adhk tarafından

Saldırılara karşı halk sokaklarda!

Ekim 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

amaed-haklk-ayaktaAmed belediyesi ve Eş başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’ya yönelik yapılan saldırılar ülke genelinde yapılan eylemlerle protesto ediliyor

HABER MERKEZİ (26-10-2016)- Amed büyük şehir belediye eş başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması ve Belediyenin ablukaya alınarak basılması Amed başta olmak üzere ülke genelinde yapılan eylemlerle protesto ediliyor. Öte yandan HDP bileşeni partiler olan ESP, SYKP, Devrimci Parti ve Yeşiller ve Sol Gelecek ortak bir açıklama yaparak saldırılara karşı halkı direnişe çağırdı.

Sabah saatlerinden itibaren Amed belediye binası önünde toplanmaya başlayan kitleye polis saldırdı. Polis belediye binasını komple bariyerle çevirerek kapatmış durumdadır. Polisin bütün engelleme ve saldırılarına rağmen halk belediye önüne gelmeye devam ediyor. Belediye önüne gelen kitlenin açıklama yapmasına saldıran polis aralarında HDP milletvekili Feleknas Uca ve KJA kordinatörü Ayla Ata Akat’ın bulunduğu kitleye saldırarak onlarca kişiyi gözaltına aldı. Belediye önündeki gergin bekleyiş devam ediyor.

Kürt ulusuna yönelik saldırılar Amed’in yanı sıra ülkenin birçok yerinde yapılan eylemlerle protesto ediliyor. HDP’nin çağrısı ile birçok yerde saat:11.00 de bir araya gelen kitle saldırıları teşhir ederek belediye eş başkanlarının derhal serbest bırakılmasını istedi.

İstanbul’da Galatasaray Lisesi, Bakırköy ve Kadıköy’de yapılan eylemlerle saldırılar protesto edildi. Bursa’da yapılan eyleme polis saldırdı. Saldırıya rağmen alandan ayrılmayan kitle oturma eylemli yaparak protestoya devam ediyor.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

DHF: Kürt halkının iradesi teslim alınamaz!

Ekim 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf-amblem2-en-sonKürt ulusu ve onun örgütlü demokratik kurum ve dinamiklerine yönelik topyekün savaş ve saldırganlığa karşı tüm halklarımızı bulundukları bütün alanlarda sokaklara çıkmaya ve saldırılara karşı güçlü bir barikat oluşturmaya çağırıyoruz Bu bağlamda başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere tüm kitleleri mücadelenin bütün alanlarında faşizme karşı birleşik mücadele ruhunu kuşanarak Kürt ulusuna yönelik saldırganlığı boşa çıkarmaya ve halkların ortak mücadele ruhunu kuşanmaya çağırıyoruz!

HABER MERKEZİ (26-10-2016)-Demokratik Haklar Federasyonu(DHF)’nin Amed Belediyesine yönelik gerçekleştirilen baskına ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Faşist ‘’TC’’ devletinin ve somut uygulayıcısı Erdoğan/AKP iktidarının mazlum Kürt ulusuna yönelik topyekün savaş ve saldırganlığı tırmanarak devam etmektedir.  Kürt ulusuna karşı tam anlamıyla bir milli zulüm uygulayan Erdoğan/AKP iktidarı,  Kürt halkının iradesi ile seçilmiş olan yerel yönetimleri ve temsilcilerini, Kayyumlar, baskınlar, gözaltı ve tutuklamalarla bastırmaya çalışmaktadır. Bu kapsamda Kuzey Kürdistan’da HDP ve DBP’li onlarca belediye polis tarafından basılmış ve onlarca eş başkan ise gözaltı ve tutuklama terörüne maruz kalmıştır. Yine Çıkartılan Karar Hükmünde Kararnameler ile Kürt ulusunun iradesini temsil eden birçok belediyeye Kayyumlar atanarak Kürt ulusunun meşru, demokratik iradesi çiğnenmiştir.

Bu saldırılardan biride dün Amed Belediyesine yönelik yapıldı. Akşam saatlerinde Amed belediye eş genel başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı Diyarbakır Cumhuriyet başsavcılığının soruşturması kapsamında gözaltına alındılar. Aynı dakikalarda Amed belediye binası da yüzlerce polis ve zırhlı araçla ablukaya alınarak basıldı. Hiçbir meşruluğu ve geçerliliği olmayan gözaltı ve baskınlara karşı Kürt halkı ve onun örgütlü dinamikleri anında hareket geçerek tavır koymuş durumdadırlar. Baskının hemen ardından belediye önüne gelen HDP milletvekilleri, Kurum temsilcileri ve yüzlerce kişi baskın ve gözaltlıları protesto etmektedirler.

Kürt Ulusu teslim alınamaz!

Faşist ‘’TC’’ devleti tarafından uğramadığı baskı, soykırım, zulüm ve katliam kalmayan mazlum Kürt ulusu tüm bu saldırılara ve teslim alma politikalarına karşı her zaman tarihsel onurlu direniş geleneğini kuşanarak cevap olmuştur. Geçmişte olduğu gibi bugünde ‘’TC’’ devletinin Kürt ulusuna dönük yapmış olduğu milli zulüm ve topyekün savaş Kürt ulusunu asla teslim alamayacaktır. Kürt ulusunun meşru, demokratik onurlu mücadelesi tüm bu saldırıları boşa çıkaracaktır.

Tüm halkımızı sokaklara, Saldırılara barikat olmaya çağırıyoruz!

Kürt ulusu ve onun örgütlü demokratik kurum ve dinamiklerine yönelik topyekün savaş ve saldırganlığa karşı tüm halklarımızı bulundukları bütün alanlarda sokaklara çıkmaya ve saldırılara karşı güçlü bir barikat oluşturmaya çağırıyoruz. Bu bağlamda başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere tüm kitleleri mücadelenin bütün alanlarında faşizme karşı birleşik mücadele ruhunu kuşanarak Kürt ulusuna yönelik saldırganlığı boşa çıkarmaya ve halkların ortak mücadele ruhunu kuşanmaya çağırıyoruz!

Kürt Ulusu teslim alınamaz!

Gülten Kışanak ve Fırat Anlı derhal serbest bırakılsın!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Kürdistan’da saldırılar tırmanıyor!

Ekim 25, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

amed-sokaa-kma-yasaKuzey Kürdistan’da devletin topyekün kirli savaş ve saldırganlığı artarak devam ediyor Son bir hafta içinde yapılan baskınlarda onlarca HDP yöneticisi ve DİHA çalışanı tutuklanarak hapishaneye konuldu Dün gecede Cizre’de devriye gezen bir zırhlı araç sokakta oyun oynayan 5 yaşındaki bir çocuğu ezerek katletti

HABER MERKEZİ (25-10-2016)- ‘’TC’’ devletinin başta Kuzey Kürdistan olmak üzere topyekün olarak halklara karşı pervasız saldırganlığı sistematik bir biçimde devam ediyor. Kuzey Kürdistan’da devletin topyekün kirli savaş politikası artık öyle bir hal almış durumdadır ki katliam, gözaltı, tutuklama rutin bir döngüye dönüşmüştür. Sistematik olarak Kuzey Kürdistan’da her gün onlarca, yüzlerce kişi gözaltı, tutuklama ve katliamlara uğramaktadır. HDP başta olmak üzere yurtsever basın çalışanları sistematik olarak baskıların hedefi durumundadır. Son bir hafta içinde yapılan baskınlarda onlarca HDP ve DİHA çalışanı tutuklanarak hapishanelere konuldu.

Cizre’de Zırhlı Polis 5 yaşındaki Çocuğu ezdi!

Şırnak’ın Cizre İlçesinde devletin katliam ve saldırıları durmak bilmeden devam ediyor. Dün gece saatlerinde de Cizre İlçesinin Nuh mahallesinde devriye gezen zırhlı polis aracı sokakta oynayan 5 yaşındaki Hakan Sarak’ı ezerek katletti. Ağır yaralanan Sarak ailesi tarafından Cizre devlet hastanesine kaldırıldı. Buradan batman devlet hastanesine sevk edilen Sarak yolda yaşamını yitirdi.  Sarak ailesi polislere “Niye çocuğumuzu öldürdünüz?” diye tepki göstermesine polislerin “Siz çocuğunuzu caddeye bırakırsanız biz de öldürürüz” diye yanıt verdiği belirtildi.

Lice’de sokağa çıkma yasağı!

Amed’in Lice ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamada, Lice ilçesine bağlı, Şenlik Köyü, Birlik Köyü, Ergınköy Köyü, Tuzlaköy Köyü, Abalı Köyü,Çeper Köyü, Yamaçlı Köyü, Kıralan Köyü, Dernek Köyü, Daralan Köyü, Duruköy Köyü, ve Hani ilçesine bağlı Topçular Köyü, Yukarı Turalı Köyü, Kalaba Köyü, Uzunlar ve Serenköy köylerinde bugün saat 04.00’dan geçerli olmak üzere ikinci bir duyuruya kadar  sokağa çıkma yasağı getirildiği açıklandı.

Sokağa çıkma yasaklarına gerekçe olarak operasyonlar gösterildi.

Şırnak’ta Çadırlar yıkıldı!

Dün Şırnak’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile beraber kente gerginlik ve saldırılar devam ediyor. Bu saldırılardan biride halkın yaşadığı çadırların yakılmasıdır. Devlet güçleri halkın yaşadığı yüzlerce çadırı yakarak halkı ortada bıraktı. Çadırları yakılan yüzlerce kişi gidecek başka yerleri olmadığı için yakılan çadırların yanında beklemeye devam ediyor.

 Muş’ta 5 kişi tutuklandı!

Muş’ta 17 Ekim’de gözaltına alınan ve aralarında DİHA çalışanı İdris Sayılgan ile DBP ve HDP il eş başkanlarının da bulunduğu 6 kişi, İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından dün Muş Adliyesi’ne sevk edildi.

Savcılık ifadeleri alınan DBP Muş İl Eş başkanı Hatice Şeker, HDP Mûş İl Eş başkanı Ayşe Söylemez, Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Dayanışma Derneği (MEYA-DER) İl Eş başkanı Medeni Işık, Sayılgan ve Çiçek Tutuş, “Örgüte üye olmak” iddiasıyla tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Mahkemeye çıkarılan aralarında  DİHA muhabiri Sayılgan’ın da bulunduğu 5 kişi aynı iddiayla tutuklanarak Muş Cezaevi’ne gönderildi. Maşallah A. İse adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

DBP Dersin il binasına baskın!

Saldırıların yoğun olarak devam ettiği yerlerden biri de Dersim’dir. Demokratik bölgeler partisi (DBP) Dersim İl Örgütü dün gece polisler tarafından basıldı. Baskını duyar duyama zil binasına gelen HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ve HDP yöneticileri polis tarafından engellendi. Polis ihbar gerekçesi ile arama yapıldığını belirtti.

Bu arada Bolu’da HDP’ye yönelik yapılan baskınlarda HDP Bolu Eş başkanı Özgür Günaydın savcılık ifadesinin ardından tutuklandı.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

“ADHK’nın niteligi, amaç, hedefleri ve çalışma prensipleri” Tartışma Süreci Başlatıldı

Ekim 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK_LOGOADHK (24-10-2016)-  Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu tarafından geçtiğimiz hafta, başta bağlı bulunduğu federasyon ve bileşenlerle bütün komite, üye ve taraftarlarına yönelik ve aynı zamanda devrimci-demokratik kamuoyuna dönük de olmak üzere örgütlü bulunduğu Avrupada kırk yıllık bir mücadele geleneğine sahip olan ADHK’nın nitelik, amaç, hedefleri ve çalışma ilkelerinin muhasebesini içeren nitelik-tüzük çerçevesinde kolektif bir tartışma süreci başlatıldı.

Geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleştirilen 25. ADHK Kongresi’nde, Kongre iradesinin “ADHK’nın niteligi, amaç, hedefleri ve çalışma prensipleri”ni yeniden tartışmaya açma ve bunu bir konferansla sonuçlandırma görevini Genel Konsey’in önüne görev olarak koymasının ardından bir süredir yapılan hazırlıklar ve bir dizi tartışmalar neticesinde ortaya çıkartılan taslak genel kitleye sunuldu.

Yürütülecek tartışmaların bir yanını örgütsel kanallar oluştururken; diğer yanını ise mevcut imkan ve olanakların kullanılarak tartışmaların en geniş kitle tarafından yürütülmesine vesile olmak adına  https://adhkprogram.blogspot.de adlı sayfa oluşturmaktadır.

İnternet sayfasının açılış metninde ADHK Genel Konseyi adına bir açıklama da yapılarak “…Dünya halklarının dünden bugüne kan ve can bedeli yaratmış oldukları ilerici-devrimci bir tarihin mirasçıları olarak, bu köhnemiş düzenin bütün dayanaklarıyla birlikte ortadan kaldırılması ve insanlığın, diğer bütün canlılar ve doğayla beraber uyum içerisinde, kardeşçe yaşayacağı yeni bir dünya kurmanın kaçınılmaz sorumluluğunun bilincindeyiz. Bu bilinçle dünyanın bütün komünist-sosyalist-devrimci-ilerici güçlerinin güne cevap olan, mevcut çelişki ve çatışmaları devrimci sınıf bilinciyle okuyup, ideolojik-siyasi-örgütsel ve kültürel bir cephe oluşturma göreviyle karşı karşıya olduklarını biliyoruz. Bu köhne düzenin yıkılıp, sosyalizmin inşa edilmesi içinse doğru-bilimsel bir ideoloji, bu ideoloji ekseninde şekillenmiş bir siyasal hat ve bu siyasete uygun strateji ve taktiklerin oluşturulması gerekiyor. Bu gereklilik her politik aktörün savsaklamadan yerine getirmesi gereken önemli görevlerdendir. Bu gerçekliğe istinaden ADHK olarak uzun yılları bulan mücadele deneyim ve tecrübelerimizi sentezleyeceğimiz, bir bütün tarihimizi muhasebe edip, bu tecrübe üzerine daha nitelikli, güçlü, geleceği kazanma mücadelesine her alanda katkı sağlayacak bir siyasal-örgütsel mekanizma yaratacağımız önemli bir tartışma süreci başlatmış bulunuyoruz.”denildi.

fransa-protestoYürütülecek bu tartışmalar vesilesi ile girilen sürecin önemine değinilen açıklamada devamla “Dönem dönem çeşitli vesilerle gerçekleştirdiğimiz ve önemli kazanımlar sağladığımız benzer tartışmaları geçmişte sürdürmüş olsak da, 25. Kongre irademizin önümüze koymuş olduğu bir görevle; Niteligimiz, tüzüğümüze, tarihi muhasebeden bir bütün örgütümüzün genel ideolojik-siyasi-örgütsel-kültürel durumuna dair oldukça kapsamlı bir tartışma süreci başlatmış durumdayız. Bu görevin önemli bir ihtiyaç olarak önümüzde durduğu ve bu görevin layıkıyla yerine getirildiği taktirde önemli kazanımları da beraberinde getireceği bilinciyle, böylesine tarihi bir atılımı başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere, devrimci-demokrat-ilerici bütün güçlerle, en geniş bileşene ulaştırmak ve yoğun-nitelikli bir tartışma süreci sonrası merkezi irade ortaya çıkartmak istiyoruz.”denilerek 2017’nin Mart-Nisan aylarında merkezi bir konferansla tartışmaların sonuçlanacağı ifade edildi.

Tartışma sürecinin geniş bileşenle yürütülmesinin altı çizilen açıklamada “ADHK, politik bir kitle örgütü olma gerçekliğine uygun olarak, mevcut araç ve olanakları da en geniş, etkin şekilde kullanıp, kitleleri siyasete çekme, siyasette söz-yetki ve karar sahibi yapma misyonuna uygun olarak böylesine bir tartışma sürecinin önemli kazanımları beraberinde getireceğinin bilincindedir. Bu bilinç ve misyonumuza uygun olarak, dar ve sınırlı bir bileşenle değil, geniş kitlelerle beraber bu süreci tartışmak, örgütlemek ve sonuçlandırmak görevlerimizden birisidir. Bu görev ekseninde bir yandan kendi örgütsel kanallarımız üzerinden bu süreci örgütlerken, diğer yandan ise başta internet-sosyal medya-forum siteleri olmak üzere birçok aracı etkin bir şekilde kullanarak oldukça geniş bir bileşeni bu sürece dahil etmeyi hedeflemekteyiz.” diyerek başta üye-taraftarları ve devrimci-demokrat kamuoyunu bu sürecin bir parçası olmaya çağırdı.

Oluşturulan Taslağa ulaşmak ve yürütülecek tartışmalarda ya da taslağa dair görüş-öneri-eleştirilerle katkıda bulunmak için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

https://adhkprogram.blogspot.de

 

adhk tarafından

Innsbruck’da Faşist devletin katliam ve saldırıları protesto edildi

Ekim 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

inns-1Avusturya / Innsbruck (24-10-2016) Innsbruck -Tirol Demokratik Güç Birliği’nin çağrısıyla bir araya gelen Demokratik kitle örgütleri Innsbruck Ännaseule toplanarak Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki katliamları TV kapatmalarına ve OHAL’e ve kayyum atamalarına karşı yürüyüş gerçekleştirildi

Tertip komitesi adına yapılan açıklamalarda 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek Devrimci Demokrat kurumlara futursuzca saldırarak, ve OHAL ilan ederek, KHK’ler çıkararak, özgür basını susturarak TV kanallarının mallarını gasp ederek tuplumu susturmaya çalışan faşist devletin politikaları yapılan konuşmalarla teşhir edidi.

Yürüyüş boyunca atılan Almanca, Türkçe ve Kürkçe sloganlardan sonra Güç Birliği adına katılımcı kurumlara teşekkür edilerek yürüyüş bitirildi.

2

adhk tarafından

DHF’den Merkezi Kurultay’a Çağrı!

Ekim 21, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

afis“Kapitalizme ve Faşizme Karşı Sosyalizm Mücadelesinde Birleş” Şiarı ile DHF kurultayında buluşalım’’

Temsil ettiği demokratik ve devrimci mücadele birikimlerini ve kazanımlarını bilimsel sosyalizm perspektifi ile daha ileri taşıma anlayışı ile hareket eden Demokratik Haklar Federasyonu, program başta olmak üzere biri dizi önemli siyasal tartışmalarla kurultay örgütlemektedir  Program başta olmak üzere bütünlüklü siyasal düzlemini ve örgütlenme anlayışını günün toplumsal gerçekliklerine uyarlayarak güncelleyen ve bilimsel sosyalizmi mücadelesinin eksenine oturtan Demokratik Haklar Federasyonu’nun gerçekleştireceği kurultay bu anlamda tarihsel bir önem taşımaktadır. Özellikle içinden geçmekte olduğumuz tarihsel süreç ve yaşanan toplumsal gelişmeler kurultayımızı daha da anlamlı kılmaktadır. Bu bağlamda, emperyalizme, kapitalizme, faşizme, şovenizme, topyekûn gerici savaşa ve her türden gericiliğe karşı tüm kitleleri DHF’nin devrimci programı altında birleşmeye ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz

HABER MERKEZİ (21.10.2016)- Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) merkezi kurultayını 11 Aralık 2016’ tarihinde yapacağını kamuoyuna duyurdu. “Kapitalizme ve Faşizme Karşı Sosyalizm Mücadelesinde Birleş” Şiarı ile DHF kurultayında buluşalım’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Tarihsel anlamda önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçmekteyiz. Emperyalist/kapitalist sistem ile işçi sınıfı ve ezilen dünya halkları arasındaki çelişki giderek keskinleşmektedir. Yer kürenin her karesinde savaşlar, ölümler, krizler, açlık, yoksulluk yani sömürü ve zulüm hüküm sürmektedir. Emperyalist/kapitalist dünya gericiliği insanlığı ve doğayı felakete sürüklemektedir. Emperyalist/kapitalist sistemin önemli halkalarından biri olan Türkiye-Kuzey Kürdistan’da da hâkim sınıflar ile ezilen halklar arasındaki çelişki ve mücadele giderek derinleşmektedir. Uluslararası sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda kendisini yeniden biçimlendirmeye çalışan faşist “TC”, gerek bölge ve uluslararası arenada gerekse de ülke içerisinde izlediği politikalar ve süreklileşen yayılmacılık ve savaş siyasetiyle kendi içinde ciddi siyasal krizler ve çatışma yaşamaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi bu siyasal kriz ve gerici iktidar dalaşının bir sonucu olarak yaşanmıştır. “TC”nin geleneksel faşist ve gerici siyasal paradigması her zaman krizler ve darbeler zeminini koşullamaktadır. Özellikle günümüzde Erdoğan/AKP iktidarının izlediği bütünlüklü politikalar ve yarattığı sonuçlar bu kriz halini süreklileştirmektedir. Önümüzdeki süreçte bu kriz ve çatışma hali daha da derinleşerek devam edecektir.

Öncesinden başlayarak fakat 15 Temmuz darbe girişimi sonrası daha ileri bir düzeye taşınarak devam eden topyekûn gerici savaş ve saldırganlık tüm pervasızlığı ile halklarımız üzerinde zorbalık uygulamaktadır. Kendi gerici siyasal iktidarı karşısında stratejik tehlike olarak gördüğü devrimci, sosyalist ve yurtsever güçler başta olmak üzere bütün ilerici ve muhalif toplumsal dinamikler, sistemin topyekûn gerici savaşının sonucu olarak katliamlara, baskılara, işkencelere, gözaltı ve tutuklama terörüne uğramaktadır. Kısacası gerici siyasal iktidara karşı muhalif olan tüm toplumsal güçler zapturapt altına alınarak bastırılmaya ve susturulmaya çalışılmaktadır.

Yaşanan toplumsal gelişmeler ve topyekûn gerici savaş gerçekliği biz devrimci ve sosyalistler başta olmak üzere tüm ilerici ve muhalif toplumsal güçlerin önüne önemli görev ve sorumluluklar koymaktadır. Sürecin tayin edici devrimci görev ve zorunluluklarından birisi kuşkusuz ki birleşik devrimci bir toplumsal mücadele hattı yaratmaktır. Bu bağlamda burjuva faşist diktatörlüğün stratejik topyekûn gerici savaşına karşı halklarımızın stratejik topyekûn birleşik mücadele hattını yaratmak günün temel devrimci görevlerinden biridir.

Sosyalizm bayrağını yükseltmek için tüm ilerici ve devrimci kitleleri DHF Kurultayı’na çağırıyoruz!

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da demokrasi, devrim ve sosyalizm mücadelesi önemli birikimler ve kazanımlar yaratarak kesintisiz bir şekilde bugünlere kadar gelmiştir. Bu kesintisiz tarihsel devrimci birikim ve sürecin temel öznelerinden biri de tartışmasız olarak DHF’nin de kendisine tarihsel miras olarak kabul ettiği ve üzerinde yükseldiği mücadele zemini olan Kaypakkaya geleneğidir. Bu bağlamda DHF, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da ezilenlerin bütün haklı ve meşru demokratik mücadeleleri başta olmak üzere, kesintisiz olarak bugünlere kadar gelen tüm devrimci mücadele ve birikimlerin bilimsel sosyalist bir perspektifle temsil edildiği en ileri devrimci mevzilerden biridir.

Temsil ettiği demokratik ve devrimci mücadele birikimlerini ve kazanımlarını bilimsel sosyalizm perspektifi ile daha ileri taşıma anlayışı ile hareket eden Demokratik Haklar Federasyonu, program başta olmak üzere biri dizi önemli siyasal tartışmalarla kurultay örgütlemektedir.  Program başta olmak üzere bütünlüklü siyasal düzlemini ve örgütlenme anlayışını günün toplumsal gerçekliklerine uyarlayarak güncelleyen ve bilimsel sosyalizmi mücadelesinin eksenine oturtan Demokratik Haklar Federasyonu’nun gerçekleştireceği kurultay bu anlamda tarihsel bir önem taşımaktadır. Özellikle içinden geçmekte olduğumuz tarihsel süreç ve yaşanan toplumsal gelişmeler kurultayımızı daha da anlamlı kılmaktadır.

Bu bağlamda, emperyalizme, kapitalizme, faşizme, şovenizme, topyekûn gerici savaşa ve her türden gericiliğe karşı tüm kitleleri DHF’nin devrimci programı altında birleşmeye ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.

“Kapitalizme ve Faşizme Karşı Sosyalizm Mücadelesinde Birleş” şiarı ile gerçekleştireceğimiz merkezi kurultayımıza bütün ilerici ve devrimci kitleleri davet ederek umudu birilikte büyütmeye çağırıyoruz!

 Demokratik Haklar Federasyonu

adhk tarafından

Dersim’de 13 Gerilla için hayat durdu!

Ekim 21, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dersim-kepenk-eylemi-116 Ekim günü Pülümür vadisine yönelik yapılan bombardıman sonucu 13 gerilla yaşamını yitirmişti Dersim halkı bugün kepenk kapatma eylemi gerçekleştirerek katledilen gerillaları andı

HABER MERKEZİ (21-10-2016)- Faşist ‘’TC’’ devletinin 16 Ekim günü Dersim’in Pülümür Vadisine yönelik olarak gerçekleştirmiş olduğu hava bombardımanında 13 Gerilla yaşamını yitirmişti.

Yaşamını yitiren 13 Gerilla için bugün Dersim’de kepenk kapatma eylemi gerçekleştirildi. Adeta hayatın durduğu Dersim’de sadece Fırın ve Eczaneler açık tutuldu.

http://www.halkingunlugu.org/

dersim-kepenk-eylemi-2dersim-kepenk-eylemi

adhk tarafından

Gençliği Selamlıyor, Coşkusunu Paylaşarak Kutluyoruz!

Ekim 20, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dgh-kongre-foto-2DGH Kurultayını başarıyla gerçekleştirdiğini ve bu kurultayla Sosyalist Öğrenci Hareketi ismini aldığını kamuoyuna duyurdu Gençliğin dinamizmi bir adım önde olmasını gerektirir  Kurultay coşkusunu paylaşıyor, başarı dileklerimizi iletip selamlıyoruz! Sevincimize vesile oldu, umutla karşıladık gerçekleşmiş kurultay duyusunu İçinden geçtiğimiz katı baskıcı faşist dönemde böyle bir çalışma yürüterek tamamlamak başlı başına bir başarı ve olumluluk iken, anılan bu ağır baskıcı dönemde demokratik veya Sosyalist mücadele cephesinden yükselen bir ses olması bakımından da olumlu, umut verici ve sevindiricidir.

HABER MERKEZİ (19-10-2016)-Demokratik Haklar Federasyonu’nun içinde bulunduğu Kurultay çalışmaları süreci ve merkezi kurultayının öngünlerinde, DHF’nin bir bileşeni olan Demokratik Gençlik Hareketi’nin kendi kurultayını gerçekleştirmesi, aktüel olan merkezi kurultay heyecanını büyüten özelliğiyle de olumlu bir gelişmedir. Demokratik, devrimci ve sosyalist çalışmaları temsil eden ve bunları müjdeleyen her adım değerli ve anlamlıdır. Atılan adımın sosyalist cephe güçlerinden gelmesi ise ekstra sevindirici, coşku vericidir. Karanlığa tutulan her ışık demeti, zulme yönelmiş her söz ve örgütlenmeye dönüşen her bilinç, aydınlık yarınlara doğru büyük bir eylemdir.

DGH Kurultayını başarıyla gerçekleştirdiğini ve bu kurultayla Sosyalist Öğrenci Hareketi ismini aldığını kamuoyuna duyurdu. Gençliğin dinamizmi bir adım önde olmasını gerektirir… Kurultay coşkusunu paylaşıyor, başarı dileklerimizi iletip selamlıyoruz! Sevincimize vesile oldu, umutla karşıladık gerçekleşmiş kurultay duyusunu. İçinden geçtiğimiz katı baskıcı faşist dönemde böyle bir çalışma yürüterek tamamlamak başlı başına bir başarı ve olumluluk iken, anılan bu ağır baskıcı dönemde demokratik veya Sosyalist mücadele cephesinden yükselen bir ses olması bakımından da olumlu, umut verici ve sevindiricidir.

Olağanüstü hal şartlarında hüküm süren sivil darbe iktidarının uyguladığı açık faşizme rağmen ve bu faşizme karşı mücadelenin bir unsuru olma temsiliyle gerçekleştirilmiş olması kurultaya büyük bir anlam yüklemektedir. Bu şartlar ve nitelikteki kurultay açıktan bir meydan okuyuş ilanıdır…

Kurultayın temsil ettiği bütün anlam, önem ve özellik salt gençlik hareketi (‘’öğrenci gençlik’’) için değil, genel demokratik ve Sosyalist mücadele örgütlenmesi için de geçerlidir. Kurultayın bu başarı ve olumlulukları onun esas yanıdır ve bu yan muhtelif eksikliklerine feda edilemez, karartılamaz. Buna karşın ve bu bilinçle, dikkatimizi çeken bir konuya değinmekten sakınmayacağız. DGH’den SÖH’ne dönüş zemininde yapılan yeni isimlendirmenin tartışmaya muhtaç olduğu açıktır. Bu tartışma gelecek kongrenin tartışması olsa da, şimdiden söz hakkımızı kullanmakta sakınca görmüyoruz. Ki, selamlama ve sevincimizi paylaşırken, bu vesileyle eleştiri hakkımızı da kullanmış olacağız…

Her nesnellik bir kavramda karşılık bulur veya adı geçen her nesnellik tabii olarak kendine uygun biçimde kavramsallaştırılır. Bunun gibi, her durum, gelişme, olgu, nitelik veya siyasi süreç de belli argümanlar temelinde kavramsallaştırılır. Bütün bu argüman ve kavramsallaştırmalarda nesnel gerçeği ifade etmek ya da yeterince ifade etmek gözetilmesi gereken temel bir öğedir. Ki, bu göz ardı edilirse, olgu doğru tanımlanmamış, gelişme objektif olarak tespit edilmemiş, siyasi süreç yetkin biçimde tarif edilmemiş, dolayısıyla hedefler, görevler, örgütlenmeler de isabete oturtulmamış olur. Kısacası, isimlendirmelerin yeni süreç ve argümanlara bağlı olarak tespit edilmesi, değiştirilmesi elbette gerekli veya doğru olandır. Fakat yapılan değişikliğin doğru olması da ayrı bir gerekliliktir.

Kanaatimiz o ki, DGH’ın gerçekleştirdiği kurultayda isim değişikliğine giderek Sosyalist Öğrenci Hareketi ismini alması önümüzdeki tartışmaların konusu olacaktır. Elbette bu tartışmalar önümüzdeki kurultayın tartışmaları olarak biçimlenmek durumundadır. Eleştirilerin gündeme gelmesi olağan ama hareketin böyle bir tartışmayı merkezine oturtarak yürütmesi olağan değildir. Zira yeni karar alınmıştır ve kararlaştırılan bu konu ancak bir kurultayla, somut olarak bir sonraki kurultayla ele alınıp yeniden kararlaştırılabilir. Dolayısıyla tabii olan eleştirileri dinleyip mütalaa etmek yeterli bir yaklaşımdır…

İsim değişikliğindeki eleştiri konusu gördüğümüz mesele şu; gençlik hareketinden geriye çekilip daralmaya doğru bir adım olarak öğrenci hareketine dönüşmek hatalıdır, anlayış olarak eksiklikler barındırmaktadır. ‘’Gençlik hareketi’’, bütün gençliği ihtiva eden bir isimlendire ve örgütlenme-örgüt olmasına karşın, ‘’Öğrenci hareketi’’ bütün gençliği değil, sadece öğrenci gençliği kapsayan bir isim-kavram-örgüt/örgütlülüktür. Dolayısıyla daralmaya gidilmiştir. Görevlerde, çalışmalarda, örgütsel faaliyetlerde ve elbette nitelikte de daralmaya gidilmiştir. Dolayısıyla bu isimlendirme gençliğin örgütlenmesi, çalışmaları, alanın hedef kitlesine dönük amaçlardan doğan ihtiyacı karşılamaktan uzaktır. Dahası, mevcut isimlendirme fiilen bir gençlik hareketi örgütlenmesi boşluğu yaratarak böyle bir örgütlenmenin ayrıca ele alınacağı izlenimi vermektedir. Kuşkusuz ki, böyle bir hedefin olduğuna ihtimal vermiyoruz. Ancak salt öğrenci gençlik hareketi olarak biçimlenen bir örgüt, bütün gençliği örgütleme vb zemininde değildir Dolayısıyla değişik kategorilerde bütün gençliğe hitap eden bir örgüt/örgütlenme ihtiyacı ortada/boşta kalmaktadır. Sadece öğrenci gençliği örgütlemekle yetinmek görev ve hedefi vb daraltmaktır, doğru da değildir. O halde öğrenci gençlik dışındaki gençliğin hangi gençlik örgütüyle toparlanacağı açıklanmak durumundadır. Öğrenci gençlik dışındaki gençliğe hitap eden örgütlenme hangisi olacak. Sosyalist Öğrenci Hareketi mi? Ama bu bir öğrenci hareketidir, öyle olduğunu deklere edip ismini almıştır!

Özcesi, önümüzdeki kurultay sürecine hazır bir tartışma şimdiden mevcut edilmiştir. Eksiklik de olsa, her şeyin sonu değildir, kıyamet hiç değildir. Fakat adımlar atılırken daha dikkatli olmak ve kaba eksikliklerden sakınmak için, bu günden eleştirmek ve eleştirilerden tecrübe edinmek gereklidir.

Bir kez daha Kurultay coşkusunu paylaşıyor, selamlıyoruz!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

SÖH’ten Kurultay değerlendirmesi!

Ekim 19, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dgh-kongre-foto-1Biz, bu noktada bütün alanı ve yaşamı örgütleyecek olan bir sosyalist halk hareketi perspektifiyle ancak bu sömürü sistemine karşı mücadele edebileceğimizi düşünüyoruz Sosyalist halk hareketi, yaşam alanlarını ve bu yaşam alanlarında üreten öznelerin gerçekliğinden hareketlenerek kendisine örgütlenme alanı açar ve ilerletir Emperyalist-kapitalist sömürünün yaşam alanlarımıza ve bedenlerimize yönelik gerçekleştirdiği saldırılar aynı zamanda bu sisteme karşı duran insanların mücadelesini açığa çıkartır. Sisteme karşı mücadele edenler, sistem içerisinde açtıkları çatlakları derinleştirerek sosyalizm perspektifli iktidar mücadelesi yürütürler. Hedefini sosyalist iktidar olarak belirlemeyen ve sistemin bütün yaşam alanlarımıza dönük politikalarına bütün bir yaşamı örgütleme perspektifiyle cevap olamayan bir hareketin başarılı olması bir yana, kendisini siyasal mücadelede var etmesi dahi oldukça zordur. Demokratik Gençlik Hareketi’nden Sosyalist Öğrencilere yaşanan süreci bu noktadan ele almalı ve değerlendirmeliyiz. Yoksa neden Sosyalist Öğrenciler olarak yeni bir siyasal perspektifle hareket ettiğimiz anlaşılamaz. Sosyalist Öğrenciler, bu bağlamda kendilerini Sosyalist Halk Hareketi perspektifinin bir parçası olarak görürler. Bu anlayıştan hareketlenerek siyasal mücadele hatlarını belirler ve uygularlar.

HABER MERKEZİ (19.10.2016)- 15 Ekim 2016’da gerçekleştirmiş olduğu 2. Merkezi kurultayı ile adını SÖH( Sosyalist Öğrenci hareketi) olarak değiştiren Sosyalist Öğrenci Hareketi kurultaya dair bir sonuç deklarasyonu yayınladı. Yayınlanan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Emperyalist-kapitalist sistem, yaşadığı dönüşümler sonucunda bütün yaşam alanlarına sızarak

Sömürüsünü geçmişe oranla daha fazla derinleştirmiştir. Öyle ki, bu sömürü sadece insanla ve canlılarla da sınırlı kalmamakta ve bütün ekosistemi tehdit etme noktasına ulaşmış durumdadır. Durum böyleyken, emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadele özneleri olarak bizler açısından bütün bir yaşamı örgütleme görevi yakıcı bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.

Biz, bu noktada bütün alanı ve yaşamı örgütleyecek olan bir sosyalist halk hareketi perspektifiyle ancak bu sömürü sistemine karşı mücadele edebileceğimizi düşünüyoruz. Sosyalist halk hareketi, yaşam alanlarını ve bu yaşam alanlarında üreten öznelerin gerçekliğinden hareketlenerek kendisine örgütlenme alanı açar ve ilerletir. Emperyalist-kapitalist sömürünün yaşam alanlarımıza ve bedenlerimize yönelik gerçekleştirdiği saldırılar aynı zamanda bu sisteme karşı duran insanların mücadelesini açığa çıkartır. Sisteme karşı mücadele edenler, sistem içerisinde açtıkları çatlakları derinleştirerek sosyalizm perspektifli iktidar mücadelesi yürütürler. Hedefini sosyalist iktidar olarak belirlemeyen ve sistemin bütün yaşam alanlarımıza dönük politikalarına bütün bir yaşamı örgütleme perspektifiyle cevap olamayan bir hareketin başarılı olması bir yana, kendisini siyasal mücadelede var etmesi dahi oldukça zordur. Demokratik Gençlik Hareketi’nden Sosyalist Öğrencilere yaşanan süreci bu noktadan ele almalı ve değerlendirmeliyiz. Yoksa neden Sosyalist Öğrenciler olarak yeni bir siyasal perspektifle hareket ettiğimiz anlaşılamaz. Sosyalist Öğrenciler, bu bağlamda kendilerini Sosyalist Halk Hareketi perspektifinin bir parçası olarak görürler. Bu anlayıştan hareketlenerek siyasal mücadele hatlarını belirler ve uygularlar.

 Neden Sosyalist Öğrenci Hareketi?

Demokratik Gençlik Hareketi olarak geçtiğimiz günlerde 2. kurultayımızı gerçekleştirdik. Bu noktada oldukça nitelikli tartışmalar yaşanmıştı ve sonuç olarak irademiz yoluna Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak devam etme kararı almıştı. Biz, bu noktada öncelikte neden çatı bir gençlik örgütü değil de Sosyalist Öğrenci ve Sosyalist Öğrencilere bağlı birimler, dernekler, meclisler olarak siyasal mücadele yaşamımıza devam ettiğimizi ele alalım.

Gençlik, biyolojik olarak insanların yaşadığı süreçsel bir evredir. Bu noktada insanlar biyolojik olarak belli evrelerden geçerler. Çocukluk, gençlik, yaşlılık gibi… Biz, bu noktada biyolojik olarak bir gençlik evresinin olduğunu tabi ki kabul ediyoruz; ancak gençliğin siyasal mücadeledeki karşılığının esas değil, tali olduğunu düşünüyoruz. Bize göre, esas olan şey, insanların yaşam alanları ve bu alanlarda kendini gerçekleştirme eylemidir. Bu noktada, siyasal sistemle yaşadığımız sorunların genç olmamızdan tanımlayarak oluşturduğumuz gençlik kategorisinin soyut bir siyasallaşmaya denk düştüğünü düşünüyoruz. İnsanların yaşam alanlarından ve bu alanda kendi öz çelişkilerinden örgütlenmenin ise, somut bir siyasal karşılığının olduğunu düşünüyoruz. Gençliğin tanımını sosyal, kültürel ve sınıfsal konumlanışları üzerinden yaptığımızda göreceğiz ki bunların hepsi genel anlamda tek tek farklı sınıfsal kimlikleri ifade eder. Biyolojik yaş aralıklarına göre yapılacak gençlik tanımı üzerinden meseleyi biyolojik sınırlara hapsetmek devrimci perspektif açısından hatalıdır. Kaldı ki bu biyolojik kimlik baki değil, süreçseldir. Üretici güçlerde hem sınıfsal hem cinsel sömürünün, (ezilen uluslara mensup bir işçide ulusal baskı da buna eklenir), metalaştırılmanın erkek egemen kapitalizm açısından bir parçası haline getirilmiş; toplumsal cinsiyet açısından “kadın”lık kimliğinin aldığı siyasal konumlanmaya benzer bir yanı olsaydı o zaman gençliği “işçi-köylü gençliği” olarak tanımlamamızın ideolojik-siyasal-örgütsel bir anlamı olurdu. Böyle olsaydı bile merkezileştirmek adına, parçanın özgün çelişkilerine müdahale etmede yetersiz yaklaşımların açığa çıkması kaçınılmaz olurdu. “Halk gençliği” derken ki kastettiğimiz kesim her ülkenin sosyo-ekonomik yapısına göre farklılıklar gösterse de, esas olarak Marksist düşünceden yola çıkan Kaypakkaya’nın tanımladığı gibi:”Halk hareketi ezilen kitlelerin sınıf hareketidir.”Halk her zaman için egemen sınıflar karşısında ezilen kitleleri kapsar. Öğrenci (esas olarak küçük burjuva), işçi, köylü, yarı-proleter, lümpen gençlik sınıf karakterinden kaynaklı “halk”ın kapsamındadır. Genç olmalarından kaynaklı “halk” kapsamına girmezler. Gelenek açısından bir biyolojik kategorizasyona eklenerek gelişen”… Gençlik-gençliği” tanımlaması siyasal bir sorunun bu siyasallığa dayalı örgütlenişinin soyut kavramsallaştırılmış halini ifade eden bir biçime dönüşmüştür. Somut olarak altı doldurulacak bir temelden yoksundur. . Nicel ve nitel açıdan en gelişkin, gelişmeye uygun, ileride merkezi konuma gelecek “öğrenci kesimin”, eğitsel-demokratik – devrimci mücadele alanlarında örgütlenememesinin nedeni bu teorik-düşünsel krizdir.

Bir de ideolojik-siyasal- kültürel açıdan, burjuvaziden, sınıflı toplum kültüründen devraldığımız kodlamalarla gençlik hareketlerini –merkezi hareketin bir “işçi, çırak-usta” ilişkilerine hapseden sağ bir anlayış vardır ki, gençlik kurumlarının, merkezi kurumun “işçisi” olarak bürokratik bir hiyerarşide yerlerini almalarına neden olmuştur. Gerçekteyse bu her alanın kendi sorunlarından hareket eden bağımsız gelişimini engellemiş, gençliği siyasal-düşünsel pratiği açısından merkezi siyasetin ihtiyaçlarına hapsetmiştir.

Öğrencilerin üretim ilişkilerinde aldığı (ya da bir başka deyişle henüz belirsiz bir biçimde yer aldığı-kesin olarak mezuniyetinden sonra yer almak için adım atacağı) sınıfsal konum, doğrudan üretim sürecinde yer almış bir işçiden çok daha fazla artı zamana sahip olacağı nesnel şartları yaratıyor olmasından kaynaklı hem öğrenci kitlesine hem de topluma bilinç taşıyacak öznel-nesnel imkânlara sahip bir sınıfı (küçük burjuvazi) ve kimliği (öğrenci) kastediyoruz öğrenci deyince. Proleter, yarı-proleter ve emekçi öğrencilerin sayısının azımsanmayacak derecede olduğu ama genel olarak tüm eğitim aşamaları dahil esas yönü belirleyen şeyin; öğrenci kesiminin, geçimlerini henüz kendi emekleri tarafından sağlayamayan toplumsal tabakayı oluşturdukları gerçeğidir. Eğitimin her geçen gün biraz daha fazla yaşamdan yalıtıldığı, bir pazara dönüştürüldüğü mevcut koşullarda; eğitim masraflarını emek güçlerini satarak karşılamaya çalışan; hatta çoğu zaman karşılayamadığı için eğitim kurumlarına devam edemeyen, atılan; eğitim masraflarını karşılamaya çalışırken “iş kazalarında” ölen öğrencilerin varlığı; eğitim kurumlarının kapitalist ‘kâr’a dayalı birer işletme olduğu gerçeğini her geçen gün biraz daha görünür kılmakta; yakıcılaşan sorunlar mücadele odaklarını netleştirmektedir. Ve yakıcılaşan her sorun, açığa çıkacak yeni hareketin karakterini belirlemektedir.

Kamusal bilginin üretildiği sistemin bu düşünsel aygıtının içerisine giren öznelerin; insanlık tarihinin bilgi birikimlerini kendisinin ve toplumsal yaşam alanlarının çatlaklarına çevirecek imkân ve araçlara sahip olmasıyla ilgilidir. Bu çatlaklar, bir yandan her yıl binlerce öğrencinin kapitalist sistemin gelişimi için gerekli “nitelikli” işgücünü sermayenin hizmetine sokarak gelişimine yararken; bir yandan da sermayenin, öğrencilerin ve toplum üzerindeki ezici baskısına karşı yönelecek eleştirinin, bu eleştiriye bağlı bilincin, eylemlerin gelişimine olanak tanır. Sistem kendi statükosunu sağlamlaştıracak, çeşitli reformlarla geliştirecek ya da yıkacak karşıtlıkları toplumsal bilginin bir avuç aristokratın elinden alındığı aşamadan, yeni üretici güçlerin gelişimini sağlayan ve üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde bulunduran, onların kaderlerini tayin edenlerin (feodal aristokrasiye karşı-burjuvazinin) tekeline sokmuştur. Burjuvazi kendi kârlı varlığı için “eğitimi”, daha geniş halk yığınlarına sunduğu 20. Yüzyılda, kapitalizmin gelişimi, iktisadi ve sosyal alanlarda daha fazla nitelikli işgücüne bağlı olduğundan daha fazla insanın “eğitilmesi” gereken aşamaya geçilmiştir. “Eğitim-öğretim” den, ”bilgiden” den , “düşüncede” den; dolayısıyla “öğrenci”den egemenlerin anladığı şey, biraz da budur. Bizim anladığımız şey ise ‘eğitim Bilimi’nin düzenin var olan tüm kalıplarından arındırılarak, kişiler ve toplumlar için gerçek insani anlamına kavuşturulması pratiğidir.

Bu noktada bilinmelidir ki, bizler öğrenci alanından ve buna uygun bir siyasal politik hattan bahsederken bunu gençlik üzerinden tanımlamıyoruz. Bu noktada, siyasal anlamda bir gençlik tanımlamasını reddediyoruz. Burada, reddettiğimiz yukarıda değindiğimiz insanların biyolojik olarak yaşadıkları biyolojik evre değil, siyasal anlamda bir karşılığı olmayan gençlik kategorisini reddediştir. Bunun anlaşılması oldukça önemlidir. Biz, bu siyasal örgütlenme modelini salt öğrenci hareketi noktasından önermiyoruz sadece ve daha geniş anlamda ifade edecek olursak, yukarıda da değindiğimiz gibi bizler yaşam alanlarından ve bu alanlarda kendini var eden insanların faaliyetlerinden bahsediyoruz. Bu bağlamda meseleye yaklaştığımızda öğrencinin, işçinin-emekçinin-kadının vs. kendi öz çelişkilerinden ve yaşam alanlarından hareketlenerek siyasal örgütlenmelerinin yapılması gerçekliğimize en uygun olan örgütlenme modelidir. Bu noktada, bir işçinin sırf biyolojik olarak genç olduğundan kaynaklı gençlik gibi soyut örgütlenme modelinde yer almasının siyasal, politik ve yaşamsal olarak bir izahının olmadığı son derece açıktır. İşçi ve emekçi sınıfların kültürel- kimliksel aidiyetlerinde görülen farklılıklara rağmen bir işçinin öz örgütü, çalışma alanları içerisinde ekonomik-demokratik haklarını arayabileceği sendikadır. Sendika kişilerin yaş, inanç, kimlik, kültürel aidiyetlerinden, siyasal tutumlarından çok, var olduğu alandaki niteliğiyle ilgilenir. Onun tekstil işçisi olması tekstil alanındaki sendikada örgütlenmesine yeterlidir. Sendika bir araç olarak işçi sınıfı niteliğinden değil, hangi alanda iş gücü olarak varlık gösterdiğinden ve onun özlük (sınıf) haklarından yola çıkar. Ki, Marksistler için en uygun örgütlenme tarzı da yaşam alanlarından ve o alanın niteliğinden hareket eden bir örgütlenme anlayışıdır. Bu noktada geleneksel olarak oluşmuş bir gençlik tanımlanmasının da aşılması bu noktada oldukça bilimsel bir noktada durmaktadır. Biz kalıplaşmış anti-bilimsel şeylerden hareket eden bir anlayışın değil, bilimsel ve yaşamda karşılığı olan gerçeklikten hareket eden bir anlayışın devamcılarıyız. Dolayısıyla diyalektik materyalist bir yaklaşımla daha önceki düşüncelerimizi nitel olarak sıçratmamız ön açıcı bir noktada durmaktadır.

 Sosyalist Öğrencileri inşa ediyor, Konferansa çağırıyoruz!

Önümüze koyduğumuz bu yeni anlayışın programı ve hareket tarzı önümüze koyduğumuz konferansla açığa net olarak çıkacaktır.Bütün yoldaşlarımızın, bu noktada bu yeni anlayış üzerine kafa yormaları,öneriler sunmaları ve anlayışımızı geliştirmeleri son derece önemlidir.Program,tüzük,logo,site, örgütlenme yöntemleri gibi örgütsel perspektif ve yöntemi konferans ile deklare edeceğiz yoldaşlar. Neden Sosyalist Öğrenci Hareketi sorusunun bu noktada cevabını bulduğunu düşünüyoruz.

 Sosyalist Yol Gençliği ile Demokratik Gençlik Hareketi’nin birliği üzerine!

Bilindiği üzere Halkın Günlüğü Gazetesi ve Sosyalist Yol dergileri geçtiğimiz aylarda ortak bir ideolojik ve politik noktada ortaklaşmalarından dolayı iradelerini birleştirmişlerdi. Bu birlik, sadece birlik olmak adına bir birlik değil, ideolojik-politik bir birlikti. Sosyalist Yol Gençliği ve Demokratik Gençlik Hareketi, kendi gerçeklikleri noktasında ideolojik-politik noktalarda yakaladıkları ortaklaşma üzerinden iradelerini birleştirmişlerdir. Bu birlik, en temel mesele olarak ”gençlik” tanımlaması ve örgütsel model nasıl olmalıdır? Üzerinde yoğunlaşmış ve bu zeminde her iki gençlik kurumumuz da bu noktada ortaklaşmıştır. Bazı konulara bakış noktasında tali farklılıklar olsa da, gençlik örgütlerimiz bu tali konuları birlik önünde bir engel olarak görmemiş ve bu konular, yoldaşlık çerçevesinde yürütülecek iki çizgi mücadelesiyle devam ettirilmesi kararı almıştır.  İdeolojik-politik zeminden beslenen bu birlik bizler açısından büyük bir umut ve heyecan yaratmıştır. Bunun haklı mutluluğunu yaşıyoruz ve iradelerimizin birliği sonucu oluşan Sosyalist Öğrencilerin düşünsel ve eylemsel niteliğinin en üst seviyeye çıkarılması görevi ile karşı karşıya olduğumuzun bilincindeyiz. Şüphesiz ki, irademiz bunu gerçekleştirecek güce ve niteliğe sahiptir. Bu yeni zeminde gelişen birliğimizin bütün ezilenlerin mücadelesinde ön açıcı olması umuduyla kurultay sürecinde emeği geçen bütün yoldaşlarımızı, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün ezilenleri yoldaşça selamlıyoruz.’’

 Kapitalizm Çürümüşlüktür Tek Alternatif Sosyalizmdir!

Sosyalist Halk Hareketini Her Alanda İnşa Edelim!

Sosyalist Öğrenci Hareketinin Birimlerini, Derneklerini, Meclislerini İnşa Edelim!

Yaşasın Sosyalist Öğrencilerin, Sosyalizm Mücadelesi!

Yaşasın Siyasal ve Tarihsel Öncelimiz Demokratik Gençlik Hareketi!

Sosyalist Öğrenci Hareketi

19 Ekim 2016

adhk tarafından

Siyasette Metot ve Anlayış Sorunları Üzerine!

Ekim 18, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

bes-ustaNasıl ki, düşmana karşı mücadele alanı ve niteliğindeki siyasette yıkıcı karakter zorunlu ve ihtiyaçsa, dost ve halk için siyaset alanı ve niteliğinde birleştirici/yapıcı olmak o kadar zorunlu, o kadar ihtiyaçtır Bu alandaki siyasetin birleştirme karakterinin esas olduğunda hemfikir isek, mesele izleyeceğimiz veya izlememiz gereken metot sorununu çözmeye kalır Metot sorununda birleştirici olma karakteriyle hemfikir olunan temel anlayış esasen metot sorununu da çözüme kavuşturan zemindir Bunun yetmediği durumda yürütülmesi gereken tartışma şu soruyla yürütülmek durumundadır. İzlediğimiz metotla birleştirmiyor, bilakis dağıtıyorsak ya da yöntemimiz birleştirme yeteneği göstermiyor, tersine yalnızlaştırıyorsa, o halde metot ya da yöntemimizin hatalı olduğunu düşünüp gözden geçirmemiz gerekiyor. Birleştirici yöntem ne ise ona itibar etmemiz gerekiyor. Peki, birleştirici yöntem nedir, nasıl ele alınmalıdır?

HABER MERKEZİ (18.10.2016)-Siyaset somut meseledir. Siyasetin somut mesele olması, somut durum ve koşullar üzerinden yürütülmesi ya da şekillenmesinden iler gelir. Siyasetin, somut şartların ihmal edilerek salt teorik doğru ve değişmez ilkelerle biçimlendirilmesi ya da yürütülmesi siyasette kabızlıktan ileri sonuç vermez. Dolayısıyla, siyasetin teorik doğru, evrensel kanun ve ilkelerin sınırlılıklarından kurtarılarak bizzat somut koşul ve duruma uygun ele alınması kesinlikle gereklidir. Somut durumdan kopmamak kaydıyla, genel teorik prensiplerle gerçek yaşamın ihtiyaçlarını birleştiren siyaset tek doğru MLM siyasettir. Bunda bir tereddüt yoktur, olamaz. Ne yalnız teorik doğrularla hareket edip siyaseti böyle biçimlendirmek doğrudur, ne de yalnızca somut duruma kapanıp teorik ilkeleri yadsıyarak siyaseti biçimlendirmek doğrudur. Siyasette tek yanlı her yaklaşım yanlış ama iki yanı(farklı yanları) görüp birleştiren yaklaşım doğrudur.

Siyasete dair söylenecek önemli bir şey de, onun tüm yaşamı kapsayan, yaşamın her alanını ilgilendiği ve her alanıyla ilgilendiği gerçeğidir. İnsan yaşamında siyaset dışında kalan bir tek alan olmadığı gibi, insanın tüm etkinliği siyaset konusudur. Siyasetin bu yaşamın kopmaz bir parçası olduğu çarpıtılamaz doğrudur.

Bu anlamda siyaset, çelişkilerden, sorunlardan, ihtiyaçlardan, görevlerden doğan canlı bir eylemdir. Ancak bu, siyasetin politika halidir. O halde kelimenin gerçek manasında siyaset, salt somut durumda ifade bulan çelişkiler, sorunlar, ihtiyaçlar, görevler vb sınırlılığından ibaret değil, bunu yadsımadan teori düzeyine çıkmış bilginin, (yani üretim mücadelesi, bilimsel deney ve sınıf savaşımı alanları pratik tecrübesinden süzülerek gelen bilginin) sistemleşerek bilim düzeyine varmış halidir. Sistemli hale dönüşmemiş bölük-pörçük, dağınık ya da izafi bilginin bu siyaset niteliğini temsil etmesi düşünülemez, iddia edilemez.

Budandır ki, hazmedilip sindirilmeden yutulmuş veya çizgileşmiş sistemli bilgi düzeyine vardırılıp bilim olarak yutulmamış çuvallar dolusu sistemsiz bilginin yutulması, teorik kafa karışıklığından ileri bir sonuç vermez. İşte bu nitelikte yutulmuş bilgilerle yapılan siyaset, özellikle de bu dağınık-sistemsiz bilgiler gerçeği ile yükselmiş duygu anaforu atmosferinde yapılan siyasetin dağınık ve öznelci olması kaçınılmazdır. Eğer egoların tatmini, kişisel-kendini kanıtlama çabası veya kibir ve küstahlık da yapılan bu siyasete karıştırılırsa, bu siyaset dağınık olmaktan öteye dağıtıcı potaya tüm ağırlığıyla oturur. Kalkması da zorlaşır. Zira bencilliğin bulaştığı siyaset burjuva kişilik ve siyasette büyük özürler taşıyarak kronikleşme eğilimindeki bir hastalığa dönüşmüş demektir… Bencillik, kibir ve ukalalık siyasette burjuva zirveye giden yoldur. Burjuva olmayan siyasette mütevazılık belirgin davranıştır ki, bu, bilimsel siyasetin gücü ve kendine güveninden ileri gelir esasta.

Burjuva siyaset ile bilimsel devrimci siyaset iki farklı niteliği temsil eder

Burjuva idealist siyaset ile bilimsel devrimci siyaset tüm temelleriyle ayrışan iki farklı niteliği temsil ederler. Salt dayandıkları teorik bilimsel zemin, hedef ve amaçlar veya gericilik-ilericilik denklemi itibarıyla değil, kullandıkları veya benimsedikleri metot açısından da iki ayrı kulvarda yol alırlar. Kimin için siyaset, ne için siyaset soruları yapılan siyasetin niteliğini ayrıştırmaya yararken, yürütmemiz gereken siyaseti ve bu siyasette benimseyeceğimiz yöntemi de belirler.

Halk için ve halk düşmanlarına karşı devrimci siyaset yaptığımız genel doğrudur. Halktan yana ve halk düşmanlarına karşı siyaset olma zemininde bu bitişik ikili özellik, fiilen siyasetimizi iki cephe ve nitelikte biçimlendirir. Birleştirici ve yapıcı siyaset niteliği ilerici sınıflar ve tüm halk için yapılan devrimci siyaset özelliğini temsil ederken, yıkıcı ve tahripkâr siyaset niteliği ise halk düşmanı tüm gerici sınıflara karşı yürütülen devrimci siyaseti temsil eder. Evet, birinci özellikte yapıcı, birleştirici, dönüştürücü, kazanıcı zeminde dostluk karakteri belirleyici esastır, ikinci özellikte yıkıcı, yıpratıcı, tahripkâr zeminde düşmanca karakter belirleyici esastır… Siyasetteki bu ikili özellikte mütevazı olma tutumu ile meydan okuyucu olma tutumu, siyasetin yürütüldüğü alan ve nitelikle alakalıdır.

Nasıl ki, düşmana karşı mücadele alanı ve niteliğindeki siyasette yıkıcı karakter zorunlu ve ihtiyaçsa, dost ve halk için siyaset alanı ve niteliğinde birleştirici/yapıcı olmak o kadar zorunlu, o kadar ihtiyaçtır. Bu alandaki siyasetin birleştirme karakterinin esas olduğunda hemfikir isek, mesele izleyeceğimiz veya izlememiz gereken metot sorununu çözmeye kalır. Metot sorununda birleştirici olma karakteriyle hemfikir olunan temel anlayış esasen metot sorununu da çözüme kavuşturan zemindir. Bunun yetmediği durumda yürütülmesi gereken tartışma şu soruyla yürütülmek durumundadır. İzlediğimiz metotla birleştirmiyor, bilakis dağıtıyorsak ya da yöntemimiz birleştirme yeteneği göstermiyor, tersine yalnızlaştırıyorsa, o halde metot ya da yöntemimizin hatalı olduğunu düşünüp gözden geçirmemiz gerekiyor. Birleştirici yöntem ne ise ona itibar etmemiz gerekiyor. Peki, birleştirici yöntem nedir, nasıl ele alınmalıdır?

Öncelikle birleş(tir)meyi başarmak için, yöntem dışındaki diğer zemin mevcuttur. Eksik kalan yöntemde doğru halkayı yakalamaktır. Doğru halka, devrimci veya yoldaş olma vasfı esasta korunarak buna dönük eğilimin egemen olduğu her ‘’sorunlu’’ durumda birleş(tir)meyi tereddütsüzce tercih ederek becerme iradesini sergileme yoludur. Bu kast edilen doğru yöntemin genel tarifidir. Asgari müştereklerin mevcut olduğu fakat bir dizi hata ve eksikliğin olduğu durumlarda, esas olan ortak müştereklerde buluşma yönünde duruş sergilemek birleşme/birleştirme yönteminin yalın yöntemidir. ‘’Sorun’’ gördüğümüz noktalara karşın, ortaklaştığımız yanların ve birleşme zeminimizin öne çıkarılarak esas alınmasıdır doğru yöntem. Sorun veya olumsuzluk gördüğümüz her durumda ayrışmayı tercih eder, benimser ve önerirsek, kuşkusuz ki birleşme yöntemini kullanmamış oluruz.

Elbette her durum aynı değildir, farklılıklar barındırır. Dolayısıyla her durumda veya her duruma somutta tavır geliştirilir. Birleşme yöntemi mi, ayrışma yöntemi mi izleyeceğiz? Buna, tartışma konusu sorunlu somut durumun esas yanı belirlenerek karar verilir. Şayet asgari müşterekler ortadan kalkmışsa, şayet demokratik şartlar ortadan kalkmışsa, şayet sorunlu hal esas duruma geçmiş genel niteliğe damga vurmuş, dolayısıyla genel niteliği uzlaşmaz sınırlara taşımışsa, olumlu yönde eğilim ve istem belirtileri görülmüyor ve olumsuz yönde irade sergileniyorsa, elbette birleşme/birleştirme söylemi boş kalır, karşılık bulmaz. Dolayısıyla da birleşme kaygısı zayıflar. Öte taraftan birleşmede esasta zemin olmasına karşın, ciddi hata ve olumsuzlukların söz konusu olduğu durumlarda, birleşme tavrı esasta benimsenmesi gerekmekle birlikte, bu zeminde ciddi hata ve olumsuzluklar karşısında hiçbir tavır-tutumun alınmaması da savunulamaz. Bilakis, birleşme yanı egemen de olsa ciddi hata ve olumsuzluklar karşısında idari tedbirler geliştirmek ya da benimsemek mümkündür. Ne olursa olsun yaptırım uygulama ve idari tedbirlere başvurma yöntemi mutlak biçimde yansınmalıdır denilemez. Hatta isabetli olmak kaydıyla yaptırım-cezai yöntemler gerekli ve ihtiyaçtır. Mesele, bu tedbirlerin nerede ve nasıl devreye sokulacağını doğru ve isabetli tespit edebilmek, objektif ve gerçekçi yaklaşımı uygulayabilmektir. Her durumda birleşme mutlaklaştırılamayacağı gibi, her durumda(olumsuzlukta vb) yaptırım yöntemi de mutlaklaştırılamaz.

Burada altını çizelim ki, kendimizin uygulayacağı veya uyguladığımız yöntem ve anlayış sorunlarımızı konu edinirken ve bunların düzeltilmesinden söz ederken, bütün sorunun sadece bizlerin yöntem ve anlayışında olduğu, sadece bizlerin kendimizi düzeltmemiz gerektiği yaklaşımında değiliz. Kendi yöntem ve anlayış sorunlarımızı konu etmemiz olağan olup bunun esas nedeni, her sorunda kendimizin payını olduğu varsayımından hareket ederek her şeye rağmen öncelikle kendimizin ‘’ipe çekilmesi gerektiği’’ kavrayış ve bilincinden hareket ediyoruz. Yoksa bahsi geçen sorunlu zeminin ya da birleşme hedefini tartıştığımız muhatap(lar)da sorun olmadığı, bu muhatabın kendisini düzeltme ihtiyacı olmadığı, dahası bu muhatabın olduğu gibi kabul edilerek eleştirilmemesi ya da kendisini düzeltme ihtiyacının olmadığını kast etmiyoruz. Bu bağlamda bizler ne kadar kendimizi sorgulayıp eleştiriyorsak, daha fazlasını ‘’sorun’’ olan muhatabın da yapması gerekmektedir.

Bilincimiz her sorunda öncelikle kendimizden başlamamızın doğru ve gerekli olacağı üzerinden şekillenmektedir. Kendini eleştirmeyenlerin bir arpa boyu yol alıp ilerlemeyecekleri de bilinmelidir. Yoldaşlarımızla birleşme, parti ve kitlelerle birleşme eyleminin tümünde, ilk önce kendimizi ve yöntemimizi düzelterek veya mümkün olan en doğru metodu yakalayarak başlamamız gerektiğine inanmaktayız. Ancak kendimize dönük eleştirel tutumumuz, hata ve olumsuzluklar sergileyen yoldaşların sütten çıkmış ak kaşık oldukları, dolayısıyla yan gelip yatmalarını ve kendilerine toz kondurmadan rutin hallerini devam ettirmeleri anlamına gelmez, gelmemelidir. Kendimizi ve yöntemimizi eleştirdiğimiz kadar hatalı yoldaşları da eleştirmekte, eleştirmeyi bilmekteyiz.

Yanlışlarla mücadele ederek birleşme siyaseti en doğru olandır

Sonuç olarak, sorun ve hatalarla karşı karşıya olduğumuz her somut durumda yapmamız gereken şey, ya hata ve sorunlarla aramıza kesin sınırlar koyarak her şeyi kendi haline bırakan mücadelesiz tutumla yalnızlaşma eğilimi benimseyeceğiz ya da söz konusu hata ve olumsuzluklarla mücadele tutumu içinde hatalı yoldaşlarla birleşerek yürümeyi benimseyeceğiz. Bu yürümenin hatalarla uzlaşma temelinde değil, mücadele temelinde olacağı da açıktır. Nitekim izlememiz gereken yöntem hata ve olumsuzluklar barındıran yoldaşlarla, yani mücadeleyi birlikte göğüslediğimiz ve göğüsleyeceğimiz mevcut potansiyelle gerekli olan eleştiri-mücadele ve gerektiğinde yaptırımlara da başvurarak birlikte yürümektir. Bunu yapmayacaksak ya da yapmadığımız takdirde birlikte yürüyeceğimiz potansiyelin kim ve nerede olduğunu açıklamamız gerekmektedir. Kendimizi çaresizlik ve açmaza sürükleyemeyiz. Çaresiz değiliz, hatalar barındırsa da birleşme zeminine sahip olduğumuz mevcut potansiyelimizle ve bu potansiyeli ilerletme perspektifiyle yürüyecek, yürümeye devam edeceğiz. Başka alternatifin geçerli olmadığı ve sunulmadığı koşullarda hep hata ve olumsuzluklardan söz etmek, olumlu yanları görmeyip yalnızca olumsuzlukları görmek, sorunlardan bahsedip çözüm üretmemek karamsarlıktan başka bir şeye hizmet etmez.

Partinin merkezi karar ve planlarına bağlı kalmak her partili militanın yükümlülüğüdür. Parti birliğini veya birleştirici olmayı baltalayan her yaklaşıma karşı mücadele edip bu birleşmeyi merkezi yapıya sadık zeminde sağlamak görevdir. Bu görev her bir yoldaş için aynılıkla geçerlidir. Ciddi hata ve eksiklikler içinde olan yoldaşlar özellikle düzelme iradesi sergilemekle yükümlüdür. Hata ve eksiklikler şahsında da olsa olumsuz yanlarıyla-değişmeksizin kendilerini partiye dayatmaları doğru değildir. Değişmek, birleşmek ve gelişmek için adım atmak, gayret göstermek durumundadırlar bu yoldaşlar. Öte taraftan dışlayıp ötelemek kolaycı yoldur. Son çare olarak başvurulması gerekendir. Yaptırım uygulamak reddedilemez ama bu uluorta başvurulur bir yöntem olarak ele almak sakattır. Cezai yaptırımlara ne zaman/hangi durumlarda ve nasıl başvurulacağı son derece dikkatli tespit edilmek durumundadır. Aksi halde kendimizi yalnızlaştırmamız veya güç ve potansiyelimizi dağıtmamız kaçınılmaz olur…

Pratik davranışta doğru yöntem meselesi ne kadar önemli ise, teorik yaklaşım ve anlayışta da o da kadar önemlidir. Ki pratik davranıştaki yöntem teorik kavrayıştan bağımsız değildir. Bu anlamda anlayış/çizgi sorununu doğru zemine oturtmak temel şarttır. Kaldı ki, yöntem ve anlayışta gündeme gelen hatalar sadece pratik saha ve uygulamada değil, teorik alanda da gündeme gelmektedir. Yani davranıştaki yöntem hataları teorik zeminden bağımsız olmadığı gibi, bu hatalar teorik alanda da yaşanmaktadır. Aynı zamanda, bu hatalar salt birilerine ya da bazı yoldaşlara, komitelere vb has değil, genel bir sorundur ya da partinin sorunudur.

Yazının baş tarafında değindiğimiz gibi, genel durumu tanılamasa da, ampirik bilgilerin yutularak alının ampirik enerjiyle teorik sahada çizgileşeme özrü taşıyan ya da sistemleşememiş olarak askıda kalan ve yanı sıra entelektüel polemikçiliğin kötü kopyası olarak dışa vurup egonun tatmin edilmesi özünde beliren bir dizi cılız fikrin nereye oturduğu netleşmemiş savruk yolculuğa çıkışına tanık olmaktayız. Teorik fikrin bağıntılı fikirlerle birlikte ele alınmayıp veya ancak fikirler paketi olarak anlam kazanabilecek fikrin, diğer fikirlerle zorunlu birliği sağlanmadan kendi başına olmakla taşıdığı anlamsızlık içinde ileri sürülmesi teorik kafa karışıklığı kadar metodoloji sorununu da açıklamaktadır. Bu anlamda bütün sorun davranış alanındaki yöntem sorunuyla sınırlı değil, teorik zemindeki yöntem ve genel metodoloji sorunu kapsamında anlam kazanmaktadır.

http://www.halkingunlugu.org/