adhk tarafından

Londra’da M. Oruçoğlu resim sergisi

Nisan 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

LondraYüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nin düzenlediği “Dünya Benim Evim” resim sergisinin açılışı yoğun bir katılımla tamamlandı

Londra (25-04-2017) Devrimci şair-ressam ve yazar Muzaffer Oruçoğlu’nun kendisinin de yer aldığı açılışta, YÇKM adına konuşmayı İnci Kaya yaparken, sonrasında konuşmasını yapmak üzere sahneye davet edilen sevgili M. Oruçoğlu resim sanatı üzerine vurgularda bulundu. “Renklerin tuvel üzerindeki maceraları, renklerin kucaklaşması, iradeniz dışında içinize düşmesi sizi bazen mutlu eder bazen çile çektirir. Bazen ise lanet ettirir. Ama her halükarda resim yapmak hoş bir  iştir….

Beni kendimden daha derine taşıdığı için resim yaparım…. Kağıt üzerine boya yayarak, içinizdeki manyakça, çılgınca, serseri ve ahlak dışı, aykırı yanlarınızın yanısıra konuşamadıklarınızı sese ve çizgiye dönüştürür ve dışa vurursunuz”. “Sizi manyak yanlarınızla başbaşa bırakıyorum” diyerek alkışlar arasında konuşmasını bitirdi.

Bilindiği gibi M Oruçoğlu resim sergisi, 24 Nisan ile 29 Nisan 2017 saat 10.00 ile 20.00 arasında The Gallery, Edwards Lane, Stoke Newington Church Street, London N16 0JS adresinde ziyarete açık olacaktır.

30 Nisan 2017 saat 15.00’de ise M Oruçoğlu, felsefeci Mehmet Akkaya, yazar-siyasetçi Kazım Cihan’nın konuşmacı olarak yer aldıkları “Sanat-Felsefe ve Siyaset İlişkileri Üzerine” başlıklı panel yapılacaktır. Panel, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi 4 Booker Road, Edmonton London N18 2US adresinde olacaktır.

adhk tarafından

Türk ordusu Şengal ve Rojava’yı bombaladı!

Nisan 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Türk savaş uçakları bu sabah erken saatlerde Şengal ve Rojava’yı bombaladı Yapılan saldırılarda ölü ve yaralıların olduğu belirtiliyor

HABER MERKAZİ (25-04-2017)- Türk savaş uçakları Şengal ve Rojava’yı bombaladı Yapılan saldırı sonucu ölü ve yaralıların olduğu belirtiliyor. Saldırılarda Şengal radyosu ve Rojava’nın sesi radyosuda hedef alınarak bombalandı.

Saldırılara ilişkin açıklama yapan YPG ‘’ 25 Nisan 2017 Salı sabahı saat 02.00’de Türk savaş uçakları Derik’e kent merkezine yakın olan Qereçox’da bulunan YPG Komutanlığı merkezine saldırı gerçekleştirmiştir. Qereçox’da Basın Merkezi, irtibat Merkezi ve başka askeri kurumlar yer almaktadır. Saldırılar sonucu bazı savaşçılarımız şehit düşmüş ve yaralanmıştır. İsimleri daha sonra açıklanacaktır. YPG olarak, bu korkakça saldırının teröre karşı özgür irademizi kıramayacağını belirtiyor, ayrıca Rojava halklarına saldırılara karşı öz meşru güçleri ile aynı saflarda yer alarak, güçlerine destek olmaları çağrısı yapıyoruz.” Denildi.

Saldırılara ilişkin ayırca birçok Kürt kurum ve kuruluşu açıklama yaparak lanetledi ve saldırılara karşı uluslararası kamuoyunu duyarlılığa çağırdı.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Emeğimizin, yaşamımızın, irademizin gaspına HAYIR! 1 Mayıs’ta Alanlara!

Nisan 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

AKP’de cisimleşen faşist-gerici politikalara karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, birleşik bir emek ve demokrasi mücadelesini örmek önemli bir noktada durmaktadır Kurumlarımızın faşist devlet tarafından gasp edilmesine karşı, kurumlarımızı sahiplenerek 1 MAYIS alanlarını kızıllaştıralım  Enternasyonal proletaryanın birlik-dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta emperyalizme, kapitalizme, faşizme, ilhakçılığa ve her türden gericiliğe karşı sosyalizm bayrağını göndere çekelim

HABER MERKEZİ (24.04.2017)-1 Mayıs’a ilişkin elimize e-posta ile ulaşan Demokratik Haklar Federasyonu(DHF)’nun açıklamasını öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’ Emperyalizm/kapitalizm, tüm dünyada eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri derinleştirmeye devam ediyor. İnsanlığı ve evreni geri dönülmez sosyal ve ekolojik felaketlere sürükleyen emperyalist/kapitalist sistem, dünya emekçileri ve ezilenleri üzerinde sömürüsünü her geçen gün arttırıyor. Dünya ezilen halkları ve emekçilerin baş düşmanı ABD’nin başını çektiği blok ile Rusya-Çin emperyalistlerinin başını çektiği blok arasındaki çıkar savaşlarının bedelini dünya yoksulları ödüyor. Dünya halkları arasındaki mücadele birliğini parçalamak için ırkçı, dinci, öğütlenmeler emperyalistler tarafından destekleniyor.

Emperyalizmin yerli işbirlikçisi hükümetler ise bu savaş ve sömürü politikalarının ülkelerindeki uygulayıcıları olarak aldıkları görevleri ‘layıkıyla’ yerine getiriyor. Erdoğan/AKP iktidarı da bunlardan biridir. İktidarda olduğu yıllar boyunca emekçilerin uzun yıllar verdikleri mücadeleler sonucu kazandığı tüm demokratik-sendikal haklarına saldıran AKP iktidarı, 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek,  emekçiler ve ezilen halklar üzerindeki faşist politikalarını artırmış durumda. OHAL süreci boyunca, on binlerce kamu emekçisini keyfi ve kendi burjuva hukukunu dahi hiçe sayarak ihraç etmiş; işçilerin grevlerini ‘milli güvenliği’ tehdit ettiği gerekçesiyle yasaklamış, işçilerin en makul demokratik-sendikal talebini dahi polis şiddetiyle bastırmaya çalışmıştır. Onlarca devrimci-demokrat akademisyen ve öğrenci üniversitelerden uzaklaştırılmış, yüzlerce öğrenci tutuklanmış v üniversiteler karakollara çevrilmiştir. Patron dostu, işçi-emekçi düşmanı AKP iktidarı, sermaye sahiplerine hizmette sınır tanımamış şimdi de kıdem tazminatı hakkına saldırmayı amaçlamaktadır.

Ortadoğu’da Kürt ulusunun kazanımlarını içine sindiremeyen ‘’TC’’ devleti, uluslararası politikadaki sıkışmışlığını Kuzey Kürdistan’daki Kürt siyasetine saldırmakla aşmak istemektedir. Kürt siyasi mücadelesinin can damarı kentleri savaş suçu sayılacak uygulamalarıyla yok eden, Kürtleri göç ettiren AKP iktidarı, Kürt ulusunun siyasi kazanımlarına saldırmış, Kuzey Kürdistan’daki belediyeleri gasp etmiş, belediye başkanları ve milletvekillerini tutuklamış, topyekûn olarak Kürt ulusunun iradesine saldırmıştır. Yine tüm ülkede devrimci-demokrat yurtsever kurum ve kişilere saldırılarını boyutlandırmış, yüzlerce demokratik kurumu kapatmış ve gasp etmiş, binlerce devrimci, yurtsever ve demokratı tutuklatmıştır. Muhalif hiçbir sese tahammülü kalmayan AKP iktidarı, gazete, TV, radyo ve dergileri kapatmış, onlarca gazeteci ve yazarı tutsak etmiştir.

Erdoğan/AKP iktidarının 15 yıllık kadına yönelik cinsiyetçi ve gerici politikaları daha da artarak pervasız bir şekilde devam etmektedir. Siyasal gerici iktidarın toplumsal muhalefete yönelik kapsamlı saldırılarının ilk hedefi hep kadınlar olmuştur. Yaşanan saldırılar sonucu yüzlerce, binlerce kadın, taciz, tecavüz, gözaltı, tutuklama ve envai çeşit baskılara maruz kalarak sindirilmeye çalışılmıştır. Fakat gerici siyasal iktidarın kadınlara yönelik bütün pervasız saldırganlığı, kadınların mücadele ve dayanışma iradesiyle boşa çıkarılmıştır.

Faşist politikalarını meşrulaştırmayı amaçlayan AKP iktidarı, 16 Nisan referandumunu OHAL şartlarında yapmış ve eşitsiz-adaletsiz bir propaganda süreciyle, referandumu kendi lehine işletmiştir. Referandum günü Kuzey Kürdistan’da polis-asker korucularla Kürt köylerini, mahallelerini ablukaya alan AKP iktidarı, eşitsiz-adaletsiz yapılan seçimler binlerce şaibe ve manipüle edilmiş oyla kendi lehine çevirmiştir. Tüm baskı ve eşitsiz-adaletsiz seçim sürecine rağmen (farklılıkları bünyesinde barındırsa da) HAYIR ciddi bir destek almıştır. Türkiye ve Kuzey Kürdistan halkları tekçi, sermaye dostu, Politikalara karşı durmuştur.

Kapitalist sömürüye ve faşizme kaşı 1 Mayıs’ta alanlara

AKP’de cisimleşen faşist-gerici politikalara karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olmak, birleşik bir emek ve demokrasi mücadelesini örmek önemli bir noktada durmaktadır. Kurumlarımızın faşist devlet tarafından gasp edilmesine karşı, kurumlarımızı sahiplenerek 1 MAYIS alanlarını kızıllaştıralım.  Enternasyonal proletaryanın birlik-dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta emperyalizme, kapitalizme, faşizme, ilhakçılığa ve her türden gericiliğe karşı sosyalizm bayrağını göndere çekelim.

Faşizmin demokratik ve meşru kurumlarımıza saldırdığı, gasp ettiği bugünlerde demokratik ve meşru mücadele geleneğini kuşanarak başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere, emekçileri Demokratik Haklar Federasyonu saflarında 1 Mayıs’ta alanlara çağırıyoruz’’..

BİJİ 1 GULAN!

WES BO 1 GULANE!

YAŞASIN 1 MAYIS!

Demokratik Haklar Federasyonu

Nisan 2017

adhk tarafından

ADHK Nitelik tartışma taslağı Kuzey Almanya kitle toplantısı Hamburg’da gerçekleştirildi

Nisan 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Hamburg (24-04-2017) Hamburg Demokratik Haklar Derneginde, üye, taraftarlarımız ve devrimci-demokrat kamuoyuna yapılan çağrı sonucu, ekim 2016 tarihinde ADHK’nın niteligi, amaç ve hedeflerine ilişkin, ADHK genel konseyinin alanlara sunmuş olduğu taslak ve Avusturya Demokratik Haklar Federasyon’un taslak yazıları tartışıldı. Toplantı sosyalizm ve komünizm mücadelesinde yitirdiklerimizin anısına yapılan saygı duruşu ile başladı.

Toplantıda ilk önce, ADHK Genel Konsey ve Avusturya Federasyonunun taslakları okundu. İki taslağa ilişkin katılımcıların fikirleri ve önerileri alındı. Toplantıya katılan büyük çoğunluk söz konsu taslaklara ilişkin görüş belirtti. Ayrıca tartışmalara katılmak, görüş ve önerilerini sunmak isteyenlerin https://adhkprogram.blogspot.de/ adlı blog takip edebilecekleri belirtildi.

ADHK’nın nitelik, amaç ve hedeflerine ilişkin toplantımız tartışma, fikir ve önerilerin sunulması ile başarıyla sonuçlandı.

adhk tarafından

Taksim’de 1 Mayıs’a izin yok

Nisan 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve DİSK Başkanı Kani Beko görüştü 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmayacağı açıklandı

İstanbul (24-04-2017)  Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına izin verilmedi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, DİSK Başkanı Kani Beko ile bir araya geldi. Yapılan görüşmenin ardından, Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının yapılmayacağı açıklandı.

DİSK Başkanı Kani Beko’nun ilerleyen saatlerde İstanbul Valisi Vasip Şahin’le de bir görüşme gerçekleştireceği ve o görüşmenin ardından açıklama yapılacağı öğrenildi.

Türk-İş Başkanlar Kurulu önceki gün yaptığı toplantıda, kutlamaların merkezi olarak Ankara’yı seçti. Karara göre, merkez Ankara Tandoğan olmak üzere 81 ilde Türk-İş üyeleri, 1 Mayıs kutlamalarını yapacak.

Kutlamalarda kıdem tazminatı, taşeronlar, geçici işçiler ve devam eden toplu sözleşme görüşmeleri konusunda işçilerin talepleri dile getirilecek.

HAK-İŞ ERZURUM’DA

Hak-İş ise, bu yılki kutlamaların merkezi olarak Erzurum’u seçti. Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, “Hak-İş olarak, Türkiye’nin turizm, kültür, tarım ve gelişen sanayisi ile önemli kentlerinden ve doğunun incisi Erzurum’da daha önce Sakarya, Konya, Kayseri, Karabük ve Ankara’da yaptığımız gibi emekçilerin yoğun katılımıyla, 1 Mayıs kutlaması gerçekleştirmeyi amaçlıyoruz. 1 Mayısların, sendikal harekette önemli bir yeri bulunmaktadır. 1 Mayısların kutlanması, Türkiye’de ve dünyada tartışmaları beraberinde getirmektedir. Hak-İş Konfederasyonu, etkin 1 Mayıs kutlanmasına büyük önem atfetmektedir” ifadesini kullandı.

artigerçek

adhk tarafından

HBDH: Ermeni soykırımı lanetliyoruz!

Nisan 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

‘’Gün, faşizme karşı birleşme ve Ermeni, Rum, Kürt, Türk, Arap, Çerkes, Laz, Süryani tüm halklarımıza karşı saldıranlardan hesap sorma günüdür! Halklarımızı, faşizme karşı ayağa kalkmaya ve tekbir bayrak altında birleşerek, dağlarda gerilla, şehirlerde “Birleşik Direniş Güçleri”ne katılmaya ve faşizmden hesap sormaya çağırıyoruz…’’

HABER MERKEZİ(24.04.2017)-Ermeni Soykırımı’nın 102’inci yıldönümü dolayısı ile Halkların Birleşikevrim Hareketi(HBDH) yazılı bir açıklama yaparak soykırımı lanetledi. HBDH yürütme komitesi tarafından yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Takvim yaprakları 24 Nisan 1915’i gösteriyordu… Osmanlı İmparatorluğu’nun Dahiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) Mehmed Talat Bey imzasıyla, aydın, sanatçı, yazar, milletvekili gibi Ermeni toplumunun önde gelen kişilerine dönük olarak büyük bir tutuklama furyası gerçekleştirildi. Böylece 1,5 milyon Ermeni’nin soykırımıyla sonuçlanacak olaylar, direnmesi muhtemel öncülerin tasfiyesi ile başlatıldı. Ermeni halkının tehcir edilerek topraklarından uzaklaştırılması ve büyük bir kesiminin katledilmesi yoluyla gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı, Osmanlı feodalizminin ulusçu zihniyet ile yeniden şekillendirilmesini amaçlıyordu. Tek din, tek ulus, tek bayrak dayatmasının tarihsel kökleri Ermeni Soykırımı’nda cisimleşirken, İttihat ve Terakki aracılığıyla gerçekleştirilen soykırım da, TC’nin oluşma dinamiklerini gözler önüne serer nitelikteydi. Üzerinden tam 102 yıl geçmesine rağmen bugün halen Ermeni Soykırımı yok sayılmakta, inkar edilmekte ve Ermeni halkının tarihsel-siyasi-kolektif hakları yok sayılmaktadır. Bugün her ne kadar çeşitli iddialarla inkar edilip, yok sayılmaya çalışılsa da, soykırımın halklarımızın belleklerindeki yeri son derece tazedir. Ermeni halkından resmi özür dilenmeli ve tarihsel siyasi hakları derhal iade edilmelidir. Asla unutulmamalıdır ki, soykırım, başından sonuna planlanmış, bilinçli, istekli ve tartışmasız bir soykırımdır ve insanlık suçudur. Faşizmin artık geleneksel hale dönüşmüş inkar ve imha siyasetinin kökeninde de zaten bu vardır.’’

AKP Soykırımcıdır!

‘’AKP faşizminin, bugün dayandığı siyaset soykırımcı yaklaşımın devamıdır’’ denilen açıklamada, AKP ve etrafında topladığı faşist kuvvetlerin her alandaki saldırganlıkları tüm halkları hedef aldığı belirtildi. Açıklama şöyle devam ediyor:

‘’Faşizm, halklara karşı savaştır. Faşizm, aynı zamanda işçi sınıfına ve emekçilere karşı savaştır. Faşizm, Hrant Dink’i, Cizre’yi, Sur’u, Ali İsmail’i, Roboski’yi, Tahir Elçi’yi, Nusaybin’i, Uğur Kaymaz’ı katletmektir.

Ancak bugün AKP-MHP faşizminin tüm baskı, terör, tutuklama, katliam ve hilelerine karşın referandumda başabaş bir sonuç çıkması da gösteriyor ki, halklarımız faşizme karşı direnecektir. İşte bu açıdan faşizmin saldırı dalgasına karşı güçlü bir barikat olmak, bu bağlamda Türkiye ve Kürdistan devrimci ve sosyalist güçlerinin silahlı mücadele de dahil tüm alanlarda ve tüm araç ve yöntemlerle devrimi yükseltmek için güçlerini birleştirdiği Birleşik Devrim Hareketini büyütmek dönemin en acil ve ertelenemez görevi olarak karşımıza çıkıyor.

Halklarımız teslim alınmak isteniyor!

Halklarımız seçeneksiz bırakılarak faşist saldırganlık ile teslim alınmaya çalışılmaktadır. Artan işkenceler, baskılar, katliamlar, operasyonlar, hileler nasıl ki durduramayacaksa güneşin doğuşunu, kardelenlerin açışını, halklarımızın hava gibi, su gibi ihtiyaç duyduğu eşitlik, özgürlük ve adalet idealleri de öyle durdurulamayacaktır…

Gün, faşizme karşı birleşme ve Ermeni, Rum, Kürt, Türk, Arap, Çerkes, Laz, Süryani tüm halklarımıza karşı saldıranlardan hesap sorma günüdür! Halklarımızı, faşizme karşı ayağa kalkmaya ve tekbir bayrak altında birleşerek, dağlarda gerilla, şehirlerde “Birleşik Direniş Güçleri”ne katılmaya ve faşizmden hesap sormaya çağırıyoruz…’’

adhk tarafından

MKP ‘‘24 Nisan güneşi yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor‘‘

Nisan 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

24 Nisan 1972 MKP’nin öncülü olan TKP(ML)‘nin kuruluşunun 45’inci yılıdönümü vesilesi ile MKP-Siyasi Büro tarafından bir açıklama yapıldı Elimize e-posta ile ulaşan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (23-04-2017)-‘‘24 Nisan 1972! Türkiye-Kuzey Kürdistan, Devrim-Komünizm tarihinde; yeni nitel bir çığır, yeni nitel bir aşama!..Bu tarih, önder İbrahim Kaypakkaya önderliğinde kuruluşu ilan edilen Maoist Komünist Partisi’nin (MKP) Proleterya-emekçiler, ezilen ulus-milliyet ve ezilen inanç gruplarının, cins baskısı cenderesinde, baskı ve kırım hedefi kadınların, komünist kurtuluş manifestosu’nun göndere çekildiği gündür..

MKP nitel ilerlemeler yolunda yürüdü. Lafız değil, kuruluş manifestosunun eyleminin içeriğini, değişen tarihsel koşullarda ilerletilmesinin bayrağı oldu. İdeolojik-teorik temelleri, tarihsel dayanakları tarihsel koşulları içinde derinden anlayıp- savunarak geliştirdi. Toplum-doğa ve tarihleri; idealist- “yaradılış” teorilerindeki gibi değişmez ve yerli-yerinde bir “sabit-dokunulamaz” düzen içinde sür-git olgular değildir, olamazlar. MLM ideolojisi-teorisi-bilimi ve siyasetini, felsefesinden (diyalektik-tarihi matetyalizm) azade ele alan, skolastik gerici muhafazakârlığın, diyalektikle zaten alakaları yoktur. Oysa, diyalektik felsefe karşısında hiçbirşey (bilimde tarihsel sınırlılıklar itibarıyla, gelişme diyalektiği açısından) “kesin-mutlak-kalıcı kutsal değildir”. Oluşum-yokolma-daha yüksek seviyede sıçramalı-nitel ilerleme, doğanın toplumun ve biliminde gelişme durumudur. Tamda bu kavrayış-metodolojik diyalektik yaklaşımından ötürü, Kaypakkaya Marksizm’i lafazanlığa indirgeyen-cansız doğmalar sistemi biçiminde izah eden 2. Enternasyonal Sosyal şövenizmine ve revizyonizmine karşı Leninizm’le ve onun Büyük Proleter Kültür Devrimiyle ulaştığı yeni aşama- yeni sentez seviyesi Maoizim’le donanıyor, “Partimiz, Büyük Proleter Kültür Devriminin ürünüdür” diyordu. Bu MLM’nin topyekün yeni bir aşamasıydı. Anlayamayanlar, bir devlet kapitalizmi-bürokratik-hiyeraşik militer bir devlet aygıtı, yeni burjuva bir Parti tekeli olan “Sovyetler”i, “Sosyalist” görmeye devam ederlerken, Kaypakkaya oligark-nomenkulaturaların “sosyalizm” maskesini yırtan, komünizm için devrimi devam ettirmeye yol gösteren, Büyük Proleter Kültür Devrim bayrağını yükseltti. Şimdiki durum ve yaşananlar, Kaypakkaya’nın günceldeki önemini anlamak için yeterlidir. Bir kendiliğindenci oluşum değil, MLM ideolojik-teorik-siyasi-örgütsel donanım gerektiren Komünist Partimize, Komünizm için mücadelede bir eylem kılavuzu olan MLM rehberlik etti.

Uluslararası Komünist Hareketin, Spartakist’lerden o güne ezilenlerin, coğrafyamız açısından Şeyh Bedrettin, Pir Sultan vd,  halk hareketlerinin ilerici miraslarını bir mirasyedi gibi değil, doğru ve yanlışı ayırdeden-tarihsel nedenleriyle ele alıp, gelecek için mücadelenin önünü açan bir perspektifle ele alan Kaypakkaya, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist tarihinden, Komünist Manifesto basımı için ileri atılan Ermeni Sosyalist aydınlarının ve sonrası Ekim Devriminin ürünü olarak, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının kuruculuğu ile coğrafyamız sahnesine çıkan TKP’nin olduğu gibi devamı değil, hatalarının köklü aşılmasında, tüm dünya ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da ilk ve yeni bir aşamayı ifade etti.

Mustafa Suphi TKP’si, Türk komprador-toprakağalarının sınıf hareketi olan Kemalist Hareketi “anti emperyalist, milli kurtuluş, bağımsızlık” hareketi olarak değerlendiriliyordu. Bu, dönemin uluslararası Komünist Hareketi’ninde yanılgısıydı. Türk ulus devlet konseptinin, Ermeni Rum vb. soykırımcısı Jön Türk- İttihat ve Terakki-Kemalist Hareket böyle ele alınmıştı. Kökleri dahada eskilere dayanıyordu. Sanki rekabetçi kapitalizm-burjuva demokratik devrimler dönemiymiş gibi emperyalizmle “ilerici” barutunu tümden tüketmiş kapitalizm halen “devrimci-ilerici” görülüyordu. Kapitalist medeniyet paragdigamasının merkezi-üniter Cumhuriyet konsepti, (ezen-egemen ulus devleti olsada) desteğe mahzar ediliyordu.

Kilise-Feodal derebeylik sistemine karşı ihtiyaçları için, bilime-akıla çağrı yapan burjuvazinin aydınlanma çağının, burjuva iktidarlarla birlikte nasıl pragmatist-pozitivist bir kullanım aracına dönüştüğü görülemiyordu. Tarih, koşullar hiçe sayılarak yanlış okunuyordu. Bu okuma, 2. Enternasyonal’ de, emperyalist “anavatan savunması”, emperyalist devleti “Demokratik Cumhuriyet”e içten dönüştürme (Parlementer yolla) planlarına dönüşüyordu. Bu ihanete 3.Enternasyonal meydan okudu. Devrim’e ihaneti deşifre etti. Ne ki; Komünist Enternasyonal Kemalizm ve ‚‘T.C‘ konulu hatalı tahlillerini devam ettirdi. Mustafa Suphi sonrası TKP hataları sistematize etti. Sosyalizm’e götüreceği savıyla, Kapitalizm’i kutsadı. İlerlemeci-kalkınmacı, (Parlementerist) barışçıl geçiş stratejisini formüle etti. Türkiye İşçi Partisi tarihinin anlattığı buydu.

71 İhtilalci Devrimci Çıkışı!

50 yıllık Sosyal pasifizmin hegomanyasına karşı Mahir ve Deniz’lerin çıkışı hem sosyalist nitelikli ve hemde ihtilalci devrimci çıkıştı. 24 Nisan MKP kuruluşunun 45. Yılı vesilesiyle onları, Kızıldere’nin siper yoldaşlığı, Kaypakkaya’nın Nurhak’larda Sinan Cemgil ve yoldaşları için komünist hesap sorma ruhuyla,  bilinciyle selamlıyoruz. Komünist Enternasyonal’in yığınaktaki temel hatası aşılamamıştı. Öyle ya! Komünist Enternasyonal Stalin ve diğer önderleri, Kemalizm’e,  Kemalist Cumhuriyet’e “devrimcilik”atfetmişlerdi. Onun, Kürt milli isyanlarını kanla bastırmasını Komünist Enternasyonal, Barbar gericiliğin-Feodalizmin ezilmesi, Türk Ulus devlet konsepti’nin soykırım (Dersim v.b.) ve katliamlarını ilerici medeniyet operasyonu olarak değerlendirmişlerdi. Bu yığınaktaki hata devam ediyordu. Bu yanılgı ve ideolojik ablukayı, Kaypakkaya dağıttı. Kaypakkaya “ama”sız, şartsız-şurtsuz, Türk egemenlerinin milli baskı-kısıtlama-soykırım, katliam-tehçir operasyonuna meydan okudu. Faşist tekçi-inkârcı-imhacılığını mahkum ederken önderlikleri ne olursa- olsun Kürt milli hareketi’nin tarihsel meşruiyetini, taleplerinin demokratik içeriğini ortaya koyarak destekledi. Sadece destek değil, asli görev olarak, Kürt ezilenlerini uyarmayı, Komünist çözüm programıyla birleşmeleri sınıf mücadellerini yürütmeleri içinde, yönelimini net ortaya koydu. Programatik çözümün özü; Tüm uluslar ve milliyetler için, tam hak eşitliği, Uluslar-diller için her türlü imtiyaza hayır, proleterya ezilen ulus ve her milliyetten emekçilerin birliği bayrağını yükseltti! Bir burjuva demokratik hakta olsa Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkını, kayıtsız şartsız savundu. Kasr-ı Şirin,  sonra Lozan ile parçalanmış ve Kürdistan ulusuna dayatılmış inkârı teşhir etti.

Stratejik olarak yenilen düşmandır!

Türk egemen sınıflar devleti’nin resmi ideolojisi -tarih anlayışı, soykırımcı karekteri (Ermeni-Keldani-Süryani-Ezidi-Dersim v.b.) Kürt katliamcısı geleneği, Kaypakkaya çizgisinde egemenlerin suç üstü yakalanmasını ifade ediyordu. Ezilen Kürt ulusu ve milliyetlerin, her milliyetten proleterya ve emekçilerin kurtuluş yolu güzergâhı Kaypakkaya‘ nın sentezi, Türk egemen sınıf istihbaratı ve uluslararası efendileri tarafından “en tehlikeli” görüşler olarak damgalandı. İskencehanelerde Kaypakkaya’nın Komünizm’i kazanmak için direnişi karşısında stratejik açıdan yenilen egemenlerdir. Bu görüşlerin kitleler içinde güç haline gelmesini, sözde önlemek için “çareyi” önderimizi katletmekte bulacaklarını sandılar. Nafile!. Onbinler şimdi onun yolunda, devrim-sosyalizm ve komünizm’in parıldıyan savaş siperleri ile birleşerek görevi sürdürmek-tamamlamak-kazanmak için seferberlik içinde!.

Kaypakkaya,  Proleterya-emekçiler devletinde üniter merkezci “ortak vatan” eksenli, “Birlik-bütünlük” laflı “ulus-dil-büyük-küçük, medeni-geri” gibi ilhakçı safsatalara karşı; sadece ulusal nüfus açısından değil, sosyal-ekonomik vb. farklılıklar, üretim ve yönetime kitlelerin dolaylı-temsili değil, doğrudan katılımları vb. içinde, Bölgesel özerklik ve yaygın-yerel-yerinden yönetim temelinde koordine olacak ” Cumhuriyetler Birliği” perspektifini ortaya koydu. Kaypakkaya’da Komünizm Enternasyonal Proleterya ve emekçilerin evrensel ortak amacı, Proleter Dünya Devrimi evrensel stratejisi, bunun her coğrafyasının somutuna uyarlanışı, biçime ilişkin, alandaki görevlerini ihtiva eder. Proleterya enternasyonalizmi baştan beri bu eylemin içeriğidir. Kaypakkaya’da, Bölgesel özerklik ve yerel yerinde yönetim tasarruvu, Komünler-Sovyetler-Halk Meclisleri perspektividir. Burjuva-feodal devletin, devrimci savaşla paramparça edilmesi, biçim olarakta tekrar edilmemesidir. Burjuva-profesyonel ordunun-bürokrasinin-memurlar sisteminin dağıtılması, lağvedilmesidir. Yani “Sosyalist” maskeli burjuva devlet biçimi olan yetkiyi tekeline alan Parlementer-temsili demokrasi değil, kitlelerin söz-karar ve yönetime doğrudan katıldıkları bir doğrudan demokrasidir. Kitlelerin yetkiyi, bir biçimsel oy objesi olarak devrettimeleri değil, bizzat devlet yönetimine katıldıkları, denetledikleri, göreve getirme ve geri çağırmada doğrudan söz hakkını icraa ettikleri bir yürüyüştür..

Sosyalist Halk Savaşı ve güncel önemi!

Politik iktidarın ele geçirilmesi her devrimin temel sorunudur. Burjuva-sömürücü devletlerin parçalanması Proleter Devriminin her biçiminin önkoşuludur. Bu, evrensel bir ilkedir. Burjuva devlet ve ordudan medet uman, Türk egemenler ordusuna “ilerici” özellikler atfeden, darbeci eğilimlerden kopamayanların aksine Kaypakkaya’nın öğrettiği budur. Askeri çizgi, komünist teorinin bileşenidir. Somut koşullarda değişik biçimler alması tamamıyla somut meseledir. Kaypakkaya’nın sağlam stratejik yönelimi, komprador tekelci kapitalizmin egemen olduğu coğrafyamızın şimdiki Sosyalist Devrim Programımızda, Sosyalist Halk Savaşında ifadesini bulur. Bu, stratejidir, günceldir, merkezi görevdir. Mücadelenin günümüzdede esas biçimi, silahlı mücadeledir. Kitlelerin mücadele seyrinde ortaya çıkan hiçbir mücadele ve örgüt biçimini reddetmek biryana merkezi görevin hizmetinde bilinçli bir muhteveya sahip kılmak Sosyalist Halk Savaşı’nın görevidir. Sosyalist Devrim için, Sosyalist Halk Savaşı güncel görevdir. Türk-islam egemenlik sistemi sürdürülemez durumdadır. Devrimci durum geçtiğimiz atmosferin gerçeğidir. Sur’un fiziksel-tarihsel kırımı, Cizre’de kimyasal silahlar, tank ve toplarla bodrumlarda yakılan cansız bedenlerimizin, kadın özgürlük savaşçılarımızın cansız bedenlerini teşhir eden tecavüzcü Türk egemenler ordusunun, Topyekün Haksız gerici özel savaş seferberliğinin dayattığı görev; Halklarımızın Birleşik Devrimci Savaşı, Birleşik Devrimci Hareketidir. Tayyip ve emareti kayyumlar faşist sultası, katlimize ferman veriyor. Ferman Padişahın ise dağlar bizimdir! Olağanüstü Halleri, Kanun Hükmünde Kararnameleri, saldırı savaşları, yönetememezliklerinin-korkularının sonucudur. Yargısız infazları çöküşlerinin eseridir. 2016 yılında 594 yargısız infazın sahibidir bunlar. Daha geçen günler Gazi’de planlı-hazırlıklı infaz timleriyle gençlerimizi yeniden biçtiler. 2016’da 314 Kadın infaz edildi, onlarca çocuk katledildi. Esir ve toplama kampları olan Cezaevlerinde bedenleri zincirli özgürlük savaşçılarımız tecrit ve izolasyon içindedir. Zindanlarda 210.000 ‘i aşkın tutuklu var.

Siyasi soykırım tüm hızıyla sürüyor. HDP’ nin 13 Milletvekili, Belediye Başkanları-Meclis üyeleri-seçilmisler! Halklarımız, zindan kıskacında! Duymalıyız, birleşmeliyiz..Gerici statüko, bölgede-ülkede çökmek üzere çıkmazdadır. Referandumlarıda çıkmazlarını teyyitetti. Derin çelişkiler yönetemez durumlar içinde debelenen rejimlerine ” merhamet darbesini” devrim vurcacaktır.

İktisadi-sosyal-siyasal koşulları itibarıyla Faşist Diktatörlük, Türk devlet gerçeğidir. Yasa-Anayasa-Seçim-Parlemento biçimsel örtüleridir. Gerektiğinde bir kenara atılıveririlirler. Darbeler tarihi ve şimdi Faşizmin tahkim edilmesi olan RTE markalı, Türk islam faşizmi açık bir gerçektir. RTE kumandalı açık faşist diktatörlük fiiliyatına meşruiyet kazandırma (!) operasyonu olarak düzenlenmiş referandumun hileli sonuçlarıda bir kez daha sandıkların hikmetinin olmadığını göstermiştir. Kürdistan’da öteden beri zaten özel savaş rejimi uygulanmaktadır. Özel valileri-kayyumları-memurlarıyla Dinci-şöven İslami Faşizm , Hitler-Mussoloni karikatürüdür. Kaypakkaya’nın da ifade ettiği gibi, Faşizme karşı mücadele bir devrim sorunudur. Dolayısıyla bugüne kadar olduğu gibi, devrim egemenlerin yasal ve anayasal icazetine sığınmadı. Meşruiyetini ezilenlerin-emekçilerin, zulme isyan hakktır, görevdir talimatından aldı.

Nostaljik avuntular ve bilimsel ilerleme!

Sosyolojisiz, somuta bakmayan, indirgemeci komünist siyaset olmaz. Elzem olan somut durumun somut tahlilidir. Geneli özelle birleştirmektir. Politika; stratejinin hizmetinde, anda, kitleleri seferber edecek halkayı yakalamaktır. Politika, iktidar mücadelesine devrimin güçlerini seferber etme sanatıdır. Örgütlenme, bu seferberliğin, devrimi esas alan silahıdır. Kitleleri, parti’yi, parti’yi kitlelerle birleştirme, devrime sarılarak sağlanır. İdeoloji politikayı yönlendirir. Politika ideolojik sloganlar tekrarı bir patoloji değildir. Günü anlama, bilinçli eylemle hükmünü geçirerek, degiştirme yürüyüşüdür. Kaypakkaya’nın parti örgütlenmesi esas ona bağlı silahlı güçler ve bunların kitlelerle birleştirilmesi çizgisinin anlattığı, kendiliğindenciliğin panzehiridir. Bunu unutmadan stratejinin taktiksiz olamayacağını, ideolojide katı, politikada esnek, politik mücadelede hedefi daraltıp cepheyi geniş tutma, kendi gücümüze güvenerek müttefiklerle birleşmede ısrar etme, düşmanı tecritte, zayıflatmada, oku hedefe göndermede planlama ve insiyatif kapisitemiz geliştirilmelidir, embiryonik olsada gelişmektedir. Halkların Birleşik Devrim Hareketi, Kadınların Birleşik Devrim Hareketi, bu noktada önemli adımlardır. Seçim ve referandum taktiklerindeki pozisyonumuz; düzeni politik olarak rahatsız etmeyen, kitleleri bilinçlendirmeyen, seferber etmeyen kenarda seyirci kalıp bir-iki keskin lafla yetinip, not veren anlayışlara karşı oldu! İleri adımlar kazanımlar aşikardır. Görmesini bilelim, durum hiçte kötü değildir. Tehlikeler gibi, önemli fırsatlarda vardır. Tehlikelerin bilincinde, onları göğüsleyecek çizgi ve planda, parti’ye-halka güven çizgisinde kenetlenelim! Amaçlara yüksek bağlılık, yoldaşlar ve halkla birliğin atılım manivellasıdır. Kaypakkaya başta çizgisi olmak üzere nitel stratejik yenilmez gücü ile nicel zayıf onlarca militan-yüzlerce kitleyle o zaman komünist kazanma cüreti oldu. Çok daha elverişli objektif koşullar ortamında, MKP çizgisi ve örgüt anlayışıyla kazanmaya-zafere kilitlenmek, umutsuzluğu yenmek,  komünist Cüreti Kaypakkaya ile kuşanmak şimdi çok daha günceldir.

Başka bir dünya (sınıfsız-sömürüsüz-erksiz) bugünün dünyası içinde, mayalanan bir hakikattir. Kendiliğinden değil, evrim-devrim diyalektik birlikteliğinde onu devrimle-sosyalizmle kazanacağız. Verili gerçekleri realistçe kalıcılaştırıp, yeni dünya çağrısının filizlenen canlanışını ve cevap olarakta devrimi göremeyenlerden değiliz. Çünki diyalektik -materyalistleriz. Çünki Kaypakkaya’yız biz!…

“Hayalci-rüyacısınız”suçlamalarını işitiyoruz. Doğanın-insanlığın tarihinin anlattığı nedir?.. Değişimden muaf-baki tek şey varmı? var! O’da çelişki ve onun sonucu mücadele-dönüşüm. Ya başka? Başka da yok..”Ebedi kapitalist sistem” boş bir vaazdır. Derinleşen krizleri ve cebelleşmeleriyle, kendilerinin yarattığı mezar kazıcısı alternatifimizle, karanlığı parçalayan ışıklar dünyası ile vardık! Paris Komünü-Sovyetler-Şanghay Komünleri bir hakikat değillermiydi? Belki şimdi minyatür durumundayız. Yarınlar boş hayal değil!. Karmaşık bir süreç ama yalın bir hakikattir bu!. Kaypakkaya’dan öğrendik vitrin ederek değil, uygulayıp (hatalarımızdan öğrenerek) ilerleterek, bugüne ulaştık. Yarında Komünizmin olacak! Hayat statik değil, dinamik değişimdir. Doğru temelde yeniye-yeniden başlamak zorunlulukları fethetmek yürüyüşüdür. Lenin, Marks’ın zamanında doğru olan Avrupa çapında eşgüdümlü gelişen toplu Avrupa devrimi stratejisini, emperyalizm koşullarında değiştirdi. Değişen koşullarda eskiye nostaljik takıntı içinde olanlar, komünist çizgide değillerdir. Lenin, Marks’ın Burjuva Demokratik Devrimler dönemi stratejisi ve taktiğinin zamanını doldurduğunu söyledi. Ekim Devrimi böyle mümkün oldu. Marks’ın Lenin’de yaşayan özü, Kaypakkaya için MKP’ deki diriliştir!..

-Kaypakkaya Yol Gösteriyor, Yaşıyor, Savaşıyor!

-Şanolsun 24 Nisan Kuruluş Güneşine!

-Yaşasın Sosyalist Halk Savaşı!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

MKP; 102.yılında Ermeni soykırımını lanetliyoruz!

Nisan 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Ermeni soykırımının yıl dönümünde, tüm tarihsel acıları, tüm tarihsel öfkeleri, Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Rumların, Romanların, Ezilen inanç guruplarının, sömürülen işçi sınıfı ve halkların mücadelelerinde, 24 Nisan nitel kızıl bayrağımızın kumandasında, devrimci hesap sorma eylemine dökmek, bugün birbirlerinin yolu üzerinde duran bu katliam ve soykırımların yaratıcılarıyla esas hesaplaşma perspektifimizdir. Ezilen ulusların ve halkların, toprak parçasına hapsedilmiş bir hesaplaşma çizgisi olmamalıdır. Demokratik bir talep olsa da, “özür” siyaseti, bu kanlı tarihin yaratıcılarına yönelecek devrimci öfkemizin özü değildir. Tarihsel benliğimiz açık ve nettir. Paramaz yoldaşların, işçi Yervant’ ın tarihe düştüğü not, tarihsel hafızamızdır

HABER MERKEZİ(23.04.2017)- Ermeni soykırımının 102.Yılı dolayısı ile MKP-SB tarafından bir açıklama yapıldı. Elimize e-posta ile ulaşan açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

Fetihçilik, zorla gasp etme, kılıç zoru ile insanlığı hizaya getirme, vergilendirme, talan etme üzerinden iktidarını kuran ve yaygınlaştıran Osmanlı İmparatorluğu’nun, “TC” den önceki son yönetimini oluşturan İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından gerçekleştirilen 1915 Ermeni soykırımının 102. Yılındayız. 24 Nisan 1915, yüzyılın başında, mazlum bir ulusun, gerici ve barbar bir hakimiyet sistemi tarafından soykırıma tabi tutulduğu tarihtir. Zorla tehcire tabi tutularak, yaşadıkları topraklardan katliam ve soykırımla koparılan Ermeniler, kadın, erkek, yaşlı, çocuk, variyetli, yoksul ayrımı yapılmadan, bir ulus olarak hedef alındılar, topluca katledildiler.

Osmanlı İmparatorluğu ve aynı zihniyeti daha planlı olarak gerici hakimiyet tarzında merkezileştiren “TC” tarihinde yaşanan kanlı katliamlar ve soykırımlar gibi, Ermeni soykırımı da gerici egemenler sisteminin, bilinçli olarak planladığı ve uyguladığı bir soykırımdır. Diğer bir çok ulus gibi, Fetihçi Osmanlı İmparatorluğu tarafından, kılıç zoru ile ilhak edilen Ermeniler, uluslaşma bilinci sürecine girmelerinden kaynaklı, böylesine vahşi bir soykırıma maruz kalmışlardır. Köhnemiş, fetihçi bir egemenlik sistemi, gerici ve insanlık dışı dürtülerle, bir ulusu, kültürüyle, maddi ve manevi zenginlikleriyle, diliyle, inancıyla, toprak altına gömmek istemiş, külleri içinde kaybedilmesi, hafızalardan silinip yok edilmesi, bir daha sosyal bir varlık olarak kendisini üretemez duruma getirilerek, tüm insani moral değerleriyle imha edilmesi, bu sebepten vacip kılınmıştır.

  1. yüzyılda başlayıp, 19. yüzyılda hızla çöküşe giden Osmanlı, işgal ettiği Balkanlar’da başlayan ulusal ayaklanmalar sonucu, bir çok ulus, devletleşerek Osmanlı imparatorluğu karşısında bağımsızlaştı. Ulusların bu meşru hakkı olan gelişmeler karşısında, bugünkü Türk ırkçılığı-Sünni İslam politikasının atası olan, pan-İslamizm, pan-Türkizm doktrini ekseninde “ümmete dönüş” siyasetini devreye koyarak, farklı ulus ve azınlıklar, inanç gurupları zorla bu gerici egemenlik çizgisine göre “terbiye” etmek istemiştir. 1978 Berlin konferansı ile, “Doğu Vilayetinde Reformlar” kararının alınması, Ermeni soykırımı başta olmak üzere, bu coğrafyada gerçekleştirilen katliam ve soykırımlarda, emperyalist-kapitalist ülkelerin (Almanya başta olmak üzere) suç ortağı olduğunu ortaya koymaktadır. Osmanlı sahasına girmeye başlayan kapitalist sermaye, bir pazarı denetimine almak için hakim bir ulusa ve sermaye ihtiyacını gidermek için üzerinden şekilleneceği bir birikime ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaç, İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde merkezileşen Pan-Türkizim, Pan-İslamizm çizgisinde, farklı ulus ve inançlar üzerinde terör estirip maddi ve manevi değerlerine el koyma politikası olarak devreye koyulmuştur. Uluslaşma bilinci konusunda en ileri düzeyde olan Ermeniler, bu politika gereği birincil hedef seçilmiştir. Önce 1894-1896 yıllarında, Van, Erzurum, Sason gibi Ermenilerin yoğun yaşadığı yerlerde katliamlar yapılmıştır. 1908 Adana katliamı, yine bu katliamlar zincirinin bir halkasıdır. Ve 1915, bu soykırımın final yılıdır. Gerici zihniyetine göre iktidarlaşmaya çalışan Türk ırkçılığı-Sünni İslam doktirinli İttihat Terakki Cemiyeti, Ermeniler başta olmak üzere, uluslaşma sürecine giren Rumların (Pontosların), Süryanilerin ulusal kimliklerine tahammül edememiş, zorla tehcir ve katliam kararlarıyla bu soykırıma imza atmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu‘nun can çekişen döneminde, O’nun bağnaz gerici zihniyeti üzerinden kendini var etmeye çalışan İttihat Terakki, Alman emperyalistlerinin de desteğini arkasına alarak, bu katliamlar ve soykırımı gerçekleştirmiştir. “Teşkilat-ı Mahsusa”, “Hamidiye Alayları” başta olmak üzere, gerici odakların kümelendiği tüm militer ve paramiliter güçler bu soykırımın fiili uygulaycılarıdır. Tehcir, sürgün, katliamlar sonucu, Ermeni, Asuri, Süryani, Rum ulusuna mensup insanlar, bugün tarihin karanlık sayfasında yerini alan ve gerçekleştirenlerin laneti olarak insanlık hafızasına giren soykırımı gerçekleştirmişlerdir.

Faşist Türk hakim sınıflarının savunduğu gibi, bir ayaklanmayı bastırmak, ya da, “savaş koşullarında cephe gerisini güvence altına almak” gibi gerekçelerin, hem tarihsel olarak bir toplumsal karşılığı yoktur, hem de bu gerekçeler, bir ulusu soykırıma tabi tutmanın nedenleri olamazlar. Bağnaz zihniyetlerini, bu gerekçeler üzerinden açıklayan faşist gericilik, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasını, Türk ve Müslüman olmayanlardan “temizlemek” için, bu kanlı eylemi planlıyordu. Hedef, Türk ve Müslüman olmayan tüm ulus ve halklardı. Tarihsel süreç babında, uluslaşma bilincine varan Ermeniler ilk hedefti. Hemen devamında, Rumlar, Süryaniler bu kanlı plandan paylarına düşeni almışlardır. Irkçılık, şovenizm, Sünni İslam Cihadizmini, ideolojik egemenlik çizgisi olarak, faşist karakterinde sistematize eden Türk hakim sınıfları, “TC”nin kuruluşunu bu paradigma üzerinden inşa etmiş ve varolma sürecini yine bu paradigma ekseninde kurumsallaştırarak bu günlere gelmiştir. Bu niteliğinden dolayı her tarihsel kesiti kanlıdır. Mazlum ulusların ve ezilen halkların kanlarını bir şerbet gibi içerek, iktidarlarını kurmuşlardır, ve gerici iktidarlarını korumaya çalışmışlardır. Katledilen Ermenilerin kanlı kemikleri üzerinde kuruluşunu ilan eden “TC”, devamında, Şeyh Said, Ağrı, Zilan, Koçkiri, Dersim katliamlarıyla, Kürt ulusu başta olmak üzere, farklı ulus ve azınlıkları, Aleviler başta olmak üzere ” ötekiler” diye, katline vaaz verilen inanç kesimlerini, sistemli baskı ve katliamlardan geçirerek, gerici iktidarlarını günümüze taşımışlardır. Yaşanan her katliam ve soykırımda, amaçları kadar araçları da kirli olmuştur. Hile ve komplolar, kirli amaçlara ulaşmanın vesilesi haline getirilmiş, hedef seçilen sosyal kesimlerin, çocuk, yaşlı, kadın, genç, tüm bileşenleri, sürgün, şiddet, katliam tezgahlarından geçirilerek imha edilmiştir. Bu anlamıyla, Suriye çöllerine sürülüp, örgütlü çeteler tarafından yollarda katledilen Ermenilerle, yaşadıkları alanlarda katliamlardan sağ kurtulup, bilinmez coğrafyalara sürülüp öldürülen, Dersimli , Koçkirili, Zilanli,Ağrılı Kürtler-Aleviler aynı zalimin zulmüne uğramış, acıların ortaklaştırdığı mazlumlardır.

Bu kanlı tarihi yaratanlarla hesaplaşmak, bu kanlı tarihi yaratanların amaçlarını, sınıfsal karakterleriyle birlikte ortaya koymak, tabi ki ilerici insanlığın görevidir. Katliamların ve soykırımların yaşandığı tarih dahil, bu katliam ve soykırımlar üzerinden kendini var eden faşist “TC”nin niteliği ve gerçekleştirdiği kanlı failler konusunda, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, sosyalizm ve devrim adına hareket eden bir çok anlayış, net bir duruş alma konusunda ciddi bir bocalama süreci yaşamıştır. Kapitalist ilerlemeci-kalkınmacı ve batı aydınlanmacılığı etkisinde kalan bir çok anlayış, İttihat Terakki ve devamında Kemalist diktatörlüğe evrilen Türk Hakim sınıflarının niteliğini doğru belirleyebilmekten uzak kalmış, Kemalizme atfedilen ilerici rol, gerçekleştirdiği katliam ve soykırımları, feodalizmin tasfiyesi paydası biçilerek açıklanmıştır. Kuruluşu, 24 Nisan ermeni soykırımının yıl dönümüne denk gelen Partimiz MKP ve kurucu önderimiz Kaypakkaya’nın bu konuya vurduğu komünist neşter, bir tarihsel hakikatin komünist bilinçle ele alınmasının berrak niteliğidir. Partimizin kuruluşu ile Komünist önderimizin göndere çektiği bayrak, yalnızca parlementarist, revizyonist, reformist anlayışların yerle bir edilmesi değil, aynı zamanda Kemalizmin niteliği ve dayandığı gerici tarihsel miras başta olmak üzere, ulusal sorun, Türkiye-Kuzey Kürdistan devriminin niteliği ve yolu gibi temel konularda, tüm bilinç bulanıklıklarını ortadan kaldıran sentezlerin kızıl bayrağı olmuştur. Ve ilericilik adına var olan bir çok tarihsel utanca, komünist önderimiz Kaypakkaya son vermiştir. “Dış güç kışkırtması”, “feodalizmin direnci” olarak açıklanan soykırım ve katliamlar, O’nun berrak bilimsel görüşlerinde doğru tanımlanmıştır. Ermeni soykırımı, Şeyh Sait, Dersim katliamları, ulusların tam hak eşitliği ve her ulusun kendi kaderini özgürce tayin etme siyasetinde süzgeçten geçmiş, ve bu soykırım ve katliamlarda Türk hakim sınıflarının gerici emelleri deşifre edilmiştir. Kuşkusuz, Kaypakkaya’nın bu tarihsel çıkışı, sadece var olan tarihsel gerçeği yorumlamakla sınırlı değildir. Ezilen ulus ve azınlıkların demokratik taleplerinin kayıtsız şartsız tanınması, yaşanan meşru direnişlerin ilerici muhtevasının, tarih bilinci olarak ele alınıp, sınıf mücadelesinde bir dinamik haline getirilmesi, Kaypakkayacı yöntem ve tarihi bilimsel okumanın niteliğidir. Yeri gelmişken, bu konuda tarihsel bir çığır olan Kaypakkayayı 44. Ölümsüzlük yılında, devrimci savaş perspektifimizle anarken, O’nun kurucusu olduğu partimizin Kuruluş yıl dönümünü devrimci savaş siperlerindeki duruşumuzla selamlıyoruz.

Bugün de faşist “TC”, AKP-Erdoğan diktatörlüğü ile aynı kanlı süreci, gerici tarihsel hafızasını özgün tarihsel sürecine uyarlayarak devam etmektedir. Ermenilere, Kürtlere diğer milliyetlere karşı uygulanan, ırkçı faşist politikalar, aynı barbarlıkla devam etmektedir. Ermeni soykırımı, Dersim katliamı gibi, toplumun hassaslaştığı meselelerde, diktatör Erdoğan’ın yakın tarihte yaptığı bazı “iyimser” açıklamalar, bu kanlı tarihten beslenen gerici güçlerin süreçle hesaplaşması değil, sürece ve özgün tarihsel koşullara göre kendi diktatörlüklerini kurumsallaştırmak için gerçekleştirdiği politik manevralardır. Şunu biliyoruz ki; tarihin zorba ve kanlı yanını temsil eden gerici güçler, tarihte yarattıkları insanlık enkazı konusunda kendilerini sorgulamazlar. Bu görev devrimci ve komünistler başta olmak üzere, ilerici insanlığın omuzlarındaki hesap sorma bilinci ve eylemindedir.

Mazlum ulusların ve ezilen halkların tarihsel acılarını, dillerinde, gerici dünyaları gibi kirli bir ajitasyona çeviren AKP-Erdoğan diktatörlüğü, Ermeni Soykırımı, Dersim, Maraş, Madımak, Gazi katliamları konusunda “günah çıkaran” söylemlerinin gölgesinde, iktidarı süreci boyunca Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasını kan gölüne çevirmiş durumdadır. Sur, Nusaybin, Cizre, Amed, Ankara, vb. gibi, Türkiye-Kuzey Kürdistan kentlerinde, “Hamidiye alayları” ve “Teşkilat-ı Mahsusa”nın güncellenmiş eli kanlı güçlerle gerçekleştirilen katliamlar, yerleşim yerleri talan edilerek göçe zorlanmış halklar, toplu siyasal ve nefret cinayetleri, ırkçı, şövenist hakimiyet çizgisinin, açık faşizm koşullarıyla uygulanmasının sonucudur. Aynı faşist devlet geleneği, aynı zihniyet, aynı Selefi imparatorluk hayaline kapılmış gerici iktidar tutkunları, faşist sınıf çıkarları için, mazlum Kürt ulusunu, Alevileri, Ermenileri, ezilen halkları, zulüm ve katliam fermanlarıyla, soykırımcı geleneklerini sürdürmektedirler. “Tek tipleştirme”, bu faşist geleneğin tarihsel mayasıdır. Kendisinden olmayanı katliamlarla, baskılarla “disiplin” altına alma, faşizmin tarihsel yöntemidir. En kirli yöntemlerle, kirli amaçlarına ulaşma, hile ve entrikalarla politik süreçlerini örgütleme, Türk hakim sınıfları ve onun her bir tarihsel kesitteki faşist karakterleri için, tarihsel bir “fetvadır”. Bugün OHAL koşullarının “hukuku” olan KHK‘larla, Kürt ulusunun, muhalif toplumsal dinamiklerin, Alevilerin, ezilen halkların, aydınların, devrimci ve sosyalistlerin üzerine ölüm kusulmaktadır.  “Tek bayrak”, “tek vatan”, “tek millet”, “tek din”, “tek dil”, denkleminde, faşizmin kirli silahı olan ırkçı zihniyet, gerici topyekün savaş konseptiyle her alanda terör estirmektedir. Burjuva gericilik hukuku ve ahlakını dahi tanımamaktadır. Her türlü hile ve entrikayı kendi varlığı için mübah görmektedir. Son referandum seçimlerinde, burjuva hukuk (suzluk) çerçevesinde dahi gerçekleşen kitlelerin iradesine darbe yaparak, her olayda hırsızlık ve çapulculuk yapmaktadır.

Ermeni soykırımının yıl dönümünde, tüm tarihsel acıları, tüm tarihsel öfkeleri, Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Rumların, Romanların, Ezilen inanç guruplarının, sömürülen işçi sınıfı ve halkların mücadelelerinde, 24 Nisan nitel kızıl bayrağımızın kumandasında, devrimci hesap sorma eylemine dökmek, bugün birbirlerinin yolu üzerinde duran bu katliam ve soykırımların yaratıcılarıyla esas hesaplaşma perspektifimizdir. Ezilen ulusların ve halkların, toprak parçasına hapsedilmiş bir hesaplaşma çizgisi olmamalıdır. Demokratik bir talep olsa da, “özür” siyaseti, bu kanlı tarihin yaratıcılarına yönelecek devrimci öfkemizin özü değildir. Tarihsel benliğimiz açık ve nettir. Paramaz yoldaşların, işçi Yervant’ ın tarihe düştüğü not, tarihsel hafızamızdır. ” Siz, sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz, fakat inandığımız fikirleri asla… Yarın Ermenilik, ülkenin Doğu’sunda özgür ve sosyalist Ermenistan’ı selamlayacaktır!” diye haykıran Paramaz yoldaşın tarihsel hükmüne, işçi Yervant’ın “Ölüm her yerde aynıdır ama ne mutlu halkının kurtuluşu için şehit düşene!” şarkısı aynı bilinçle haykırmış tarihsel tecrübemizdir. Antranik Ozanyan’ların, Kevork Çavuş’ların, Ağpür Serop’ların, Monte Melkonyon’ların, Misak Manuşyan’ların, Armenak Bakırcıyan’ların, Nubar Yalım’ların, Hrant Dink’lerin mücadelelerinde, ideallerinde ve feda bilinçlerinde bayraklaştırdığı direniş, bugün geleceği özgürleştirme mücadelemizin kanı, canı ve harcıdır.

Ermeniler ve Kürtler başta olmak üzere, soykırıma, katliama, ırkçı aşağılanma ve uygulamalara maruz kalmış tüm ulus ve halkların acılarını paylaşarak, soykırım ve katliamları lanetliyoruz. Emeğin, ulusların, azınlıkların, tüm inanç guruplarının, ezilen halkların özgürce ve kardeşçe yaşayacağı bir dünya yaratmak için, devrim, sosyalizm ve yüce komünizm mücadelesinde, omuz omuza olmak, tüm bu acılarımızın tarihsel hükmüdür. Soykırıma karşı haklı ve meşru mücadele, devrim ve sosyalizm mücadelesidir.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Köln’de ırkçılığa karşı protesto

Nisan 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Onbinler sağ popülist Almanya için Alternatif partisinin kongresini protesto etti Güvenliği 4 bin polis sağladı

HABER MERKEZİ (22-04-2017) Almanya’nın Köln kenti sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin kongresi nedeniyle protesto gösterilerine sahne oldu.

dw’nin haberine göre AfD kongresini tarihi kent merkezi  Altstadtplatz’da Maritim Otel’te yapıyor. Sabah saatlerinde otelin yakınında toplanan sol görüşlü göstericiler de delegelerin otele girmesini engellemeye çalıştı. “Solidarität Statt Hetze” (Kışkırtma Yerine Dayanışma) adlı grup tarafından yapılan protesto sırasında göstericilerle polis arasında arbede yaşandı, bir polis yüzünden yaralandı. Polis kimi delegelere otele girinceye kadar refakat etti.

Kongreyi protesto etmek için çok sayıda grup tarafından gösteri çağrısında bulunuldu. Kentte güvenliği sağlamak için 4 binden fazla polis görev yaptı.

DHA’ya göre protestolar sırasında bazı gruplar kent merkezinde yürüyüş düzenlediler. Yürüyüş sırasında polisin, aşırı solcu otonom grupların etrafında yoğun tedbir alması dikkati çekti. Akşam saatlerine kadar, miting ve yürüyüşlerde büyük bir olay yaşanmazken, küçük çaplı arbedelerde iki polis yaralandı. Alman medyası gözaltına alınanlar olduğunu bildirirken sayı vermedi. Köln polisi, özellikle otonom grupların olay çıkarması dan endişe duyulduğunu açıklamıştı. Kiliseler, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ise günlerce göstericilere sağduyu çağrısı yapmıştı.

GÖSTERİLERE TÜRKLER DE KATILDI

Sağ popülist parti AfD’yi protesto gösterisine Türkler de katıldı. Köln Uyum Meclisi Başkan Yardımcısı Ahmet Edis, “Heumarkt Meydanı’na binlerce, onbinlerce insan toplandı. Irkçılığa karşı net bir sinyal vermeye çalışıyoruz” dedi. Gülcan Demir ise, “Irkçı bir partinin bizim ortak yaşam alanımızı kısıtlamasına izin vermiyoruz. Köln renkli bir şehir ve öyle kalmasını istiyoruz” diye konuştu.

YOLLAR KAPANDI

Gösterilerin Köln’deki gündelik hayatı da etkiledi. Gösterilerin düzenlendiği meydanlarda lokanta ve restoranların dış mekânları kapalı. Otobüs ve metro seferleri de kısmen gösterilerden etkilendi. AfD kongresinin düzenleneceği Maritim Oteli’nin bulunduğu bölge de araç trafiğine kapalı.

Köln polisi dün gösteriler sırasında antifaşist otonom grupların şiddete başvurma ihtimali üzerinde durduklarını açıklamıştı. Köln Emniyet Müdürü Jürgen Mathies, otonom grupların internet sayfaları üzerinden “Köln’e gelin” çağrısı yaptığını ve çağrıda “Bu bizim bayramımız ve onların cehennemi olacak. Konfeti yerine ateş. Son çağrı: Konfeti yerine ateş. Köln cehennemine hoş geldiniz” ifadelerinde bulunulduğunu söyledi. Jürgen Mathies yüzlerce sol görüşlü ve şiddet eğilimli göstericinin kente geldiğini tahmin ettiklerini belirtti.

Öte yandan polis terör saldırısı tehdidi nedeniyle de alarmda. Aşırı sağcı olduğu sanılan kimliği belirsiz bir şahıs polise bir elektronik posta gönderdi. Borussia Dortmund takım otobüsüne düzenlenen saldırının “son uyarı” olduğunu yazan şahıs 22 Nisan’da “renkli kanın akacağını” ifade etti.

artigerçek

adhk tarafından

ADKH;’’Asıl ‘’HAYIR’’ı sokaklar haykıracak!

Nisan 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKH olarak; emeğe, kadına, çocuğa, doğaya, ezilen ulus ve inançlara düşman olan bu sistemi ve onun hileli seçimini kabul etmediğimizi ilan ediyor, bu sisteme yapılacak en anlamlı itirazın sokakları zapt etme olacağını beyan ediyoruz

HABER MERKEZİ (22-04-2017)- Avrupa Demokratik Kadın Hareketi(ADKH), Referandum sonuçlarının ardından ülke genelinde sokaklara yansıyan toplumsal muhalefeti ve sokak mücadelesini selamlayan bir açıklama yayınladı. Yapılan açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’16 Nisan Referandumuna dair söylenecek çok şey var elbette. OHAL ortamında yapılan seçim, Hayır kampanyası yürütecek olanların seçim öncesinde tutuklanarak engellenmeleri, medyası-yargısı-kolluk kuvvetleri ile yürütülen “evet” çalışmaları, çalınan oylar ve mühürsüz “evet” oyları geçerli sayan YSK gibi…

Bizlere düşen, tüm bu olanlara şaşırmak mı acaba? Ermeni soykırımı, Kürt-Kızılbaş-Rum-Süryani vb. katliamları yapan, burjuvazisini dahi katlettiği ulusların mal varlığını çalarak oluşturan bir devlet. Emeğimizi çalan, ana dilimizi çalan, çocukların ve kadınların yaşamlarını çalan bir sistemin oy çalacağına mı şaşırmalıyız!

Tüm imkânları, tüm devlet gücünü ve kurumlarını denetim altına alan AKP ve temsil ettiği burjuvazi, var olan faşizmi daha da kurumsallaştırmak için gittiği referandumda tüm hileleri kullanarak, kendine yarayacak bir sonucu çıkardı. Kendi yaşamlarını ve kısmi de olsa demokratik haklarını tehlikede gören, hayır oyunu kullanan milyonlarca insanın itirazına rağmen, YSK eliyle açıkça hilesini yaptı. Mühürsüz “evet” oylarının çoğunluğunu şehirlerini yaktığı-yıktığı, ölülerini buzdolaplarında saklamak zorunda bıraktığı Kürdistan coğrafyasından göstererek hile yapması ise tarihin bir ironisi olarak karşımızda duruyor.

Yaşanılan bu hileli sürecin karşısında CHP vb. gibi burjuvazinin temsilcileri değil, sokağa çıkan halkların itirazlarıdır, yarına dair bizlere umut veren.

ADKH olarak; emeğe, kadına, çocuğa, doğaya, ezilen ulus ve inançlara düşman olan bu sistemi ve onun hileli seçimini kabul etmediğimizi ilan ediyor, bu sisteme yapılacak en anlamlı itirazın sokakları zapt etme olacağını beyan ediyoruz.

Her şeyi çalan kapitalizm ve faşizm, mücadelemizi ve umudumuzu asla çalamaz!

Başta kadınlar olmak üzere, tüm ezilenlerin meşru mücadelelerini yükseltme vakti gelmiştir!

-Yaşasın Sokakları Örgütleyen Direniş!

-Hayır Bitmedi, Kapitalizme ve Faşizme Karşı HAYIR!

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

Nisan 2017