adhk tarafından

MKP/HKO’dan Ovacık muharebesine ilişkin açıklama!

Ağustos 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

1 Ağustos günü Dersim/Ovacık’ta ‘’TC’’ ordusu ile MKP/HKO gerillaları arasında yaşanan ve saatlerce süren muharebede üç Sosyalist Halk Savaşçısı ölümsüzleşmişti MKP/HKO Dersim Bölge Karargâh Komutanlığı yazılı bir açıklama yaparak yaşanan muharebeye ilişkin bilgiler verdi ‘’Devrimci kamuoyuna ve halkımıza’’ başlığı ile yapılan açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ(25.08.2017)-‘’1 Ağustos 2017 gecesi Ovacık/Küre Deresi köyü yakınlarında düşman birlikleri ile gerilla birimimiz arasında çıkan çatışmada ŞAHİN(Yılmaz KES) , MERCAN(Sevda SERİNYEL)  ve DOKTOR(Mahir ÖZGÜL)yoldaşlar ölümsüzleşmişlerdir.

Olay gecesi gerilla birimimiz hareket halindeyken Küre Deresi köyü yakınlarında gece saat 23.30 ‘da İHA hareketliliğini fark ediyor, yoldaşlar korunaklı bir alana geçip İHA’nın gitmesini bekliyor. İHA hareketliliği gece 02.30’a kadar devam ediyor. 02: 30’da İHA alandan ayrıldıktan sonra yoldaşlar geceyi geçirmek için yakındaki bir konaklama alanına gidiyorlar. Bu esnada yoldaşlar arazideki düşmanın gizli (pusu-gözetleme) birliğinin gözetlemesine takılıyorlar, bu gözetleme altında yoldaşlar 03: 00’da noktaya varıyorlar, düşman yoldaşların noktasını tespit ediyor. 03.10’da yoldaşlar yattığı esnada arazideki düşmanın gizli birliğinin koordinesiyle silahlı İHA alana giriş yapıp yoldaşların noktasını füze ile vuruyor. Bu vuruş esnasında yoldaşlar hafif sıyrıklar haricinde ciddi sayılabilecek bir yara almıyor. Komutan yoldaşın talimatıyla yoldaşlar hemen noktayı terk edip araziye yayılıyor. 03.20’de İHA yoldaşların çekildiği yöne ikinci bir füze ile vuruş yapıyor, bu vuruşta da kimse yara almıyor, savaş uçaklarının geleceğini hesaplayarak bütün yoldaşlar ayrı yönlere doğru çekilmeye başlıyorlar. 04.20’de alana iki kobra helikopter geliyor, İHA koordinesinde yoldaşların çekildiği alanı ve çevresini vurmaya başlıyor, bu vuruşlar 20 dakika sürüyor, bu vuruşlar esnasında yoldaşlar çeşitli yerlerinden yara alıyorlar ve alandan çekilemiyorlar, yoldaşlar kobralara karşı atışla cevap verince kobralar darbelenip alandan geri püskürtülüyor. 05: 00’da arazideki düşmanın gizli birlikleri ve kontra birlikleri yoldaşların bulunduğu alana sızmaya çalışıyorlar, yoldaşlar karşılık veriyor ve 3 noktada çatışma başlıyor. Aynı anda düşman 5 zırhlı araçla Küre Deresi köyüne giriyor ve yoldaşların bulunduğu alanı çevirmeye başlıyor. Saldırı 2 Drone ve İHA koordinesinde sürüyor.  Düşman ve gerilla birimimiz arasındaki çatışma aralıklı olarak 07.00’a kadar sürüyor. Bu süre zarfında ŞAHİN, MERCAN ve DOKTOR yoldaşlar alandan çıkamıyor ve çatışarak şehit düşüyorlar, düşmanın ölü ve yaralıları hakkında net bilgi sahibi değiliz.07.00’da çatışma sona eriyor. 07.30-08.00 arasında düşman şehit düşen yoldaşların cenazelerine ulaşıyor.  10.00’a kadar düşman alanda arama-tarama yapıyor. Düşman 10: 00’da alanda gizli birlikler bırakarak zırhlı araçlar ve Skrosky helikopteri ile güçlerini geri çekiyor.

Düşman, basınında yansıttığı gibi güçlü ve bir zafer elde etmiş değildir. 1 Ağustos sabahı düşman devrimci cüret ve kararlılıkla karşılaşmıştır. Basınında pompaladığı yalan ve şişirme haberleri düşmanın acizliğini gizlemeye yetmeyecektir. Milyon dolarlık teknikleri ve 100’lerce unsuruna rağmen 1 ağustos çatışmasında düşmana kararlı direnişle yanıt verilmiştir.  Yoldaşlarımız mevzilerinde amansız ve kararlı bir direniş sergilemişlerdir. Kanlarının son damlasına kadar silahlarını ellerinden bırakmayarak kızıl namlularını düşmanın üzerine doğrultup mermi yağdırmışlardır. Verilen mücadele düşmanın teknik araçlarına karşı verilmektedir. Yürütülen savaşta düşman gerilla karşısında tekniği sayesinde bir varlık gösterebilmektedir. Yazdıkları kahramanlıklar ve istihbarat başarıları geçek dışılıklarla doludur. Psikolojik harbin bir türevi olarak halkımız kandırılmak istenmektedir. Aciz ve tekniği olmadan sonuç alamayacak bir düşman gerçekliği karşımızda durmaktadır. Teknik araçları sayesinde araziye çıkabilen ve bu teknik sayesinde belli sonuçlar almış olan düşmanın başarısı göreli ve geçicidir. Uzun zamandır gerilla güçlerimize dönük düşmanın gerek kontra unsurlar ile gerekse yerel işbirlikçileri aracılığı ile sürdürdüğü bütün çalışmalar boşa çıkarılmıştır.  Düşmanın ‘’ bir tanesini sağ yakalasak da bilgi alsak’’ beklentisi boşunadır. Her karşılaşmamız da bütün savaşçılarımızın göstereceği ŞAHİN, MERCAN ve DOKTOR yoldaşların devrimci kararlılık ve direniş çizgisi olacaktır. Çatışmalarda onca ölümsüzleşmiş bedenlerimiz ve ölüm kusan kızıl kurşunlarımızı alacaksınız, bizleri aradığınız ve herkese sorduğunuz esnada nasıl 18 Haziranda namlularımız kendini gösterdiyse, yine göstereceğinden şüpheniz olmasın. Yaşanan çatışma tesadüfî bir karşılaşmadan ibarettir. Düşman basınında verilen manipülatif haberlere itibar edilmemelidir. Halkımız ve yoldaşlarımız bu haberlere kanmamalıdır. Düşman yaydığı yalan haberler ile devrim saflarında güvensizlik ve moral bozukluğu yaratmak istemektedir. Bu beklenti boşa çıkarılmalı ve moraller yüksek tutulmalıdır. Yıllardır alışık olduğumuz bu düşman taktiğine karşı şehitlerin duruşu sahiplenilmeli ve bu duruş kuşanılmalıdır. Şehitleri sahiplenme kararlı devrimci duruşla sağlanabilir. Her türlü sindirme ve baskı politikasına karşı devrimci militan politika ve pratikler sergilenmelidir. Yakınmalar- dövünmelere saflarda yer verilmemelidir. Evet, başta ŞAHİN yoldaş olmak üzere kayıplarımız büyüktür. Fakat devrimci duruş şehitleri layıkıyla temsil etmek ile sağlanabilir. Görevlere daha sıkı sarılarak düşmanın üzerine kararlı bir biçimde yürüyerek şehitlere ve onların bıraktığı mirasa sahip çıkılabilir. Aksi duruşlar bizim ve şehitlerin temsil ettiği duruş değildir.

Devrime adanmış yaşamlar tereddüt etmeden ölüme yürümüştür. 1 Ağustos çatışmasından çıkarılacak ders bu olmalıdır. ŞAHİN, MERCAN, DOKTOR yoldaşlar yaşamlarının büyük bir bölümünü devrim mücadelesine adamışlardır. Hiçbir bireysel kaygı gütmeden bu talan düzenini yıkmak için genç yaşlarda devrimci mücadeleye atılmışlardır. Bütün gençlik yılları mücadelenin içinde geçmiştir. Her üç yoldaş da devrime yürünen yolun ağır bedellerle döşeli olduğunun bilincinde olup bu yolda kararlıca yürümüşlerdir. Bireysel kaygılarının önde olmadığı yaşamları mütevazı ve onlarca ağır görev ve sınanma ile geçmiştir. Her üç yoldaş da partimize karşı güvensizliğin ve tasfiyeciliğin geliştirildiği şartlarda gerilla alanını doldurmak için en önde gerilla alanına gelmişlerdir. Günün görevinin en ön mevzide gerilla alanında bulunmak olduğu bilinciyle sorumluluklar almış ve layıkıyla yerine getirmişlerdir. Şehit düştükleri güne kadar gerillanın yeniden şekillendirilmesi ve güçlerin toparlanıp hazırlanması için önemli görevler yürütmüşlerdir. HKO’nun yeniden ayakları üzerine dikilmesinde her üç yoldaşın büyük emekleri vardır. ŞAHİN yoldaş önderliği ile MERCAN yoldaş her göreve koşan kişiliği ile DOKTOR yoldaş zorlu görevlere en önde kabullenen kişiliği ile gerilla ve partimiz içinde önemli bir yer kaplamışlardır. Kişilikleri, görev bilinçleri, devrime-partiye bağlılıkları ve devrimci duruşları bize öğretmeye ve bilinçlerimizi şekillendirmeye devam edecektir. Yoldaşların şahadetiyle yere düşen bayrak biz geride kalan yoldaşlarının ellerinde dağların doruklarında kararlı bir biçimde dalgalandırılmaya devam ettirilecektir. Ölümsüzleşirken bile elimizden düşmeyen silahımız, kanımızın son damlasına kadar gösterdiğimiz devrimci duruşumuz ve şehit yoldaşlarımızın rehberliği sözümüzün teminatıdır.

İlk silahı tarihin isyancıları ve devrimcileri olarak biz ezilenler çektik, egemenlere karşı verdiğimiz savaşımımızda nice ölümsüz yoldaşlar kervanına ŞAHİN, MERCAN, DOKTOR yoldaşları da dâhil ettik. Yoldaşları-ardılları olarak daha nice yoldaşımızın ölümsüzleşeceğinin de bilincindeyiz. Bu yolda şehit yoldaşlarımızı layıkıyla temsil edeceğimizden dostun da, düşmanın da kuşkusu olmasın, yoldaşların duruşu bizlere rehberdir. Şehitleri sahiplenmek ve yaşatmak her alanda devrimci savaşı yükseltmek ve devrimci savaşa katılmakla sağlanabilir.  Bütün alanlarda hesap sorma bilinciyle görevlere yüklenin. Şehitlerin rehberliğinde bütün mevzilerde düşmanı yok edin’

Şahin, Mercan, Doktor yoldaşların devrimci direniş çizgisi yolumuza rehberdir!

Sosyalist Halk Savaşçıları Ölümsüzdür!

Yaşasın Sosyalizm ve Komünizm Mücadelemiz!

ŞAHİN( Yılmaz KES)

MK-SB sekretarya üyesi, AK sekreteri

1979 Dersim- Nazımiye

………………………………………………………….

MERCAN ( Sevda SERİNYEL)

PÜ – HKO Dersim Bölge Karargâh Komutanlığı üyesi

1989 Bingöl-Adaklı

………………………………………………..

DOKTOR (Mahir ÖZGÜL)

PÜ, HKO Bölge Karargâh Komutanlığı üyesi

1981 Dersim/Merkez

http://www.halkingunlugu1.org/

KASIM KOÇ tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyon’un Öğrettikleri

Ağustos 25, 2017 de KASIM KOÇ KASIM KOÇ tarafından

Kasım Koç (25-08-2017) Damarları Munzur dağların derinliklerine uzanan, Munzur Çayından beslenen bir geleneğin, engin deneyim, tecrübe ve birikime sahip olan, birikim sonucunda Meclisler üzerinde mücadelesini yürütmesi tesadüfü değildir, iradeli, bilinçli ve tarihseldir. Demokratik Halklar Platformundan (DHP) Demokratik Halklar Federasyonuna (DHF) oradan da Sosyalist Meclisler Federasyonuna (SMF) uzanan bu tarihsel yürüyüş bizimdir.

Sosyalist Meclisler Federasyonuna geçiş nicel değil nitel bir çıkıştır. Bu nitel çıkış anlayışı kitlelerin özneleştirilmesi, söz, karar ve yönetim dolaylı değil doğrudan katılmaları için bir yol açmıştır. Bu anlayışla genel olarak halk, Meclislere yürütme görevlilerini göndermede kendisi seçme hakkına kavuşmuştur. Sadece yöneticilerini seçmekle kalmıyor aynı zamanda seçtiği yöneticiyi denetliyor, geri çağıra biliyor, gerektiğinde görevden alma ve yerine atama yapma yetkisine ve hakkına sahiptir.

Bütün bunlar bir merkezden atanmış denetlenmeyen, imtiyazlı bürokrasiye karşı sosyalist anlayışa uygun örgütleme biçimidir. Zira yerel ve bölge iradesi öznelleşmiştir, işlevseldir. Dolayısıyla DHP- DHF oradan SMF’ye uzanan bu yol, kitlelerin özneleştirilmesi söz karar ve yönetime dolaylı değil doğrudan katılmaları için bir çığır açmıştır.

Temsili “demokrasi” bir burjuva modelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi temsili “demokrasi” meclisidir. Türk burjuva Meclisine Seçilen Vekillerin maddi imkan ve olanakları olmayanların seçilme imkanları yoktur. Maddi imkanları olan kişiler seçime gire bileceği bir burjuva “demokrasi” meclis modelidir. Ankara da ki TBMM’ne Kitlelerin seçip gönderdikleri Vekillerini geri çağırma, hesap sorma, görevden alma yetkilerine sahip değillerdir. Kitleler iradelerini değişmez Vekillere teslim ederek seyirci duruma düşürülemez. Lakin böyle bir örgüt ve devlet anlayışı amaçlarımıza uygun değil-olamazda. Kısacası her meclisin geniş halk kitlelerin temsil edemeyeceğinin altını çizmek istiyorum.

Bizim açımızdan devlet ve örgüt, amaçlarımıza ulaşmak için tarihsel bir zorunluluktur, yoksa bu iki kurumda bizler tarafından kutsama abidesi değildir. Yani aşılması gereken şartlar ve koşullar zorunlu kıldığı araçlardır. Esas alacağımız Kitlelerdir, devrimde kitlelerin eseridir, devrimi sürdürme keza kitlelerin işidir. Kitlelere önderlik eden bilinç ve önderlikler elbette gereklidir. Lakin bu kitlelere rağmen tepeden atanmış, dokunulamaz şahıslar ve bir alan değildir.

SMF bu anlayış çerçevesinde ileriye atılmış nitel bir adımdır.

Gerçek bir örgüt anlayışı kültüre, kişiliğe dönüştürülmesinin yolunu açmıştır-açıktır. Bu bilinçle bu iradeyi selamlıyorum. Örgütlenmeyi tabandan koordine eden bir kominal yürüyüş olmaları sosyalist devrim için önemlidir.

SMF’nin bu tarihsel yürüyüşte ki ileriye doğru çıkışı diğer alanlar içinde örnek alınması gerekir. Söz Yetki yerel ve bölgedeki kitlelere devreden SMF diğer ötekileştirilenler açısından da önemlidir. Kendilerini ifade edebilecekleri bir Meclislerin olması, orada söz, karar sahibi olmaları kendi özgür geleceklerini ellerine almaların imkan ve olanakları sunulmuştur.

Soykırımdan geçen Dersim halkının, merkezi dikta rejiminden kurtulmanın tek yolun kendi kendisini yönetmesidir. Bunun yolu da yerel, bölge Meclisler aracılığı ile kendi kültürünü, dilini, yasama, yürütme ve yargısını SMF aracılığıyla yaşamanın olanaklarını yaratmasından geçer.

Keza Ezidi, Ermeni, Süryani, Keldani, Pontus, Alevi ve daha sayamadığım onlarca inanç ve toplulukların SMF’nin programı etrafında toparlanmalıdırlar. Milletlerin, çoğunluk sayısına göre değil, inançların hakim inanç ve ulusların çıkarları değil, hiçbir ulusun ve inancın bir başka ulus ve inancın üzerinde imtiyaz sahibi değildir, olamazda. Bunun yegane güvencesi ve yeri elbette ki Sosyalizme giden yoldaki aracımız olan Ademi Merkeziyetçilik anlayışı ile öreceğimiz SMF’dir.

Dersim Dernekleri Federasyonu, (DEDEF) bu anlamıyla kendisini Sosyalist Meclisler biçiminde yeniden organize etmelidir. Dersim de 2004 yılından bu yana “Söz Yetki Karar Dersim Halkına” şiarı işte tamda SMF programın ifade ettiği Sosyalist Meclislerde ifadesini bulmaktadır. DEDEF, en kısa sürede Sosyalist Meclisler inşa etmesi için alt yapısını oluşturmalıdır. Her rengin ve her görüşün kendisini ifade ettiği bir Meclisler artık çağımızda ki olmazsa olmazıdır. Gönül birlikteliği çerçevesinde yürütülen mücadele, büyük toplumsal meselelere de atılım olması için bir vesile olacağı muhakkaktır.

Özgür toplumları yaratmada en önemli kriter, farklılıkların birlikte mücadele etmesidir. Toplum tekleştirilemez. Toplumu tekleştirmek, ona cüret etmek sosyolojik bir gerçekliğe karşı gelmektir. Zorlan dayatılan ve toplumun sosyolojik iç dünyasının gerçekliğini görmek istemeyenler, yaşamı bloke eden, yönlendiren bir manipülasyon geniş halk yığınları böler, ezilenlerin safını dağıtır. Özgür ve eşit birlikteliği savunanlar ancak halkların gerçek birliğini sağlarlar. Bu bütün parti ve devletler içinde geçerlidir.

Sosyalist Meclislerde yatan niyet ve gerçeklik Paris Komün ruhudur. Keza Ekim devrimi ve Çin Büyük Proleter Kültür devrimin ruhunda da komünal, Sosyalist Meclisler anlayışı ve ruhu vardı. Lakin tarihsel bazı zorunluluklardan dolayı istenilen biçimde uygulanamamış olsa da esas hedef ve amaçları Meclisler ve Komündür.

Sosyalist Meclisler Federasyonuna başarılar diliyorum.

adhk tarafından

Bugün mahkemeye çıkarılan 3 kişi de tutuklandı

Ağustos 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Mahkemeye sevk edilen Dersim Konak, Hayati Güngören ve Orhan Perktaş tutuklandı

HABER MERKEZİ (24-08-2017)- Salı sabahı Dersim’de Sosyalist Meclisler Federasyonu’na yönelik yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 6 kişiden; Dersim Konak, Hayati Güngören ve Orhan Perktaş bugün tutuklama talebi ile mahkemeye sevk edilmişti. Mahkemeye sevk edilen 3 kişi hakkında da tutuklama kararı verildi. Devletin gözaltı ve tutuklama terörünün sonucunda dün tutuklanan Gizem Yamaç ile birlikte toplamda 4 kişi tutuklanmış bulunuyor.

http://www.halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

MKP: Kızıl gökten iki yıldız daha düştü toprağa!

Ağustos 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

18 Ağustos tarihinde Dersim/Hozat’ta ölümsüzleşen MKP/HKO savaşçıları Uğur Yalçın (Fırat) ve Fırat Kasun (Şiar) için MKP/SB yazılı bir açıklama yaptı ‘Çeşitli Millet ve Milliyetlerden devrimci halklarımıza; 1 Ağustos’tan 18 Ağustos’a devam eden bu direniş bükülmez, kan bedeliyle yükselen bu devrim yenilmez‘‘ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi kamuoyu ile paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ (23.08.2017)- ‘‘Maoist Komünist Partisi‘nin Ordu Örgütlenmesi Olarak Silahlı Savaş görevi yürüten Halk Kurtuluş Ordusu 18 Ağustos 2017 günü iki kahraman savaşçısını daha Sosyalist Halk Savası siperlerinde toprağa verdi!

Dersim/Hozat’ın Kilise Köyünde bir evin içinde düşmanın hain kuşatmasında kalan Fırat/Uğur YALÇIN ve Şiar/Fırat KASUN yoldaşlarımız teslimiyete bend çekerek, Kızıl direniş ruhuyla bedenlerini devrime feda edip ölümsüzler taburuna katıldılar.

1 Ağustos 2017 günü düşmanın imha saldırılarında ölümsüzleşen Parti sekretarya üyemiz Şahin yoldaş, bölge karargah komutanlarımızdan Mercan ve Doktor yoldaşların yarası kabuk tutmadan, 1 Ağustos 2017 günü Fırat ve Şiar yoldaşlarımız ölümsüzleşerek tarihin Kızıl sayfalarına yazıldılar.

Fırat ve Şiar yoldaşlarımızın kahraman direnişleri ve ölümsüz anıları önünde saygıyla eğilirken, onlar şahsında Şain, Mercan ve Doktor yoldaşlarımız başta olmak üzere tüm parti ve devrim şahitlerini anıyoruz.

Değerli halklarımız, dostlar, yoldaşlar;

Ölümsüzleşen yoldaşlarımızın mücadele süreçleri vb ile ilgili ayrıntılı bilgileri şimdilik paylaşacak durumda değiliz. Ayrıntılı bilgi daha sonra kamuoyu ile paylaşılacaktır. Ancak Şiar(Fırat KASUN) yoldaş Doktor ve Mercan yoldaşlarla aynı dönem Akademi eğitim kampından mezun olan yoldaşlarımızdandır.

Fırat ve Şiar yoldaşlar bir evde kaldıkları  düşman kuşatması altında teslim olmaktansa onurlu ölümü yeğlediler. Onlar, 1 Ağustos 2017 günü direniş destanı yazarak ölümsüzleşen Şahin, Mercan ve Doktor yoldaşlara verdikleri rendevuya geç kalmadan kahramanlar kervanına katıldılar! Onlar yenilmezliğin, direnişin, kararlılığın sembolü olarak dikildiler Dersim/Hozat burçlarına!

Onları sonsuzluğa uğurlarken, ölümsüz anıları önünde saygıyla eğiliyor, destansı direnişleri ve mücadele bayraklarını Sosyalist Halk Savaşı siperlerinde yükselterek anıyoruz! Anıları rehberimiz, savaşları sözümüzdür!

Ölümsüzleşen iki yoldaşımız kaldıkları evde çatışma koşulları olmayacak şekilde düşman kuşatmasında kaldıkları için  teslim olmaktansa direnerek ölümsüzleşmeyi benimsemiş ve üzerlerinde bulunan bir el bombasını patlatarak şehit düşmüştürler.

Değerli halklarımız, dostlar, Yoldaşlar;

Devrim, acı da olsa kaçınılmaz olan bedelleri alarak granitten duvarını beden-beden yükseltmekte, devrim ile karşı-devrim arasındaki amansız mücadele mantığına uygun olarak aramızdan yoldaşlarımızı koparıp almakta, acımasızlığını sergileyerek devrim harcını kanla yoğurmaktadır.

Devrim ile karşı-devrim arasındaki çatışma amansız olduğu kadar, acımasızlıklarla doludur. Bu, devrimin de kabulüdür. Devrim bu amansızlıklar ve acılar içinde gelişecek, karşı-devrim katliam ve kıyımlarından geri durmayarak saldıracaktır. Zira, iktidarını koruyup sürdürmesinin başka bir yolu olmadığı gibi, insanlığa düşman gerici faşist karakteri de bu saldırganlığını koşullamaktadır. Bugün ülke halkları üstüne bir karabasan gibi çöken koyu baskıcı, barbar ve vahşi Erdoğan Sultası açık faşizmi tarafından geliştirilen imha-ezme eksenli stratejik saldırılar teknolojinin de sağladığı avantaj ve üstünlükle en acımasız boyutlara varmıştır. Erdoğan/Saray iktidarının çeşitli millet ve milliyetlerden geniş halk kitlelerine dönük açık faşizm yönetimiyle uyguladığı azgın baskı ve saldırı furyası, gerilla güçlerine karşı imha ve ezme eksenli stratejik faşist saldırılar biçiminde gelişmektedir. Katledilen yüzlerce gerilla ve ölümsüzleşen iki yoldaşımız bu saldırıların ürünüdür.

Bu iktidarın kan, göz yaşı, ölüm ve acı-açlıktan başka halk kitlelerine verdiği ve vereceği bir şey yoktur, olamaz da. Bundandır ki, bu faşist teröre dur demek, yaşamın her alanında birleşerek mücadeleyi yükseltmez elzemdir. Faşizme karşı geniş kitlelerle birleşmiş bir direniş ve mevzi mevzi verilen savaş bugün çok daha açık olarak ertelenemez bir tutum ve zorunlu bir görevdir. Fırat ve Şiar yoldaşlarımız ve ölümsüzleşmeleri bu direnişi, bu savaşı, bu tutumu temsil etmektedir. O halde onların silahlarını devralmak, boşalan mevzilerini doldurmak ve direniş bayraklarını yere düşürmeden taşımak kurtuluş için vazgeçilmezdir.

Partimiz tarihi görev ve sorumluluklarında bir tereddüt taşımadığı gibi, mücadele pratiği de bunu kanıtlamaktadır.  Düşen yoldaşlarımız ve yürüttükleri savaş bunu kanıtlamaktadır. Daha somut olarak sınıf kiniyle hesap soran mücadele ve eylem çizgisi bunu kanıtlamaktadır. Fehmi Altınbilek ve diğer devrimci eylemleri bunu göstermektedir. Partimiz bundan sonra da, düellocu, dar intikamcı ve kinci değil, siyasi iktidar mücadelesi perspektifiyle yürüttüğü mücadelesinde aynı kararlılığı temsil edecek, silahlı eylem ve hesap sorma bilincini sergileyecektir. Partimiz duygusal refleks ve tepkilerle bireysel intikam ve basit öç alma pratiğinde olmadan, devrim ve mücadelemizin önündeki engelleri kaldırarak siyasi iktidar yürüyüşünü sürdürmek için silahlı eylem ve proleter adaletin tecellisini yerine getirme yönelimini sürdürecektir.

Partimiz devrim ve Komünizm uğruna yürüyüşünde bedel ödemekten sakınmamıştır, sakınmayacaktır. Devrim bizlerden bedel istiyorsa bu bedeli vermeye hazırız! Yüzlerce şehidimiz buna kanıktır. Şahin, Mercen ve Doktor yoldaşlarımız bedel ödemekteki tutumumuza kanıttır. Fırat ve Şiar yoldaşlarımız ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedellere kanıttır. Devrimin ağır bedeller üzerinden yükseleceği bilinci taşıyan partimiz en ağır bedeller pahasına Sosyalist Halk Savaşıyla komprador tekelci burjuva sınıfları ve bilimum gericiliği yıkmaya kararlıdır.

Partiye, devrime ve halka bağlılığın sembollerinden olan Fırat ve Şiar yoldaşların onurlu yaşam, kahraman direniş ve adanmışlıkla göklere çektikleri bayrakları önünde saygıyla eğiliyor, birkez daha anıyoruz‘‘

http://www.halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Üç’ler şanlı kavgamızın mihenk taşlarıdır!

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Proletarya Partisi tarihine bakıldığında birden fazla yenilgi ve ağır darbe süreci yaşamıştır Büyük tahribatlarla karşı karşıya kalmıştır Lakin her süreçten başarılı biçimde çıkma yeteneği de sergilemiştir Bunu tespit etmek önemlidir Zira bu, şu anlama gelir; kayıplarımız ağır ve ciddi de olsa, bu kayıplar bizlerin devrim ve savaş ısrarımızı geriletmemiş, bizleri eriyerek tasfiye olmaya götürmemiş, karamsarlıklara sürükleyerek sağa çark etme gibi yönelimlere sokmamış, sokamamıştır. Tersine, daha kararlı, daha bilenmiş ve daha iddialı yaklaşımla sınıf mücadelesi ve devrimin görevlerine sarılarak, partinin yaralarının sarılarak ilerletilmesine tanık olmuştur. Bugün aldığımız önemli kayıp karşısında da proletarya partisinin yönelim ve tavrı budur, bundan başka olamaz. Kuşkusuz her kayıp ve özellikle de ağır kayıplar mücadele veya örgütlenmemizde belli etkiler yaratır, yaratabilir. Ancak bunların geçici süreçler olduğu, sürecin devrimci rotada yeniden biçimlenerek zayıflıklarını aşıp daha ileri mücadelelere evirileceği kesindir, bundan kuşku duyulamaz

HABER MERKEZİ(22.08.2017)-Sınıfsız Toplum İçin Halkın Günlüğü’nün 3.Sayısında yayınlanan ‘’Üç’ler şanlı kavgamızın mihenk taşlarıdır’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

‘’Dersim’in Ovacık ilçesi kırsalında 1 Ağustos 2017 günü Türk ordusu ile MKP/HKO gerillaları arasında yaşanan silahlı çatışma sonunda üç MKP üyesi ölümsüzleşti. Bu kayıp MKP ve Sosyalist Halk Savaşı açısından son derece önemli bir kayıptı. MKP’nin kamuoyuna yaptığı açıklamaya göre, ölümsüzleşen gerillalardan, biri MKP’nin önder kadrolarından ve parti sekretaryası üyelerinden iken, diğer ikisi de Dersim Bölge Karargâh Komutanlığı üyeleriydi. Parti üyesi olan iki komutandan birinin kadın olması ise bu kaybın önemine başka bir anlam katmıştır.

Ölümsüzleşen komünizm savaşçılarının mirasını devralarak mücadelemizde bayrak yaparken, kızıl anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Onlar şahsında tüm parti ve devrim şehitlerini anıyoruz.

Ölümsüzleşen yoldaşların gerek partinin ideolojik-siyasi yöneliminde, gerekse de Sosyalist Halk Savaşı’nın temsil edilerek geliştirilmesine dönük açılımlarda ve pratik görevlerinde önemli rollere sahip olduklarını belirtmek gerek. Bu gerçeklikleri bağlamında kaybımızın ağır olduğunu söylemeliyiz.

Yaşanan bu kayıp ne kadar ağır ve önemli olsa da bu ve benzeri kayıpları savaşın doğası ve kaçınılmaz sonuçları olarak okumak zorunludur. Elbette bununla kayıpları sıradanlaştırıp hepten olağan gösterme durumuna da düşemeyiz. Ders ve tecrübenin edinilmesi, hata ve eksikliklerin açığa çıkarılması, durumun muhasebe edilmesi, kayıpların asgariye indirilmesi ve savaşın daha doğru yürütülmesi için başka bir zorunluluktur. Ancak unutmamak gerekir ki, bizler ne kadar tedbirli ne kadar dikkatli davranırsak davranalım, düşmanın teknik-teknolojik ve insan unsuru gibi nicel ve taktik üstünlükleri temelinde tamamen eşitsiz şartlarda yürütülen ve özellikle de silahlı şartlarda hüküm süren bir mücadelede kayıplar kaçınılmazdır. Her mücadele ve devrimin mutlak biçimde ağır bedeller üzerinden yükseldiği ve bedel ödemenin mücadelenin bir parçası olduğunu, bundan sakınılamayacağı da bilinmek durumundadır. Bu anlamda verilen kayıplardan tecrübe ve derslerin çıkarılması bir geri adım eğilimini güçlendiren değil, savaşın daha doğru zeminde yürütülerek ödenen bedellerin ve kayıpların en aza indirilmesine dönük olmak durumundadır. Soruna bu özde yaklaşmak esasta doğru yaklaşımdır.

Yaşanan kaybın nasıl geliştiğine dair somut bir tartışmaya girmeden, kaybın hangi koşullarda ve hangi koşulların sonucu olarak yaşandığını açıklamaya çalışacağız ki bunu görmek önemlidir.

Hâkim sınıfların, genel olarak siyasi iktidar hedefi taşıyan ve bu zeminde sınıf iktidarlarına dönük ciddi bir tehdit olarak değerlendirdikleri komünist ya da devrimci parti ve örgütlere karşı kadim bir düşmanlık içindedirler. Bu hareketlere karşı yaşadıkları tehdit algısı üzerinden geliştirdikleri köklü düşmanlığın, somutta gerilla savaşı ve silahlı mücadele şahsında odaklandığı, silahlı öze dayalı siyasi parti, örgüt ve sınıf mücadelesi unsurlarına karşı kesin bir tahammülsüzlük içinde olup, bu temelde stratejik yönelim ve saldırılarla bu nitelikteki hareketleri etkisizleştirip ezmeye çalıştıkları her vesileyle açık olduğu gibi, günümüzde de cereyan eden somut saldırı ve yönelimleriyle de sabittir.

Düşman, uzun bir süredir silahlı mücadele ve gerilla güçlerine karşı özel bir yönelim belirleyerek ezme ve tasfiye etmeye dönük stratejik saldırı politikasını devreye sokup acımasız bir saldırı yürüttüğü alenen izlenen ve bilinen durumdur. Bu stratejik yönelimine bağlı olarak en ağır teknolojik savaş araçları ekseninde bir gerici savaş yürüttüğüne tanık olmaktayız. Bu anlamda düşmanın taktik açıdan üstün olduğu eşitsiz bir savaşın sürdüğü tartışma götürmez bir durumdur. Ki, bu şartlarda devrimci ve komünist güçlerin ağır kayıplar vermesi bir bakıma olağandır. Nitekim ulusal hareket, diğer devrimci hareketler ve son olarak MKP’de önemli kayıplar verdi.

Kayıplarımız karamsarlığı değil, daha fazla cüreti ve özneleşmeyi emrediyor!

MKP süreci okuyarak sürece dönük taktik politika veya izlenmesi gereken siyasetlerde önemli öngörülerde bulunarak belli politikalar geliştirdi. Dolayısıyla tespit ettiği sürece veya sürecin tespit edilen niteliğine karşı kayıtsız kalmadı ve yetenekleri oranında bu ağır saldırı sürecine karşı güçlerini koruma temelinde belli adımlar atıp siyasetler belirledi. Buna paralel olarak Sosyalist Halk Savaşı’nın komuta merkezi de önemli tahlil ve tespitler yaparak buna dönük siyasetler uyguladı. Partinin ve gerilla savaşı komutasının geliştirdiği siyaseteler veya sürece ilişkin tahlilleri bağlamında geliştirdiği taktik politikalar zemininde güçlerini koruma noktasında önemli bir seyir izlediği söylenebilir fakat savaş şartları yalnızca bizlerin belirlediği siyaset ve tedbirlerle sınırlı bir alan değildir. Savaşın diğer tarafı olan düşmanın da stratejileri, taktik, siyaset ve planları söz konusudur ki, savaş ve savaş şartları bu tarafların toplamında ifade bulur. Dolayısıyla tüm irade, tespit ve taktiklere rağmen, ya da bu yeteneklerimize rağmen mutlak biçimde değiştiremeyeceğimiz bir düşman varlığı söz konusudur ve bu düşman gerçekliğini hepten devre dışı bırakan bir inisiyatif sahibi olmamız mümkün olamaz. Kısacası, hata yapmasan da doğru taktikler belirleyip uygulasan da son tahlilde silahlı düşmana karşı silahlı savaş içindesin ve bu savaş her şeye rağmen bedellere mal olur, bu bedelleri kaçınılmaz kılar. Daha fazla yoğunlaşıp kayıpları aza indirme çabası ötelenmeden, bu gerçekliği kabul etmek rasyonel olandır. Savaşa girişen savaşın sonuçlarıyla karşılaşır, bunda aykırı bir durum yoktur.

Öte taraftan genel bir değerlendirme yapacak olursak, alınan bu kaybın rastlantı olmadığı, düşmanın stratejik askeri saldırısıyla sınırlı olmayıp, bu stratejik saldırısının somut hedefe dönük, özel çalışmalarının ürünü olduğunu da söyleyebiliriz. Düşmanın belirlediği hedef veya sonuç almaya dönük darbe vurma amacı temelinde söz konusu yoldaşları somut yönelim ve özel çalışmayla katlettiği de söylenebilir. Bu muhtemeldir. Zira düşmanın özellikle kadrolara, komutanlara ya da savaşta belirleyici rol oynayan komuta kademesine yönelik çalışmalar yürüterek, vurduğu darbelerin de bu hedeflerine uygun olması göstermektedir ki, düşman somut hedefler saptayarak bu hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. PKK ve MKP’nin kadro ve komutanlarının katledilmesi bunu göstermektedir. Kısacası, düşmanın belirlediği isimlere dönük somut çalışmalar yürüterek sonuç almaya çalıştığı ve bunda belli ölçüde başarılar gösterdiği söylenebilir. Bu kayıpları salt düşmanın teknolojik üstünlükleriyle açıklamak doğru olmaz. Düşmanın özel çalışmasını görerek buna dönük önlemler almak önem kazanmaktadır. Daha açık dille söylersek; düşman tespit ettiği önder veya komutanları ismen de tespit ettiği için, köylük alanda vb. geliştirdiği istihbarat ağı vasıtasıyla bu isimlerin hangi bölge, hangi köy ve alanda bulunduğunu netleştirip sabitlemektedir. Bu bilgiyi istihbarat ağı üzerinden netleştirdikten sonra, tespit ettiği bu bölge, alan veya köye dönük teknolojik araçlarını da devreye koyarak denetim ve kontrolünü büyütmekte ve gerilla gücünün hareketini, hareket tarzını izleyerek hedefine iyice yaklaşmaktadır. Ve maalesef bu zeminde belirlediği hedeflerine ulaşmayı başarmakta, somut olarak hedef aldığı kadro ve komutanları (teknolojik üstünlüğünü de kullanarak) katletmeyi belli oranda başarmaktadır. Dolayısıyla, isimlerin kullanılmasından, kullanılan yer ve alanların, yolların, kamp ve konaklama yerlerinin sıklıkla değiştirilmesi, hareket tarzında rutini takip etmeden sürekli değişken ve hareketli olmayı benimsemek, alınması gereken önlemlerdendir.

Her şeye karşın düşmanın stratejik olarak abartılmaması ama taktik-teknolojik üstünlüğünün ise küçümsenmemesi şarttır. Düşmanın taktik-teknolojik olarak üstünlüğü açıktır. Fakat bu üstünlük geçici olup, düşmanın kesin üstünlüğü biçiminde yorumlanamaz. Abartılan teknolojik üstünlük abartıldığı kadar gerilla savaşının olanaksızlığına varan bir durumda olmuş olsaydı, şimdiye kadar bütün gerilla güçleri imha edilmiş olurdu. Ne ki, düşmanın bu başarısından söz etmek mümkün değil.  Doğrudur, teknolojik açıdan devasa üstünlüğe, avantajlara sahiptir ve bu durum küçümsenemez. Ancak bu üstünlüğün mevcuttan-gerçekten öteye abartılması doru olmayıp karamsarlık yoludur. Eğer gerilla savaşı alınan kayıplara rağmen yürütülüyor ve gerilla hala silahlı eylemlerini gerçekleştirebiliyorsa, bu, düşmanın teknolojik-taktik üstünlüğünün kesin ve savaşı olanaksız kılan bir üstünlük olmadığı, dolayısıyla gereğinden fazla abartıldığı kadar mutlak bir üstünlük olmadığı görülmek durumundadır.

Düşman her dönem taktik, teknik, teknolojik üstünlüğe sahipti. Bu ona avantajlar sağlayan durumdu, sağlıyordu da. Bugün bu teknolojik üstünlük biraz daha gelişmiş durumdadır, hepsi bu. Evet, bu küçümsenmemeli, önemsenmeli ve değerlendirilerek önlemler almamıza konu olmalıdır. Ama karamsarlığa varan abartılara girmemize asla…

MKP, tarihine bakıldığında birden fazla yenilgi ve ağır darbe süreci yaşamıştır. Büyük tahribatlarla karşı karşıya kalmıştır. Lakin her süreçten başarılı biçimde çıkma yeteneği de sergilemiştir. Bunu tespit etmek önemlidir. Zira bu, şu anlama gelir; kayıplarımız ağır ve ciddi de olsa, bu kayıplar bizlerin devrim ve savaş ısrarımızı geriletmemiş, bizleri eriyerek tasfiye olmaya götürmemiş, karamsarlıklara sürükleyerek sağa çark etme gibi yönelimlere sokmamış, sokamamıştır. Tersine, daha kararlı, daha bilenmiş ve daha iddialı yaklaşımla sınıf mücadelesi ve devrimin görevlerine sarılarak, partinin yaralarının sarılarak ilerletilmesine tanık olmuştur. Bugün aldığımız önemli kayıp karşısında da proletarya partisinin yönelim ve tavrı budur, bundan başka olamaz. Kuşkusuz her kayıp ve özellikle de ağır kayıplar mücadele veya örgütlenmemizde belli etkiler yaratır, yaratabilir. Ancak bunların geçici süreçler olduğu, sürecin devrimci rotada yeniden biçimlenerek zayıflıklarını aşıp daha ileri mücadelelere evirileceği kesindir, bundan kuşku duyulamaz.

Belirleyici olan teknik-teknolojik üstünlük veya araç ve olanaklar değil, insan unsuru ve insanın bilinçli rolüdür! Kayıplarımız tereddüdün değil, keskin bilinçle daha fazla devrimcileşmenin gerekçeleridir! Sürecin ihtiyacı; pratik, pratik ve yine pratiktir’’

 

adhk tarafından

KBDH’den direnişçilerin anılarına bağlılık sözü

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

KBDH, Dersim’de yaşamını yitiren MKP’li Sevda Serinyel, Yılmaz Kes, Mahir Özgül ile Rojava’da yaşamını yitiren TKP/ML’li Nubar Ozanyan’ın anılarına bağlılık sözü verdi

KBDH (22-08-2017) Kadınların Birleşik Devrim Hareketi (KBDH) Konseyi yaptığı yazılı açıklamayla Dersim’de yaşamını yitiren MKP’li Sevda Serinyel, Yılmaz Kes, Mahir Özgül ile Rojava’da yaşamını yitiren TKP/ML’li Nubar Ozanyan’ın anılarına bağlılık sözü verdi. KBDH açıklamasında, “Biz KBDH olarak bu anlamlı ve özgür yaşam emrine, onların özgürlük komutasına göre yaşama, bunun için bu faşizmi mutlaka yenme ve devrimi kazanma kararlılığındayız” denildi.

KBDH Konseyi’nin açıklamasında ifadelere yer verildi:

“TC’nin güncel temsilcisi AKP-MHP faşizmi, halklarımızın devrimci mücadelesini bastırmak için saldırılarını her geçen gün yoğunlaştırmakta, sosyalizm mücadelesini, çizgisini tasfiye edip 21’inci yüzyıla faşizmin damgasını yeniden vurmak istemektedir. Mevcut durumda Ortadoğu’da arkasında uluslararası emperyalist güçlerin de olduğu AKP faşizminin tüm amacı budur. Tam da Ortadoğu’da, Kürdistan’da, Türkiye’de halkların, kadınların örgütlü iradesi açığa çıkmış ve 21’inci yüzyıla kendi rengini vererek damgasını vuracakken, bu etkinliği ve gücü dağıtma, bastırma, tasfiye etme politikaları zirveye tırmandırılmaktadır. Bunun için başta gerilla olmak üzere direnen tüm kesimlere amansız saldırmaktadır.

‘ONURLU BİR MİRAS BIRAKTILAR’

Geçtiğimiz süreçte bu saldırı alanlarından biri de Dersim sahası olmuştur. Dersim’de MKP’li yoldaşlarımızdan Mercan (Sevda Serinyel), Şahin (Yılmaz Kes), Doktor (Mahir Özgül) yoldaşlarımız faşist Türk devletinin, ordusunun saldırıları sonucu şehit düşmüşlerdir. Yine bir süredir Rojava devrim mücadelesinde yerini alan, savaşan, aktif mücadele veren TKP/ML’li Orhan (Nubar Ozanyan) yoldaşımız şehit düşmüştür. Her şeyden önce, uzun yıllar Türkiye devrim mücadelesine emek vermiş, ter dökmüş, en son kanlarını dökmüş bu yoldaşlarımızın anılarını selamlıyor, KBDH olarak mutlaka onların anılarını yaşatacak, zafere taşıyacak mücadeleyi geliştireceğimizin sözünü yeniliyoruz. Bu yoldaşlarımız da büyük özgürlük, sosyalizm emeğiyle devrim mücadelemizi büyütmüş, bizlere onurlu ve anlamlı bir miras bırakmışlardır. Onların onurlu bu miraslarını sahiplenmek ve büyütmek bizim için büyük onurdur.

‘NÛDEMLERLE BAŞLADI, MERCANLARLA BÜYÜYOR’

MKP’de Dersim Bölge Karargah Komutanlığı’nda yer alan Mercan arkadaş, aynı zamanda KBDH bünyesinde Dersim Ortak Komutanlığında yer alan bir yoldaşımızdır. On yıldır aktif devrim mücadelesini MKP ile yürüten Mercan yoldaşımız, şehirlerden kırlara, Dersim dağlarından Medya Savunma alanlarına kadar değişik alanlarda mücadele yürütmüş, devrim mücadelesinde emeğiyle kendini yaratmış ve büyütmüş bir yoldaşımızdır, komutanımızdır. Özellikle kadın özgürlük arayışı, kendini eğitme, bilinçlenme, örgütlenme ve cesaretle mücadele etme çizgisi, bizim için takip edilmesi gereken bir çizgidir. Düşman saldırıları sonucunda Mercan yoldaşı kaybetmiş olmak büyük bir acı, ancak bu acıyı başarıya dönüştürmek ve onun cesur, fedai, birleşik devrimci karakterini KBDH’ın kimliği haline getirmek de bizim için bir görev, sorumluluk olmaktadır. Nudemlerle başlayan KBDH yürüyüşü, Destanlarla, İdillerle, Nalinlerle, Helinlerle, Mercanlarla daha da büyüyor, örgütleniyor, iddia kazanıyor.

‘FAŞİZM KAYBEDECEKTİR’

Onların bu anlamlı yaşamları ve şahadetleri bizim için mücadele emridir, çizgidir. Biz KBDH olarak bu anlamlı ve özgür yaşam emrine, onların özgürlük komutasına göre yaşama, bunun için bu faşizmi mutlaka yenme ve devrimi kazanma kararlılığındayız.

Sosyalizme, özgürlüğe göre yaşayan ve mücadele eden tüm güçler ve yine tüm kadınlar kazanacaktır, faşizm kaybedecektir!”

ANF

adhk tarafından

DKH: Mücadelemiz gözaltılarla engellenemez!

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokratik Kadın Hareketi (DKH) bir açıklama yaparak Dersim’de SMF ve DKH üye ve taraftarlarına yönelik gözaltı saldırısını protesto etti ‘’Ezilen, sömürülen kadınların sesiyiz! Mücadelemiz gözaltılarla engellenemez’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (22-08-2017)-‘’ Sabah saatlerinde Dersim’de yapılan operasyonlarla Demokratik Kadın Hareketi (DKH) aktivisti Gizem Yamaç ve 5 Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) üyesi gözaltına alınırken sayısı net olmamakla birlikte Halkın Günlüğü Gazetesi Dersim temsilcisi Sertan Önal ve SMF üyeleri hakkında da yakalama kararı olduğu bilgisine ulaşıldı.

Ataerkil ve kapitalist sistemin temsilcisi Erdoğan/AKP iktidarı başta ezilen ve emekçilerin sesi olan kadınlar ve sosyalistler olmak üzere kendisine muhalefet eden  tüm kesimlere doğrulttuğu baskı politikalarını çeşitli kılıflara büründürerek,  doğa katliamlarından, ötekileştirmeye, ırkçılığa, çocuk ve kadın istismarlarının artmasına sebep olacak uygulamalardan emekçi ve ezilen kesimlere topyekün bir savaş açarak baskı altına alma çalışmalarına devam ediyor. Hiç bir koşul yoktur ki ölümlerin, katliamların, doğa talanlarının, istismarın, ötekileştirme ve ırkçılığın önüde çelikten bir irade ile duran emekçi halkımızın meşru mücadelesini gözaltı terörü ile yıldırsın!

AKP iktidarının kadın mücadelesine yönelik baskıları her gün katlanarak devam ederken, mücadelemiz de bir o kadar güçlenip yayılmaktadır. Hiçbir baskı yoktur ki karşısında güçlü bir muhalefet doğurmasın ve yaptığı katliamlarından kendine kanlı bir kefen biçmesin. Bugün karşımızda duran faşizmin kâğıttan bir kaplan olduğu aşikârdır. Öyle ki kendi korkularından beslenen bir saldırganlıkla bizleri yıldırabileceğini sanmaktadır. Ancak bizler gücünü ezilmekten alan halkız ve biz ezildikçe örs ve çekiç arasında dövülür gibi bilenmekte sınıf kinimiz. O gün gelene kadar durmadık, durmayacağız. Haklılığımızdan aldığımız meşruluğumuzu her yerde savunmaya devam edeceğiz.

Ezilen kadınların sesini yükseltmek için onurlu bir mücadele veren DKH aktivisti Gizem Yamaç, ESP Genel Başkanı Çiçek Otlu ve 166 gündür açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve 91 gündür açlık grevinde olan Esra Özkan Özakça yalnız değildir’’

Yaşasın Kadın Mücadelemiz!

Yaşasın Sınıf Mücadelemiz!

Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!

adhk tarafından

Kayseri’de “Hamza Yalçın’a Özgürlük” Denildi

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Dünya’da ve Türkiye’de birçok şehirde Hamza Yalçın’ın tutuklanmasına dönük tepkiler sürerken, Kayseri’de Direnişçiler tarafından da konu ile ilgili bir basın toplantısı düzenlendi

Kayseri (22-08-2017) Kayseri’de Odak okurları Hamza Yalçın’ın serbest bırakılması için Eğitim-Sen’de basın açıklaması düzenledi. Odak adına konuşan Mahir Akçadağ “Hamza Yalçın’ın İspanya’da hukuksuz şekilde tutuklandığını ve serbest bırakılması gerektiğini, Hamza Yalçın’ın yaptığı ilk telefon görüşmesinde açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça hakkında bilgi aldığını” söyledi. Haziran üyelerinin de destek verdiği açıklamaya okunan basın metni ile devam edildi. Basın metnini okuyan Fatma Kalkan sonrasında katılımcılara söz vererek Hamza Yalçın ve açlık grevindeki öğretmenler ile ilgili katılımcıların görüşlerini aldı. Yapılan sohbetin ardından basın açıklaması sona erdi.

Okunan basın açıklaması:

Dergimiz ODAK’ın başyazarı, Eğitim ve Dayanışma Hareketi koordinatörü Hamza Yalçın, İspanya’nın Barselona kentinden İngiltere’ye seyahat etmek için gittiği havaalanında İnterpol polisleri tarafından kırmızı bültenle aranması olduğu gerekçesi ile 3 Ağustos günü gözaltına alınmıştır. Bir gün sonra, 4 Ağustos’ta mahkemeye çıkarılan Yalçın, hızla tutuklanarak C.T Birans 1 adlı cezaevine gönderilmiştir. Hamza Yalçın, Türkiye’de gerçekleştirdiği devrimci faaliyetlerinden ötürü Türkiye tarafından iki kere müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir sosyalisttir. Odak Dergisi başyazarı ve aynı zamanda İsveç Yazarlar Birliği ile Amnesty üyesi bir devrimcidir. Sosyalist fikirleri, pratiği ve yazılarından ötürü defalarca hedef gösterilmiş, çeşitli komplolara maruz bırakılmıştır. Türkiye’de ağır işkencelerden geçirilmiş ve işkence tezgahlarından alnının akıyla çıkabilmiş bir devrimcidir. Çeşitli cezaevlerinde kalmış, üst üste iki kere beraat ettiği davadan üst mahkemenin itirazları ile ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Türkiye de yaşam şansı bulamayan Yalçın çalışmalarına yurtdışında devam etmek zorunda bırakılmıştır. Yaşadığı İsveç başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde aktif devrimci pratiğini sürdüren Yalçın, AKP’nin devrimcilere dönük saldırılarının hedefi olmuştur.

Tutuklanmasının ardından arkadaşlarımız ile telefonda görüşme şansı bulan Hamza Yalçın, kendisini İspanya’da gözaltına alan polislerin de faşizan tutum takındığını, gözaltı sırasında darp edildiğini ve direnmesi üzerine de daha sert davranılarak işkence ile zorla ters kelepçe yapıldığını aktarmıştır. İspanya devleti tutuklanmasına gerekçe olarak kendisinin kırmızı bülten ile arandığını ifade etmiştir. Kırmızı bülten nedeni olarak ise Türkiye’de 2010 yılında Odak Dergisi çalışanlarına dönük gerçekleştirilen operasyonlar gösterilmiştir.

3 Ağustos günü tutuklanmasının ardından hemen harekete geçen tetikçi medya Yalçın’ı ve dergimiz ODAK’ı Fetö ile ilişkilendirmiş ve sıkça rastladığımız yalanlarını ortaya koymuştur. Ne Yalçın’ın ne de ODAK’ın Fetö ile alakası söz konusu değildir. Aksine Interpol tarafından da işaret edilen 2010 yılı operasyonları o dönem sıkı dost olan AKP ile Gülen Cemaati’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği bir operasyondur. Bunun da ötesinde hayatının her anını Türkiye ve dünya halklarının kurtuluşu için vakfetmiş bir devrimcinin ve ait olduğu kurumun böyle bir suçlamayla itham edilmesi tek kelimeyle gülünçtür. Hamza Yalçın, AKP’nin dibine kadar pisliğe batmış saltanatına boyun eğmeyen bir insandır. Tutuklanmasının altında da zulme karşı direnen bir duruşa sahip olmasından öte gelmektedir.

Hamza Yalçın’ın Avrupa’da tutuklanması tesadüf değildir. AKP iktidarının Türkiye’de yürüttüğü baskı ve tutuklama politikalarının ülke sınırlarını aşan bir yansımasıdır. Türkiye’yi sonu bilinmez bir iç savaşın eşiğine getiren ve her gün koyulaşan bir karanlığa doğru sürükleyen siyasi iktidar, karşısında durabilecek her türden demokratik muhalefete baskı, işkence ve tutuklamalarla karşılık vermektedir. Yüzlerce muhalif gazeteciyi esir almakta, onlarca milletvekilini tutsak etmekte ve OHAL yardımıyla en ufak çatlak sesi dahi polis gücüyle savuşturmaktadır. Özellikle muhalif medya üzerindeki baskılar giderek artmakta ve uyduruk iddianameler yoluyla gazeteci ve yazarlar hapsedilmektedir. Hamza Yalçın’a yöneltilen “terör” suçlamasının altında muhalefete karşı duyulan tahammülsüzlük yatmaktadır. AKP’nin ülkeyi açık faşist bir diktatörlüğe çevirmesinden hoşnut olmayan Hamza Yalçın gibi demokrat ve devrimci kesimlere verilmek istenen mesaj nettir. AKP, ülkeyi sonsuza dek teslim almak için düzmece suçlamalara başvurmaktadır. Ancak, dün olduğu gibi bugünde bizler, bu saldırılara direniş bayrağını yükselterek cevap vereceğiz. Yılmayacağız, teslim olmayacağız ve gücümüzün son noktasına kadar faşizme karşı halkların birleşik devrimci mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.

Bizler ODAK Dergisi emekçileri ve okurları olarak Hamza Yalçın’ın onurlu ve direnişçi mücadelesini sahipleniyoruz. AKP’nin düzmece iddialarla yürüttüğü karalama kampanyasına boyun eğmeyeceğiz. Hamza Yalçın serbest bırakılıncaya kadar alanlarda olacağız.

http://www.odak-direnis.com/

adhk tarafından

Göğü fethetmeye çıkan kahramanlar ‘dan NUBAR OZANYAN dövüşerek güneşe gömüldü!

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Mustafa Çalışkan (22-08-2017) Yaşam ve ölüm hayatımızın başından itibaren birer parçası Önemli olan ne kadar yaşadığınız değil,yaşadığınız süreye neleri sığdırabildiğiniz Ezilmiş, soykırıma uğramış mazlum halkların bağrında çıkan yüzlerce direniş kahramanları tarih yazarak anılırlar

Soykırıma uğrayan Ermeni’lilere mensup sosyalist Hınçak Partisi yöneticisi Paramaz’ın (Matteos Sarkisyan) kendisi ve darağacına gönderilen 19 partili arkadaşı adına idam sehpasında son söz olarak; “Bedenimizi ortadan kaldırabilirsiniz, fakat idealimizi asla. İdealimiz sosyalizmdir. Yaşasın sosyalizm!” haykırarak idama meydan okudular..Tarihte yok sayılan,inkar edilen Ermeni soykırımı ve katliamı karşısında, eksikliğine rağmen KAYPAKKAYA ‘nın devrimci duruşu,TKP/ML saflarında Ermeni Sosyalistleri örgütlendi.. ARMENAK BAKIRCIYAN,MANUEL DEMiR faşizmin kurşunlarında,NUBAR YALIM Mit’in saldırısında, HRANT DİNK kahpe pusuda katledildiler..

NUBAR OZANYAN;PARAMAZ ve 19 yoldaşlarının,ARMENAK BAKIRCIYAN,NUBAR YALIM,MANUEL DEMiR ve HRANT DİNK’in mirasını Rojova direnişinde yaşattı. Marx’ın Paris komünü için “Komün tüm dünya emekçilerini Fransa’ya ilhak ediyordu ” Sözleri,adeta Rojava için de geçerliydi. Dünya sosyalistlerinin kalbi Rojova da atıyordu. Başta Türkiye’li,Kürdistan’lı devrimciler,ilerciler olmak üzere yüzlerce sosyalistler Rojova da İşid çetelerine karşı mücadeleye akın ettiler.

NUBAR OZANYAN TKP/ML saflarında yönetici bir Komutan olarak,Rojova da İşid çetelerine karşı mücadelenin en önünde savaşarak 14 Ağustos 2017 de dövüşerek güneşe gömüldü.

NUBAR OZANYAN 40 yılı aşkın TKP/ML saflarında aralıksız mücadeleyi sürdürür.

O,Paris’in FAKİRİ gün gelir cepinde meteliksiz dolaşır,gün gelir cebindeki son kuruşuna kadar paylaşır. Mültecilerin ve her kesimin yardımına koşan güleç yüzlü ve espiri dolu FAKİR.

Örgütlü mücadelenin önemini kavrayarak TKP/ML saflarında örgütlü yerini alır. O adeta bir hammal gibi irili-küçüklü hiçbir görevi küçümseden faaliyete koyulur. Partinin en zor anında,bugün Rojova’ya giden yolun başlangıcı olarak 1990-1991 yılında TKP/ML ’nin Orta-Doğu Bekaa Vadisinde askeri kampa gönüllü olarak kendisini sunar ve yer alır.

Kamp yaşamı boyunca öğrenme azim ve yaratıcılıkta durmak bilmeden yeni şeyler yaratır.

Kampın komünar yaşam koşullarında adeta örnek birisi olarak espiri dolu,güleç yüzlü yoldaşlarına moral olur. Kampın sadece insanı boyutu ile ilgilenmez,aynı zamanda yüreği hayvan sevgisi ile dolu Kampın köpekleriyle ilgilenir, onları eğitirdi.

Hatta bir seferinde kendisine takıldım “yav Nubar böyle giderse biz herhalde hayvanlar kampı kuracağız” kıs kıs güldü.

Balbek’ten Bekaa’ya dönerken ufak bir köye uğradık. Ermeni’lilerin yaşadığı bir köy Nubar Ermenice sohbete daldı. Sohbet koyulaştı ve TKP/ML’yi köylülere anlatıyordu.Ertesi gün bir araba o köyden Ermeni’liler Kampa ziyarete geldiler. Ve ilişki böylece gelişti ve bize çok yardımları oldu. Işte Nubar yoldaşın böyle bir özelliği de var.Arabayla seyahatlerde mutlaka bir kimlik gerekiyordu. Biz PKK’li dostların kimlikleriyle dolaşıyorduk,Nubar “yoldaş biz niye kendi kimliğimizi yapmıyoruz” deyince,dikkate alarak 5 dilden parti ismi ve kırmızı renk üzerine sarı yıldızı koyarak TKP/ML kimliğini çıkarttık. Nubar çok mutlu olacakki ” ha şöyle yoldaş ya,şahane,bizim de bir kimliğimiz var”.Ben yine takıldım Nubar’a “ne yani Nubar yoldaş biz kimliksizmiyiz ki” tebessümle güldü.

NUBAR yoldaş Askeri kampın,gülü,morali ve neşesiydi..İşte bu başlangıç Nubar yoldaşı Dersim’e taşıdı. Rojoavaya taşıdı.Onu Rojava’nın askeri komutanı Olarak İşid çetelerine karşı Rojava devrimini koruyarak ölümsüzleştirdi. NUBAR,için ne yazılsa az. Onu ve 40 yılı aşkın mücadelesini,alçak gönüllüğünü,sevecen güleç yüzünü,komutanca duruşunu yapraklara arasına sığdırmak mümkün değil.Onun pratiği mücadelesi ve duruşu zaten yeteri kadar kendisini anlatıyor. NUBAR OZANYAN ,Marks’ın Paris komünarları için dediği gibi “GÖĞÜ FETMEYE ÇIKAN KAHRAMANLAR” dövüşerek güneşe gömüldüler!

Mustafa Çalışkan

adhk tarafından

SMF: Baskılar, gözaltılar bizi yıldıramaz!

Ağustos 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) bir açıklama yaparak Dersim’de üye ve taraftarlarına yönelik gerçekleştirilen gözaltılar başta olmak üzere ESP genel başkanı Çiçek Otlu’nun gözaltına alınmasını protesto etti SMF tarafından yapılan açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ(22-08-2017)-‘’Erdoğan/AKP iktidarının toplumsal muhalefete yönelik kapsamlı ve vahşi saldırıları sistematik olarak devam ediyor. Tamamen susturulmuş ve kendisine biat eden bir toplum yaratmak isteyen Erdoğan/AKP iktidarı kendi gerici saltanatına muhalefet eden ve tehlike oluşturan bütün dinamikleri ezmeye ve susturmaya çalışmaktadır.

Bu dinamiklerin başında kuşkusuz ki devrimciler ve sosyalistler gelmektedir. Toplumsal mücadelenin en diri ve dinamik kesimini oluşturan devrimci ve sosyalist güçler sistematik olarak burjuva gerici siyasal iktidarın baskı, gözaltı ve tutuklama terörüne uğramaktadır.

Bu sistematik baskılara uğrayan kurumlardan biri de Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF)’dur. 19 Ağustos tarihinde gerçekleştirdiği bir basın toplantısı ile kendisini kamuoyuna deklere eden ve Demokratik Haklar Federasyonu’nun bütün tarihsel birikimlerini kendisine referans alarak daha ileri bir düzeye taşıyan Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF)’nuna yönelik bugün Dersim’de gerçekleştirilen baskınlarda birçok üye ve taraftarımız gözaltına alınmıştır.

Sabah erken saatlerinde yapılan ev baskınlarında Dersim merkezden Dersim Konak, Gizem Yamaç, Çiğdem Kılınç ve Hasan Yıldız, Ovacık ilçesinde ise Ovacık belediye çalışanı ve aynı zamanda belediye başkan danışmanı olan Hayati Güngören ve Orhan Perktaş gözaltına alınmışlardır. Yine Halkın Günlüğü gazetesi Dersim temsilcisi Sertan Önal, Ali Tatar, Özcan Ulucan ve soyadını öğrenemediğimiz Bülent isimli üye ve taraftarlarımız hakkında ise gözaltı ve yakalama kararı bulunmaktadır.

Çiçek Otlu yalnız değildir!

Daha öncesinden Dersim merkezli yürütülen bir operasyonda hakkında tutuklama kararı çıkartılan ESP genel başkanı Çiçek Otlu’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınmıştır. Çiçek Otlu’nun  Dersim’e götürülerek burada tutuklanıp hapishaneye konulacağı belirtiliyor.

Buradan bir kez daha belirtiyoruz; dün olduğu gibi bugünde hiçbir baskı, saldırı, gözaltı ve tutuklama bizleri haklı ve meşru mücadelemizden asla geri düşürmeyecektir. Baskılar altında ilmik ilmik halklarımızın özgürlük ve kurtuluş mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz’’

Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar bizi yıldıramaz!

Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılsın

Çiçek Otlu yalnız değildir!

Yaşasın sosyalizm mücadelemiz!