adhk tarafından

BÖG savaşçısı 4 devrimci ‘’TC’’ saldırılarında ölümsüzleşti!

Nisan 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) bir açıklama yaparak ‘’TC’’ devletinin gerçekleştirdiği saldırılar ve yaşanan çatışmalarda 4 BÖG savaşçısının ölümsüzleştiğini belirtti

HABER MERKEZİ(29-04-2017)- Birleşik Özgürlük Güçleri(BÖG) bir açıklama yaparak ‘’TC’’ devletinin gerçekleştirdiği saldırılar ve yaşanan çatışmalarda 4 BÖG savaşçısının ölümsüzleştiğini belirtti. Yaşamını yitiren savaşçıların isimleri; Özge Bali(İdil Güler),

Asiye Özlahlan(Zahide Rosa Suk), Cenk Kılagöz(Cömert Nafiz Efe) ve Ysusufbaş Akay(Cihan Efe)’dir. BÖG tarafından yapılan açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’AKP-MHP faşizmi Şengal ve Qereçox’taki PKK mevzilerini vurduğunda iki birliğimiz Enternasyonal Özgürlük Taburu ile Rakka ve Tabka önlerinde savaşmaktaydı. Aynı gün, Birleşik Özgürlük Güçleri Ana Karargâhında, Bostancı şehidimiz Orhan Yılmazkaya’nın anma törenini yaptığımız esnada 4 yoldaşımız İdlib’in kuzeyinde Antakya sınırına yakın Dar Azza denilen bölgede, faşist TC ordu güçleri ve beslemesi Nusra ve ÖSO çeteleriyle karşılaşıp, çatışarak şehit düştüler.

27 Nisan 2017 tarihinde Birleşik Özgürlük Güçleri’nin Özge Bali (İdil Güler), Asiye Özlahlan (Zahide Rosa Suk), Cenk Kılagöz (Cömert Nazif Efe) ve Yusufbaş Akay (Cihan Efe)’dan oluşan 4 kişilik Meryem Güler Müfrezesi, AKP-MHP faşist koalisyonuna karşı bir eylemi gerçekleştirmek için Türkiye sınırından geçerken faşist AKP’nin ordu birlikleriyle ve TC devletinin beslemeleri ÖSO ve Nusra çeteleri tarafından kuşatılmıştır. “Teslim olmayan bir feda kuşağının” izinden giden Dar Azza kahramanları çok uygunsuz koşullarda teslim olmayı asla akıllarından geçirmeden son kurşununa kadar cihatçı çetelerle çatışarak şehit düştüler. Bu çatışmada Nusra ve ÖSO katil sürülerinden birçok çete saf dışı edilmiş ve yaralanmıştır. En sona kalan savaşçımız Cömert tek başına çatışmaya devam etmiştir. Cephanesi biten kahraman gerillamız cihatçı çetelere teslim olmaktansa son kurşunu kendisine sıkmıştır.

Özgürlük Güçleri olarak, kayıplarımızın bilincindeyiz. Bir an bile hayale kapılmadık, kolay zafer peşinde koşmadık ve kayıp vermeden savaşılacağını ise hiç düşünmedik. Yüzlerce yıldır halklara kan kusturan sömürgeci faşist diktatörlüğe karşı mücadele yürütüyoruz. Sömürgeci devletle birlikte uluslararası emperyalist güçlerin denetimindeki cihatçı çetelerle savaşıyoruz. Faşist bir cihat mekanizmasına dönüşen TC devlet sistemi, AKP-MHP faşistlerinin elinde halklarımızın boğazına dayanmış keskin bir bıçak halindedir. Bu gerçeği tüm muhalif güçler görüyor ve söylüyor. Komünarlar söylemekle yetinmiyor; bıçaklara boynumuzu uzatmıyoruz, onlarla savaşıyoruz.

Faşist katiller açıkça “oluk oluk kan akıtacağız” diye meydan okuyor ve dediklerini fazlasıyla yapıyorlar. İlk defa kanımız akmıyor; 45 yıl önce Kızıldere’de “bitirdik, sonlarını getirdik” dediler. Orhan Yılmazkaya 2009 yılında Bostancı’da Kızıldere’nin son olmadığını gösterdi ve bir ışık yaktı. 2017 Nisan’ında Dar Azza kahramanları bu ışığı büyük bir meşaleye dönüştürmüştür. Kim ne düşünürse düşünsün. Onlar Türkiye’nin laik, demokrat, Alevi, işçi ve emekçilerinin, gençliğin, aydınların, kadınların geleceği için dövüştüler ve düştüler. Onlar, bugün milyonların ellerinde savaş bayrağı oldular.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Hindistan: 26 Polisin Öldüğü Chattisgarh Saldırısındaki Maoist Gerillaların %70’i Kadındı

Nisan 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Hindistan: (28-04-2017) 24 Nisan Pazartesi günü Chattisgarh’ın Güney Bastar bölgesinde, yol inşaatında güvenlik önlemi alan Merkezi Yedek Polis Gücü (CRPF) üyesi polislere yönelik Maoistlerin düzenlediği baskın sonucu çıkan şiddetli çatışmalarda en az 26 CRPF polisi öldü.

300’ün üzerinde gerilla ve milisin katıldığı eylem son iki yıl içerisinde gerçekleştirilen eylemlerin en büyüklerinden biriydi.

Çatışmada yaralanan bir CRPF polisi Maoist gerillaların yüzde 70’inin kadın olduğunu söyledi. İsmini vermek istemeyen polis, erkeklerle karşılaştırıldığında kaleşnikoflarla saldıran kadınların daha fazla olduğunu dile getirdi. Başka bir asker “kadınların polisleri öldürdükten sonra silahlarına el koyduklarını” söyledi.

Haber:isyandan.org

adhk tarafından

MKP; Faşist diktatörlüğe karşı 1 Mayıs’ta alanlara akalım!

Nisan 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

1 Mayısın kızıllığı bu muhalefetimizin rengidir Düzen içi anlayışlar ve işbirlikçi sendikalar ve 1 Mayıs alan tartışması üzerinden, kavga günü olan 1 Mayısın içeriği boşaltılmak istenmektedir Türkiye-Kuzey Kürdistan mücadele tarihi açısından, Taksim’in önemi, mekânsal bir sorun değil, bir içerik sorunudur. Bugün Faşizm Taksim meydanını yasaklı ilan etmiş ve kuşatmıştır. İşbirlikçi sendikalar ve bazı kurumlar üzerinden, protokol düzeyine indirgenen Taksim’de ısrar, devrimci ve komünistler açısından her zaman günceldir. Ama bu güncellik, 1 Mayıs alanına akan toplumsal muhalefeti parçalı hale getirmeyi doğrulamaz. Tüm devrimci ve toplumsal muhalefetin, sürece uygun politik kararıyla belirlenen alanlarda olmak, 1 Mayıs’ın tarihsel önemi ve kavga birikimi gibi, Taksim direniş geleneğini bu alanlara taşımak, militan ve kararlı duruşumuzu faşizme karşı bir öfkeye dönüştürmek, enternasyonal proletaryanın birlik-mücadele ve zafer gününün anlamı olacaktır

HABER MERKEZİ(28.04.2017)- Maoist Komünist Partisi(MKP)-Siyasi Büro’nun 1 Mayıs dolayısı ile elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamasını öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Baskı, sömürü ve zulüm politikalarıyla, emeğimize, ulusal ve inançsal kimliğimize, devrimci toplumsal bilincimize, doğaya ve insana dair yaşamdaki tüm değerlerimize saldıran, emperyalist- kapitalist sistem ve onun her bir coğrafyadaki gerici-faşist egemenlik sistemlerine karşı, sosyalizm ve yüce komünizm perspektifiyle, 1 Mayıs alanlarını kuşatalım, devrim ve sosyalizm bayrağını yükseltelim!

Enternasyonal proletaryanın birlik-dayanışma-mücadele ve zafer günü olan 1 Mayıs’ı, işçi sınıfına, emekçi halklara, mazlum ulus ve azınlıklara, ötekileştirilmiş inanç guruplarına, kadınlara yönelik ağır baskı, katliam ve sömürünün yaşandığı bir tarihsel kesitte karşılıyoruz. Kanları ve canları pahasına, ezilenlerin özgürlük düşleri için, devrimci eylemleriyle tarihin ileriye gidişine köşe taşı olan 1 Mayıs şehitlerini saygıyla anarken, Emperyalist-kapitalist sistem ve O’nun tüm gerici-bağnaz türevlerinin gerçekleştirdiği sömürü ve katliamlara karşı, devrim mücadelesini her tarihsel kesitte bir adım ileriye taşıyan birikimimizle savaşıp kazanacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

Bugün emperyalist-kapitalist sistem, direk ya da işbirlikçisi güçler aracılığıyla, işgal ettiği coğrafyalar dahil, yerkürenin tüm alanlarında azgın sömürü ve zulüm politikalarını, kapsamlı ve fütursuzca uygulamaktadır. Katliam ve ağır sömürü koşullarında, her türlü adaletsizlik ve eşitsizliğin derinleştirildiği bir tarihsel kesitte, dünya işçi sınıfı, halklar ve ezilen uluslar, emeği ve coğrafyalarındaki doğal değerleriyle tam bir kuşatmaya alınmış durumdadır. Arap yarımadası, Ortadoğu, Pasifik merkezli derinleşen emperyalist hegemonya savaşı ve emperyalist blokların çıkar dalaşı, gerici bölgesel iktidarlar ve güçler üzerinden kirli çıkar savaşlarına dönüşmüş, savaşın tüm ağır faturaları, ezilen halklara, mazlum uluslara, katli vacip kılınan inanç guruplarına, kadınlara ve çocuklara ödetilmektedir. Somut olarak, Suriye ve Ortadoğu merkezli süren emperyalist hegemonya savaşının neden olduğu, yaşlı, çocuk, kadın, kitlesel ölümler, zorla göçler, insanlık açısından tarihte eşi az rastlanan trajediyi ifade ederken, bu tablonun yaratıcıları olan gerici güçlerin, bu tablo üzerinden içte ve uluslararası alanda kendi gerici iktidarlarını koruyacak politikalar geliştirmeleri, bir başka açıdan uygulanan vahşete dönüşmektedir. AB emperyalist ülkeleri ve ABD başta olmak üzere, sömürücü emperyalist iktidarlar, nedeni oldukları bu gerici savaşların vahim sonuçlarını, “dinler çatışması”, “mülteciler sorunu”, “yabancılar meselesi” gibi konular üzerinden maniple ederek, ırkçı, faşist politikaların uygulama zemini haline getirmeleri, işçi sınıfı ve geniş halk kitlelerinin, kazanılmış ekonomik-demokratik haklarına karşı geliştirilecek kapsamlı saldırıları formüle etmektedir. AB emperyalist ülkeleri, ABD merkezli geliştirilen süreçle, yaşanan seçimlerle aşırı sağcı-kafatasçı siyasal burjuva akımların geliştirilmesi ve bu baskılanma ile işçi sınıfı ve ezilen halkların demokratik, ekonomik haklarının budanması, akabinde uluslararası politikanın, bu gerici ideolojik doku ile derinleştirilmesi, bugün emperyalist- kapitalist sistemin ana yönelimidir.

Emperyalist-kapitalist sistemin ve onun tarihsel koşullar itibarıyla öne çıkmış çok kutuplu uluslararası tekellerin, mevcut bu saldırıları, emperyalizme bağımlı komprador tekelci işbirlikçi kapitalist karakterli Türk hakim sınıfları özgülünde, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ da daha ağır uygulanmaktadır. “TC” faşist tarihsel dokusunu, kendi iktidarında, kendi sınıfsal karakterine uygun olarak kurumsallaştıran AKP-Erdoğan diktatörlüğü, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası, Kürt ulusu, azınlık milliyetler, ezilen inanç gurupları, kadınlar ve çeşitli cinsel kimlikler üzerinde boyutlanan baskıları uygulayan gerici kumanda merkezi olmuştur. 7 Haziran seçimleriyle ortaya çıkan devrimci, aydın toplumsal iradenin açık faşist yöntemlerle darbelenmesinin devamında, gerici kliklerin açık dalaşının ilanı olan 15 Temmuz darbe girişimini, karşı darbe ile avantaja dönüştüren AKP-Erdoğan diktatörlüğü, planladığı kanlı süreci, ırkçı MHP koalisyonu ile “ortaklaştırmış”, entrika ve hile ile son referandumla çıkardığı sonuçla, açık faşizm koşullarında bir merkezileşme sürecine girmiştir. OHAL koşulları ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle,oluşturulan açık faşizmin “hukuku” ile, referandumda yapılan açık hilelerle halkın iradesi darbelenmiş, faşist diktatörlük, niteliği gibi meşru olmayan yöntemlerle, faşist diktatörlüğün tek elde merkezileşmesine burjuva “hukuksal” zemin ve toplumsal sosyal “dayanak” oluşturmuştur. Türkiye-Kuzey Kürdistan işçi sınıfı ve ezilen halkları, mazlum Kürt ulusu ve azınlıklar açısından meşru olmayan iktidar biçiminin, meşru olmayan bir yöntemle sürecini örgütlemesi, meşru devrimci mücadele ile karşılık bulacaktır.

Türk hakim sınıflarının mevcut iktidarı AKP-Erdoğan diktatörlüğü, dünü ve bugünü ile, işçi sınıfı, ezilen halkların, milli zulüm altındaki Kürt ulusunun, Alevilerin, kadınların, LGBTİ’ lerin, tüm demokratik haklarını, faşist baskısı için gerekçe haline getirmiş, tüm kazanılmış haklara açık faşizm koşullarıyla azgınca yönelmektedir. İç ve dış politikada, gerginlik ve şiddet siyaseti üreterek kendi sürecini organize eden faşist diktatörlük, ırkçılık ve şovenizmi geliştirerek sosyal zeminini oluşturduğu topyekün savaş konseptiyle, halklarımıza karşı gerici bir seferberlik ilan etmiştir.

AKP-Erdoğan diktatörlüğü, işçi sınıfına karşı uygulanacak daha fazla sömürü ve baskının faşist siyasal iktidarıdır. Esnek çalışma, taşeronlaştırma, ucuz emek, ilkel çalışma koşulları, üretim alanlarındaki işçi cinayetleri, örgütsüzleştirme, ekonomik-demokratik hakların gasp edilmesi, sıfırlanan iş güvencesi, kadın ve çocuk emeği sömürüsü, memur ve emekliye dayatılan sefalet vb. uygulamaların çalışma rejimi haline getirildiği bir süreci daha da derinleştirmektedir. Ülkenin tüm zenginlik kaynaklarını emperyalist tekellere peşkeş çekerken, işçi sınıfı ve emekçi yığınlara yoksulluk ve sefalet yaşamı dayatmaktadır. OHAL ve “milli menfaatler” gerekçesiyle yasaklanan grevler, sonuçsuz bırakılan toplu sözleşme görüşmeleri, işçi sınıfı ve emekçilerin tüm yaşamsal haklarına yönelen saldırılardır. İşçi sınıfının ve emekçi halkımızın değerlerinin, emperyalist tekeller ve komprador işbirlikçi tekelci sermayenin denetimine sunmak olan “varlık fonu” projesin, “istihdam seferberliği”, “işsizlik fonuna” devredilmeye çalışılan Kıdem tazminatı hakkının, OHAL koşullarıyla dayatılması ve gelişecek toplumsal muhalefetin KHK’larla zapturapt altına alınması, kapsamlı sömürü ve baskı siyasetinin birkaç örneğidir sadece.

“TC” nin mevcut iktidarı, AKP-Erdoğan diktatörlüğü, Kürt ulusu başta olmak üzere, tüm azınlıklar, Aleviler başta olmak üzere farklı inanç guruplara zulüm uygulayan, kitlesel kırımlardan geçiren faşist bir iktidardır. Türk ırkçılığı ve Sünni İslam çizgisi dışındaki tüm kesimleri, potansiyel suçlu kapsamına almakta ve kendi iktidarının bekası için, her türlü baskı ve katliamı reva görmektedir. Bugün Kürt ulusunun bölgesel kazanımları dahil, tüm ulusal demokratik haklarına, bölgesel bir konsept geliştirerek saldırması, bu niteliğinin sonucudur. Kuzey Kürdistan’ da, yerel yönetimler, milletvekilleri özgülünde var olan Kürt ulusunun iradesine tutuklamalar ve baskılarla yönelmesi, yerleşim alanlarının kitlesel katliamlarla yakılıp yıkılması saldırganlığının, Sincar,Rojava, Şengal işgal saldırılarıyla birleştirilmesi, ”TC” nin Kürt ulusunun her hangi bir alandaki en ufak ulusal demokratik hakkına karşı olan tahammülsüzlüğüdür.

Devrimci, sosyalist, komünist, aydın, demokrat kişi, kurum ve önderliklere karşı geliştirilen topyekün yönelim, demokratik kurum ve yayınların kapatıldığı, en ufak demokratik toplumsal muhalefetin polis-asker kuşatması ile baskı altına alındığı, soru sormanın dahi yasaklandığı bir gerici kuşatma ile birleşmiştir. Bu kuşatma kadına yönelik gerici baskı ve politikalarla daha özgün hal almaktadır. Gerici siyasal iktidar, beslediği toplumsal sosyal ortamla, kadına yönelik taciz, tecavüz, cinayetlerin önünü açmış, toplumsal muhalefetin önemli bir dinamiği olarak özneleşen kadına yönelik, baskı, işkence ve tutuklamalarda daha da pervasızlaşmıştır.

Faşist diktatörlüğün bu denli pervasız saldırdığı bu tarihsel kesitte, Partimiz, işçi sınıfını, sömürülen ve ezilen tüm emekçi halkımızı, milli zulüm altındaki Kürt ulusunu ve diğer azınlık milliyetleri, inançsal baskı altındaki Aleviler ve ötekileştirilmiş inanç kesimlerini, öğrenciler, kadınlar ve cinsiyetçi baskılara maruz kalan LGBTİ leri, 1 Mayıs’ta alanları güçlü bir karşı koyuşun mevziisi haline getirmeye çağırmaktadır. Tüm bu saldırılara karşı direnmek ve bu direnişi devrimci savaşla birleştirmek meşru bir haktır.

Faşizmin ve faşist politikaların tek elde merkezileşmesi amacıyla yapılan 16 Nisan referandumu, OHAL koşullarıyla gerçekleştirilmiş, burjuva gerici rejimin dahi hukuku hiçe sayılarak işletilen bu eşitsiz sürece karşın, Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilen halkları tekçi faşist merkezileşmeye hayır demiştir. Hile ve entrika ile çıkarılan “evet” sonucu gibi, faşizmin hiçbir siyasal süreci meşru değildir. Ama buna karşı mücadelenin zemini gerici burjuva hukuk değildir. Sandıkta çıkan halkın gerçek iradesi, süreci toplumsal devrimci muhalefetle alanlara taşımalıdır.

1 Mayısın kızıllığı bu muhalefetimizin rengidir. Düzen içi anlayışlar ve işbirlikçi sendikalar ve 1 Mayıs alan tartışması üzerinden, kavga günü olan 1 Mayısın içeriği boşaltılmak istenmektedir. Türkiye-Kuzey Kürdistan mücadele tarihi açısından, Taksim’in önemi, mekânsal bir sorun değil, bir içerik sorunudur. Bugün Faşizm Taksim meydanını yasaklı ilan etmiş ve kuşatmıştır. İşbirlikçi sendikalar ve bazı kurumlar üzerinden, protokol düzeyine indirgenen Taksim’de ısrar, devrimci ve komünistler açısından her zaman günceldir. Ama bu güncellik, 1 Mayıs alanına akan toplumsal muhalefeti parçalı hale getirmeyi doğrulamaz. Tüm devrimci ve toplumsal muhalefetin, sürece uygun politik kararıyla belirlenen alanlarda olmak, 1 Mayıs’ın tarihsel önemi ve kavga birikimi gibi, Taksim direniş geleneğini bu alanlara taşımak, militan ve kararlı duruşumuzu faşizme karşı bir öfkeye dönüştürmek, enternasyonal proletaryanın birlik-mücadele ve zafer gününün anlamı olacaktır.

Sömürülen işçi sınıfı ve halklar, milli zulüm altındaki Kürt ulusu, Aleviler ve ötekileştirilmiş inançlar, baskı altında yaşamı köleleştirilmiş tüm ezilenlerin düşmanı faşist diktatörlüktür. Sosyal konumlanma ve öncelikler bağlamında, taleplerimiz farklılaşsa da, tüm bu taleplerimizi, faşist diktatörlüğü temelden sarsacak stratejik yönelimimizde ortak hedefe yöneltmek elzemdir. Faşizm, ezilenlerin devrimci ve komünist önderliğiyle birleşerek sürdürdükleri devrimci savaşla yıkılacak. Faşizme karşı tüm mücadele araçlarını, siyasal iktidarı zapt etme olan Sosyalist Halk Savaşı stratejimizle birleştirmek, Partimizin devrimci savaş perspektifidir. Çünkü gelecek Sosyalizm ve nihai hedefimiz komünizmle özgürleşecektir. Devrim ve sosyalizm yürüyüşümüzle, 1 Mayıs alanlarında birleşelim, haykıralım.’’

1 Mayıs Kızıldır kızıl kalacak!

Yaşasın birlik-mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs!

Biji Yek Gulan!

Alanlardaki direniş ve Öfkemizi siyasal iktidar yürüyüşüne dönüştürülelim!

Kahrolsun Faşizm!

Kahrolsun Kürt ulusunun üzerindeki milli zulüm!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

Yaşasın Sosyalist Halk Savası!

Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

YPG: Türk devletinin hiçbir saldırısı yanıtsız kalmayacak

Nisan 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

YPG, artık Türk ordusunun saldırılarına karşı yanıtsız kalmayacaklarını ve uluslararası yasalar çerçevesinde cevap vereceklerini duyurdu

DERIK (28-04-2017) Türk ordusunun saldırılarına artık cevapsız kalmayacağını belirten açıklana YPG, son günlerde devam eden saldırıların bilançosunu açıkladı.

YPG, saldırılara karşılık yapılan misillemeler sonucunda, Türk ordusuna ait 3 tank, 2 panzer, bir radar aracı, bir cephane deposu ve 2 mevzinin imha edildiğini belirtti.

YPG Basın Merkezi, Türk ordusunun saldırılarına karşı verilen yanıta ilişkin bilançoyu kamuoyuna duyurdu.

YPG’nin açıklamasına göre, 25 Nisan günü saat 02.00 sularında Türk devletine ait savaş uçakları tarafından Qereçox’da bulunan YPG Genel Komutanlığı bombalanmış, saldırıda YPG Basın Merkezi, komutanlığa bağlı kurumlar, Denge Rojava Radyosu binası ve YPG’ye ait birçok nokta hedef alınmıştır. Türk ordusunun bu saldırısında 20 YPG’li yaşamını yitirmiş, 18 savaşçı da yaralanmıştır.

Açıklamada, ‘’bu vahşi saldırının ardından Türk devleti, Rojava sınırı boyunca bulunan güçlerimize ait birçok noktaya saldırı başlatmıştır. Efrin Kantonunun Cindirês ilçesinden Cizre Kantonuna bağlı Dirbesiyê’ye kadar güçlerimize ait birçok noktaya Türk ordusu tarafından saldırı düzenlenmiştir.

Güçlerimiz Türk devletinin bu saldırılarına sert bir şekilde karşılık vermiştir. Sınır üzerinde yaşanan çatışmalarda Türk ordusuna ağır darbeler vurulmuştur.

HİÇBİR SALDIRI CEVAPSIZ KALMAYACAK

Türk ordusunun şimdiye kadar ki bütün saldırılarına cevap verilmemesine ve Türk devleti ile iyi ilişkiler geliştirme çabamıza rağmen işgalci Türk devletinin saldırıları hiçbir şekilde durmamıştır. Ancak gerçekleşen son saldırıdan sonra artık yanıtsız kalamayacağımızı, uluslararası yasalar ve meşru savunma çerçevesinde bu saldırılara yanıt vereceğimizi belirtiyoruz. Bundan sonra Türk devletinin hiçbir saldırısı cevapsız kalmayacak ve saldırılara karşı sert yanıtlar verilecektir’’ denildi.

BİLANÇO

YPG’nin saldırılara ilişkin açıkladığı bilanço şöyle:

*Türk ordusu 25-27 Nisan 2017 tarihleri arası Rojava sınırı boyunca kendisine ait savaş tarafından 22 defa uçuş gerçekleştirmiş, bununla beraber insansız hava araçlarıyla bölge üzerinde uçuş yapmış ve ağır silahlarla Rojava topraklarına saldırılar düzenlemiştir.

*İşgalci Türk ordusu 26 Nisan 2017’de günü Efrin Kantonundaki Heşarkê köprüsü, Ezaz, Kefer Xaşer, Til Malid, Ablê Şiltehtê bölgesi ve Sosyên köyü yakınlarında bulunan güçlerimize ait noktalara saldırmıştır.

*İşgalci Türk ordusu Dirbesiyê’ye bağlı Eradê, Çetelê ve Şerikê köylerine saldırı düzenlemiştir.

*27 Nisan 2017 günü Türk ordusu kobanê Kantonuna bağlı Til Findir ve Sûsik köyleri ile Girê Spî-Kobanê arasındaki bölgeye sınır hattı boyunca saldırı düzenlemiştir.

*Türk ordusu Serêkaniyê’ye bağlı Elok köyü ve kent çevresine saldırı düzenlemiştir.

*İşgalci Türk ordusu Efrin Kantonuna bağlı Qara Baba köyü, Haşerkê köyü ve köprüsü, Meydan Ekbes köyü ile Dêrbelut köyünden Şiltehtê köyüne kadar olan sınır hattı boyunca; yine Maranez, Belûnê û Eyn Deqnê ve Hemam köyünde bulunan güçlerimize ait mevzilere ve noktalara obüs, havan, tank çeşitli silahlarla saldırı düzenlemiştir.

*28 Nisan gününün akşam saatlerinde işgalci Türk ordusu Maranez, Belûnê, Eyn Deqnê ve Vîla Qadî köylerini obüs atışlarıyla, eşzamanlı olarak bombalamıştır.

*Yine saldırılarla eşzamanlı olarak Türk ordusuna ait insansız keşif uçakları bölge üzerinde uçuş yapmıştır.

*28 Nisan 2017 günü işgalci Türk ordusu saat 04.30 sularında Amudê ve Dirbesiyê arasında bulunan Hemdunê tepesi ve Xerez bölgesine tank ve havan atışlarıyla saldırı gerçekleştirmiştir.

Güçlerimiz bu bölgelerde Türk ordusunun saldırılarına sert yanıt vermiş ve bununla birlikte yoğun çatışmalar yaşanmıştır.

Güçlerimizin verdiği sert yanıt sonrası netleştirilebilen bilgilere göre Türk ordusuna ait 3 tank, 2 panzer, bir radar aracı ve Türk askerlerine ait 2 mevzi imha edilmiştir. Verilen karşılık sonucu 1 asker öldürülmüş, 3 asker yaralanmıştır.”

ANF

adhk tarafından

‘O polis 3 kişinin katili’

Nisan 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Okmeydanı’nda öldürülen Uğur Kurt’un annesi Güllünaz Kurt, kendisinin ve eşinin kansere yakalandığını belirterek, “O polis 3 kişinin katili” dedi

İSTANBUL  (28-04-2017) İstanbul Okmeydanı’nda 2014 Mayıs ayında bir cenaze törenine katılmak için cemevi avlusunda bekleyen Uğur Kurt’u öldüren polis Sezgin Korkmaz’a “taksirle ölüme sebebiyet vermek” gerekçesi ile 12 bin 100 TL para ceza verilmesine dair Kurt ailesi ve avukatları basın toplantısı düzenledi.

İstanbul Barosu binasında yapılan toplantıya, Kurt’un annesi Güllünaz, babası Kemal Kurt, aile bireyleri ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri Gülay Yedekçi, Barış Yarkadaş, Hilmi Yarayıcı, Sezgin Tanrıkulu, avukatları Turgut Kazan, Aslı Kazan, Mimarlar Odası İstanbul ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilci ve farklı cemevleri yöneticileri katıldı.

Kurt’un öldürüldüğü anın görüntüleri izletildiği toplantıda konuşan avukat Aslı Kazan, görüntülerin güvenlik şube, foto film tarafından çekildiğini söyledi. Avukat Turgut Kazan, olay sonrası yapılan olay yeri incelemesine değinerek, “GBT kaydında bir şey çıksa zaten daha vahim olacak” dedi.

‘CAN GÜVENLİĞİMİZ YOK’

“Çok ciddi bir şekilde yargı bağımsızlığı ile karşı karşıyayız” diyen Kazan, “Bundan sonra can güvenliğimiz güvensizdir. Polisin suç işlemesine karşı bir cezasızlık politikası uygulanıyor. Etkin soruşturma kesinlikle yapılmıyor. Toplumun baskısı nedeniyle bir soruşturma açılmışsa kesinlikle etkin bir ceza verilmiyor” dedi.

‘TAKSİRLE ÖLDÜRME’ CEZASI KABUL EDİLİR DEĞİL’

Kazan, Kurt davasında karar veren mahkeme heyetinin görüntüleri izlemediğini söyledi. Kazan, polis Korkmaz’ın Kurt’a ateş anını hatırlatarak, “Böyle bir taksir ile öldürmek olamaz” diye konuştu. Kazan, “olası kastla” gerçekleştirilen bir öldürmenin “taksirle öldürme” olarak cezalandırılarak, 12 bin 100 TL ceza verilmesinin kabul edilemeyeceğinin altını çizdi.

‘TÜRKİYE MEKSİKA OLACAK’

Kazan, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu önünde Türkiye’de 500 kadar kamu görevlinin “görev ihlali” dosyasının bulunduğunu, Uğur Kurt’un 501’inci dosya olacağını söyledi. Kazan, kamuoyunu, “Türkiye Meksika oluyor. Hiçbirinizin can güvenliği kalmayacak. Yaşam hakkımız tehlikede. Polis dilediği gibi silah kullanacak. Tetiğe basıp silah kullanacak” sözleriyle uyardı.

‘BABAM İŞTEN NE ZAMAN GELECEK’

Bir yıldır kanser tedavisi gören anne Güllünaz Kurt ise, “Ben bir avukatın saatini kopardığım için 6 seneyle yargılıyorlar. 3 kişinin katiline 12 bin lira ceza verildi. Bu bir kişinin katili değil, 3 kişinin katili. Oğul, anne, babanın katili. Oraya terazi koymuşlar bunu polisler için mi koymuşlar. Her gün çocuğu ‘Babam işten ne zaman gelecek’ diyor. Ben niye avutuyorum çocuğumu. O hakimin hiç mi vicdani yok. Ellerini vicdanına koysunlar” diye konuştu.

artigerçek

adhk tarafından

Faşist Türk devletinin Şengal ve Rojava saldırılarını lanetliyoruz

Nisan 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK olarak, emperyalistlerin maşası faşist Türk devletinin  Şengal ve Rojava’ya  saldırılarını  kınıyor, devrimci  demokratik  kamuoyunu  gelecek olan zorlu  mücadele günleri için duyarlı  olmaya ve örgütlenmeye çağırıyoruz

ADHK (27-04-2017) 25  Nisan  2017 de  Faşist  Türk  devleti, Irak Kürdistan’nıda Ezidilerin  yaşadığı  Şengal’i  ve  Suriye Kürdistan bölgesinde  Rojava sınırları içindeki Karaçok’u  insansız  uçaklar  ve  F-16’larla  bombalıyarak  Kürt  düşmanlığını  ve  yeni  Osmanlıcı  hayal  perestliğini  bir  kez  daha  ortaya  koymuş  oldu. Suriye ve Irak Kürtlerinin  manevra  alanlarının  genişlemesi, özellikle  bölgedeki  emperyal  güçlerle  ilişkilenmeleri  Türk  devletini  telaşa  düşürüyor. (Açık ifade edelim ki  emperyalistlerle  kurulan  bu  yakın  ilişkiler  tarafımızca  kabul  görmeyen  ilşikilerdir.) Kürtlerin  İŞID ve  El- Nusra  gibi  AKP’nin müttefiklerini  etkisiz  hale getirmeleri  de  Faşist  AKP  iktidarı  için  saldırının  bir  başka  gerekçesi  olarak  düşünülebilinir. Bölgede  Kürtlerin  her  yeni  kazanımı, faşist Türk  devletini, K. Kürdistan  konusunda  kara kara  düşündürüyor. Bu  nedenle  içerdeki  inkarcı, tekçi  saldırgan  politikalarını  fütursuzca sınırların  ötesinde de uygulamaya  çalışmaktadır. Bu  meselede  sadece  faşist  AKP  iktidarı  değil, CHP  başta  olmak  üzere  tüm  ırkçı ve  milliyetçiler  omuz  omuza  vermiş  aynı  nakaratı  tekrarlıyorlar.  Şengal’in  ve  Rojava’nın bombalanması  kuşkusuz  bu korkuların  ve  ırkçı  politikaların  bir  ürünüdür. Ancak  bu  konularda  belirleyici  rolü  Türk  devletinin  değil,  efendileri  emperyalistlerin oynadığıda bir gerçektir. Emperyalistler  esas  olarak da  kendi  uşakları  aracılığıyla, planlarını  adım  adım  hayata  geçiriyorlar.

Örneğin; hiçte  Türkiye  K. Kürdistan halklarının  gündeminde  olmayan, suni  bir  zorlamayla  gündeme  koyulan  referandum  ve  referandumun  sonuçları  önümüzdeki  kısa  ve  orta  dönemde  ülkenin  içinden  çıkılmaz  bir  bataklığa  doğru  sürüklendirildiğinin  ifadesiydi. Tüm  baskılara, katliamlara, gözaltı  ve  tutuklamalara  rağmen  halklarımızın  dirençli  karşı  koyuşu, evetin  çok  üstünde  hayır’ın  sandığa  yansımış olmasına  rağmen, devletin  tüm  kurumlarının  el  ele  vererek  hayır’ı  küçük bir farkla öne  çıkartmaları  halklarımızı  bekleyen  çok  daha  zor  günlerin  habercisiydi. Emperyalistlerin, faşist  tek  adam  diktatörlüğüne  gidişteki  tüm  hukuksuzluklara, baskılara  ve  hırsızlıklara  sessiz  kalışları da  gösteriyor ki  bu  oyun  kendilerinden  habersiz  oynanan  bir  oyun  değildir. Efendiler  ve  uşaklar  referandum oyunuyla  ilk  adımı  atmış  ve  sıra  yeni  oyunların  sahnelenmesine  gelmişti.

Kürt bölgeleri  olan  ŞENGAL ve  KARAÇOK’un faşist  Türk  devletince  bombalanması, uzun  süredir  Orta  Doğu daki  emperyalistlerin  pazar  dalaşına  hizmetten  öte  fazla  bir  anlam  ifade  etmemektedir. Kuzey  Kürdistan  halkına  yıllardır  katliamlar, kıyım  ve  yıkımlar  yaşatan  faşist  Türk  devleti, şimdide  güney  ve  batı  Kürdistan  halkına  karşı  katliamlar  yürütmek  arzusundadır.  ŞENGAL  ve  KARAÇOK’a  yapılan  saldırılardan  ABD  ve  Rusya’nın  hatta  Barzani’nin  dahi  haberdar  olduklarını  söyleyen  faşist  Erdoğan, böylece  bir  gerçeğin  altını da  çizmiş  oluyor. Durduk  yere  bu  bombarduman  harekatı, K. Kürdistan’nı da  tıpkı  güney  gibi  savaş  alanına  çevrilmesinin  sinyalidir. Referandum  ve  sonuçları, ‘başkanlık” ve  hemen  peşinde  Kürt  bölgelerinin  bombalanması  bunu  işaret  etmektedir. Erdoğan’ın  yanına  Bahçeli’yi de  katmaları  bu  ihtimali  çok  daha  güçlendirmektedir.  İŞID  canileri  ve  Afganistan dan, Çeçenistan dan  son  dönemlerde  getirilen  katiller  sürüsünün  ülkenin  çeşitli  yerlerine  konuşlandırılmış  olmaları, halklarımızı  büyük  tehlikelerin  beklediğinin  açık  ifadesidir. Erdoğan  boşu  boşuna  “terfi”  edilmiyor. Bunun  bir  bedeli  olacak  ve  o  bedel  emperyalistlerin  her  isteğine  boyun  egme  bedelidir.  Ne  yazıkki  bunun  tüm  acılarını  halklarımız  yaşayacak.

Bu  durumda  Türkiye  K. Kürdistan  devrimci  hareketine  düşen  görev  sadece  faşist  saldırıları  kınamak  değil, zaman  kaybetmeden  gelecek olan  toplu  katliamlara  karşı  acilen  bir   devrvrimci  direniş  cephesini  örgütlemek  güçlü  bir  karşı  koyuş  direnişini  yaraytmaktır. Bugünden  bu  yaratılamazsa, yarın  çok  ama  çok  geç  kalınmış  olacaktır.  ADHK  olarak, emperyalistlerin  maşası  faşist  Türk  devletinin  bu  saldırılarını  kınıyor  ve  devrimci  demokratik  kamuoyunu  gelecek  olan  zorlu  mücadele  günleri  için  duyarlı  olmaya  ve  örgütlenmeye  çağırıyoruz.

Yaşasın Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı!

Kürdistan Faşizme Mezar Olacak!

Kahrolsun Faşist Türk Devleti!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

27 Nisan 2017

adhk tarafından

1 Mayıs’ta alanlara akalım!

Nisan 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Faşist diktatörlüğün emeğimize, yaşamımıza ve irademize saldırarak bütün devrimci ve demokratik mevzilerimizi susturmaya çalıştığı ve toplamda ise bütün toplumsal muhalefeti zapturapt altına alarak bastırmaya çalıştığı bu süreçte, devrimci kurumlarımızı ve irademizi sahiplenmek ve devrimci meşruluk çizgimizi eksen alarak 1 Mayıs alanlarına akmak tarihsel önemde bir yerde durmaktadır. Bu siyasal perspektifle başta okurlarımız olmak üzere bütün halk kitlelerini enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağını kuşanarak alanlarda birleşmeye ve kapitalist sömürü ve faşizme karşı öfkemizi haykırmaya çağırıyoruz!

HABER MERKEZİ (27.04.2017)-İşçi sınıfı ve emekçi halklar yine yeni bir 1 Mayıs’ın öngünlerini yaşamaktadırlar. 1 Mayıs işçi sınıfı mücadelesinde enternasyonal proletaryanın önemli tarihsel kazanım ve simgelerinden biridir. Dolayısı ile 1 Mayıs’ı tarihsel devrimci içeriğinden arındırarak gerilere çekmeye ve sadece belli sınırlı taleplerle ele alan yaklaşımlarla aramıza keskin ayrım çizgileri çekmek elzem olandır. 1 Mayıs her şeyden önce enternasyonal proletaryanın ve ezilen halkların siyasal iktidar mücadelesiyle billurlaşmış tarihsel devrimci kazanımlarından biridir. Proleter devrimciler diğer tüm toplumsal meselelerde olduğu gibi bu somut meselede de devrimci sınıf perspektifini eksen alarak ilişkilenir ve somut taktik politika belirlerler.

Dünya, Ortadoğu ve ülkemizde tarihsel anlamda önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı, toplumsal mücadele ve çelişkilerin derinleştiği bu somut durumda 1 Mayıs’ı karşılamak daha bir önem arz etmektedir.  Erdoğan/AKP iktidarının, ‘’TC’’nin genetik  gerici ve faşist kodlarını kuşanarak halklarımıza barbarca saldırdığı, kıyımdan, zulümden geçirdiği ve coğrafyamızı karanlık bir halklar hapishanesine çevirdiği bu siyasal konjöktürde 1 Mayıs’a hazırlanmak,  somut siyasal durumun gerçekliği ve ihtiyaçlarına göre doğru politikalar belirleyerek ve birleşik bir mücadele perspektifini merkeze koyarak en geniş kitleleri alanlara taşımak ve referandum sürecinde ortaya çıkan güçlü toplumsal muhalefet iradesini bir adım daha ileri taşıyarak toplumsal mücadelenin zeminini daha da olgunlaştırmak günün devrimci görev ve somut taktik politikalarından biridir. 1 Mayıs’a ilişkin somut tutumumuzun içeriği bu nesnel siyasal durumla birebir alakalı olarak biçimlenmektedir. Her somut politika ve pratik tavır devrimle-karşı devrim arasındaki güç dengesinin ve bu nesnel zeminde olgunlaşan toplumsal mücadelenin somut durumuna göre belirlenmek durumundadır.

Devrimci meşruluk çizgisini eksen alarak alanlara akalım!

Faşist diktatörlüğün emeğimize, yaşamımıza ve irademize saldırarak bütün devrimci ve demokratik mevzilerimizi susturmaya çalıştığı ve toplamda ise bütün toplumsal muhalefeti zapturapt altına alarak bastırmaya çalıştığı bu süreçte, devrimci kurumlarımızı ve irademizi sahiplenmek ve devrimci meşruluk çizgimizi eksen alarak 1 Mayıs alanlarına akmak tarihsel önemde bir yerde durmaktadır. Bu siyasal perspektifle başta okurlarımız olmak üzere bütün halk kitlelerini enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağını kuşanarak alanlarda birleşmeye ve kapitalist sömürü ve faşizme karşı öfkemizi haykırmaya çağırıyoruz!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Altınbilek davasında yine karar yok!

Nisan 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Fehmi Altınbilek’in öldürülmesi iddiasıyla tutuklu bulunan 3 kişinin mahkemesi bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü Duruşmada yine bir karar çıkmazken, mahkeme 6 Haziran’a ertelendi Avukatlar durumun hukuksuzluk olduğunu ifade etti

HABER MERKEZİ (26-04-2017)- 7 Haziran 2015 günü Maoist Komünist Partisi (MKP) tarafından cezalandırılan Fehmi Altınbilek’in öldürülmesi iddiasıyla tutuklanan 3 kişinin mahkemesi bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. İstanbul Çağlayan Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutukluların SEGBİS ile bağlanması istendi. Durumu protesto eden Serhat Karakoç ve Ali Haydar Yeşil SEGBİS yoluyla savunma yapmayacaklarını belirterek mahkemeye katılmadı. Tutukluluk hallerinde 3. yıla girilmesini ve hala bir sonuç olmamasını eleştiren Karakoç’un avukatı Ercan Kanar, iddianamenin hukuksuz ve anti bilimsel iddialarla dolu olduğunu, yapılan adli tıp raporlarında Karakoç ve Yeşil’e dair hiçbir şekilde bir bulgunun olmadığını ve bu şekilde tutukluluk hallerinin devam etmesinin hukuksuzluk olduğunu ifade etti.  Mahkeme verdiği kısa bir aranın ardından 3 kişinin de tutukluluk hallerinin devamına karar vererek bir sonraki duruşmanın 6 Haziran 2017 tarihine ertelenmesine karar verdi.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Rojava ve Şengal’e Saldırılar Hamburg’da protesto edildi!

Nisan 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Rojava ve Şengal’e yapılan hava saldırıları Almanya’nın Hamburg kentinde yapılan bir eylemle protesto edildi

Hamburg (26-04-2017)- ‘TC’ devletinin dün Rojava ve Şengal’e yönelik gerçekleştirmiş olduğu hava saldırıları Avrupa’nın birçok merkezinde yapılan eylemlerle protesto edildi. Bu protestolardan biri de Almanya’nın Hamburg kentinde gerçekleştirildi.

Merkezi tren garının önünde yapılan eylemde saldırılar lanetlenirken, saldırılarda yaşamını yitirenler anıldı. Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi(NAV-DEM) ve Almanya Kürt Kadınlar Birliği(YJK-E)’nin çağrısı ile yapılan eyleme, ADHK, ATİK, AGİF, BİR-KAR ve MLPD gibi kurumlarda katılarak destekledi. Eylem kurumlar adına yapılan konuşmalar ve katliamı lanetleyen sloganların atılması ile sona erdi.

adhk tarafından

YPG ve YBŞ’den saldırılara ilişkin açıklama!

Nisan 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Dün Türk savaş uçaklarının Şengal ve Rojava’ya yönelik yaptığı hava saldırılarına dair YPG ve YBŞ tarafından açıklamalar yapıldı Yapılan açıklamalarda saldırılar sonucu 20 YPG savaşçısın yaşamını yitirdiği ve 18 savaşcının da yaralandığı belirtildi

HABER MERKEZİ(2604-2017)- Dün Türk ordusu tarafından Şengal ve Rojava’ya yönelik yapılan hava saldırılarında ölü ve yaralıların olduğu belirtilmişti. Yaşanan saldırılara ilişkin YPG veYBŞ tarafından açıklamalar yapılarak saldırılar lanetlenirken, bombalamalara dair ayrıntılarda yer verildi.

YPG resmi sözcüsü Redür Xelil yaptığı açıklamada; yapılan hava saldırıları sonucu 20 savaşçılarının yaşamını yitirdiğini, 18 savaşçının da yaralandığını belirtti. Xelil yaptığı açıklamada ayrıca, bombardıman sonucu maddi hasarın meydana geldiğini de vurguladı.

YBJ/YJŞ komutanlığı da saldırılara dair bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada;

“25 Nisan 2017 tarihinde saat 02:00 saatlerinde Türk Savaş uçakları Şengal’e hava operasyonu düzenlemiştir. Bombardıman gece 04:00 saatlerine kadar sürmüştür. Saldırılar da altı YBŞ noktası vurulmuştur. Bunun yanı sıra sivil alanlar da hedef alınmıştır. Sivil alanların hedef alındığı operasyonda, Êzidî halkının erzak deposu ve Dengê Çıra radyosuna da bombardıman gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen bu bombardımanda bir sivil yaşamını yitirmiş iki YBŞ savaşçısı da hafif yaralanmıştır.

Türk devleti, gerçekleştirdiği hava operasyonu ile, planladığı Musul-Kerkük-Şengal ve Tılefer’i alma ve hakimiyet oluşturmada zemin yaratmak istemiştir. Bu saldırılarla Şengal halkı ve savaşçıları hedef alınarak Şengal’in boşaltılması beklenmektedir. Sonrasında Faşist ve sömürgeci planların Güney Kürdistan’da uygulanma ya koyulması hedefleniyor. Bizler bu saldırıyı yalnızca Şengal halkına ve YBŞ/YJŞ’ye gerçekleştirilen bir saldırı olarak görmüyor, özelde Güney Kürdistan ve tüm Kürt halkına yapılan bir saldırı olarak değerlendiriyoruz. Türk sömürgeciliği ayrım yapmaksızın Kürt ve Kürdistan’a dair ne varsa saldırılarının hedefi haline getirmektedir. Türkiye –DAİŞ’in kirli ittifakı ile geliştirilen ve Şengal halkının destansı direnişi ile boşa çıkarılan karanlık planlarının intikamını almak istemekte, Êzidî varlığını, kazanımlarını ve özgür geleceğini hedeflemektedir.

 ‘İşgal saldırıları karşısında yegane yol ulusal birliktir’

Türk medyasının ‘Şengal’de PKK kampları vuruldu’ haberleri tamamen asılsızdır. Şengal’de başta Êzidî halkı olmak üzere YBŞ/YJŞ savaşçıları ve basın hedef alınmıştır. Bunun yanı sıra medya üzerinden geliştirilen özel savaş ile Êzidî halkında korku ve panik havası hakim kılınarak, soykırımın farklı bir ifadesi olan göçertme politikaları hayata geçirilmek istenmektedir. Şengal halkı fermanın başlangıcında olduğu gibi aralıksız biçimde faşist saldırılar ve ihanet girişimleri karşında onurlu tutumunu koruyarak direniş tavrını sürdürmektedir. Halkımız işbirlikçi özel savaş medyasının ürettiği bu yönlü asılsız haberlere riayet etmeyecek bilinçte ve kirli planları boşa çıkarabilecek örgütlü güce sahiptir. Bu temelde Êzidî halkı başta olmak üzere tüm Kürdistanlıları sömürgeci planlar karşısında topyekün direniş pozisyonu içerisine girmeye, sömürgeci saldırıları ve Güney Kürdistanı işgal planlarını boşa çıkarmaya çağırıyoruz. Geliştirilen işgal çabaları ve sömürgeci barbarlık karşısında kurtuluşun yegane yolu halkımızın ulusal birliğini ve ulusal direniş çizgisini büyütmekten geçmektedir’’denild.

http://www.halkingunlugu.org/