adhk tarafından

Cumartesi Kayıp Annelerinin 600. hafta çığlığı Frankfurt’ta kadın örgütleri tarafından alanlara taşındı

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

frankfurtFRANKFURT (26-09-2016)- Geçtiğimiz Cumartesi günü tüm Avrupa’da, Cumartesi Annelerinin/ İnsanlarının 600 mücadele haftalarından dolayı, oturma eylemleri gerçekleştirildi

Bu vesileyle faşizme karşı Avrupa’nın bir çok kentinde, yüzlerce insan, onların çocukları,kardeşleri,abi- ablaları,eşleri,sevdikleri için,”Onlar bizim de kayıplarımız…” diyerek,seslerine ses,dirençlerine direnç,umutlarına umut katmak için;”Faşizme karşı omuz omuza..” diyerek alanlarda toplandı.

Kadın örgütlerinin “Benim Annem Cumartesi…Failleri Tanıyoruz..!” şiarıyla düzenlediği dayanışma eylemi,Frankfurt’un en işlek yerlerinden Zeil’de gerçekleştirildi.

Kayıp resimlerinin,hasta ve politik tutsakların,sevdiklerine kavuşamadan hayata veda eden anaların resimlerinin de sergilendiği eylemi Yeni KADIN, ADKH, AAKB, SKB ve COURAGE organize etti. AMARA KÜRT Kadın Meclisi,KOMAV,Göçmen Kadınlar Birliği ve İCAD’ın da desteklediği eylem “Benim Annem Cumartesi” şiiri okunarak başlatıldı. Kadın örgütleri adına yapılan ortak açıklamada;”Bizler Türkiye ve Kürdistan coğrafyasından gelen göçmenler olarak, bugün burada 600 haftadır öfkelerini ve sevdiklerinin acılarını avuçlarının içine gömerek yumruk yapan, 21 yıldır dirençle,umutla ‘Kayıplarımızı İstiyoruz..!’ diyerek,her türlü faşist baskı ve zulme,yaptırıma karşı yılmadan Galatasaray Meydanı’nda sevdiklerini arayan,sistemi sorgulayan anaların mücadelesini selamlamak ve sahiplenmek için bir aradayız.Onların mücadelesi,bizim de mücadelemizdir..” denilerek,21 yıl önce,20 kadınla başlatılan bu mücadele,kayıpların artışına paralel olarak büyümüş, artmış, Cumartesi İnsanlarına dönüşmüş durumdadır. Ülkenin her tarafı Cumartesi Alanına döndürülmüş durumda. Asit kuyularından gözaltında kayıplara,tecavüzlerden vahşet bodrumlarına insanlar hala diri diri yakılmaya,kurşunlanmaya devam ediyor faşizm tarafından.Öyle bir ülke ki,analar hala Hurşit’im, Eylem’im nerede diye sormaya devam ediyorlar.Kadın gerillalar katledilip,bedenleri teşhir edilirken,yaralı ele geçirdikleri kadın gerillaya eril,erkek egemen,kadın düşmanı ve faşizan dil ve işkenceyle kadına şiddeti sosyal medya üzerinden de serfiz yaparak kadınlara,dolayısıyla topluma gözdağı verilmek isteniyor.Bu ve bir çok nedenden dolayı bir araya gelmemiz,meydanlara çıkmamız için o kadar çok nedenimiz var ki,gözaltında kayıplar bunun sadece bir yanıydı.” denilen açıklamanın ardından,Cumartesi Annelerinin açıklamaları Almanca-Türkçe olarak paylaşıldı.Kurumların konuşmalarını yaptıkları eylemde kayıp ve şehit aileleri kurumu KOMAV’dan aynı zamanda kayıp yakını da olan Mehmet ve Azime Yılmaz’da birer konuşma yaparak kaybedilen çocuklarına dair duygularını ve öfkelerini paylaştılar.”Her kapı tıkırtısında heyecanlanmak,oğlum mu geldi acaba heyecanı ve umudunu taşımak bizler için acı..Ama bu sistem sadece bizim çocuğumuzu kaybetmedi,nice çocuklarımızı kopardı bizden ve mücadelemizde bu yüzden ortaklaştırılarak büyütülmelidir”

90′ lı yıllarda sendikal mücadele içindeyken devlet tarafından kaybedilen Süleyman Yeter’in eşi,Ayşe Yumli Yeter’de o süreci yaşayanlardan biri olarak tarihe ışık tutup,hatırlatma yaptı.Ganime Bozlu Gülmez ise Ölüm Orucu mağduru olarak Cumartesi Analarına selam ve sahiplenme mesajını ileterek,direnç çiçekleri önünde saygıyla eğildiğini belirtti.

Cumartesi Annelerinin tarihçesinin Almanca-Türkçe aktarıldığı oturma eylemine ilgi ve duyarlılık oldukça olumluydu.. 200’ün üzerinden kitlenin katıldığı oturma eylemi,.daha sonra , Cumartesi Annelerinin ,kayıplara dair alanlarda haykırdığı şiir,  türkü ve marşlar  kitle tarafından  ortak söylenerek  sonlandırıldı..

adhk tarafından

Paris’te Cumartesi Anneleriyle Dayanışma Eylemi Gerçekleştirildi

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

parisfoto2PARİS (26-09-2016) – Cumartesi Annelerinin Galatasaray Meydanı’nda sürdürdükleri oturma eyleminin 600 haftasına Avrupa kentlerinde de destek eylemleri düzenleniyor

600 haftasına giren Cumartesi Annelerinin eylemine destek için Avrupa’nın birçok şehrinde oturma eylemleri yapma kararı alan Cumartesi Anneleri’ne Paris Châtelet Meydanın da aralarında Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) , Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)’da aralarında bulunduğu bir çok kurum ile ortak oturma eylemi yaptı. Etraftan yoğun bir ilginin olduğu gözlemlenen oturma eyleminde “Süleyman Cihan’ı unutmadık” , “Eylem Doğup Büyüdüğü Topraklara Gelecek, Cemre Olup Baharı Müjdeleyecek. Eylem Ataş’ı İstiyoruz, “Gözaltında Kaybetme Ağır insanlık suçudur Hurşit Kürter Nerede ?”, “Failler Belli, Kayıplar Nerede”, “Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak” Avrupa Demokratik Kadın Hareketi imzalı dövüzler açıldı Cumartesi Annelerinin talepleri yeniden dillendirilerek bundan sonrasında Türkiye’de devam edecek bu eylemin desteklenilmesi çağrısı yapıldı ve oturma eylemi sona erdi.

adhk tarafından

Berlin Cumartesi Annelerine Ses Verdi

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

berlinBERLİN (26-09-2016) – İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve Cumartesi Annelerinin çağrısıyla düzenlenen oturma eyleminin 600 Haftasında, Berlin’de biraraya gelen ADKH ve ADHK üyelerinin de aralarında olduğu devrimci-demokrat kurum ve kişiler tarafından oturma eylemi gerçekleştirilerek Cumartesi Anneleriyle dayanışma eylemi yapıldı.

Galatasaray Meydanında gerçekleşen eylemle aynı saatte biraraya gelen kitle, Kotbusser Tor Meydanı’nda toplanarak gözaltında katledilen kayıpların fotoğraflarını taşıyarak oturma eylemi gerçekleştirdi.İHD tarafından hazırlanmış olan basın açıklaması, ortak metin olarak Almanca ve Türkçe dillerinde okundu.Katılımcılar tarafından yapılan konuşmalarda Cumartesi Anneleri eylemlerindeki tanıklıklar da anlatılarak gözaltında kaybetmelerin bugün de sürdüğü ve Hurşit Külter’in bunun son örneği olduğu hatırlatılarak,Faşist TC Devleti’nin artık katletmek için gözaltılara çok da ihtiyaç duymadığı; aksine sokak ortalarında, bodrum katlarında onlarca insanı açıkça ve aleni bir şekilde milyonların gözü önünde katlettikleri vurgulandı.Yapılan dayanışma eylemi atılan sloganlar ve müzik dinletisiyle sonlandırıldı.

adhk tarafından

Londra’da Cumartesi Annelerine destek eylemi

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

londra-ca-destek-eylemi-1Demokratik Güç Birliği Britanya 600 haftasında Cumartesi Annelerine destek için Londra Trafalgar Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştirdi

LONDRA (26-09-2016) – Demokratik Güç Birliği Britanya 600 haftasında Cumartesi Annelerine destek için Londra Trafalgar Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleştirdi

  1. haftasına giren Cumartesi Annelerinin eylemine destek için Avrupa’nın birçok şehrinde oturma eylemleri yapma kararı alan Güç Birliği Platformları Londra’da da bir oturma eylemi yaptı. Etraftan yoğun bir ilginin olduğu gözlemlenen oturma eyleminde Cumartesi Annelerinin talepleri yeniden dillendirilerek bundan sonrasında Türkiye’de devam edecek bu eylemin desteklenilmesi çağrısı yapıldı ve oturma eylemi sona erdirildi.

Oturma eylemi sırasında fillerin ve diğer hayvan katliamına dikkat çeken protesto yürüyüş korteji de eyleme destekte bulundu.

adhk tarafından

Avusturya’da Cumartesi Anneleriyle dayanışma eylemleri yapıldı

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

avusturyaCumartesi eylemlerinin 600 Haftası dolayısı ile Avusturya’nın birçok yerinde dayanışma eylemleri yapıldı

Avusturya (26-09-2016)-Avrupa’nın birçok alanında eş zamanlı olarak gerçekleştirilen Cumartesi Anneleriyle Dayanışma eylemlerine 600 Haftasında Avusturya da daViyana, Linz, İnnsbruck’da Dayanışma Eylemleri Gerçekleştirilerek kaybedenlerin açığa çıkarılarak yargılanması ve kayıpların akıbeti soruldu.24 Eylül cumartesi gerçekleştirilen Dayanışma Eylemlerinde Cumartesi annelerinin tarihçesi Almanca ve Türkçe Anlatılarak kayıpların Resimleri ve bilgileri ve eylemlerde temsilen Elbiseleri sergilendi

Son olarak yapılan açıklamalarda 600 haftadır Cumartesi Annelerinin kayıpları bulma mücadelelerine her zaman destek olunması gerektiği vurgulandı.

adhk tarafından

Yeni Köprü, Eski Havaalanı ve Bir Tutum

Eylül 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

eren-erdemYusuf Ozan (26-09-2016) Yakın zaman önce CHP’li Eren Erdem “kanlı yavuz Sultan Selam köprüsü Pir Sultan Abdal yapana kadar siyaseti bırakmayacağım” demişti Bu söz içinde Alevi katliamlarına dönük önemli bir öfkenin yattığını anlamak zor değil Eren Erdem’in bu çığlığı yerinde ve haklıdır. Bu çığlığı anlamak ve çığlığa dönüşen çıkışı desteklenmesi gerekir. Yazvuz Sultan Selim’in, alevi toplumunu kırımdan geçirdiği, sürgünlere gönderdiği, imha ettiği tarihin kayda geçirdiği gerçeklerdir.  Bu gerçekleri inkar edenlerdir ya tarih bilgisinden yoksundurlar yada bildikleri halde inkarı seçmeleri bilinçlice tercih etmektedirler. Kuyucu Murat Paşa keza öyledir. Kazdırdığı derin ve geniş kuyuların içine bizzat kuyuları kazdırdığı Alevileri canlı canlı istif ederek topraklarla kapatığı bilinir. Kuyucu isminin bu uygulamalarından geldiği de söylenir. Osmanlı tarih seyrinin derinden ve bütünlüklü öğrenilmesi aslında günümüze de ışık tutacaktır. Hem osmanlı döneminde hemde Cumhuriyet döneminde, sistemin yöneldiği katliamlara bakıldığında, hedefte Aleviler, Süryaniler, Keldaniler, Ermeniler, Lazlar, Rumlar vs olduğu artık kimsenin inkar edemeyeceği gerçeklerdir.  Keza, aynı zamanda sömürü ve baskı sistemine karşı eşitlikçi ve adeletli bir yaşam öneren, halka öncü olan veya önderlik edenlerin kanlı baskılarla hedefe alınmıştır. Yoksul köylü önderi Pir Sultan Abdal ve kendi döneminin önder komünarı Şeyh beddrettin bunlardan sadece ikisidir. Bunun yanısıra, Osmanlı yönetimleri, iktidar dalaşı uğruna birbirlerini ciddi derecelerde hırpaladıkları, komplolarla öldürdükleri yazılır çizilir. Halka karşı tam tekmil birleşirken, iktidar yarışında ise kanlı kapışmalara girişmişlerdir. Önemli sayıda şahın, padişahın iktidar için boğdurulduğu, komplolarla öldürüldükleri aşikârdır. En yakınlarını bile iktidar için katletmekten çekinmeyen padişahlar biliniyor. Bugünün egemenlerinin çok övünüp gurur duydukları Yavuz Sultan Selim’in iktidar uğruna kimleri; hangi akrabalarını, hangi metodlarla yok ettiği ortadadır.

Burada bir noktaya daha değinmek yerindedir. Osmanlı sonrası cumhuriyet döneminde, yukardı adı geçen kesimlere yönelik kanlı katliam ve soykırımlar aynı şekilde devam ettirilmiştir. Modernite, ilerleme, feodaliteyle mücadele adı altında; yani değişik saiklerle de olsa, ezilen inançlar ve kesimlerin yanısıra,  yapılan saldırılarla komünistlere de ağır bedeller ödetilmiştir. Mustafa Suphi ve yoldaşları ile Kürt katliamları ve Dersim soykırımı bilinen örneklerdir. Farklı tarihi kesitler ve şartlar olmasına karşın, yapılanlar öz olarak aynıdır. Dinci olanlar ile laik olanların, “1915 Ermeni soykırımı yoktur” demeleri bu tarihi devamlılığa işaret eder. Saydığımız bunca acı uygulamaların bugün Kürdistan’da Kürt milletine uygulandığını yaşayarak görüyoruz. Dolayısyla iki dönem arasında yapılanlar, gerekçeler ve şartlar ne olursa olsun, aynı yalanlar üzerinde kurulmuş olarak sürdürülmektedir.

Bir dünya şehri olarak bilinen istanbul’a Yavuz Sultan Selim köprüsü ismi öylesine tesadüfen verilmiş değildir. Keza, modernist, çağdaş ve laikçi geçinenlerin o aynı şehre yaptırdıkları havaalanına Sabiha Gökçen ismi vermeleri de tesadüf olmasa gerek. İkinci örnekte birincisi kadar önemlidir zira, diğer özellikleri bir yana, esas olarak Kızılbaş-Alevi kimlikli olan Dersim’i havadan bombalayan Sabiha Gökçen’in bizzat manevi kızı olduğu Mustafa Kemal tarafından görevlendirildiğini bilmeyen yoktur herhalde. Tabii gerçeği bildikleri halde inkar edenleri saymıyoruz.

Eren Erdem’in bu noktada eğreti duran bir tutumu var. Yavuz Sultan Selim köprüsüne duyduğu haklı tepkiyi neden Sabiha Gökçen havaalanına göstermediğinin bir nedeni yok mudur? Oysa biliyoruz ki nitelik bakımından her iki isimlendirme aynıdır. Farklı tarihi kesitlerde de gerçekleşmiş de olsa, her ikisinde de Alevi katliamları söz konusudur. O halde, siyaset yapmayı sürdürmek neden sadece köprüye verilen ismin değişmesi ile sınırlandırılıyor?  Eğer doğru ve kararlı bir tutum alınacaksa ve dahası tutarlı olmak gerekirse neden birisi torpilleniyor yâda es geçiliyor? Kaldı ki Eren Erdem, içinde yer aldığı parti CHP’nin, Dersim katliamında rol sahibi olduğunu bilmeyecek kadar bilgisiz olabilir mi? İçinde yer aldığı partinin bugün bile M. Kemal’i ve onun uygulamalarına nasıl baktığını bilmiyor mu? Yavuz Sultan Selim’in kanlı ve asla afedilmeyecek zulmüne doğru ve haklı tavır almak yerinde iken, Dersim halkına yaşatılan soykırımın doğrudan sorumlusu olan ve rol alan bir parti içinde yer almak ve olup biteni görmezden gelmek bir tutarsızlık değil de nedir diye sormazlar mı? Zulüm dünyasına karşı tutarlı, bütünlüklü ve aktif şekilde karşı çıkarak eylemler geliştirmek elbette herkesten beklenir. Özellikle de Erdem gibilerden. Eğip bükmeye gerek yoktur.  Tarih bütünlüklü kavranıp ele alındığında işte ancak o zaman geçmişten buyana yapılan ve bugün hala devam ettirilen kanlı saldırılara karşı doğru tutumlar alınabilir geliştirebilir ve resmi tarihle zehirlenmiş nesilleri doğru bilgilendirmiş oluruz.

Resmi tarihin bir bölümüne tutunarak, diğerine tekme atmaya çalışmak ile özgürlük kazanılamaz.  Hayat bunu deneylerle ıspatlamıştır. Yalanlar üzerine kurulmuş Osmanlı ve cumhuriyet tarihine doğru ve bütünlüklü tavır alanların nasıl afaroz edildiklerini, susturulmaya çalışıldıkları, olmuyorsa canlarından edildikleri aşikârdır. Hrant Dink’in kanı henüz kurumuş değil. En daha da önemlisi, resimi tarih denilen kuyruklu yalanları paçavraya çeviren önder İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanlarında bedeni parçalanarak babasına teslim edilmesinin bir anlamı/mesajı olsa gerek. Neki, özgürlük dilenmez o ancak feth edilir. O halde, resmi olanı değil, gerçek tarih yada tarihte başımıza gelen ancak üstü hep örtülmüş, yok sayılmış ve inkardan gelinmiş hakikatleri anlamaya/kavramaya özel önem verelim. Zira, o kavranmadan özgürlük mücadelesi asla doğru bir temele oturtulamaz! Ve elbette ödenecek bedelleri göze alarak!

adhk tarafından

ADKH Eğitim Kampında Buluşalım

Eylül 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

adkh7-8-9 Ekim‘de Büdingen‘de bir araya geleceğimiz ADKH Eğitim Kampında buluşalım !

ADKH (23-09-2016) Binlerce yıldır süregelen ve kadının yaşamını her yönlü tahakküm altına alan erkek egemen sistemle mücadelemizde; aynı zamanda birer araç olarak gördüğümüz, onlarca kadının bir araya gelerek fikir tartışması yürüttüğü, kültürel etkinliğin, kolektif yaşamın ön plana çıktığı bu eğitim kampımıza siz kadınları davet ediyoruz.

Eğitim çalışmamızda bu seneki konularımız şöyle;

Güncel siyasel gelişmeler ve sorumluluklarımız

Depresyon ve Kadın

Kadınların erkeklere oranla 3 kat daha fazla depresyon yaşıyor olması tesadüf müdür? Buna toplumsal şartlar mi sebeptir.

Kampanya Sunumu

“Ben KADINIM demek yürek ister, yüreğini direnişle örgütle!“ Şiarı ile gerçekleştireceğimiz kampanyamızın sunumu ve 10. Yıla atfen düzenleyeceğimiz şenliğin programını sizlerle paylaşarak kolektif tartışma ve üretim.

Bilince ve pratiğe yön veren teorinin önemi gereğince buluşacağımız eğitim kampına tüm dostları bekliyoruz.

TARİH:

7-8-9 Ekim 2016

ADRES:

DJH Jugendherberge

Richard-Schirmann-Weg 1

63654 Büdingen (Hessen)

ÜCRET:

Kişi başı/gece

28,50 € (toplam 57,-€)

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

9.Dönem Komisyonu      

http://www.adkh.org/

adhk tarafından

Ulucanlar Katliamı Vesilesiyle

Eylül 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ulucanlaronlar-sehitleriTürkiye-Kuzey Kürdistan hapishanelerinde bulunan binlerce politik tutsak, ağır tecrit altında, kazanılmış bütün hakların birer birer geri alındığı ve her türlü baskı-zulmün ilk elden uygulandığı bir mekanizmanın altında ezilmeye çalışılıyor Hapishanelere dair komünist-devrimci-ilerici güçlerin var olandan daha etkili, güçlü ve sonuç alacak politikaları zaman kaybetmeksizin yaşamsallaştırması gerekiyor

HABER MERKEZİ (23.09.2016)-Faşist Türk devletinin kuruluşundan bugüne varlığını, çeşitli ulus, milliyet ve inançtan halkımıza karşı sistematik sömürü, baskı, zulüm ve katliamlarla devam ettirdiğini birçok tarihsel olayla yaşadık, tanık olduk. Ermeni ulusuna karşı gerçekleştirilen soykırım üzerinden gerici-faşist kuruluş sürecini hayata geçiren “TC” devletinin şimdiye dek süregelen tarihinde yüzbinlerce insanın katledildiği karanlık-gerici-faşist bir gelenek söz konusudur. Ağrı, Amed, Dersim, 5-6 Eylül, 12 Mart, 12 Eylül, Kızıldere, Vartinik, Çorum, Maraş, Malatya, Gazi, Ümraniye, “Faili meçhuller”, Ulucanlar, 19-22 Aralık, Mercan, Roboski, Suruç, Ankara olayları ilk akla gelen vahşi katliamlar olarak sayabileceğimiz katliamlardan. Faşizmin bu katliam tarihini her daim akılda tutmak, hatırlayıp, hatırlatmak ve doğru dersler çıkarmak elzem bir görev olarak komünist-devrimcilerin önünde durmaktadır. Bu tür hatırlama ve anma eylemlerini “modası geçmiş, takvimsel eylemler, anmalarla devrimcilik yapılmaz” vb. yaklaşımlarla basitleştirip, içine boşaltmaya çalışanlar, kuşkusuz dünya halklarının kan ve can bedeli yaratıp bugünlere taşıdıkları değerlerimize, tarihimize yabancılaşıp, devrimci mücadele ve devrimden bir şey anlamadıklarını göstermektedir. Evet bu tarih doğrusu-yanlışıyla bizimdir ve kanla yazılan tarih asla silinmez diyoruz. İşte, kanla, ölümle tarihe kazınmış günlerden biriside 26 Eylül 1999 tarihinde Ulucanlar Hapishanesi’nde faşist Türk devleti tarafından gerçekleştirilen katliamıdır.

Katliama Giden Arkaplan

12 Eylül 1980 Askeri Faşist Cunta(AFC)’sı sonrası derin bir sessizliğe bürünen Türkiye-Kuzey Kürdistan toplumsal hareketi, 1990’lara gelindiğinde, özellikle kamu emekçileri ve üniversite gençliği tarafından gerçekleştirilen Bahar Eylemleriyle yeni bir siyasi sürecin işaretini de veriyorlardı. 1989 bahar eylemlerini, 1991 yılında gerçekleştirilen tarihi madenci yürüyüşü, yine 1990’ların ilk yarısında ivme kazanan işçi direnişleri takip ediyordu. 12 Eylül döneminin ölü toprağı yavaş yavaş canlanıyor ve işçi-emekçilerin birçok alanda geliştirdiği mücadele deneyimleri adım adım kitlesel bir boyut kazanıyordu. 1990’lı yıllara damgasını vuran esas gelişme ise sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesi veren devrimci örgütlerin özellikle Kuzey Kürdistanda ve Batı’nın yoksul-emekçi semtlerinde önemli bir güç elde edip, mevziler kazanmasıdır. PKK önderliğinde gelişen Kürt ulusal mücadelesi, büyük bir ivme kazanmış, önemli bir güç olarak faşist Türk devletinin karşısına dikilmişti. Yine başta Maoist güçler olmak üzere, illegal-silahlı mücadele yürüten devrimci güçler hemde nitel hem nicel olarak ciddi bir gelişme kaydederek, faşizme karşı etkin bir mücadele yürütüyorlardı. Faşist Türk devletinin yaşanan bu toplumsal gelişmeler karşısında, her türlü kirli yöntemle sürdürdüğü topyekün gerici savaş pratiği ise bir tarafta Kuzey Kürdistan binlerce köyün yakılıp-yıkılarak boşaltılması, diğer tarafta ise şehirlerdeki yoksul-emekçi semtlere dönük kapsamlı katliam saldırıları şeklinde gelişiyordu. Bu faşist saldırı furyasının en önemli saldırılarından birisi Gazi-Ümraniye katliamları olarak tarihe geçti. Toplumsal muhalefetin yükseldiği, komünist-devrimci-ilerici güçlerin önemli bir güç haline geldiği bu tarihsel süreçte, faşizm bir yandan en kirli yöntemlerle katliamlar gerçekleştirip, özellikle Çiller-Ağar konsepti adıyla binlerce insanı “faili meçhul” cinayetlerle katlederken, diğer yandan ise binlerce komünist-devrimci-demokrat insan tutuklanarak hapishanelere dolduruldu. Ülkemiz tarihinde devrimci mücadelenin en önemli alanlarından biri olan hapishaneler, bir kez daha faşizmin sistematik saldırılarıyla karşı karşıyaydı. Faşist Türk devletinin ABD-AB’den ithal ettiği F Tipi Hapishaneler sürecini hayata geçirmek için başlattığı ilk saldırı furyası 1996 yılında gerçekleştirilen ölüm oruçları eylemlerine çarpmıştı. 1996 yılında devrimci tutsaklar tarafından gerçekleştirilen ölüm orucu eylemi büyük bir ses getirmiş, içerde ve dışarda yapılan çalışmalar neticesinde ölüm orucu eylemi zaferle sonuçlanmış, yapılan bu onurlu eylem neticesinde ise 12 devrimci tutsak yaşamını yitirmişti. O dönemin koşulları içerisinde F Tipi projesinde geri adım atan faşist Türk devleti ise yeni saldırı planları hazırlayarak, hapishanelere dönük kapsamlı bir saldırı süreci başlatmıştı.  Bu saldırı furyasının en vahşi şekliyle uygulandığı alanlardan biriside kuşkusuz Ulucanlar Hapishanesiydi. 26 Eylül 1999 tarihinde “tutsakların isyan çıkardığı” iddiasıyla Ulucanlar Hapishanesi’de bulunan devrimci tutsaklara karşı gerçekleştirilen saldırı neticesinde 10 devrimci tutsak katledilmiş, onlarcası ağır şekilde yaralanmıştı. Yüzlerce asker-polis eşliğinde, her türlü ağır silahın kullanıldığı Ulucanlar Katliamı’nda ölen ve yaralanan devrimci tutsaklara ağır işkenceler yapılmış, MKP dava tutsağı Cemal Çakmak gibi bazı tutsaklar ise yoğun işkence ardından öldü denilerek, morglara konmuştu. Ulucanlar katliamında yaşamını yitiren devrimci tutsaklar şunlardı; Ümit Altıntaş, Abuzer çat, Zafer Kırbıyık, Halil Türker, Habip Gül, İsmet Kavaklıoğlu, Önder Gençarslan, Aziz Dönmez, Ahmet Savran, Mahir Emsalsiz.

F Tipi Saldırısı

Sonraki yıllarda yaşananlar kanıtladı ki Ulucanlar Katliamı, faşist Türk devleti tarafından F Tipi Hapishanelere geçiş için bir prova niteliği taşıyordu. Ciddi bir siyasi ve ekonomik kriz süreci içerisinde olan faşist Türk devleti, 1999 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanıp İmralı Hapishanesi’ne konulması ve akabinde Öcalan’ın çağrısı ile PKK’nin ateşkes ilan edip, gerilla güçlerini ülke sınırları dışına çekmesinden dolayı önemli bir avantaj elde etmişlerdi. IMF tarafından hazırlanan uyum paketlerinin hayata geçirilebilmesi için ise toplumsal muhalefet güçlerinin etksizleştirilip, teslim alınması hedefleniyordu. Bu dönemde hapishaneler devrimci güçler açısında oldukça önemli bir mevziydi. Saldırıya bu mevziden başlamak faşist Türk devleti açısından oldukça önemliydi. F Tipi saldırısına karşı devrimci tutsaklar tarafından başlatılan açlık grevi ve ölüm oruçları eylemi devam ederken 19-22 Aralık 2000 tarihinde ülke genelindeki birçok hapishaneye büyük bir saldırı gerçekleştirilerek, onlarca tutsak katledildi, yüzlercesi yaralandı ve devrimci tutsakların tamamına yakını F Tipi hapishanelere konuldu. 2005 yılına kadar devam eden ölüm oruçları eylemleriyle beraber toplamda 122 devrimci tutsak yaşamını yitirdi.

Faşist Türk devletinin, hapishaneler politikası baskı ve katliamların en sık ve yoğun şekilde yaşanmasına sebep olmaktadır. Politik tutsaklar üzerinde uygulanan ağır tecrit ve tredman uygulamaları ile önemli bir direniş gücü etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu faşist politikalar bugünde bütün yoğunluğuyla devam ediyor. Türkiye-Kuzey Kürdistan hapishanelerinde bulunan binlerce politik tutsak, ağır tecrit altında, kazanılmış bütün hakların birer birer geri alındığı ve her türlü baskı-zulmün ilk elden uygulandığı bir mekanizmanın altında ezilmeye çalışılıyor. Hapishanelere dair komünist-devrimci-ilerici güçlerin var olandan daha etkili, güçlü ve sonuç alacak politikaları zaman kaybetmeksizin yaşamsallaştırması gerekiyor. Politik tutsakların sesine ses vermek, bu sesi bir çığlığa dönüştürüp faşizmin suratına ağır bir tokat olarak indirmek en büyük görevlerimizdendir.

Ulucanlar Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle bir kez daha buradan, devrim ve demokrasi mücadelesinde esir düşüp faşizmin zindanlarında her türlü baskı ve zulme karşı direnen devrimci tutsaklara selamlarımızı yolluyoruz.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

DHF: Sosyalizmi eksen alan bir kurultay örgütlüyoruz

Eylül 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf-kurultay-roportajYapacağımız kurultay esas olarak bir program kurultayı mahiyeti taşımaktadır Çünkü DHF’nin mevcuttaki programı toplumsal çelişkiler ve sorunlara cevap olamamaktadır Hâlihazırda var olan program demokratik devrim eksenli şekillenen bir muhteva taşımaktadır Gelinen aşamada bu programın üzerinde yükseldiği toplumsal çelişkilerin tali duruma düştüğünü savunmaktayız Somutta ise bütün üretim ilişkileri ve toplumsal çelişkilere kapitalist üretim ilişkilerinin damgasını vurduğunu ve bu çelişkileri çözecek olan stratejinin sosyalizm olduğunu doğru bulmaktayız. Bu bağlamda yeni öreceğimiz ve kitlelerle birlikte göndere çekeceğimiz programımız sosyalizmi eksen alan bir program olacaktır. Toplumsal kurtuluş mücadelesinin ancak ve ancak sosyalizmle mümkün olacağını yeni programımızla kitlelere taşıyacağız. Bununla birlikte tüzük ve diğer bütün örgütlenme biçimlerimiz ve mekanizmalarımız kitleleri merkeze koyan, mücadelenin her aşamasında kitleleri özneleştiren ve bunun somut mekanizmaları olan meclisler, sovyetler, konseyler ve komünler perspektifini merkeze koyan bir içerikle ete kemiğe bürünecektir. Keza program tartışmasının içeriğine uygun olarak DHF’nin isim tartışması da yürütülecektir. Yani içerikle biçim arasında diyalektik bir bağ olmak durumundadır. Diğer tüm meselelerde olduğu gibi isim de kesinlikle sosyalizmi eksen alan bir düzlemde ele alınacaktır

HABER MERKEZİ (22-09-2016)-Yoğun bir şekilde merkezi kurultay çalışmaları yürüten Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) ile kurultay sürecine dair bütünlüklü bir röportaj gerçekleştirdik. Yaptığımız röportajı okurlarımız başta olmak üzere devrimci, demokratik kamuoyu ile paylaşıyoruz.

DHF kurultay sürecinin planlanması, hazırlıkları ve çalışmaları hakkında okurlarımızı bilgilendirir misiniz?

Kurultaylar süreci aslında uzun zamandır gündemimizdeydi. Özellikle son iki yıldır DHF ve bileşenlerinin kurultay tartışma süreci somut olarak başlamış durumdaydı. Ki bu bağlamda DHF’nin önemli bir bileşeni olan Demokratik Kadın Hareketi (DKH) Şubat 2016’te kendi kurultayını başarılı bir şekilde gerçekleştirdi, programını yenileyerek kadın ve LGBTİ’ler konusunda önemli siyasal belirlemeler ve kararlar aldı. Yapılan planlama doğrultusunda DHF ve DGH kurultaylarının 2016’nın Mayıs-Haziran aylarında yapılması kararlaştırılmıştı. Fakat esasta kendi kurumsal gerçekliğimiz ve hazırlıklar anlamında istenilen düzeyde bir süreç geliştiremediğimiz için yapılan planlamayı gözden geçirmek zorunda kalarak ve eksikliklerimizi görerek yeni bir planlama yapmak zorunda kaldık. Tabi ki bu sürecin istenilen düzeyde ve belirlenen zaman dilimi içerisinde gerçekleşmemesinde tali anlamda da olsa ülkede gelişen siyasal süreç ve topyekûn savaş gerçekliği de etkili olmuştur. Durumu değerlendiren Federasyonumuz daha nitelikli ve belirlenen siyasal perspektife uygun bir kurultay süreci örgütlemek için yeni planlama yaparak somut adımlar atmıştır. Bu bağlamda gerekli hazırlıkları örgütleyerek DHF kurultay tarihini 5-6 Kasım 2016 olarak belirlemiştir.

Kurultayın bütün belgeleri ve hazırlıkları Temmuz ayında sonuçlandırılarak tartışma süreci resmen başlatıldı. Bu bağlamda program, tüzük, genelge ve kurultay sürecinin örgütlenmesine dair yöntem içeren bir metin bütün komisyon ve bileşenlere yollanarak belirlenen merkezi planlama çerçevesinde kurultay örgütleme sürecinin adımları atıldı. Kurultay belgelerinin komisyonlara ve yerellere ulaşmasından sonra merkezi olarak planlanan bölge toplantıları yapılarak kurultay sürecinin bütünlüklü içeriği ve nasıl bir siyasal yönelimle ele aldığımızı kitlemizle tartışarak kavratmaya ve birlikte süreci örmeye çalışıyoruz. Türkiye-Kuzey Kürdistan’ da örgütlü olduğumuz Marmara, İç Anadolu, Ege, Çukurova ve Kuzey Kürdistan’da Temmuz ayı içerisinde bu düzlemde toplantılar gerçekleştirildi. Yine yapılan bu toplantılarda bütün yerellerde geniş katılımlı kurultay örgütleme komisyonları oluşturuldu.

Yine kurultay sürecinin belirlenen merkezi perspektif ve devrimci siyasal bir kampanya düzleminde ele alınması için merkezi bir kurultay örgütleme komisyonu oluşturmuş durumdayız. Oluşturduğumuz bu merkezi komisyon belirlenen siyasal perspektif ve somut planlama doğrultusunda örgütlü olduğumuz beş bölgede çalışma yürütecektir. Kurultay sürecinin olgunlaşacağı ve ete kemiğe bürüneceği platformlar olan alt kurultay tarihleri de belirlenmiş durumdadır. Ekim ayı içerisinde bütün alt kurultayları yaparak sonuçlandıracağız. Kurultayımızı aynı zamanda devrimci siyasal bir kampanya olarak ele almaktayız. Bundan dolayı da kapsamlı bir faaliyet süreci olarak değerlendiriyoruz. Bu bağlamda kurultayımızın ana şiarı olacaktır. Bu şiar güncel-siyasal gelişmeleri öne plana çıkaran bir anlayıştan ziyade DHF’nin merkezi siyasal anlayışını yani sosyalizmi merkeze koyan bir şiar olacaktır. Keza yine kurultay sürecinin kitlelere daha etkin kavratılması ve taşınması bağlamında bir çağrı videosu hazırlanacaktır.

Bildiğimiz ve takip ettiğimiz kadarı ile DHF ilk kez bir kurultay gerçekleştiriyor.  Yapılacak kurultayda program ve tüzük başta olmak üzere bütünlüklü değişikliklerin olacağı öngörülüyor, bu konudaki tartışmalar ve yeni yönelim hakkında neler söylemek istersiniz?

Doğru, DHF ilk kez bir kurultay gerçekleştiriyor. Aslında DHF’yi oluşturan bileşenler (DGH, DKH) sistematik bir muhtevaya kavuşmasa da kendi kurultaylarını yaptılar. DKH üçüncü kurultayını Şubat 2016’da gerçekleştirdi. DGH ise 2012’de bir kurultay gerçekleştirmişti. Somutta ise DGH ikinci kurultay sürecini örgütlemektedir. DHF ise kurultaydan ziyade genelde merkezi konferanslarla bugünlere kadar geldi. Şunu açık olarak belirtmek gerekiyor, bu aynı zamanda kitlelere karşı özeleştirimizdir, DHF gibi kitle çizgisi ve demokrasi anlayışı oldukça şeffaf ve ileri bir noktada duran devrimci bir kurumun şimdiye değin kurultay vb demokratik mekanizmaları işletmemesi büyük bir eksikliktir. Bunu koşullayan belli kurumsal ve objektif nedenler olsa da kabul edeceğimiz ya da meşru göreceğimiz bir durum olarak görmüyoruz kesinlikle. Belli meseleler bizler açısından ilkeseldir. Bütün kurumsal mekanizmalarımız ve örgütlenme anlayışımız kesinlikle ilkelerimize ve genel siyasal perspektifimize uygun olarak biçimlenmek zorundadır. Dolayısı ile gerçekleştireceğimiz bu ilk kurultayımızla bu anti demokratik kurumsal düzleme son vererek federasyonumuzu olması gereken demokratik kurumsal çerçeveye oturtacağız. Ki tüzük tartışma taslağımızda buna uygun olarak ele almaktayız.

Yapacağımız kurultay esas olarak bir program kurultayı mahiyeti taşımaktadır. Çünkü DHF’nin mevcuttaki programı toplumsal çelişkiler ve sorunlara cevap olamamaktadır. Hâlihazırda var olan program demokratik devrim eksenli şekillenen bir muhteva taşımaktadır. Gelinen aşamada bu programın üzerinde yükseldiği toplumsal çelişkilerin tali duruma düştüğünü savunmaktayız. Somutta ise bütün üretim ilişkileri ve toplumsal çelişkilere kapitalist üretim ilişkilerinin damgasını vurduğunu ve bu çelişkileri çözecek olan stratejinin sosyalizm olduğunu doğru bulmaktayız. Bu bağlamda yeni öreceğimiz ve kitlelerle birlikte göndere çekeceğimiz programımız sosyalizmi eksen alan bir program olacaktır. Toplumsal kurtuluş mücadelesinin ancak ve ancak sosyalizmle mümkün olacağını yeni programımızla kitlelere taşıyacağız. Bununla birlikte tüzük ve diğer bütün örgütlenme biçimlerimiz ve mekanizmalarımız kitleleri merkeze koyan, mücadelenin her aşamasında kitleleri özneleştiren ve bunun somut mekanizmaları olan meclisler, sovyetler, konseyler ve komünler perspektifini merkeze koyan bir içerikle ete kemiğe bürünecektir. Keza program tartışmasının içeriğine uygun olarak DHF’nin isim tartışması da yürütülecektir. Yani içerikle biçim arasında diyalektik bir bağ olmak durumundadır. Diğer tüm meselelerde olduğu gibi isim de kesinlikle sosyalizmi eksen alan bir düzlemde ele alınacaktır.

Kurultay sürecini siyasal olarak nasıl ele alıyorsunuz? Yani bildiğimiz rutin bir kurultay çalışması mı olacak yoksa devrimci siyasal bir kampanya biçiminde mi ele alacaksınız?

Aslında bir önceki soruya verdiğimiz cevaplarda kurultay sürecini ve nasıl bir muhtevada ele aldığımızı da özet olarak açıklamaya çalıştık. Kısaca değinecek olursak rutin ya da gelenekselleşmiş bir kurultay süreci olarak ele almıyoruz kesinlikle. Örgütlemeye çalıştığımız kurultay sürecini program tartışması başta olmak üzere bütünlüklü yeni perspektifimizi, demokrasi anlayışımızı, kitle politikamızı, sosyalizm anlayışımızı, ulus-inanç-cinsiyet kimliklerine bakış açımızı, ekoloji anlayışımızı, DKÖ anlayışımızı, birlik ve eylem birlikleri anlayışımızı yani programda ete kemiğe büründürmeye çalıştığımız bütün toplumsal meselelere yaklaşımımızı, nasıl bir örgütlenme ve DKÖ anlayışı savunduğumuzu yakın kitlemiz başta olmak üzere geniş kitlelerle tartışmayı ve kitleleri bu sürecin birebir öznesi yapmaya çalışıyoruz. Bu anlamda kurultay tartışma ve örgütleme sürecini sadece örgütlü güçlerimizle sınırlı değil, bütün çevre çeper ilişkilerimizi ve geniş kitleleri dâhil ederek örmeye çalışıyoruz. Ki hem yerellerde hem de merkezi oluşturduğumuz kurultay örgütleme komisyonları tamamen bu anlayış zemininde somutlaştı. Kısacası kurultay sürecinin her aşamasında kitlelerin öznesi oldukları bir düzlemde örgütlemeye çalışıyoruz. Bununla birlikte kurultay sürecini tabi ki devrimci siyasal bir kampanya olarak ele alıyoruz.

Kurultayı önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı bir konjonktürde örgütlüyorsunuz. Darbe girişimi hemen ardından devreye sokulan OHAL ve toplumsal güçler üzerinde estirilen devlet terörü… Bu olağanüstü sürecin kurultay çalışmalarına etkisi nasıl olur? Ya da olası engelleme vs durumunda nasıl bir hazırlık ve süreç işleteceksiniz?

Evet, kurultayımızı önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı tarihsel bir kesitte örgütlemeye çalışıyoruz. Bunun kendisi kurultayımızı daha anlamlı ve önemli kılmaktadır. İçinden geçmekte olduğumuz tarihsel sürecin tabi ki kurultay çalışmalarımıza da birebir etkisi olmaktadır. Sistem OHAL düzleminde her türlü demokratik çalışmayı bastırmaya ve engellemeye çalışmaktadır. Mesela kurultay için yer bulmakta ciddi engellerle karşılaşmaktayız. Onlarca yere başvuru yapmamıza rağmen OHAL gerekçe edilerek verilmemektedir. İç İşleri Bakanlığı bütün belediyeler ve kurumlara genelge yollayarak toplantılara vs yasak getirmiş durumdadır. Bizlerde tabi ki her türlü gelişmeyi göz önünde bulundurarak bir hazırlık yapmaktayız. Bununla birlikte devlet kurultayımızı terörize etmek ve engellemek için her türlü girişimde bulunacaktır. Fakat bizler devrimci meşruluğumuzu esas alarak her ne pahasına olursa olsun kurultayımızı belirlediğimiz merkezi planlama ve perspektif doğrultusunda yapmaya çalışacağız.

Burjuva faşist diktatörlük tüm gerici klik ve türevleri ile halklarımıza topyekun gerici bir savaş açmıştır. Ezilen Kürt ulusu başta olmak üzere bütün toplumsal muhalefet bastırılmaya çalışılıyor. Toplum üzerinde korku imparatorluğu yaratılmak isteniyor. Fakat buradan bir kez daha açıkça ifade ediyoruz; burjuva faşist diktatörlüğün hiçbir saldırısı ve çabası halklarımızın özgürlük ve kurtuluş mücadelesini engellemeyecektir. Halklarımız tarihsel bütün devrimci ve demokratik birikimlerini ve direniş geleneğini kuşanarak bu faşist ve gerici kuşatmayı yaracaktır.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

ADKH: Cumartesi Anneleri yalnız değildir

Eylül 21, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

2ADKH, yazılı bir açıklama yaparak, 600’ncü haftasında Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine destek oldu ve katılım çağrısı yaptı

HABER MERKEZİ (21-09-2016) – Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) yazılı bir açıklama yaparak, 600’ncü haftasında Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine destek oldu ve katılım çağrısı yaptı

ADKH tarafından yapılan “Cumartesi Anneleri yalnız değildir; sen de haykır sen de ses ver bu çığlığa!” başlıklı açıklamada şu ifadeler yer aldı;

“1, 2,3..5..7..9, 100..380..543..586…600. haftasında  Plaza de Mayo’dan Galatasaray Meydanı`na kadar uzanır bu sessiz çığlık..Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybettirilen yakınlarının akıbetini ve hesabını sormak için  600. kez haykıracaklar evlatlarının , kayıplarının ve yakınlarının isimlerini. 27 Mayıs 1995’ten bugüne Galatasaray Lisesi önünde her Cumartesi oturma eylemlerine katılanlar,  çocukları kaybolanlar değil; çocukları ve yakınları gözaltında  kaybettirilen anneler, kadınlar ve erkeklerdir. Faşist “TC” devletinin sokaklarda, gözaltında,hapishanelerde, gözaltında, işkenceyle katlederek “kaybettirdiği” faillerinin belli olduğu fakat cinayetlerin ve faili belli olanların hiç bir zaman sorgulanmadığı bir ülkenin anneleri, kadınları,erkekleri ve çocuklarının çığlığıdır her Cumartesi İstiklal’den Cizre’ye, Sur’a, Suruç’a, Amed’e, Batman’a, Yüksekova’ya , Antep’e oralardan da dünyanın her bir yanına Arjantin’e, Şili’ye yansıyan.

AKP hükümeti ve onun güruhunun “ne iş yaptıkları belli olmayan bir topluluk” olarak lanse ettikleri Cumartesi Anneleri, bugün Türkiye-Kuzey Kurdistan’da yaşanan kadın-erkek-çocuk-yaşlı demeden yapılan katliamların, cinayetlerin, ırkçılığın, milliyetçiliğin, sömürünün, fail-i belli cinayetlerin ve baskının arttığı coğrafyamızda katil devlet sistemine karşı duruşun bir sembolüdür.”

‘Faili belli’ cinayetlere karşı mücadeleye

ADKH açıklamasında, yıllardır failleri belli olan cinayetlere, kaybetmelere karşı, Cumartesi Anneleri’nin her hafta düzenlediği eyleme destek vereceklerini belirtti ve Avrupa’da her alandan bu eylemlere destek çağrısı yaptı.

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı;

“Cumartesi Anneleri hak savunucularıdır “failleri belli olan” yakınlarının ve çocuklarının akıbetinin ne olduğunu açığa çıkarmaya çalışan, bu kaybetme suçunu işleyen gözü dönmüş katil ve güruhunun hesap vermesini, göz altında kaybetme suçunun tekrarlanmasını engellemek için başta yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği baskıcı düzenin ve bu  cinayetleri işleyen zanlıların korunduğu bir ülkede , hukuktan ve demokrasiden uzak bu uygulamaların karşısında duran, yıllardır Galatasaray Lisesi önünde ve Sanat Sokağında  direnenlerin sesleridirler..

Ve bir Bandista şarkısının içindeki satırlardaki çığlıklardır Cumartesi Anneleri ve onların kayıp olan yakınları, çocukları;

Benim annem pazarları uyandırmaz yavrusunu

Benim annem pazartesi demlikte bir çay tanesi

Benim annem salı günü ya hüzün ya düğün tülü

Benim annem bir çarşamba görmesen de sen aldanma

Benim annem perşembeyi iyi bilir işkenceyi

Benim annem cumaları gezer bütün kuytuları

Benim annem cumartesi her bir dilde çıkar sesi

Benim annem cumartesi elinde solmuş bir resim

Benim annem cumartesi hesap soracak öfkesi

Benim annem cumartesi benim annem Cumartesi

Kimliğimizden, milliyetimizden,  sistem karşıtı düşünceye sahip olmamızdan ve duruşumuzdan dolayı, bir dönem “beyaz toroslara” bindirilip, ağır işkencelerden geçirilerek gözaltında kaybedilenlerin ve şuan bu gerici devletin ve sistemin Türkiye-Kuzey Kürdistan’da açık açık gerçekleştirdiği bu fail-i belli cinayetlere ve katliamlara karşı mücadeleyi büyütmeli ve örgütlenmeliyiz.

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak; Avrupa’da yaşayan başta bütün üye ve taraftarlarımız olmak üzere devrimci-demokrat kurum ve kamuoyunu Cumartesi Annelerinin yapacağı 600.Haftasındaki eyleme, bulunduğumuz her yerden destek olmaya,dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz.”