adhk tarafından

DHF: Halkların gerçek barışı için sosyalizm bayrağını yükseltelim!

Ağustos 31, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf-amblem2 sonBarış vurgusunun ve çağrılarının kimler tarafından ve hangi muhtevayla yapıldığı tayin edici bir noktada durmaktadır Dolayısı ile devrimciler bu meselede dâhil bütün toplumsal meselelere sınıf mücadelesi gerçekliğinden azade uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını atlayarak genel geçer belirlemelerle yaklaşamazlar Halklara savaşı dayatanlar kimlerdir? Dünyayı kan deryasına dönüştürenler kimlerdir? Mazlum ulusları işgal ve savaşlarla boyunduruk altında tutan kimlerdir? Ve halkların gerçek barış ve kardeşliğinin önünde engel teşkil eden kimlerdir? Bu tarihi sorulara doğru cevaplar verilmediği ve bunları yaratan emperyalist/kapitalist dünya gericiliği tutarlı olarak hedefe oturtulmadığı sürece savunulan barış siyasetinin mahiyeti özünde burjuva bir safsatadan öteye bir anlam ifade etmemektedir. Bununla birlikte içeriği vs devrimci perspektiften yoksun olsa da Kürt ulusal hareketi başta olmak üzere ilerici toplumsal dinamiklerin gerici iktidarın topyekün savaşına karşı barış’ı savunmaları ve halkların barışını dillendirmeleri taktik açıdan tartışmasız olarak demokratik bir muhteva taşımakla birlikte ileri bir yerde durmaktadır.

HABER MERKEZİ (31.08.2016)- Demokratik Haklar Federasyonu(DHF)’nin 1 Eylül Dünya barış günü vesilesi ile kamuoyuna yaptığı açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Yine yeni bir 1 Eylül Dünya barış gününe girmek üzereyiz. Şimdiden burjuva gerici cenah da dâhil toplumsal mücadelenin bütün dinamikleri 1 Eylül vesilesi ile barış çağrıları yapmaktadırlar. Kuşkusuz ki barış gibi insanlığın ileri birikimlerini ve değerlerini savunmak ve dillendirmek önemli bir yerde durmaktadır. Fakat burada tek başına bunları ifade etmek bizler açısından bir anlam taşımamaktadır. Barış vurgusunun ve çağrılarının kimler tarafından ve hangi muhtevayla yapıldığı tayin edici bir noktada durmaktadır. Dolayısı ile devrimciler bu meselede dâhil bütün toplumsal meselelere sınıf mücadelesi gerçekliğinden azade uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını atlayarak genel geçer belirlemelerle yaklaşamazlar. Halklara savaşı dayatanlar kimlerdir? Dünyayı kan deryasına dönüştürenler kimlerdir? Mazlum ulusları işgal ve savaşlarla boyunduruk altında tutan kimlerdir? Ve halkların gerçek barış ve kardeşliğinin önünde engel teşkil eden kimlerdir? Bu tarihi sorulara doğru cevaplar verilmediği ve bunları yaratan emperyalist/kapitalist dünya gericiliği tutarlı olarak hedefe oturtulmadığı sürece savunulan barış siyasetinin mahiyeti özünde burjuva bir safsatadan öteye bir anlam ifade etmemektedir. Bununla birlikte içeriği vs devrimci perspektiften yoksun olsa da Kürt ulusal hareketi başta olmak üzere ilerici toplumsal dinamiklerin gerici iktidarın topyekün savaşına karşı barış’ı savunmaları ve halkların barışını dillendirmeleri taktik açıdan tartışmasız olarak demokratik bir muhteva taşımakla birlikte ileri bir yerde durmaktadır.

Barış siyasetinin burjuvazi tarafından genel olarak haklı savaşları sabote etme, terör yaftasıyla geniş kamuoyunda teşhir ederek tecrit etme veya sıkıştığı anda nefes almak için kullanıldığı sinsi bir taktik olduğu bilinmektedir. Burjuva ideolojik akımların da barışı benzer zeminde kullandığı, yani geniş halk kitlelerinin barış duygularına hitap eden bir demagojik araç olarak kullandıkları, halk kitlelerini aldatmak ve oyalamak için kullandıkları, son tahlilde bu barışın bir sınıf uzlaşması içeriğine sahip olduğu açıktır. Devrimcilerin bu çürük barış savunuları karşısında boyun eğmeyeceği ve kitlelere gerçeği anlatmaları gerektiği açıktır. Devrimcilerin sınıf uzlaşması-işbirliği manasına gelen iki düşman sınıfın barışını benimsemesi varlık gerekçelerine aykırıdır. Gerici sınıf iktidarları altında devam eden sınıf mücadeleleri aşamasında egemen sınıflarla bir barıştan söz etmek gerçekçi olmadığı gibi, haklı savaşları/mücadeleleri gerici sınıf iktidarları lehine bitirmek demektir. Oysa devrimciler gerici sınıflara karşı yürütülen haklı savaş ve devrimci mücadeleleri bir zorunluluk olarak kavrar, bunları burjuva düzen ve sınıflar lehine bir barışla sonlandırmazlar. Tam tersine dünyaya barışın gelmesi için dünya gericiliğinin ortadan kaldırılmasını öngörür ve savunurlar. Halkların gerçek barışının önünde temel engel olan emperyalist/kapitalist dünya gericiliğine karşı mücadele edilmeden gerçek bir barışa varmanın ve genel bir barışın egemen kılınmasının mümkün olmayacağını bilirler…

Barış siyasetine ilişkin genel stratejik yaklaşımımız bu olmakla birlikte taktik olarak barış siyasetini savunmakta başka bir doğru devrimci tutumdur. Bizler açısından barış sloganı ya da söyleminin kullanılması tamamen taktik bir mesele olup özgün-istisnai durumlarda geçerlidir. Öyleyse barış taktiğinin kullanılması veya kullanılmaması esasta somut şartlar tarafından belirlenir diyebiliriz. Daha doğrusu barış sloganı istisnai koşullarda gündeme gelebilir. Somut şartlardan ve istisnai durumlardan bağımsız olarak bizlerin şu veya bu gerekçeyle barış sloganını taktik olarak kullanmayı reddetme veya mutlaka kullanma ve/veya kullanmayı bir çizgi haline getirme gibi bir keyfiyetimiz olamaz. Mücadele biçimleri, temel taktikler ve diğer taktikler şatlara endeksli ihtiyaçlar temelinde biçimlenir, geçerlilik kazanırlar. Bunlar üzerinde iradeci olarak tayin edici unsur olmamız somut şartları öteleyen bir yaklaşım olur. Barış gibi taktik bir söylem somut şartlardan da öteye bu şartların istisnai özgünlüklerine bağlı olarak kullanılabilir.

Tarihsel olarak oldukça önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı bir süreçte 1 Eylül dünya barış gününe girmekteyiz. Erdoğan/AKP iktidarı içte ve dışta halklarımıza karşı topyekün gerici savaşı iyice tırmandırmış durumdadır. Darbe girişimi ve OHAL süreciyle birlikte kendini yeniden şekillendiren Erdoğan/AKP iktidarı içte bütün ilerici ve devrimci toplumsal muhalefet üzerinde tam zorbalık uygularken, dışta ise Osmanlı’dan devraldığı gericilik, işgal ve talan siyasetiyle halklara saldırmaktadır. Cerablus’un tamamen bu gerici ve işgalci politikayla işgal ve talan edilmesi bunun somut ve güncel kanıtıdır.

Halklarımızın birleşik örgütlü mücadele bilincini kuşanarak darbelere, OHAL’e, gözaltı ve tutuklama terörüne ve ‘’TC’’nin gerici işgal ve savaşına karşı halkların mücadele birliğini ve sosyalizm bayrağını yükseltmeliyiz. Halkların gerçek ve kalıcı barışı için bulunduğumuz bütün toplumsal mücadele alanlarında sosyalizm bayrağını kuşanarak haklarımızın özgürlük ve kurtuluş mücadelesini geliştirmeliyiz.

adhk tarafından

PYD’mi ‘’Terörist’’, Siz mi İflah Olmaz Irkçı-Milliyetçilersiniz?

Ağustos 30, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

pyd resimİktidarın bu çelişkisi kendisine ait olup onun karakterini ortaya koyarken, iktidar dışındaki bu köle ve satılık geniş bileşenin PYD’ye ‘’terörist’’ demesi nasıl açıklanabilir? İktidarın arka bahçesi gibi hareket eden bu cenah iktidarın sözlerini nakarat olarak tekrarlarken nasıl bir kimlik edinmiş oluyor? Dün resmi düzeyde ağırlanan Salih Müslim, dolayısıyla PYD’ye bugün ‘’Terörist’’ demek nasıl açıklanabilir? Bilimsel tutum, aydın ve entelektüel tavır, gerçekler karşısında dürüst ve çıplak olma erdeminin zerresi bu cenahta bulunabilir mi? Dahası  bu cenahın kiralık kişilik ve koyun sürüsü olmaktan öteye bir değeri olur mu? İktidar ne dediyse onu tekrarlamak, ırkçı-milliyetçilik neyi emrederse onu propaganda etmek, normal koşullarda ilgili ünvanlara yakışmaz ama ünvanları taşıyan bu cenaha biçilmiş kaftan gibi yakışmaktadır…

HABER MERKEZİ (30.08.2016)-Cumhurbaşkanından başbakanına, oradan ‘’entellektüel ve yazar-çizer aydın’’ takımına ve bilumum burjuva medyaya kadar bütün Türk milliyetçisi cenah berbat bir koro halinde PYD’ye ‘’terörist’’ demekte, yoğun bir propaganda yürütmektedirler. Bu şehri koronun gayesi gizli değildir. Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin ulusal haklar ya da belli statüler kazanmasını hazmedememektedirler. Kürtlerin her türlü hak ve statü kazanımı bu ırkçı-milliyetçi cenah tarafından adeta bir kâbus olarak karşılanmakta, tam bir ırkçı-faşist tavırla karşılanmaktadır… Uzatmayalım; Türk hâkim sınıflarının tüm kılikleri ve çeşitli sahte ünvanlar taşıyan tüm çevre-çeper yardakçılar takımı tek ağızla ‘’’PYD teröristtir’’ demektedirler. Bunların ikiyüzlülüğünü, kendileriyle çelişmelerini, objektif gerçekler karşısındaki riyakârlıklarını, gerçekleri çarpıtan yalancı tutumlarını, yardakçılıklarını ve ahmaklıklarını vb vs teşhir ve deşifre etmek gecikmiş de olsa bir zorunludur.

İktidardakileri hariç tutarak diğerlerini konu alırsak; bunlar gerçekleri manipüle ederek çarpıtan bilinçli karartıcılar değilse, bunlar en bayağısından birer ahmak değilse, ya geri zekâlıdırlar ya da iktidar tarafından satın alınmış yeminli iktidar uşaklarıdırlar. Ama kesindir ki, hepsi objektif ya da sübjektif birer Kürt düşmanı ırkçı-Türk milliyetçileridir. Bu anlamda mutlak bir şekilde iktidarın karakterini ve kafasını taşımaktadırlar omuzlarında… İktidar kıliği ise, pervasız bir Kürt düşmanı olduğunu her safhada ortaya koyup soykırımcı katliamlarıyla bunu kanıtlayan koyu faşist karakterine uygun olarak, PYD ve Kürtler karşısında takındığı tavır tamamen anlaşılır ve yakışırdır. Yalanı, ikiyüzlülüğü ve burjuva pragmatizmi onu ordan oraya savurup her telde oynamasına yol açmaktadır. Tıpkı Fetullah Gülen’i besleyip palazlandırarak devleti kendisine teslim etmesine rağmen(çıkar çelişkisine düştükten sonra) bu gün kalkıp onu vatan haini ve terörist olarak değerlendirmesi gibi… Tıpkı Esad’a kardeş deyip ailece tatillere çıktıktan sonra(efendilerinin çıkarlarına uygun olarak) bu gün düşman ilan edilmesi gibi.. Tıpkı Salih Müslim’i resmi davetle üst düzeyde ağırlamasına rağmen(istediği ödünleri alamadığı için) bu gün Salih Müslim ve PYD’ye ‘’terörist’’ demesi gibi…

İktidarın bu çelişkisi kendisine ait olup onun karakterini ortaya koyarken, iktidar dışındaki bu köle ve satılık geniş bileşenin PYD’ye ‘’terörist’’ demesi nasıl açıklanabilir? İktidarın arka bahçesi gibi hareket eden bu cenah iktidarın sözlerini nakarat olarak tekrarlarken nasıl bir kimlik edinmiş oluyor? Dün resmi düzeyde ağırlanan Salih Müslim, dolayısıyla PYD’ye bugün ‘’Terörist’’ demek nasıl açıklanabilir? Bilimsel tutum, aydın ve entellektüel tavır, gerçekler karşısında dürüst ve çıplak olma erdeminin zerresi bu cenahtabulunabilir mi? Dadahası bu cenahın kiralık kişilik ve koyun sürüsü olmaktan öteye bir değeri olur mu? İktidar ne dediyse onu tekrarlamak, ırkçı-milliyetçilik neyi emrederse onu propaganda etmek, normal koşullarda ilgili ünvanlara yakışmaz ama ünvanları taşıyan bu cenaha biçilmiş kaftan gibi yakışmaktadır…

Her şeyi bir kenara bırakarak soralım. PYD hangi özellikleriyle ‘’terörist’’ olarak değerlendirilmektedir? PYD’nin terörist olmasını kanıtlayan ne gibi bir unsur vardır ve hangi eylemi terörist olarak değerlendirilebilir? IŞİD’e karşı savaştığı için mi PYD terörist oluyor? Yoksa Esat diktatörlüğünden nispeten kutulup kendi ulusal haklarını elde edip Suriye devlet sınırlarına zorla dâhil edilmiş olan kendi topraklarında belli bir statü elde ettikleri için mi? Ulusal haklarını talep edip bunları savundukları için mi terörist oluyor PYD?  Kısacası, bu cenah ve elbette faşist iktidar keyfi biçimde terörist tanımı yapsa da, bu keyfi tanımına göre bile PYD’ye nasıl terörist dediğini-diyebildiğini izah etmek durumundadır. Evet, PYD nasıl ve niçin teröristtir? Hangi eylemi ve gerici savaşıyla teröristtir? Soru bu kadar açıktır. Sorunun muhatabı bu cenah eğer birazcık da olsa insan olduğunu iddia ediyorsa bu sorulara yanıt vermek durumundadır. Siz iflah olmaz ırkçı Türk milliyetçilerinin gerçekler karşısında dürüs olmanızı beklemiyoruz. Fakat sizlerin bu kokuşmuş çağdışı ırkçılığınızı teşhir etmek için bu soruları sizlere sormak icaptır.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Kobanêliler: Topraklarımızı savunacağız

Ağustos 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

kobane duvar protestoTürkiye’nin Kobanê topraklarında inşa etmeye çalıştığı duvara karşı sınırın sıfır noktasında etten duvar ören binlerce Kobanêli, “Kanımızın son damlasına kadar topraklarımızı savunacağız” dedi

HABER MERKEZİ (29-08-2016)- Kobanêliler, Baas Rejimi’nden aldıklarını iddia ettikleri izin çerçevesinde sınırı aşıp topraklarında duvar örmeye çalışan Türkiye’ye karşı, sınırda etten duvar ördü. 2 gündür sınırdan ayrılmayan Kobanêliler, bugün yeniden başlayan duvar çalışmalarına karşı sınırın sıfır noktasında toplandı. Askerlerin 5 akrep ve 1 TOMA ile püskürtmeye çalıştığı halkı, Kobanê Asayişi koruyor.

‘Katil Erdoğan’ sloganı yükseliyor

Mürşitpinar Sınır Kapısı’nın hemen bitişiğinden 2’nci sınır telleri kaldırılarak, demiryolunu 20 metre aşarak yaklaşık 100 metrelik alana temel betonu döküldü. Kobanê’de bulunan TEV-DEM, siyasi parti, sivil toplum örgütü temsilcilerinin çağrıları ile sınıra akan binlerce Kobanêli, ellerindeki bayraklar ve “Katil Erdogan”, “Em dîwarê şermê naxwazin (utanç duvarını istemiyoruz)” sloganlarıyla duvarın örülmesini engelliyor.

‘İşgali kabullenmeyiz’

Türkiye’nin topraklarında utanç duvarı örmeye çalıştığına dikkat çeken Nebi Keçel adlı Kobanêli, “Kobanê halkı olarak bunu kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Biz onların önünde durmaya devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki onlar işgal devletidir. DAIŞ ile anlaşarak Cerablus’u işgal ettiler. Zaten onlar DAIŞ’i yarattı ve kendileri de aynı çete zihniyetlidir. İşgalcilerdir. Şimdi de kalkmışlar aynı zihniyetle bu kez Kobanê sınırını işgal etmeye çalışıyorlar. Biz bunu kabul etmeyeceğiz” diye konuştu.

PDKS’den sert tepki

Partiya Demokrat a Kurd ya Suriyê (PDKS) Merkez Yürütme Komitesi Üyesi Gêlo Îsa ise, “sınıra örülmek istenen utanç duvarına ve Erdoğan terörüne hayır” demek için geldiklerini söyledi. Erdoğan’ın Türkiye ve kuzey Kurdistan’da büyüyen sorunlarını çözemediği ya da çözmek istemediği için, Rojava kazanımlarına karşı düşmanlığını yükselttiğini ve utanç duvarı örmeye çalıştığını belirten Îsa, “Biz de burada diyoruz ki halkımıza karşı düşmanlık, Rojava kazanımlarına karşı düşmanlık yapma yerine kendi Türkiye topraklarını ve bizim kuzey Kürdistan’daki siyasi sorunlarını çözmeye çalış. Ama onun niyeti bunu çözmek değil. İşte bize karşı, tüm faşist devletlerle, kendisinin ‘düşmanım’ dediği Esad rejimi, kabul etmediği KDP/Barzani ile anlaştı. Biz de Rojava halkının yanında Erdoğan devletine, ona bağlı çetelerine, anlaştığı faşist devletlere, onunla işbirliğinde olan Kürt güçlere ‘hayır’ diyoruz ve biz bunu kabul etmeyeceğiz. Bunun için sınır ihlaline karşı duracağımızı belirtiyoruz” dedi.

‘Topraklarımızı savunacağız’

Sınırda bekleyen ve kameraya konuşan çok sayıda yurttaş da, utanç duvarına karşı kanlarının son damlasına karşı savaşacaklarını ifade etti. Yurttaşlar, özetle şunların altını çizdi: “Bir yandan Cerablus’u işgal edeceksin, DAIŞ ile savaştığını söyleyeceksin ama bir mermi bile onlara karşı atmayacaksın. Tüm köyleri savaş uçakları, tank ve toplarla bombalayarak onlarca sivilli katledeceksin. Cerablus’un çocuklarından oluşan Cerablus Askeri Meclisi savaşçılarına karşı savaşacaksın. Biz bunu kabul etmeyiz. Kanımızın son damlasına kadar topraklarımızı savunacağız.” (DİHA)

adhk tarafından

Vedat Türkali’yi mücadelemizde yaşatacağız!

Ağustos 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf amblem-sonBütün yaşamını sosyalizm mücadelesine adayan Vedat Türkali öldüğü ana kadar daima ezilenlerin yanında saf tutmuştur Ürettikleriyle, yaratıklarıyla, baş eğmez duruşuyla ve bütün birikimleriyle Vedat Türkali halklarımızın özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde hak ettiği yeri almıştır

HABER MERKEZİ (29-08-2016)-Türkiye-Kuzey Kürdistan halkları büyük bir edebiyat ustasını ve değerli devrimci bir kültür emekçisini daha kaybetti. Yüzlerce kültür ve sanat emekçisi yaratan Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının son yüzyılda yetiştirdiği ve ortaya koyduğu üretimlerle halklara mal olmuş olan büyük edebiyatçılarından biri kuşkusuz ki Vedat Türkali’dir. Gençlik yıllarında başladığı edebiyat serüveni yaşamını yitirdiği ana kadar kesintisiz olarak devam etmiştir. Üretimlerini halkların özgürlük ve kurtuluş mücadelesi ile diyalektik bağı içerisinde ele alan Vedat Türkali aynı zamanda yaşamını adadığı sosyalizm mücadelesinin geçmiş tarihsel süreci ve birikimlerini sorgulayıcı ve eleştirel bir perspektifle ele alarak üretimlerine yansıtmıştır. Güven romanı bunun somut örneklerinden biridir.

Bütün yaşamını sosyalizm mücadelesine adayan Vedat Türkali öldüğü ana kadar daima ezilenlerin yanında saf tutmuştur. Ürettikleriyle, yaratıklarıyla, baş eğmez duruşuyla ve bütün birikimleriyle Vedat Türkali halklarımızın özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde hak ettiği yeri almıştır. Büyük bir Edebiyat ustası olan Vedat Türkali’yi devrim ve sosyalizm mücadelemizde yaşatacağımıza söz veriyoruz. Demokratik Haklar Federasyonu(DHF) olarak başta ailesi olmak üzere bütün sevenleri ve halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

ADHF; 3 Eylül’de Köln’de Buluşuyoruz!

Ağustos 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

adhf-logo 1ADHF (Almanya Demokratik Haklar Federasyonu),  ‘Ne Askeri Darbe, Ne Sivil Diktatörlük! Yaşasın Halkların Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi’ şiarıyla 3 Eylül’de Köln’de yapılacak olan yürüyüş ve mitinğe katılım çağrısı yaptı

Köln (29-8-2016)  ‘Ne Askeri Darbe, Ne Sivil Diktatörlük! Yaşasın Halkların Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi’ şiarıyla 3 Eylül’de Köln’de yürüyüş ve mitinğ yapılacaktır.

Bu yürüyüşü, Konfederasyonumuz ADHK’nın da içinde yer aldığı, DGB(Demokratik Güç Birliği), ABDEM (Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi), Haziran Hareketi, HDK-Avrupa örgütleri düzenlemektedir.

Faşist TC devleti ve bugünkü temsilcisi Erdogan-AKP iktidarı, 15 Temmuz askeri darbe girişimini de bahane ederek, faşist diktatörlügü daha da pekiştirme ve derinleştirmenin ve devleti baştan aşagı yeniden dizayen, saldırganlığı ve pervasızlığını ,OHAL ve kararnamelerle ve diger  burjuva faşist partiler CHP ve MHP’yi de yanına alarak devam ediyor.

Başta Kürtler olmak üzere, ilericilere, devrimcilere, sosyalistlere, alevilere ve tüm devrimci ve toplumsal dinamiklere karşı amansız bir saldırganlık ve sürek avı başlatarak, geçmişten bu yana gelen tekçi, ırkçı, mezhepçi ve cinsiyetçi politikalar ekseninde geçmişte yapılan ve yapılmaya devam eden katliam ve soykırımları daha da derinleştirerek ve en basit insani ve demokratik hakları dahi gasberderek adeta toplumu teslim almaya çalışmaktadır. Demokratik devrimci ve sosyalist basın üzerinde terör estirerek, Özgür Gündem ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da tek Kürtçe yayın yapan ve bugüne kadar onlarca şehidi olan Azadiya Welat  gazeteleri basıp çalışanlarını gözaltına alarak ve ceza evlerinde baskı, işkence ve tecrit politikalarıyla devrimci politik tutsaklara izlenen insanlık dışı uygulamaları had safaya çıkmış ve büyük endişeler yaratmaktadır.

Dalayısıyla, bugün Dünyamızı ve özellikle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmiş emperyalist-kapitalist saldırganlığa ve asla bundan bağımsız olmayan faşist TC devletinin Rojava Kürdistanına saldırı ve katliamlarına kaşı, emek, özgürlük ve demokrasiden, halkların eşitlik ve kardeşliğinden yana olan tüm yerli ve göçmen demokratik güçleri bu yürüyüş ve mitinge katılmaya ve buluşmaya çağırıyoruz.

Tarih: 3 Eylül 2016 (Cumartesi)

Saat: 10.00

Yer:Deutzer Werft

Siegburger str.66

50679 KÖLN

ALMANYA DEMOKRATİK  HAKLAR FEDERASYONU

adhk tarafından

Duisburg’da; ‘Ne darbe, ne diktatörlük’ yürüyüşüne katılım çağrısı

Ağustos 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

duisburg27 Ağustos’ta Almanya’nın Duisburg kentinde düzenlenecek, “Ne darbe, ne diktatörlük” yürüyüşüne katılım çağrısı yapıldı

HABER MERKEZİ – (26-08-2016) Duisburg’da 27 Ağustos günü AABF, ADHF, AGİF; ATİF-NRW; DSSQ; Haziran; MLPD Du-Niederrhein; NAV-DEM NRW; Yaşanacak Dünya tarafından organize edilen ve Freies Forum Duisburg tarafından düzenlenecek yürüyüşe katılım çağrısı yapıldı.

“15 Temmuz askeri darbe girişimi ile birlikte Türkiye ve Kürdistan coğrafyası yeni bir askeri ve siyasi baskı evresi ile karşı karşıya kaldı. Bu askeri darbe süreci, yıllardır Erdoğan ve AKP önderliğinde yürütülen saray darbesi ile başını Gülen cemaatinin çektiği iki gerici klik arasındaki iktidar kavgasının arenasına dönüşmüştür. Din perdesi altında yıllarca palazlanan bu gerçi cephelerin kavgasının bedeli halklarımıza ödetilmeye çalışılmaktadır” denilen açıklamada, bu faşist darbe girişiminin ardından ise Erdoğan, AKP ve diğer burjuva partilerin en sıkı demokrasi savunuculuğuna soyunduğu belirtildi.

Bu darbenin ne kadar gerçi ve özgürlük düşmanı ise, Türk devletinin yıllardır işçi ve emekçilere, Alevilere, Kürtlere, Ermenilere, kadınlara, gazetecilere, toplumsal muhalefete, kısacası emekten ve özgürlükten yana olan her kesime karşı kanlı saldırılarına devam etmesi ile o dara düşmanca olduğu kaydedilen açıklamada şunlar vurgulandı: “AKP’nin uygulamaya soktuğu ‘OHAL’ yasaları yeni bir darbeden değil, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren halk güçlerinden duyulan korkudur. Bu sebepledir ki; işçi ve emekçilere her türlü eylem ve grev yasaklanmış, Özgür Gündem başta olmak üzere gazetelere karşı cadı avı başlatılmış, demokrasi ve özgürlük için faaliyet yürüten kurumlarımızın baskı altına alınması, devrimcilerin evleri basılmış, Alevi mahalleleri tehdit altına alınmış, Kürtlere yönelik topyekûn imha ve inkar devam ettirilmiş, politik tutsaklara ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit koşulları ağırlaştırılmış ve daha sayamayacağımız bir çok şey karşımıza çıkmıştır.

Bugün mağdur edebiyatı yapan AKP yıllardır bu cemaatleri büyütüp besleyendir. Birçok kerede bunu vurgulamışlardır. Bu koşulda Gülen cemaatine destek sunan, sempati duyan herkes tutuklanırken, AKP ve Erdoğan’ın ‘Bizi Allah affetsin’ demesi akıllara ziyandır.

Bizler, çıkar ilişkileri ile yağma ve talan ile dolu bu iki cepheden birini seçmek, ya da destekçisi olmak zorunda değiliz. OHAL’e ve faşizme boyun eğmeden, saray diktatörlüğüne karşı demokratik direnişi büyütmeliyiz. Askeri darbenin panzehri OHAL ve baskı yasaları değildir. Her türden darbeye ve dikta heveslerine karşı ilerici, demokrat, antiemperyalist ve yurtsever güçler olarak düzenleyeceğimiz yürüyüşe tüm halkımızı davet ediyoruz.”

Yürüyüş, 27 Ağustos Cumartesi günü saat 14.00’da Duisburg HBF önünde başlayacak.

ANF

adhk tarafından

Ne Askeri Darbe, Ne Sivil Diktatörlük! Yaşasın Halkların Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi! 3 Eylül’de Köln’de Buluşuyoruz!

Ağustos 25, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

adgb1Konfederasyonumuz ADHK’nın da içinde yer aldığı, DGB (Demokratik Güç Birliği),  ABDEM (Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi), Haziran Hareketi, HDK-Avrupa örgütlerin ortak düzenledikleri 3 Eylül Köln yürüyüş çağrısını yayınlıyoruz

Avrupa (25-08-2016) Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşanan askeri darbe girişimini faşist diktatörlüğü pekiştirmenin aracına dönüştüren ve tüm yetkileri eline alan Tayyip Erdoğan, parlamentoyu işlevsiz kılarak ülkeyi OHAL ve kararnamelerle yönetmeye başladı. OHAL aracılığıyla sınırsız saldırılara girişerek, sadece darbecileri değil, halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesini yok etmeyi hedeflemektedir.

Erdoğan/AKP diktatörlüğü demokratik hak ve özgürlükleri rafa kaldırdı. Toplumun muhalif olan her kesimine yönelik saldırıları yoğunlaştırdı. İnsan hakları savunucuları, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler tutuklanmakta, Özgür Gündem Gazetesi’nin basılması ve kapatılmasında olduğu gibi basın özgürlüğünü savunan gazeteler yasaklanarak halkların haber alma hakkı engellenmeye çalışılmakta. Kadına yönelik şiddet artmakta, gençlik raptı-zapt altına alınmak istenmektedir. Alevi halkımıza yönelik asimilasyon ve saldırılar farklı biçimlerde sürmekte, Aleviler ve diğer inançlardan halklarımız ciddi bir tehdit altındadır.

90’lı yollarda devletin sistematik olarak uyguladığı yöntemler tekrar uygulanmaya başlandı. İşkence yaygınlaştırıldı. Hurşit Külter 27 Mayıs’tan bu yana gözaltında kaybedilmek isteniyor. Mahkemeler, diktatörün emirlerini uygulayan aygıtlar durumunda. Devlet destekli IŞİD katliamlarının üzerleri örtülmeye çalışılmakta, devrimcilere, ilericilere yönelik davalarda gizlilik kararı çıkartılarak, avukatların dosyaları görmeleri ve takip etmeleri engellenmektedir.

Diktatörlüğün kuklası haline getirilmiş olan Mecliste işçi ve emekçilerin, tüm ezilenlerin sesi olmaya çalışan tek muhalefet partisi olan HDP’nin binaları basılmakta, her gün onlarca yöneticisi ve çalışanı gözaltına alınmaktadır.

Türk devletinin Kürt halkımıza yönelik savaşı tüm hızıyla sürmektedir. Yakılan, yıkılan kentler, evsiz barksız bırakılmış yüzbinlerce insan gerçekliği, yaşamı zorlaştırmaktadır. DBP’nin büroları talan edilmekte, her gün onlarca insan tutuklanmaktadır. Türk devletinin desteğiyle gerçekleştirilen DAİŞ katliamlarında son olarak Antep’de 54 insanımız katledilmiştir.

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın dış dünyayla her türlü bağı kesilerek koyu bir tecrite tabi tutulduğundan, sağlığı ve güvenliğine dair kaygıları paylaşıyoruz. Cezaevlerinde tutsaklara saldırılar yoğunlaştırılmış, işkenceler ve sürgünler, tutsakların yaşamının bir parçası haline getirilmiştir.

Türk devletinin 7 Haziran seçimlerinden sonra başlattığı kirli ve her gün onlarca insanın öldüğü savaşın sonlandırılması için KCK’nın savaşın sonlandırılması ve Kürt sorununun demokratik çözümünü için yaptığı çağrı görmezlikten gelinmektedir.

Halklarımıza bu kadar zulmü yaşatan, demokratik hak ve özgürlükleri yok eden Türk devletine askeri, siyasi ve ekonomik her türlü desteği sürdüren Almanya, burada yaşayan özgürlük ve demokrasiden yana Kürdistanlı ve Türkiyelilere yönelik baskılarını artırmış bulunuyor. 12 Kürt siyasetçinin tutuklanması ve yargılanması, ATİK’ten 10 devrimcinin yargılanması, Kürt Kültür Festivalinin yasaklanması bu saldırıların bir parçasıdır. Alman devletinin bu anti demokratik tutumu, faşist Türk devletine sunduğu desteğin ifadesi ve göstergesidir.

Askeri darbelere ve sivil diktatörlüklere karşı olan ve özgürlük, demokrasi ve barış için mücadele eden demokratik kitle örgütleri olarak, Türk devletinin faşist saldırılarına, katliamlarına, işkencelere, tecride, demokratik hakları yok eden OHAL uygulamalarına ve Alman devletinin baskılarına karşı sesimizi yükseltiyoruz.

Özgürlükten ve demokrasiden yana olan yerli ve göçmen tüm demokratik güçleri 3 Eylül’de Köln’de „Ne Askeri Darbe, Ne Sivil Diktatörlük! Yasasın Halkların Özgürlük ve Demokrasi Mücadelesi!” şiarıyla yapacağımız yürüyüş ve mitingde buluşmaya çağırıyoruz.

ABDEM (Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi),

DGB (Demokratik Güç Birliği)

Haziran Hareketi,

HDK-Avrupa

Yürüyüş ve Miting

Tarih: 3 Eylül 2016 (Cumartesi)

Saat: 10.00

Yer: Deutzer Werft

Siegburger Str. 66

50679 Köln

adhk tarafından

Köln’de Antep katliamı protesto edildi

Ağustos 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

koln-antep-protestosu 1IŞİD’in bir düğüne saldırarak gerçekleştirdiği Antep katliamı Almanya’nın Köln şehrinde protesto edildi

KÖLN (24-08-2016) – Antep katliamı Almanya’nın Köln şehrinde protesto edildi

Köln Demokratik Kürt Toplum Merkezi‘nin çağrısıyla bir araya gelen devrimci, demokratik ve yurtsever kitle 22 Ağustos Pazartesi günü Saat 17:00’da Merkezi Gar önünde miting gerçekleştirdi. ADHK, Alınteri, AGİF ve Kaldıraç’ın da katılım gösterdiği miting bir dakikalık saygı duruşu ile başlatıldı.

Kurumlar adına yapılan konuşmalarda Antep’te “TC” ve AKP destekli IŞİD’in yapmış olduğu katliam kınandı, devletin faşist yüzü teşhir edildi. Kürtçe ve Almanca konuşmaların yapıldığı eylemde ADHK adına da bir konuşma gerçekleştirildi.

Daha sonra yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca “Katil Erdoğan”, “Katil devlet hesap verecek”, “Faşizme karşı omuz omuza” vb. Almanca, Kürtçe, ve Türkçe sloganlar atıldı. Neumarkt alanına gelindiğinde kısa bir bildiri okunduktan sonra eylem sonlandırıldı.

adhk tarafından

HBDH: Ovacık’taki eylemde 2 asker öldürüldü

Ağustos 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

hbdh-amblemHBDH Ortak Komutanlığı dün (22 Ağustos) Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Tornuva karakoluna yönelik bir eylem düzenlendiğini ve eylemde 2 askerin öldürüldüğünü açıkladı

HABER MERKEZİ (23-08-2016) – HBDH Ortak Komutanlığı dün (22 Ağustos) Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan Tornuva karakoluna yönelik bir eylem düzenlendiğini ve eylemde 2 askerin öldürüldüğünü açıkladı.

Halkların Birleşik Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Ortak Komutanlığı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;

“22 Ağustos günü saat 19.00’da militanlarımız Ovacık ilçesine bağlı Tornuva karakoluna yönelik bir eylem düzenlenmiştir. Bu karakolda nöbet değişimi yapan askerler hedeflenmiş 2 asker öldürülürken 2 askerde yaralanmıştır. Bu eylem son dönemde şehit düşen HPG Gerillaları anısına düzenlenmiştir”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

İstanbul’da Hande Kader’in Katledilmesi Protesto Edildi

Ağustos 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

lgbti-1İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği çağrısıyla yakılarak katledilen Hande Kader için “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz, Hande Kader için adalet, herkes için adalet” şiarıyla Taksim’de Tünel meydanında dün yürüyüş düzenlendi

HABER MERKEZİ (22-08-2016)-İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği çağrısıyla yakılarak öldürülen Hande Kader için Taksim’de Tünel meydanında dün yürüyüş düzenlendi.

İstanbul’da Tünel meydanından başlayan yürüyüşte gökkuşağı bayrakları taşındı ve dövizlerle Hande Kader’in katledilmesi protesto edildi. Polis yürüyüş kolunun Galatasaray meydanına çıkmasına izin vermedi.

Dün Saat 19.00’da başlayan yürüyüşte gökkuşağı bayrakları taşındı ve dövizlerle Hande Kader’in katledilmesi protesto edildi. Kortejin önünde “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz, Hande Kader için adalet, herkes için adalet” dövizi taşındı.

Dövizlerde “Trans cinayetleri politiktir”, “Zulüm bizdense ben bizden değilim”, “Tecavüz, yakmak, öldürmek, hangi kitapta yazıyor hafız?”, “Sessiz kalma suça ortak olma”, “Bir gün doğacak küllerinden Hande, soracak hesabını aileden, devletten, erkekten” gibi sloganlar yazıyordu.

Yürüyüş boyunca Tünel ve Beyoğlu caddesinde polis ekipleri kalabalık biçimde kitleyitakip etti. Yürüşüş kolunun Galatasaray Meydanı’na ulaşmasını barikat kurarak engelledi.

Ne olmuştu?

Hande Kader 7 Ağustos 2016 günü kaybolmuştu. Yakılmış bedini Zekeriyaköy’de 12 Ağustos günü bulunmuştu. Arkadaşları Hande kader bulunduğu günden başlayarak adalet için eylem yapıyor. “Hande Kader için Adalet Herkes için Adalet” başlığıyla yapılan eylem çağrısının yanı sıra sosyal medya kullanıcıları #HandeKadereSesVer etiketiyle tepkilerini dile getiriyor.

kaynak: bianet.org