ERDAL EMRE tarafından

Birbirlerinin “İnlerine giren”lerin Cumhuriyeti

Ekim 30, 2015 de ERDAL EMRE ERDAL EMRE tarafından

pano14Erdal Emre (30-10-2015) Devletlerin tarihi, onu kontrol etmek isteyen güç odakları arasındaki amansız bir kavganın da tarihidir Bir yasa gibidir bu Ve de tüm devletler için geçerlidir

Tanrı devletten Kral devlete, Cumhuriyetten “Demokratik” devlete kadar

Türkiye gibi devlet tapıncının çok daha köklü olduğu ülkelerde ise bu kavganın dozu/şiddeti daha bir yıkıcı oluyor.

Çünkü devleti kuran ve kontrol eden sınıf ve zümreler tarihsel tecrübeyle biliyorlar ki, devlet, servete kavuşturur, hükümran kılardı. iktidar ve zenginleşme ihtirası dinmek bilmeyen hasta ruhların adlarını tarihe yazdırırdı.

Sünni-müslüman Türk muktedirler için yazmakla bitmezdi devletin faydaları. Yerlilerin malını-mülkünü gasp ederek kurarsınız onu. Sonra, bu gasp malı servetin bir bölümüyle iyice tahkim edersiniz. Çünkü güçlendirilmiş büyük devlet, sizlere yeni gasp ve rant alanları açardı. Asli sahiplerini dokunulmaz kılar ve İşlenen suçlara bir “meşruiyet” kazandırdı…

Bu devlet, “şanlı” bir tarih olmadan da yoluna devam edemezdi elbette. Çünkü uğruna “şehit” olacak insanlara ihtiyaç vardı. Çok geçmeden, yarı yarıya kurguya dayalı bir “Kurtuluş Savaşı” destanı da yaratıldı. “Kurtuluş” denilen şey ise anti emperyalizmden ziyade, üzerine kurulduğu toprakların yerlilerinden kurtulmak idi.

Türk egemenleri, “muhtariyet” vaadiyle manipüle ettikleri Kürtleri de yanlarına alarak, yenilen Osmanlıdan arta kalan alanda kurdukları yeni devlete dört elle sarıldılar. Artık elde kalan son Türk devletini “iç ve dış düşman”a karşı cansiperane korumak/kollamak gerekiyordu.

T.C. devleti kuruldu kurulmasına ama, temelleri sağlam değildi. Zira, bir halklar ve medeniyetler mezarlığının üzerinde duruyordu. Sicili suç doluydu.

Binbir pazarlık ve entrikayla savaş galiplerinin ve de tarih sahnesine yeni çıkmış Sovyet devletinin onayını almak gerekiyordu. Alındı da…

İç çatışmaları hiç eksik olmadı Osmanlı mirası yeni devletin.

Birbirlerinin “inlerine” ve şirketlerine yönelik baskınların “İzmir suikastı” davasından Menderes’in idamına, Özal’ın, Eşref Bitlis’in ölümünden Ergenekon/Balyoz tutuklamalarına varan bir evveliyatı vardı.

Ümmetçi/Osmanlıcı kanatla İttihatçı/Kemalist kanat arasındaki eski kavga nihai çözüme kavuşmamıştı. Ayrıca, bu kampların herbiri, çıkar paylaşımı söz konusu olduğunda kendi içinde de her an kanlı-bıçaklı hale gelebiliyorlardı. AKP-Cemaat kavgasında olduğu gibi.

Ama aldanmayalım. Tüm bu kanatlar ve kollar, “milli ve yerli” olmayan “iç düşman”a, yani o toprakların gerçek yerlileri olan Kürt ve Hristiyan halklara, Ezidi/Alevi/Kızılbaş gibi batıni inanç topluluklarına, sol ve emek cephesine karşı Türk-İslam sentezi bayrağı altında anında birleşebiliyorlardı. Bu suç ortaklığı onların varlık nedeniydi…

…….

“Allah devlete zeval vermesin”di. Zira, en korkaklar bile onun sayesinde kaplanlaşıyor, bir dikili ağacı dahi olmayanlar servet sahibi oluyordu. O, “baba”ydı. Herkesi herkesten daha iyi tanır ve herşeyin en doğrusunu o bilirdi. Şiddet kullanma tekeline sahip olduğu için de, zor ve şiddetin en “baba”sını o kullanır, vurdu mu oturturdu. T.C. idi ama, “Osmanlı tokadı” atardı.

Tarihinde bir çok katliam ve soykırım, tekil ve kolektif suikast vardı. Ama yine de “demokratik bir hukuk devleti”ydi ! Yaradanlar onu “başımızdan eksik etmesin”di !

Hele bir de bayrağı vardı ki… Bir türlü paylaşılamıyordu. Vatanperver soyguncular, katliamcılar, nasyonal sosyalistler, mafya baronları, linç çeteleri ve birbirlerinin “kozmik odaları”na, “yatak odaları”na, basın-yayın kuruluşlarına cebren girenler arasında elden ele gururla dalgalanıyordu.

….

İnsanlık, adına devlet denilen örgütlenmiş zor’dan daha ne kadar zaman çekecek, bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Gelecek insan kuşakları, kendine ve topluma yabancılaşmış bu aygıtlardan mutlaka kurtulacaklardır. Teokratik olanından en “demokratik” olanına kadar…

Erdal Emre

adhk tarafından

1 Kasım’da Kobanê’yle dayanışmayı büyütelim

Ekim 30, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kobane81 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle tüm dünyadaki dayanışma eylemlerinin hazırlıkları devam ederken, Kobanê’den dünya halklarına destek çağrısı yapıldı

HABER MERKEZİ (30-10-2015)- Faşist DAİŞ çetelerinden temizlenerek özgürleştirilen Kobanê’deki tarihi direnişin ardından ilan edilen 1 Kasım Dünya Kobanê Günü dolayısıyla, başta Avrupa olmak üzere dünyanın bir çok şehirlerinde halklar sokaklara çıkarak, “Kobanê direnişi insanlık direnişidir, Kobanê’yi yeniden inşa edelim” şiarı yükseltecek.

Sokağa çıkacak halkların temel talepler arasında Kobanê’nin yeniden inşası için AKP iktidarının uyguladığı ambargonun kaldırılması yer alıyor. Yürüyüşlerin yanı sıra panel, sempozyum ve konserlerin de düzenleneceği etkinliklere, Türkiye Kuzey Kürdistan’da faaliyet yürüten devrimci, sosyalist, yurtsever örgütlerin yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerindeki sol, sosyalist parti ve anarşist gruplar da katılacak.

Kobanê’yle dayanışmayı büyütelim

1 Kasım Dünya Kobanê Günü dolayısıyla Kobanê Kantonu Yürütme Konseyi adına bir açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, ”Barış ve eşitliğin barbarlığa karşı zafer kazanması için Kobanê ile dayanışmayı büyütelim” çağrısı yapıldı.

Kobanê ve Rojava’nın diğer iki kantonunun Kürt halkının özerklik ilan ettiği 19 Temmuz 2012’den bu yana kesintisiz saldırı altında olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, Rojava’da öz yönetime dayalı, sosyo-kültürel, dini ve etnik çeşitliliğe açık yeni bir sistem kurulmasının hedeflendiği belirtildi.

DAİŞ çetelerinin saldırıları ve çetelere karşı verilen direnişe atıfta bulunan açıklamada, şöyle denildi: “Rojava halkı, aşırı grupların saldırılarını geri püskürterek yeni bir idare oluşturma yönündeki olağanüstü irade ve kararlığını ortaya koymuştur. Bu kararlılık ‘DAİŞ mitinin’ sonunun başlangıcı olan Kobanê halk direnişiyle doruğa ulaşırken, (Kobanê direnişi) tüm dünyaya halkın iradesinin ve yerel kurumların birleşmesinin terörizme karşı savaş ile insanlık ve barışı savunmak için yeterli olduğunu kanıtladı.”

‘Halkın geri dönme ve yeniden inşa isteğine’ vurgu

Kobanê zaferinin bedelinin ağır olduğunun kaydedildiği açıklamada, bunun günlük yaşama yansımasının açıkça görüldüğü dile getirildi. Kobanê’deki binaların yüzde 70’inin yıkıldığı ve kent sakinlerinin bir bölümünün göç ettiğinin hatırlatıldığı açıklamada, halkın kente geri dönme ve yeniden inşa etme yönündeki isteğine vurgu yapıldı.

Kobanê kantonundaki direnişin tüm imkansızlıklara karşı devam ettiği yinelenen açıklamada devamla şöyle denildi: “Türkiye ile sınırın kapalı olmasından dolayı ilaç ve gıda maddeleri noktasında ciddi eksiklikler olsa da, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Rojava’nın tüm bileşenleri (Kürtler, Araplar, Süryaniler, Asuriler) ile uyum içerisinde ve de Uluslararası Koalisyon‘un da bombardıman desteğiyle DAİŞ’e karşı direnmeye devam ediyorlar.”

Kobanê ile dayanışmayı büyütmek için 1 Kasım’da eyleme

Kobanê Yürütme Yürütme Konseyi açıklamasında son olarak tüm dünya halklarına çağrı yapılarak, 1 Kasım Dünya Kobanê Günü vesilesiyle Kobanê ve cesur halkıyla dayanışmanın gösterilmesi istendi. Kobanê halkının direnişinin ve insanlık düşmanlarına karşı zaferiyle tüm dünyayı etkilediğinin altının çizildiği açıklamada, şu sözlerle son buldu: “Rojava ve Kobanê halkına verilen destek ne kadar büyük olursa, barış ve eşitliğin dünyanın bu bölgesindeki barbarlığa karşı zafer kazanma şansı da o denli büyük olur.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Viyana Demokratik Haklar Derneği’nden Etkinlik

Ekim 30, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

1Viyana (30-10-2015) Viyana Demokratik Haklar Derneği ” Haksız savaşlara, göç yolundaki ölümlere, ırkçılığa ve faşizme karşı demokratik haklar mücadelesini yükselt!” şiarıyla 26 Ekim’de, sahne programı ve panel içerikli bir etkinlik düzenledi

Etkinliğin ilk bölümünde sahne alan, Demokratik Kadın Hareketi bünyesinde oluşturulan Grup Siliye, Sibel Sözeri, Grup İklim ve Grup Omedyam’ın müzikal dinletilerinin ardından panel bölümüne geçildi.

Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu, FEYKOM, Avusturya İşçi Partisi, Avusturya Türkiye İşçi Gençlik Federasyonu ve Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan temsilcilerin yer aldığı panelde, Emperyalistlerin kendi çıkarları doğrultusunda çıkardıkları savaşlar ve bu savaşlar karşısında halklar cephesinin durumu, göç yollarındaki insanların sorunları ve sığındıkları Avrupa ülkelerinde karşılaştıkları sorunların çözüm yolları konularında yapılan sunumlar üzerine tartışmalar gerçekleştirildi. Emperyalist ülkelerin kendi aralarındaki çıkar dalaşına rağmen, ortak çıkarları ekseninde halkları sindirebilmek için birlikte hareket ettikleri ve ezenler cephesindeki bu ortaklaşmaya en iyi cevabın ezilenlerin buna karşı birlikte vereceği ortak mücadeleyle verilebileceği, bu ortak mücadelenin ise devrimci cenahın farklılıklarını değil, ortak yönlerini daha çok ön plana çıkararak hareket etmesiyle mümkün olabileceği fikri sunum ve tartışmalarında öne çıkan vurgulardandı.

Panel bölümünden sonra sahne alan Grup Abdal’ın seslendirdiği türkülerle etkinlik sona erdi.

23

adhk tarafından

Basel; Emperyalist saldırganlık, göç ve göçmenlik üzerine Panel ve Müzik dinletisi

Ekim 29, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

baselİDHF (29-10-2015) İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu’muzun 1 Kasım Pazar günü İsviçre’nin Basel kentinde düzenleyeceği etkinlik, “Emperyalist saldırganlık, Ortadoğu başta olmak üzere Dünyadaki haksız savaşlar, bu savaşların ortaya çıkardığı göç ve göçmenlik olgusu”nun konuşulacağı panelle başlayacak. Panelin ardından program sanatçı dostlarımızın müzik dinletileriyle devam edecek. Tüm dostlarımızı ve yoldaşlarımızı düzenlediğimiz etkinlige katılmaya çağırıyoruz.

adhk tarafından

„Wir sind hier, weil Ihr dort seid!”

Ekim 29, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kampanya afiş almancaADHK (29-10-2015) Wir haben uns nicht freiwillig auf die Flucht begeben! Wir sind nicht freiwillig, das Risiko eingegangen Minenfelder zu durchqueren, und dabei unsere Körper in Fetzen zu zerreißen! Wir sind nicht freiwillig im Mittelmeer ertrunken und verschollen in den tiefen des Ozeans! Wir sind nicht freiwillig in Lastwagen gestiegen, die noch nicht einmal für Viehtransporte geeignet sind, und darin mangels Sauerstoff erstickt! Wir haben nicht freiwillig Berge überquert und Wälder hinter uns gelassen, haben nicht freiwillig kilometerweite Wege auf uns genommen, auf denen unsere Frauen gebären mussten! Wir sind nicht freiwillig von Menschenhändlern an unbekannten, unsicheren Orten und Plätzen ausgesetzt worden! Dass wir verhungert und verdurstet sind, mit unseren Kindern und Älteren diese qualvollen grausamen Reisen antreten mussten, dass alles habt IHR verursacht, daran seid IHR Schuld,

IHR KAPITALISTISCH IMPERIALISTISCHEN RÄUBER!

Ihr habt uns unsere Ressourcen und Bodenschätze mit Hilfe eurer Verbündeten (Lakaien) weggenommen. Die Produktionsmittel und so auch die Produktionskapazität habt ihr euch zu Eigen gemacht, den Fortschritt unterbunden, weil ihr uns für immer von euch abhängig machen wolltet.

Ihr habt gemeinsam mit euren Lakaien, den Ländern der herrschenden Ausbeuterklassen und deren Diktatoren uns die grausamsten aller Ausbeutungen, die brutalsten Verfolgungen und rücksichtslosesten aller Unterdrückungen, fern von jeglicher Menschlichkeit durchleben lassen; als wir DANN vor diesen Unterdrückungen davon fliehen „flüchten“ mussten, um Überleben zu können, seid ihr uns „entgegengekommen“/ habt ihr uns „empfangen“ mit euren MENSCHENHÄNDLERN, DRAHTZÄUNEN, MAUERN, PÄSSEN UND VISA.

Die von euch auferlegten Diktatoren in unseren Ländern, deren brutale Herrschaft meist 30-40 Jahre lang andauerte, hatten uns das Leben zur Hölle gemacht, doch das war euch nicht genug. Waren sie nicht mehr geeignet für eure aktuelle wirtschaftliche und politische Strategie, konnte man unseren jahrzehntelang angestauten Zorn dafür benutzen und sie einfach absetzen. Doch auch hier waren wir wiederum die Leidtragenden.

Für einige von uns bedeutete es sich von nun an im Bürgerkrieg zu befinden, auf andere hattet ihr bereits begonnen aus euren Flugzeugen Bomben abzuwerfen. Unsere Familien habt ihr zerfetzt, unser Land unbrauchbar gemacht, Abermillionen sind obdachlos und haben keine Arbeit mehr.

Wie war das noch mal, ach, ja ihr hattet uns ja schließlich die „Demokratie“ gebracht, wir hatten kein zu Hause und nichts mehr zu essen, aber wir hatten zum Glück eure außerwählten Herrscher, die an uns eure empfohlene „Demokratie“ ausüben durften. Indem sie diejenigen, die sich gegen, die von euch uns auferlegten Lebensbedingungen wehrten und kämpften, ermordeten; in Gefängnisse steckten und folterten; bedrohten, so dass sie das Land verlassen mussten.

Und genau aus diesem Grund haben WIR uns auf den Weg gemacht, um eure „unvergleichliche (einzigartige) Demokratie“ leben zu dürfen. Doch was tut ihr? Nicht nur, dass ihr die Übergänge an den Grenzen, oder an Flughäfen verhindert, schreckt ihr auch vor wirklich nichts zurück, um uns den Weg, den wir trotz der oben aufgezählten Risiken auf uns genommen haben, abzuschneiden. Ihr versenkt die Boote, baut Barrikaden auf, und schickt uns über dieselbe Route zurück. Diejenigen von uns, die es schaffen eure Länder zu betreten, zwingt ihr unter schwierigsten Bedingungen zu leben. Die Streitkräfte eurer „Demokratie“, eure Rassisten hetzt ihr dann auf uns. Ihr führt Gesetze ein, die das Bleiberecht erschweren. Ihr verhindert, dass uns die Gesellschaft akzeptiert, indem ihr euch rassistischer Propaganda bedient. Während ihr manche von uns einbehaltet für „Notfälle“, verliert ihr keine Zeit daran jede Art von unmenschlichem Verhalten an den Tag zu legen, um den Rest aus dem Land zu verjagen.

An Euch kapitalistisch imperialistische Räuber, die ihr wegen eurer Gier nach noch mehr Profit unsere Welt zu einem Kriegsschauplatz verwandelt habt, und nichts als Blutbäder anrichtet,

WIR sind hier und wir werden unseren Platz behaupten!

WIR sind nicht gekommen, um den Völkern hier,

die alle unsere Brüdern und Schwestern sind ihr Brot wegzunehmen.

WIR werden uns gemeinsam organisieren, und werden gegen euch und dem,

was ihr uns angetan habt/ antut anKÄMPFEN!

Die Ressourcen dieser Welt reichen aus, um alle Menschen zu ernähren, wenn endlich das Privateigentum einer Handvoll kapitalistische Herrscher abgeschafft wird.

Deshalb rufen wir, ADHK (Konföderation für Demokratische Rechte in Europa), die wir für die Rechte und Freiheiten von Flüchtlingen/Migranten kämpfen, alle Flüchtlinge/Migranten, Organisationen und all diejenigen dazu auf, sich mit uns zu organisieren, unsere Kampagne „Flüchtlings-Migrationsfrage“ zu unterstützen, und so ein Teil dieser gemeinsamen Stimme zu werden, um sie zu erheben und erhören zu lassen!

Hoch lebe eine Welt ohne Krieg, Ausbeutung und Grenzen!

ADHK (Konföderation für Demokratische Rechte in Europa)

Oktober 2015

VOLKAN YARAŞIR tarafından

Ankara Katliamından, 1 Kasım`a HDP, Toplumsal Muhalefet ve Sokak

Ekim 29, 2015 de VOLKAN YARAŞIR VOLKAN YARAŞIR tarafından

volkanVolkan YARAŞIR (29-10-2015) Ankara katliamı Türkiye’nin hızla iç savaş sürecine girdiğini gösteren bir moment oldu. Diyarbakır, Suruç ve Cizre katliamlarının bir devamı ve derinleştirilmesi olan katliam, stratejik bir yönelimin ve içine girilen yıkıcı sürecin en önemli pratiği olarak dikkat çekti.

Bugüne kadar Kürdistan topraklarında fiilen yürütülen iç savaş konsepti, yaratılan lokalizasyondan dolayı Batının çok da gündeminde olmadı. Bir nevi ikili bir rejim uygulayan TC, Mahir Çayan’ın kavramlaştırmasıyla açık faşizm uygulamalarının bir yansıması olarak, Kürdistan topraklarında iç savaş politikalarını şiddetlendirerek, Kürt özgürlük hareketini imha etmeyi ve Kürt halkını köleleştirmeyi arzuladı. Batı’da ise özellikle 1990’ların başından itibaren devrimci hareketin tam anlamıyla likidasyona uğraması, parlamentarizmin ve legalizmin bataklığına sürüklenmesi, Avrupa Birliği uyum sürecinin yarattığı zemin ve TC’nin restorasyon kabiliyetinin etkisiyle örtük faşizm uygulanmalarını hayata geçirdi (Bu durum devrimci sol güçler üzerinde olağanüstü bir yanılsama ve yıkıcı sonuçlar yarattı. Sol bir taraftan legalizmin anaforunda sürüklendi, diğer taraftan sol içinde açık ve örtük sosyal şoven eğilimler güçlendi. İhtilalci ruh köreldi.). Ya da başka bir ifadeyle savaş rejimi iki ayakta inşa edildi. Kürdistan’da açık ve sürekli şiddet politikaları, Batı’da ise daha rafine şiddet politikaları, parlamenter uygulamalarla birlikte hayata geçirildi. TC’ye olağanüstü hareket kabiliyeti sağlayan bu durum, Batının yalıtılmasına ve savaşın yıkıcılığını hissetmemesine yol açtı, Batı başka bir “alemde” yaşayarak, suç ortaklığı yaşadı. Şovenizmin çürüten etkisi bütün toplumu sardı. Bir çok siyasal özne marjinalitenin ve konformizmin etkisiyle bu kesif havanın parçası oldu.

Ankara katliamı yeni bir eşik olarak dikkat çekti. Artık Batı yeni savaş alanıdır ve iç savaş taktiklerinin uygulanacağı coğrafyaya dönüşmüştür. Ve savaşın toplumsallaştığı bir konjonktürü işaretlemektedir.

Ankara katliamı ayrıca izlenecek iç savaş konseptlerini de netleştirdi. Konseptleri 4K ve 1İ olarak tanımlayabiliriz. Kürtler, komünistler, Kızılbaşlar (yani Aleviler) ve kadınlar 4K’yı oluştururken, 1İ işçi sınıfını simgeliyor. Ankara katliamı bu güçlere yönelik somut ve tahammüden bir saldırıyı ve katliamı simgeliyor. Ve bundan sonra Türkiye’de yaşanacak saldırıların yönelimini gösteriyor.

İÇ SAVAŞ YA DA DARBE OLASILIĞI

2008 küresel krizinin açtığı yüksek konjonktür, Akdeniz coğrafyasını bir isyan coğrafyasına dönüştürdü. Küresel jeo-politik çelişkilerin odaklandığı, sınıfsal ve toplumsal antagonizmanın kristalize olduğu Akdeniz coğrafyası 2009’dan sonra hareketlendi. Önce Avrupa’nın güneyi mobilize oldu. 2011’de Tunus ve Mısır merkezli Kuzey Afrika isyan dalgasıyla sarsıldı. Dalga 2012’de Doğu Akdenizi sardı. Rojava Devrimi gerçekleşti. 2013’te bu sürecin bir devamı olan Taksim ayaklanması gerçekleşti. Taksim Ayaklanması bir dönüm noktası oldu.

19 muhteşem gün, AKP iktidarının hegemonyasını şiddetle aşındırdı. Taksim ayaklanması ve Kürt özgürlük hareketinin çok yönlü ve çok boyutlu mücadelesi yeni bir momentin kapılarını araladı.

Arkasından Kobané direnişi, Kobané serhıldanı ve HDP’nin başarısı hegemonyayı kırıcı toplumsal pratikler olarak öne çıktı.

Sürekli karşı devrimci politikalarla finans kapitalin en militan partisi olarak hareket eden AKP, Ortadoğu ve küresel konjonktürün avantajlarını iyi kullandı. TC’nin (küresel kapitalizmin aktüel ihtiyaçlarına uygun) restorasyonu yönünde ciddi adımlar attı. Soğuk savaş devlet yapılanmasının hantallıklarını tasfiye ederek, neo- liberal devlet yapılanmasına uygun düzenlemelere girişti. Bu süreç sistematik karşı devrimci hamleleri koşulladı. Yapılanlar devletin yetkinleştirilmiş ideolojik aygıtları ve kültür endüstrisinin operasyonlarıyla “reform” olarak sunuldu. Sol liberaller bu süreci rasyonalize etmede ciddi görev üstlendi. Yeni rejimin organik aydını olarak işlev gördüler.

“Yeni” Türkiye, en özlü ifadeyle şirket artı polis devleti olarak şekillendi. Bir anlamda akademik düzeydeki yapılan totolojiyi bir tarafa bırakarak, faşizmin yeniden yapılanması ve rektifikasyonu şeklinde gelişti. Başkanlık sistemi bu sürecin bir devamı (ya da konsantrasyonu) ve derinleştirilmesiydi. TC’nin devlet aklı, ruhu ve pratiği bu sürecin bütününde etkisini gösterdi. Her restorasyon sürecinin bir karşı devrimci süreç olduğu unutulmalıdır.

Özellikle 2013 sonrası gelişmeler AKP’yi iyice sıkıştırdı. 7 Haziran seçimleri, tam anlamıyla, yönetememe krizini tetikledi. Çıplak bir rejim krizi yaşanmaya başladı. Kürt özgürlük hareketinin olağanüstü gelişimi, bir Ortadoğu aktörüne dönüşmesi ve Batı’da toplumsal muhalefetin şekillenmesi ve yeni arayışları AKP’yi sarstı. HDP’nin seçim başarısı bu anlamda önem taşıdı. HDP burjuva egemenliğin meşruluk aracını kullanarak, hatta parti olarak kendi varlığından öte parlamenter sistemin çürümüşlüğü ve işlevsizliğini gösterdi. Bu durum milli iradeyi yansıttığı iddiasıyla bir devlet partisine dönüşen AKP’yi boşa düşürdü. Rejim krizini derinleştirdi. Parlamentonun bir aksesuar olduğu ortaya çıktı.

Bu süreç aynı zamanda düzen güçleri ve egemenler arasındaki çelişkilerin yoğunlaşmasına yol açtı. AKP’nin devletin tüm olanaklarını kullanarak kendi organik sermayesini yaratma doğrultusunda sistemli hamleleri, kapitalist rasyonları zorlamaya başladı. AKP’nin devletleşme yönündeki adımları, olağanüstü patronaj ilişkilerinin önünü açtı. Nepotist bir rejim insa edildi. Toplum modern patron-client ilişkisi içinde hızla erozyona ugratıldı. Ayrıca AKP’nin yoğun manipülasyonlarla vizyon ve imaj oluşturduğu Ortadoğu politikaları çöktü. Hatta ters sonuçlar ortaya çıktı. Bir dönem küresel finansal gelişmelere ve akımlara bağlı olarak sanal bir ekonomik büyüme gösteren Türkiye, yapısal krizin yeni evresinde sarsılmaya başladı. Ekonomide çoklu kırılganlık riski arttı. Her an şiddetli bir krizin yaşanma olasılığı çoğaldı. Bu süreç bir yanıyla da AKP’nin çökme ve çözülme süreci olarak işliyor.

Tam bu noktada AKP ve RTE açısından başkanlık sistemi önem taşıyor. Başkanlık sistem, “yeni” rejimin inşası yönünde bir sıçramayı ifade ediyor ve çökme ve çözülmenin önüne geçebilecek tek çare olarak ele alınıyor. Fujimori tarzı bir başkanlık sisteminde, gereğinde parlamento feshi gündeme gelebilir. HDP’nin 7 Haziran başarısı bu manada burjuva egemenlik sisteminde çoklu bir domino etkisi yarattı. 7 Haziran’dan beri parlamentonun fiilen devre dışı bir pozisyonda olması dikkat çekicidir. 1 Kasım’da HDP’nin benzer bir başarıyı göstermesi burjuva parlamenter sistemi ciddi derece de sarsabilir.

Bu yönde AKP’nin savaş politikalarını derinleştirmesi ve Ankara katliamıyla etnik bir iç savaş olasılığının yükselmesi tesadüfi bir gelişmeler değil, sınıf mücadelesinin yeni seyrinin göstergesidir.

Önümüzdeki aylar olağanüstü gelişmelere gebe olabilir.

KATASTROF DALGALARI

Bu durumun dışında bir başka negatif boyut, Mısır modeli diye tanımlayabileceğimiz gelişmelerdir. Mısır ayaklanması, aşağıdan devrimin gerçekleşme imkanını yaratmıştı. Bu riske karşı Mısır oligarşisi bir restorasyon projesi olarak Müslüman Kardeşleri yani Mursi’yi iktidara taşımıştı. Mursi’nin hem kitle hareketini engelleyememesi, hem de Mısır kapitalizminin küresel sistemle uyumlu politikalar geliştirmesinin önünde engel olması, kapitalist rasyonları zorlaması ve ABD’nin Ortadoğu politikalarını riske atacak adımlar atması (Pentagon tarafından), darbenin ve Sisi’nin önünü açtı. Darbe Mısır’da restorasyonun restorasyonu oldu. Benzer gelişmeler Türkiye’de de yaşanabilir. Bugün Batı basını iki olasılık üzerinde duruyor: Birincisi, Suriye’de fay hatlarının kırılmasının bir yansıması olarak etnik bir iç savaş olasılığı, ikincisi ise, NATO’nun Güney kanadının tehlikeye girmesine karşı ordunun devreye girmesi, yani darbe olasılığı.

Türkiye’nin küresel kapitalist sistemle entegrasyon düzeyi, jeo-politik konumu, kapitalist rasyonları riske sokacak gelişmeler, NATO içinde üstlendiği misyon, egemen güçler arasında çelişkilerin yoğunlaşması, siyasal, toplumsal, ekonomik kriz senkronunu tetikleyen gelişmeler, yönetememe krizi ve burjuva siyasi fraksiyonlarının iktidarsızlığı ve siyasal yönelimleri, yine pentagon onaylı ordunun devreye girmesine neden olabilir.

Solun bir kısmının bu gelişmeden çok da rahatsız olmayacağı ortadadır.

Kısaca Türkiye hızla katastrofik bir sürecin içine giriyor.

İç savaş ya da darbe olasılığı. Bu iki katastrofik duruma karşı özellikle Batı yakası son derece örgütsüz bir durumda. Devrimci, demokrat güçler zayıf ve amorf bir karakter taşıyor. Toplumsal muhalefet bir düzeyde direniş eğilimleri taşısa da enerjisini kristalize edemiyor.

Yakın dönemde Taksim ayaklanması, Kobané serhıldanı, Metal direnişi ve fiili grevleri ve HDP’nin başarısı önemli adımlar oldu. Ve yapılması gerekenleri gösterdi: Yani ısrarla sokakta olmak ve sokakta kavgayı örgütlemek. Kürt özgürlük hareketiyle stratejik ve tarihsel ittifakın kurulması için daha fazla gayret etmek.

Kürt özgürlük hareketi ise (eşitsiz gelişim yasasının bir yansıması olarak), her gelişmeye hazır ve her gelişmeye yanıt üretebilecek kabiliyette ve güçte. Çok vektörlü ve çok boyutlu gerçekleştirdiği mücadeleyle geleceğe yürüyor.

Ankara katliamı artık iç savaş konseptleri olan 4K ve 1İ’nin yani Kürtlerin, Kadınların, Komünistlerin ve Anarşistlerin, Kızılbaşların, işçi sınıfının, tüm ezilen ve sömürülenlerin, dışlananların, ötekilerin, lanetlilerin kaderlerinin ve kederlerinin ortaklığını bir kez daha, hemde kanlarını ortaklaştırarak gösterdi.

Bütün teorik tartışmalardan öte birleşik devrimci savaşın ne kadar yakıcı önem taşıdığını acı bir şekilde hatırlattı.

Ve birliğin, mücadelelerin birliğinin öneminin altını çizdi. 102 arkadaşımıza, yoldaşımıza ancak sözümüzü böyle tutabiliriz. 1 Kasım’dan sonra karastrofik gelişmelerin hızlanması yüksek bir olasılıktır. Hazırlıklı olmalıyız ve kenetlenmeliyiz. 1 Kasım’da sonuç ne olursa olsun sokakta olmalı, sokağı, kavgayı ve öfkeyi örgütlemeliyiz.

VOLKAN YARAŞIR

adhk tarafından

Cengiz İçli (Ünal) sonsuzluğa uğurlandı

Ekim 28, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

cengiz icli21 Ekim günü Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesi Mercan Vadisi’nde şehit düşen TKP/ML TİKKO gerillası Cengiz İçli (Ünal) bugün Partizan tarafından yapılan çağrıyla Mersin aileleri ve yoldaşları tarafından sonsuzluğa uğurlandı

HABER MERKEZİ (28-10-2015)- Dersim’de TKP/ML TİKKO gerillalarıyla Türk ordusu arasında yaşanan çatışmada 2 yoldaşıyla birlikte şehit düşen Cengiz İçli (Ünal) bugün memleketi Mersin’de sonsuzluğa uğurlandı.

Şehit düşen TİKKO gerillası Cemil İçli için ilk tören Güneş Mahallesi’nde Halil İbrahim Cami’de yapıldı. Yapılan dini törenin ardından İçli’nin cenazesi “Şehid namırın”, “Cengiz İçli yoldaş ölümsüzdür”, “Halk savaşçıları ölümsüzdür” sloganlarıyla cenaze aracına koyularak Güneykent Mezarlığı’na götürüldü.

Mezarlık girişinde İçli’nin cenazesi sloganlarla karşılanarak mezarlığa kadar omuzlarda taşındı. Mezar başında Yeni Demokrat gençlik imzalı “Çiğdem, Ferdi, Cengiz, bilincimiz, irademiz, azmimizsiniz” ve Partizan imzalı “Diz çökmeyenlerin direnişini selamlıyoruz! Halk savaşçıları ölümsüzdür” pankartları açıldı.

Mezarlıkta yapılan defin işleminin ardından Partizan ve Yeni Demokrat Gençlik ve TKP/ML MK’sı adına militanlar Dersim’de şehit düşen 3 halk savaşçısı için açıklama yaptı. Yapılan açıklamanın ardından okunan marş ve atılan sloganlarla mezar başındaki tören son buldu. Yapılan cenaze törenin ardından kitle Özgür Çocuk Parkı’nda açılan taziye çadırına kadar sloganlarla bir yürüyüş gerçekleştirdi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

TİKKO Gerillaları Dersim’de Sonsuzluğa uğurlandı

Ekim 28, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

dersim haber manetDersim/Ovacık’ta Türk Ordusu ile girdikleri çatışmada direnerek ölümsüzleşen 3 TKP/ML-TİKKO gerillası bugün Dersim’de gerçekleştirilen anma töreni ile sonsuzluğa uğurlandılar

DERSİM (28-10-2015) – Dersim’de geçtiğimiz günlerde Mercan Şahverdi Köyü’nde yaşanan çatışmada ölümsüzleşen 3 TİKKO gerillası için bugün Dersim merkezde bir anma gerçekleştirildi

Şehit düşen Gerillalardan Cengiz İçli (Ünal) için Mersin’de cenaze töreni gerçekleştirilirken ölümsüzleşen diğer gerillalar Özgüç Yalçın (Sefkan) ve Hakan Çakır (Yurdal) ise Dersim’de düzenlenen cenaze töreni ile sonsuzluğa uğurlandı.

Dersim’de saat 11.30’da Sanat Sokağı’nda toplanan kitle öfkeli sloganlarla ölümsüzleşenleri anarken, devlete olan kinini haykırdı. Cenazelerden dahi korkan kolluk güçleri ise yoğun güvenlik önlemleri alarak il ve ilçelerden Merkez’e giriş çıkışları engellemeye çalıştı. Kitle ‘’Ser Verip Sır Vermeyenlerin Yolunda Yürüyoruz’’, ‘’Halk Savaşçıları Ölümsüzdür’’ pankartları ardında ‘’Devrim Şehitleri Ölümsüzdür’’, ‘’Yaşasın Halk Savaşı’’, ‘’Mercan’da Düşene Dövüşene Bin Selam’’ sloganlarıyla cemevine doğru yürüyüşe geçti.

Cemevinde 3 Halk Savaşçısı şahsında devrim mücadelesinde yitirilenler için bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Saygı duruşunun ardından konuşma yapan HDP Dersim milletvekili Alican Önlü, “Kürdistan ve Türkiye halkların başları sağ olsun, yiğitçe direndiler tabi ki direneceklerdi. Ser verip sır vermeyen bir önderliğin yiğit öğrencileriydiler, devamcılarıydılar’’ ifadelerine yer verirken, Partizan Temsilcisi ise, Komünizm’in İbrahim Kaypakkaya’dan aldığı ser verip sır vermeyen geleneğinin sürdürücüsü olarak 3 TİKKO gerillasının son nefeslerine kadar düşmanın saldırılarına göğüs gerdiklerini ifade ederek, “Dillerinde sloganlarıyla ölümsüzleşen 3 yiğit gerilla faşizmin ordusuna karşı teslim olmayı reddettiler. Düşmanın ne bombası ne ordusu kar etti onlara. Onlar dağları mesken etmeden önce de meydanlarda işçilerin içlerinde barikat başlarında faşizmin cellâtlarına karşı direniyorlardı” dedi. Devrim şehitleri adına yapılan konuşmaların ardından kitle sloganlar ve alkışlar ile şehitlerini omuzladı. Cenaze töreninin ardından Hakan Çakır’ın cenazesi Dersim Belediyesi Asri Mezarlığı’na defnedilirken, Özgüç Yalçın’ın cenazesi ise Hozat İlçesi’nde defnedildi.

http://www.halkingunlugu.net/

????????????????????????????????????

????????????????????????????????????

adhk tarafından

Bağcılar’da seçim etkinliği

Ekim 28, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

baclar etkinlikSeçim çalışmaları kapsamında Bağcılarda bir etkinlik düzenlendi DHF ve HDP’nin ortak düzenlediği etkinlikte DHF-HDP ittifakı milletvekili adayı Erdal Ataş’ta bir konuşma gerçekleştirdi

HABER MERKEZİ (28-10-2015)-Seçimlere günler kala HDP ve ittifak güçlerinin çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. DHF-HDP İstanbul 3.Bölge milletvekili adayı Erdal Ataş’ta belirlenen program doğrultusunda çalışmalarına yoğun biçimde devam ediyor. Bu çalışmalar kapsamında dün bağcılarda bir etkinlik gerçekleştirildi.

DHF ve HDP’nin ortak gerçekleştirdiği etkinliğe 3. Bölge milletvekili Ada’yı Erdal ataş’ın yanı sıra HDP ilçe Eş başkanları ve 3. Bölge milletvekili adayı Gülseven Çetin de katıldı. Saat 20.30da Başlayan etkinlik Devrim şehitleri adına yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla devam etti. Saygı duruşunun ardından konuşmalarını yapmak üzere HDP ilçe Eş başkanı ve Gülseven Çetin sırayla sahneye çıkarak konuşma yaptılar. Yapılan konuşmalarda ortak vurgu birleşik bir mücadele yürütülerek AKP İktidarının geriletilmesi, toplumsal muhalefetin mücadele alanlarının genişletilmesidir. Yine etkinlikte bir konuşma yapan HDP-DHF ittifak’ı milletvekili adayı Erdal Ataş ise yaşanan toplumsal gelişmelerin ve yakalanan olumlu atmosferin ortak bir Mücadele’yi simgelediğini ifade ederek eskiden birbirine dokunmayan bütün mücadele alanlarının bugün HDP üzerinden ortaklaştığını ifade etti. Devletin eskiden toplumsal muhalefetin yan yana gelmesini istemediği için saldırdığını ifade eden Ataş bugün ise halkın muhalefetinin ortaklaşmasından Kaynaklı devletin saldırdığını ifade etti. Etkinlik yapılan Konuşmalardan sonra son buldu.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

ADHK Duisburg Derneği üyeleri kahvaltılı bir toplantıda mültecilerle biraraya geldiler

Ekim 27, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

du 1Duisburg (27-10-2015) ADHK’nın Avrupa çapında, “BİZ BURADAYIZ, ÇÜNKÜ SİZ ORADASINIZ!” ve “mülteci olmak bir tercih değildir” sloganıyla başlattığı, mülteci sorunlarını gündeme getirmek ve onlarla dayanışmak için başlattığı kampanya’nın ilk ayağı olarak düzenlenen buluşmaya Duisburg’a yeni gelen ve kamplarda kalan Afganistan, İran ve Suriye’li göçmenler katıldılar.

Karşılıklı sohbetlerinde yapıldığı buluşmada, Zelemele-mehmetali’de bir dinleti gerçekleştirdi… Kahvaltı ve sohbet öncesi bir konuşma yapan Duisburg dernek Başkanı, ADHK kampanyası hakkında bilgi vererek, “kampanyamız esas itibariyle göçmenlerin sorunlarına dikkat çekmek ve de sorunların kaynağına inmeyi amaçlamaktadır. Göçmen ve yabancıların mevcut sistemle çelişkisi ve sömürülmesi kapsamlı ve çok boyutludur. Bizler, mülteci ve göçmenlerin ekonomik, demokratik ve siyasal mücadelesini kendi kurumlarımızla beraber diğer demokratik kurumların mücadelesini de ortaklaştırarak yürütmek istiyoruz. Bu amaçla siz yeni mülteciler ve geleceğin göçmenleriyle de buluşmak, sorun ve ihtiyaçlarınızın çözümüne de yardımcı olmak istiyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Kalabalık bir katılımın olduğu toplantı, Zelemele’nin söyledigi ezgilerle sonuçlandı.

du 2du 3