adhk tarafından

ADHK, ADKH, SYM; Anayasa referandumu ve tavrımız

Ocak 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokratik bir anayasa, Saraylarda, Saraya Noter parlemontalarda değil, fabrikalarda, tarlalarda, varoşlarda, amfilerde, işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, kadınların, LGBTİ’lerin, aydın ve sanatçıların kolektif kalemiyle yazılır Bunun için HAYIR diyoruz !

ADHK (31-01-2017) Türkiye K. Kürdistan coğrafyasında yaşayan halklarımız faşist diktatörlüğün en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Özellikle 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’ndan bu yana, Türk İslam sentezli faşizmin, adım adım yuvalanmasıyla iktidarı ele geçirdiği bugünlere gelindi. Ve şimdi şeriat rejimine doğru atmak istedikleri adımlara halklarımızı da ortak etmek istiyorlar. Belki de içinden onlarca yıl çıkılmayacak kör bir kuyuya halkımız kendi “onayı” ile hapsedilmek isteniyor.

Yıllardır toplu katliamlarla, yıkım ve kıyımlarla, açlık ve sefaletle halka korku salarak saltanatlarını sürdürmeye çalışan bu Türk İslam sentezli faşist güruh, elbette ki emperyalist efendilerinden ayrı hareket etmemektedir. Kan, barut, işkence ve zindanlarla örülü faşist T.C. tarihinde ender görülen bu süreç, emperyalistlerin pazar dalaşları ve “Büyük Orta Doğu Projesi”nden ayrı bir süreç olarak düşünülemez. Emperyalist efendilerinin bir dediğini iki etmeyen faşist AKP iktidarı da bu gidişattan, “Yeni Osmanlıcılık” adına saltanat rejimini kurmak ve faydalanmak gayretkeşliği içindedir.

Bu faşist devlet, komünistleri, devrimcileri, yurtseverleri, aydın ve sanatçıları, akademisyenleri, farklı inanç topluluğu mensuplarını kısacası kendisinden olmayan, iktidarına biat etmeyen her kesim ve herkesi bir yandan katliamlar, işkenceler ve zindanlarla susturmaya çalışırken, bir yandan da bütün bu olup bitenlerden kitleleri bihaber kılmak için ne kadar muhalif ve alternatif basın ve madya varsa hepisinin kapısına kilit vurarak orta çağ karanlığına bir adım daha yaklaşmak istiyor. Kadınlar ve LGBTİ’ler üzerindeki baskının giderek artması, okullardaki islami eğitim, demokrasi düşmanlığı, yaşamın her alanına islami yaşam biçiminin nüfuz etmesi şeriat rejiminin ayak seslerinden başka bir şey değildir. İşte tam da böylesi bir süreçte, halktan gizleyerek yangından mal kaçırırcasına kendilerinin yazıp, kendilerinin gece yarılarında onayladığı tek adam diktatörlüğüne dayalı sözde anayasa değişikliğini halka onaylatmak için referanduma gidiyorlar.

Bu durumda tavrımız ne olmalı;

Biz ADHK olarak, federasyonlarımız, derneklerimiz, komitelerimiz ve bileşenlerimiz Avrupa Demokratik Kadın Hareketi-ADKH ve Socialist Youth Movement-SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, ne geçmiş anayasaların ne de bugün, 12 Eylül Askeri Faşist Anayasasının, faşist tek adam diktatörlüğüne uyarlanarak pekiştirilmesiyle halkımıza dayatılan anayasa değişikliklerinin halklarımızın çıkar ve menfaatlerini temsil etmediğinin bilinci içerisindeyiz. Devrimci – demokratik, sosyalist bir anayasayla sömürünün, talanın, halklar arasında ekilen düşmanlık tohumlarının ve zulmün kısacası emperyalist-kapitalist sistemin dayattığı tüm eşitsizliklerin ortadan kalkacağı gerçeği bizler açısından tartışmasızdır. Proleteryanın ve onun öncüllerinin elbetteki bir anayasası vardır ve o anayasa, “herkesin emeğine, herkesin ihtiyacına göre” şiarını temel alarak halklarımıza sunulmuştur. Bu bildiride madde madde sunmak durumunda değiliz. Ancak bunun bir devrimle taçlandırılacağının da bilincindeyiz.

Devrim, ancak uzun soluklu, binlerce, onbinlerce taktik mücadelenin ve nicel birikimlerin sonucu olabilir ve ancak kitlelerin eseri olarak nitel bir değişimle hayat hakkı bulabilir. Söz konusu nitel değişim için, somut şartların somut tahlilini doğru yaptığımız oranda nitel değişime daha da yakınlaşma şansını elde edebiliriz. Sadece genel doğrulardan hareketle, mevcut durumu göz ardı ederek çıktığımız yolda, yolu yarılamak bile mümkün değildir. Yani, stratejik doğrularımız, taktik doğrularla buluşmuyorsa, stratejik doğrularımızın pek bir anlamı olmayacaktır.

Bugün Türkiye K. Kürdistan coğrafyasında devrimci durum mevcut olmasına rağmen, devrimin subjektif şartları ne yazık ki buna uygun değildir. Ekonomik kriz ve paralelinde işsizliğin hızla yükseldiği ve daha da önemlisi Orta Çağ karanlığına doğru ciddi bir sürüklenişin olduğu böyle bir süreçte, kitlelerin önemli derecede dağınık ve örgütsüz olması, devlet teröründen ötürü bu örgütsüz ve dağınık kitlenin ciddi bir panik ve korku içinde olması, demokratik mevzilerin ve sendikaların neredeyse dibe vuran bir durumda olması  gibi gerçeklikler, nasıl bir taktik mücadele izleyeceğimizi belirleyen etmenler olarak karşımızda durmaktadır. Bu durumda biz devrimcilerin, yurtseverlerin, aydınların önünde iki seçenek var. Ya geniş kitlelerin desteğini alarak mevcut durumu devrimci mücadeleyle ters yüz edeceğiz, ki bu aktif bir boykot demektir, ya da kitleler ve subjektif önderlik buna hazır değilse, en azından geriye doğru gidişatı engellemenin, durdurmanın başka taktik mücadele biçimlerini devreye sokacağız. Önümüzde somut pratik bir durum var. “Boykot” mu edeceğiz, “Hayır” mı diyeceğiz, “Evet” mi diyeceğiz.

Yukarıda özetle ifade ettiğimiz gerçeklikte Boykot taktiği, ne kitlelerin ruh haliyle uyuşan, ne de somut durumla bağdaşana bir yerde durmaktadır. İçinde bulunduğumuz süreç özel bir durumu ihtiva etmektedir. Yani ortaya koyulacak taktik mücadele biçimiyle ya kitlelerin birazcık da olsa nefeslenmesini sağlanacak, ya da iyiden iyiye köleleşmesi. Eğer boykot her halükârda pratik olarak halka bir kazanç sağlamıyorsa, daha da kötüleşmesinin önünü açıyor demektir. Bu anlamıyla “boykot” bizler açısından mevcut duruma cevap verecek bir taktik eylem biçimi olarak durmamaktadır. “EVET” ise bizler açısından tartışma götürmez bir biçimde, doğrudan doğruya şeriat yasalarının altına mühürü basmak ve geçmişin mücadeleleriyle elde edilerek sistemin aygıtları tarafından kabul edilmek zorunda kalınan belli kazanımların bir diktatöre teslim edilmesi anlamına gelmektedir.

Bir diğer cephede ise, çok farklı nedenlerden ötürü “Hayır” diyen bir cephe mevcuttur. CHP, Vatan Partisi ve benzerleri esas olarak ırkçı, milliyetçi kaygılardan hareketle hayır derlerken; devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin, demokrat aydınların ise esas olarak Türk İslam sentezli faşizmin, halklarımızı tıpkı İran’da, Afganistan’da olduğu gibi daha da koyu bir karanlık döneme sokulmasının önünde set oluşturmak için “HAYIR” taktiğini hayata geçirmeye çalıştıkları bilinen bir gerçek. Peki bu ne kazandırır. Her şeyden önce, eğer “Hayır” taktiği etkili olursa, korku duvarı yıkılarak halkın kendine olan güveni gelişir, önümüzdeki devrimci mücadele için yeni kanallar açılır, kendiliğindenci sürecin yerini örgütlü, iradi bir devrimci süreç doldurabilir, kadını cendereye sokan ve kadın üzerinde yüzde beşyüzlere varan şiddet, taciz ve tecavüzler geriletilebilir. Hâkim sınıflar arasındaki çelişki derinleşir, özellikle AKP kanadında ciddi çözülmeler meydana gelebilir. İktidardakiler can havliyle daha çok belki de daha katmerli saldırılara girişebilir, ancak bu, halkta oluşacak olan güven karşısında fazla işe yaramayacaktır. Hatta devrimci durumun yükselişine vesilesi bile olabilir. Belki de yeni bir anayasa hazırlanışı yeniden gündeme gelebilir ve bu durumda bir kısım demokratik hakların yasallaşmasının olanakları doğabilir. Elbette bunlar halklarımız için kurtuluş değil, fakat devrime bir adım daha yaklaşmak anlamına gelir. Tersi durum, somut durumla uygunluk arz etmeyen boykot takdiği de dahil, devrimi onlarca yıl geriletmenin ötesinden başka bir işe yaramaz.

– Demokratik bir anayasa, Saraylarda, Saraya Noter parlemontalarda değil, fabrikalarda, tarlalarda, varoşlarda, amfilerde, işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, kadınların, LGBTİ’lerin, aydın ve sanatçıların kollektif kalemiyle yazılır. Bunun için HAYIR diyoruz !

– Hiçbir “yüce” kişi, “büyük adam”, “Şef”, “Reis” Cumhur’un Başı, Halktan Büyük Değildir. Bunun için HAYIR diyoruz !

– Halklar, uluslar, inançlar, cinsler tek adam diktatörlüğüyle bastırılamaz. Onu ve onu yaratan gerici sistemi gerileterek soluklanır.Yenerek özgürleşir. Bunun için HAYIR diyoruz !

– Ezilen halkları, Ulusları, Sınıfları, İnançları, Cinsleri öteleyip, Saraydaki padişah için, diktatörlüğünü onaylayan bir “babayasaya” karşı olduğumuz için HAYIR diyoruz !

– Tüm uluslar için tam hak eşitliği, tüm inançlar için özgürlük, bunu güvenceleyen gerçek bir laiklik, kadının, gençliğin, aydınların ve tüm bir halkın demokratik haklarını ilan eden demokratik bir Anayasayı savunduğumuz için HAYIR diyoruz.

-Sermayenin çıkarlarını temel alarak dayatılan ve giderek bilimsellikten uzaklaşıp merkezileştirilmek istenen tekçi faşist, cinsiyetçi ve antibilimsel eğitim sistemine, buna karşı mücadele eden öğrenciler ve eğitim emekçilerine uygulanan gözaltı, tutuklama ve ihraçlara karşı, “Eşit-parasız-bilimsel-anadilinde eğitim” için HAYIR diyoruz.

Bütün bunlardan ve söylenebilecek pek çok nedenden ötürü HAYIR diyor ve halkımızı kendi geleceği için HAYIR demeye çağırıyoruz.

31 Ocak 2017

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu- ADHK

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi-ADKH

Socialist Youth Movement-SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)

adhk tarafından

SÖH: Eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitim için referandumda HAYIR

Ocak 30, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Öğrenci Hareketi (SÖH) referandum sürecine dair açıklama yayınladı Yayınlanan açıklamada eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitim için referandumda Hayır demeye çağırdı

HABER MERKEZİ (30-01-2017)-  Sosyalist Öğrenci Hareketi referandum sürecine dair açıklama yayınladı Sosyalist Öğrenci Hareketi yayınladığı açıklamada referandumda eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitim için Hayır diyoruz dedi

Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin yayınladığı açıklama şu şekilde:

AKP iktidarı ve sarayın diktatörlük hevesleri, akademik-demokratik mücadele alanlarında eşit-parasız-bilimsel eğitimin imkânsız hale getirecektir. AKP/Erdoğan diktası, akademik-demokratik alanlarında bilimsel eğitimi rafa kaldırmış, evrim teorisi ders müfredatlarından çıkarmıştır. Zaten bilimsel eğitimden uzak olan eğitim kurumları gittikçe daha çok bilimsellikten uzaklaşmaktadır. Eğitim kurumlarında çalışan halktan, eşitlikten, barıştan, emekten, kısacası ezilenlerden yana olan akademisyenler ihraç ediliyor ve bunların yerine iktidarın tekçi, anti-bilimsel kadroları yerleştiriliyor. Eğitim kurumlarında haklarını arayan öğrenciler, okullarından uzaklaştırılıyor, gözaltı ve tutuklama gibi baskı ve saldırılara maruz kalıyorken; faşist, cinsiyetçi, tekçi zihniyeti savunan gruplar eğitim kurumlarında iktidar ve polis işbirliğiyle palazlandırılıyor ve üniversitelerin geleceği bu faşist-tekçi zihniyete emanet edilmek isteniyor. Parasız ve anadilde eğitim isteyen arkadaşlarımız polis şiddetine, baskılara ve tutuklamalara maruz kalırken; iktidarın zihniyetini eğitim kurumlarında savunanlar destekleniyor ve akademik-demokratik üniversite yaklaşımımız boğulmak isteniyor. Bu yüzden akademik-demokratik mücadele alanlarında mücadele eden sosyalist öğrenciler olarak, diktatörlük heveslilerinin bizlere dayattıkları başkanlık rejimine HAYIR diyoruz.

İşçi ve emekçilerin hakları için hayır diyoruz     

Kapitalist-emperyalist sistemin sömürdüğü işçi ve emekçi sınıfı, sermayeye karşı direnişini sürdürmektedir. İşçi ve emekçilerin kazanılmış hakları kapitalist-emperyalist sistem tarafından gasp edilmeye devam ediliyor. Ülkemizde 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek ilan edilen OHAL ve devamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnamelerle(KHK) işçi ve emekçilerin grev hakkı yasaklanmakta ve işçi-emekçilerin grev girişimleri iktidar-patron ve polis şiddetiyle bastırılmaya çalışılmaktadır. İşçi ve emekçilerin emeklerini sömürerek zenginleşen egemen sınıflar, işçi ve emekçileri sefalete mahkum etmektedirler. Ülkemizde 19-25 Aralık’ta milyonları ayakkabı kutularında ceplerine indirenler, işçilere-emekçilerin en temel demokratik taleplerini dahi şiddetle bastırmaktadırlar. Sosyalist öğrenciler olarak, işçi-emekçileri sömüren, her türlü demokratik talebini şiddetle bastıran ve emekçilerin paralarını ayakkabı kutularına sığdıramayan hırsızlık sistemini daha da derinleştirerek işçi ve emekçilerin ürettiği değeri tek ”adam”a akıtmak isteyen soygun sistemine HAYIR diyoruz.

Cinsiyetçi, tecavüzcü, kadın ve LGBTİ düşmanı zihniyete karşı Hayır diyoruz

Ataerkil, cinsiyetçi kapitalist sistemin, ülkemizdeki temsilcileri olan yerel- işbirlikçi egemen sınıfın güncel otoritesi olan AKP/Erdoğan diktası, tecavüzcü, cinsiyetçi politikalarında bütün sınırları aşmış durumdadır. Tacizci, tecavüzcü politikalarını aymazca savunmaktadırlar. Artık, sokaklarda hamile bir kadını tekmelemek, yurtlarda çocuklara cinsel istismarda bulunmak, toplu taşıma araçlarında kadınların giyim kuşamlarına müdahale etme ”normal” bir olgu haline gelmiş durumdadır. Kadınları tecavüzcüleriyle evlendirmek için yasa çıkarmaya yeltenecek kadar pervasızlaşan AKP/Saray diktası toplumdan gelen tepkiler nedeniyle tasarıyı geri çekmek zorunda kalmıştır. LBGTİ’lere yönelik fiziki, sözsel ve psikolojik şiddet ve saldırı hat safhaya ulaşmıştır. AKP/Erdoğan iktidarının faşist destekçileri sokaklarda, toplu ulaşımda ve yaşamın her alanında bu politikaları iktidardan güç alarak uygulamaktadırlar. Şimdiler de önümüze koydukları başkanlık sistemiyle birlikte bu politikalarını tamamen normalleştirmeye çalışmaktadırlar. Kadınların, LGBTİ’lerin, çocukların cinsel istismarına, psikolojik ve söylemsel tacizlere karşı sosyalist öğrenciler olarak referanduma HAYIR diyoruz.

İlhak, işgal, katliam ve ulusal baskıya karşı hayır diyoruz

AKP/Erdoğan diktasının, başkanlık hayallerini gerçekleştirmek adına bütün toplumsal muhalefete yönelik saldırılarının karşılık bulduğu bir diğer alan ise Kürdistan coğrafyasıdır. AKP/Erdoğan iktidarı, 7 Haziran seçimlerinde başkanlık hayalleri suya düşünce bütün gücüyle Kürdistan’a ve Kürt Ulusu’na saldırmaya başladı. Batı Kürdistan’da Kürtlere karşı IŞİD, El-Nusra ve ÖSO gibi vahşi radikal grupları destekleyen iktidar, Kuzey Kürdistan’da Sur, Cizre, Nusaybin gibi birçok alana en vahşi yöntemlerle saldırdı. Binlerce insanı katletti ve aynı zamanda Kürt Ulusunun siyasal temsilcilerini tutukladı. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra ”FETÖ” bahane edilerek demokrasi güçlerine saldıran Erdoğan ve ekibi HDP eş başkanları, milletvekilleri ve Kürt siyasal hareketinin birçok temsilcine devlet terörü uygulayarak tutuklamıştır. Batı Kürdistan’da, Kürt Ulusunun kazanımlarını yok etmeye çalışan Erdoğan ve AKP, Suriye’deki Kürdistan coğrafyasına işgal harekâtı başlattı. Bu harekât TSK ve ÖSO çetelerince yürütülmektedir. Kürt Ulusuna yönelik olarak uygulanan bütün bu saldırılar başkanlık sistemiyle daha da boyutlanacaktır. Ki, Erdoğan’ın şahsi hevesinin yanı sıra, başkanlık hevesinin en önemli boyutlarından biri hem Kuzey Kürdistan’da hem de Batı Kürdistan’da açığa çıkan Kürt dinamiğini bastırma ve önleme hamlesidir. Dolayısıyla, adına başkanlık denilen dikta rejimi kurulabilirse, bu rejimin en çok saldıracağı kesimlerin başında Kürt Ulusu ve siyasal temsilcileri gelmektedir. Kürt Ulusuna yönelik siyasal ve fiziksel soykırım, katliam politikalarının daha da derinleşeceği diktatörlük rejimine sosyalist öğrenciler olarak HAYIR diyoruz.

Tek din, tek mezhep anlayışına karşı hayır diyoruz!

AKP/ Erdoğan diktası, kendisini tekçilik üzerinden var etmektedir. Erdoğan’ın konuşmalarında “Tek din, tek dil, tek millet…” şeklinde uzayıp giden ve tek ile başlayıp tek ile biten cümleler, bu kliğin tekçi yanını iyi özetler durumdadır. Ülkemizde Alevi, Ezidi, Hıristiyan, Yahudi vb. inançlara yönelik şiddet ve nefret söylemi gün geçtikçe daha çok yaygınlaşmış durumdadır. Öyle ki, farklı inançlara mensup insanlar açıkça katliamlarla tehdit edilmektedirler. Sünni İslam dışında kalan bütün inanç grupları ötelenmekte, hedef gösterilmektedir. Aleviler, Ezidiler inanç olarak tanınmamakta ve açıkça ”sapkın” ilan edilmektedirler. Okullarda ezilen inançlara mensup öğrencilere zorla din dersleri dayatılmakta ve bu kesimler asimile edilmeye çalışılmaktadır. Başkanlık sistemiyle, bütün yetkiler Erdoğan’ın elinde toplanacak ve ezilen inançlara dönük saldırılar şiddetlenecektir. Abartısız diyebiliriz ki, ezilen inanca mensup insanlar diktatörlük sistemi kabul edilirse, her türlü şiddete, baskıya ve katliama maruz kalacaklardır. Ezilen inançların daha fazla baskı altına alınmaması için sosyalist öğrenciler olarak dikta rejimine HAYIR diyoruz.

Demokratik taleplerimiz için başkanlığa hayır diyoruz!

AKP/Erdoğan diktası, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra OHAL ve KHK’larla bütün demokratik taleplerimiz yok saymıştır. Dernekler kapatılmış, her türlü toplanma, protesto, miting, yürüyüş haklarımız yasaklanmıştır. Yasakları, OHAL’i tanımayan ısrarla sokaklara çıkan, demokratik taleplerini dile getiren demokratik kurumlar ve faaliyetçileri gözaltı ve tutuklama terörüyle karşı karşıya kalmaktadır. Keyfi uzatılan gözaltı süreleri, polise verilen sınırsız yetkiler birçok insanın infaz edilmesiyle sonuçlanmıştır. Her türlü demokratik talebe saldıran bu çete iktidarı, başkanlık hayallerini gerçekleştirerek bütün demokrasi güçlerini ezmeyi hedeflemektedir. Toplumda AKP/ Erdoğan aleyhine protesto eylemi yapmayan, söylem dahi geliştirmeyenlerden de öte koşulsuz şartsız Erdoğan’ı destekleyen, onun gibi konuşan bir toplum hedeflemektedirler. Bu yüzden demokratik haklarımız için sosyalist öğrenciler olarak dikta rejimine karşı başkanlığa HAYIR diyoruz!

Basın özgürlüğü için başkanlığa hayır diyoruz!

AKP/ Erdoğan diktası, uzun yıllardır bütün muhalif basına baskılar uygulamış ve yandaş bir medya yaratmıştır. Durum o kadar abartılı bir noktaya gelmiştir ki, bırakalım sol-sosyalist-yurtsever medya ve basını, AKP’li ve Erdoğancı olmayan burjuva basın- medyaya dahi tahammülleri kalmamıştır. AKP/ Erdoğan aleyhine habercilik yapan burjuva medyaya yapılan saldırılarını hatırlatmamız yeterlidir. Sol-sosyalist-yurtsever basına karşı daha sert ve şiddetli saldırılar geliştiren Erdoğan ve ekibi onlarca yayını kapatmış ve habercilik yapan arkadaşlarımızı polis şiddetiyle, gözaltıyla ve tutuklamalarla yıldırmaya çalışmaktadır. Basın özgürlüğüne düşman bir diktatörlüğe karşı, basın özgürlüğü için, sosyalist öğrenciler olarak başkanlığa HAYIR diyoruz.

Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin hayır tutumu üzerine kısa bir değerlendirme

Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak, hayır tavrımızı nasıl bir siyasal yaklaşımla ele aldığımıza kısaca değinmek istiyoruz. Değinmek istiyoruz çünkü bilincindeyiz ki, bizimle birlikte hayır diyen geniş bir kesim mevcuttur ve bu noktada farklı kesimlerin farklı nedenlerden dolayı hayır kavrayışı mevcuttur. Biz Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak, 1923’te kurulan cumhuriyetin, tekçi bir anlayışla kurulan, burjuva, faşist bir diktatörlük olduğunun bilincinde olarak hareket ediyoruz. Dolayısıyla tavrımız, başkanlığa hayır derken, geçmiş dönemi ve sistemini savunmuyor ve mirasını tıpkı şimdi hayır dediğimiz gibi reddediyoruz. Biz, AKP/Erdoğan iktidarının diktatörlüğüne karşı hayır diyoruz. Bu önemlidir. Bütün yetkilerin bir kişinin elinde toplandığı Hitler faşizmivari bir diktatörlük hevesini önleme demokrasi cephesini güçlendirme ve egemen sınıflara karşı kitleleri bilinçlendirme noktasında meseleyi ele alıyoruz. Ve bizim nihai amacımız, burjuva cumhuriyetin geçmiş değerlerini sahip çıkmak, geri getirmek değil, her türlü sınırın, sınıfın kalktığı, sınıfsız-sömürüsüz dünya için sosyalizmi inşa etme hedefidir. Bu noktada, kendisini geçmiş dönemin burjuva cumhuriyetinin kazanımlarını korumaya dönük hayır noktasında tutum belirleyen kesimlerden farkımızı açıkça ortaya koymanın en sağlıklı tavır olacağını düşünüyoruz.

 SOSYALİST ÖĞRENCİ HAREKETİ

adhk tarafından

DHF: Faşizmin yeni anayasa ile tahkimatına HAYIR

Ocak 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

DHF referandum sürecine dair bir açıklama yayınladı Yayınlanan açıklamada faşizmin yeni anayasa ile tahkimatına hayır diyeceğini açıkladı

HABER MERKEZİ (29-01-2017)-  Anaya tartışmaları sonrası ortaya çıkan referanduma karşı Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) yazılı bir açıklama yayınladı DHF yaptığı yazılı açıklamada faşizmin yeni anayasa ile tahkimatına hayır diyeceğini açıkladı

DHF’nin yaptığı yazılı açıklamanın tam metni şu şekilde:

T.C. devleti uzun süredir bir geçiş, yeniden yapılandırma ve devlet aygıtının paylaşılması veya tekelin ele geçirilmesi sancısını yaşıyor. Bu sancının faturası ise Kürtlere, Alevilere, kadınlara, gençlere, işçilere, LGBTİ’lere kısacası tüm ezilenlere ödettirilmek istenmektedir.

Yeniden organize edilme sürecinde egemen sınıf devletinin yapı taşları yerinden oynamıştır. Gerek Kürt sorununun geldiği boyut, gerekse Ortadoğu’da yaşanan savaş ve Gezi gibi halk direnişleri, devlet aygıtının süregelen politikalarını iflas eşiğine getirmiştir. Bu iflasta, Erdoğan önderliğindeki erkin geleneksel politikalar dışında, yeni bir sermaye kesimi yaratması ve kendisinin de devlet aygıtını kullanarak rantiyer yollardan büyük bir burjuva haline gelmesi, buna koşut geleneksel devlet konsensüsünü bozarak devleti tekeline geçirmek faaliyetleri de etkili olmuştur.

“İnsan belli koşulların ürünüdür, bu koşullar insanın yaşam ve konumunu belirler” ilkesi, “Bu koşulları yaratanın kendisi de insandır” belirlemesini dışlamaz, bilhassa içerir. On beş yıllık süre içerisinde Erdoğan önderliğindeki AKP, önce hükümet, sonra iktidar olmuş ve giderek de devletin tek sahibi olmak istemektedir. Erdoğan’ı iktidara taşıyan koşullar, iktidar tarafından yeni koşullara dönüştürülmekte ve faşizm tahkim edilerek yeni bir boyuta vardırılmak istenmektedir. Bu yolda önemli bir temel oluşturulmuş durumdadır.

Erdoğan iktidarı, bu koşullara anayasal bir kılıf giydirerek kendisini kalıcılaştırmak istemektedir.   Kuvvetler ayrılığına dayanan parlamenter rejim (faşizm) yerine, kuvvetler birliğine dayanan otoriter ve daha ötesi totaliter bir faşizm yerleştirilmek isteniyor. Erdoğan bunu hem kendisinin kurtuluşu hem de “devletin bekası” için, kendi amaçları doğrultusunda yeni koşullar içinde biçimlendirerek sonuca vardırmak istiyor. Bu sebeple parlamenter faşist rejimi kendisine ayak bağı görerek, tekil faşist bir rejime geçmek istiyor.

Tekilci faşist rejimler, parlamenter faşizmden farklıdır. Parlamenter sistemlerde burjuva iktidar yarış ortamında seçimlerle belirlenir. Tekilci sistemlerde iktidar belirlenmesinde halkın etkin rol almasına izin verilmez. Tekilci sistemler, totaliter ve otoriter sistemler olarak kendini ortaya koyabilir. Totaliter sistemlerin tipik örneği Hitler, Salazar, Mussolini, Suudi Arabistan, Katar gibi sistemlerdir. Totaliter rejimlerde toptancı bir ideoloji, bu ideolojiye bağlı ve genellikle tek bir kişinin, yani diktatörün liderliğindeki tek parti; gelişmiş bir gizli polis; milis, ordu teşkilatı; kitle haberleşme araçları, eğitim kurumları ve bilgilenme kanalları üzerinde devlet tekeli; silahlar ve ekonomik örgütler üzerindeyse tekel vardır. Bu tekelin mutlaka bir parti tarafından yönetiliyor olması gerekmez. Önemli olan bu tekelci kontrolün, toplumu yönetmekte olan ve böylece onun rejimini teşkil eden elitlerin veya kişinin elinde olmasıdır.

Totaliter rejimlerde toplumsal bütünleşme devlet tarafından sağlanır. Hakikatin bütününü içerdiği ve tüm toplumu ebedi saadete eriştireceği düşünülen ideoloji, bu bütünleşmenin gerekçesini oluşturur. Devlet aygıtını elinde tutan kadrolar (bürokrasi, ideologlar ve militanlar), toplumu bu ideolojinin hedefleri doğrultusunda teşvik ve baskı yoluyla seferber ederler. Buna direnenler en ağır biçimde cezalandırılırlar. Totaliter faşist sistemlerde, yasal bir muhalefetin yeri yoktur ya da semboliktir. Farklı görüşlerin ifadesine ve dolayısıyla kamuoyunun serbest biçimde ya da nispeten serbestçe teşekkül etmesine izin verilmez. Totaliter faşizmde “yüce bir ideoloji” ya da “kutsal dini” amaçlar çerçevesinde kitleler yönlendirilir, biçimlendirilir. Bırakın ezilen, sömürülen halk kitlelerinin sesi, burjuva çevrelerin sesi dahi bastırılır. Totaliter veya otoriter rejimlerde, yönetici erk dışında, ona karşı olan öznelere izin verilmez. Devrimci, demokrat, yurtsever, komünist özneler ve ezilen kitlelerin demokratik dernek, parti, sendika gibi kuruluşları varsa tasfiye edilir. İfade özgürlüğü ve ifadenin hayata geçirilmesi temelinde özneleşme olanakları kapalıdır. Kitlelerin ifade ve örgütlenme imkânları ortadan kaldırıldığı için, egemen olan gücün ideolojik-dini aygıtları, politik kurumları tek yönlendirici özne olurlar. Bu tip rejimlerde karşı özneleşme kolay oluşturulamadığı için, genellikle ancak savaşlar veya dış müdahaleler bu rejimleri sarsabilir ya da belli koşullarda iç savaşlar belirleyici rol oynayabilir.

Bugün Erdoğan önderliğindeki AKP, Türk ulusçuluğu üzerinden otoriter ve buna ek olarak ise dini istismar ederek, Müslüman Kardeşler örneğinde olduğu gibi İslamcılık üzerinden totaliter bir tahkimatla faşizm politikası yürütüyor ve bu politikayı kurumsallaştırmak istiyor.

“Baş üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayan” bu faşizmin icraatları Cizre, Nusaybin, Sur’da ezilen Kürt ulusu, daha geniş çerçevede ise Ankara Gar’ı, Suruç, Reina katliamları ile kendini göstermiştir. Darbe tertibini takip eden süreçte, bu durumu kalıcılaştırma yönelimi açıkça görülmektedir. Var olan demokratik kurum, siyasi ve sivil kuruluşlar hemen hemen tümden baskı altına alınmış, siyasal partiler dışında kapatılmışlardır. Gelinen süreçteyse bu durum anayasal bir düzenlemeyle kalıcılaştırılmak isteniyor.

Demokratik, ekonomik, siyasal kazanımlarımız kan ve can pahasına kazanılmıştır. 12 Eylül dahi, “balans ayarı” yaptıktan sonra bir geçiş süreci ile parlamenter bir rejime geçmiştir. 12 Eylül Anayasası’nın “eksik” kalan kısımları şimdi yeni tahkimatla desteklenerek, mecliste baskı altında kabul ettirilmiştir. Ve bu anayasa “halk oylaması”na sunulacaktır. AKP’nin yapmak istediği bir anayasa değişikliği değil, 12 Eylül Anayasa’sını tahkim etmektir.  Önümüzde iki anayasa yok. Biri 12 Eylül Anayasası, diğeri ise Yeni Anayasa değil. Burada anayasalar konusunda bir tercih yok. Tek bir anayasanın, 12 Eylül Anayasası’nın tahkim edilmesi söz konusudur. Mücadele ile elde ettiğimiz tüm kazanımlarımız elimizden alınarak dikensiz bir bahçe yaratılmak istenmektedir. Aynı zamanda savunmasız bir pozisyona itilmekle yüz yüze bırakılmak isteniyoruz. Bu duruma karşı ilgisiz, tavırsız kalamayız. İlgisizlik ve tavırsızlık içinde olmak, boynumuzu gönüllü olarak önlerine uzatmak anlamına gelir.

Bizler, burjuvazinin önderliğindeki tüm sistem ve rejimlere karşıyız. Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya ancak insanlığın ve doğanın kurtuluşunu sağlayabilir. Sınıfsız sömürüsüz bir gelecek ve sosyalizm için mücadele eden bizler, aynı zamanda demokrasi ve ekonomik vb. tüm kazanımlarımızı korumak, geliştirmek, hatta bunları ilerleten koşulları oluşturmak ve pekiştirmek için de mücadele ederiz. Sınıfsız toplum mücadelesi, düz, sade, tek talepli bir mücadele değildir. Bu mücadele, çok talepli, çok kapsamlı talepler ve program bütünlüğünde oluşur. Bu talepler reformu da içerebilir devrimi de. Ama sorun nihayetinde bunları devrim mücadelesinin bir parçası haline getirmektir. İşte önümüzde duran bu anayasa oylamasını da bu perspektif temelinde ele almak gerekir.

Sınıf bilinçli işçiler, kadınlar, ezilen Kürt ulusu ve baskı altındaki inanç ve ötekileştirilmiş kesimler, kısacası tüm ezilenler, kendileriyle ilgili olan bir konuda, kendi aleyhinde olan bir şey karşısında tutum belirler. İşte bu yüzden bu anayasaya HAYIR diyoruz.

Katliamlara ve her türlü soykırıma HAYIR!

Sendikasızlaştırılmaya ve grev hakkımızın gaspına HAYIR!

Partilerimizin, derneklerimizin, inanç ve kültür kurumlarımızın kapatılmasına HAYIR!

12 Eylül Anayasası’nın yeniden tahkim edilerek önümüze konulmasına HAYIR!

Demokratik Haklar Federasyonu

adhk tarafından

Wuppertal’da “Faşizme Karşı Birleşik Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim” Yürüyüşü

Ocak 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokratik Güç Birliği Platformu-Wuppertal Komitesi’nin,  Türkiye-Kuzey Kürdistan’da uzun bür süredir yoğunlaşarak  süren devlet faşizmine karşı durmak ve bu faşist diktatörlüğün arkasındaki emperyalist güçlerin her türlü savaş ve sömürü politikalarını teşhir etmek amacıyla “Emperyalizme ve Faşist TC Başta Olmak Üzere, Tüm İşbirlikçilerine Karşı Birleşik Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim” şiarıyla organize ettiği yürüyüş, 28 Ocak Cumartesi günü Wuppertal’da gerçekleştirildi

Wuppertal  (29-01-2017) Saat 14:00’te Elberfeld şehir merkezinde toplanan kitle, eylemin amacını ve son süreçlerde Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki gelişmeleri içeren konuşmaların ardından DGBP imzalı“ Yaşasın Enternasyonal Dayanışma”  ve “Türkiye ve Kürdistan’daki Faşizme Karşı Omuz Omuza” pankartlarının arkasında yürüyüşe geçti. Yürüyüşe Nav-Dem, Bir-Kar, AGİF, ATİK ve ADHK, Socialist Youth Movement-SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) gibi kurumların yanı sıra, çeşitli sosyalist, Kürt, Alevi ve demokrat kesimden yaklaşık 300 kişi katılım gösterdi. Yürüyüş boyunca atılan sloganlarda faşist T.C. devletinin temsilcisi AKP-Erdoğan diktatörlüğü şahsında faşizme karşı mücadelede birlik vurgusu yapılırken, uygulanan bu faşist politikaların arkasındaki emperyalist güçler de teşhir edildi.

Yürüyüş sonrasında Demokratik Güç Birliği Platformu adına, Kürtçe, Almanca ve Türkçe konuşmalar yapıldı. Yapılan konuşmalarda, daha önceleri ortağı olduğu Fetullah Gülen yandaşlarının 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek, baṣta Kürt ulusal direniṣ hareketi, devrimci ve komünist güҫler olmak üzere tüm muhalif güҫlere karṣı yoǧun olarak sürdürülen baskı ve sindirme politikaları, demokratik platformda mücadele yürüten güҫlere yönelik yürütülen tutuklama furyası, saklanamaz boyutlara gelen ekonomik kriz koşullarında işçi-emekçilere yönelik grev yasakları, işten çıkarmalar, demokratik mücadele mevzilerinin engellenmesi, gazete, dergi ve televizyon kanallarının kapatılması,  on binlerce eğitim ve basın emekçisinin tutuklanması gibi faşist AKP-Erdoğan diktatörlüğü tarafından gerçekleştirilen faşist saldırılara vurgu yapılırken, tüm bu saldırıların geçmişin bütün faşist iktidarlarında olduğu gibi, faşizme karşı direnenleri örgütsüz ve önderliksiz bırakarak diz çöktürmeyi amaçladığı ifade edilerek, özellikle böyle bir süreçte ortak mücadelenin araçlarını yaratarak birleşik direnişin olanaklarının zorlanmak zorunda olduğu ifade edildi.

Eylem emperyalizme ve faşizme ortak mücadeleyi daha da güçlendirmeye çağıran sloganlarla sonlandırıldı.

adhk tarafından

Kadınlar ‘hayır’ için alanlara çıkıyor

Ocak 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Hayır Diyen Kadınlar, başkanlık referandumuna karşı yürütecekleri kampanyanın duyurusunu yaptı Kadınlar, hayatlarını tek adamın iki dudağı arasına yerleştirilmesine karşı “hayır” diyeceklerini vurguladı

HABER MERKEZİ (28-01-2017)- Taksim Hill Otel’de bir araya gelen Hayır Diyen Kadınlar (HayDiKadınlar) neden hayır dediklerini ve referanduma neler yapacaklarını yaptıkları basın toplantısıyla açıkladı.

“Hayır” yazılı rozetlerin de dağıtıldığı toplantıya, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Sözcüsü Fadime Çelebi, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Tevgera Jinên Azad (TJA), Halkların Demokratik (HDP) Partisi Kadın Meclisi, Demokratik Kadın Hareketi, İstanbul LGBTİ derneği üyelerinin yer aldığı çok sayıda kadın kurumu ve örgütünün temsilcisi katıldı

‘İnadına isyan inadına özgürlük’

Toplantı, İstanbul Kadın Orkestrası’nın seslendirdiği “İnadına isyan inadına özgürlük” şarkısıyla başladı. Müzik dinletisi ardından açılış konuşmasını Hayır Diyen Kadınlar Koordinasyonu’ndan Rojda Yıldız yaptı. Yıldız, “Hayır”ın herkes için hayırlara vesile olması temennisinde bulunarak, “Bu kadar kadınla kitapla, şiirle, müzikle beraber olmak zaten hayatımızın en büyüğü oldu. Bugün bütün herkesi dinlemek için, kadınların itirazını dinlemek için organize etmeye çalıştık. Son yıllarda yaşanan eve kapatılmaya çalışılmamıza, ‘hayır’ı olan kadınlar olarak artık yeter diyoruz. Hayatlarımız ile ilgili kararların bir kişinin elinde tutulmasına ‘Hayır’ diyoruz. Sesimizi kısmaya çalışan tüm uygulamalara ‘Hayır’ diyoruz” dedi.

‘Hayır diyen kadınları’ın deklarasyonu

Yapılan açılış konuşması ardından Hayır Diyen Kadınlar kampanyasını örgütleyen isimler alkışlar eşliğinde sahneye davet edildi. Selamlama ardından deklarasyon metnini ise Burçak Görel okudu.

“Hayır Diyen Kadınlar”ın yayınladığı deklarasyonun tam metni ise şöyle:

“HAYIR’ın sesini, gücünü kadın dayanışmasından alan kadınlar olarak yükseltiyoruz. Bizler “Hayır diyen Kadınlar” diye yola çıkıp, çoğalarak Hayırlarımızla (!) hep birlikte hayatlarımıza, geleceğimize, kazanımlarımıza sahip çıkmak istiyoruz. Peki biz kimiz? Ne istiyoruz? Neden ısrarla, inatla HAYIR! diyoruz?

Bizler farklı inançlardan, farklı etnik kimliklerden, dinlerden, farklı cinsel yönelimlerden, farklı dillerden, farklı parti, sendikalar, kadın örgütlerinden, farklı şehirlerden belki de bugünün en büyük aciliyetlerinden olan iki hecelik bir kelimenin etrafında birleşmiş yüzlerce kadınız. Daha iyi bir yaşam için birbirine umut bağlayan kadınlarız. Milyon yıllık insanlık tarihinde var olma mücadelesinin her türlüsünü yaşayan kadınların bir ardılıyız. Tarih akıp gitti ancak bir kadınların kız kardeşlerimizden devraldığımız umut, direniş ve mücadele geleneğimiz hiç değişmedi. Değişmeyecek.

Bugünse Kadınlar olarak özgürlüğümüzün, özne olmamızın yolunu tıkayacak, kazanımlarımızı yok sayacak “OHAL” de ” Anayasaya’ da”, “Referanduma’ da” hayır demek için politik bir özne olarak çıktık yola. Dişimizle, tırnağımızla, bin bir emek ve mücadeleyle elde ettiğimiz kazanımlara el konmasın, hayatlarımız bir adamın iki dudağı arasında olmasın tek adam rejimine HAYIR diyelim diye çıktık yola.

Biz kadınlar bugün referandumda başkanlığa HAYIR! diyoruz. Çünkü biliyoruz, görüyoruz, yaşıyoruz. Geldiğimiz noktada kazanımlarımıza, emeğimize, tarihimize anayasayı şöyle değiştirmek, başkanlıkla demokrasiyi budamak ve o halle haklarımıza el konulması girişimiyle karşı karşıya olduğumuzun farkınlayız. Bu farkındalıkla HAYIR diyoruz.

Başkanlık sisteminin ne anlama geldiğini biliyoruz. Yasamanın, yürütmenin yargının tek adamın elinde toplanmasının siyasetin erkek yapısını nasıl besleyeceğini ve hayatlarımızı nasıl tehdit edeceğiniz biliyoruz. Bizler biliyoruz’ ki O hal’de, Anayasada ve hayata geçirmeyi planladıkları tüm politikalarında toplumun erkek egemen yapısını, cinsiyetçi önceliklerini baştan aşağı dönüştürmeyi hedefliyorlar. Bunun için, bizim irademizi ipotek altına alacak, bizi siyasetin nesneleri haline getirecek cinsiyetçi politikalara karşı “Hayır” diyoruz.

Bugün “Hayır” sözünü yükseltmenin bilinci ve zorunluluğuyla çıktık yola. Çünkü bizi kapıda bekleyen tehlikenin farkındayız. Biz kadınlar bu tehlikenin ayak seslerini uzun zamandır duyuyoruz. OHAL denilerek kapattıkları kadın derneklerimizden, saldırdıkları kadın medyalarımızdan, eş başkan ve kadın milletvekillerinin tutuklanmasından, kadın temelli yerel yönetim alanlarına saldırılmasından, KHK’larla ihraç edilen, emekleri hiçe sayılan kadınlardan okuyoruz bugün bize başkanlık anlatan zihniyetin alt metnini. Son süreçte kat be kat artan taciz, tecavüz, kadına yönelik şiddet vakalarından, yine aynı şekilde artan kadın cinayetlerinden, trans cinayetlerinden, artan homofobi ve transfobiden biliyoruz bu sürecin biz kadınlar için ne anlama geldiğini. Ancak bugün Hayır Diyen Kadınların bildiği ve güvendiği bir şey daha var. Biz kadınlar bir araya geldiğimizde önümüzde hiçbir güç duramaz. Biz kadınlar mücadele tarihimiz boyunca ağır saldırılar gördük, bugünde ağır saldırılar yaşıyoruz. Pes etmedik, vazgeçmedik. Kürtaj yasası dediler; HAYIR dedik. Sokaklara aktık, bedenimiz bizimdir dedik.

Ağır tahrik indirimleri dediler. HAYIR dedik, erkek şiddetini görünür kılıp tahrik indirimlerini gerilettik. Tecavüz yasası dediler; HAYIR dedik, binlerce kadın meydanları doldurduk, o yasa o meclisten geçmeyecek dedik ve o yasayı meclisten geçirtmedik. OHAL dediler; HAYIR dedik. OHAL’de de, her halde de direniriz dedik, kadın dayanışmasıyla ördük mücadelemizi. Ve bugün tüm deneyimlerimizi önümüze koyduğumuzda kadınların birleşerek, dayanışmayla söylediği “HAYIR” lara olan güvenimizle bir kez daha olanca gücümüzle HAYIR diyoruz!

Bombaların her gün hayatlarımıza düştüğü, savaşta ısrar edenlerin kararlarıyla gencecik insanların yaşamdan koparıldığı bu günlerde, Barış İçin Israr Eden, kadınlar olarak OHAL’e, Anayasaya, tek adam rejimine karşı Hayırlarımızı birlikte çoğaltarak, barış içinde yaşayacak halkların ve bir toplumun yolunu hep birlikte öreceğimize duyduğumuz inançla HAYIR diyoruz. Evde, mahallede okulda işyerinde, mecliste, devlette sözün, kararın eşit paylaşıldığı eşitlikçi, katılımcı bir hayatı ve siyaseti örmeye çalıştığımız için HAYIR diyoruz.

Bizler ücretli/ücretsiz çalışan, ev emekçisi, yoksul, işsiz, çocuklu/çocuksuz, genç/yaşlı, engelli, inançlı/inançsız başörtülü/başörtüsüz kadınlar olarak hepimizin konuşabildiği, birbirimizin sesini duyabildiğimiz ve birbirimizi anlayabildiğimiz bir ülkenin geleceğinde karar sahibi olabilmek için HAYIR diyoruz.

Ve yineliyoruz; bugünü dönüştürmeye, yarını değiştirmeye, şimdilik bir HAYIR’LA başlayacağız. İstediğimiz yarınlara her bir kadının ağzından çıkacak bir HAYIR’ la bir adım atacak, hayatımızı bir adamın ağzından çıkan söze emanet eden rejime HAYIR demekten vazgeçmeyeceğiz.

Biz kadınlar, başkanlığa, tek adam rejimine, özgürlüğümüz için, eşitlik için, barış için, geleceğimiz için, tüm kazanımlarımız ve kazanacaklarımız için HAYIR diyoruz.”

‘Açık kürsü’ kuruldu

Deklarasyonun ardından pek çok kadının söz alıp neden “Hayır” dediklerine ilişkin düşüncelerini kurulan “Açık Kürsü”den duyurdu.

Kürsüde ilk olarak konuşan ve kadınların her zaman her koşulda yan yana gelerek mücadele yürüttüğüne dikkat çeken HDP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün, “Biz bu referandum için yan yana gelmedik, biz kadınlar olarak yaşamı özgürleştiriyoruz” dedi. Kadınların eylemlerinin daha büyük olduğunun altını çizen Üstün, “Referandumda o reisleri, tekçileri, o patriarkaları sandığa gömeceğiz” ifadesini kullandı. Mücadele eden kadınlara söz verdiklerini kaydeden Üstün, Rojava’da savaşan kadın savaşçılara işaret etti. Üstün, şöyle devam etti: “Erkekler tarafından bedeni yerlerde sürüklenen kadın arkadaşlarımıza sözümüz var, biz yaşamı özgürleştireceğiz. Direnen, barış diyen, mücadele eden, yaşamları ve özlük hakları yok edilen arkadaşlarımıza sözümüz var. Biz her yerde yaşamı özgürleştireceğiz, meydanlar bizim. Onların OHAL’i bize vız gelir tırıs gider.”

Korkunun ecele faydası yok

Yazar Oya Baydar, korkunun ecele faydası olmadığını ve “Hayır” diyerek bu ülkenin en barışçıl insanları olduğunu söyledi. Baydar, “Birlikteliğimizi bozmamak gerekiyor hayırlarımızın farklı amaçları bile olabilir. Bu hiç önemli değil. Hep bir ağızdan ‘Hayır’ demeyi ve hayırlara vesile olmasını gerçekten dilemek görevimizdir” dedi.

Fabrikalarda direnen kadınların ‘hayır’ını duyurdu

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işten atılan ve Kadıköy’de direnişe başlayan Betül Celep, OHAL’i de KHK’yi de tanımadıklarını kaydetti. Celep, şöyle dedi: “Biz çok güçlüyüz. Fabrikalarda direnen kadınların, sendika için kendi hakları için aileleriyle, devletle, işverenle mücadele eden tüm kadınların ‘Hayır’ını buradan duyuruyorum.”

Alevi kadınlar: ‘Hayır’ demek için çok nedenimiz var

“Alevi kadınları olarak elbette ‘Hayır’ diyeceğiz, sebebimiz çok” diyerek söze başlayan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Örgütlenme Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu ise, “Biz Aleviler ve Alevi kadınlar elbette ‘Hayır’ diyeceğiz. ‘Hayır’ demek için çok nedenimiz var ama bu defa başka toplulukları da göreceğiz. Biz Alevi kadınlar Ekin Wan’larla birlikte olup ‘Hayır’ diyeceğiz” dedi.

Barış anneleri: ‘Hayır’dedik, ‘hayır’ diyeceğiz

Barış Anneleri İnisiyatifi adına konuşan Güler Buğday da, “Hayır” gerekçelerini şöyle sıraladı: “Savaş dursun diye ‘Hayır’ dedik, insanlar ölmesin diye ‘Hayır’ dedik, yıllardır biz ‘Hayır’ diyoruz. Annelerin gözyaşları dursun istedik. Haksız bir savaşa kadın zulmüne kadın katliamlarına karşı ‘Hayır’ dedik ve ‘Hayır’ diyeceğiz.”

Konuşmaların yapıldığı Açık Kürsü ardından toplantı, Alamor Kadın Korosu’nun müzik dinletisi ile son buldu.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Kobanê halkı özgürlüğün 2. yılını kutlandı

Ocak 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Kobanê’nin DAİŞ’ten kurtarılmasının ikinci yılı dolayısıyla Özgürlük Meydanı’nda bir araya gelen binlerce Kobanêli, Kobanê’nin özgürlüğünü kutladı

HABER MERKEZİ (28-01-2017)- Kobanê Kantonu’nun özgürleştirilmesinin ikinci yıldönümü, Özgürlük Meydanı’nda yapılan etkinlikle kutlandı. Kutlamanın yapılacağı yere akın eden Kobanêliler, kutlamaya giydikleri renkli elbiselerle katıldı

Kutlamanın yapıldığı meydana PKK Lideri Abdullah Öcalan fotoğrafları, Kobanê savaşında yaşamını yitiren YPG/YPJ savaşçılar ile enternasyonalist savaşçıların fotoğrafları asıldı. Alana ayrıca “Kobanê sizden daha büyük”, “Özerk yönetim sistemi, ortak yaşam projesidir” yazılı pankartlar asıldı.

Binlerce kişinin katıldığı etkinliğe, Kobanê savaşında yer alan YPG ve YPJ savaşçıları, PYD Eş Başkanları Asya Abdullah ve Salih Müslim, Kuzey Suriye Demokratik Federalizmi Örgütlenme Komitesi üyesi Ferhat Derik, YPJ Sözcüsü Nesrîn Abdullah, Özerk Yönetim Eş Başkanı Heyfo Erebo ve yardımcıları, Kobanê Kantonu Özerk Yönetimi, Cizire Kantonu Özerk Yönetimi, Efrîn Kantonu Özerk Yönetimi, Minbic Sivil Meclis Yönetimi, Girê Spî, Silûk ve Şengal Bölge Yönetimleri ve Minbic Askeri Meclis Komutanlığı heyeti katıldı.

‘Kobane Ortadoğu tarihini değiştirdi’

Etkinlik “Ey Reqip” marşının okunmasıyla başladı. Kobanê Kantonu YPJ Komutanı Fîdan Kobanê, direnişin Ortadoğu tarihinde bir değişikliğe götürdüğüne işaret etti. Fidan Kobanê, “Kobanê zaferi buna izin vermedi. Kobanê küçük bir yer olabilir fakat taşıdığı fikirler Ortadoğu’ya ışık tutuyor. Kobanê halkı başta olmak üzere tüm dünya Türkiye’nin ve DAİŞ’in saldırıları imha ve yok etmeye yönelikti. Fakat sahip olduğumuz düşünce itibarı ile Kürdistan’ın dört parçasında seferberlik ruhu ile Kobanê savunulmuş ve bu gün özgür bir şekilde ayakta kalabilmesini sağlamıştır” dedi.

‘Onları unutmayacağız’

Kobanê’de büyük bir tarihin yazıldığını belirten Fîdan Kobanê, özellikle YPJ’nin üstlendiği rolün önemine dikkat çekerek, Kürt kadının özgürlük anlayışı ile halka yön verdiğini kaydetti. Fîdan Kobanê, “Artık kimse Kürt kadınlarını kendisine cariye olarak götüremeyecek, yüzlerce bedel ödendi. Bugün fiziken aramızda olmayabilir fakat ruhları, anlayışları ve kahramanlıkları bizimledir. Onları hiçbir zaman unutmayacağız. Her zaman çizgilerinin takipçisi olacağız. Tıpkı halkını ve topraklarını korumak için kendini feda eden Arin Mirkan’lar gibi” diye konuştu.

Dünya halklarına kutlu olsun

YPG Genel Komutanlığı üyesi Mehmûd Berxwedan ise direnişin halen kentin sokaklarında yaşandığını vurguladı. Ev ev, sokak sokak ve cadde cadde bu durumun görüldüğüne değinen Berxwedan, Kuzey halkının da savaş döneminde geliştirdiği direnişe dikkat çekti. Savaşçılarla birlikte sınır hattında nöbet tutulduğunu hatırlatan Berxwedan, bunun seferberlik ruhundan geldiğini belirterek, direnişin Kürdistan’da ortaklaştığını ifade etti. Halkın ve savaşçıların hiçbir zaman Kobanê’nin düşmeyeceğine inandığını altını çizen Berxwedan, “Bu inanç şimdi kentin inşasında rol oynuyor. Kobanê halkı topraklarını bağlıdır. Kobanê’nin zaferi bu gün burada toplananlara kutlu olsun. Aynı zamanda Kobanê direnişine destek veren başta Kuzey halkı olmak üzere dört parça halkımıza ve dünya halklarına kutlu olsun” dedi.

PYD Eş Başkanı Salih Müslim ve Kobanê Kantonu Eş Başkanı Enver Müslim ise demokratik özerkliğin ilanını kutladı. Askeri gelişmelerin getirdiği kazanımların siyasi alanı da etkilediği belirtilerek, Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistem’in bu temeller üzerinde geliştiğinin altını çizdi.

Kutlama, müzik gruplarının sahne alması ve halkın halaylarıyla devam etti.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Hüseyin Armutlu (Tüzük) yoldaşımızı kaybettik

Ocak 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Hüseyin Armutlu (Tombul-Tüzük) yoldaşımızı geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettik

Londra (28-01-2017) Hüseyin yoldaş Önder Kaypakkaya’nın kurucusu olduğu partimiz ile 1977 yılında ilişki kurdu İstanbul- Kartal’da Reno arabaları yedek parçası üreten bir fabrikada işçi olarak çalıştı Petrol İş Sendikasında işçi temsilciliği yaptı. Kişilik özellikleri bakımında canlılığyla, kendisine has esprileriyle, sıcak dostluğuyla tanınan bir sima idi. Kendisinin söyledikleriyle açıklayacak olursak eğer “parti içinde en çok etkilendiğim yoldaş komünist şair-önder Hasan Hakkı Erdoğan’dı”. Devrimci mücadeye kendi çapında katkı sunan Huseyin yoldaş, Nisan 1983 yılında bazı yoldaşlarıyla birlikte askeri cuntanın kolluk güçlerin tarafından gözaltına alındı. Sorgusundan kısa bir süre sonra serbest bırakmak zorunda kaldılar. Serbest kaldıktan sonra partiye desteğini kesmedi. Bu desteğini 1991 yılında yurtdışına çıkmak zorunda kaldıktan sonra da iyi bir taraftar olarak sürdürdü. İlişki kurduğu hemen her insan üzerinde güzel bir anısı olan Hüseyin yoldaş’ı dostları Londara’da Tüzük olarak tanırdı.

İyi bir insan, güzel bir dost ve yoldaş olan sevgili Hüseyin”imizin 29 Oacak 2017 Pazar saat 15.00’de Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’de anması yapılacaktır. Bürokratik işlemler tamamlandıktan sonra önümüzdeki hafta başında naaşı İstanbul’a gönderilecektir.

Anısı Önünde Saygıyla Eğiliyoruz!

YÇKM- LONDRA

adhk tarafından

Demokratik Güç Birliği Platformu-Wuppertal Komitesi’nden yürüyüş çağrısı

Ocak 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Wuppertal  (26-01-2017) Demokratik Güç Birliği Platformu-Wuppertal komitesi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da son süreçlerde her alanda yoğunlaşan faşist diktatörlüğe ve arkasındaki emperyalist güçlerin politikalarına karşı, 28 Ocak Cumartesi saat 14:00’te gerçekleştireceği yürüyüşe, Wuppertal ve çevresinde bulunan işçileri, emekçileri, kürtleri, alevileri, devrimci ve domokrat tüm duyarlı kesimleri, emperyalizme ve faşizme karşı birleşik mücadeleyi yükseltmek üzere katılım çağrısında bulundu.

Emperyalizme ve Faşist Türk devleti başta olmak üzere tüm işbirlikçilerine karşı, Birleşik Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim!

Dümeninde AKP ve ebedi şefi Tayyip Erdoğan’ın olduğu, emperyalizmin bölgemizde İsrail’den sonraki en önemli işbirlikçisi faşist Türk Devleti’nin Türkiye işçi sınıfına, emekçi halklarına, Kürt ve Alevi emekçilerine, aydın ve akademisyenlere, ilerici ve devrimcilere yönelik gerçekleştirdiği faşist devlet terörü, her geçen gün daha da pervasız boyutlar kazanıyor.

Wuppertal Demokratik Güç Birliği Platformu olarak, dur durak bilmeyen bu faşist saldırganlığı protesto etmek amacıyla, ”Birleşik Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim” şiarı ile bir protesto yürüyüşü düzenlemiş bulunuyoruz.

Wuppertal ve çevresinde bulunan yerli ve göçmen tüm işçileri, emekçileri, kürtleri, alevileri, devrimci ve domokrat tüm dostlarımızı, gerçekleştireceğimiz bu yürüyüşe katılmaya ve omuz omuza emperyalizme ve faşizme karşı birleşik mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

Emperyalizme, işbirlikçilerine ve her türden gericiliğe karşı, birleşik devrimci mücadeleyi büyütmeye!

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Tarih: 28 Ocak Cumartesi

Saat: 14:00

Yer: Wuppertal City Arkaden önü

Demokratik Güç Birliği Platformu-Wuppertal”

adhk tarafından

YPG: Astana kararları bizi bağlamaz

Ocak 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

YPG Genel Komutanlığı Astana görüşmelerinde çıkacak sonuçların kendilerini bağlamadığını açıkladı

HABER MERKEZİ (24-01-2017)- Kazakistan’ın başkenti Astana’daki görüşmelere ilişkin açıklama yapan YPG Genel Komutanlığı, toplantıda alınacak kararlara göre hareket etmeyeceklerini duyurdu

YPG Genel Komutanlığı’nın açıklaması şöyle: “Bugün Kazakistan’ın başkenti Astana’da Rusya, Türkiye ve İran öncülüğünde Suriye krizi konulu bir toplantı yapılmıştır. YPG olarak görüyoruz ki bu toplantıda yer alanlar, Suriye krizinde pay sahibi olan taraflardır ve çözüme dair hiçbir katkıları bulunmamaktadır.

Suriye yaşanan krizin, demokratik projeler, halkların kardeşliği ve demokratik özerklikle çözüme ulaşacağını belirtiyoruz.

Astana görüşmelerine davet edilmediğimiz için burada alınan kararlar hiçbir şekilde bizi bağlamayacaktır. Alınacak olan kararlar toplantıda yer alan katılımcılar için geçerlidir.

Suriye’de yaşanan savaşın ve akan durmasını, krizin demokratik bir çözüme kavuşmasını umut ediyoruz.”

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Cafer Yıldız; Abim Ali Haydar

Ocak 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Abim de benim gibi sömestr ve yaz tatillerinde çalışırdı,

Aramızda bir fark vardı ben ne iş olsa gider yapardım,

Ayakkabı boyacılığı, çakmak taşı çakmak benzinciliği,

Yaz günlerinde traktörlerden kavun karpuz boşaltmacılığı,

Lahmacunculuk, suculuk inşaat işçiliği ve yazlık sinemada,

teşrifatçılık gazoz satıcılığı vs.

Abim gazete satıcılığı yapardı, pek bir getirisi yoktu ama,

Gazete satıcılığından asla vazgeçmezdi, bir gün sordum,

Abe gazete işinde çok para kazanmıyorsun neden yapıyorsun,

Parası az ama ben gazeteleri okuyorum dedi,

Anlaşılan gazete okumak için gazete satıcılığı yapıyordu,

Aslında kimselere gazete sattırmazlardı, kimsede satmazdı,

İki nedenden kimse gazete satmak istemezdi,

Birincisi fazla bir kar yoktu, ikincisi kitabevleri kapora istiyordu,

Abim için kar önemli değildi gazete okuyordu,

Gazete okumak için hiçbir çocuk gazete satmaz dı,

Ama abim bizim gibi bir çocuk olmadığı gibi,

Bizim bildiğimiz çocuklar gibi de değildi.

Üç tane kitabevi vardı ve kitabevlerinin sahipleri hüseynikliydi,

Abimi sevdiklerinden dolayı kapora işide çok kolay olmuştu,

kitabevlerinin sahipleri aynı zamanda bizim ev sahiplerimizdi,

Abim gazete satıcılığından kazandığı paraları eve getirmezdi,

Her gün iş bitimi devlet ve deli hastahanelerini ziyaret eder,

Tımarğanadakilere sigara devlettekilerinde ilaçlarını alırdı,

Hepsini karşılamasa da her gün birilerinin derdine derman olmaya çalışıyordu.

Gazete dönüşü bir gün anlatmıştı, arkadaşının evine gitmiş,

Ahmet Muharrem Çiçeğin annesi dert yanmış kendisine,

Her gün gazete alıyor daha dün aldığını bitirmeden diyerek.

Sen bir şey demedin mi dedim, ne diyeyim benim diyeceklerimi,

Arkadaşım zaten söylemiştir,benden istediği almasını engellemem.

Abim sadece, ailesi akrabaları ve köylüleri tarafından değil,

Kendisini tanıyan yedi yabancı herkes tarafından çok seviliyordu,

Abim sofraya en geç oturur en erken kalkardı doydum diyerek,

Oysa biz doyalım diye herkesten az yer belki de aç kalkardı.

Eskiden herkesin bir tabağı yoktu yemek legençi denilen kaptaydı,

Aile fertlerinin hepsi aynı kaptan yemeklerini yerlerdi,

Zaten her ailede tabakta yoktu gerçi bizim bakır tabaklarımız vardı,

Ancak misafir geldiğinde ayrı tabaklara konurdu yemekler,

Abim sen bizi çok severdin,

Abim sen akrabalarını çok severdin,

Abim sen arkadaşlarını çok severdin,

Abim sen yoldaşlarını canını verecek kadar sevdin,

Abim bir kısmı seni üzse de düşüncelerimi seninle paylaşacağım,

Uğruna canını verdiğin yoldaşlarından biri her yıl lütfen anar seni,

Diğerlerinin esamesi okunmuyor herhalde öldüler.

Ancak,

Ardıllarınız olan gençler, sizin yolunuzda coşkun seller gibiler,

Ardıllarınız olan gençler güneşi kucaklar gibi ölümü kucaklıyorlar,

Seni asla unutmayacağım,

Seni seviyorum ellerinden öpüyorum.

Yoldaşlarına selam sevgi ve saygılarımı sunarım.