KASIM KOÇ tarafından

PALMİRA- TETMUR ZİNDANLARI

Mart 31, 2016 de KASIM KOÇ KASIM KOÇ tarafından

kasım koç“korku senfonisi”

Kasım Koç (31-03-2016) “Ölüm olağan bir hadiseyse her gün karşılaşılan, işkencede boğularak, sıra dayağıyla, göz oymayla, kırılan kol ve ezilen parmaklarla gelen… Ölüm doğrudan yüzüne odaklanmış ve şans eseri ıskalaya bileceğin bir şeyse eğer, kim istemez hayatının merhametli bir mermiyle son bulmasını!”

Bu satırlar 1999 yılında Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlandı.

Palmira-Tedmur ve Setnaye Zindanların da ölmemek için inadına direnerek ayakta kalmayı başaran, yıllarını bu zindanlarda binlerce Tutsaklar gibi geçiren, inanılmaz işkenceler gören ve yaşayan bir grup Suriye Komünist Emek Partisi’nin Tutsakların af örgütüne ulaştırdıkları mektuptan okuyoruz.

Palmira bu kentin uluslararası ismidir, Araplar bu şehre Tetmur derler ve öyle bilirler. Palmira şehri Çölün ortasın da kervan yollu üzerinde uçsuz bucaksız çöllün sarı kum deryasının korkunç sıcaklığın içerisin bir yerdedir. Bu yerde hayattın, yaşamın sembolü olan Suyun olmasından kaynaklı “Çöl Gelini” unvanını almasına neden olmuştur.

Kıtalar arası köprü görevi gören ticaret yolun üzerinde olması kervanların, dinlenme, barınma imkanlarını sağlayan tarihte ticaret için vaz geçilmez bir kenttir Palmira. Çöllere düşen ticaret dünyası için ise bu şehir “Çölün İncisi” anlamına gelir ve böyle de anarlar.

Bugün ki Suriye bölgesinin sınırları içerisin de olan eski yerleşim yerlerden biridir Palmira. Orada gelmiş geçmiş bir çok uygarlığa ait kalıntılar bulmak mümkün, bu tarihi zenginlik yaşanan onca savaşlarda, bu tarihi kent hep zarar görmüştür. Yaşanan savaşın tahribatı geçmişte tamiri olmuş olmasına da, bu dönem nasıl olacak konusunda ki soru halen kafalarda netleşmiş değil.

Birkaç gündür Suriye Arkeoloji uzmanların açıklamaları her ne kadar “Tarihi eserler de fazla bir tahribat yoktur” deseler de gerçekler tam tersini söylediğini bir yıl içerisinde hep birlikte gördük ve yaşadık.

2011 yılın da uluslararası gerici güçlerin kuşatması ile başlayan savaş ile Suriye’nin coğrafik ve jeopolitik yapısı bu savaş sonucunda değişti. İnsanlıktan nasibini almamış olan İslami radikal örgütlerin kuşatması içerisinde olan Suriye 2015 Mayıs ayın ortaların da Palmira olarak bilinen Tetmur şehrini IŞİD ele geçirerek BAAS Esad rejimin güçlerin elinden almıştı.

Son bir yılda insanlık sadece Palmira antik kentinde bulunan Tarihi eserlerin tahribi üzerine görsel ve yazılı medya seyretti ve tartıştı. Çünkü bu tarihi zenginlik sadece bu kente, bu kente yaşayan insanlara ve bu ülkeye ait değildir. Bu eserler dünyanın zenginlikleridir ve tüm insanlığın ortak değerleridirler. İki bin yılık bir geçmişe ait olan Aslan heykeli ve daha buna benzer eserlerin IŞİD haydutların nasıl yıktıklarını, tahrip ettiklerini hep birlikte onların video kameraların aracılığı ile izledik.

Çünkü bu haydutlar göre, İslam öncesi Putlara tapan insanların yanlış yolda olması ve tanrıdan başka hiçbir yere ibadet etmemeleri gerekir inancı ile bütün tarihi eserleri tahrip ediyorlar.

Palmira-Tetmur da ki bu Aslan heykelini param parça ettiklerinde kameraya aynen şöyle konuşuyordu IŞİD militanı:

“Peygamber bize tarihi kalıntılar ve heykellerden kurtulmamız gerektiğini öğütlüyor. Peygamberin yolunda gidenler de fethettikleri ülkelerde bunun aynısını yapmıştır” diyor.

Aynı bu IŞİD haydutları Palmirayı ele geçirdikleri Mayıs 2015 tarihinde Tetmur da ki Roma Antik Tiyatrosu sahnesinde 20 insanı bu tarihi yerde idam etti. İdam edilen bu şahsiyetler o bölgede seçici insanlardı, bilim ile uğraşan, aydın ilerici bilinen şahsiyetlerdi, idam esnasında çekim yaparak dünya kamuoyu bu idamları canlı canlı izledi.

Bu hafta diktatör Esad’ın emri ile Suriye ordusu Palmiraya yürüdü ve bir yıl sonra tekrardan Palmirayı IŞİD haydutların elinden aldı. Palmira yeniden el değiştirince dünya gündemine yeniden oturdu. Bundan dolayı da bu yazıda okuru Palmira’nı kısa bir tarihi gezintisini yapmak istedim.

(M.Ö)Milattan Önce tarihini değil, Romalılar yada Palmira krallığını bu yazıda değinmeyeceğim bu yazıda Palmiranın son yüz yılın yakın tarihinin sadece bu yazıyı ilgilendiren bölümün kısa tarihçesine değineceğim.

Osmanlı imparatorluğu yıkıldığın da bölgede yeni haritalar çizildi, yeni devletler tarih sahnesine çıktılar. Bugün ki Suriye bölgesi de 1920 de Fransa devleti tarafından işkal edilir. Osmanlıdan kurtulan Suriye halkları Fransızların bu işkaline karşı da bağımsızlık mücadelesini verir.

İşte tamda burada Palmira olarak bilinen Tetmur tarihte üstlendiği kervan, ticaret yolun konaklama, barınmadan dolayı “Çöl gelini”, “Çöl İncisi” olmaktan çıktığı bir dönemdir. Fransız işkalinden sonra Palmira’nın Çöl ortasında korku kalesinde oluşan zindanlar inşa edilir.

Fransa işkaline karşı savaşan Suriyeli savaşçıları, muhalifleri Fransızlar esir olarak aldıkları bu tutsakları Tetmurun Şehrin dışında Çöl ortasın da inşa ettikleri zindanlarında gün yüzü görmeyecek, akla hayale gelmeyen vahşi işkenceler ederler.

Nasıl ki her ulusun Ulusallaşma aşamasın da ki milli mücadele hikayeleri, kahramanlıkları varsa işte Suriye’nin de bu milli mücadele de ki kahramanlıkları sadece Şam’ın meydanın da kurulan mahkemeler değil aynı zamanda Palmira zindanları da Şam da kurulan bu mahkemeler kadar önem arz etmektedir. Bundan dolayıdır ki Suriye’nin de milli mücadelesin de Palmira önemlidir ve önemli bir yerde durmaktadır.

1946 da Fransız’ların fiilen işkali bittikten sonra bu zindanlar da ki Suriye’nin milli mücadele kahramanları özgürleşir.

Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra kısa bir dönem burası kapanır. Ama velakin bu kapanma kısa sürer bu defada Suriye devleti kendisine muhalif olan şahsiyetleri, örgüt, parti, militan, kadro ve aydınları tutuklayarak Tetmur zindanına koyar.

Kendi muhaliflerini oraya kapatmakla kalmadı aynı işkenceleri hatta daha katmerlisini kendi vatandaşlarına uygulamaya başlar. Palmira zindanların da ne kadar sosyalist, komünist öldürüldüğü kimse net olarak bir rakam veremiyor, vermeleri de mümkün gibi görünmüyor.

Suriye Komünist Emek Partisi tutsaklarından bir grup zindandan dışarıya uluslararası af örgütüne mektup yolladıkları ve bazıların da çıktıktan sonra değişik ülkelere kaçıp uluslararası af örgütü ile görüşüp yaşadıklarını anlatmışlardı.

Palmira ve Setnaye zindanların da devrimcilerin neler yaşadıkların buraya sadece binde birini dahi yansıtamıyorum olsam da, ben o vahşeti buraya yazma ve kamuoyuna duyurmak, onları bu vesile ile anmak ve hatırlamak önemlidir.

Palmira ve Setnaye zindanlarından ölmeden kurtulan bu komünist, devrimcilerden kısa kısa alıntılar vererek Palmira tarihin de ki insanların zihinlerinde ki o bilinen “Çöl Gelini” nerden nereye geldiği daha iyi anlaşılacaktır.

Ferec Bayraktar tutuklanmadan evvel iki şiir kitabı olan şair ve gazetecidir. Suriye Komünist Emek Partisi militanıdır, Setnaye ve Tedmur zindanların da 13 yıl kalır.

Diktatör Hafız Esad ölümünden sonra uluslararası alanda yürütülen bir kampanya neticesinde serbest kalır.

Gördüğü işkenceler yüzünden yardım almadan yürüyemez durumdadır, şuanda kendisi de İsveç’te yaşıyor.

-“Esad rejiminin cezaevleri cehennemin bir türü. Yüz binlerce insan bu cehennemden geçti. On binlercesi ise ya işkenceler ya da uyduruk askeri yargılamalar neticesinde can verdi” diyor.

Ali Ebu Dehn Tetmur ve Setnaye zindanları için bakın ne diyor:

“Burası dünyanın en kötü cezaevlerinden. Buraya ilk gittiğimizde bizi karşılayan gardiyan “Hafız Esad buraya Tanrı’nın girişini yasakladı. Burada Tanrınız yok. Tanrı biziz! Size hayat veren de, hayatınızı sonlandıran da biziz!”

Bir başka tutsak da diyor ki:

-“korku senfonisi”

-“Dil burada yaşananları anlatmaya yetmez” diyor. “Korku her yerdedir ve işkence seansı yaklaştığında gözlerden fışkırır.”

-“Cehennem”

Bara Serrac adlı Tutsak:

-“Ölümle yaşam arasında asılısındır burada, burası öyle bir yer ki avlusunda 12 yıl boyuna infaz eksik olmadı” diyor.

İşte Palmira- Tetmur ve Setnaye zindanlarında ölüm saçan sadece birkaç kişiden birkaç satır ile resmini çizmeye çalıştım.

Palmira Çölün Gelini, IŞİD haydutlarından kurtuldu kurtulmasına da özgürlük, insanca yaşam ne zaman gelecek?

Çölün Gelini ne zaman kendi isteği ile Gelin olacak onun orası kaf dağın ardında görünüyor.

adhk tarafından

DGH’den siyasal gelişmelere ilişkin çalışma

Mart 31, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dghalma 1Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) İstanbul’un birçok semtinde siyasal iktidarın faşist ve gerici saldırılarını teşhir eden pankartlar astı

İSTANBUL (31-03-2016)- Demokratik Gençlik Hareketi (DGH); Sarıgazi, 1 Mayıs Mahallesi, Beşiktaş, Alibeyköy, Gazi Mahallesi, Bağcılar, Esenler ve İkitelli’de Erdoğan/AKP iktidarının Kuzey Kürdistan’daki imha ve katliam politikalarına karşı , Beşiktaş’ta işten atılan belediye işçilerinin sahiplenilmesi ve Ensar Vakfının kapatılmasına yönelik pankartlar asıldı. Ayrıca 30 Mart Kızıldere Katliamına atfen bir çok mahallede pankart asılarak Mahir Çayan ve yoldaşları unutulmadı.

http://www.halkingunlugu.net/

dghalma2dgh alma3

adhk tarafından

Bir direniş manifestosudur Kızıldere!

Mart 30, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

mahir çayan ve arkadaslarKeza yine Siper yoldaşlığı ve devrimci dayanışma ruhu ve bilinci Mahirlerle Kızıldere de kan kızıl içinde mayalanmaktaydı Devrim hareketi tartışmasız olarak Mahirlerin Kızıldere de yaratıkları devrimci direniş ve siper yoldaşlığının izinde yoluna devam ederek ilerleyecektir

HABER MERKEZİ (30.03.2014)-Sınıflar mücadelesinde bazı tarihsel dönemler vardır ki bunlar insanlığın özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde nitel ilerlemeleri ve köklü devrimci kopuşları ifade ederler. Sınıf mücadelesinin bütünlüklü tarihsel sürecine baktığımızda bunun onlarca hatta yüzlerce örneğini görmekteyiz.. Ekim ve Büyük Proleter Kültür Devrimi başta olmak üzere yaşanmış onlarca muazzam devrim deneyimi bu tarihsel köklü adımların başlıcalarını oluşturmaktadır. Keza yine dünyanın değişik coğrafyalarında insanlığın özgürlük ve kurtuluş düşüyle tarihsel devrimci çıkışlar gerçekleştirerek rol oynayan yüzlerce, binlerce tarihsel devrimci adım bulunmaktadır. Sınıf mücadelesi bu tarihsel devrimci çıkışlar ve birikimlerin üzerinden kendini daha ileri düzeyde var etmekle yükümlüdür.

Enternasyonal proletaryanın bir parçası olan Türkiye-Kuzey Kürdistan’da da tarihsel süreci ve birikimi oldukça uzun olan sınıf mücadelesi 71 devrimci çıkışıyla yeni bir sürece evirilmekteydi. Sınıf mücadelesinin başına çöreklenmiş olan reformizm ve revizyonizm başta olmak üzere her türlü burjuva liberal çizgi ve tasfiyecilik 71 devrimci kopuşuyla parçalanmaktaydı. Sınıf mücadelesi artık coğrafyamızda olması gereken rotaya girmiş ve yeni bir devrim hareketi ve kuşağı yaratmıştı. Bu süreci yaratan özneler kuşkusu ki İbrahimler, Mahirler ve Denizlerle anlam bulan TKP(ML), THKP-C ve THKO’dur. Mahir Çayan ve yoldaşları sarsılmaz devrim idealleri ve gelecek kuşaklara tarihsel bir miras olarak kalan ve halada geçerliliğini daha da önemli kılarak devam ettiren devrimci direniş geleneğini yaratarak insanlığın özgürlük ve kurtuluş mücadelesindeki onurlu yerlerini almışlardır. Keza yine Siper yoldaşlığı ve devrimci dayanışma ruhu ve bilinci Mahirlerle Kızıldere de kan kızıl içinde mayalanmaktaydı. Devrim hareketi tartışmasız olarak Mahirlerin Kızıldere de yaratıkları devrimci direniş ve siper yoldaşlığının izinde yoluna devam ederek ilerleyecektir. Onlar yolumuzu aydınlatan kızıl birer fenerlerdir. Onları sahiplenmenin esas yönü 71 devrimci çıkışının tarihsel devrimci birikimlerini kuşanarak ve günün toplumsal gerçeklikleriyle buluşturarak ve her anlamda daha da ileriye taşıyarak devrim, sosyalizm ve komünizm’le taçlandırmaktır.

Tarihsel hesap sorma bilinciyle düşmanın beyninde dün olduğu gibi bugünde kızıl kurşunlarımızla patlamaya devam edeceğiz. Kızıldere ve Vartinik baskınlarının birinci dereceden sorumlusu olan Fehmi Altınbilek’in 40 yıl sonra kızıl kurşunların hedefi olduğu gibi…

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DHKC: Onur Polat ölümsüzdür

Mart 30, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dersim-dhkc-aciklamaDHKC Dersim İbrahim Erdoğan Kır Gerilla Birliği Komutanlığı, bu sabah Dersim’de gerçekleştirilen eylemi üstlendi ve “DHKC gerillası Onur Polat ölümsüzdür” başlıklı yazılı bir açıklama yayınladı

HABER MERKEZİ (30-03-2016) – Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi (DHKC) gerillası Onur Polat’ın Dersim’de sabah saatlerinde düzenlenen eylem sırasında hayatını kaybetmesi üzerine, DHKC Dersim İbrahim Erdoğan Kır Gerilla Birliği Komutanlığı yazılı bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, “DHKC Gerillaları olarak diyoruz ki, Dersim’den tüm Kürdistan’a, Toroslardan İç Anadolu’ya Ege’ye, Karadeniz’den Trakya’ya tüm dağlarda, tüm şehirlerde savaşımızı büyütecek ve düşmanı yeneceğiz.

DHKC Gerillaları olarak diyoruz ki, sorulmadık tek bir hesabımız kalmayacak.

DHKC Gerillaları olarak diyoruz ki, katledilen tüm yoldaşlarımızın hesabını misliyle soracağız.

Halkımız!

Dersim’in birçok yerinde barajlar yaparak Dersim’i sular altında bırakmak istiyorlar. Bundaki amaçlarından biri, sömürü ve vurgunu arttırmakla birlikte asıl amaç gerilla savaşını engellemek için birçok yeri su altında bırakmaktır. Dersim’i sular altında bırakmalarına izin vermeyeceğiz.

Tüm halk düşmanlarını bize bildirin. Katilleri, işkencecileri, AKP’nin köpeklerini, muhbirleri, işbirlikçileri, hainleri… Bildiğiniz, gördüğünüz tüm halk düşmanlarını biz DHKC Gerillalarına söyleyin.

Halk Düşmanları, Katiller, İşkenceciler Halkın Adaletinden Kaçamayacaksınız!

Ne kalekollarınız, ne çok güvendiğiniz karargahlarınız, ne heronlarınız, helikopterleriniz ne her gün Kürt halkının üzerine bombalar yağdıran savaş uçaklarınız, ne de ordugahlarınız sizi koruyamayacaktır. Bunu iyi bilin! Halkın adaleti bulunduğunuz her yerde karşınıza çıkacak!

BEKLEYİN!

Yaptığınız zulmün hesabını bir bir soracak ve sizi cehenneme yollayacağız!

Dersim’in kazma kürek sevdalısı Valisi! İkide bir çıkıp şu kadar sığınak, şu kadar kazma kürek bulduk deyip duran AKP’nin köpeği vali kazma kürek Osman. O kazma küreklerle mezarınızı kazacağız. AKP’nin köpeği olan, odasını halk düşmanı Tayyip Erdoğan’ın ve onun kuklası olan Davutoğlu’nun fotoğraflarıyla süsleyen kazma kürek sevdalısı Valisinden, tüm halk düşmanlarına kadar topunuz döktüğünüz her damla kanın hesabını vereceksiniz.

Dersim’de halk düşmanlarına yer yok! AKP’ye, onun itlerine, halkın katillerine, işkencecilere, hainlere, muhbirlere, halkı soyanlara, sömürenlere açıkça söylüyoruz. Halk düşmanlığından vazgeçip af dileyin, değilse halkın adaletine hesap vermekten kurtulamayacaksınız!

İŞTE HESAP SORUYORUZ!

Katlettiğiniz Günay Özarslan’ın;

Katlettiğiniz Dilek Doğan’ın;

Katlettiğiniz Çiğdem Yakşi ve Berna Yılmaz’ın hesabını sormak için;

Vahşet uyguladığınız, kıyımdan geçirdiğiniz Kürt halkının hesabını sormak için;

Kefensiz ve mezarsız bıraktığınız her bir insanımızın hesabını sormak için;

Binlerce kez ahını aldığınız, kan kusturduğunuz Anadolu halkının hesabını sormak için;

Dersim’deki eylemi gerçekleştirdik.” ifadelerine yer verildi.

adhk tarafından

F.Mehmet Maçoğlu Hamburg’da kitlelerle buluştu

Mart 30, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

hh 1

Hamburg Demokratik Haklar Derneği DHF´li Ovacık belediye başkanı F Mehmet Maçoğlu ve DHF yerel yönetimler temsilcisi Serhat Boztaş’ın da katıldığı “Fatsa´dan Dersim´e bu tarih bizim” şiarıyla devrimci, halkçı, Sosyalist yerel yönetimler anlayışının tartışıldığı Hamburg´da bir dizi etkinlik gerçekleştirildi

Hamburg (30-03-2016)-26.03.2016 tarihinde yerel yönetimler anlayışı ve Ovacık belediyesinin genel durumu konuşulduğu bir panel yapıldı. Panel Hamburg Demokratik Haklar Derneği yönetim kurulu adına yapılan açılış konuşması ve sinevizyon gösterimiyle başladı. Panelde DHF Yerel Yönetimler temsilcisi ve Ovacık belediye başkanının sunumları ile devam etti. DHF Yerel yönetimler temsilcisi konuşmasında ”Terzi Fikri yönetimindeki Fatsa pratiği ve Mehdi Zana’nın Amed’te hayata geçirdiği halkçı belediye anlayışının özünde büyük bir miras olduğunu belirterek. Dönemin Faşist zihniyetleri, halkçı bir anlayışa dayanan bu belediyeciliğin kök salmaması için şiddet uygulayarak tasfiye etmiştir. Bu tasfiyelerle, halkın yerinde yönetim anlayışının önü kesilmiştir. Halkın kendisini yönetme anlayışını egemenlerin yerelin iradesini elinden almasına karşı bir isyandır, söz, yetki ve kararın halk kitlelerinin olduğu yönetim anlayışı ve bu meselenin sadece klasik bir belediyecilik anlayışı olarak ele almadıklarını ”dile getirdi.

Daha sonra konuşma gerçekleştiren Ovacık belediye başkanı F.Mehmet Maçoğlu ise “Bizler, yani Sosyalist ve devrimci anlayışta olan insanlar halkın yerelde kendisini yönetmesi ve alınan kararlara ortak olabilmesi için bu göreve talip olduk. Halka bir şeyler verirken, halktan da çok şeyler öğrendik. Ovacık halkı öğretmenlerimiz, bizlerde onların öğrencisi olduk. Hep beraber başladığımız bu onurlu yola, hep beraber tüm güçlüklerin üstesinden gelerek yolumuza devam ediyoruz. Şeffaf, adil, hesap verebilecek ve halkı kararlara ortak etme temelinde bir belediyecilik anlayışıyla çalışıyoruz”

”Bizler bu işe başlarken halka hiç bir vaatte bulunmadık” diyen Fatih Mehmet Macoğlu yakılan köylerin ve göçlerin sonucunda, Ovacık’ın sosyal dokusunun değiştiğini belirtti.“Sistemin halkı bir kaç kuruşa muhtaç etme politikasına karşın biz halka ”balık yemeyi değil, halka balık tutmayı öğrettik.    İklim zorluklarından dolayı altı ay çalışıp, altı ayda çalıştığımızı yiyiyoruz. Sistemin. Üretimden uzaklaştırma politikalarına karşın kolektif bir akılla, halkla beraber yerel yönetim anlayışını hayata geçirmenin uğraşısını veriyoruz. Tüm bu çalışmaları hayata geçirmede devletten her hangi bir yardım almadık. Daha çok halkımızdan gelen bağışlarla ve gönüllü bir çalışmayı esas aldık. Hazine topraklarını üretime açtığımız için soruşturmalara tabi tutulduk. Üretim ve kooperatif çalışmalarına dayalı projelerimizle halkı söz sahibi yapmaya çalışıyoruz. Bundan sonrada kooperatif sisteme dayalı çalışmalarımız devam edecek. Halkı sisteme muhtaç etmeden ve kendi ayakları özerinde kalabilecek bir belediyecilik geliştirmek istiyoruz. Yaptığımız tüm bu çalışmaları kurduğumuz meclislerle ortak yapıyoruz. Bu çalışmalarımız bölgede olduğu kadar Batı illerinde de örnek çalışmalar olarak kabul ediliyor. Örneğin, Eskişehir’in bir köyünde köylüler bu çalışma modelimizi kendilerine esas aldılar. Üretimle ilgili halkı yeterince bu çalışmalara ortak edemedik. Küçük ve mütevazı adımlar atıyoruz. Oluşturduğumuz meclislerde bizim gibi düşünmeyenleride meclise alıyoruz. Halkın ihtiyaç ve taleplerini gözeterek her şeyi halkımız için yapıyoruz. Tüm bunları yaparken de doğaya ve ekolojik sisteme saygı çerçevesi içinde çalışıyoruz. Yurtdışında yaşayan tüm Ovacık halkının ve dostlarının kendi ilçelerine sahip çıkması gerekiyor.”dedi.

Yapılan konuşmalar ardında katılan kitlenin soru cevap ve düşüncelerini belirttiği bölümden sonra yoğun ilgi ve katılımın olduğu Avrupa demokratik dersim dernekleri (ADEF) Hamburg, Dersim spor Hamburg ve ATIF Hamburg kurumlarının desteklediği panel sona erdi.

Ovacık belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu Hamburg eyalet parlamentosu sol parti grubunun daveti üzerine Hamburg eyalet parlamentosunda sol parti milletvekilleri Mehmet Yıldız ve Martin Dolzer ile bir görüşme geçekleştirdi Ovacık belediyesinin çalışmaları hakkında bilgilendirme ve önümüzdeki sürede gerçekleştirmek istedikleri projeler üzerine konuşuldu.

28.03.2016 tarihinde ise Hamburg Demokratik Haklar Derneğinde kitlesel katılımın olduğu Hamburg’da DHF´li Ovacık belediye başkanı F.Mehmet MAÇOĞLU ve DHF yerel yönetimler temsilcisi Serhat BOZTAŞ katıldığı kahvaltı gerçekleştirildi kahvaltıda katılımcı kitle ile söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide de katılımcılar hem DHF´li Ovacık belediye başkanı F.Mehmet MAÇOĞLU ve DHF Yerel yönetim temsilcileriyle görüştüler. İki gün dolu dolu Hamburglu dersim ve dersim dostlarıyla gerçekleştirilen etkinlikler başarıyla sonuçlandı.

hh 2hh 3hh 4hh 5

adhk tarafından

ADGH 21. Kurultayı Sonuçlandı

Mart 29, 2016 de ADGH, ANASAYFA adhk tarafından

adgh-kongre1“Emperyalist kapitalist sömürü sistemine karşı gençliğin sosyalizm mücadelesinin parçası ol; Direniş Meşrudur” şiarıyla örgütlenen Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi ( ADGH) 21 Kurultayı, yoğun geçen 2 günlük tartışmaların ardından sonuçlandı

ALMANYA(29-03-2016) 26-27 Mart tarihlerinde Almanya’nın Frankfurt şehrinde gerçekleşen Kurultaya,  Almanya, Fransa ve İsviçre ülkelerinden gelen delegeler ve misafir katılımcılar, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da mücadele yürüten Demokratik Gençlik Hareketi (DGH), Avrupa’dan Yeni Demokrat Gençlik-YDG, Jugendwiderstand (Gençlik Direnişi) ve Rebell gibi gençlik örgütlerinin yanı sıra ADGH’nın bileşen örgütü olan ADKH ve çatı örgütü olan ADHK da katılarak kurultaya destek verdi.

Yapılan saygı duruşu, delege tespiti, divan seçimi ve açılış konuşmasıyla ADGH 21.Kurultayı 26 Mart Cumartesi saat 13.00’te başladı. Son yıllarda dünya, Avrupa, Ortadoğu ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da emperyalist-kapitalist sistem egemenliğinde yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelerin ezen ve ezilenler açısından ele alındığı ‘Siyasal Perspektif Taslağı’nın tartışmaya açılmasıyla devam eden Kurultayın 1. günü, bu gerçeklikler ve gelişmeler ekseninde ezilen gençliğin Avrupa’daki durumları ve çelişkilerinin özel olarak ele alınmasıyla devam etti. Özellikle Almanya, Fransa ve İsviçre’deki gençliğin ekonomik, akademik, sosyal ve kültürel durumları ve çelişkilerinin “işçi-işsiz, öğrenci, mülteci-göçmen gençlik” gibi başlıklarda yapılan araştırmalar ve somut veriler üzerinden analiz edildiği bölümde, mevcut olan bu çelişkilerin esas olarak emperyalist-kapitalist sömürücü sistem gerçekliğinden bağımsız olmayan yanı ele alınırken, bu gerçeklik ekseninde güncelde ve coğrafyadaki özgül çelişkiler etrafındaki yanları işlenerek tartışıldı.

Siyasal perspektif taslağının onaylanmasının ardından, DGH, Jugenwiderstand, YDG, Rebell, ADKH ve ADHK gibi katılımcı kurumların konuşmalarına geçildi.

DGH; Biz onlardanız onlarsa bizden!

adgh-kongre2Konuşmasına “Her karış toprağında ölü bedenlerin, acıların, sömürünün, talanın ve kaçınılmaz olarak devasa direnişlerin izlerini taşıyan Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasından siz ADGH’li yoldaşlarımıza bin selam olsun.” diyerek başlayan DGH temsilcisi sözlerini “zalimlikleriyle eşit derecede, küçük bir bebeği keskin nişancı tüfeği ile katledecek kadar korkak, ezilen emekçi yığınlara en pervasız biçimde saldıracak kadar teyakkuz durumunda olanların tekçi faşist zihniyetinin bizlere biçtiği geleceksizliği, köle düzenini elimizin tersiyle itiyor” ve  “En vahşice ölümlerin, katliamların, işkencelerin olabildiğince olağanlaştığı böylesi bir ortamda bizleri bir tercihe zorlayan, çıkardıkları yasalarla ‘ya bizdensiniz ya onlardansınız’ diyenlere cevabımız odur ki, biz onlardanız. Onlarsa bizden.” diyerek sürdürdü. En büyük gayelerinin ve hedeflerinin  “zulüm deryasından hakim kliklerin uykularına karabasan gibi çöken ve onların beyninde adeta bir grizu etkisi yapan” bu çığlıklarını “bir senfoniye çevirmek ve devraldıkları bayrağı tüm kızıllığıyla faşizmin burçlarına dikerek, Promethus’lardan Spartaküsler’e, Kawa’lara ve İbrahim’lerden bugüne uzanan direniş geleneğinin alegorisini yaratmak” olduğunu ifade eden temsilci, konuşmasını kurultayı ve bütün katılımcıları devrimci bilinç ve duygularla yeniden selamlayarak sonlandırdı.

Gençlik Direnişi; Almanya’da devrimci militan bir gençlik hareketine ihtiyaç var

adgh-kongre3Kurultayı selamlayarak konuşmasına başlayan Jugendwiderstand (Gençlik Direnişi)  ise, genel olarak günceldeki  emperyalist-kapitalist sömürü ve savaş politikaları, özel olarak Alman emperyalizminin stratejileri ve planlarının detayları ve anlamı üzerine konuşmasını sürdürdü. Proleteryanın ve onun biliminin, Paris Komünü, Ekim Devrimi, Çin ve BPKD’lerinin tarihsel tecrübeleri ve sürekli birikimlerle ilerlediğini ve bu birikimlerin proleterya öncülüğünde ezilen halk kitlelerinin geleceği kazanma yolunda önemli tecrübeler sağladığına değinen Jugendwiderstand temsilcisi, bu doğrultuda Almanya’nın birleşik, devrimci ve militan bir gençlik hareketine olan ihtiyacını vurgulayarak, gelecek mücadele süreçlerinde devrimci birlikteliklerin ilerletileceği umuduyla ADGH’ya ideolojik, politik ve örgütsel olarak mücadelesinde başarılar dileyerek sözlerini sonlandırdı.

YDG ise, kurultayı selamlayarak, sömürücü egemenlerin dünyanın her coğrafyasında ezilen halk kitlelerine ve gençliğe yönelik uyguladığı her türden sömürü politikalarına karşı gençliğin mücadele azmi ve dinamiğiyle karşı koyacaklarını ve bu mücadeleyi birlikte daha ilerletme umuduyla sürdüreceklerini ifade etti.

1.günün ikinci bölümünde, gençlik hareketinin güncel örgütsel durumunun niteliksel ve niceliksel açılardan değerlendirmesi ekseninde, ezilen gençliğin bulunduğu alan ve bu alanlarda yaşadıkları çelişkiler üzerinden belirlenen somut politikaların gündeme alındığı ‘Örgütsel durum ve perspektif taslağı’nın tartışılmasına geçildi. Gençlik hareketinin gerçekliğine ve asgari-azami hedeflerine bağlı olarak belirlenen politikalar iki ana başlık üzerinden ale alındı. ‘İçe Yönelik Örgütsel Politikalar; Mevcut merkezi ve yerel örgütsel yapının nitel anlamda güçlendirilmesi ve Teorik ve Pratik Eğitim Politikası’ şeklinde somutlanırken, ‘Pratik Hedeflere ve Ezilen Gençlik Kitlesine Ulaşmaya Yönelik Politikalar’ ise ‘Üniversite-Lise Öğrenci, İşçi- İşsiz, Mülteci ve Göçmen Gençliği Politikaları ve Anti-emperyalist ve Anti-faşist Mücadelede Eylem Birliği ve Cephe Politikası’ şeklinde ayrıntılandırılarak somutlandı.

1.gün kapsamında, alt bölge kurultaylarından gelen öneri, eleştiri ve tartışmalar paralelinde değerlendirilip sunulan tartışma taslakları, ana kurultay tartışmalarıyla da zenginleştirilerek son hallerine kavuşturuldu.

Kurultayın 2.günü, Avrupa coğrafyasında politik gençlik mücadelesindeki dinamiklerden biri olan ADGH’nın, mücadele süreci içerisindeki birikimleriyle belli konularda sağlamış olduğu ilerlemelere bağlı olarak, özgül mücadele alanında güncelin gerçeklikleriyle kendini daha iyi konumlandırabilmesi ve geleceğin mücadelesine daha nitelikli ve etkili cevap olabilmesi amacıyla ele alınan mevcut program ve tüzüğünün belli maddeleri üzerinden sunulan değişiklik ve düzenleme önerilerinin tartışılmasıyla başladı.

Gençlik hareketinin siyasal belgesi niteliğindeki programında; sosyalizm perspektifli politik niteliğinin güncellenerek vurgulanması, erk-ek egemen toplumsal egemenlik sisteminde kadın ve LGBTİ’ler, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim, kadın ve LGBTİ’lere yönelik pozitif ayrımcılık, anti-faşist, anti-emperyalist, anti-kapitalist cephe ve eylem birliği anlayışı, bilim-kültür-sanat anlayışı, ırkçılık ve mülteci gerçekliği gibi konularda değişiklik ve güncelleme önerileri sunularak tartışıldı.

İç örgütsel nitelik ve ilkelerin somutlandığı tüzüğünde ise, özellikle sınıflı toplum gerçekliğiyle biçimlenen çeşitli örgütsel yapıların isimlerinin, bu kurumların niteliği, içeriği ve varlık nedenlerinin biçimsel bir ifadesi olması gerektiği gerçekliğinden hareketle, gençlik hareketi bünyesinde uzun zamandan beridir ‘merkezden yerele, yerelden merkeze’ şeklinde sürdürülen tartışmaların ve alt kurultayları da içeren uzun tartışma süreçlerinin ardından ortaya çıkan isim değişikliği ve buna bağlı olarak logo önerileri, kurultayların gerçekleştirilme süresi, merkezi yönetim organındaki dönemsel önderliğin içeriği, biçimi ve kadın lehine pozitif ayrımcılığın uygulama biçimlerinden biri olan kota sisteminin LGBTİ’lerin de dahil edilerek ek tüzük maddesi olarak yeniden düzenlenmesi gibi konularda tartışmalar gerçekleştirildi.

ADGH’den Socialist Youth Movement-SYM’ye

adgh-kongre4Program ve tüzük alanında sürdürülen uzun ve yoğun tartışmaların ardından ve iki tur şeklinde yapılan oylamalar sonrasında, 21. Kongre iradesi tarafından Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi’nin (ADGH)’nın mevcut ismi, Socialist Youth Movement-SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)olarak onaylandı.

Program ve tüzük tartışmalarının sonrasında, 20. Dönemin muhasebesinin ve faaliyetlerinin değerlendirildiği Merkezi Faaliyet Raporu ve Mali Raporun sunulup oylanmasının ardından yeni yönetim organlarının seçimine geçildi. Gelecek süreçte merkezi önderliği yürütmek üzere, alt kurultaylarda ve kurultay esnasında ortaya çıkan adayların oylanmasının ardından, Socialist Youth Movement-SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)’nin 21. Dönem Merkezi Komisyonu ve Denetim Kurulu organları belirlendi.

Katılımcı kurumlardan Demokratik Gençlik Hareketi-DGH, ADHK, ADGH 20. Dönem merkezi yönetim organı, delege ve misafirlerin kurultaya ve gelecek mücadele süreçlerine yönelik düşünce ve duygularını ifade ettikleri bölümün ardından ADGH-SYM 21. Kurultayı, türkçe ve ingilizce olarak atılan “yaşasın Sosyalist Gençlik Hareketi” ve “önderimiz İbrahim Kaypakkaya” sloganlarıyla 27 Mart Pazar saat 23.00’te coşkuyla sonuçlanırken, Kurultay tartışmalarının ve sonuçlarının detaylarına yönelik yakın zamanda yazılı bir sonuç bildirgesi-deklerasyon metninin de sunulacağı ifade edildi.

adhk tarafından

Viyana DHD 10. Genel Kurulunu gerçekleştirdi

Mart 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

viyanaViyana Demokratik Haklar Derneği 27 Mart’ta 10. genel kurulunu başarıyla gerçekleştirdi

Viyana (29-03-2016) Diğer demokratik kurumlarında dayanışmacı olarak katıldığı genel kurul saygı duruşuyla başladı.  Siyasi taslak yazısı, faaliyet, mali ve denetleme raporları okunup, tartışıldı. Bir yıllık geçmiş etkinliklerin tümünün bir bütün olarak masaya yatırıldığı, ve siyasi, örgütsel yanlarının bütünlüklü olarak tartışıldığı genel kurulda geleçeğe dair önemli tecrübeler formüle edildi.

Özellikle içinden geçtiğimiz anın zorlukları karşısında, burjuvazinin insanı cezbeden albenili sunumlarına rağmen hiçbir zorluk ve rahatlığa teslim olunmayıp mücadeledeki kararlılık vurgulandı.

Yeni yönetim organlarının seçilmesinin ardından başarı ve birlikte mücadele dilekleriyle genel kurul sonuçlandırıldı.

adhk tarafından

HBDH’den Kızıldere açıklaması

Mart 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

hbdh-amblemHBDH Kızıldere direnişinin yıl dönümü vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı Yapılan açıklamada, ” On’lar bugün de birleşik devrimci atılım savaşımıza yol göstermektedir Bu bilinçle Kızıldere asla bir son değil, başlangıçtır” denildi

HABER MERKEZİ (29-03-2016) – Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Ortak Komutanlığı, Kızıldere direnişinin yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, “30 Mart 1972’de Kızıldere’de bir savaş manifestosu yazıldı. ”Biz buraya dönmeye değil, Ölmeye geldik” diyen Mahir Çayan, 9 yoldaşıyla ölümsüzlüğe ulaştı.

THKO ve THKP-C önder kadro ve militanlarından Mahir Çayan, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Nihat Yılmaz, Hüdai Arıkan, Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt ve Ahmet Atasoyların devrim ve sosyalizm şiarıyla çıktıkları bu yol teslimiyeti değil, irade-inanç-cüret ve siper yoldaşlığının ete kemiğe büründüğü andır” ifadelerine yer verildi.

Kızıldere son değil, başlangıçtır

“Kızıldere, emperyalizme, kapitalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaş çağrısıdır” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı;

“Kızıldere’nin ardılları olarak bizler bugün Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin, Gever ve Bakurê Kürdistan’ın bir çok alanında ezilen halkların direniş ve mücadeleleriyle On’ları yaşatıyoruz. Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın her bir bölge ve yerelinde ezilen ve sömürülen kitlelerin meşru ve demokratik devrimci mücadeleleriyle birleşik devrim ihtiyacı, tarihsel öncülleriyle bu temelde anlam kazanıyor. Kanla yazılan tarihimizin kavga bayrakları olarak yol gösteren Kızıldere direnişi, Halkların Birleşik Devrim Hareketimizin de stratejik temel bileşkesi olmaya devam ediyor. Türkiye- Kürdistan birleşik devriminde, Kızıldere’nin yoldaşlaşan özü ve ruhu, çizgisi ve perspektifi vardır. AKP hükümeti-iktidarında somutlaşan faşist Türk devletine karşı Halkların Birleşik Devrim Hareketi, Kızıldere direniş manifestosuyla haklı ve meşru birleşik devrimci savaşını yükseltiyor.

Revizyonizme ve reformizme, legalizme ve tasfiyeciliğe karşı radikal devrimci silahlı savaşım ve militan çizgileriyle faşizmin koyu karanlık dünyasına meydan okuyup ölümsüzleşerek büyüyen On’lardır. Tekçi faşist devletin algı yönetimi ve manipülasyonlarla halkların belleğinden silmeye çalıştığı On’lar, karşı-devrimin değil ezilen halk kitlelerinin ve devrimci savaşımızın savaş siperlerinde ifadesini bulmaktadır.

On’lar bugün de birleşik devrimci atılım savaşımıza yol göstermektedir. Bu bilinçle Kızıldere asla bir son değil, başlangıçtır.

Bundan 44 yıl önce devletin her türlü kuşatma ve teslimiyet politikasına karşı Kızıldere Direnişiyle ölümsüzleşen yoldaşlarımızı bir kez daha anarken, devrimci anıları önünde saygıyla eğiliyor ve On’lardan aldığımız güçle mutlaka birleşik devrimci savaşımızla zafere ulaşacağımızı ilan ediyoruz. Tüm halklarımızı Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin kızıl sancağı altında birleşmeye, mücadeleye ve devrime çağırıyoruz!”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Mazgirtli kadınlar: Tek yol örgütlü mücadele

Mart 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

mazgirtli-kadinlarÜçüncü kurultayını geçtiğimiz ay gerçekleştiren Demokratik Kadın Hareketi (DKH) çalışmalarına hız verdi Dersim’in Mazgirt ilçesindeki kadınlarla bir röportaj gerçekleştiren DKH, Mazgirt’teki sorunları, devletin zorunlu göç politikalarını, yayla yasaklarını ve Kürdistan’da gerçekleşen katliamları konuştu

HABER MERKEZİ (29.03.2016) – Üçüncü kurultayını geçtiğimiz ay gerçekleştiren Demokratik Kadın Hareketi (DKH) çalışmalarına hız verdi. Dersim’in Mazgirt ilçesindeki kadınlarla bir röportaj gerçekleştiren DKH, Mazgirt’teki sorunları, devletin zorunlu göç politikalarını, yayla yasaklarını ve Kürdistan’da gerçekleşen katliamları konuştu.

DKH’nin kadınlarla gerçekleştirdiği röportaj şu şekilde;

DKH: Bulunduğumuz her alanda kadın olmanın beraberinde getirdiği sorunlar ve sistematik saldırılar var.  Sizlerin kadın olarak Mazgirt’te karşılaştığı sorunlar nedir?

Öznur: Mazgirt’te kadınların genel sorunu Türkiye genelinde olduğu gibi işsizlik ve geçim sıkıntısıdır. Bunun yanı sıra özellikle son zamanlarda daha fazla olan yasaklar, yasaklı bölgelerin ilan edilmesi ve başlatılan iç savaş politikalarıdır. Yani savaş politikaları burayı da etkiliyor. Coğrafyamızda onlarca katliam oluyor, doğmamış bebekler katlediliyor. Daha ne söyleyebilirim ki! Mazgirt’te de aynı şekilde bu sorunlar yaşanıyor.

Bizlerin ev içinde yaptığı emek, bir emek olarak görülmüyor. Bunun yanı sıra Mazgirt’teki en büyük problemlerden biri iş bulsak bile çocuklarımızı bırakacak bir yerimiz yok. Çocuklara dair bir alan yok. Bu da ister istemez kadınların çalışma koşullarını etkiliyor. Buna dönük bir kreş ve anaokulu var ama oralarda da yaş sınırı var.

Çilem: Kadın sorunu sadece Mazgirt’e dönük bir sorun değil. Yaşadığımız coğrafyada her yerde bu sorun var. Kadının en büyük sorunu cinsiyet üzerine yaşadığı sorundur. Mazgirt’te en büyük sorun ise kadınların sokağa çıkmamasıdır. Kadınların sosyal aktivitelere katılma istemi yok. Sadece evde oturuluyor. Çünkü hiçbir iş alanı, sosyal alan yok.

Ceren: Mazgirt’te kadınlar için en genel sorun işsizlik ve bununla beraber eşlerine bağımlı kalmalarıdır. Kadının birey olduğunun farkında olmaması ve erkeğin gölgesi altında yaşaması, kendisini geliştirmek için hiçbir çaba sarf etmemesi ve bunun içinde yeterli bir alan açılmadığı düşünüyorum. Bu sorunları aşabilmek içinde Mazgirtli kadınların kadın kurumlarıyla ortak hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Burcu: En büyük sorun işsizlik. İş koluna dair herhangi kurum yok. Tek bir iş faaliyeti olarak İŞ-KUR var orada da insanlar dönemlik çalışabiliyorlar. Bunun yanı sıra erkeğin kadın üzerinde kurduğu baskı da var. Bence Mazgirt’te kadına yönelik iş kolu ya da atölyeler açılmalı. Bu örgü olabilir ya da kendi yaptıkları el işleri olabilir. Yani kendilerini gerçekleştirebilecekleri ya da ifade edebilecekleri iş kollarının açılması gerektiğini düşünüyorum.

Devlet özelde Kuzey Kürdistan’da halka dönük imha ve katliam politikalarına girişmiş durumda. Sizler Kürdistan’da yürütülen savaş konseptine dair ne düşünüyorsunuz?

Öznur: Kürdistan’a dönük bir katliam uygulanıyor. Buralarda da birçok alan yasaklı bölge ilan edildi. Örneğin; köyde yaşıyoruz ancak kendi köyümüzü bile gezemiyoruz. Bunların nasıl hesabını verecekler bilmiyorum. Cizre’ye, Silvan’a, Nusaybin’e, Sur’a baktığınızda bir sürü katliam oldu. Cizre’de 300’e yakın insan katledildi, nasıl katledildikleri bile belli değil. Devlet nasıl katlediklerini öğrenmelerine bile izin vermiyor. Büyük şehirlere baktığımızda ise insanlar rahatça dışarı bile çıkamıyor. Metroya, metrobüse, otobüse rahat binemiyor. Bir düğüne bile rahat gidemiyor. Batı’da insanlar dışarı çıkamıyor, Doğu’da insanlar evlerine giremiyor diye bir söz söylenmişti. Dersim’de Doğu’daki gibidir, fark eden bir şey yok.

Çilem: Katliamlar yeni olan bir durum değil, aksine bu coğrafyada da sürekli devletin baskı ve saldırıları var. Katliamlara karşı mücadele etmenin tek yolu ise örgütlenmektir, örgütlü mücadele yürütmektir. Ancak bu tek bir bireyin yapabileceği bir şey değil toplu bir karşı koymayla yapılabilecek bir şeydir.

Ceren: Yüzyıllardır bulunduğumuz bölgede devletin kirli bir savaş yürüttüğünü düşünüyorum. Bunun dışında devletin yaptığı katliamlara dönük sivil toplum örgütleri ne kadar tepki gösterirse göstersin dünyaya sesimizi duyuramıyoruz. Buna dönük iyi bir propaganda süreci örülmeli.

Burcu: Bu saldırıların tamamıyla Kürt halkını baskı altında tutmak ve imha etmek amacıyla olduğunu düşünüyorum. Bu bir insanlık ayıbıdır. Oradaki insanlara bir ses ve çığlık olmak için sivil toplum kuruluşlarının, alevi derneklerinin, siyasi parti ve kurumların başta olmak üzere bütün insanların oraya ses vermesi gerekiyor.

Dersim’deki köy ve mera yasakları sizi nasıl etkiledi?

Öznur: Ben köyde yaşıyorum. Burada bir alan yasaklandığında, benim yaşam alanım yasaklanmış oluyor. Buralar yarı açık cezaevine dönüyor açıkçası. Hiçbir şeyin verimini alamıyoruz. Hayvancılık yaptığımızda yaylaya gidemeyince hayvandan verim olamıyoruz. Dersim’de zaten istihdam yok, bir de bu yasaklar başlayınca bu da daha çok kısıtlıyor bizleri. Var olan geçimi de engelliyor. Ve yasaklı bölge ve meralarla Dersim yaşanmaz bir hale bürünüyor. Bugün Cizre’de, Amed’de, Şırnak’ta da gördük.  Saldırılar ilk yasaklarla başladı daha sonra katliamlarla devam etti. Şuanda da Dersim’de korku mevcut, insanlar diken üzerinde, her an bir saldırı olabilir.

Çilem: Bu coğrafya da insanlar hayvancılık ve tarım yaparak geçimini sağlıyorlar. Eğer bunlar yasaklanırsa çoğu insanın bir maddi faaliyeti kalmayacak.

Ceren: Biz aile olarak mera veya hayvancılıkla ilgilenmiyoruz ancak bunun dışında genel olarak baktığımızda Dersim’den daha fazla göç olmasına sebebiyet verecektir bu durum. Gelişmek yerine Dersim’in daha da küçüleceğine ve kültüründen uzaklaşacağını düşünüyorum. İnsanların buradaki tek geçim kaynağı hayvancılık ve tarım olduğundan dolayı insanları sefalete sürüklediklerini ve biran önce bu durumun önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Burcu: Coğrafi anlamda düşünüldüğünde burada insanların yalnızca iş kolu tarımdır. Meralarda yasaklanınca insanlar ekip biçemediği için bölgede yoğun göçler meydana geliyor. Bu coğrafyaya uygulanan tamamen göçlerle bölgeyi insansızlaştırma politikasıdır.

Röportajın orijinal haline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kaynak: demokratikkadınhareketi.com

adhk tarafından

Devrimci; kendini yenileyen, anı yakalayandır

Mart 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

kaypakkaya-yazi-okmDoğada hiç bir şeyin statik olmadığı gibi örgütler de bundan muaf değildir ve dolayısıyla üretemeyen toplam kendini tüketir Sübjektivizme düşmeden kendi gerçekliğini gören kaldıramayacağı yükün altına girmeyecek şekilde kısa, orta ve uzun vadeli programların yapılması küçük burjuva aceleciliğinden uzak sabırlı ve emin adımlarla belirlenen hedefe gidilmesi doğru olan çalışma tarzıdır

HABER MERKEZİ (28.03.2016) – Coğrafyamızda devrim ihtiyacı varlığını koruduğu sürece devrim ve demokrasi güçleri de varlığını koruyacaktır. Genelde ülke devrim tarihine iz bırakmış isimler ve onların güzergahını güne uyarlayan-uyarlamaya çalışan kurumlar özelde de Kaypakkaya geleneği tartışmasız sözünü ettiğimiz güçlerin başında gelmektedir.

Şüphesiz ki; 68 kuşağı içinden sivrilen Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya hakim sınıflar tarafından katledilmelerine rağmen ideolojik-pratik önderlik olarak hala devrim cephesi içinde yol gösterici, rehber olmaya devam etmektedir. Dönemin resmi ideolojiye ilk karşı çıkışını temsil eden Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya bu önderler içerisinde ayrı bir yer tutmaktadır. Unutmamak gerekir ki; İbrahim Kaypakkaya bir put ya da statik fikirlerin temsilcisi değil yeninin, meydan okuyuşun, resmi tarihi alaşağı etmenin ve işkencehanelerde düşmanı yenilgiye uğratmanın diyalektik materyalizmin bilimsel ideolojik silahıdır. Dolayısıyla ardılları ve Kaypakkaya güzergahının savunucuları da onu dogmatik fikirlerin önderi olarak görerek tanrı sıfatına ulaştırmak yerine somut koşulların somut tahlili ilkesinden hareketle bir metodoloji olarak görmeleri gerekmektedir. Zaten bu anlayıştan hareketle ardılları Kaypakkaya’nın fikirlerini onun metodolojisi üzerinden güne uyarlamış ve anın ihtiyaçlarına cevap verecek şekle büründürmüşlerdir ve geliştirerek büründürmeye devam edeceklerdir.

Ancak salt siyasal olarak geri kalmış olanı güne uyarlamak yeterli değildir. Aslolan onu kavramak ve kitlelere kavratmaktır. Devrim sorunu bir iktidar sorunuysa ve iktidar kitlelerin eseriyse o zaman mevcut siyasal gelişmeleri kitlelere götürmek de devrimcilerin sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getirmek için geçmişte denenmiş geçerliliğini yitirmiş araçları terk edip güncel siyasal gelişmelere yanıt olacak yeni araç ve metotlar geliştirilmelidir. Yani teori pratik bütünselliği oluşturulmalıdır. Pratikten kopuk teorinin yaşama dokunması mümkün olmadığı gibi teoriye uymayan pratiklerin de kazanımları olmayacaktır. İdeolojik bir zeminden beslenmeyen ve ideolojik zemini beslemeyen örgütlenme anlayışlarının kazanımı olmadığı açıktır. Devrimciler kendilerini geliştirme, geri yanlarını görme ve eleştiri-özeleştiri düzleminde ileri taşıma sorumluluklarını unutmamalıdırlar. Unutmamalıdırlar çünkü; kendilerini ileri taşıyamayanlar kitleleri ileri taşıyamazlar, kendi eksiklerine çözüm üretemeyenler toplumun sorunlarına çözüm üretemezler. Keza yine kitlelerin geri yanlarını ileri taşıma amacından uzak, zaaflı anlayışları mahkum etmek yerine aksine körükleyen ondan beslenen özünü faydacılıktan alan pratiklerle kısa vadeli kazanımlar peşine düşmek devrimcilerin yöntemi olamaz. “Hastayı iyileştirmek için hastalığı tedavi etmek” ilkesinden hareketle sorunlara anında çözüm üreterek kangrene dönüşmesine engel olmak gerekmektedir. Günü kurtaran, kendiliğindenci, takvimsel eylemselliklere hapsolmuş dar pratik çalışma tarzı gündemin peşinden sürüklenmeye mahkumdur. Gelişen süreçleri tahlil edip neye evirileceğini hesaba katmayan ve kendini ona göre konumlandırıp politika üretmeyen çalışmalar gelişim sağlamayacağı gibi varolan enerjinin boşa harcanması ile beraber mücadeleye inançsızlığı doğurur.

Doğada hiç bir şeyin statik olmadığı gibi örgütler de bundan muaf değildir ve dolayısıyla üretemeyen toplam kendini tüketir. Sübjektivizme düşmeden kendi gerçekliğini gören kaldıramayacağı yükün altına girmeyecek şekilde kısa, orta ve uzun vadeli programların yapılması küçük burjuva aceleciliğinden uzak sabırlı ve emin adımlarla belirlenen hedefe gidilmesi doğru olan çalışma tarzıdır. Çelikten disiplinli, yoldaşlık ilişkilerinin güçlü olduğu bir örgüt yaratma tarzı buradan geçer. Aksi takdirde geliştirilen her türlü örgütlenme kof ve en hafif darbeler karşısında dağılmaya mahkumdur.

İstanbul’dan Bir Halkın Günlüğü Okuru