adhk tarafından

ADKH İsviçre’de kurultaya hazırlık çalışması gerçekleştirdi!

Mayıs 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi İsviçre’de merkezi kurultaya hazırlık kapsamında üç günlük bir eğitim kampı düzenledi

İsviçre (31-05-2017)- Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH), Haziran ayında yapacağı merkezi kurultay öncesi İsviçre’de 3 günlük kurultay hazırlık ve eğitim toplantısı gerçekleştirdi. 26-28 Mayıs tarihleri arasında yapılan kurultay hazırlık toplantısı açılış konuşması ile başladı. Yapılan konuşmada kurultay sürecinin örgütlenmesine ilişkin bilgilendirme yapıldı.

Toplantının ilk günü  görsel mataryaller üzerinden göçmenlik konulu bir sunum yapıldı. İkinci gün ise merkezi kurultaya hazırlık çerçevesinde, Siyasal taslak, Sosyalizmde kadın, ADKH’nın 10.Yılında perspektifimiz ne olmalı, Kurultayda ADKH’nin her üyesi neden delegedir, Faliyet ve Mali raporlar, Komisyon görev ve öneriler ve son olarak ise merkezi kurultayın planlanması içerikli sunumlar ve planlamalar yapıldı.

Özellikle siyasal taslak üzerine yürütülen canlı tartışmalarla toplantı hedeflendiği gibi siyasal olarak verimli ve coşkulu bir atmosferde başarıyla sonuçlandı.

adhk tarafından

Avrupa Dersim Festivalinde Buluşalım!

Mayıs 30, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), 2-3 Haziran 2017 tarihlerinde Frankfurt’ta yapılacak olan Avrupa Dersim Festivaline Katılım çağrısı yaptı

ADHK (30-05-2017)  Avrupa Dersim Festivali bu yılda 2/3 Haziran 2017 de Frankfurt şehrinde Rebstockpark Am Römerhof 9 yapılacaktır.

Dersimlilerin kültürü, geleneklerini, ezgisini sergileyen Dersim Kültür Festivalini bu yıl ilk defa tüm Dersim kurumların ortaklaşa yaptığı festival olacaktır.

Dersimlerin birliğini beraberliğin sağlandığı Avrupa Dersim festivali başta Dersim halkı olmak üzere ve dostların Dersimlerin birliği isteminin mehlemi olacaktır.

Özelikle ağır ve sancılı bir süreçte Avrupa Dersim Festivalinde tüm Dersim kurumların birleşmesi Dersimlerin birliği anlamında tarihsel bir döneme imzasını atmıştır.

Dersim halkının çektiği acı ve baskıların, rihsel olarak soy kırımın açtığı tahribat Dersim Kültür Festivalinde birlik ve beraberlik oldukçada anlamlıdır.

Bu anlamda içinde geçtiğimiz süreç itibarıyla Dersim Kültür Festivale güçlü katılım önemlidir. Çünkü muhalefet yapan her kesimin tutuklandığı bir sürecte geçiyoruz. İnsan hakları kırıntısının olmadığı, en temel hakların ortada kaldırıldığı bir süreçtir. Gerici faşist yasaları bile rafa kaldırıldığı, Olağan Üstü Hal ve KHK kararnameleriyle azgın faşist yasaların uygulandığı devlet yapısıyla karşı karşıyayız.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ”işimi geri istiyorum” talepleri için yaptıkları açlık grevine devletin kolluk kuvvetleri müdahale ederek tutuklanmaları temel hak ve düşüncelerinin tırpan gibi biçilmesi ile eş anlamlıdır.

Kürt Ulusun Kendi Kader Tayın Hakkı katliamla bastırması, azınlık mezhep ve inançların yok sayılması, Alevi inancına sahip olmalarından kaynaklı, Türk devletin yeni Osmanlı politikasıyla değişik Osmanlı oyunlarıyla ya katliam yada vb. zihniyetle yok etme planlarıyla karşı karşıya olmaları bir gerçekliktir.

Dersim Kurumlarının 2-3 Haziran günleri arasında düzenleyecekleri Festivale başta Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonun aktivistleri ve taraftarları olmak üzere Emek cephesinde yer alan her kesim siyası ideolojik farklılıklarıyla kendi renkleriyle Avrupa Dersim Festivaline katılmalı, devletin sindirme politikası, katliamcı yüzünü teşhir etmeleri için haykırmalıdırlar.

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

adhk tarafından

Demokratik Kurumlar ortak mücadele için bir araya geldiler

Mayıs 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Bu toplantıda, Türkiye halklarıyla dayanışmanın yanı sıra, Avrupa’ya yönelik somut eylemler üzerine de konuşulup, faaliyetlerinin başlatılması görüşünde hemfikir olundu

Frankfurt (28-05-2017) Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) nin  çağrısı ile Frankfurt’ta yapılan toplantıya: Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon), Avrupa  Demokratik Kürt Toplum Kongresi (KCDK-E), Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK), Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK), Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) temsilcileri  ve gözlemci olarak  Haziran Hareketi ile Anadolu Federasyonu temsilcileri  katıldı.

Kısa bir süre önce kurulan Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa (HDK-A) örgütlenmesinin farklı bir örgütlenme olduğu “ Demokratik Güç Birliği” ile karıştırılmaması ve karşı karşıya konmaması, toplantıda bulunan HDK-A bileşenlerinden AvEG-Kon, KCDK-E ve SYKP temsilcileri tarafından özellikle belirtildi.

Bir araya gelen kurumlar, Türkiye’deki emek, demokrasi ve özgürlük güçleriyle dayanışmak ve Avrupa’daki Türkiyelilerin hakları için de mücadele etmek hususunda, hemfikir olduklarını açıkladılar.

Avrupa çapında oluşturulması hedeflenen geniş birliktelik platformu için 25 Haziran’da Köln`de planlanan toplantıya, yine çok sayıda Avrupa ve çeşitli ülkelerinde faaliyet yürüten örgüt, kuruluş, inanç kurumu, yöre dernekleri, inisiyatif ve akademisyenlerin davet edilmesi kararlaştırıldı.

Bu toplantıda, Türkiye halklarıyla dayanışmanın yanı sıra, Avrupa’ya yönelik somut eylemler üzerine de konuşulup, faaliyetlerinin başlatılması görüşünde hemfikir olundu.

G20 Zirvesi, Federal Almanya Genel Seçimleri, Avrupa Ülkelerinin Türkiye Politikasına yönelik faaliyet gibi, çok sayıda etkinlikler için “eylem birliği platformu” şeklinde olacak birlikle faaliyet yürütülmesi önerildi.

avrupa haber

adhk tarafından

Hamburg’da dayanışma yürüyüşü!

Mayıs 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Tutuklanan akademisyenlerin serbest bırakılması, OHAL ve KHK’ların kaldırılması talepleri ile ADHK ve ADKH tarafından başlatılan dayanışma açlık grevi yapılan yürüyüş ile sonuçlandırıldı

HAMBURG (28-05-2017)- Almanya’nın Hamburg kentinde ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) ve ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)  tarafından tutuklanan akademisyenlerin serbest bırakılması başta olmak üzere OHAL ve KHK’ların kaldırılması talepleriyle başlatılan açlık grevi yapılan yürüyüş ile bitirildi. Yapılan yürüyüşe ATİF’te katılarak destek verdi.

Mitinge MLPD uluslararası seçim birliği komitesi konuşma yaparak mesajlarını iletti, mitinge Birleşik Haziran Hareketi de kitlesi ile katılarak desteklerini sundular. Diğer alman sivil toplum örgütü ATTAC  ile birlikte hem Hamburg’da 7-8 Temmuzda gerçekleştirilecek olan G20 zirvesi karşıtı yapılan yürüyüşle miting birleştirilerek şehir merkezine bir yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüşte en ön kortejde Hamburg’da üç gün´lük açlık grevine katılanlar açlık grevi önlükleriyle en önde yer alarak ADHK Hamburg örgütlülüğünün  Semih Özakca, Nuriye Gülmen yalnız değildir, OHAL -KHK kaldırılsın, politik tutsaklara özgürlük, G20 DURDUR,  hemen şimdi sosyalizm  sloganları yazılı pankart tasındı. Geniş kitlelerin dikkatini çeken yürüyüş basarıyla sona erdi.

adhk tarafından

NATO protestolarında 140 gözaltı

Mayıs 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Brüksel’de yapılan NATO zirvesini protesto eylemlerinde 140 dolayında kişi gözaltına alındı Organizatörler, “Savaş kararlarının alındığı yerde barış için eylem yapmanın önemli” olduğunu belirtti

BRÜKSEL (26-05-2017) “Stop Nato 2017” inisiyatifi çerçevesinde, Perşembe günü 30’u aşkın kişi Evere komünündeki bir kavşağa kendilerini bağladılar.  Polis birçok kişiyi gözaltına aldı.

Gün içinde NATO çevresinde yapılan bir çok eylemde 140 dolayında kişi gözaltına alındı.  Havaalanı ile NATO arasındaki bir yola üç pankart asıldı.

Evere’deki Bordet kavşağındaki eylemle, göstericiler yöneticilerin NATO zirvesine katılımını geciktirmeye çalıştı.  Bu şekilde toplantı başlama saati sabote edilmek istendi. NATO üyesi ülkelerin yöneticileri başka bir yoldan giderek, zirve alanına ulaştı.

“Stop Nato 2017” inisiyatifinin sözcülerinden Younes, “Eylemlerimiz Trump’ın Brüksel’e gelişine karşı değil. Amerikan Başkanı bu sorunun sadece bir parçası, gerçek sorun NATO’dur” dedi.

NATO karşıtı gösterilerde yer alan “Barış için Hareket” sözcülerinden Stephanie Demblon, “Savaş kararlarının alındığı yerde barış için eylem yapmak çok önemlidir. NATO’nun amacı barışı tesis etmek. Bizim de amacımız bu.  Ama, yöntemlerimiz farklı. Irak, Afganistan veya Suriye’deki savaşların barış içindeki bir dünyaya katkısının olup olmayacağını sorabiliriz. İşte bu konuda kuşkularımız var” diye belirtti.

ANF

adhk tarafından

Nuriye Gülmen hapishaneden yazdı; ‘İşimizi Geri İstiyoruz’

Mayıs 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Üç gün evvel tutuklanan ve açlık grevlerine tutuldukları hapishanelerden devam eden olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça haber var

Sincan (26-05-2017) Açlık grevinin 79’uncu gününde olan Nuriye Gülmen Halkın Hukuk Bürosu avukatları aracılığıyla Sincan Hapishanenesi’nden dışarıya  bir mektup gönderdi. Avukatları tarafından paylaşılan mektup şöyle:

”Sevgili Direniş Dostları, Canım Türkiye Halkları,

İki gün önce yeni bir gezi ya da tekel yaratmaya çalışmakla suçlandık ve örgüt üyeliğinden tutuklandık.

Ellerindeki soruşturma 20 günlük. ”Örgüt seninle irtibata geçti mi” gib kıymetli kendinden menkul soruların dışında, tek sorabildikleri, ”Sosyal medya hesaplarında suç unsuru olan herhangi bir şey patlaştın mı? ”

Yine de tutuklandık. Hayıflanmıyoruz. Biliyoruz: Adalet o saraylarda, emi-talimatla .alışan savcıların, hakimlerin iki duddağı arasındadeğil. Adalet bizim ellerimizde, Adalet, Açlığımızdadır!

Bugün açlığın 78. günü. 78 günlük açlıpımızla bu kez dört duvar arasından haykırıyoruz:

”İşimizi Geri İstiyoruz.”

Yüksel’in ruhunu, siizin gülüşlerinizi, göz yaşlarınızı, elimizi tutan ellerinizi, üstümüze titreyen v-canınızı bize sevgiyle bakan gözlerinizi aldık, buraya getirdik. Açlığımıza katık yapıyoruz. Betona renk, duvarlara ses yapıyoruz.

Bizi unutmayın! Açlığa ses olmayı, ekmek davamızda taraf olmayı, anıtımızın önünü çiçeklendirmeyi unutmayın. Sakın ha, Yüksel’i sahipsiz bırakmayın!

Sizleri çok seviyoruz!

Ve elbette Biz Kazanacağız!

Nuriye

Öte yandan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın aileleri, dostları dayanışma amacıyla direnişin 200. günü, açlık grevlerinin 80. ve tutukluluklarının 5. gününde 27 Mayıs Cumartesi günü herkesi akşam 21. 30’da  özgürlük fenerleri uçurtmaya çağırdı. Çağrı sosyal medyadan yapıldı.

artıgerçek

adhk tarafından

ADHK ve ADKH’den dayanışma için açlık grevi!

Mayıs 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya’nın Hamburg kentinde ADHK ve ADKH tarafından tutuklanan akademisyenlerin serbest bırakılması başta olmak üzere OHAL ve KHK’ların kaldırılması için iki günlük açlık grevi başlatıldı

Hamburg (26-05-2017)-Ankara’da Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklanması başta olmak üzere, OHAL ve KHK’ların kaldırılması talepleri ile Almanya’nın Hamburg kentinde Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu(ADHK) ve Avrupa Demokratik Kadin Hareketi(ADKH) iki günlük açlık grevi başlattı. Açlık grevi saat 15.00’te yapılan basın açıklamasıyla devam ettirildi. Daha sonra ATIF temsilcisi de söz olarak bir konuşma gerçekleştirdi. Etkinlik yapılan müzik dinletileri, Şiir ve yapılan sohbetlerle canlı bir şekilde devam ettirildi. ATİF“in destek verdiği ve birçok kurum ve insanin ziyaret ettiği açlık grevi canlı bir atmosferde devam etmektedir. Açlık grevi eylemine dair ADHK ve ADKH tarafından okunan basın açıklaması şu şekilde;

‘’ Mayıs ayı içerisinde yitirdiklerimiz şahsında  insanca bir yaşam için sokak ve hendek başlarında, barikatlarda ve dağ doruklarında ölümü küçülterek yenenleri anarak sizleri selamlıyoruz.

Emperyalist-kapitalist egemenlik sistemi uyguladığı sınırsız ve dizginsiz sömürü politikalarını yoğunlaştırarak saldırılarını tırmandırmaktadır. Bu emperyalist saldırganlık genelde tüm dünyada olmakla birlikte, özellikle Ortadoğu’yu adeta kan gölüne çevirmiş durumdadır. Ortadoğu’daki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürebilmek için İŞİD gericiliği tarafından burayı kan gölüne çevirenler birçok insanı göç yoluna sürüklemiş yerlerinden yurtlarından etmiştir.

Köklerimiz olan Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaşanan saldırılar da bu emperyal politikalardan bağımsız değildir. Katliamcı ve soykırımcı geleneğini Osmanlı’dan devralan ırkçı, tekçi faşist TC devleti, bugün en basit ve en ufak demokratik hakları bile askıya alıp başta Kürt Ulusu olmak üzere tüm toplumsal güçlere ve dinamiklere karşı topyekün bir saldırıya geçmiş durumda. Deyim yerindeyse kendinden olmayan ve kendisine karşı olan tüm kesimlere yönelik bir sürek avı başlatmıştır. Özellikle 7 Haziran seçimleri süreciyle başlatılan ve 15 Temmuz sözde darbe girişimi sonrası fütursuzca arttırılan saldırılar, uygulamaya koydukları OHAL ve KHK’larla birlikte başta Kürtler olmak üzere devrimci, sosyalist ve ilericilere saldırıların artması, insanların sokak ortasında katledilmesi, Alevi mahallelere saldırılması, eğitim emekçilerinin görevlerinden alınması, devrimci tutsaklara uygulanan baskı, aydın yazar gazetecilerin tutuklanması, halk tarafından seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve yerlerine kayyumların atanması, yine halk tarafından seçilen milletvekillerinin tutuklanması, demokratik dernek ve kurumların kapatılması ülkemizde var olan faşizmin geldiği boyutu göstermektedir. Son olarak tek adam diktasının hayata geçirilmesi için anayasanın 18 maddesinin değiştirilerek kurulduğu günden günümüze devam eden saldırı, katliam ve ölümleri yani özcesi var olan açık faşizmi meşrulaştırılarak yollarına devam etmekteler.

Bu haksız ve hukuksuzluğa karşı ülkenin çeşitli yerlerinde protestolar ve eylemler büyüyerek devam etmekte. Akademisyen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın  haklarını geri kazanmak için başlattıkları 120 gün boyunca Ankara’nın Yüksel Caddesinde İnsan Hakları Anıtı önünde onlarca gözaltı ve işkencelere rağmen sessiz oturma eylemleri de bunlardan biri. Daha sonra işlerini geri istedikleri için mücadele yöntemlerini değiştirerek bedenlerini süresiz açlık grevine yatırdılar. Açlık grevlerinin 75.gününde sözde grevin ölüm orucuna dönüştürülmesi, tekel ve gezi eylemleri gibi yaygınlaşmasını önlemek için gözaltına alınarak tutuklandılar. Şüphesiz korkuları yersiz değil, dayanışma eylemleri  ülkenin ve dünyanın her yerinde dalga dalga yayılarak büyümektedir. Son olarak ülkenin birçok yerinde Kaypakkaya anmaları öncesi ev baskınları yapılarak ve yapılan eylemliliklere saldırılarak   birçok yoldaşımız ve dostumuz işkence yapılarak gözaltına alınmıştır.

Ama nafile bundan önce bu saldırılara karşı nasıl direnip mücadele ettiysek bugün de yaşanan baskı, zulüm ve ölümlere karşı direnerek ve mücadele ederek  insanca bir yaşam için mücadeleyi yükselteceğiz.  Bunun bilinciyle bulunduğumuz her alanda yaşanan bu baskı, zulüm ve ölümlere karşı mücadele alanlarında olacak ve  bu köhne düzen yıkılana kadar mücadele edeceğiz. Bu bilinçle hakları  ve gelecekleri  için direnen başta eğitim emekçileri olmak üzere  tüm ezilen halkların haklı ve meşru direnişlerini  selamlıyoruz’’ İfadelerine yer verildi.

 Nuriye Gülmen ve Semih Özakça onurumuzdur!

Devrimci tutsaklar onurumuzdur!

Yaşasın devrimci dayanışma!

Devrim mücadelesinde düşene dövüşene bin selam!

adhk tarafından

Kaypakkaya ve öğrettikleri!

Mayıs 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

MKP şimdi yeni bir başlangıçta, Sosyalist Halk Savaşı için barikat-mevzi ve amaca bağlı her araçla tarih sahnesinde olma kararlılığındadır Beyanlarını örgütsel nitelikle buluşturma uğraşındadır Kaypakkaya devrimi esas alarak, öncü-sınıf ve halkları birleştirme, gelecek için kenetlenme, devrim için özne olma yolunu gösteriyor.. Devrim-Komünizm için birleşin halkları seferber edin kazanın diyor. Öğrenmeye-kazanmaya çalışıyoruz. Buzu kırdık, geleceğe yürümeye çalışıyoruz. Kandil’de, Şengal’de, Rojava’da, Dersim’de ve her yerde, egemen güçlerin tasfiye-bitirme planlarına, kapitalist hegomanya yedekçikliğine vb karşı, Kaypakkaya güzergâhının ölümsüzlüğünü anlıyoruz… Dünyanın gerçekleri devrime çağrı yapıyor. Zaten görevimizde budur! Karamsar umutsuzluğun şikâyetçi ağlama duvarları içinde tüketilecek zamanımız yok. Kazanabileceğimiz yeni bir dünya var!

HABER MERKEZİ(25.05.2017)-Türk egemen sınıflarının Faşist diktatörlüğü tarafından katledilmesinin 44.yılında, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve her milliyetten halkların proleter enternasyonalist komünist önderi İbrahim Kaypakkaya’yı açtığı tarihsel yürüyüşün savaşçıları olarak saygıyla anıyoruz! O’nun ihtilalci komünist ideolojisi-teorisi -stratejisi-örgüt-devrim ve tarih anlayışı ve genel siyasi çizgisi karşısında stratejik olarak yenilen Türk egemen sınıflarıydı. Görüşlerinin Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilenleri ve emekçileriyle buluşmasını önlemek için, yenilginin telaş ve korkusuyla “çare”yi komünist önder Kaypakkaya’yı katletmekte aradılar. Ama nafile! Vartinik ve 18 Mayıs, Komünizm’i kazanma için devrimi doğru temelde sürdürme manifestosu olarak, yol gösterdi. Milyonlarca emekçinin saflarında komünist tohumlar olarak büyüdü, tesis edildi, kazandı, kazanacaktır. Devrimin zaferine olan bilimsel inancımızın temeli budur. Bu temelde, parti ve yığınlara güveniyoruz. Doğru ve yanlışın ispatlandığı bir denek taşı olan pratiğin öğrettiği de budur..

Kaypakkaya, başta Türkiye-Kuzey Kürdistan olmak üzere, Ortadoğu devrim ve komünizm tarihi açısından da yeni bir aşamayı, yeni nitel bir çığırı, hatalardan ve özellikle egemen ulus şovenizmi, Türk-Arap-Pers resmi tarih yorum ve etkilerinden radikal komünist köklü bir kopuştur. Sadece Türk egemenlerinin Türk-İslam tarih anlayışına, tekçi inkârcı-katliamcı-soykırımcı yapısal özelliklerinin, Kemalist ideolojinin yıkılması değil, Baas’çı (şöven-milliyetçi Arap Rejimleri) “Sosyalist” maskeli Rus Sosyal emperyalizmi güdümlü paradigmasının da deşifre edilmesiydi! Sadece Kuzey-Kürdistan parçası değil, Lozan antlaşmasıyla genelde parçalanması burjuva hukuk kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılmış Kürdistan gerçekliğindeki tekçi-inkârcı-ilhakçı konsepte meydan okudu. 1972 MKP kuruluşunda, bu durumu ve soykırımla bir ulus olma özelliklerine “son verilmiş” Ermeni kırımını keskin şekilde lanetledi, protesto etti. Her parçada, Komünist Partilerin, ezilen ulusun ayrı devlet kurma hakkı-tüm millet ve milliyetler diller için tam hak eşitliği, proletarya ezilen ulus milliyetler ve emekçilerin bayrağı,devrimci savaşla paramparça edilerek dağıtılmış burjuva egemenlik sisteminden kopmuş kendi kendini yöneten, bölgesel özerklik-yerel yerinde yaygın yönetim bayrağını yükseltti..

1.Emperyalist savaş sonrasının “böl-parçala-yönet” eksenli yapılanması ve gerici bölge devletleri statükosunu fikirleriyle yıktı. Dönemin egemen sınıflar devletinin dayandığı bu verili koşulları izah ederken mayalanan ve geleceği devrimle gerçekleşecek hakikatlerine dikkat çekti. Şimdi yaşanan gerçekler, önder İbrahim’in bilimsel öngörülerinin pratik ispatıdır. Şimdi fiili durum ayan-beyandır. Eski yapılanma sınırlar, Rojava-Şengal özetle Kuzey-Güney-Güneybatı-Doğu Kürdistan’daki hakikatlerle çökmüştür. Durum, lanetlenecek tarihi haksızlık çerçevesini aşmış her parçadaki gelişim somut-değişik biçimler alsa da, her parçada komünist’ler sorunun çözümünde özgün görevlerle yüz-yüze olsalar da, Özgür Birleşik Kürdistan, Kürdistan ezilenlerinin verili reel zorluklara rağmen özlem ve istemleri haline gelmiştir. Komünistler bu hakikatleri atlayamazlar. Devrim zor diye, devrimci-sosyalist-komünist bir program için devrime sarılmaktan nasıl vazgeçmiyorsak, Özgür Birleşik Kürdistan, Demokratik Ortadoğu, Sermayenin aşırı yoğunlaşma ve merkezileşme durumu içinde, şimdi devrim ve karşı devrimin yerel-bölgesel atılımlarında görüldüğü gibi tüm bozkırı tutuşturan kıvılcım misali, yaygın bir yangına vesile olabilir. Bu objektif durum gerçekliğinde, düne nazaran bugün bölgesel devrimler ihtimali daha da olgunlaşmıştır. Elbette bu her bir yerde Proleter Dünya Devriminin hizmetinde komünistlerin devrime başlama ve öncülük sorumluluğu ve dengesiz gelişme diyalektiğini yadsımaz.

Yeni komünist enternasyonal’in yaratılması mücadelesinde, embiryonik bir merkez olarak, Devrimci Enternasyonalist Hareketin “Dünya Halkları Direniş Hareketi” ve bu temeldeki bölgesel koordinasyonlar fikri ve pratiği bu kaynağa dayanıyordu. Güney Asya Maoist Parti’ler koordinasyonu muhtemel bölgesel gelişme ihtimallerine karşı, komünist bir hazırlığı ifade ediyordu. Günümüzde Ortadoğu ve özelde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da antiemperyalist-antikapitalist-anti şöven-anti cinsiyetçi, doğa katliamcılığı vb barbarlığa karşı, devrimci-sosyalist-komünist güçlerin birleşik hareketini yaratma hizmetindeki “Halkların Birleşik Devrim Hareketi” yine önemli bir adım ve iradedir. Komünistler her bir yerde, emperyalist-kapitalist zincirin halkalarını dünya devrimi için ele aldılar, alıyorlar. Kaypakkaya çıkışında, Filistin mücadelesi ve UKH ile koordinasyon fikriyle aynı yönelimle donanmıştır. Böyle bir perspektif ve devrimin ele alınışında diyalektik materyalist yaklaşıma sahip olmayanların üstelik enternasyonalizmi içermeyen lokal mühendislik eksenindeki, kapalı-kapıcı “devrim” anlayışları bir patolojinin ötesine geçemez. Kürdistan bugün devrimci proletarya açısından bölgedeki egemen ulus-hegemonyalarını parçalama ve devrimi ilerletmede prangaları parçalama noktasında bir üssü bölgesi olarak ciddi fırsatlar içeren tarihi bir aktör olarak sahnededir. Kaypakkaya’nın dediği gibi;”bütün milletlerin Türklerden doğduğu, bütün dillerin kaynağı Türkçeydi” diğerlerine “her türlü eziyet-hakaret mübahtı” anlayışı çökmüştür. Demokratik talepleriyle Kürdistan fiilen sahnededir. Kürdistan’ın özgürlüğü (bağımsızlık ve ayrılıkta dahil) Türkiye ve bütün diğer gerici devlet statükolarında geleceğe yürümede, bizzat Kürdistan’da da Sosyalist devrimin önünü açmada, özgür-eşit (abi-kardeş, büyük-küçük değil) temelde halkları birleşik eylemde kardeşleştirmede önemli-güncel bir husustur. Her bir yerde yürüyüşün, somut biçimler arz etmenin bilincinde olan kaypakkaya’cı yürüyüşçüler olarak dünkü aykırılıklarımız gibi bugünde afaroz edilebiliriz. Önemsenmeyebiliriz… Kaypakkaya’nın bugünde güncel yaşayan ve yol gösteren fikirlerinin nicel çoğunluk değil, nitel gücünün geleceği inşa edebileceğini görmek durumundayız. Bu sadece skolastik bir yorum değil, dünyayı gerçeklerden çıkarak değiştirme eylemi çağrısıdır. Marks’ın 11. Tezinin Kaypakkaya eksenli diriliş çağrısıdır. MKP’ nin çözüm gücü olarak yerine getirmek istediği bu sorumluluğun inisiyatifi ile evet “boş rüya-umutsuz çırpınış” desinler, bu devrimci romantizm ve devrimci iyimserliğimizi besleyen devrimci fırsatlardır. Kuru bir böbürlenme-kibir bize uzaktır. Maddi dünyanın gerçekleri içindeki gelecek hakikatleri kazanma azmimizi cüretimizi kamçılıyor. MKP bir ulus partisi değildir. Bir ulus devlet projesi ve örgütü hiç değildir. Devrimci proletaryanın her milliyetten emekçileri ve ezilenlerinin Komünizm evrensel amaç ve devrimci komünist yürüyüşünün bir birleşik devrim silahıdır. Kaypakkaya’cı yeni bir ezilenler direnişidir. Kendini zoraki dayatan bir milliyet-dil-din-cinsiyet değil insanlık ve doğanın gerçek bir özgürleşme hareketidir. Çoğunlukçu değil, çoğulcudur. Entegrasyon çoğulculuğun özgür iradesinden doğar, dayatmalardan-özel imtiyazlardan değil!

MKP, kendiliğinden değil, işçi ve emekçilerin bilinçli-kendisi için bir sınıf örgütüdür. Sınıf için bilinçli sınıf diyen komünistler örgütüdür. Tarihsel zorunlulukları bilen-fetheden, örgüt için örgüt, devlet için devlet değil, özgürleşmiş insan-hayvan doğa pratiğidir.

Kaypakkaya sonrası!

Kaypakkaya ve kurucu önderi olduğu MKP, Uluslararası ve coğrafyamız komünist hareketinin rutin bir tekrarı değil hem hatalar ve hem de değişime bağlı olarak tamamlanmamış sonsuz diyalektik bir süreç olarak gelişen-gelişecek bilgi doğrultusunda nitel bir ilerleme bayrağıdır. Bu, tamamıyla hakikattir. Uluslararası Komünist Hareket’in önderleri de dahil, Komünternin Kemalist hareketi Cumhuriyeti’ni “devrimci” değerlendiren yanılsamalarından ilk kopuştur. Yanılsama, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesine de temel teşkil etmiştir. Sonraları, Türk egemen sınıflar devleti ve ordusu, devrimin ele alınışı ve stratejisinde sakatlıklara yol açmıştı. Türk ordusuna “ilerici”özellikler atfeden, Türk devletini tarihi ” milli kurtuluşçuluk”a çağıran, ordu darbeleri vb konularında hatalara da savurmuştu. Selçuklu ve Osmanlı’da, Faşist Kemalist Cumhuriyet’te “devrimci miras” keşifçileri yaratmıştır. Ermeni-Rum-Keldani-Süryani-Dersim soykırımları ve Kürt katliamları “ilerleme” karşıtı, gerici reaksiyonları aydınlanmaya entegre etme çıkışı olarak, desteğe mahzar görülmüştür. Yaşanan Anadolu Mezopotamya halklar mezarlığıydı. İslamcı ve Türkçü egemenlerin tarihsel bloklaşmasında Türkçülük “milli kurtuluşçuluk” İslamcılık (hür teşebbüsçülük) tarihi “ilerici özellikler” taşıyan medeniyet olarak değerlendirilmişti. Kaypakkaya, bu gerici mirasın tahribatına son verme nitel çığırıydı. Egemenler onu katlettiler. Yanılsamalar girdabındaki devrimcilerde, onu dünde-bugünde, afaroz ettiler. Tarihin gösterdiği ve şimdiki yaşananlar, Kaypakkaya çıkışındaki bilimsel hakikatlerin ispatıdır. Burjuva devlet-burjuva orduyu “tamir etme”, Feodalizme karşı “ilerlemeci-devrimci” Türkiye İşçi Partisi’nin kapitalist gelişmeyi barışçıl-parlamenterist sosyalizme geçiş temeli gören yönelimlerine karşı bir Halk savaşı ve bugün MKP ‘de vücut bulan Sosyalist Halk Savaşı cüretidir Kaypakkaya! Komünizm için bilimsel sosyalist teori ve mücadelenin statik-dogmatik değil materyalist tarih ve diyalektik metodolojisinin bu büyük Enternasyonalist yol göstericisi kuru bir böbürlenme muhafazakâr-lafız savunuculuğuyla asla geçiştirilemez. Diridir, yaşamaktadır ve ilerlemektedir. Doğa toplumunun durdurulamaz akışıdır. Doğanın-toplumun hakikatidir bu! Böyle olmasaydı Kaypakkaya; Büyük Proleter Kültür Devrimi donanımına çıkamazdı. Proleter Kültür Devrimi ‘nin ürünüydü. Bir doğma değil, bilginin doğru olanı da dahil tarihselliğinin ve bir din olmadığı ilerletilmesi gerektiği bilinciydi. MKP’ye ulaştıran budur. Komünizm ideolojisi teorisi-siyaseti-bilimi bu doğrultuda sıçramalı nitel ilerlemeler yeni ve yenilecek aşamalarla yol aldı. Yürüyüşte her şey bu kadar misali bir “son durak” yoktur. Baki olan “duraklar”değil, sonsuz ilerlemeler çizgisidir. MKP’ nin yolu budur. İbrahim’in sonsuz yeniden ve yeniden üretimidir.

Tamda bunun için Kaypakkaya; yeni-nitel bir doğuş olabildi. Komünizm’e yürüyüşte bir geçiş ve sınıflar mücadelesi arenası olan Sosyalizm’i devlet mülkiyeti ile sınırlayan değil, devrimleri sürekli sürdürme pratiği olarak ele aldı. Marksizm gökten zembillerle inmiş bir dinsel-teoloji değildir!. Komünizm tarihsel-bilimsel serüveninin anlattığı buydu. Eskinin devamı “yeni”bir tanrılar dünyası çağrısına hiçleşmiş tapınmacı kullar daveti olamaz bilimimiz! Pratikten- sınıf mücadelesinden soyutlanmış bir “hünerli beyin” mitolojisine bilimimiz dönüştürülemez.

Tarihi kendisiyle başlatan bir skolastizm zinciri devamlılığı bitiştir. Kaypakkaya, Marks gibi devrimci komünist ilerleme çağrısıdır! Diyalektik-tarihsel materyalizmin somut durum ve nedenlerini ve burada ışıldayan gelecek dinamiklerini yok farz edip, komüntern’de dahil kitabi bilgileri, pratik yaşananlara rağmen, esas alsaydı, Kaypakkaya, Jön Türk-İttihat ve Kemalist’ler ve devamı “Cumhuriyet” tarihinin karşı devrimci özünü açığa çıkaramaz, Komünizm için devrim yörüngesine giremezdi. Tekrar-tekrar diyalektik metoda dikkat çekiyoruz. Teori ve bilginin tarihselliğini ve gelişmelerde ilerletilmesi ihtiyacına vurgu yapmayı gerekli görüyoruz. Marks-Lenin -Mao bir vahiy olarak inmediler. Önceki miras ve fikir akımlarından öğrenerek, yanlışlarıyla hesaplaşarak, sınıf mücadelesi pratiğinde bilimsel teorilerini oluşturdular. Toplumsal gelişme ve pratiği hiçleştiren, mantıksal bilgiyi, pratikten kopuk izah eden, bir fantazi ve mistik idealizm ötesinde, verili durumlar ve gelecek hakikatlerini, tarihsel diyalektik izah ettiler. Sayısız göreceli gerçeğin saltık-mutlak “doğrular” çarpıtmasını göğüslediler. Lenin’in-Kaypakkaya’nın yaptığı da buydu. Bilimimizi tarihsel koşullar ve ilerletilmesi gereken bir eylem kılavuzu bildiler. MKP’nin yürümeye azmettiği yolda budur. Doğru yoldayız!

MKP şimdi yeni bir başlangıçta, Sosyalist Halk Savaşı için barikat-mevzi ve amaca bağlı her araçla tarih sahnesinde olma kararlılığındadır. Beyanlarını örgütsel nitelikle buluşturma uğraşındadır. Kaypakkaya devrimi esas alarak, öncü-sınıf ve halkları birleştirme, gelecek için kenetlenme, devrim için özne olma yolunu gösteriyor.. Devrim-Komünizm için birleşin halkları seferber edin kazanın diyor. Öğrenmeye-kazanmaya çalışıyoruz. Buzu kırdık, geleceğe yürümeye çalışıyoruz. Kandil’de, Şengal’de, Rojava’da, Dersim’de ve her yerde, egemen güçlerin tasfiye-bitirme planlarına, kapitalist hegomanya yedekçikliğine vb karşı, Kaypakkaya güzergâhının ölümsüzlüğünü anlıyoruz… Dünyanın gerçekleri devrime çağrı yapıyor. Zaten görevimizde budur! Karamsar umutsuzluğun şikâyetçi ağlama duvarları içinde tüketilecek zamanımız yok. Kazanabileceğimiz yeni bir dünya var!

* Kazanacağız! Sosyalist Halk Savaşı kazanacak!

* Kaypakkaya yol gösteren ışık olarak yaşıyor, yaşatılacak!

* Yeni Geziler ve Serhildanlar için ileri!

Kazım Cihan

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Filipinler: FKP Sıkıyönetime Karşı Halkı Silahlı Direnişe Çağırdı

Mayıs 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Filipinler (25-05-2017) Filipinler Komünist Partisi, Duterte yönetiminin Mindanao Adasında ilan ettiği sıkıyönetim uygulamasına karşı halkı direnişe çağırdı FKP “Duterte yönetiminin sıkıyönetim uygulamaları ile halkın temel haklarını askıya alacağını vurgulayarak tüm Filipin Halkını Mindanao adasında uygulanacak olan sıkıyönetime karşı mücadele etmeye” çağırdı.

FKP  “Ordu ve Maute olarak bilinen İŞİD ile bağlantılı grup arasındaki çatışmaların sıkıyönetim uygulamasına gerekçe olarak gösterildiğini, bölgede yaşayan herkesin Maute grubunun önde gelen liderlerinin ordu ile ilişkilerini bildiğini” söyleyerek aynı yöntemin 2013 yılında bölgedeki Zamboanda şehrinde de kullanıldığını, ağır bombardıman ve silah ateşi altında faşistlerin bölgeye sokulduğunu hatırlattı.

FKP açıklamasında sıkıyönetim uygulamasının, tıpkı geçmiş Marcos diktatörlüğü döneminde olduğu gibi toprak reformu, daha iyi ücret ve yaşama koşulları talep eden ve madenciliğe karşı yaşama alanlarını koruma mücadelesi veren işçilere, köylülere ve halka yöneleceğini belirtti: Müzakereler döneminde ordunun temel insan haklarını ihlal etme pratiği, sıkıyönetim uygulaması altında olacakların habercisidir.

Duterte, Mindanao’da sıkıyönetim uygulaması başarılı olursa  “suçla mücadele” bahanesi altında bunu tüm ülkeye yaymayı hedeflemektedir. Böylece kriz içinde yüzen egemen sınıfa sorunları çözebilecek yegane güçlü adamın kendisi olduğunu gösterecektir.

FKP, sıkıyönetimin hemen kaldırılması için askeri yönetime karşı tüm halk güçlerini ortak mücadeleye çağırmaktadır. Duterte rejiminin sıkıyönetim ilanı ile beraber devrimci silahlı mücadelenin yükseltilmesinin önemine dikkat çeken FKP, Yeni Halk Ordusu’na bağlı Kızıl Savaşçılar’ın sıkıyönetim uygulamalarına karşı mücadeleye hazır olduğunu, Marcos Diktatörlüğü döneminde olduğu gibi sıkıyönetime karşı en etkili direniş yolunun  devrimci silahlı mücadeleden geçtiğini vurguladı.

http://isyandan.org/

adhk tarafından

Saldırı ve tutuklamalar protesto edildi!

Mayıs 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Kadıköy’de yapılmak istenen Kaypakkaya ve Mayıs anma etkinliğine yapılan saldırıda yaşanan gözaltı ve tutuklamalar bugün İstanbul İHD’de yapılan bir basın toplantısı ile protesto edildi

İSTANBUL (25-05-20179)- 21 Mayıs’ta Kadıköy’de Devrimci, demokratik kurumlar tarafında yapılmak istenen Kaypakkaya ve Mayıs şehitlerini anma etkinliğine polis saldırmış ve 8 kişi darp edilerek ve işkence yapılarak gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar dün mahkemeye çıkartılmış, 6 DHF üyesi tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken SYKP ve HDP üyeleri olan Bülent Uyguner ve Harun Turgan ise tutuklanmıştı. Yapılan saldırı ve hukukuz tutuklamaları protesto etmek için bugün İHD İstanbul şubesinde bir basın toplantısı düzenlendi.

DHF, Partizan, HDP, HDK ve SYKP tarafından düzenlenen basın toplantısında tutuklanan Turgan ve Uyguner’in avukatı sürece dair kısa bir konuşma yaparak tutuklamanın hiçbir hukuki dayanağının olmadığını ve tamamen gözdağı amacıyla verilen siyasal bir karar olduğunu belirtti. Ardından, HDP İstanbul milletvekili Erdal Ataş, SYKP eş genel başkanı, HDP ve HDK temsilcileri konuşmalar yaparak yaşanan saldırılara karşı ortak mücadelenin geliştirilmesi gerektiğin altını çizdiler.

Toplantıda, gözaltına alınan DHF üyesi ve Halkın Günlüğü çalışanı Mahir Gürz ve DHF üyesi Özlem Halisdemir’de söz alarak gözaltı sürecini ve saldırılara karşı güçlü bir karşı koyuş örgütlemek için yaşamın tüm alanlarında birleşik mücadelenin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdiler. Ayrıca DHF üyeleri saldırılarda devletin Kaypakkaya korkusunun açık biçimde yaşandığını ve pervasız saldırıların esas olarak bundan kaynaklandığını belirterek Kaypakkaya’yı daha fazla ve daha ileri bir bilinçle sahiplenerek korkularını büyütmeye devam edeceklerini belirtiler. Son olarak ise Partizan temsilcisi kısa bir konuşma yaparak saldırıların mevcut siyasal iktidarın geleneksel bir gerçekliği olduğunu ve Kaypakkaya korkusunun onun fikirlerinden ileri geldiğini belirterek ortak mücadelenin örülmesi gerektiğinin altını çizdi.

http://www.halkingunlugu.org/