adhk tarafından

Selahattin Demirtaş ifadeye çağrıldı

Haziran 30, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2015-02-04 15:14:55Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com "3K1JIB

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ifadeye çağrıldı

HABER MERKEZİ (30-06-2016) – DİHA’nın haberine göre, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ifadeye çağrıldı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair Anayasa değişikliği sonrası fezleke dosyalarının savcılıklara ulaşmasının ardından Demirtaş’a, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında talimatla ifade vermesi tebliğ edildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bugün Demirtaş’a soruşturma kapsamında talimatla ifade vermesi için bildirimde bulundu.

Vahşete ilişkin ifadeler soruşturma gerekçesi

Demirtaş’ın ifadeye çağrıldığı fezlekenin konusu Mersin’de 27 Şubat Cumartesi günü partisinin Akdeniz ilçe örgütü tarafından organize edilen etkinlikte yaptığı konuşmalardan oluşuyor. Konuşmasında bölge kentlerindeki abluka ve yıkımlara tepki gösteren Demirtaş’ın Cizre’deki “vahşet bodrumlarında” yaşanılanlara ilişkin kullandığı ifadeler “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama” suçu kapsamında değerlendirilerek, soruşturma konusu yapıldı.

Demirtaş’ın yanı sıra HDP Ağrı milletvekilleri Dirayet Taşdemir ve Bedran Öztürk’ün de dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından dün ifadeye çağrıldıkları öğrenildi.

HDP’li milletvekilleri Ahmet Yıldırım, Burcu Çelik Özkan ve Ayhan Bilgen de geçtiğimiz hafta telefonla ifadeye çağrılmıştı.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Katliamın sorumlusu kana susamış Erdoğan/AKP iktidarıdır!

Haziran 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf amblem sonVahşi katliamlar geleneğinin artık rutinleştiği bu tarihsel kesitte ve her an içimizden birilerinin bombaların hedefi olduğu bu durumda susmak ve karşı çıkmamak artık yaşananlara ortak olmak anlamına gelmektedir Bu bağlamda yeni katliamların ve saldırıların önüne geçmek için bulunduğumuz bütün alanlarda var gücümüzle haykırarak sokaklara çıkmalı ve hesap sormalıyız. Karanlığın zebanilerine karşı aydınlık bir gelecek ve yaşanılabilinir bir dünya umudunu kuşanarak, sesimizi öfkemizle ve bilincimizle buluşturalım, mücadele edelim ve hesap soralım

HABER MERKEZİ (29.06.2016)- Demokratik Haklar Federasyonu’nun Atatürk Havaalanı’nda gerçekleştirilen vahşi katliama dair kamuoyuna yaptığı açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

“Kana susamış bir barbarlıkla halklarımıza savaş açan ve halklarımızın kanını akıtarak coğrafyamızı bir kan deryasına çeviren “TC” devleti ve somut uygulayıcısı Erdoğan/AKP iktidarı yeni katliamlarla halklarımızı vahşice katletmeye devam ediyor. Bölgesel ve uluslararası bütün politik eksenini ve ilişkilerini tamamen savaş, işgal, talan ve gericilik düzleminde biçimlendiren Erdoğan/AKP iktidarı insanlığın bütün tarihsel ve güncel ilerici birikimlerini ve kazanımlarını hedef alarak saldırmaya ve talan etmeye devam ediyor. Bunu yaparken de kendi gerici niteliğine uygun olarak kendisiyle aynı gerici düzlemde buluşan gerici-faşist odakları kullanmaktadır. IŞİD tam da bu zeminde beslenen ve halklara karşı savaşta barbarca rol oynayan öznelerden biridir. Kendi gerici politikalarını hâkim kılmak için engel teşkil eden ve barikat oluşturan tüm toplumsal dinamikler topyekûn gerici savaş konseptiyle katliamlardan ve kıyımdan geçirilerek zapturapt altına alınmaya çalışılmaktadır.  “TC” tarihinin en barbar katliamlarından biri olan 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 23. yılının öngünlerini yaşadığımız bugünlerde İstanbul/Atatürk Havaalanı’nda yaşanan kanlı katliam bu gerici ve barbar geleneğin sistematik olarak ve bir devlet politikası olarak devam ettiğinin açık kanıtıdır. Ki son bir yıl içinde yaşanan ve yüzlerce insanının vahşice katledildiği Amed, Suruç ve Ankara katliamları devletin girdiği yeni savaş yönelimini ve kitlesel katliamlar gerçekliğini ortaya seren bir yerde durmaktadır.

En son dün yaşanan vahşi katliamda da 42 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralanmıştır. Bu vesileyle vahşi katliamda yaşamını yitiren ve yaralanan tüm halkımızın acılarını paylaştığımızı ve vahşi katliamı hesap sorma bilinciyle lanetlediğimizi belirtmek istiyoruz. Katliamın birinci dereceden sorumlusu, IŞİD barbarlığını her açıdan besleyen ve zemin yaratarak bizzat halklara karşı kullanan Erdoğan iktidarıdır.

Susma, sokağa çık hesap sor!

Vahşi katliamlar geleneğinin artık rutinleştiği bu tarihsel kesitte ve her an içimizden birilerinin bombaların hedefi olduğu bu durumda susmak ve karşı çıkmamak artık yaşananlara ortak olmak anlamına gelmektedir. Bu bağlamda yeni katliamların ve saldırıların önüne geçmek için bulunduğumuz bütün alanlarda var gücümüzle haykırarak sokaklara çıkmalı ve hesap sormalıyız.

Karanlığın zebanilerine karşı aydınlık bir gelecek ve yaşanılabilinir bir dünya umudunu kuşanarak, sesimizi öfkemizle ve bilincimizle buluşturalım, mücadele edelim ve hesap soralım.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Hamburg’da 17 Kızıl Karanfil Anıldı

Haziran 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

hamburgHamburg (28-06-12016) Onbirinci ölümsüzlük yıl dönümünde 17 Kızıl Karanfil Hamburg’da anıldı 17’ler şahsında tüm güneşe uğurladıklarımız için 1 dakikalık saygı duruşuyla anma etkinliği başladı Daha sonra onların mücadele ve yaşamlarını anlatan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Araştırmacı yazar Temel Demirer ve Halkın Günlüğü gazetesi çalışanı Hüseyin Şimşek’in katımlıyla bir panel gerçekleştirildi. Konuşmalarda ‘’17lerin tarihsal mirasına değinilerek, emperyalist-kapitalist dünya sisteminin ve faşist Türk devletinin saldırılarına ve buna karşı birleşik devrimci bir mücadelenin yaratılması ve büyütülmesi gerektiğine değinildi”. Katılımcılar söz alarak yaşanan sürece dair düşüncelerini belirterek panelist arkadaşlara sorular soruldu. Hamburg Partizan Taraftarlarının mesajı okunarak anma etkinliğinin ilk bölümü sonlandırıldı. Anma etkinliğinin kültürel bölümünde ise Grup Daglara Ezgi kavga marşları ve şiirleriyle kitleyi coşturdu. Etkinlik mücadeleyi büyütme çağrısıyla sonlandırıldı.

adhk tarafından

17’ler Innsbruck’da Anıldı

Haziran 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

InnsbruckÖlümsüzlüklerinin Onbirinci Yıldönümlerinde 17’ler Innsbruck’da gerçekleştirilen bir etkinlik ile anıldılar

Innsbruck (28-06-2016) Avusturya  Demokratik  Haklar  Federasyonumuza  bağlı  olarak  faaliyetlerini  yürüten  İNNSBRUCK  Derneğimiz, şanlı  15 -16  Haziran  büyük  işçi  direnişi  ve   2005  yılının  16  Haziranın da  Mercan da  katledilen  17’lerin  anılarına  bir  anma  etkinliği  düzenlendi. Her  iki  direniş  mücadelesine  dair  yapılan  sunumlar, marşlar  ve  şiirler  eşliğinde  süren  anma  etkinliğinde, dünyayı  kan  gölüne  çeviren  Emperyalist  haydutlar  lanetlenirken, komünist  önder  ve  yoldaşlarımız  17’ler  nezdinde  tüm  devrim  şehitleri  bir  kez  daha  anıldı. İşçi  sınıfının  şanlı  mirasına, tüm  saldırılara  rağmen, bugün  sınıfın  yeniden  sahiplenmeye  ve   geçmişten de  dersler  çıkartılarak  mücadeleyi  adım  adım  örerek  sınıf  kavgasını  tırmandırmaya  başladığının  altı  çizildi.  Selam  olsun  çekiçle  dirgenle  yürüyenlere, selam  olsun  halk  için  toprağa  düşenlere.  Yapılan anma etkinliğine Alevi Derneği, ATİGF,de katılarak destek verdi.

adhk tarafından

Devrimci Mücadeleyi Değişik Biçimleri ile Güçlü Kılalım

Haziran 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

cropped-newsmagAvrupa’da yaşayan yoldaşlarımıza ve emekçi halklarımıza!

HBDH (27-06-2016) Siyasal iktidar mücadelesinde vazgeçilmez olan silahlı mücadeleyi güçlü kılmanın olumlu olan her biçimi sosyalistler tarafından mücadeleye uygun tarzda ele alınıp, pratiğe geçirilmesi devrimciler açısından doğru olandır. Faşist T.C. Devletine karşı yürüttüğümüz silahlı mücadelenin doğru ve meşru olan ısrarını güçlü kılmak için faşist diktatörlüğe karşı her alanda mücadeleyi yükseltmek asıl görevimiz olmalıdır. Faşist T.C. devletinin top yekûn imha ve katliamcı savaşına, Kürt ulusuna uygulanan soykırımcı politikalara, alevi bölgelerine daiş çetelerini doldurma, doğayı talan eden rant ekonomisine, işçileri köleleştiren ucuz iş gücü ve taşeronlaşma yasalarına, kadın ve LGBTİ bireylerinin yaşam haklarını yok sayan cinsiyetçi ayrımlara, öğrencileri kapitalizme hizmetçi olarak yetiştiren tekçi-şovenist ve anti-bilimsel eğitim sistemine karşı bulunduğumuz her alanda mücadele etmektir, bizlere düşen sorumluluk.

Ortadoğu’da yürütülen savaş ve onun doğurduğu sonuçlardan hızla değişen güç dengelerine paralel olarak uluslararası hezimete uğrayan yeni Osmanlıcılık politikasının sahibi egemenler ve onların bu dönemdeki sözcüleri AKP hükümeti, iktidarını korumak için tek din-tek vatan-tek bayrak söylemini daha da yükselterek Kuzey Kürdistan’ı imha amaçlı talan ve soykırım politikasını yaşama geçirdi. Aynı şekilde ezilen inançlara ve sınıflara karşı kıskaç politikaları geliştiren T.C., kendisine muhalif tüm kesimlere karşı tankıyla, silahıyla, tomasıyla, yargısıyla savaş açmış durumda. Faşizmi maskeleme aracı olan parlamentoyu dahi yok sayıp, HDP milletvekillerini tutuklama sürecine giren T.C., Kuzey Kürdistan’da çocuk, kadın, yaşlı demeden vahşetin tüm yöntemlerini kullandı.

Yoldaşlar, Emekçi Halklarımız;

Yukarıda kısaca da olsa belirtmeye çalıştığımız faşist diktatörlüğünün katliamcı savaş politikalarına karşı her alan kendi özgünlüğünde mücadele araçları yaratmalı ve bunu yaşamsallaştırmalıdır. Faşizme ve sömürüye karşı mavzere sarılıp dağları mesken eyleyenler, zulmün tankına karşı taş atan çocuklar ve işgal ordularına karşı hendek başında direnen genç kadınların kavgalarına ortak olma sorumluluğumuzu yaşadığımız her alanda yüklenmeliyiz. Haklarımıza karşı yürütülen kirli savaşla iyice çıkmaza giren ekonomik olarak da iflas noktasına gelen fasit T.C. devleti truzimle, yurt dışında yaşayan işçilere çağrı yaparak tatil ve bayramda herkesin ülkeye gelmesini talep etmektedir. Bu askeri ve ekonomik olarak içine girdiği çıkmazı asma, nefes salma çabasıdır, buna fırsat vermemeliyiz. Bu bilinçle; Avrupa’da yaşayan tüm halklarımızı T.C.‘nin ekonomik ayaklarından biri olan Turizm sektörünü boykot etmeye çağırıyoruz. Türkiye’ye karşı Turizm ve seyahat amaçlı ekonomik girdi sağlayan tüm uygulamalarını protesto etmeye çağırmak mücadelemizin bir biçimi olarak ele alınıp, aktif olarak uygulanması görevini üstlenelim. Bu protesto eylem biçiminde en büyük sorumluluk yoldaşlarımıza, ailelerimize, devrimcilere, yurtseverlere ve halkımıza düşmektedir. Öncelikli olarak kendimizden başlayarak Türkiye’ye tatil ve turizm amaçlı seyahatlerin boykot edilmesi T.C. ekonomisinde ciddi bir kriz var edecektir. Faşist-katliamcı bir devletin her türlü ekonomik dayanaklarına karşı mücadele, devrimci mücadelenin bir parçasıdır. Bu boykot tavrımızı bir eylem biçimi olarak ele alınması devrimci sorumluluk gereği olup, faşizme karşı ciddi bir siyasal duruşu ifade eder. Bu eylemi siyasal bir kampanya olarak ele almalı, aynı zamanda yaşadığımız ülkelerin halklarına bu duruşumuzu anlatmalı ve onları da bu tavra ortak olmaya çağırmalıyız. Bu amaçla Avrupalı tüm demokratik-ilerici kurumlarla bağlantıya geçilmeli, afiş ve bildiriler ile geniş kesimlere ulaşılmalı ve kampanyamızın etkili bir biçimde sürdürülmesi hedeflenmelidir.

TÜRKİYE’YE SEYAHAT VE TURİZMİ BOYKOT ET!

HER ALANDA DEVRİMCİ MÜCADELE ARAÇLARI YARAT VE ÖRGÜTLE!

YAŞASIN DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ VE DEVRİMCİ BİRLİĞİMİZ!

Halkların Birleşik Devrim Hareketi- Avrupa Komitesi

22 Haziran 2016

http://www.hbdh-online.org/

adhk tarafından

İngiltere’de AB’den Çıkma Referandumu Ve Arka Plandaki Gerçekler

Haziran 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ingiltere referandum hayrZira bugün İngiltere’deki referandum yalnızca İngiltere devletin Avrupa birliğinden çıkması gibi basit sebepler olarak algılanırsa arka planda yatan bu  iktisadı sebepleri görülemez İngiltere de devlet içinde hâkim olan kanat ulusal pazarları kontrol ederek gümrük duvarları örme çabasında İngiltere’deki pazarı İngiliz burjuvazisini koruma ve gücünü  artırmaya çabalayan kesim,  Avrupa Birliği parlamentosunda bu güne kadar Fransa ve Almanya hakimiyetine karşı ekonomik sebeplerden dolayı direnen uzun süreden beri Avrupa birliğinden ayrılmayı dile getiren kesimdir.  Bu kanadın siyasal temsilcisi David Cameron dir

Üste belirttiğimiz çelişkiler sürerken, Avrupa birliğinin politikasını belirli yönlerini eleştiren David Cameron  Avrupa Birliği’nde kalınmalımı veya ayrılmalımı referandumuna giderek  halkın oylamasına  sundu

HABER MERKEZİ (27.06.2016)-Avrupa Birliği içinde  süren pazar kavgası  İngiltere’nin Avrupa birliğinde ayrılmasıyla makasın ağzı açıldı. Önümüzdeki dönemde Avrupa birliği yanlıları daha fazla ve daha güçlü bir şekilde Avrupa birliğini isteyip açılan makasın ağzını kapatmaya çalışacakken, Avrupa Birliğine karşı olanlar ise İngiltere’de ki halk oylamasını  alkışlayacaklardır.

Avrupa Birliğine karşı olanlar veya Avrupa Birliğinden yana olan  Hakim sınıfların  her iki kesimi de bir yerde birleşmektedirler; ezilen halkın emeğini sömürme ve ezme konusunda mevcut devletin sağlamlaştırılması ve korunmasını temel sorun olarak göreceklerdir.

Ayrıldıkları sorun ise, Avrupa parlamentosunun işleyişinden doğan Avrupa yasasının merkezileşmesi Ulusal devletlerin yasa ve kanunları çıkarmada Avrupa parlamentosunun denetleyici hakkı olmasıdır.  Hâkim sınıflar arasındaki bu ayrılık ezilen halkların ekonomik ve siyasal konumunda fazla bir değişiklik yaratmayacaktır.

İngiltere’nin ayrılması ve arka plandaki sebepler

Referandum sonucu anlaşılması açısında,  İngiltere’nin Avrupa birliğinden ayrılması öncesi bazı gelişmeleri kısa vurgularsak ayrılmanın sebepleri anlaşılacağı kanısındayız. Zira Avrupa birliğinde bugün baş gösteren sorunlar bu güne özgü değildir, geçmişten beri süren her devletin veya devletler içinde değişik tekelerin arasındaki ekonomik rant kavgasıdır.

Avrupa Birliğine üye olan devletlerarasında süren ekonomik kavga siyasal alanda da yansımıştır. David Cameron’un  başbakan olmasıyla Avrupa Birliğine eleştirilerini açık beyan etmekteydi, özelikle ulusal devletlere ait kararların Avrupa birliğinin elinde toplanmasına karşı çıkmaktaydı, Avrupa birliğine üye olan ülkelerin ulusal kararları Avrupa parlamentosunun elinde toparlanmasına karşı  çıkmakta ve İngiliz tekellerini,  Alman ve Fransa devletine karşı koruma politikasını izlemekteydi. Bu sebepten dolayı Avrupa para birimine girmemişti.

Avrupa Birliği içinde ABD emperyalizmiyle uyum içinde politika belirleyen İngiltere devleti,  ABD emperyalizmiyle kurduğu tarihsel kutsal ittifak la Avrupa birliğinin başını çeken Almanya ve Fransa’yla belirli dönemde ters düşmekteydi, Afganistan işgali, Körfez savaşı, Avrupa birliğinin dış işleri bakanlığının kurulması, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının gereği Avrupa ordusunu oluşturma ve Natodan bağımsız hareket etme, Avrupa birliğine aktarılan mali bütçe  v.b sorunlarda İngiltere ile Avrupa birliği arasında  tartışmalar sürmekteydi.

İngiltere   Avrupa birliğine karşı değildi, karşı olmasının sebebi Avrupa birliğinin aldığı kararları İngiliz emperyalizminin çıkarlarına ters düşmesi Alman ve Fransa emperyalizminin çıkarlarına uymasıdır.

Akabinde Almanya ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa birliği ayrı bir kutup olma hayallerini sürdürürken Ekonomik kriz bazı Avrupa ülkelerinde dibe vurdu iflas eşeğinde olan ülkelerin kurtulması için reform paketleri Avrupa Parlamentosu’nda  tartışıldı, akabinde ise Suriye’de gelen mültecilerin Avrupa ülkelerine dağılımı konusunda Avrupa birliği ülkeleri arasında görüş farlılıkları sürdü. İngiltere ve Almanya, Fransa arasında anlaşmazlıklar bu konularda da devam etti.

Avrupa Birliği içinde en güçlü olan Almanya, Fransa devletleri ile  İngiltere arasında süren ekonomik ve siyasal rekabet ve Avrupa birliğinin  dünya çapında yayılmasında Almanya ve Fransa’nın damgasını vurması bu tartışmaların ve anlaşmazlıkların temelini oluşturmaktadır.

Hangi tekelin Avrupa ülkelerinde hâkim olacağı, Hangi emperyalist ülkenin  Avrupa pazarlarına sahip olacağı sorunuydu.

Zira bugün İngiltere’deki referandum yalnızca İngiltere devletin Avrupa birliğinden çıkması gibi basit sebepler olarak algılanırsa arka planda yatan bu  iktisadı sebepleri görülemez. İngiltere de devlet içinde hâkim olan kanat ulusal pazarları kontrol ederek gümrük duvarları örme çabasında İngiltere’deki pazarı İngiliz burjuvazisini koruma ve gücünü  artırmaya çabalayan kesim,  Avrupa Birliği parlamentosunda bu güne kadar Fransa ve Almanya hakimiyetine karşı ekonomik sebeplerden dolayı direnen uzun süreden beri Avrupa birliğinden ayrılmayı dile getiren kesimdir.  Bu kanadın siyasal temsilcisi David Cameron dir.

Üste belirttiğimiz çelişkiler sürerken, Avrupa birliğinin politikasını belirli yönlerini eleştiren David Cameron  Avrupa Birliği’nde kalınmalımı veya ayrılmalımı referandumuna giderek  halkın oylamasına  sundu.

Resmi sonuca göre, yüzde 72 katılımlı referandumda 17 milyon 410 bin 742 kişi AB’den çıkılması yönünde oy verirken, 16 milyon 141 bin 241 seçmen de  AB’de kalınması yönünde oy kullandı. Buna göre halkın yüzde 52’si AB’den çıkılması, yüzde 48’i AB’de kalınması yönünde oy verdi.”

Bu durum Avrupa Parlamentosu’nu tedirgin etti, Borsalar düştü, güvensizlik ortamı başladı, bu güvensizlik ortamı Avrupa ülkeleri acısında kısa sürede bazı mudahalelerle atlatılacağı açıktır. Ki referandum öncesi  hayır veya evet sandıkta çıkabileceği olasılığına karşı önlemleri Avrupa parlamentosu almıştır.

Referandum akabinde zaman kaybetmeden Almanya, İtalya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Lüksemburg’un Dışişleri Bakanları Almanya dışişleri bakanı daveti üzerine aynı gün Berlin’de toplanmaları, Avrupa birliğinin dağılmayacağı mesajını verdiler ve İngiltere’nin Avrupa birliğinde çıkması akabinde yol haritasını tartıştılar.

Akabinde  Almanya başbakanı Merkel, Obama arasında telefon görüşmesi yapılarak Avrupa birliği üyeleri teselli etmiş İngiltere’nin eskide olduğu gibi bundan sonrada Avrupa birliğinin dostu olarak kalacağı vurgusunu yapmıştı.

Hakin sınıflar cephesinde  Referanduma yaklaşım;

Hâkim sınıflar cephesinde, İngiltere’nin Avrupa Avrupa birliğinde çıkması iki yönlü değerlendirme oldu.

Neo Nazi faşist partiler  dışında kalan tüm partiler Avrupa birliğinde İngiltere’nin ayrılması şokuna girdiler.

İngiltere’nin Avrupa birliğinde ayrılmasını olumsuz bir gelişme olarak değerlendirmiş, bazı parti temsilcileri  İngiltere başbakanı sorumlu tutmuşlardır.

Uzun süreden beri Avrupa birliğine karşı propaganda yürüten Neo Nazi partiler İngiltere deki referandumu zafer olarak değerlendirmişler, Fransa da  Ulusal Cephe (FN) Lideri Marine Le Pen Fransa’nın da vakit geciktirmeden aynı referandumun olmasını savunmuştur.

Almanya’da hızlı biçimde gelişen Neo Nazi AFD parti temsilcisi Chef Björn Höcke referandumu olumlu sinyal olarak değerlendirdi,

Hollanda da ırkçı parti Özgürlük Partisi (PVV)   “Şimdi sıra bizde” diyerek sürecin kendileri için önemli avantajların olduğunu vurgulamak istedi.

Neo Nazı partiler İngiltere’nin Avrupa birliğinde ayrılması argümanları kullanacaklar, Avrupa birliğinin değişik  ülkelerinde de aynı biçimde halk oylamasının yapılmasını isteyeceklerdir. İngiltere’deki referandum sonuçları Neo Nazi partilerin elinde güçlü bir silah olduğu görünmektedir.

Neo Nazi faşist partiler ve bazı ırkçı partiler Avrupa birliğine karşı çıkmaktalar ancak, Avrupa birliği parlamento seçimlerinde Avrupa birliği parlamentosuna girmek için her türlü manevra yapmaktalar önemli güçleri de Avrupa parlamentosunda vardır. Avrupa birliğini sevmeyenler Avrupa parlamentosuna aşk olmuşlardır.

İngiltere’nin Avrupa birliğinde ayrılması Avrupa’da ırkçı partilerin gelişmesinde önemli avantajları sağladığı belirtmemiz gerekir. Referandum sonuçları zafer olarak değerlendiren ırkçı partiler psikolojik olarak üstünlüğü elde etiklerini kendileri belirtmişlerdir.

İngiltere’nin Avrupa birliğinde ayrılması sermayenin akışını durdurmaz.

Avrupa Birliği’nden İngiltere’nin ayrılması  sermayenin dolaşımı acısında kısmi düzeyde bazı sorunları yaratsa da,  İngiltere ve Avrupa arasındaki ekonomik ve siyasal kopuş sağlamayacaktır. Bu maddenin tabiatına tersidir.

Avrupa ile İngiltere arasında sermaye ihracatı büyük tekkelerin iç içe geçmişliği, ülkeler arasındaki anlaşmalar vs. halkın referandumuyla çözecek bir sorun değildir. Sermayenin akışı yeni yasaları çıkmasını dayatacaktır. Referandum akabinde 2 milyona varan imzanın toplatılması tekrar ikinci halk oylamasına gidilme talebi veya İngiltere’nin ancak 2 sene sonra Avrupa Birliğinde çıkabilir gibi Avrupa Birliğinin yasal statüsünü dayatmaları ki iki sene içinde bir daha halk oylaması yapılabilinir varsayımların tümü masa başında durmaktadır.

Avrupa birliği içinde hakim olan Almanya, İngiltere’yle sürdürdüğü ekonomik ilişkiler sorununda bir kaç örnek verirsek; iki devlet arasındaki sermayenin akışı baktığımızda,  Almanya ürettiği araba ve araba parçaları Avrupa Birliği pazarlarında en fazla İngiltere’ye satmaktadır. Beş arabadan bir tanesi İngiltere’ye ihracat edilmektedir.

Kimya ürünleri ihracatında Almanya  her sene 20 milyar Euro civarında kazanç elde etmektedir.

Alman firmaları, ( Siemens, Bosch, BMW, VW, RWE, E.ON, Deutsche Telekom, Deutsche Post, Linde, Heidelberg Zement v.b)  121 Milyar euro İngiltereye direk yatırım yaptıkları  tahmin ediliyor. 2500 Alman firması  370 bin personaliyle İngilterede faliyet yürütmektedir.

İngiltere firmaları ise  ( BP, Shell, GKN, Terra Firma, Rolls Royce v.b ) tahmince  49 Milyar euro Almanyaya direk yatırım yapmışlardır.

Almanya 2015 de İngiltere ye 89 milyar Euro ihracat, İngiltere ise Almanya ya  38 milyar Euro ihracat  yapmıştır.

Sonuç olarak; İngiltere’de olan referandum değerlendirmesinde hâkim sınıfların değişik kesimleri kendilerine belirli bir pay biçtiler, keza  tedirginde oldular. Almanya başbakanı Avrupa birliği daha fazla halka güven vermesini belirti, Neo Nazilerde halkın Avrupa birliğine karşı daha fazla bilinçlendirmelidir söylemleri hep sürdürmekteler.

Her iki kesimde ezilen halk potansiyeli üzerinde oynadıkları açıktır.  Devrimci ve sosyalistlerinde daha fazla halka gitmeleri sömürücü baskıcı devleti teşhir etmeleri başka bir dünyanın kurulabileceğine kitleleri ikna etmeliler.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DHF’de Sivas anmasına çağrı

Haziran 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf amblem sonDHF İstanbul örgütlülüğü bir açıklama yaparak tüm üye ve taraftarlarını 26 Haziran Pazar günü Saat; 13;00 ‘te Taksim-Tünel’de yapılacak olan Sivas anmasına katılmaya çağırdı

İSTANBUL (24-06-2016)- DHF İstanbul örgütlülüğü 23 yılında Sivas Katliamını protesto etmek amacıyla 26 Haziran Pazar günü 13.00’de Taksim Tünel’e çağrı yaptı. Yapılan çağrıda;

‘’2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yaşanan Madımak Oteli Katliamı’nın 23. yılında bir kez daha gecenin zifiri karanlığına karşı aydınlık bedenleri ile gelecek güzel günlere ışık saçanları anıyor ve katliamı protesto ediyoruz.

Ülkemiz hakim sınıf ve iktidarlarının tarihi; zulüm, baskı ve katliamlarla doludur. Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta,Suruç’ta,Ankara’da Kuzey Kürdistan’da kendisi gibi düşünmeyen hakim inanca mensup olmayan yani bilcümle farklı kimlik ve inanışlara mensup insanlara yönelik inkarcı tavrını fiiliyata döküp pratikleştirmiş, katlederek yok etmeye ve asimilasyon gayretine girişmiştir.Bu baskı ve yok sayma politikalarına karşı DHF üye ve taraftarlarını Pirsultan Abdal Kültür Derneği İstanbul şubelerinin örgütleyicisi olduğu yürüyüş ve basın açıklamasına federasyonumuz çatısı altında halkın haklı kavgasını örgütlemeye, saflarımıza çağırıyoruz’’.

Tarih: 26 Haziran Pazar

Toplanma Saati: 13.00

Toplanma Yeri: Taksim Tünel

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

HBDH: Ovacık’ta yaralanan sivillerden özür diliyoruz

Haziran 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Bayrak10HBDH, 13 Haziran günü Ovacık’ta bulunan Adliye lojmanlarına yönelik düzenlediği eylemde, sivil insanların yaralanmasına ilişkin bir açıklama yaparak özür diledi

HABER MERKEZİ (23-06-2016) – 13 Haziran’da Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Adliye lojmanlarına yönelik eylem düzenlenmiş, eylemi HBDH üstlenmişti. HBDH Dersim Komutanlığı yazılı bir açıklama yaparak eylem sırasında yaralanan sivillerden özür diledi.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Dersim Komutanlığı yaptığı açıklamada, eylemin nöbetçi kulelerine yönelik olduğunu belirtti.

Açıklamada, “4 düşman unsuru da etkisiz hale getirilmiştir. Güçlerimiz eylemi başarıyla gerçekleştirmiş ve kayıp vermeden alandan çekilmiştir.

Eylem esnasında halktan kişilerde yaralanmıştır. Bu yaralanmalar planlamamız ve eylemimizin amacı dışında gerçekleşmiş ve bizleri de üzen bir kazadır. Güçlerimiz tamamen düşmanı hedefleyerek böyle bir pratik sergilemişlerdir. Halktan insanları hedeflemediğimiz gibi yaralanmalar da insanların tesadüfen orada bulunmalarından kaynaklanmıştır. Her ne kadar düşmanı hedefleyerek eylemi gerçekleştirmiş olsak da neticede halktan insanlar bu eylemimizin sonucu olarak yaralanmaya maruz kalmıştır. Bu yaralanmalara neden olduğumuz için Ovacık halkından özür diliyoruz. Yaralananlara da acil şifalar diliyoruz.

Devrimci güçler olarak halkımızın zarar görmeyeceği eylemleri esas alan bir eylem çizgimiz vardır. Halkın mücadelesini yürütenler olarak başta eylemde yaralananlar olmak üzere tüm halkımızın, eylem değerlendirirken bu yaklaşımımızı esas almasını bekliyoruz. Düşman güçleri ve yerleşkelerine dönük bundan sonrada güçlerimizin eylemsel yönelimleri olacaktır. Halkımızın eylemlerden etkilenmemesi için buralardan uzak durması gerekmektedir. Halkımızın da bu bilinçle hareket etmesi gerekiyor.

Düşman merkezleri ve unsurları hedefimiz olduğu gibi yerel işbirlikçi-ajan unsurlar ayrıca düşmana gıda, lojistik vb. taşıyanlarda hedefimizdir. Düşmanla her türlü çalışma bizler açısından cezalandırmaya tabi tutulacaktır. Düşmanla çalışanları son kez uyarıyoruz; işledikleri bu suçtan vazgeçsinler halk saflarında halkın mücadelesine omuz versinler aksi takdirde bu unsurlar en ağır şekilde cezalandırılacaktır. Halkımızın da bu unsurları yalnızlaştırarak kendisinden uzaklaştırmasını bekliyoruz. Halkın mücadelesine zarar veren bu unsurlar halkın içinde rahat dolaşmamalı, teşhir edilmelidir” ifadelerine yer verildi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

HDP’li Vekiller ortak savunmasını hazırladı

Haziran 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

vekiller dokunulmazlklar hdpDokunulmazlıkları kaldırılan HDP Milletvekilleri yargılanmaları durumunda okuyacakları siyasi savunma belgesini hazırladılar Belgeye göre Vekiller hiçbir şekilde ifade vermeyeceklerini ve siyasi savunma yapacakları yer almaktadır

HABER MERKEZİ (22-06-2016)- Dokunulmazlıkları kaldırılan HDP Milletvekilleri yargılanmaları durumunda mahkemelerde yapacakları siyasi savunmayı hazırladılar. Öneminden dolayı hazırlanan savunmayı olduğu gibi okurlarımızla paylaşıyoruz.

“Partim Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde 6 milyondan fazla oy alarak ve yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekili ile parlamentoya girdi. Demokratik siyaset yoluyla ve sandık iradesiyle AKP’nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına anayasa yapmasını engelledi. Ülkede ‘tek adam’ rejimi inşa etmek isteyen ve bunun için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarına saygı duymamış ve koalisyon hükümetleri kurulmasına engel olarak ülkeyi erken seçime götürmüştür. Bu esnada 3 yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecini de kendi işine gelmediği ve oylarını artırmaya yaramadığı için sonlandırmış ve bütün ülkeyi adeta ateşe atarcasına bir çatışma ortamına sürüklemiştir.

Yaşanan çatışma ortamında yurttaşlarımız haklı olarak güvenlik kaygısı ve telaşı içerisine girmişler, bu korku ve şok ortamında yapılan ve eşit/adil olmaktan uzak seçimlerde AKP yeniden tek başına iktidar olmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarını gördükten sonra büyük bir panik ve telaşla parlamentoyu ve hükümeti yok sayarak, yargıyı önemli ölçüde denetim altına alarak, medyayı tümüyle kendisine bağlayarak ülkede bir darbe gerçekleştirmiştir. Anayasa’yı tanımadığını, fiili olarak rejimi değiştirdiğini hatta Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile tanımadığını açıkça ifade edecek kadar fütursuzlaşmış ve devlete el koyduğunu açıkça ilan etmiştir.

Hakkında Başbakanlığı döneminde işlendiği iddia edilen rüşvet, hırsızlık, kara para aklama, İran’a uygulanan uluslararası ambargonun kırılmasına yönelik altın ticaretine bağlı gelişen yasadışı faaliyetler; Suriye’de terörist gruplara yasadışı silah gönderilmesi dâhil birçok ciddi suçlama vardır. Bu soruşturmaları da yargı üzerinde kurduğu baskı ve kontrol sayesinde şimdilik örtbas etmeyi başarmıştır.

Şimdilik örtbas ettiği bu soruşturmalardan kalıcı olarak kurtulmanın biricik yolunun bütün yetkileri kendisinde toplamak olduğunun farkındadır. Bu uğurda yapamayacağı hiç bir çılgınlığın olmadığı da artık aşikârdır. Ülkeyi kan gölüne çevirip her gün ülkenin dört bir köşesine gönderdiği cenazelerle milliyetçi ve şoven duyguları, ırkçı nefret söylemini kabartmayı başarmış, ‘ülke bölünme tehdidi altındadır’ yalanıyla etrafına biriktirdiği halk yığınları ile kendi kişisel emellerine hizmet edecek şekilde adım adım hedefine doğru ilerlemektedir.

Bu amacına, yani başkanlık adı altında dikta rejimine ulaşabilmesi için önündeki tek engel Halkların Demokratik Partisi’dir. Partimizin 1 Kasım seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile parlamentoya girmesi, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme çoğunluğuna ulaşmasını bir kez daha engellemiştir. Bu nedenle; olası bir erken veya ara seçim ile birlikte kendisine sadık milletvekillerinden oluşan 367 çoğunluğunu sağlamış bir AKP grubunun oluşması için çabalamaktadır.

Partimiz HDP, Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapısına uygun bir politikayı benimseyerek bünyesinde bütün farklı kimlik ve inançların temsilcilerini barındırmaktadır. Bizler demokrasiye ve birlikte yaşama inanan Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler, Mıhellemiler ve daha birçok etnik grup olarak bir arada eşit ve adil bir yaşamın mümkün olabileceğine inanıyor ve bunun ancak çoğulcu bir demokrasi, güçlü yerel demokrasi ve özerklikler ile sağlanabileceği düşüncesindeyiz.

Partimiz HDP, kadınların özgürlük ve kurtuluş mücadelesini sahiplenmektedir. Kadınların siyasete eşit katılımını güvence altına alarak, Türkiye’nin şimdiye kadar parlamenter siyasetteki en yüksek kadın temsil oranına kavuşmasını sağlayan partimizdeki kadın vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Türkiye’deki kadınlara yönelik bir tehdit, kadınların mücadelesine de bir darbedir.

Her türlü şiddete tümüyle karşıyız ve bütün sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin gücüne inanmaktayız. Bu yönüyle HDP, tek adam, tek dil, tek mezhep faşizmini egemen kılmaya çalışan Erdoğan için aynı zamanda ideolojik açıdan da ‘tehdit’ olarak algılanmaktadır.

Bu gerekçelerle partimiz HDP, siyasi hayatına başladığı günden beri Erdoğan’ın hedefi haline gelmiştir. Partimizle her türlü hile ve adaletsizliğe, saldırı ve bombalamalara rağmen seçimlerde baş edemeyince şimdi de dokunulmazlıklarımızın Anayasa’ya ve Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı bir şekilde kaldırılmasını sağlayıp bağımsızlığı ve tarafsızlığı açıkça tartışmalı hale gelmiş olan bir kişi olarak yargı önünde bizleri sözde yargılamaya tabi tutmak istemektedir.

Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın, Meclis’in dokunulmazlığa sahip bir üyesi, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir.

Ben, adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiç bir hesabım da yoktur. Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altındayken, böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim. Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiçbir tereddüdüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum.

Soracağınız hiçbir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır. Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları siyasetçilerdir, yargı mensupları değildir. Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imzalamış olduğu, aynı zamanda bir anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgâhların parçası olmayı reddetmelisiniz.

Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim inşa edilip, barış ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.  Toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte yaşamı, şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi/ırkçı politikalara karşı inanç ve vicdan özgürlüğünü, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini, kadınların toplumsal/sosyal/siyasal/ekonomik yaşama eşit katılımını, kapitalist tahribata karşı çevre ve ekolojinin korunmasını, sermayenin kar hırsına karşı emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, korumaya devam edeceğiz. Parlamentoda da olsak, cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi savunmaktan ve bunlar uğruna mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız.

Başkanlık adı altında ülkemize ve halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımızdan şüphemiz yoktur. Er ya da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir.

Sizden hiçbir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

ADHK Berlin’de taraftar ve dostlarıyla biraraya geldi

Haziran 21, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

1BERLİN (21-06-2016)-ADHK Berlin örgütlülüğü  ve Jugend Widerstand düzenledikleri Piknik  ile taraftar ve dostlarıyla buluşarak 19 Haziran Pazar günü Dersim Kültür Derneği bahçesinde biraraya geldi

Yapılan etkinlik Saat 15:00’de başlatılarak Almanca ve Türkçe açılış konuşması gerçekleştirildi. Yapılan açılış konuşmasında, özellikle Avrupa’da yaşayan kitlelerin kapitalist-emperyalist kültürün dayatmış olduğu yabancılaştırma ve bireyselleştirme politikalarından bir şekilde muzdarip olduğu; buna karşı böylesi etkinliklerin kolektif kültürü yaratma ve yaşatma adına önemli bulunduğu ifade edilerek birarada olmanın vurgusu yapıldı.

Haziran ayı içerisinde bulunulmasına değinilerek bu ayda yitirilen aydın-sanatçılardan Maksim Gorki,Nazım Hikmet,Ahmed Arif,Orhan Kemal,Kazım Koyuncu… Komünist-devrimci-sosyalistlerden Mercan‘larda ölümsüzleşen 17’ler, Hüseyin Cevahir, Paramaz ve 19 yoldaşı…Gezi halk hareketinde ölümsüzleşenler ve bilhassa Kürt ulusunun ve kürt kadınlarının mücadelesinde önemli bir yere sahip olan Zeynep Kınacı (Zilan) anılarak adları sayılanlar şahsında pikniğe gelen kitle bir dakikalık saygı duruşuna davet edildi.

2Açıklamanın devamında 15-16 Haziran işçi direnişi,Kuzey Kürdistan’da yaşanan katliam süreci ve kürt halkının direnişi yine Fransa‘da gelişmekte olan direniş süreci, IŞİD’in son olarak Orlando’da eşcinsellere yönelik gerçekleştirmiş olduğu katliam ve Avrupa’ya göç yolculuklarında yerlerinden-yurtlarından edilerek can pahasına yola çıkan ve yaşamını yitiren mültecilere kısaca değinildi.Yaşanan süreçlerin umutsuzluk ve karamsarlık doğurmaması gerektiği; aksine umut ve mücadele azminin dünya üzerinde zulme karşı isyan eden-direnen halkların haklı mücadelelerinden alınması gerektiği vurgusu yapıldı.

Program akışı çerçevesinde Serbest kürsü bölümüne geçilerek; „Gece ayakta kal“ eylemlerini Berlin’de  hayata geçiren komitenin aktarımları ve ardından ADHK‘nın Fransadaki sürece dair yapmış olduğu açıklama okundu. Almanca Rap Müzik dinletisi ve ardından türkülerin söylenerek davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi.

Aynı zamanda gelen kitleye Jugend Widerstand ve ADHK’nın kurmuş olduğu standlarda çeşitli bildiri ve broşürler, Halkın Günlüğü gazetesi, Sancı dergisi, Grup Munzur Cd’leri ulaştırıldı.

Düzenlenen piknik Halat çekme, mendil kapmaca vb. oyunların oynanmasıyla sonlandırıldı.