamp ücreti olarak: 1.200 €

4 Kişilik Aileden Bir haftalık kamp ücreti olarak:   900 €

KAMP İÇİN BİRLİKTE GETİRİLECEK MALZEMELER;

Çadır, şişme yatak, battaniye, uyku tulumu vb.

Yaz tatili için kişiye gerekli malzemeler; spor, plaj ve yüzme malzemeleri.

Alerji karşıtı hap veya ilaçlar, normal ilaçlarınız2

Arabanın ruhsatı ve seyahat sigorta belgesi

Pasaport, ehliyet ve kimlikleriniz

Hastalık sigorta belgesi, özel eşyalarınız

Oyun malzemeleri

Ayrıca, kitap, roman, dergi, buna benezer ihtiyaçlar.

Not: Katılımcı arkadaşlar, çalabildiği müzik estürmanını birlikte getirmeleri rica olunur

KAMPA ULAŞIM;

Her faaliyet alanı; kampa gidiş-dönüş ulaşım sorununu kendi imkanları dahilinde çözmelidir.

Not: Uçakla Gelecek Arkadaşlar GİRON (GERONA) havalanına inmelidirler. Gerona’dan Pals’a otobüs seferleri olmakta. Gelen arkadaşlar otobüs yada ticari taksi ile kamp yerine ulaşabilirler. Gerona ile Pals 60 km civarındadır. Bir önceki yıl, uçak ile gelen arkadaşları kamp yerine taşımada oldukça zorluklar yaşamıştık. Komite önemli sıkıntılarla karşılaşmıştı. Oysa, Gerona’dan Pals’a ulaşım noktasında herhangi bir sorun olmadığı gibi, maddi olarakta belirtilmeye değmez miktarı aşmamaktadır. Uçak ile gelen arkadaşlar bunu özellikle dikkate almalı ve kendi imkanlarıyla kamp yerine ulaşmalıdırlar.

Yol güzergahı; Duisburg, Köln, Koblenz, Saarbürcken, Metz (Fransa), Nancy, Dijon, Lyon, Valence, Nimes, Montepellier, Beziers, Perpignan, Figueres (İspanya), Viladamat, Verges, Torroella de Montgri, Pals, Platja de Pals, Camping Neptuno.

KAMP ADRESİ;

Camping Neptuno

Rodors, 23. Platja de Pals

17256 – Pals

Catalunya (Spain)

http://www.campingneptuno.com

Tel.: +34 972636731

Fax.: +34 972637309

Kolektif Tatil Kampımız ile iletişim Telefon: 0034 631 449 383

E-posta adresi: adhkkolektiftatilkampi2015@hotmail.com

ADHK Genel Konseyi

  1. Dönem / Kamp Komitesi
KASIM KOÇ tarafından

KOBANÊ İRO XEMGİNE

Temmuz 10, 2015 de KASIM KOÇ KASIM KOÇ tarafından

kasım koçKasım Koç (10-07-2015) İnsanlığın ilk yerleşim yeri olarak adlandırılan Mezopotamya’da, insanlığın gelişimi ile birlikte inançlar, kültürler, töreler de yayılarak geliştiler. Mezopotamya’daki inançlardan, gelenek ve göreneklerden kaynaklı efsanevi mitolojiler de zamanla ortaya çıktı. Bu efsanelerden biri de Nemrut ile Hz. İbrahim’in hikayesidir.

Bu efsanede Nemrut; yaşadığı dönemde korku, baskı ile insanlara zulüm ederek kraliyetini sürdüren zalim biridir. Rivayete göre Hz. İbrahim, bu zalim kral olan Nemrut’a kafa tutarak, Nemrut’un bu dünyada yaşayan diğer insanlar gibi sadece bir insan olduğunu savunur. Nemrut’un yaptırdığı putların ilahi güçler olmadığını, çevresindeki insanlara anlatır. Bundan dolayı insanlar Hz. İbrahim’den etkilenir. Hz. İbrahim’in bu karşı çıkışlarından kaynaklı kraliyetinin yıkımına sebep olacağını anlayan Nemrut, Hz. İbrahim’i bu düşüncesinden dolayı cezalandırmaya karar verir. Hz. İbrahim’i tutuklattırır, onu kale surlarını aşan kocaman odun yığını üzerine bağlar ve odunları yakar. Nemrut’un aldığı bu karar ile tutuşturduğu ateş alevlenen odun yığının alevleri gökyüzüne kadar yükselir. Nemrut’un bu tutumu kısa sürede Mezopotamya’da yaşayan canlılar ve insanlarca duyulur.

Bunu duyan bir karınca da koşar nehre, nehirden ağzına aldığı su ile ateşin sönmesine yardımcı olmaya çalışır. Bir başka karınca da onun bu halini görünce güler ve şöyle der:

“Böyle koşarak nereye gidiyorsun?”

Su taşıyan karınca “Nemrut, Hz. İbrahim’i yakacakmış Hz. İbrahim’e yardıma gidiyorum” der.

Diğeri “Senin yanan o büyük ateşten haberin yok mu? Ateş öyle büyük ki alevler o kadar yükseldi ki koca bir dağa dönüştü. Senin bir damla suyun o ateşe ne yapabilir ki?” der.

Su taşıyan karınca da “Ateşin büyüklüğünü biliyorum, bu bir damlanın da belki faydası olmayacak ama zalim Nemrut da duysun ve bilsin ki bende mazlumdan yana bir tarafım” der.

M.Ö. 2000 yılında yaşadığına inanılan Hz. İbrahim’in bu efsanevi hikayesinin gerçeklik payının olup olmadığını bir kenara bırakırsak, her efsanede olduğu gibi bunda da öğreneceğimiz durum; karıncanın, mazlum ve haksızlığa uğrayanın yanında, safında taraf olma durumudur. Bu mitolojinin yaşandığı yer olan bugünkü Urfa’ya girdiğinizde bu rivayetlerle dolu efsaneler aklınıza gelir. Hiç farkına varmadan ayaklarınız sizin yönünüzü değiştirerek hikayenin yaşandığı Halil-Ür Rahman ya da yeni adıyla Balıklı Göl olarak bilinen kalenin içindeki etrafı surlara çevrili göle çeker.

Kalenin kapısından içeriye girdiğinizde rengarenk çiçekler ve onların yaydığı ahenkli kokular ruhunuzu tamamıyla teslim alır. Hafif müzik başladığında Kazancı Bedih’in Nemrut Kızı üzerine söylediği müzik, insanı mazlumdan yana taraf olan karınca hikayesine götürüyor.

Surların kapısından göle girdiğinizde, insanı kendisine bağlayan bir üstadın sesi olan Urfa’nın gazelhanı, sıra gecelerin üstadı Kazancı Bedih ziyaretçileri tarihi bir gezintiye götürüyor sessiyle.

Nemrutun kızı yandırdı bizi

Çarptı sillesini felek misali

Sil yazımızı kurtar bizi

Çarptı sillesini felek misali

Mevla’m gör bizi

Ocağım söndü nasıl beladır

Bırakıp gitti bu ne devrandır

Dünya gözümde Kerbeladır

Allah’tan bulasan

Kararsın bahtın yıkılsın tahtın

Yalvardım yakardım yol bulamadım

Ah olmasaydın kara yazı

Evirdim çevirdim yaranamadım

Ayandır halim

Gazelhanın, sıra gecelerin üstadı Kazancı Bedih ustanın şu dizeleri Urfa surlarının içindeki Balıklı Gölü’nde, balıkların oynaşırken dinlemek insanın ruhunu huzura taşıyor sesi ve müziği ile. O an balıkların gözyaşlarını gören olmasa da, rivayetlere göre denizler, nehirler, göller balıkların gözyaşlarıdır. Bundan dolayı da balıklar hep ağlarlarmış, bazen sevinç bazen de acı gözyaşları dökerlermiş.

“Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım, yanayım aşkınla büryan olayım”

Halil-Ür Rahman gölünde akıp giden bu türkülerin eşliğinde sevinç gözyaşları döküp oynayan balıklar son zamanlarda acı acı ağlamaya başladılar. Yanı başlarında Kobanide yanan Kocaman bir ateş ve bu ateş Kobani semalarından taa Urfanın yüreğine düşmüştü. Urfa üzerinden diyarlara yayılan, insanlığı taraf olmaya sürüklüyordu. Nergiz Oramar’ın Kobaniden yükselen haykırışı Urfa kalesinde yankılanarak Urfa’nın üzerinde dolanmaya başladı. Hz. İbrahim’den sonra karınca misali İnsanlık yeniden sınavdan geçecekti. Nergiz Oramar’ın Ah Kobani parçası ile sesi önce Suruç’a oradan Urfa semaların üzerinden cihana yayıldı.

Ah Kobani

Kobanê îro xemgîn e

Dişewite, laş bi xwîn e

Hestirê çavan dibarîne

Ax rojava

Ciwanên wan çek ra kirin

Rext û bûmba êrîş kirin

Gulek bi sîngê wan ve kirin

Bijî her du hêzên şervan

Di tîrmehê de azad bû koban

Dîlan gerand heval viyan

Gelê me bi yek dengî bang kir

Bijî mamosteyê ziman

Kobanê’de yükselen bu ses yeniden insanı mitolojideki karınca hikayesine kadar götürüyor Halil-Ür Rahman olarak bilinen Balıklı Gölü’e. Bir karıncanın semalara yükselen alevlere karşı darda olan mazlumdan yana tavır alması gibi, Balıklı Gölünde bir taraf olmak artık şarttı. Kobanê’yi yıkıma uğrayan top mermilerine karşı bilinmez bir kum deryasına doğru yolculuğa yol alanların ilk aklına gelen çölde yolların olmamasıdır. Çölde patikaların sürekli değiştiği, tepelerin bir gecede fırtına sonucu kum denizine dönüştüğü, bir anda kocaman bir dağın yanı başınızda oluşması, yönünü kaybedenlerin tuzaklar ile dolu olan çöle düşmesi gibi bir kum deryasıydı Kobanê. Kobanê’nin etrafındaki çöl deryasında silinen ayak izlerinden dolayı geceleri yollarını kaybeden savaşçı sadece kutup yıldızı ile yönünü bulmaya çalışmıyordu. O’na Kürt kadının zılgıtları ve ey Kobanê ile yankılanan Nergiz Oramar’ın sesi yön tarif ediyordu. Kuşatılan Kobanê’de gün perdesi açıldığında güneş öyle bir döver ki insanı, acımasızca ısıtır, yakar kavurur. Kum taneleri güneşten düşen birer ateş közüne dönüşür, cehenneme çevirir hayatı. Dört bir yanda insanlıktan nasibini almamış IŞİD çeteleri tarafından kuşatılmış ölüm mangaları ve diğer yanda ateş topu olmuş yakıcı güneş çorak topraklar gibi çatlar savaşçıların dudakları. O cehennem savaşı içerisinde susuzluktan savaşçıların dilleri dönmez olur bir şeyler mırıldamaya, her şeyi unutursun, ölümü dahi, birazdan kelleni alacak olanları dahi silersin kafandan.

Sonra bu dünyadaki her şeyin yaratıcı, Tanrıçası olan kadınlar sadece savaşmıyor, Çöllerde yönünü kaybedene yön, susuz kalanlara su taşır. Eli silah tutmayan analar, neneler kan ve barut kokusunun ölüm saçtığı ortamda insanlığın geleceğini inşa eden genç devrimci kızlara, erkeklere su taşıyarak, ekmek yaparak savaşın bir tarafı oldular. Kobanê ile Suruç arasında sınır hattı boyunca her renkten insanlar el ele tutuşup insan zinciri ile mazlumun yanında taraf oldular. Geleceği ören, ufukları zapt eden bir kenetlenme idi sınırda ki insan zinciri. Sınır boyunda onlarca noktada nöbet tutan aileler, sanatçılar, sivil inisiyatifli dernek ve örgüt temsilcileri katıldıkları nöbet tutma eylemleri ile zalimlerin karşısında “Herkes duysun ve görsün ki biz Kobanê de dövüşen devrimci güçlerin yanındayız” diyorlardı duruşlarıyla.

Êzidî kadınlara tecavüz ederek öldürüp, geri kalanları ise Ortaçağ’daki gerici zihniyetlerin yaptıkları gibi köleleştirip pazarda satanlara karşı, dünyanın birçok yerinden toplanıp gelen insanların varlıkları Kobanê’nin yeniden inşasına güç katıyordu. Êzidî, Asurî, Keldani, Kürt, diğer inanç ve ulusları katliamdan geçirmek isteyenler hüsrana uğradılar bu birliktelik karşısında. Kobanê ile sıfır nokta olan QOP köyündeki camilerin minarelerinden yükselen “Allahu Ekber” sesi dahi ürkütücü olmuştu çünkü bu ses insanlarda kelle kesen bir çağrışıma dönüşmüştü. Kobanê’de sıfır noktasında nöbet tutan anaların kendi evlatlarına kanla kına yakarak YPJ-YPG saflarında düğüne gönderir gibi uğurlaması tarihe büyük bir not olarak düştü.

Kürt Kadını kendi savunma ordusunu oluşturarak Çöl deryasında tarih yazarken, Çölde yeşeren binlerce Nergiz Oramar’ın filizlenmesi için tohum oldular… İnsanlık altın çağa giden yolda Nergizleri anamadan geçemeyecektir.

BEN KOBANİYİM

Sesimi duydu yüreğimin dört parçası

ve

Yedi renkli iklim Cihanım…

Beni tanıyın,

Ben çöl Çiçeğiyim…

Suyumu Haburdan alırım

Ondandır kan akışım

Vurulunca tan karanlığın da

Kobanê olur dirilirim

çünkü ben Azadım ölmem…

Feryad u figanlarım kanıma karışa da

Ben Anayım

Çığlıklarım rüzgar yaratır

Kum tanelerim kurşun olur

vururum celladı

Duy beni ey Cellat

Senin top mermilerin benim

Ana rahmimde yok olup gidecek…

Ben Afrin, Qamuşlıyım…

Ben Beritan, Berivanım…

Esirin olmam ey cellat

Tanı beni,

Ben Rojavanın çöl çiçeğiyim

Ben Kürdistanım ölmem…

Kasım Koç

17 Eylül 2014 Kobanê

adhk tarafından

Barış Bloku kuruldu

Temmuz 10, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

baris blogu kurulduAKP iktidarının Suriye’de savaşa hazırlanmasıyla birlikte, siyasi partiler, emek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri de savaş hükümetine karşı barış bloğunu oluşturdu

HABER MERKEZİ (10-07-2015) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurdurmayız” açıklamalarının ardından sınıra binlerce asker ve mühimmat sevkiyatı yapıldı.

Yapılan bu sevkiyatlarla hükümet Suriye’de ki savaşa dahil olacağını ve istediği yönde şekillendirmek istediğini adeta itiraf etti. Suriye’ye kanlı elleriyle saldırmak isteyen hükümete karşı siyasi parti, emek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri güçlü bir barış bloku oluşturdu.

Olası bir savaşa karşı çıkan blok böyle bir bloka neden ihtiyaç olduğunu şöyle açıkladı: “IŞİD çetelerinin içeride ve dışarıdaki saldırı ve provokasyonlarına göz yuman AKP Hükümetinin hem Ortadoğu’daki hayallerinin hem de içeride milliyetçi kışkırtmalarla pekiştirdiği gerginliğin son bulmasını istiyor; savaş karşıtı bir blokun oluşturulması için yola çıkıyoruz.”

BARIŞ BLOKU KURUCULARI

78’LİLER GİRİŞİMİ

AKADEMİ SUSMAYACAK

AKADER

ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU

ASRIN HUKUK BÜROSU

BARIŞ GİRİŞİMİ

BARIŞ İÇİN AKADEMİSYENLER

BARIŞ İÇİN KADIN GİRİŞİMİ

BAŞLANGIÇ DERGİSİ

CHP VEKİLLERİ

DBP (Demokratik Bölgeler Partisi)

DEMOKRASİ İÇİN HUKUKÇULAR

DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ

DEVRİMCİ HAREKET

DHF (Demokratik Haklar Federasyonu)

DİK (devrimci İşçi Komiteleri)

DİP (Devrimci İşçi Partisi)

DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu)

DSİP (Devrimci Sosyalist İşçi Partisi)

DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ

DTK (Demokratik Toplum Kongresi)

EHP(Emekçi Hareket Partisi)

EMEK VE TOPLUM ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

EMEP (Emek Partisi)

ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi)

GESOS (Genç Sosyal Demokratlar)

GİYİM SEN

HALKEVLERİ

HDK (Halkların Demokratik Kongresi)

HDP (Halkların Demokratik Partisi)

HELSİNKİ YURTTAŞLAR DERNEĞİ

İHD (İnsan Hakları Derneği)

İŞÇİ DEMOKRASİSİ PARTİSİ

KALDIRAÇ

KESK (kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu)

KJA (Özgür Kadınlar kongresi)

KÜRESEL BAK

ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi)

ÖZERK SANAT KONSEYİ

PARTİZAN

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ

SDP (Sosyalist Demokrasi Partisi)

SFK (Sosyalist Feminist Kolektif)

SODAP (Sosyalist Dayanışma Platformu)

SODEV (Sosyal Demokrasi Vakfı)

SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI

SYKP (Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi)

TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar ve Odaları Birliği)

TODAP (Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği)

TÖP-G (Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi)

TTB (Türk Tabipleri Birliği)

TÜRKİYE GERÇEĞİ

ÜNİVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ

TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası)

YEŞİLLER VE SOL GELECEK PARTİSİ

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DHF’li tutsaklara yönelik saldırılar protesto edildi

Temmuz 9, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

YDAB HABERI FOTO27 Mayıs’ta İstanbul’da DHF’ye yönelik olarak gerçekleştirilen baskınlarda gözaltına alınarak tutuklanan DHF’liler götürüldükleri Silivri 2 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde idarenin keyfi uygulamaları ve baskılarına maruz kalmaktadırlar DHF’li tutsaklar üzerindeki keyfi uygulamalar ve baskılar, Silivri Hapishanesi önünde gerçekleştirilen bir basın açıklaması ile protesto edildi

HABER MERKEZİ (09.07.2015) 27 Mayıs’ta İstanbul’da DHF’ye yönelik gerçekleştirilen baskınlar da gözaltına alınarak tutuklanan 9 DHF’li götürüldükleri Silivri 2 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde, hapishane yönetiminin keyfi uygulamaları ve baskılarına maruz kaldılar.Tutsaklardan Çağlar Fakir ve Akın Odabaş çıplak arama işkencesine maruz kalırken, bu duruma karşı çıktıkları için fiziki saldırıya uğramışlardır, yine Çağlar Fakir’e yemek masası verilmeyerek, en temel hakkı dahi gasp edilmiştir. Yapılan keyfi uygulamalar karşısında sessiz kalmayan DHF’li tutsaklar iki gün boyunca yemek yemeyerek protesto eylemi gerçekleştirmiştir. Yapılan protesto karşısında hapishane yönetimi keyfi tutumundan vazgeçerek tutsakların ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmıştır.

Demokratik Haklar Mücadelemiz Engellenemez

En temel hakların dahi engellendiği Silivri L Tipi Hapishanesi’ndeki bu uygulamaları protesto etmek ve tutsaklarla dayanışmayı yükseltmek için Yeni Demokrasi Aileleri Birliği (YDAB) tarafından 08.07.2015 günü hapishane önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasında tutsaklar üzerindeki baskıların ve keyfi uygulamaların bir an önce son bulması ifade edilerek, tutsaklarla dayanışmanın her alanda yükseltileceği vurgulandı. Yapılan açıklamada “Bizler tutsak DHF’lilerin aileleri ve arkadaşları olarak yoldaşlarımıza karşı yapılan her türlü baskı ve hak gasplarına karşı, yoldaşlarımızın haklarını savunmaya devam edeceğiz“ denildi. Devamında da “Tutsaklara uygulanan her türlü anti demokratik ve keyfi uygulamaların karşısında olduğumuzu ve onların dışarıdaki sesi soluğu olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz“ denildi. Sloganların atıldığı basın açıklamasının ardından, aileler görüşe girdiler. Dışarıda bekleyen kitle ise ailelerin çıkmasını bekleyerek destek oldular.

Keyfi Baskılar Görüşe Giden Ailelere de Uygulanmak İstendi

Basın açıklamasının ardından görüşe giden aileler görüş saati gelmesine rağmen içeri alınmamış yarım saat zaman geçtikten sonra içeri alınmışlardır. Fakat bu sefer de arama noktasında bekletilen aileler hapishane yönetiminin keyfi uygulamalarına maruz kalmışlardır. Aileler bu durumu protesto ederken, tutuklu DHF’lilere ise içerde yönetimin “Aileleriniz gelmedi görüşünüz iptal edildi“ diyerek ailelerle görüşme hakkı gasp edilmeye çalışıldı. Tutsak DHF’lilerin hapishane yönetiminin bu politikasına karşı çıkarak protesto eylemi yaptıkları öğrenildi. Yarım saat direnen tutsaklar protestoların sonucunda görüşe çıkarılarak aileleri ile görüştüler.

Erdal Sönmez’e 1 Ay Görüş Yasağı

Silivri L Tipi’nde kalan Halkın Günlüğü Gazetesi eski çalışanı DHF tutsağı Erdal Sönmez’e 24 Haziran’da görüşten döndükten sonra, hapishanenin keyfi tutumundan dolayı üst araması yapılmak istendiği sırada ayakkabılarını çıkarması dayatılmış, fakat çıkarmayacağını belirten Erdal Sönmez bu tutumun gereksiz, keyfiyeten ve baskı altına almak amaçlı yapıldığını belirtmiş ve direnmiştir. Gardiyanların zorla ayakkabılarını çıkarmasının ardından Erdal Sönmez’e memurlara mukavemetten 1 ay görüş yasağı cezası verilmiştir. Aileler avukatların bu karara itiraz edeceklerini belirttiler.

DHF’li tutsaklara ve görüşçülerine yönelik gerçekleştirilen baskı ve keyfi uygulamalara karşı YDAB ve avukatlar kamuoyu oluşturmak, tutsaklarla dayanışmayı yükseltmek için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını belirttiler.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kamuoyuna; Tutuklanan ATİK yönetici ve aktivistleri derhal serbest bırakılmalıdır

Temmuz 9, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

atikAvrupa (09-07-2015) Adalet Bakanlığının 2012 yılında verdiği izinle, haklarında soruşturma açılan 11 ATİK aktivisti 15 Nisan 2015 tarihinde eş zamanlı olarak yapılan bir operasyonla gözaltına alınıp tutuklandılar. Almanya, Yunanistan, Fransa ve İsviçre’de tutuklanan ATİK yönetici ve aktivistlerine yöneltilen suçlama; tutuklananların bazılarının Türkiye’de TKP/ML davasından yargılanmaları, uzun süre cezaevlerinde yatmış olmaları ve Almanya’da TKP/ML adına faaliyet yürüttükleri gerekçe gösterilmektedir. Tutuklanan 7 kişi Augsburg, Münih, Kempten, Landshut, Nürmberg ve Kaisheim cezaevlerinde tek kişilik hücrelere konarak izolasyon uygulanmaktadır. Cezaevinde bulunan tutuklularla konuşmaları dahi yasaklanmış, günde sadece 30 dakika yalnız başına havalandırmaya çıkarılmaktadır. Tutuklananlar günün 23,5 saatini hücrelerde, yalnız başına geçirmektedirler. Aile görüşmeleri polisin gözetiminde, sınırlı zamanda ve camlar arkasında yapılabilmektedir. Aynı şekilde Avukat görüşmeleri de kapalı odada ve camlar arkasında yapılmaktadır ve Avukatların müvekkilleriyle yaptıkları yazışmalar kontrol edilmektedir.

Yunanistan, İsviçre ve Fransa’da tutuklu bulunan ATİK aktivistlerinin Almanya’ya verilmesi için Alman devleti yoğun bir çaba sarf etmektedir. Musa Demir Avusturya’da oturmasına rağmen, o gün ziyaretine gittiği Dr. Sinan Aydın’ın evinde bulunduğu için tutuklanmıştır. Keza, İsviçre ve Fransa’da tutuklu bulunan iki kişinin Almanya’da oturumları bulunmadığı halde, Almanya, uluslararası hukuku çiğneyerek bu insanları alıp yargılamak istemektedir.

Almanya’da tutuklanan Müslüm Elma, Dr. Sinan Aydın, Dr. Banu Büyükavcı, Haydar Bern, Erhan Aktürk ve Seyit Ali Uğur’un   ev ve iş adresleri belli olmasına rağmen Alman polisi adeta bir güç gösterisi yaparak, evlerin kapı ve pencerelerini kırarak içeri girmiş ve bu insanları gözaltına almıştır.

Bu operasyonun Türk ve Alman devletinin işbirliği sonucu yapıldığı açıktır. Gizli bir pazarlığın sonucu olarak gerçekleşen bu tutuklamaların perde arkasını kamuoyu eninde sonunda öğrenecektir. Almanya son yıllarda yoğun bir şekilde bu tür operasyonları sık sık yapmış ve onlarca insan tutuklanarak 129 a-b maddesine tabi tutarak yargılamıştır.

Tutuklananlar politik kişilerdir. Birçoğu Almanya’da iltica başvurusunda bulunduklarında politik kimliklerini gizlememiş ve devrimci olduklarını açık olarak söylemelerine rağmen, Almanya, insanların örgütlenme, politik görüşlerini yayma hakkını ihlal ederek keyfi tutuklamalara baş vurmuştur. Tutuklananlardan Müslüm Elma, Mehmet Yeşilçalı, Seyit Ali Uğur ve Sami Solmaz Türkiye’de uzun süre ceza evlerinde kalmış ve bir çok kez açlık grevi ve ölüm orucu süreci yaşayan insanlardır. Cezaevlerinde hastalıklarında dolayı Türkiye’de adli tıpın cezaevinde yatamaz raporundan dolayı serbest bırakılmışlardır.

Biz aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak; Avrupa ülkelerinde uzun zamandır mücadele eden bir göçmen örgütü olan ATİK ile dayanışma içinde olduğumuzu belirterek, Almanya’nın 15 Nisan 2015 tarihinde gerçekleştirdiği operasyonu kınıyoruz. İzolasyon ve tecrit bir insanlık suçudur. Uluslar arası insan hakları sözleşmelerinde bunun bir işkence metodu olduğu konusunda bir çok karar söz konusudur. Almaya, tutuklanan ATİK aktivistlerine tecrit uygulayarak uluslararası sözleşmeleri çiğnemektedir. Uygulanan izolasyon kaldırılmalı ve tutuklananlar derhal serbest bırakılmalıdır.

İmzalayanlar:

ATİK (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu), AABK (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu) AvEG-KON (Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu), ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), ADEF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu), DİDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu), NAV-DEM (Navenda Civaka Demokratîk ya Kurdên li Almanyayê), ÖDA (Özgürlük ve Dayanışma Almanya) Yaşanacak Dünya /Devrimci Proletarya, Kürdistan Halk Evi/Mala Gelen Kurdistan.

adhk tarafından

Almanya`da İşçi Grevleri Yaygınlaşıyor, Direnişe Sahip Çık!

Temmuz 8, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

adhf-logoADHF (08-07-2015) Kapitalizmin kaçınılmaz olarak ortaya çıkardığı aşırı kar hırsı,bütün Dünyada sahip oldugu araçlarıyla,toplumu kendi çıkarları temelinde dizayn etmeye çalışmakta

Ortadoğuda yaşanan gelişmeler, sermayenin açıktan işgal, talan ve saldırganlıklarına sahne olmakta..Bizzat sermaye ve egemen güçler tarafından beslenen bölge gericiliği, ortaçağ gericiliğini fersah fersah geçen boğaza dayanmış bıçaklarla Günümüz Dehaklarına kantasınmakta.

Avrupada uzun yılar süren sınıf mücadelerinin yaratığı kazanımlar, siyasal demokratik hak ve talepler, çıkartılan yeni yasalarla kaldırılmaya ve engellenmeye çalışılmakta.

Avrupada yürürlüğe sokulan Anti-Terör yasaları, başta göçmen işçi ve emekçileri olmak üzere ,yerli ezilen işçi ve emekçileri fişliyor ve yürütülen siyasal mücadele terörize ediliyor.

Ekonomi, Eğitim,Sağlık ve bir çok alanda çıkartılan ve genişletilmeye çalısılan yasalarla toplum kıskaç altında tutuluyor.

GREV !!!

Bir taraftan Avrupanın bir çok ülkesinde irili ufakli ekonomik, demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi yürürken Almanyada uzun bir süreci kapsayan işçi grevleri devam etmekte.

Verdi ye bağlı Deutsche Bahn işçilerinin yaptığı grev sürerken (bu grev 01-07 de bir yıllığına 30-09.2016 ya kadar durduruldu) eğitim alanında (Çocuk yurtları ve Anaokul) çalışan işçilerin grevi sürdürmesi Almanyanın gündemine oturdu.

İşçiler, Sağlıklı iş koşulları, İş saatlerinin düşürülmesi, ücretlerin artırılması ve özgün taleplerin dile getirildigi grevler Almanya çapında sokaklarda yapılan kitlesel miting ve yürüyüşlere sahne oldu..

Bütün bu gelişmelere paralel 08.06 2015 te başlayan ve halen devam etmekte olan Deutsche post işçilerinin grevi, bir dalga halinde almanya ya yayılmış durumda.

Almanya Demaokratik Haklar Federasyonu olarak İşçi ve emekçilerin ekonomik, hak ve özgürlükler mücadelesinin öznesi olmamız gerektiğinin altını çiziyor ve başta taraftar ve üyelerimiz olmak üzere tüm ilerici ve Devrimci ınsanları mücadeleyi yükseltmeye ve destek vermeye çağırıyoruz.

Almanya Demokratik Haklar Federasyonu

adhk tarafından

Komünist devrimciler fikirlerini gizlemezler

Temmuz 7, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

ismail uar ke yazsGazetemiz köşe yazarlarından İsmail Uçar’ın gazetemizin 102 sayısında yayınlanan makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (07-07-2015)-Yukarıdaki sözler Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Maoist Partinin kurucu komünist önderi Kaypakkaya yoldaşa aittir. Bu doğru çizgi ve yönelim bugün de rehberimizidir.

Öteden beri genel soyutlama olarak sürekli ifade ederiz. Biz komünistler, amaç ve ilkelerimize hizmet etmesi koşuluyla hiçbir mücadele, araç ve yöntemi reddetmeyiz ve bilakis bu temelde onları kullanmaktan da geri durmayız. Bu genel doğru karşısında geçmişten bugüne teorik ve pratik olarak bazı somut ve güncel görevler ve politikalarımızda hatalı yaklaşımlar ve yanlış pratiklerimiz de söz konusu olmuş, önümüzdeki süreçlerde de olacaktır. Zira komünistler, geçmişin tarihsel her bir süreçteki tecrübe ve deneyimlerimizle ortaya çıkan pratiklerinden doğru ve bilimsel dersler çıkararak onları önemli bir silah haline getirmeyi de öngörürler. Bu bilinçle biz komünistlerin; amaçları, ilkeleri, araçları, taktikleri, teorik ve pratik politikalar bağlamında sınıf mücadelesindeki araç ve yöntemleri ve bütün bunların nasıl ele alınması, nasıl güncellenmesi gerektiği üzerine bugüne kadar hiç kuşkusuz ki çeşitli tartışmalar yürüttüğü, tartışmasız bir gerçektir. Bu tür tartışmalar Uluslararası Komünist Hareket (UKH)’in tarihinde de oldukça geniş biçim ve içeriklerde tartışılmış ve hala da tartışılmaya devam etmektedir. Sınıfların varlığı ve sınıflar mücadelesi boyunca da bu tür tartışmalar devam edecektir. Çünkü kavrayışta eşitsizlikler de sürecektir. Bu bağlamda UKH ve Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci ve komünist hareketin tarihsel tecrübelerinden öğrenerek ilerlemek durumundayız.

Bu bilinçle özellikle legal-yasal ve demokratik alan(lar)ın kullanılmasına ilişkin tartışmalar da önemli bir yer tutmaktadır. Burjuva diktatörlüklerin iktidarı koşullarında temsili parlamenter seçim sistemleri içerisinde yer alarak genel seçimlere katılma yönelimi komünistlerin hemen hepsinde ya da genel olarak tali ve esas mücadele alanı olarak da parlamento dışı mücadeleye hizmet etmesi veyahut da bu eksende ele alınarak parlamentoda mücadele yürütülmesini öngördükleri bilinen bir durumdur. Bu düzlemde komünistler parlamento dışı mücadeleyi esas aldıkları gibi parlamento içindeki mücadeleyi de taktik olarak, objektif ve subjektif koşulları göz önünde bulundurarak ele alıp kimi zaman uygun görüp kimi zamanda boykot ederler. Bu durum biz komünistler açısından bir ilke meselesidir. Bu kapsamda şimdiki Türkiye-Kuzey Kürdistan koşullarında parlamentodaki mücadeleyi de taktik ve tali politika gereği uygun görmüşlerdir. Bu noktada komünistlerin kafası son derece açık ve berrak olmasına karşın amaç ve ilkeler, strateji ve taktikler, somut ve günceldeki bazı pratik politikalar ve izlenen çizgiler üzerine tabi ki çeşitli tartışmalarda sürdürülmektedir. Öncelikle bu tür tartışmaların olması son derece doğal ve gereklidir de. Çünkü demokratik merkeziyetçilik temelinde parti içi iki çizgi mücadelesi gerçekliği, Maoist Parti ile anti-Maoist Partileri birbirinden ayıran önemli bir ayraçtır. Ancak izlediğimiz ve gerçekleştirdiğimiz bazı çizgiler ve pratik politikalarımızı bu tartışmalar ekseninde yürütürken, doğru yanlış temelinde doğru anlayış ve pratiklerimiz kadar bazı anlayış hataları ve yanlış pratikler içerisinde olduğumuz da tartışılarak çeşitli sentezlere ulaşılacaktır.

Komünistlerin amaçları ve ilkeleri nedir? Amaçlar, azami-nihai program olarak komünizm ve ona ulaşmada Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ise asgari programıdır. Gerek legal ve demokratik gerekse de illegal olarak sınıf mücadelesinin çeşitli alanlarında bu asgari ve azami amaçlar için bir mücadeleyi kendilerine rehber edinirler.

Ve yine komünistler, ilke olarak illegal ve parlamento dışı mücadeleyi esas alıp bunun icrası için bir faaliyet içerisinde bulunurken, özellikle dolaylı ve tali mücadele alanlarından legal ve demokratik alan faaliyetlerinde de bu durumu gözeterek buna göre hareket ederler. Bu temelde Sosyalist Halk Savaşı stratejimize hizmet etmesi bağlamında diğer bütün mücadele araç ve yöntemleri kullanmayı da öngörürler.

Evet, legal-yasal ya da demokratik alan çalışmalarında biz komünistler prensip olarak siyasi ve ideolojik görüşlerimizi ve tezlerimizi açıklamaktan da geri durmadığımız gibi aksine bunları sürekli açıklayarak güncellemeyi de önemli görevlerimiz arasında sayarız. Ancak taktik politikalar adına ortaya konan, izlenen teorik-pratik çizgi ve yönelimlerimizin strateji ve amaçlarımızı aşındırmasına ya da stratejimizi yemesine karşı da dikkatli ve hassas olmak durumundayız. Biz komünistler olarak tabi ki “nasıl olsa taktik politikadır, köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı diyebiliriz” gibi strateji, amaç ve ilkelerimizi yiyip bitirecek taktik politika ve pratikler içerisinde olamayacağımız ya da bu şekilde bir yaklaşımda bulunamayacağımız da bilinmelidir. Dolayısıyla sömürücü ve zulümkar düzen içi-sistem sınırları kapsamında legal ve demokratik alan çalışmalarında tekçi faşist konsept ve dayatmalar karşısında da son derece hassas ve deyim yerindeyse “uysal bireyler” olarak hareket edemeyiz. Tam aksine düzen sınırlarını da aşan radikal-militan devrimci bir faaliyet içerisinde olmamız asla küçümsenecek bir olgu olarak görülemez ve değerlendirilemez. Maoist komünistler 3. Kongreleriyle çok doğru olarak özetledikleri gibi her bir millet, dil, inanç, tarih, felsefe, düşünce imtiyazı ve tekeline karşı demokratik, özgür bir yaşam ve toplumu kabul ederler ve aynı zamanda bunun için mücadele yürüttüler. Tekçi faşizmin özellikle 12 Eylül cuntasıyla da iyice yoğrularak pekiştirilen konsepti ve dayatılan uygulamalarına karşı biat etmeden militan çizgi ve duruş aslolan görevlerimiz arasındadır. Tekçi faşist T.C. gerçekliğinin önümüze koyduğu barajların aşılması da ancak bu bilinç ve pratik tutumla başarılacaktır. Geçmiş tarihsel tecrübelerimizden, hata ve eksikliklerimizden doğru ve bilimsel dersler çıkaralım derken elbette bizzat tarihimizin son derece hala doğru teorik ve pratik politikalarını da sürdürme kararlılığını göstermek durumundayız. Asla unutulmamalıdır ki tekçi faşizm referanslı tek millet, tek bayrak, tek dil, tek inanç, tek vatan, tek devlet şeklinde T.C.’nin bekasına karşı legal ya da illegal, parlamenter ya da parlamento dışı bütün mücadele alanlarında militan devrimci çizgi ve pratik politikalar, temel görevlerimiz arasındadır ve ötelenemezler. Komünist önder İbrahim’den bugüne politik iktidar mücadelesi perspektifli radikal-militan devrimci çizgi ve yönelimde ısrar ederek ilerleyelim.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kaza değil katliam

Temmuz 7, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKHADKH (07-07-2015) Gün geçmiyor ki yeni bir işçi katliamıyla karşılaşmayalım… İhmal, kaza vs bahaneleriyle daha çok işçilerin suçlandığı bu ‘kazalar’ devlet eliyle medya üzerinden topluma kanıksatılmış durumda. Dün Soma da yapıldığı gibi her katliam azami kâr hırsının ‘allahın taktiri’ söylemleri ile örtbas edilip, her ihmal ‘istenilmeyen kaza’ olarak geçiştiriliyor. Ve yaz aylarının bitmez dramı mevsimlik tarım işçileri… Namı diğer gündelikçiler. Bir lokma ekmek parasına sigortasız, hiç bir güvence olmadan çalışmaya mahkum olan insanlar. Bu insanlardan, resmi rakamlar ve yasal güvenceler içinde hic gözükmeyip ama “iş kazaları ” istatistiklerindeki sayılarda ölenlerin çoğunluğunu kadın işçiler oluşturuyor. Öyle ki yaşarken en ağır en zor işlerde sigortasız ve güvencesiz çalıştırılıp emeğini yok sayan sistem kadının ve çocuğun varlığını ancak ölüsü üzerinden kabul ediyor. Suçları yoksul olmaları. Manisa’nın Gölmarmara İlçesi’nde, Hacıveli köyü yakınlarında üzüm tarlalarında çalışmaya giden çoğunluğu kadın mevsimlik tarım işçileri kaza geçirdi. İşçileri kasasında taşıyan kamyonet ile süt tankeri çarpıştı. Meydana gelen ‘kazada’ 13′ ü kadın birisi çocuk 15 işçi öldü 2 kişi yaralandı.

Olayı ihmal, cehalet olarak yansıtan devlet yoksulluğun en alt sınırında yaşayan ve ucuz iş gücünü oluşturan bu işçilerin katledilmesinde tek sorumlu ve suçlu olandır.

Manisa da yaşanan kaza değil sistemin yoksullukla gerçeklestirdigi yeni bir katliamdır.

Sorumlu ucuz iş gücünü devletiyle kader kılan kapitalizmdir!!

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

PUSU

Temmuz 7, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

ousu yk haber 2015“Dişlerimizi sıkmalı ve ‘sonuna kadar dayanmalıyız’ Bu ölülerin yaşayanlara öğüdüdür”

Clara Zetkin

HABER MERKEZİ (07-07-2015)-Haziran güneşi Mercan Dağları’ndan şavkıyordu ormanın derinliklerine Güneşin ısısı hareket halindeki karıncayı dahi terletiyordu. Taşıdığı buğday tanesini güçlükle sürüklüyordu peşinden. Taşıdığı yükün bedeninden büyük olmasına aldırış etmeden tüm gücünü çenesinde topluyordu siyah karınca. Uzun ve zorlu yolları aşmak onun işiydi. Bunun farkında olan siyah karınca yükün ağırlığına ve yolun uzunluğuna aldırmadan ulaşmak istiyordu varacağı yere…

Taylan’ın sürekli yaptığı şeydi bu; hareketsiz ve nefessiz dakikalarca karıncaları izlemek… Taylan elleriyle çoğu zaman karıncaların yolunu temizler ve engelleri kolay aşmasını sağlardı. Daha öncesinden karıncayı avuçlayarak yuvasına yakın bir yere bırakmıştı. Lakin karınca bu yardımı kabul etmemiş olacak ki taşıdığı yemi bırakıp başka arayışlara girmişti. Bu durum bir iki tekrar edince Taylan da eliyle yolu temizleyerek ona yardım ediyordu. Karınca da bu yardımı geri çevirmiyor, onun açtığı yolda ilerliyordu. Boş zamanlarında bu uğraş keyif veriyordu kendisine. Karınca bazen yoldan çıkınca “dinine yandığım diyerek” serzenişte bulunuyordu. Yılmaz, Taylan’ın bu uğraşını tebessümle izliyor, ondaki bu sabra hayret ediyordu. Yılmaz yavaşça yaklaşarak Taylan’a “Nasıl bizimkiler kışlık üstlenmeye iyi hazırlanıyorlar mı?” diye sordu. Taylan gülümseyerek “Ha bire buğday tanesi taşıyorlar biraz helva ver yuvalarına dökelim, değişiklik olsun” diyerek Yılmaz’a takıldı. Bu isteği ciddiye alan Yılmaz, komüncü olan Fecir’e seslenerek biraz helva vermesini istedi. Fecir Taylan’ı karıncalarla uğraşırken gördüğü için durumu anlayıp “Alın ancak kimse görmesin” dedi gülerek. Büyük bir mutlulukla helvayı alan Taylan, avuç içinde ufalayarak helvayı yuvaya döktü.

Gerilla birliği yaptığı toplantı ile faaliyet planlaması yaptı. Bu toplantıdan sonra farklı bölgelere birlikler yollanacaktı. Taylan, Fecir ve Yılmaz aynı birliğe düşmenin hayallerini kuruyorlardı fakat açıklanan karar ile Fecir’in başka bir birlikte kalacağı kesinleşmişti. Bu duruma her ne kadar üzülmüş olsalar da faaliyet heyecanı daha ağır basmıştı.

Yaprak kokusu yükseliyordu ormandan. Taylan ayakkabılarını komüncü Fecir’e göstererek “Bu yırtık mekapla beni yolcu ediyorsun alacağın olsun” diyerek takıldı kendisine. Fecir bu ani çıkışa şaşırarak nasıl cevap vereceğini düşündü ve söyleyecek bir şey bulamayınca kendi ayakkabılarını çıkarıp Taylan’a uzatarak “Sen al bunları hem sizin yolunuz uzun ben buradan aldırırım” dedi. Taylan Fecir’in paylaşımcı yönünü bildiği için ‘yok’ demenin bir karşılığı olmayacağını bildiğinden ayakkabıları alarak ayağına geçirdi. Taylan ve Fecir’in yanına sokulan Yılmaz yarın yola çıkacaklarını ve gerekli hazırlıkların yapılmasını söyledi. Ancak söylediği kişi Taylan olunca biraz mahcup oldu çünkü onun her daim hazırlıklı olduğunu biliyordu.

Rüzgar yanaklarını okşuyordu gerillaların. Koyu karanlığa inat gökyüzünü renge boğuyordu yıldızlar. Rüzgardan kıpırdayan yapraklar sabırsızca bekliyorlardı rüzgarın dinmesini. İt yokuşunu güneş gibi aydınlatan dolunay gömülmek istiyordu bulutların arkasına. Doğanın eşsiz güzellikteki bu halini şiire dökerdi çoğu zaman Taylan. Bugünde öyle yaparak barut kokulu dağlardan halaya duran şiirler döküldü kaleminden:

“Işıldar karanlık doruklarda sesimizde

Dağlar dize gelir sevdamız büyür

Döverken geceyi silah sesleri

Bozulur pusular düşerim gözlerine

Halaya durur seninle ellerimiz

Yüreğimiz kan kızıl bir sevdadır”

Gerilla birliğinin kaldığı arazi güvenli bir yerdi. Bağlamanın teline dokunup türküler söylemeye başladılar. Rüzgarla savrulan türküler dağlardan, fabrika ve tarlalara ulaşıyordu. Karanlıktan faydalanarak yazdığı şiirleri utangaçça okudu Taylan. Her birinin yüreğinde son gecenin hüznü, heyecanı ve coşkusu vardı. Taylan yürünecek iki günlük yolun planını kuruyordu kafasında. Karanlık arazide yol çıkarmak güç olur çoğu zaman. Buna rağmen ezberindeydi her patika ve her pusu yeri.

Yılmaz ve Taylan yarınki yolculuk üzerine konuşmaya başladılar. Yılmaz’ın ısrarına rağmen Taylan öncü olmak istiyordu. Yılmaz’da bu ısrarı kabullenip “Ama bir dahaki sefere ben öncü olurum” diyerek konuşmaya noktayı koydu…

Birlik komiseri tarafından son hazırlıklar gözden geçirildi. Kalanlarla vedalaşıp yola düşüldü. Öncü olarak Taylan ve Yılmaz hızlı adımlarla karanlığı yarmaya, tepeleri aşmaya başlamışlardı bile. Taylan’a yetişmek zordu, bundan ötürü aynı birliğe düşenler onun öncü olmasını pek istemiyorlardı. Öyle ki birkaç kez birlik kendisini kaybetmişti. Ormanın derinliklerinden ilerliyordu gerillalar. Düşmanın pusu attığı yere yakınlaşınca araziyi iyice gözden geçirdi ve temiz olduğunu anladı Taylan. Arkadan gelenlere parolayla dikkatli olmaları yönünde işaret verdi. Arazinin temiz olmasına rağmen bunu hep yapardı. Pusu yerini sorunsuz aşan gerilla birliği hızlı adımlarla yola devam ettiler…

Beyaz Dağ gökyüzüne uzanan heybetli duruşuyla karşıladı gerilla birliğini. Bu gece burada kalacaklardı. Taylan ve Yılmaz birliğin geri kalanını beklemeye başladılar. Beyaz Dağ’ın kızıla boyandığı, Hüseyin Gözlü ve iki yoldaşın şehit düştüğü bu dağın isminin Kızıldağ olması gerektiğini düşündüler. Birliğin geri kalanı da geldi. Taylan’a yine hızlı geldiği için veryansın ediyorlardı. Taylan bu duruma alıştığı için gülerek karşılıyor ve hemen kendini ‘affettiriyordu.’

Birlik kısa bir toplantı yaptı. Daha öncesinden HES’lere karşı eylem yapılması gerektiği yönündeki kararı, artık pratiğe geçirme zamanıydı. Dinar’da yapılan HES’te kızıl kurşunlardan payına düşeni alacaktı. Eyleme dair planlama komutanlık tarafından hazırlanarak gerekli bilgiler paylaşıldı. Savunmada kalacaklar ve saldırıya katılacaklar netleştirildi ve hemen yola düşüldü.

Gerilla birliği Zargovit’in sığ ormanında güçlükle ilerliyordu. Düşman bu bölgede sürekli pusuda olurdu, bundan kaynaklı dikkatli olunması yönünde çokça uyarı yapıldı. Taylan ve Yılmaz dürbün çekerek ilerliyorlardı. Çiçekli Karakolu görülünce hareketliliği gözlemlediler ve anormal bir durum olmadığını anladılar. Sabaha karşı Dinar bölgesine vardılar. “Her yerde şehitlerimizin ayak izleri var” dedi Taylan. Yılmaz merak edince Didar ve Manuel yoldaşların şehit düştüğü yeri gösterdi. Yine Alişer ve Aynur yoldaşların panzeri imha ettikten sonra düştükleri yeri de anlattı kendisine. Yılmaz, Taylan’a dönerek “Öyleyse bu eylemi düşen yoldaşlara adayalım” dedi. Taylan olur anlamında başını salladı…

Gün yavaştan ağarıyordu. Güneş Taptik üzerinden şavkıyordu Dinar üzerine. Ilık bir rüzgar ıslık çalışıyordu gerillalara. Robayik her ne kadar karşısına inşa edilen karakolun gözetiminde olsa da saklıyordu gerillaları kanatlarının altına. Karıncalar son yüklerini almışlardı omuzlarına, karanlığa kalmadan varmak istiyorlardı toprağın derinliklerine. Karıncaların bu hareketliliği gerilla birliğini de harekete geçerdi. Birlik komutanı tarafından son kontroller yapılarak bölgedeki hakim tepelere gerillalar konuşlandırıldı. Planlamaya göre Taylan ve Yılmaz’da HES’e girecekler arasındaydılar. Karakol HES’e yakın olduğundan eylem hızlıca gerçekleştirilecek ve geri çekilecektiler. Her ihtimal göz önüne alınıp belirli yerlere mayınlama yapılmıştı. Yaprakların halaya durması rüzgarın şiddetini arttıracağını gösteriyordu. HES’e doğru harekete geçen gerilla grubu, yamaçlardan sızarak HES binasına yaklaştı. Her ihtimale karşı temkinli hareket ediyorlardı. Taylan ve Yılmaz koşar adımlarla HES binasına girdiler, ardından diğer gerillalar geldiler. HES’te çalışanlar bir yandan korkuya kapılırken diğer yandan gerillaları gördüklerine mutlu oldular. Hızlı hareket etmeleri gerekiyordu. Yılmaz işçileri bina dışına çıkararak HES’lerde çalışmamaları yönünde uyarılar yaptı. Taylan ve beraberindekiler de kumanda sistemini yakarak kurşunladılar. Telsizden hızlı olmaları yönünde uyarı aldılar. Taylan birliği toplayarak ormanlık alana yöneldi. Çekilme yönleri farklıydı. Koşar adımlarla geceye karıştılar. Aştıkları tepenin ardında düşman gerillalardan habersiz pusudaydı. Öncü olan Taylan aldığı sesle yere yattı. Arkadan gelenlere işaret vererek dikkatli olmalarını söyledi. Nefes alsan duyulacak kadar sessizlik hakimdi. Yılmaz sürünerek Taylan’a yaklaştı. Yılmaz’dan dürbünü alan Taylan ses aldığı bölgeye dürbün çekerek bölgede düşmanın olduğunu gördü. Gerilla birliğinden habersiz aval aval etrafı gözetliyordu düşman. Taylan ve Yılmaz göz göze geldiler. “Ne yapalım” diye sordu Yılmaz. “Yapılacak şey belli” dedi Taylan. Yılmaz bu cevaptan sonra “Dikkatli olun” diyerek diğer yoldaşlarını da uyardı. Gerekli uyarılar yapıldıktan sonra Taylan kendinden emin sürünerek yaklaştı düşmana. Yılmaz el tetikte namluyu düşmana çevirmiş, bir yandan Taylan’a öbür yandan düşmana bakıyordu. Taylan düşman askerinin elinde silahı olmadığını görünce teslim almak istedi onu. Alnından akan teri şalıyla sildi, yüreği küt küt atıyordu. “Teslim ol” diye haykırdı Taylan. Bu ses karşısında şaşkına dönen asker, kurşun değmeden ölmüş gibi oldu. Bir an dünyası kararan asker ani bir hareketle silahına davranmak isteyince silahını ateşledi Taylan. Kurşun sesi gecenin sessizliğini bozdu. Taylan düşmanın silahını almak için tam harekete geçecekken Yılmaz buna engel oldu. Gecenin sessizliğini, şaşkına dönmüş rastgele kurşun sıkan düşmanın silah sesleri bozuyordu. Gerillalar karanlığa karışarak kamp alanına ulaşmışlardı bile…

Bedel ödemekten çekinmeyip savaşmaya cüret eden Abidin Demir (Taylan), İsmail Perktaş (Fecir) ve Ozan Derman’ı (Yılmaz) savaşçı yönleriyle hatırlayıp savaşarak analım!

Öner Yeşil

Kandıra 2 No’lu F Tipi                                                                                                       Hapishanesi

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Devrimci tutsaklarla dayanışma pikniginde buluşalım

Temmuz 7, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

resim-piknikLudwigsburg (07- 07- 2015) Emperyalizmin bize dayattığı, bireyciliği, bencilliği ve fiziksel yorgunluğumuzu üzerimizden atmak için; dayanışmak, paylaşmak, eğlenmek, üretmek, dostluğu ve dayanışmayı büyütmek için ADHK Güney bölge komitesinin düzenlemiş olduğu Türkiye ve Kuzey Kürdistan´daki Devrimci Tutsaklarla Dayanışma Pikniğine Tüm Dostlarımız davetlidir.

Program : Canlı Müzik

Davul Klarnet

Voleybol, Futbol ve Çeşitli Yarışmalar ( Spor için gerekli kıyafetlerinizi birlikte getirin) Adres : Freizeitpark 70806 Kornwestheim/ Ludwigsburg Tarih : 11.07.2015 Cumartesi Saat 13:00 Not : Pikniğin Tüm geliri Türkiye ve Kuzey Kürdistandaki Siyasi tutsaklara Gönderilecek.

ADHK Güney Bölge Komitesi