adhk tarafından

Alevilerden RTÜK’e “kararını geri al” çağrısı

Aralık 31, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Yol TV’nin kapatılmasını protesto eden Alevi Bektaşi Federasyonu, RTÜK’e “Kararını geri al” çağrısı yaptı

HABER MERKEZİ (31-12-2016)- Yol TV’nin kapatılması İzmir’de Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından protesto edildi. Konak Eski Sümerbank önünde yapılan açıklamada, “Alevilerin, Emekçilerin, Kadınların, Gençlerin Kanalı YOL TV Susturulamaz” pankartı açılırken, “Özgür basın susturulamaz”, “Faşizme karşı omuz omuza” ve “Alevilerin sesi susturulamaz sloganları atıldı.

Açıklamayı yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Bakan Yardımcısı Fazlı Aslan, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nu (RTÜK), aldığı karardan geri dönmeye çağırarak, “Hükümetin bu yanlış karara müdahale etmesi gerekmektedir. Bu karar Alevilerin susması anlamına gelmektedir. Yol TV’nin tekrar yayına başlaması için girişimlerde bulunacağız” dedi.

http://www.halkingunlugu.org/

ERDAL EMRE tarafından

Dünyanın Uzaktan Görünüşü

Aralık 31, 2016 de ERDAL EMRE ERDAL EMRE tarafından

Erdal Emre (31-12-2016) Dünyamıza damdan veya komşu bir gezegenin balkonundan bakıldığında, görünen manzara, kaotik bir tiyatro sahnesini andırıyor olmalı. Hastaların, bilgelerin, kasap ve kurbanların, iktidar tutkunu megaloman delilerin birbirini kıyasıya tırmaladıkları, avaz avaz bağırıştıkları devasa bir sahne… Küresel çapta bir tımarhane, mezbaha ve laboratuvar karışımı mahşeri bir arena…

Hayal mahsulü şizofrenik tanrıların, manipülasyon ve sahtekarlık abidesi manik depresif elçilerin, cehaletin şahı  hasta kulların, masal yiyip hurafe çıkaran ilahiyatçıların, doymak bilmez tekellerin, siyaset hokkabazlarının, aç gözlü ticaret madrabazlarının, cennet hayaliyle avunan sefillerin, “vatan/bayrak uğruna şehadet şerbeti” içen safdillerin, devletlerinin  “ilelebet payidar” kalacağını sanan “elit” ahmakların ve bir avuç muhalifin, bilim/sanat/felsefe bilgesinin kıyasıya kapıştığı tuhaf bir ekran…

“İnsan” türüne yaraşır, gayet “insani” bir manzaradır uzaktan görünen. Kadını ezen, küçüklerine tecavüz eden bu “tür”ün erkek olanı, yine “erkek mi erkek” tanrılara, tanrısal ahlaka yaslanarak aklanıyor. Din ve “vatan” adına işlediği büyük cinayetlerden, talanlardan  “ibadet”, “ulusal çıkar” ve “şehadet” ayinleriyle paklanıyor.

Yaptığını yıkan, büyük yangınları tutuşturan ve ardından itfaiye hortumuna sarılan; bir yandan on binleri, milyonları katlederken, öte yandan bir kuşu ya da kediyi hayata döndürmeye çalışan bir tezatlar, trajediler ve komediler uygarlığı…

Uzaktan bakıldığında, sonsuz kozmik alemde -nano teknolojiyle bile zor görülebilecek olan- adına “dünya” dediği toz zerresinin içinde medeniyetçilik oynayan “insan” isimli bir türün ironik serüvenidir görünen…

İşler ters gidince, aşklar ve evlilikler de ters gidiyordu. İngiltere, Brexit’le “herkes evine” derken, saklanamayan bir çözülmeyi de başlatıyordu.

Neydi terslik? Ne olacak! Sömürgelerden gelen gelirin azalması, yeryüzünde sömürgeleştirilecek boş arazi kalmaması ve sofraya yeni ejderhaların gelmesiydi.

Bir de büyük kalabalıkların homurdanır gibi olması, refahın ve özgürlüklerin kırıntılarına hücum etmeye, kapılara dayanmaya başlaması…

Ama sömürgeci kapitalist dünya, ranta dönüştürmeyi umduğu artıklarını da paylaşmaya yanaşmıyordu artık.

Ultra tekeller, değişik boy ve ağırlık ölçülerindeki sermaye grupları, kârlarını bir kaç misli büyütememeye “kriz” diyor. Emek dünyasının yarattığı zenginlik birikimini silahlanmaya, militarizasyona ve toplumların başına bela devletlerin astronomik giderlerine  harcayan kapitalist uygarlık her gün biraz daha çıkmaza saplanmakta, yıkımın eşiğine gelmektedir.

Bırakalım ülkeleri, dünyayı bir şirket gibi yönetmeye çalışan sermaye grupları daha çaplı şavaşları kışkırtmaktadırlar. İkinci dünya savaşı denilen tarihin en vahşi boğazlaşmasından sonra geri çekilen milliyetçi dalga mezarından yeniden doğrulmuş bulunuyor. Ortadoğu’nun ve kara Afrika’nın hal-i pür melali zaten ortada. Savaş sonrası dönemin “en barışçı anayasası”nı terk eden Japonya’nın yeniden silahlanması, pasifik’in ısınması demektir.

Atlantik’in her iki yakasından yola çıkan milliyetçilik ve popülizm virüsü hızla yayılıyor.  Milletlere yalan söylemek demek olan milliyetçilik ile, halklara yalan söyleyerek “halkçılık yapmak” olan popülizm el ele verip dünyayı dolaşıyor. Samuel Johnson’un deyimiyle, “alçaklığın son sığınağı olan milliyetçilik” yeryüzünü dolanırken, rakip kampları da uyararak düşmanlıkları küreselleştiriyor.

Paranın diktatörlüğü insan zekasının tüm başarılarını, bilimsel ve teknik alandaki ilerlemeyi kapitalizmin hizmetine koşarak bir yıkım gücüne dönüştürüyor. İnsan aklı küresel tekellerin denetiminde  -kaçınılmaz olarak- akılsızlık, savaş ve sefalet üretimine dönüşüyor. Dünyadaki tüm savaş bakanlıklarının ismi “savunma bakalığı”dır; hiç “saldırı bakanlığı” yoktur. Ama yerkürenin saldırıya uğramayan bir tek metrekaresi de yoktur.

Yeryüzü ve gökyüzünü güvenlik kameralarıyla dolduran kapitalist çılgınlık, gaspettiği toplumsal zenginliği yeni güvenlik duvarlarının inşaasına, silahlanmaya ve polisiye önlemlere harcayarak çıkmazını derinleştiriyor.

Doğadan elde ettiği enerjiyi bombalara dönüştürüp yine doğanın böğründe patlatarak bütün bir ekolojik dengeyle oynuyor, eceline susadığını alenen ilan ediyor.

Para ve özel mülkiyetin tatminsizliği bireyi, toplumu ve doğayı trajik bir yıkıma sürüklüyor. Pimi çekilmeye hazır bir bomba haline getirilen dünyamız, tam da bu nedenle yeni/alternatif bir uygarlık modeline gebedir.

Dünyanın bu gerçeğini sistemin bir kısım mensupları da itiraf etmektedir artık.

Önümüzdeki bin yıl, insan soyu için bir dönüm noktası olacağa benziyor.

İnsanlık ya mülkiyet dünyasını aşıp kendi sınırlarını da ileriye doğru taşıyacak ya da kendi eliyle kendi kökünü kurutacaktır.

Gezegenimiz insan türünün elinden intihara teşebbüs etmez ya da kozmik bir kazaya kurban gitmezse şayet,   -tüm geri düşüşlerine rağmen- kendini aşmaya doğru evrilen  bu lanet  ve  harika türün uzun vadedeki geleceğinden iyimser olabiliriz.

2017 yılının eşitler, özgürlükler ve komünler uygarlığı yolunda kapitalist/dinci/milliyetçi delirmeye itirazların yükseleceği bir yıl olması dileğiyle…

Erdal Emre

30/12/16

adhk tarafından

DHF derneklerine polis baskını

Aralık 31, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

İçişleri Bakanlığı, DHF bileşen derneklerinin de yer aldığı 94 derneğin faaliyetinin daha durdurulduğunu açıkladı Yapılan açıklama sonrası dernekler polis tarafından basılarak kapatıldı

HABER MERKEZİ (30-12-2016)- İçişleri Bakanlığı, DHF bileşen derneklerinin de yer aldığı 94 derneğin faaliyetinin daha durdurulduğunu açıkladı. OHAL kapsamında daha önce 1325 dernek kapatılmıştı.

İçişleri Bakanlığı, 94 derneğin daha faaliyetinin OHAL kapsamında durdurulduğunu açıkladı.

İçişleri Bakanlığı’ndan konuya dair yapılan açıklama şöyle:

“OHAL Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak amacıyla 20 ilimizde milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen; FETÖ bağlantılı 42, PKK/KCK bağlantılı 26, DHKP-C bağlantılı 3, diğer  aşırı sol örgütlerle bağlantılı 19  ve DEAŞ bağlantılı 4 olmak üzere 94 derneğin faaliyetleri valiliklerimizce durdurulmuştur.

Bunlara ilişkin inceleme, değerlendirme çalışmaları devam etmekte olup, terör örgütleri ile irtibatlı tüm yapı, grup, oluşum, kurum ve kuruluşlarla mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir.

Daha önce, 23 Temmuz 2016 tarih ve 667 sayılı KHK ve 22 Kasım 2016 tarih ve 677 sayılı KHK’lar ile; FETÖ bağlantılı 1108, PKK/KCK bağlantılı 189, DHKP-C bağlantılı 20 ve DEAŞ bağlantılı 8 olmak üzere toplam 1325 dernek kapatılmıştır.”

DHF bileşen dernekleri kapatıldı

İstanbul/Sarıgazi

Sarıgazi Yüz Fikir Kültür ve Sanat Derneği dün gece yarısında polisler tarafından basıldı. Polisler tarafından yapılan baskında dernek binası talan edilerek mühürlendi.  Polisler tarafından yapılan kapatma işlemine dair dernek yönetimi kısa bir açıklama yayınladı. Yayınlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Faşist Erdoğan AKP iktidarı saldırılarını sürdürürken bu saldırılarını yeni KHK’lerle meşrulaştırmaya çalışmaktadır.  Hiç bir güç hiç bir baskı sosyalizm mücadelesi önünde engel değildir.  Hiç bir saldırı mücadelemizi engelleyememektir

Ankara ve Dersim’de dernekler kapatıldı

DHF bünyesinde faaliyet gösteren Ankara Demokratik Haklar Derneği 30 Aralık 2016 tarihinde Ankara Valiliği tarafından üç ay süreyle kapatıldı.

Dersim Munzur Demokratik Haklar Derneği’ne de baskın yapıldı. Siyasi polis ve Mali Şube polislerince dernek bürosunda arama yapıldı. Yapılan aramalar sonrası Dersim Munzur Demokratik Haklar Derneği mühürlenerek süresiz kapatıldı.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

ADHK; Yeni Yılda, Direnen halklar kazanacak!

Aralık 29, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

2017 yılının tüm iṣҫi sınıfı, ezilen halklar ve ezilen uluslar iҫin; birlikteliklerin güҫlendiǧi, yeni ve daha güҫlü örgütlenmelerin yaratıldıǧı; siyasal bilincin daha yükseklere ҫıkarıldıǧı; özgürlüǧe bir adım daha yakınlaṣıldıǧı yıl olması umudu ve inancıyla; baṣarı dileklerimizi sunuyoruz

Tüm uluslardan işçi sınıfı ve emekçi halklara, kadınlara ve gençlere, federasyon, dernek, komite ve bileşenlerimize!

ADHK (29-12-2016) Bütün Dünya halklarının, sosyal, siyasal ve ekonomik yaṣamlarının iyiye doǧru gideceǧi umuduyla giriṣ yaptıǧı 2016 yılını, toplumsal sorunlardan kaynaklı ҫeliṣki ve ҫatıṣmalarıyla yaṣayarak geride bıraktıǧı bugünlerde; yeni bir yıla giriṣ hazırlıkları yapılmaktadır. Her yıl olduǧu gibi; bu yıl da, yaṣadıǧımız toplumların ezen ve ezilen kesimleri ve onların örgütsel kurum ve kuruluṣları kendileri aҫısından yılın bir deǧerlendirmesini yapar, hedeflerine, umduklarına ve planladıklarına ne kadar ulaṣtıklarını belirlerler. Belirlenen bütün hedeflere yaṣanılan yıl iҫinde ulaṣılamayabilir, kendi dıṣımızdaki ṣartlar da buna uygun olmayabilir, ama bu; umutlarımızı yitirmemize, hedeflerimizden vazgeҫmemize yol aҫmamalıdır.

Dünyanın gündemini, özel mülkiyete dayalı sömürü ve zulüm düzeni kapitalist sistem ve bundan kaynaklı sınıflar ҫatıṣması ve bölgesel savaṣlar belirlemektedir. Bu ҫatıṣmalarda, yer yer halkların lehine kazanımlar elde edilse de; inisiyatif henüz gelecekte, sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız ve savaṣların olmadıǧı bir dünyada yeni yaṣam örgütleyecek olanların elinde deǧil. Kapitalist-emperyalist sistemin mülk sahipleri ve yöneticileri inisiyatifi ellerinde bulundurdukları sürece; daha fazla k‫âr elde etmek iҫin her türlü zulüm ve katliamı iҫinde barındıran savaṣlara baṣvurur, insanları yerlerinden-yurtlarından eder, katliam ve soykırıma uǧratır, nerede ve nasıl biteceǧi belirsiz göҫ yollarına düṣürür

2011 yılında Suriye‘de baṣlatılan savaṣ, 2016 yılında ABD, Rusya ve Avrupalı emperyalist devletleri ve TC devletinin hegemonya elde etme amaҫlı müdahaleleriyle daha da boyutlandı. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Katar ve Suudi Arabistan’ın her türlü maddi ve logistik desteǧi verdiǧi, batılı emperyalist devletlerin oluṣumunda rol aldıǧı faṣist IṢİD ҫete örgütünün bölgede gerҫekleṣtirdiǧi katliamlar ve benzerlerinin Avrupa’da gerҫekleṣtirilmesi,  insanları, kendi can güvenliklerinden baṣka bir ṣeyi düṣünemez duruma düṣürdü.

Öbür yandan, TC devletinin ve faṣist IṢİD ҫete örgütünün Kürdistan baṣta olmak üzere bölge halklarına karṣı gerҫekleṣtirdikleri katliam ve iṣgal hareketlerine karṣı kahramanca, özverili ve sonuҫ alıҫı mücadele yürüten Kürt ulusal direniṣ güҫlerinin ve müttefiklerinin baṣarıları halkların yüreǧinde taht kurmuṣ ve büyük sempati toplamıṣtır.

Bunları ve Rojava’daki baṣarıları da hazmedemeyen TC devletinin baṣı Tayyip Erdoǧan, bir zamanlar hocası ve ortaǧı olan Fetullah Gülen yandaṣlarının askeri darbe giriṣimini de bahane ederek, baṣta Kürt ulusal direniṣ hareketi, devrimci, komünist güҫler olmak üzere; Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki tüm muhalif güҫlere karṣı yoǧun baskı ve sindirme politikaları geliṣtirdi. Binlercesini tutuklattı, yüzlercesini katletti. Demokratik platformada mücadele yürüten Kürt siyasal ve örgütsel önderlerine yönelik yürüttüǧü tutuklama furyası hala devam etmektedir. Direnenleri, direnebilecek olanları örgütsüz ve önderliksiz bırakmayı ve diz ҫöktürmeyi hedeflemektedirler. Ama, bir defa özgürlük mayasıyla mayalanan bu direniṣ, kısmi yenilgiler alsa da, diz ҫökmeyecek ve özgürlüǧü elde etme hedefine ulaṣacaktır.

Avrupa metropollerinde yaṣayan insanlar da tedirginlik iҫindedir. Nerede ve ne zaman nasıl bir bombanın patlayacaǧı veya kamyonun kitlenin üzerine sürüleceǧi kaygısıyla yaṣamaktadırlar. El Kaide ve IṢİD gibi faṣist ҫete örgütlenmelerini yaratan ve besleyen kapitalist emperyalist sistemin efendileri; yaratılan bu korku ortamından yararlanarak; devleti militaristleṣtirmekte, hak ve özgürlükleri gasp etmektedirler.

Dünyanın gerҫeklikleri, bize, hiҫbir ṣey olmuyormuṣ gibi sessiz kalma lüksünü tanımıyor. Eǧer zulmü, sömürüyü, soykırım ve katliamları, insanların yer ve yurtlarından sürülmesini; kadınların erkek egemen sistem tarafından karṣı cinsinden birkaҫ kat fazla ezilip-sömürülmesini taciz ve tecavüze uǧratılmasını; LGBTİ bireylerinin hor görülüp aṣaǧılanmasını; eǧitim ve iṣ olanaklarının giderek zorlaṣtıǧı genҫliǧin geleceǧinin karartılmasını istemiyorsak; bu durumdan doǧrudan sorumlu olan kapitalist sisteme karṣı mücadele etmeli, bu mücadeleye öncülük yapmaya ҫalıṣan örgütlenmelerde yeralmalı, her türlü desteǧimizi sunmalıyız.

Dünyamızın tüm doǧal kaynaklarının ve zenginliklerinin ekolojik ve kimyasal yapısı bozulmadan insanlıǧın hizmetine sunulmasını; yiyecek ve iҫeceklerimizin doǧal yapısına müdahale edilmeden kullanıma sunulmasını istiyorsak; yine kapitalizme karṣı mücadele etmeliyiz. „Bir ṣey deǧiṣmez“ dememeli, insanlık tarihinde kitlelerin mücadeleleriyle kazandıkları hak ve özgürlükleri, yarattıkları toplumsal deǧiṣimleri unutmadan ve kendimize güvenerek hareket etmeliyiz. Dünyanın gündemini, yürüteceǧimiz sosyalizm  alternatifli mücadelemizle belirleyen bizler olmalıyız.

Tüm bu belirlemeler ıṣıǧında, yeni yılınızı kutlar, 2017 yılının tüm iṣҫi sınıfı, ezilen halklar ve ezilen uluslar iҫin; birlikteliklerin güҫlendiǧi, yeni ve daha güҫlü örgütlenmelerin yaratıldıǧı; siyasal bilincin daha yükseklere ҫıkarıldıǧı; özgürlüǧe bir adım daha yakınlaṣıldıǧı yıl olması umudu ve inancıyla; baṣarı dileklerimizi sunuyoruz.

Yeni Yılda, Emperyalizm kaybedecek, direnen halklar kazanacak!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Aralık 2016

adhk tarafından

Encü: Katır sırtında taşınan ölüleri unutursak kalbimiz kurusun

Aralık 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Tutuklu HDP Milletvekili Ferhat Encü, Roboskî Katliamı’nın yıldönümü dolaysıyla gönderdiği mesajda, “Ne yazık ki bu katliamı gerçekleştirenler hâlâ bu ülkeyi yönetiyor Roboskî ile dayanışma içinde olanlar cezalandırılıyor Katır sırtında taşınan ölüleri unutursak kalbimiz kurusun” dedi

HABER MERKEZİ (28-12-2016)- Roboskî Katliamının 5’inci yıl dönümünde Kandıra F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulanan ve katliamda kardeşi ile yakınlarını kaydeden HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encu, Roboskili ailelere bir mesaj gönderdi.

Encu’nün avukatları aracığıyla gönderdiği mesajda, “Ne yazık ki bu katliamı gerçekleştirenler hâlâ bu ülkeyi yönettikleri için cezalandırılanlar sizler ve sizlerle dayanışma içerisinde olan insanlar oldu” ifadesini kullandı.

Encü’nün gönderdiği mesaj şöyle: “Sevgili halkımız, değerli Roboski halkı ve yüreği acılarla dolu Roboskili annelerim, hepinizi sevgi saygıyla selamlıyorum.

28 Aralık 2011 tarihinden bu yana, 34 canımızın, kardeşimizin katledilmesi üzerinden tam 5 yıl geçmiştir. Bu bilinçli ve planlı katliamın failleri korunup kollanmıştır. Tek bir kişi hakkında soruşturma açılmış değil maalesef. 5 yıldır ortaya koyduğunuz onurlu mücadele ile bu katliamın faillerinin cezalandırılması için büyük fedakarlıklar yaptınız. Ne yazık ki bu katliamı gerçekleştirenler hâlâ bu ülkeyi yönettikleri için cezalandırılanlar sizler ve sizlerle dayanışma içerisinde olan insanlar oldu.

‘İki şey talep ettik’

Değerli acılı annelerim, kardeşlerim, abilerim, amcalarım ve cefakar halkımız; 5 yıldır ortaya koyduğumuz mücadelede sadece iki şey talep ettik; yeni bir Roboski olmaması için faillerin cezalandırılması ve birçok Roboski’nin yaşandığı bu topraklarda sorunun demokratik yollarla çözülerek onurlu bir barışın tesis edilmesi. Fakat ne yazık ki geldiğimiz nokta ölüm, kan, gözyaşı, talan; Kürt halkına, ezilenlere topyekun savaş politikası uygulanması oldu.

‘Barışı savunmaya devam edeceğiz’

Bizler bu topyekun imha ve inkar politikasına karşı demokrasiyi, adaleti, birlikte ve eşit bir şekilde yaşamayı ve barışı savunmaya devam edeceğiz. Bizleri cezaevlerine koyabilirler, bu halkın seçilmişlerini rehin tutabilirler. Halkımızın iradesini yok sayabilirler. Fakat bizler umudumuzu kaybetmeyeceğiz, direneceğiz ve kazanan bu halkın onurlu mücadelesi olacak.

Bu duygularla başta 34 kardeşimin şahsında bu topraklarda hayatını kaybeden tüm insanlarımızı anıyor ve hepinizi en içten kalbi duygularımla kucaklıyorum.

Katır sırtında taşınan ölüleri unutursak kalbimiz kurusun.”

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

SÖH: Korkularınızı büyütmeye devam edeceğiz

Aralık 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Yaklaşık 10 gün gözaltında tutulduktan sonra çıkarıldıkları mahkemece hukuksuz gerekçelere dayandırılarak tutuklanan DHF’li Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu için Sosyalist Öğrenci Hareketi bir açıklama yayınladı

HABER MERKEZİ (27-12-2016)- Yaklaşık 10 gün gözaltında tutulduktan sonra savcılık tarafından ifadeleri dahi alınmadan tutuklanan Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu için Sosyalist Öğrenci Hareketi (SÖH) bir açıklama yayınladı. Sosyalist Öğrenci Hareketi yayınladığı açıklamada, AKP iktidarının toplumu sindirmeye yönelik gerçekleştirdikleri tutuklamalar dikkat çekerek, keyfi gerekçelerle tutuklanan Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu’nun bir an önce serbest bırakılması yönünde çağrı yaptı. Sosyalist Öğrenci Hareketi adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Faşizmin saldırılarının pervasızlaştığı Türkiye-Kuzey Kürdistan’da OHAL süreci ile beraber Erdoğan/AKP iktidarı ezilen sınıf, ulus, cins ve inançlara yönelik baskı ve sindirme politikalarını yoğunlaştırmıştır. Yaşadığımız coğrafyada ezilen halklara kan kusturan, tüm toplumsal dinamikleri tahakkümü altına almaya çalışan egemen iktidar her türlü keyfiyetçi uygulama ile hukuksuzluklarını şaha kaldırmış, en demokratik hak ve talepleri engellemiş; gözaltı ve tutuklama furyasını tüm coğrafyada görünür kılmıştır.

Sol sosyalist cepheye karşı geliştirilen faşist müdahalelerin bir örneği de geçtiğimiz günlerde DHF’li Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu keyfi bir biçimde gözaltına alınmasıyla yaşanmıştır. Yolda yürüdükleri esnada gözaltına altınan DHF’li Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu yaklaşık 10 gün gözaltında tutularak Üsküdar Karakolunda bekletilmişlerdir. Dün tutuklanma talebi ile birlikte mahkemeye sevk edilen yoldaşlarımız ifadeleri bile alınmadan ‘’Birbirlerini 1 yıldır tanıyorlar, ikisi de Dersimli’’ gibi hukuksuz ‘’gerekçeler’’ ile savcılık tarafından ifadeleri dahi alınmadan tutuklanmışlardır.

Gün faşizmin saldırılarını bertaraf ederek direnişi yükseltme günüdür. Gün faşizmin korkularını büyütme günüdür. Hiçbir güç bizi haklı ve meşru mücadelemizden alıkoyamayacaktır.

Yapılan gözaltı ve tutuklamalara karşı yoldaşlarımızı sahiplenmek, haklı ve meşru devrimci mücadelemizi yükseltmek için bu süreçte tüm halkımızı Şafak ve Barış yoldaşı sahiplenmeye ve onlarla dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.

Şafak Özer ve Barış Kayaoğlu Serbest Bırakılsın!

Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Mahkemeye çıkarılan iki DHF üyesi tutuklandı

Aralık 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Yaklaşık 10 gündür gözaltında tutulan DHF üyeleri bugün mahkemeye çıkarıldı Mahkemeye çıkarılan DHF üyeleri tutuklanarak Metris Hapishanesi’ne gönderildi

HABER MERKEZİ (26-12-2016)- Yaklaşık 10 gündür gözaltında tutulan DHF üyeleri Barış Kayaoğlu ve Şafak Özer bugün Çağlayanda Adliyesi’ne getirildi Adliyeye getirilen DHF üyelerinin savcılık tarafından ifadeleri alınmadan, savcının talimatıyla tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. İki DHF üyesinin mahkemede alınan ifadeleri sonrası mahkeme heyeti DHF üyeleri hakkında tutuklama kararı verdi. Tutuklanan iki DHF üyesi Metris Hapishanesi’ne gönderildi.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Maraş Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı

Aralık 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

Maraş’ta valiliğin ve polisin tüm engellemelere rağmen Maraş Katliamında hayatını kaybedenler anıldı

HABER MERKEZİ (24-12-2016)- Maraş katliamının 38’inci yılında katliamın yaşandığı Maraş’ta anma yapıldı Maraş Valiliğinin kentteki tüm eylemleri yasaklamasına rağmen bir anma gerçekleştirilirken, anmada katliamda hayatını kaybedenler anıldı. Yapılan açıklamada 38 yıl geçmesine rağmen hala katliamın ardındaki gerçek suçluların cezalandırılmadığına dikkat çekildi.

Maraş katliamının 38.yılında anma etkinlikleri devam ediyor. Katliamın yaşandığı Maraş’ta bir anma düzenlendi. Valiliğin kentteki tüm eylemleri yasaklamasına rağmen Yörük Selim Erenler Cem Evi önünde bir araya gelenler  hayatını kaybedenleri andı. Yapılan anmaya  CHP ve HDP milletvekillerinin yanı sıra PSKAD Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş-ı Derneği Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Tuncer Baş, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, İngiltere Alevi Derneği Başkanı İsrafil Erbil, Almanya Alevi Dernekleri Federasyonu Onursal başkanı Turgut Öker, Avrupa Alevi Hareketi ve Türkiye Alevi Federasyonu yöneticileri de katıldı.

Basın açıklamasını okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu kadın örgütlenme Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu, Türkiye’nin artık katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini söyledi.

38 yıl geçmesine rağmen hala katliamın ardındaki gerçek suçluların cezalandırılmadığını söyleyen Yalıncakoğlu,  dava dosyasının da kamuoyundan hukuksuz bir şekilde gizlendiğini söyledi.

http://www.halkingunlugu.org/

SİBEL ÖZBUDUN tarafından

SÜREKLİLEŞTİRİLEN OHAL VE…[1]

Aralık 21, 2016 de SİBEL ÖZBUDUN SİBEL ÖZBUDUN tarafından

“Ey halkıma bir şamar gibi inen paslı yasak!

Ey kanuna saygıyı tepen kara zulüm!

Halkı ve kanunu kutsal tanıyan her yürek

Yarın seni yerin dibine soka soka anacak.” [2]

Bugün Türkiye’de yürürlükte olan OHAL, hiç kuşku yok ki, 15 Temmuz darbe girişiminin faillerini tasfiye etmek için uygulamaya sokulan “sınırlı amaçlı ve süreli”, “rutin” bir “olağanüstü” önlemler demeti değildir. OHAL, Erdoğan ve çevresinin ülkedeki rejim değişikliği tasarımlarının nihai adımlarını “pürüzsüzce” hayata geçirmek üzere başvurdukları ve her şey bittiğinde “olağan hâl” olarak başbaşa kalacağımız bir “Yeni Türkiye normali”dir.

Dikkat ederseniz, AKP ile MHP’nin üzerinde mutabakata vardıkları Başkanlık sistemi tasarısı, bugün “OHAL” kapsamında kullanılan yetkilerin neredeyse tümünü tek bir kişinin eline vererek “olağanlaştırıyor.” Bir başka deyişle, bir “kötülük”ü (FETÖ, “terör”, vb. ) önlemeye, gidermeye yönelik geçici bir tedbirler kümesini değil, Başkanlık sistemi “provasını” yaşıyoruz.

Tam da bu nedenledir ki, referanduma OHAL koşullarında gidilecek olması, AKP iktidarını hiç rahatsız etmiyor. Nihayetinde, tasarladıkları ve kotardıkları rejim, emekçiler, Alevîler, Kürtler, devrimciler, sosyalistler, kadınlar, laikler… yani tüm muhalif kesimler için kalıcılaştırılmış bir OHAL’dir.

Bu durumda, AKP iktidarı eliyle kotarılan faşizmin hayatını şu ya da bu biçimde kararttığı herkesin, tüm kesimlerin, “Başkan(cı) sistem”e karşı “ama”sız, “fakat”sız, pazarlıksız bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Mücadelenin mekânı, sokaklardır.

SİBEL ÖZBUDUN

14 Aralık 2016 18:44:34, Ankara.

N O T L A R

[1] Evrensel Gazetesi, 20 Aralık 2016… https://www.evrensel.net/haber/300418/amasiz-fakatsiz-mucadele-cagrisi

[2] Tevfik Fikret, “Han-ı Yağma/ Yağma Sofrası”

TEMEL DEMİRER tarafından

OHAL’Lİ GOLIATH KARŞISINDA[1]

Aralık 21, 2016 de TEMEL DEMIRER TEMEL DEMİRER tarafından

“biliyorum

bir gün bir başka nar ağacının dibinde yine

bir başka

çocuklar

türkiye’yi konuşacaklar.”[2]

“Zat-ı Şahaneleri” diye anılma hevesindeki totaliter dayatmanın zor zamanlarından geçiyoruz. Yalan(lar) yerle yeksan olurken, “büyüsü” bozulan birçok şey yeniden biçimlen(diril)iyor.

“Büyüsü” bozulan şey, “yetmez ama evet”çilerin, “açılım”cıların liberal beklentileriyle, totalitarizme yelken açan “demokrasi” söylenceleridir.

Yolları böyle döşenen OHAL karşımıza, egemen klikler arası hesaplaşmada “Allahın lütfu” olarak dikilirken; François Chatelet’nin, “Faşizm özüne indirgenmiş liberal devlettir,”[3] saptamasını da bir kez daha doğruluyor.

Burjuva siyaset şiddettir. Onun hukuk(suzluğ)u da bu şiddeti taksim eden OHAL’dir.

OHAL’ciler için hedef ne denli büyük ise, giderek tırmanıp, keyfi özellikler kazanan egemen şiddet de o denli korkunçlaşır.

İş böyle olunca da OHAL denilen şey vasıtasıyla “Zat-ı Şahaneleri”, yeni bir sermaye düzenlemesi/ve rejimi için olağanüstünü “olağanlaştıran” OHAL sopası ve imkânlarıyla (1930 Mussolini’sini anımsatarak) tarih sahnesine çıkıyor. O günkü “Duçe”, bugünkü (referandumlu!) “Başkanlık”tır…

Geçmişte “Duçe”ye nasıl “Hayır” dendiyse; bugün de (referandumlu!) “Milli ve Yerli Başkanlık”a (onu muhatap dahi almadan!) “Hayır” denilmeli.

Malum; zalimlerden korku, zulmün mütemmim cüzüyken; ne olursa olsun, ne derlerse desinler; “Hayır” diyenler için kilit önemde olan korkmamaktır. Korkuya teslim olmamak, boyun eğmeyip, dik durup, diklenmektir. Unutulmasın: “Hayır”, diktatörlükle “uzlaşma”yı/ “diyalog”u imkânsız kılan bir duruştur.

Öncelikle bu duruşta anlaşarak, “Eşitlik ve özgürlüğü herkes için” talep eden ezilenlerin tarihsel bloğunun emek eksenli devrimci praksisi ile diktatörlüğün karşısına dikilebiliriz.

Böylesi bir karşı duruşun örneklerinden birisi, Goliath karşısındaki Davut ise, öteki de bizim Filistinli Edward Said’dir…

TEMEL DEMİRER

14 Aralık 2016 17:19:21, Ankara.

N O T L A R

[1] Evrensel Gazetesi, 20 Aralık 2016… https://www.evrensel.net/haber/300418/amasiz-fakatsiz-mucadele-cagrisi

[2] Behçet Aysan.

[3] Maria Antonietta Macciocchi, Faşizmin Analizi, çev: Cemal Süreya, Payel Yay., 1979.