adhk tarafından

Cinsiyetçi Ayrımcılığa Hayır, Kadınlar Mücadeleye

Şubat 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKH (28-02-2017) Dünya ölçeğinde eşitsizliğin, baskının, sömürünün ve emperyalist saldırganlığın giderek arttığı ve bu zulme yanıt olaraksa eşitlik talebinin, isyanın,direnişin yükseltildiği ayrı coğrafyalarda ama aynı göğün altında ortak taleplerle birleşen kadınlar olarak “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nü karşılıyoruz

*8 mart 1857… Daha iyi bir yaşam talebiyle canlarını ortaya koyan fabrika işçisi kadınların greviyle, kadın mücadelesine adanan tarihtir!

*Kadın emeğinin gün yüzüne çıktığı gündür 8 Mart…

*Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki baskı, sömürü ve şiddete son vermek üzere sürdürdüğümüz özgürlük mücadelesinin en önemli günlerinden biridir.

*Sadece bir anma ve eğlence gününden öte kadının cinsel-sınıfsal-ulusal sömürüye başkaldırısının ifadesi ve dolayısıyla dünya kadınlarının mücadele günüdür 8 Mart!

Emperyalistlerin, iktidarı erkek egemen sistemin ,toplumun yarısını oluşturan kadınlara, LGBTİ bireylere yönelik toplumsal bakışı-sömürüsü-şiddeti değişmedikçe, bizlerde ezilenler tarafı olarak ,toplumsal mücadelede cins mücadelesini yükseltmeyi hedeflemekteyiz. Sınıflar gerçeğiyle ortaya çıkmış özel mülk dünyasının ana sonuçlarından biri olan cinsiyet ayrımının özü, erkek egemen sistemin bağrında yattığına göre kadının kurtuluş mücadelesi de tam olarak, ancak insanlığın kurtuluşu ile gerçekleşecektir. İçerisinde bulunduğumuz sosyalist ekim devriminin 100. yıl dönümünde kadınlar olarak mücadele deneyimi açısından daha iyi bir noktada bulunmaktayız. Elde edeceğimiz kazanımlar ve eşit-özgür yeni bir dünyanın yaratılması bakımından mücadeleyi yükseltmek dünden daha acildir. Çünkü insanlık son yılların en acı, en zor ve hüzün dolu dönemlerini yaşamakta. Egemenlerin kendi çıkarları için çıkardıkları savaş yıkım ,beraberinde göç ve ölümleri getirdi.Faturası en ağır, okyanuslarda yollarda savunmasız olan çocuklara çıkartıldı.Mülteci kamplarında yaşanan zorluklar bir yana bir de günümüz Avrupa’sında artarak boy gösteren ırkçılık  gün geçtikçe daha belirgin bir hal almakta. Bununla beraber yine yaşadığımız Avrupa coğrafyasında da kadınlara yönelik tacizin, tecavüzün, katliamların arttığı dönemdeyiz.

Elbette bu saldırılara karşılık eylemlerle,grevlerle çeşitli araçlarla seslerini yükselten, başkaldıran, aktif direniş gösteren kadınların sayısı da gün geçtikçe artıyor. Polonya, İzlanda, Latin Amerika, Rojova,Türkiye-Kuzey Kürdistan, yükselen bu direnişin,kazanımların görüldüğü coğrafyalardan önde gelenler.

Bizler Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak, kendi kadın kitlemizle daha güçlü buluşmak, bilinçle, azimle ve kararlılıkla ileriye diyerek ve tüm mücadele alanlarında güçlü bir ses ve iradeyle şiddeti taciz ve tecavüzü meşru kılan tekçi zihniyete, faşizme, diktatörlüğe karşı hayır diyerek 8 Mart’ta  tüm üye ve taraftarlarımızı alanlara çağırıyoruz. Aynı zamanda 8 Mart’ta dünyanın bir çok ülkesinde kadın örgütleri kadınlara Grev çağrısında bulunuyorlar. Bu anlamlı çağrıya  bizler de bulunduğumuz ülkenin koşullarına göre iş bırakma, iş yavaşlatma vb. eylemleriyle karşılık verelim. Dayanışma en güçlü silahımızdır!

Yaşasın 8 Mart! Jin Jiyan Azadi!

Cinsel sınıfsal sömürüye HAYIR!

Faşizme, Hak Gasplarına, Irkçılığa HAYIR !

Yaşasın Kadınların Birleşik Mücadelesi!

Yaşasın Avrupa Demokratik Kadın Hareketi!

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

28  Şubat 2017

adhk tarafından

Wuppertal’da ‘HAYIR’ çalışmaları sürüyor

Şubat 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya’nın Wuppertal kentinde başlatılan Hayır kampanyası çalışmalarına hız verildi

WUPPERTAL (28-02-2017) AGİF, ADHK, DKTM ve HDK-Wuppertal dernekleri bir araya gelerek yeni bir güçlendirilmiş Hayır platformu oluşturdular

Çalışmalarını birlikte yürütecek olan yeni platform adına toplantı sonrası ANF’ye konuşan Hüseyin İşbilir, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın önemli bir süreçten geçtiğine dikkat çekerek, mevcut anayasanın kötü olduğunu, yeni anayasa düzenlemesinin ise AKP ve MHP tarafından düzenlenerek eskisinden daha kötü olacağını belirtti.

Çalışmaları hakkında bilgi veren İşbilir, halk toplantıları yapmak, yöre derneklerini, esnaf ve aile ziyaretleri gerçekleştirme gibi birçok planlarının olduğunu söyledi. İşbilir, “Afişlerimizle, bildirilerimizle, çağrılarımızla biz bu kampanyayı yürüteceğiz, alanımızda bulunan kurumları ziyaret edeceğiz, katabildiğimiz kadar kurumu bu kampanyaya katarak birlikte daha güçlü ve kitlesel bir biçimde örgütlemeyi esas alacağız. Bu kapsamda bir toplantı gerçekleştirerek platformumuzun kuruluşunu ilan ettik” dedi.

ANF

adhk tarafından

Avrupa’da ‘HAYIR’ etkinlikleri

Şubat 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’da Türkiye ve Kürdistan’daki referandum için ay boyunca ‘HAYIR’ etkinlikleri düzenlenecek Hayır Platformu, etkinliklere güçlü katılım çağrısında bulundu

HABER MERKEZİ (28-02-2017) Avrupa Hayır Platformu, 23 Şubat’ta düzenlediği toplantısında referanduma ilişkin planlamasını hazırladı

Platform, planlamaya ilişkin yazılı açıklamasında şunları kaydetti:

“Avrupa’da Hayır Platformu olarak 23 Şubat 2017 tarihinde gerçekleştirdiğimiz toplantımızda diktatörlüğe, faşizme karşı olan HAYIR tavrımızı eylem ve etkinliklerle somutlaştırarak bir planlamaya kavuşturmuş bulunuyoruz. Bu temelde ortaya çıkan planlamayı kamuoyu ile paylaşarak yapılan tüm toplantı, miting vb. etkinliklerin kitlesel bir şekilde geçmesi ve referandumda sandığa yansıyacak olan gücümüzün bu etkinliklerde ortaya çıkması, görünür olması için güçlü katılım sağlayalım. Hayır Platformu olarak seküler yaşamın tehlikede olduğuna inanan, inanç ve kimliklerinin baskı altında olduğunu bilen Alevi, Êzidî, Hıristiyan, Müslüman tüm inançlar, Kürt, Laz, Çerkes, Pomak, Türkmen, tüm ezilen halk kimliklerine herkese çağrımız; HAYIR etkinliklerimize en güçlü şekilde katılmalarıdır.

HAYIR cevabında en çok hayrı olan başta kadınlar, gençler öncülüğünde tüm toplum kesimlerinin en güçlü şekilde sesini yükselteceğine ve tavrını ortaya koyacağına inanıyoruz.”

ETKİNLİK TAKVİMİ

Avrupa Hayır Platformu’nun etkinlik takvimi ise şöyle:

4 MART

Kuzey Fransa Merkezi Mitingi

Konuşmacı: Demir Çelik – Filiz Koçali

Hollanda Merkezi Gece / Garo Paylan – Tuba Hezer

Fransa Mulhouse Halk Toplantısı / Çilem Öz

Münih Salon Toplantısı / Ertuğrul Kürkçü

Fransa Mosselle Salon Toplantısı / İrfan Dayıoğlu

Aachen, Miting / Veysel Sarısözen

5 MART

İsviçre Salonda Halk Toplantısı / Osman Baydemir ve Esra Demir

Giessen Salon Toplantısı, Çilem Öz

Mannheim Halk Toplantısı / Ahmet Nesin – Latife Akyüz – Barış Akademisyeni

Berlin Salon Toplantısı / Oya Ersoy – Hatip Dicle, Çetin Gürer Bar. Akademisyeni

Augsburg Salon Toplantısı / Ertuğrul Kürkçü,

Köln Salon Toplantısı / Tuğba Hezer/ Ayşe Yıldırım / Şükran Sincar

7 MART

Paris Pir Sultan Abdal Dergah Halk Toplantısı / Çilem Öz

11 MART

Hannover Merkezi Miting / Hatip Dicle

Danimarka Halk Toplantısı / Yüksel Koç

Hamburg Merkezi Mitingi / Turgut Öker, Betül Yarar Barış Akademisyeni

Hollanda Zug Salon Toplantısı – Veli Kaya

12 MART

Liger: Halk Toplantısı / Kemal Aktaş, Yasemin Karaca – Barış Akademisyeni

Heilbron Halk Toplantısı / Özdal Uçar Kürtçe

Mainz Halk Toplantısı / Güler Yıldız ve Fehim Işık

İsviçre Züg, Halk Toplantısı / Rojda Yıldırım, Çağla Aykaç Barış Akademisyeni

Hannover Panel / Murat Çakır, Hayko Bağdat, Yavuz Fersalioğlu

Freiburg Halk Toplantısı / Ahmet Nesin

Hildesheim Salon Toplantısı / Oya Ersoy ve Pınar Şenoğuz / Barış Akademisyeni

16 MART

Oldenburg Salon Toplantısı / Konuşmacı: Tugba Hezel / Çetin Gürer Barış Akedemisyeni

17 MART

Frankfurt Salon Toplantısı / Ahmet Nesin, Meral Çamlı Barış Akademisyeni

18 MART

Merkezi Almanya Newrozu / Hatip Dicle

Stockholm Newrozu / Faysal Sarıyıldız

19 MART

İsviçre Merkezi Newrozu / Hatip Dicle

22 MART

Dortmund Salon Toplantısı / Ahmet Nesin – Oya Ersoy

25 MART

İsviçre Merkezi Miting / Feleknas Uca

Avusturya – Viyana Merkezi Mitingi

Bremen Salon Toplantısı / Hatip Dicle – Oya Ersoy – Betül Yarar Barış Akademisyeni

Avusturya Linz Newrozu / Tuba Hezer

Düsseldorf  Merkezi Mitingi / Ali Kenanoğlu, Fadil Bedirhanoğlu

Stuttgart Eyalet Merkezi Mitingi / Filiz Koçali, Ahmet Nesin

26 MART

Hamburg Salon Toplantısı / Hatip Dicle – Oya Ersoy – Çetin Gürer Barış Akademisyeni

Danimarka Merkezi Mitingi

31 MART

İtalya-Milano Halk Toplantısı / Adem Uzun

2 NİSAN

İngiltere Miting – Londra Mitingi Sırrı Süreyya Önder (Skype)

Koblenz Newroz Etkinliği / Kemal Aktaş

ANF

adhk tarafından

Xeraba Bava Köylüleri Yalnız Deǧildir!

Şubat 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Viyana (24-02-2017) Avusturya’nın başkenti Viyana’da Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu’n çağrısıyla  Cuma günü saat 16’da bir protesto mitingi gerçekleştirildi  Türk Konsolosluğunun karşısında gerçekleştirilen mitinge devrimci, demokrat, sol-sosyalist ve Kürt yurtseverler destek verdi

Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Xerabe Bava köyü‘nde (Koruköy) ilan edilen sokağa çıkma yasağı, abluka ve akabinde gelişen devlet terörü okunan Almanca ve Türkçe bildiriler ve devlet zulmünün belgelendiği fotoğraflarla kınandı. Türk devletinin Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki katliamları teşhir edildi.

Yaklaşan refaranduma da değinilen konuşmalarda sandıktan ‚‘HAYIR‘‘ çıkması için herkesin bu noktada duyarlı olması ve aktif olarak görev almaları gerektiği vurgulandı.

adhk tarafından

İsviçre Hayır platformu kuruldu

Şubat 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

İsviçre (24-02-2017) Türkiye-Kürdistan da 16 Nisanda gerçekleştirilecek olan Anayasa referandumuna, ezilenler cephesinin gerek mevcut anayasa gereksede öngörülen anyasaya olan itirazları İsviçrede örgütleyecek olan İsviçre Hayır Platformu kuruluşunu ilan eder.

İsviçre Hayır Platformu Sınıfsal-Ulusal-Cinsel-İnançsal ve doğa tahribine karşı ve her türden gerici, faşist baskılanmalara karşı mücadele süreci olarak ele alacaktır. Bu anlamıyla kuruluşumuzu ilan ederken sürece tekabül eden tüm çalışmaları HAYIR çalışmasıyla bütünleştireceğiz.

İsviçre de yaşamak zorunda bırakılan göçmenler; her ne sebepten olursa olsun İsviçre’ye göç etmemiz nereden bakılırsa bakılsın gönüllü olmadığı görülecektir. Bizleri başka bir coğrafyada yaşamamızı mecburleyen siyasal, ekonomik ve askeri sebepler vardır. Tüm bu sebepler bizlerin hayatına malolmuştur ve dahada malolmaktadır. O halde tüm bu yönelimleri küçükten büyüğe doğru, ufak adımlarla boşa çıkarma için gerek mevcut gereksede öngörülen anayasaya itiraz et HAYIR de.

İsviçre Hayır Platformu önümüzdeki seçim sürecinde çeşitli eylemlikler ve çalışmalarla sizlerle beraber alanlarda olacaktır. Bu çalışmaların esas özneleri sizlersiniz, eylemlikleri sahiplenelim, yürütelim.

İsviçre Hayır Platformu (İDHF, DKH-İ, YENİ KADIN, YDG, DEM-KURD, İABF, DİDF, HDK-İ, YJK-S, BİRLEŞİK DEVRİMCİ PARTİ, Zürih Genclik ve Kültür Evi)

adhk tarafından

‘’Koalisyonlar döneminin kapanması’’ tek adam diktatörlüğüne gidiştir!

Şubat 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Anayasa değişikliğiyle ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’’, yani başkanlık sistemini savunan tepeden aşağıya kadar tüm Külliye eşrafının başkanlık sisteminin avantajı olarak övünerek propaganda ettikleri konulardan biri, yapılan değişiklikle getirilen sistemin Koalisyonlar dönemine son vereceği meselesidir Getirilen sistemle daha hızlı kararlar alınabilip hükümet krizlerinin çıkmayacağını, iktidar tarafından-başkan tarafından istenen şeyin ya da kararın kolayca çıkarılıp gerçekleştirileceğini bolca propaganda etmekte ve bunu iyi bir şey, gelen sistemin üstün yanı olarak vaaz etmektedirler. Bunları, Erdoğan ve AKP yetkililerinin yanı sıra, siyasette, hukukta, gazetecilikte, akademisyenlikte vb tamamen “uzman” olan bol unvanlı mürekkep yalamış cahiller savunup dillendirmektedirler…

HABER MERKEZİ (24-02-2018)- İktidarın stratejik planı her vesileyle açıkladığı gibi başkanlık sistemi veya başkanlık sisteminin ‘’Türk Tipi’’ dedikleri malumun ilanı Erdoğan sultanlığı biçimdir. Bunun mevcut aşamadaki taktiksel evresi ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’’ dedikleri ve başkanlık sistemini yumuşatarak halka yutturmaya çalıştıkları evredir. Bu evrenin makyaj ve yumuşatmalara gerek duymayarak alenen Başkanlık Sistemine taşınacağı aşikarken, iktidar sahipleri bu planını-hedefini gizlememekte, açıkça ifade etmektedirler. Dayatmalarını sindirerek aşama aşama yaşama geçirmeyi bilinçli bir plan olarak uygulamaktadırlar.  Böylece destekçiler çoğaltmakta, toplumu alıştırmakta ve sürece yayarak tepkileri azaltmaktadırlar  vb vs… Dolayısıyla bugün, stratejik hedefleri olan Başkanlık Sistemini veya onun mevcut aşamasını ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’’ olarak biçimlendirip adlandırmaktadırlar.

Bu planla oldubittiye getirilerek gündeme alınıp gerçekleştirilen anayasa değişikliği meclis maratonundan sonra referanduma götürülmektedir. Referandum tarihi Nisan ayı olarak belirlenmiş durumdadır. Değişikliğin meclisten geçirilme aşamasından itibaren ve özellikle de referandum tarihinin belirlenmesiyle mesele üzerindeki tartışmalar giderek yoğunlaştı. Seçim çalışmaları da siyasi partiler ve cumhurbaşkanı tarafından toplantı ve mitingler şeklinde başlatıldı.

Bu süreçte devrimci ve demokratik güçlerin esası doğru taktik siyaset izleyerek somut tehdidin savuşturulmasına dönük ‘’HAYIR’’ tavrını geliştirdiler. Dolayısıyla sürece dair tartışmalara esasta bu tavırla katılmış oldular, olmaktadırlar. Yazımızın konusu devrimci hareketin tavrı veya referandumda izlenmesi gereken siyaseti vb vs konu almadığı için bu konuyu daha fazla açmadan geçiyoruz.

Burjuva cephede, burjuva düzen partileri veya güçleri arasında ciddi bir tartışmanın yaşandığına tanık olmaktayız. Ki yazımızın konusu doğrudan bu tartışmalarda açığa çıkan ironik durumu içermektedir. Sağıyla ‘’soluyla’’ burjuva cenahın söz konusu tartışmalarda düştüğü ironi, demokrasi anlayışı ve algısı üzerinedir ki, anayasa değişikliğini savunanların da demokrasi adına karşı çıkanların da son derece geri ve gülünç oldukları rahatlıkla izlenebilmektedir.

Anayasa değişikliğiyle ‘’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’’, yani başkanlık sistemini savunan tepeden aşağıya kadar tüm Külliye eşrafının başkanlık sisteminin avantajı olarak övünerek propaganda ettikleri konulardan biri, yapılan değişiklikle getirilen sistemin Koalisyonlar dönemine son vereceği meselesidir. Getirilen sistemle daha hızlı kararlar alınabilip hükümet krizlerinin çıkmayacağını, iktidar tarafından-başkan tarafından istenen şeyin ya da kararın kolayca çıkarılıp gerçekleştirileceğini bolca propaganda etmekte ve bunu iyi bir şey, gelen sistemin üstün yanı olarak vaaz etmektedirler. Bunları, Erdoğan ve AKP yetkililerinin yanı sıra, siyasette, hukukta, gazetecilikte, akademisyenlikte vb tamamen “uzman” olan bol unvanlı mürekkep yalamış cahiller savunup dillendirmektedirler…

Bunların karşısına aynı unvanlarla oturup demokrasi adına sistem değişikliğini eleştirenler de sükut içinde bu ‘’büyük avantaj ve sistemin üstünlüğü olan iyi şeyi’’ dinleyerek bocalamaktadırlar. Yani, bunlar da koalisyonlar döneminin kapanmasını vb. iyi bir gelişme ve avantaj olarak kabullenmektedirler. İstisnai olarak karşı çıkanların olduğunu ama bunların da güç biçim ve doğru zeminde karşı çıkamadıklarını söyleyelim…

Bu tartışma düzeyi burjuva entelektüellerin aslında ne kadar da geri olduklarını ya da bilim ve gerçekler karşısına dürüst olmayıp ilgilerini bir kenara bırakıp kendilerini de inkar ederek ve gülünç düşürerek egemenlerin çıkar ve hizmetine uygun şekilde konuştukları, dolayısıyla da gülünç duruma düştüklerini gözler önüne sermektedir. Gülünçtür çünkü burjuva parlamenterist sistem açısından da koalisyonlar döneminin kapanması ileriye doğru değil, geriye doğrudur ve çünkü, bütün övgüleri ve avantaj telakkisiyle içeriğini doldurmaları biçimi tamamen despotik diktatörlüğün tarifi olup her manadaki demokrasiyle taban tabana tezat bir durumdur.  Burjuva anlamda da olsa demokrasiye ki, bu manada bir demokrasinin olmamasına karşın, mevcut parlamenterist sisteme de tam düşman bir despotizm ve diktatörlük olan koalisyonlar döneminin bitmesine bir üstünlük ve olumluluk olarak atfedilmektedir. Ne yazık ki, mevcut sistemi demokrasi adına savunarak karşı çıkanlar da bu konuda ya sessiz kalmakta ya da esasta aynı noktaya düşmekte, aynı yerden bakmaktadırlar.

Bu nokta Sosyalist Demokrasi ile burjuva demokrasisi arasındaki farkı, iki sınıfın demokrasi anlayışı ve içeriğinin temelden zıt olduğunu, aralarında büyük uçurumların olduğunu da ortaya koymaktadır.

Burjuvazi koalisyonlar dönemini bitirmeyi maharet sayıp övgüyle anlatırken ve burjuvazinin ‘’sol, demokrat’’ geçinen partileri veya parti temsilcileri  ‘’demokrasi’’ düşmanı ya da burjuva faşist parlamentarist sistem karşıtı bu tek adamcı tekçi gerici diktatörlük tezinin avantaj ve üstünlük olarak sunulmasına bir şey diyememekte, koalisyonlar döneminin bitmesini ‘’demokrasiye’’ tezat olmasına karşın iyi bir şey olarak kabul etmektedirler. Dolayısıyla, demokrat geçinen bu pırpırlı cahillerin durumunu görünce, devrimci ve demokratik halk güçlerinin ne kadar ileri olduklarını ve demokrasi anlayışlarının ne kadar ileri olduklarını daha iyi anlamaktayız.

Madem demokrasiden söz ediliyorsa, her istediğimizi istediğimiz gibi yapamayacağımızı hazmetmeli, bunun demokrasi gereği olduğunu kabul ederek muhalefetin veya koalisyon ortaklarının engelleme haklarının olduğunu, dolayısıyla bu engellemelerini kabullenmeliyiz. Her şeyi istediğimiz gibi yapacaksak, dışımızdaki görüşler ve bu görüşlerin hakları ne olacak? ‘’Muhalefet benim yapmak istediğimi engelliyor onun için iyi değil, kötüdür’’, Koalisyonda istediğim kararları çıkarıp uygulayamıyorum onun için kötüdür’’ görüşü demokrasiyi reddeden, azınlığın haklarını yok eden ve kendisini tek-mutlak otorite kılan, her istediğini yapmak isteyen despotik bir diktatörlükten başka bir şey olmayıp, demokrasiyle taban tabana zıt bir anlayıştır. Her istediğimi yapamayacağımız bir sistem olmalıdır, denetleyen ve gerektiğinde engelleyen bir mekanizma olmalıdır. Çünkü bu engelleyen güç, elinde bulundurduğu gücü halktan aldığı destekle hak etmiştir. Halk ona o gücü vermiştir. Egemen olan o gücü tanımamazlık yapamaz. Yaparsa veya ortadan kaldırırsa demokrasiyi ve halkın ilgili iradesini yok sayarak diktatörlük inşa eder. ‘’Ben iktidar olarak her istediğimi yapayım, her kararı istediğim gibi çıkarayım’’ diyen bir anlayış muhalefeti, azınlığı, dışındaki iradeyi yok saydığı gibi, asla demokrat da olamaz.

İktidarın, egemenin veya mevcut erkin istediğini yapması ve yapmasının önündeki engellerin kaldırılması en katı diktatörlükten daha iyi değildir. Eğer erk ve otoriteyi engelleme mekanizmaları yani denetleme mekanizmaları yoksa, tüm yetki ve inisiyatif söz konusu erkin eline verilmiştir ki, bu tek erkin diktatörlüğünden başka bir şey değildir, somutta ise tek adam diktatörlüğünden başka bir şey değildir. Zaten mevcut iktidar ve Erdoğan’ın alenen istediği de budur. Ama demokratikleşme adına, sistemin tıkanıklıklarını aşma adına istemeleri ise tam bir iki yüzlük ve kitlelerin aklıyla alay eden en kaba manipülasyondur… Eğer iktidarı denetleyen güçler yoksa, sistemde güçler ayrılığı yoksa ve tüm güç-yetki-inisiyatif tek kişiye ya da tek güce verilmişse, muhalefet ve farklı görüş ve güçler bertaraf edilmiş-olmuş demektir. Bunun adı demokrasi değil, tek adam sultası katılığında tekçi faşizmdir.

Demokrasi sözünün biçimsel olarak veya faşizmi kılıflama için de olsa kullanıldığı her yer ve sistemde egemen ve otorite durumundaki erk ya da görüş dışında başka erk ve görüşler de vardır, varlığı kabul edilir. Ve bu, demokrasi adına kabul edilir. Ama egemen erk dışında tüm muhalif odakları ortadan kaldırarak tek erki mutlak otorite haline getiren her sistem tekçiliğin alası olarak her türden demokrasiden uzaktır. Koalisyonlar döneminin bitmesi, farklı görüş, irade ve kuvvetlerin-erklerin kaldırılarak tek erkin egemen kılınması, tek adam diktasının kurulmasıdır. İşte bugün övünülen ve burjuva muhalefetin de zımnen kabul ettiği şey tam da bu diktatörlük fikridir.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Linz’de Kürtler, Aleviler, Sosyalistler ‘HAYIR’ için buluştu

Şubat 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Linz kentinde Kürtler, Aleviler ve sol-sosyalistler, referandumda ‘HAYIR’ın güçlü çıkması için bir araya geldi

LİNZ  (22-02-2017) Avusturya’nın Linz kentinde, diktatörlüğün oylanacağı referanduma ilişkin ‘HAYIR’ platformunu oluşturmak için bugün toplantı düzenlendi

Öncülügünü DEM-KURD’un yaptığı toplantıya Linz Alevi Kültür Derneği ev sahipliği yaptı. Dernek Başkanı tarafından açılış konuşması yapılan toplantıda, referandumda güçlü bir ‘HAYIR’ oyunun çıkacağı vurgulandı. DEM-KURD Temsilcisi de referandum sonucunun ve birlikte mücadelenin önemine değindi.

Linz DİDF Derneği de 7 Haziran’daki seçimlerdeki eksikliklerin yaşanmaması için çalışmaların güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

ADHF, Wels Alevi Derneği, Perg Pir Sultan Derneği ve Wels Mezopotamya Derneği de çalışmalara aktif katılacaklarını kaydetti.

Toplantıda Avrupa Hayır Platformu’nun deklarasyonunun okunmasının ardından çalışma takvimi hazırlandı.

Toplantıda Türk devletinin Nusaybin’in Xerabê Bava köyündeki saldırılarına da sessiz kalınmayacağı ve ilk eylemin Linz merkezinde Cumartesi yapılacağı belirtildi.

ANF

adhk tarafından

Koruköy nöbetçilerine ‘şiir’ yasağı

Şubat 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Sokağa çıkma yasağı süren Koruköy’e gitmek isteyenlere askerden uyarı: Şiir okursanız orantılı güç kullanılacak

Nusaybin (22-02-2017) Nusaybin Koruköy’de 12 gündür süren sokağa çıkma yasağının yaşandığı Koruköy’deki işkence iddialarına her gün bir yenisi eklenirken köye gitmek için bekleyen heyet de asker tarafından ‘uyarıldı’!

Köye girişlerine izin verilmediği için Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Barış Anneleri’nden temsilcilerinden oluşan heyet, 4 gündür nöbet eylemi yapıyor.

Yol üzerinde yapılan nöbet eylemiyle ilgili olarak HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Twitter hesabından bir video paylaştı. Videoda anons yapan askerlerin, şiir okuma gibi bir eylem yapılması durumunda güç kullanılacağını söyledikleri duyuluyor. Başaran’ın “Nusaybin’de nöbetimiz devam ediyor. Şiir okumak, zafer işareti yapmak da yasakmış. Ülkenin geldiği hal budur” diyerek paylaştığı  anonsta şöyle deniyor: “Bundan sonra herhangi bir sembolik işaret, şiir okuma ve benzeri şekilde eylem yapıldığında, uyarılmadan, dağılmanıza yönelik orantılı güç kullanılacaktır.”

artigerçek

adhk tarafından

Faşizme ve Tek Adam Diktatörlüğüne HAYIR !

Şubat 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Bir çıkış yolu her zaman vardır

AHP (22-02-2017) Halklarımız kendisine dayatılan TEK ADAM DİKTATÖRLÜK REJİMİ’ne HAYIR’ları çoğaltarak gereken cevabı verecektir Demokrasi ve daha fazla özgürlük isteyenler referandumdan elde edecekleri güçlü bir HAYIR’la hayattaki gerçek yerini görecek, taleplerinin gerçekleşmesi için yeni bir safhada mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Ülkeyi 14 yıldır baskıyla yöneten, şehirleri kuşatan, bombalayan, basını susturan, gazeteci-leri, milletvekillerini tutuklayan, tutukluluğu cezaya çeviren hukuk sistemini yerleştiren, de-vamlı işsizlik üreten ve emeçilerin kazanımlarını yok eden, icat ettikleri Varlık Fonu’nuyla sa-rayın hazinesini oluşturan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha baskıcı olabilmek ve yasal sorumluluklarını azaltmak için başkanlık sistemini istemektedir.

Rejimleri sarsılıyor, girdikleri kirli ittifaklar çatırdıyor, siyasete kirli geçmişleri olan figüranlar sokuyorlar. Arka bahçelerini AKP-MHP koalisyonu ile güçlendirmek isterken, kendi cephele-rinde de yoksulluklarını satın aldıkları insanlar dağılmakta.

Demokrasi güçleri haykırıyoruz!

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü dayatılan Tek Adam Faşist Diktatörlük rejimidir!

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü topluma dayatılan biat ve ittaat kültürüne itiraz ediyoruz.

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü Kürt’leri ve diğer tüm ulusal kimlikleri, Alevileri, Ezidileri, Ermeni-leri, Süryanileri yok sayan, inanç farklılıklarını görmezden gelen bir yaşam biçimi dayatılıyor.

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü kadın katliamlarını meşru ve kadını ikinci sınıf gören egemen, cinsiyetçi, ötekileştirici politikaları yaşam tarzına dönüştüren zihniyet dayatılıyor.

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü özgürlükler daraltılıyor özel yaşamlara müdahale edilmek is-teniyor.

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü küçük yaşta evliliklere kapı aralanıyor, tecavüzler hoş görülüp bu suçun sanıkları korunuyor, bu suçun devamlı işlendiği Vakıflar korunuyor.

Bizler HAYIR diyoruz; çünkü yurtdışında çalışan emekçiler ve göçmenler olarak fazlasıyla hakkettiğimiz gerçek vatandaş muamelesi görmek istiyoruz.

Tüm uluslara hak eşitliği, tüm inançlara özgürlük vaad eden, gerçek anlamda bir laikliğe vurgu yapan, kadının, gençliğin, aydınların demokratik haklarını güvenceleyen, doğaya saygılı bir anlaşma zemininin anayasasını savunduğumuz için HAYIR diyoruz…

Dikta Rejimine HAYIR!

Yaşasın ortak mücadelemiz!

Kahrolsun Faşizm !

Yaşasın Enternasyonal Dayanışma!

 Avrupa’da Hayır Platformu

adhk tarafından

Af Örgütü: Türkiye’de işkence ve kötü muamele arttı

Şubat 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Uluslararası Af Örgütü yıllık raporunu açıkladı Dünyada insan haklarının durumunun incelendiği raporda, Türkiye’de işkence ve kötü muamelede artış olduğu, soruşturmaların ise sonuçsuz kaldığı belirtildi

Avrupa (22-02-2017) Uluslararası Af Örgütü, 2016 yılında 159 ülke ve bölgede insan haklarının durumunun incelendiği raporunu açıkladı. Örgüt, raporda uluslararası alanda günden güne güçlenen “Ötekilere karşı biz” politikalarına karşı uyararak, bunun insan hakları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti.

Almanya Af Örgütü Genel Sekreteri Markus N. Beeko, rapora ilişkin değerlendirmesinde, “Çok sayıda hükümet ve siyasi grup muhalifleri topyekün düşman ilan edip, haklarının elinden alınabileceğini düşünüyor” dedi. Toplumdaki küçük grupların günah keçisi haline getirildiğini belirten Beeko, bu grupların dışlandığına dikkat çekti. Her insanın eşit haklara sahip olduğu ilkesinin çiğnendiğini dile getiren Beeko, ABD’deki tartışma yaratan seyahat yasağı kararnamesini, Türkiye’deki kitlesel tutuklamaları, Honduras’ta çevrecilerin kovuşturmaya uğramasını, Hindistan’da farklı etnik kökendeki insanlara yönelik ayrımcılık ve Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duerte’nin uyuşturucuyla mücadele kapsamında başlattığı operasyonlarda hayatını kaybeden 7 bine yakın kişiyi buna örnek gösterdi.

Raporda Türkiye

Örgütün yıllık raporunda Türkiye’deki gelişmeler, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, işkence ve diğer kötü muameleler, aşırı güç kullanımı, cezasızlık, silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen ihlaller, mülteciler ve sığınmacılar ile ülke içinde yerinden edilen kişiler başlıkları altında incelendi.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan gelişmelerin ele alındığı raporda, “Darbe girişiminin ardından hükümet memurlar ve sivil toplum üzerinde büyük baskı oluşturdu. Fethullah Gülen hareketiyle bağlantılı olmakla suçlananlar bu baskının ana hedefiydi” değerlendirmesi yer aldı.

15 Temmuz’da başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK), aralarında öğretmeni doktor, hakim, savcı, askerlerin bulunduğu yaklaşık 90 bin kişinin “terör örgütleriyle bağlantılı oldukları” ya da “ulusal güvenliğe tehdit oluşturdukları” gerekçesiyle meslekten ihraç edildiği belirtlen raporda, “Yüzlerce medya kuruluşu ve sivil toplum örgütü kapatıldı, gazeteciler, aktivistler ve milletvekilleri tutuklandı” ifadelerine yer verildi.

Raporda ayrıca Güneydoğu’da 49’u Demokratik Bölgeler Partisi’nden olmak üzere 53 belediyenin seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atandığı, Halkların Demokratik Partisi’nden seçilmiş dokuz milletvekilinin yargılanmak üzere tutuklandığına dikkat çekildi.

Raporda 2016 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, yıl boyunca gücünü sağlamlaştırdığı ve Cumhurbaşkanlığına yürütme yetkisini veren anayasal değişikliği TBMM’ye sunulduğu da belirtildi.

“İşkence ve kötü muamelede artış”

Türkiye’deki insan hakları durumunun yıllık bilançosunun aktarıldığı raporda, Güneydoğu’da terörle mücadele kapsamında sokağa çıkma yasaklarının olduğu bölgelerde ve özellikle 15 Temmuz sonrası Ankara ve İstanbul’da “polis gözetiminde rapor edilen işkence ve kötü muamele”de artış yaşandığı vurgulandı. Ayrıca OHAL’de tutukluların korunmasını sağlayan uygulamaların kaldırıldığı ve kötü muameleyi kolaylaştıran yasaklı uygulamaların önünün açıldığına dikkat çekildi.

Gözaltı yerlerini izleyen hiçbir ulusal mekanizma kalmadığı belirtilen raporda, tutukluların avukatlarıyla görüşme haklarının ortadan kaldırıldığı, sürenin uzatıldığı belirtildi.

Raporda yine 15 Temmuz sonrası polis gözetimindeki birçok kişinin, ciddi derecede dayak, cinsel saldırı, tecavüz tehdidi ve tecavüze maruz kaldıklarının rapor edildiğine yer verdi. Af Örgütü en kötü fiziksel şiddete askeri personelin maruz kaldığı bilgisine yer verdi.

“Muhalif görüşlere şiddet ve ceza”

Af Örgütü 2016 yıllık raporunda Türkiye’de ifade özgürlüğünün “keskin biçimde kötüye gittiği” belirtildi. OHAL ilanının ardından 188 gazetecinin yargılanmak üzere tutuklandığı ve 184 medya kuruluşunun KHK’larla keyfi olarak kapatıldığı vurgulandı. Örgüt raporunda özellikle Kürt meselesine dair muhalif görüşler ifade eden kişilerin şiddet ve cezai kovuşturmaya maruz kaldığına yer verirken, aralarında kadın hakları grupları, avukat dernekleri ve insani yardım örgütlerinin de bulunduğu en az 375 sivil toplum örgütünün KHK’larla kapatıldığı belirtildi.

Raporda yine ifade özgürlüğündeki keskin kötüye gidişe dair Barış için Akademisyenlerin maruz kaldığı idari soruşturmalar ve cezai kovuşturmalara yer verildi. Barış müzakerelerine geri dönülmesi ve Kürt siyasi hareketinin taleplerinin tanınması için çağrıda bulunan bildiriyi imzalayan akademisyenlerden 490’ı hakkında yılsonuna kadar idari soruşturma yürütüldüğü ve 142’sinin işlerine son verildiğine yer verildi. Raporda darbe girişiminden bu yana bin 100’den fazla imzacının cezai soruşturma altında olduğu hatırlatıldı.

“İnternet sansürü arttı”

Af Örgütü 2016 yılında insan hakları durumuna ilişkin raporunda, Türkiye’de hükümetin darbe girişiminden sorumlu tuttuğu Fethullah Gülen yapılanmasına yakın medya kuruluşlarına kayyum atandığı ve bu kuruluşlara hükümet yanlısı yayın çizgisi empoze edildiğine dikkat çekildi. Yıllık raporda Türkiye’de internet sansürünün arttığına yer verildi. Yetkililerin yargının incelemeden onayladığı ve temyiz etmenin mümkün olmadığı kararlarla birlikte internet siteleri, sosyal medya hesapları dahil içerikleri engelledikleri ifade edildi. Raporda, 2016 yılı Ekim ayında güneydoğuda internet hizmetlerinin kesildiği ve sosyal medyaya kısıtlama getirildiği örneği aktarıldı.

“Düzmece sebeplerle toplanma özgürlüğü engellendi”

Af Örgütü 2016 yılı raporunda, İstanbul’da arka arkaya dördüncü kez olmak üzere 1 Mayıs yürüyüşü ve ikinci kez olmak üzere Onur Yürüyüşü’nün düzmece sebeplerle yasaklanmasının, toplanma özgürlüğü hakkı ihlali olduğuna yer verdi. Hükümetin OHAL kanunlarından yararlanarak, tüm şehirlerde gösterileri engelleyecek genel yasaklar çıkardıklarına, hakkını kullanmak isteyen vatandaşlara da aşırı güç kullanıldığına dikkat çekildi.

Uluslararası Af Örgütü Raporu’nda 2016 yılında aradan geçen üç yıla karşın Gezi parkı eylemlerinde polis tarafından güç kullanılan soruşturma ve davalarda yol kat edilemediğine dikkat çekildi. Yine 2016 Şubat ayında sokağa çıkma yasağının uygulandığı Cizre’de çatışmalardan kaçmak için bodrum katına sığınan ve hayatını kaybeden 130 kişiye ilişkin soruşturmalarda da ilerleme kaydedilmediğine yer verildi.

Avrupa ülkelerinin durumu

Uluslararası Af Örgütü raporunda, Avrupa ülkelerindeki durum da incelendi. Avrupa ülkelerinin çoğunda hayata geçirilen güvenliğe ilişikin yasaların bireysel özgürlükleri kısıtladığı vurgulanan raporda, AB’nin hala ortak bir mülteci politikası olmadığına yer verilirken, Libya ile planlanan anlaşma ile AB ülkelerinin insan hakları ihlallerini göze aldığı ifade edildi.

Raporda dünya genelinde insan haklarının durumu açısından kritik bir dönemden geçildiği vurgulandı.

Kaynak:DW