adhk tarafından

MKP/HKO gerillaları sonsuzluğa uğurlandı

Eylül 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

26 Eylül’de Dersim’in Ovacık ilçesinde ölümsüzleşen MKP/HKO gerillaları Özcan Öner (İsyan) ve Cem Gürgül (Mesut), bugün sonsuzluğa uğurlandılar

HABER MERKEZİ (29-09-2017 )- 26 Eylül’de Dersim’in Ovacık ilçesinde ölümsüzleşen MKP/HKO gerillaları Özcan Öner (İsyan) ve Cem Gürgül (Mesut), bugün sonsuzluğa uğurlandılar.

26 Eylül’de Dersim’in Ovacık ilçesinde MKP/HKO gerillalarıyla “TC” güçleri arasında saatlerce süren bir çatışma yaşanmış ve çatışma sonucunda 2 MKP/HKO gerillası ölümsüzleşmişti. Ölümsüzleşen HKO gerillaları Özcan Öner ve Cem Gürgül’ün cenazeleri, dün (28 Eylül) Malatya Adli Tıp Kurumu’ndan aileleri tarafından alınarak Ovacık ilçesine götürüldü.

HKO gerillaları Öner ve Gürgül bugün saat 13.30’da Ovacık Cemevi’nde düzenlenen bir törenin ardından sonsuzluğa uğurlandılar.

Cenazede asker ve polislerin yoğun ablukası dikkat çekti.

http://halkingunlugu1.org/

 

 

 

 

 

 

 

adhk tarafından

MKP: Savaşın yeni bayrakları İsyan ve Mesut yoldaşlar

Eylül 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

MKP Dersim’in Ovacık ilçesi kırsalında ölümsüzleşen HKO gerillaları Özcan Öner ve Cem Gürgül için yazılı bir açıklama yayınladı “Sosyalist Halk Savaşı’nın yükselen yeni bayrakları İsyan ve Mesut yoldaşları sürecek savaşımızda anacağız!” başlığını taşıyan açıklamada, 26 Eylül günü yaşanan çatışmaya ilişkin bilgilerde yer aldı

HABER MERKEZİ (28.09.2017) – MKP Dersim’in Ovacık ilçesi kırsalında ölümsüzleşen HKO gerillaları Özcan Öner ve Cem Gürgül için yazılı bir açıklama yayınladı. “Sosyalist Halk Savaşı’nın yükselen yeni bayrakları İsyan ve Mesut yoldaşları sürecek savaşımızda anacağız!” başlığını taşıyan açıklamada, 26 Eylül günü yaşanan çatışmaya ilişkin bilgilerde yer aldı.

Maoist Komünist Partisi (MKP) yazılı açıklamasında, bir gerilla birliğinin 26 Eylül günü saat 18.00 sularında düşman pususuna yakalandıklarını ve saat 23.00’e kadar çatıştıktan sonra gerilla birliğinin kuşatmayı yardığını ancak iki gerillanın ölümsüzleştiklerini belirtti.

Yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı;

“Sosyalist Halk Savaşı siperlerinde iki kızıl karanfilimizi daha yitirdik. Özcan ÖNER (İsyan) ve Cem GÜRGÜL (Mesut) yoldaşlarımız devrimci çalışmalarını yürüttükleri Dersim/Ovacık’ta düştükleri düşman pususunda kahramanca çatışarak ölümsüzleştiler.  Yoldaşların kızıl anıları önünde saygıyla eğiliyor, savaşlarını selamlıyoruz.

Ovacık’ta olağan çalışmalarını yürüten gerilla birliğimiz 26 Eylül 2017 günü saat 18.00 sularında düşman pususuna takılarak 23.00‘e kadar süren bir direniş sürdürmüş, kahramanca çarpışmıştır. Saatlerce süren bu çatışmada gerilla birliğimiz pusuyu yararak çıkmış ancak İsyan ve Mesut yoldaşlarımız şehit düşmüştür.

Kuşkusuz ki, İsyan ve Mesut yoldaşlarımızın şehit düşmesi faşist Erdoğan/Saray sultasının gerilla güçlerine ve özelde de partimize karşı, büyük teknolojik araç-gereç desteği ve taktik üstünlük avantajını kullanarak azgınca yürüttüğü stratejik imha-ezme saldırılarının sonucudur. Dahası köklü sınıf düşmanları arasında silahlı savaş biçiminde süren mücadelenin doğası ve kaçınılmazıdır bu bedeller. Devrimin bedelsiz gelişemeyeceği açıkken, ödenen ağır bedeller devrimci dinamikleri çelikleştirerek devrimi ilerleteceği unutulamaz. Devrim ile karşı-devrim arasındaki çatışmanın sonucunu tayin edecek olan taktik üstünlük ve teknolojik silah avantajı değil, insanın bilinçli eylem ve iradesidir.”

Partimiz savaşçıdır, savaşacaktır

“Açıklamada, gerilla birliğinin ve ölümsüzleşen gerillalarının sergiledikleri savaş iradesinin, “TC”nin teknolojik üstünlüğünü boşa çıkardığı belirtildi ve şu ifadeler yer aldı;

Gerilla birliğimiz ve ölümsüzleşen yoldaşlarımızın sergiledikleri savaş iradesi, düşmanın teknolojik üstünlüğünün sanıldığı kadar mutlak kudret olmadığını ve komünist devrimci iradeyle boşa çıkarılacağını göstermişlerdir. Düşmanın teknolojik üstünlüğe dayalı devasa taktik gücünün yarattığı pesimist-karamsarlığın tersine, yoldaşlarımız komünist devrimci iradenin üstesinden gelemeyeceği bir teknolojinin olmadığını kanıtlamıştır. İHA-SİHA’lar ve düşmanın teknik-teknolojik üstünlüğü elbette bir gerçektir. Bu gerçeklik savaşı belli zorluklarla, sorunlarla karşı karşıya getirmekte ve ağır darbelerin alınmasına yol açmaktadır. Ancak, bu teknolojik üstünlüğün mutlak bir üstünlük olmadığı ve sanıldığı gibi gerillaları faaliyet yürütemez duruma getirmediği açığa çıkmıştır. Gerilla güçlerimiz ve ölümsüzleşen yoldaşlarımız düşmanın İHA-SİHA’larına karşın faaliyetlerini yürütmekte, kayıplar da verilse çatışmalar yürütmektedirler. Yürütmektedirler çünkü insanın bilinçli dinamik rolü ve devrimci iradesi en büyük kudret ve üstünlüktür. Ölümsüzleşen İsyan ve Mesut yoldaşlarımız bunun en parlak kanıtlarıdır. Partimiz ve bütün yoldaşlarımız en ağır bedele karşın savaşta kararlı, devrimde ısrarlı ve iddialıdır.

Partimiz dünya proletaryasının Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki kolu olarak coğrafyamız devrimini, somut enternasyonal görev bilinciyle ele alır, proleter dünya devriminin bir parçası olarak tanıtlar. Tarihsel meydan okuyuşun coğrafyamızdaki siyasi kurumu olan partimiz, devrimin stratejik aracı olarak devrimimizdeki rol ve pozisyonunu siyasi savaş partisi niteliğiyle açıklar. Partimiz bir siyasi savaş partisidir. Bu niteliğine uygun olarak partimiz, esasta savaş içinde ve ordu biçiminde örgütlenir. Ordu örgütlenmesi devrimin stratejik silahıdır. Devrimci savaşın kurumsal aracı olan ordu örgütlenmesi olmadan devrim gerçekleştirilemez.  Devrimci savaşın coğrafyamızdaki biçimi Sosyalist Halk Savaşıdır. Partimiz Sosyalist Halk Savaşı’nı Halk Kurtuluş Ordusu ve Partizan Halk Güçleri örgütlenmesiyle yürütür. Halk Kurtuluş Ordusu, partimizin önderliğinde devrimin stratejik biçimi olan savaş görevi esasına göre örgütlenmiş olan askeri savaş kurumu veya örgütüdür. Sosyalist Halk Savaşı görevi,  partimizin önderliğinde Halk Kurtuluş Ordusu ve Partizan Halk Güçleri tarafından icra edilir.

Bu savaş, faşist ‘’TC’’ devleti ve faşist ordusu ile MKP önderliğindeki HKO güçleri arasında cereyan etmektedir. Bu savaşta partimiz görevli ve öznedir. Partimizin her militanı bu savaşta görevli ve öznedir, her yoldaşımız savaşçıdır. Partimiz savaşçıdır, savaşacaktır. Partimiz devrimde iddialı, Sosyalist Halk Savaşı’nda ortaya koyduğu ısrar kadar kararlıdır. Bu savaşın kahramanları ölümsüz yoldaşlarımızdır.

Bu savaş büyük eşitsizlikler içinde, küçük güçlerin düzenli ordu gibi büyük güçlere karşı verdiği bir savaştır. Binlerce düzenli ordu gücüne karşı küçük gerilla birliklerinin yürüttüğü savaştır. Bu savaş, İHA-SİHA, savaş uçakları ve helikopterlere karşı kleşlerle verilen bir savaştır. Tank, top ve roketlere karşı kleşlerle verilen savaştır. Bu savaş, emperyalist gericiliğe, onun silah ve savaş teknolojisine karşı halkın desteği ve kleşlerle verilen bir savaştır. Bu savaş, çeşitli millet ve milliyetlerden halklarımızın kurtuluşu için Şahinlerimizle, Mercanlarımızla, Doktorlarımızla, Fırat ve Şiarlarımızla, İsyan ve Mesutlarımızla ilerleyen ve ilerleyecek olan Sosyalist Halk Savaş’ıdır! Bu savaşta ödediğimiz bedeller ağır, ödeteceğimiz bedeller de ağır olacak.”

Savaşın bayrakları İsyan ve Mesut yoldaşlar

Açıklamada son olarak, İsyan ve Mesut isimli gerillaların bu savaşın bayrakları olarak toprağa düştüğü ve bu bayrakların burçlara dikileceği ifade edilerek, açıklama şu şekilde sonlandırıldı;

“Bugün ölümü küçülterek ölümsüzleşen yoldaşlarımız işte bu savaşın icrasında kahramanca toprağa düşmektedirler. Devrimimizin ve savaşımızın ağır bedelleridir düşenlerimiz. Şahin, Mercan, Doktor ve Fırat ile Şiar yoldaşlardan günlerce sonra ölümsüzleşen İsyan ve Mesut yoldaşlar bu savaşın bayrakları olarak toprağa düşmektedirler. Bizlerin görevi bu bayrakları burçlara dikmektir.

Faşist Erdoğan/AKP iktidarının stratejik imha saldırıları ve katliamları yoldaşlarımızın feda ruhuyla yürüttükleri Sosyalist Halk Savaşı’nı ezemez, partimizin devrim iddiasındaki ilerleyişini durduramaz! Bilakis, yoldaşlarımızın derin halk sevgisi, devrim ve komünizm davasına bilimsel bağlılıkla yürüttükleri Sosyalist Halk Savaşı faşist hâkim sınıflar devleti ve faşist Erdoğan/AKP iktidarını er ya da geç yenecektir!

Bu bilinçle İsyan ve Mesut yoldaşların anısı önünde bir kez daha eğiliyor, onlar şahsında Şahin, Mercan, Doktor, Fırat ve Şiar yoldaşları anıyoruz.”

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Dersim’de 2 MKP/HKO gerillası ölümsüzleşti

Eylül 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim’in Ovacık ilçesinde dün akşam saatlerinde “TC” güçleri ve gerillalar arasında yaşanan çatışmada MKP/HKO gerillaları İsyan ve Mesut kod adlı gerillaların ölümsüzleştiği bildirildi

HABER MERKEZİ (27-09-2017) – Dün gece Dersim Ovacık kırsalında çıkan ve saatlerce süren çatışmada 2 MKP/HKO gerillasının ölümsüzleştiği bildirildi.

Dün akşam saatlerinde Dersim’in Ovacık kırsalında gerillalar ve “TC” güçleri arasında çatışma yaşanmış ve gece saatlerinde valilik 2 gerillanın yaşamını yitirdiğini iddia etmişti. Yerel kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre yaşamını yitiren 2 gerillanın MKP/HKO gerillaları olduğu öğrenildi.

Ölümsüzleşen gerillalardan birinin İsyan, diğerinin ise Mesut kod adlı olduğu öğrenildi.

adhk tarafından

ADHK; Güney Kürdistan’da ki Referandumu Destekliyor, Sonucuna Saygı Duyuyoruz

Eylül 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı temelinde; Güney Kürdistan’da ki Referandumu Destekliyor, Sonucuna Saygı Duyuyoruz

ADHK (26-09-2017) Bilindiği gibi 25 Eylül günü, Güney Kürdistan’da Kürt ulusu 5 milyon seçmeniyle referandumda bağımsızlık için oy kullandı. Aynı gün netleşen sonuçlara göre, sandıktan yüzde 93 oranında bağımsızlığa evet sonucu çıktı.

Bu referandum açık, gizli, utangaç politik devlet, parti ve örgütleri, şovenizm cephesinde Kürt düşmanlığı temelinde, adeta tesbih tanesi gibi yanyana dizdi.

“Dünya 5’ten büyükdür” diyen, “mazlumların” sahte sesi  faşist Erdoğan, 5 büyükle yanyana “referandumun asla kabul edilemeyeceğini” buyurdu. Efendileriyle şımarık kölelerin sesi aynı koroda bir birine karışarak, Kürdün Bağımsızlık referandumuna karşı şovenist nakaratlara eşlik ettiler.

Bu iki yüzlü ahlaksız cephe, IŞİD dostu faşist Erdogan’la, ona karşı Kürtleri cepheye süren emperyalist “IŞİD düşmanı” 5 büyükleri BM çatısı altında bir araya getirdi. Kürtler “referandum yapamaz” ortak sözüyle nerdeyse hergün açıklamalar yaptılar.

Emperyalist haydutların uşağı TC ve temsilcisi Erdoğan’ın, “Devletlerin dostları olmaz, çıkarları olur” pragmatik çizgide bir araya gelip, Kürtlere parmak sallamasında tabiki anlaşılmayacak bir şey yok.

Anlaşılamaz olan Türkiye Kuzey Kürdistan’da adında “Komunist”, “Özgürlük ve Demokrasi” olan “sol”, reformist partilerinde referanduma “ayıp” gözüyle bakıp, siyasal ahlak dersi vererek, içlerindeki şovenizmi kusmaları oldu. TKP ve ÖDP açık ve net olarak referandumun karşısında konumlandılar.

Daha trajik olanıysa Kuzey’li Kürtlerin “ama” ile başlayan itiraz cümleleri kurup, Güney parçalarının “bağımsızlık için” yaptıkları bu referanduma iştahsız, ihtiyatlı yaklaşmaları oldu.

Ne varki tüm bu kuşatmaya karşın, referandumu ertelemeyen Güney Kürdistan Kürt yönetimi, geri adım atmayarak, 25 Eylül günü sandığa gidip, yüzde 93 evet oyuyla, en demokratik, en meşru hakkını kullandı.

Bizler ulusal sorunun tarifi, tanımı, somut koşullarda nasıl ele alınıp çözüleceğine dair, tüm ilkesel perspektifimizi Türkiye Kuzey Kürdistan Devrimci Hareketi’nin bu konuda ki mederi iftiharı olan İbrahim Kaypakkaya’dan alıyoruz. Onun bu sorunun çözümüne dair en tutarlı yaklaşımı, her türden şövenizmle aramıza kalın çizgiler çekmemize neden oluyor. Bu çizgiden asla taviz vermeyeceğiz. Bu dogmatik bir savunu değil, somut ta, an’da karşımıza çıkan Refarandum sorununa dair canlı gerçeğe bağlı olarak ortaya çıkan devrimci bir savunudur.

Güney Kurdistan’ın ayrı bir ulus olarak, Irak merkezi hükümetiyle birlikte yaşayıp yaşamayacağına, Kendi Kaderini Kendisinin Tayin HAKKI çerçevesinde karar vermesi, kendilerinin en demokratik hakkıdır. Boşanma hakkı olmayan bir evliliği, değil bir ulusa, iki eşe dahi anlatamazsınız.

Referandum sonucunda ortaya çıkacak statünün niteliği ve ittifaklar ilişkisi, bu temelde halkların  sosyalist geleceğine dönük olumlu yönden desteklenmesi, olumsuz durumda zor kullanmadan devrimci eleştirisi başka bir şey, ayrılıp ayrılmayacağına dair kaderini belirleme HAKKI başka bir şeydir.

Sonuç olarak her türden şövenist cepheye karşı, Güney’li Kürtlerin referandum hakkını savunuyor. Yüzde 93’le bağımsızlığa Evet diyen iradelerine saygı duyuyoruz.

Bu konuda ki ilk ve son sözümüzü Kaypakkaya yoldaşa bırakıyoruz;

“Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı; bütün ülkelerin işçilerinin [ve ezilen halkların] birleşmesi.”

– Kahrolsun Emperyalizm Ve Her Türden Şövenizm !

– Yaşasın Bütün uluslar için tam hak eşitliği !

-Bütün Ülkelerin İşçileri Ve Ezilen Halk/Ulusları Birleşin !

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

adhk tarafından

İşkencehanelerde düşmanı yargılayan cüret: Hasan Hakkı Erdoğan

Eylül 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Mücadelenin ilerleyen tarihsel süreçlerinde daha da ön plana çıkan Hasan Hakkı Erdoğan yoldaş, 18 Eylül 1984 yılında proletarya partisine yönelik yapılan bir baskında İstanbul’da yakalanır 30 Eylül tarihine kadar yoğun işkencelerden geçirilen Hasan yoldaş, direniş tavrını kuşanarak üzerindeki sahte kimliği dahi kabul etmeyerek düşmanı adeta çılgına çevirir

HABER MERKEZİ(26.09.2017)-Sınıfsız Toplum İçin Halkın Günlüğünün 5.Sayısında tarih sayfasından yayınlanan ‘’İşkencehanelerde düşmanı yargılayan cüret: Hasan Hakkı Erdoğan’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

‘’Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’da cisimleşen ve devrimci mücadelenin sonraki tarihsel sürecinde devrim ve komünizm savaşçılarının elinde sarsılmaz bir direniş bilincine dönüştürülen işkencelerde kızıl direnme ruhu onlarca ve yüzlerce devrim savaşçısı tarafından bayraklaştırılarak bugünlere kadar gelmiştir. İşkencehanelerde kızıl direnme ruhunu kuşanarak düşmanına diz çöktüren komünizm savaşçılarından biri de Hasan Hakkı Erdoğan yoldaştır. 1960 yılında Elazığ/Karakoçan’da dünyaya gelen Hasan Hakkı Erdoğan yoldaş proletarya partisi ile 1976 yılında tanışır. Kısa bir sürede örgütlenerek ileri çıkan Erdoğan yoldaş 1978 yılında proletarya partisi üyesi olur. Durmak bilmeyen bir enerjiyle mücadeleye sarılan Hassan yoldaş, Elazığ, Dersim, Malatya, Maraş, Mersin, İzmir ve İstanbul’da devrimci görevler üstlenerek proletarya partisinin yılmaz bir devrim emekçisi olur.

İşçi Köylü Kurtuluşu yazı kurulunda da görev alan Hassan yoldaş bu süreçte Elazığ ve Adana’da iki kez yakalanarak yoğun işkencelerden geçti. İşkencehanelerde ‘’ser verip sır vermeme’’ tavrını kuşanan Hasan yoldaş, hapishaneden çıktığında hiç tereddüt etmeden yine aktif şekilde mücadeledeki yerini aldı. Hasan yoldaş, neşeli, araştırmacı ve ısrarlı duruşuyla yoldaşları tarafından sevilen ve örnek alınan bir yoldaştı.

Mücadelenin ilerleyen tarihsel süreçlerinde daha da ön plana çıkan Hasan Hakkı Erdoğan yoldaş, 18 Eylül 1984 yılında proletarya partisine yönelik yapılan bir baskında İstanbul’da yakalanır. 30 Eylül tarihine kadar yoğun işkencelerden geçirilen Hassan yoldaş, direniş tavrını kuşanarak üzerindeki sahte kimliği dahi kabul etmeyerek düşmanı adeta çılgına çevirir. Hassan yoldaşın sarsılamaz direnişi karşısında çaresiz duruma düşen düşman onu hunharca katleder. İşkencehanelerde düşmanı yenilgiye uğratan Hassan Hakkı Erdoğan yoldaşın düşmanın kendi ininde sarf ettiği ‘’ Siz karşınızda kim var sanıyorsunuz. Bizim mücadelemiz haklı bir mücadele. Siz halk düşmanısınız.  Sizin göreviniz halk için savaşan bizleri çözmeye çalışmak; bizim görevimiz halkın onurlu mücadelesini buralarda yaşatmaktır.Çabalarınız boşuna….’’ Sözleri onun düşman karşısındaki berrak sınıf kinin bir tavrını yansıtmaktadır.

Düşmanı kendi ininde yargılayan ve yenilgiye uğratan Hassan Hakkı Erdoğan yoldaşın devrimci direniş cüreti bugünde yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

30 Eylül tarihinde ölümsüzleşen Hassan Hakkı Erdoğan yoldaşın yanı sıra, yine Eylül ayı içerisinde proletarya Partisi saflarında devrim ve komünizm düşünü haykırarak sonsuzluğa uğurladığımız; Ergin Altun, Behzat Firik, Pir Hasan Kulaç, Veysel Yıldız, M. Ali Gürboğa, Ali Karadağ, Aziz Süer, Murat Diri, Hıdır Yeter, Cafer Arslan, Hüseyin Yıldırım, Kemal Fındık, Ali Ekber Gözoğlu, Özlem Ayhan, Gülşah Candan, Pir Ahmet Küçük, Deniz Ayata, Kazım Tunç, Bülent Karataş ve Tugay Akdemir yoldaşların devrimci/komünist hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz’’

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Avusturya’da Genel Seçimler ve Tavrımız

Eylül 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avusturya’da genel seçimler iki yıl öne alınarak, 15 Ekim 2017 de yapılacak Avusturya genel seçimlerine ilişkin Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu açıklamasını yayınlıyoruz

ADHF (26-09-2017) Bilindiği  üzere  Avusturya’da  genel  seçimler iki yıl öne alınarak erken seçime gidilmektedir. Kuşkusuz bu durum Avusturya’da yaşamakta olan bizleri de yakından ilgilendiriyor. Çünkü  Türkiye  K. Kürdistan’dan göçüp gelen  biz  göçmenlerin önmemli bir kesimi  Avusturya vatandaşlığına geçmiş, yaşamımızı bu ülkede idame ettirmekteyiz. Doğal olarak yaşama dair  olup biten her şey  bizleri de doğrudan etkilemektedir.yasal bir hak olan vatandaşlık hakkımızı, tüm haklarda olduğu gibi  seçme ve seçilme hakkımızı da toplumun,emekçi sınıfların yararına kulnanma bilinci içerisinde hereket etmeyi gerekli  görüyoruz.

Gerçek anlamda ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasal haklarımızın mevcut emperyalist sistem içerisinde elde edilemiyeceğinin bilincindeyiz. Ancak bu, bizleri  sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya götürecek  mücadelelerin bir parçası olan reformlar için, demokratik haklar için, yeni kazanımlar  ve  demokratik mevziler için mücadele etmiyeceğimiz anlamına gelmez. Ve yine burjuva parlamentolarının  nihayi kurtuluş araçları ve alanları olmadıklarının da bilinci içerisindeyiz. Böyle  olmakla birlikte, sömürüsüz  bir dünya yaratmak adına kullanılabilecek  her tür mücadela aracının kullanılması gerektiğinin de  farkındayız. Özellikle  burjuva demokrasisinin hüküm sürdüğü  coğrafyalarda  parlamentodan yararlanma  gerekliliğinden hareketle bu seçimlerde  proleteryanın ve tüm ezilenlerin yararına  taktik bir mücadele yürütmek  bizler için bir görev ve sorumluluktur. Seçim çalışmalarımızı, şu veye bu partiyi  hükmete taşımaktan çok, çeşitli etkinliklrle  demokratik taleplerimizi dillendirmek, emperyalist  sömürü  çarkının teşhirini  yapmak, kitleleri bu ve benzeri konularda bilgilendirip biliçlendirmek çok daha önemlidir. Ve önemli olan bir diğer nokta  sorunlarımızı ve taleplerimizi  parlamentoya  taşıyabilecek devrimci -demokrat adaylarla ilişkilenmek, onları  taleplerimiz noktasında duyarlı kılmak ve yönlendirmektir.

Seçimler, stratejik değil, taktik mücadele biçimleridir. Somut duruma göre pek çok mücadele biçimi bu süreçde ele alınıp  uygulanabilinir. En yakın parti destekleneceği gibi, tek tek adaylar da desteklenebilir.Ve somut gelişmelere göre boykot da  yapılabilir. Ancak  Avusturya’da bugünki koşullarda boykot taktiğinin doğru bir taktik olmayacağı açık bir gerçek. Bu gerçekten hareketle biz ADHF  olarak, öncelikle  Yeşiller içindeki bir kısım adaylarla çalışmayı  uygun bulduğumuzu kamuoyuna deklere ediyoruz. Kuşkusuz  bu durum, desteklenen  aday  nezdinde de olsa  dolaylı olarak  adaylığını koyduğu  partinin de desteklenmesi anlamını taşıyor. Avusturya’da ki  mevcut partiler içinde  hiç  birisinin  gerçek anlamda  emekten yana olmadıklarını, mevcut sistemin devamından yana olduklarını anlatmamıza gerek yok. Ancak kısmen de olsa  bir kısım demokratik haklarımızı  elde  edebilmek adına şerin içindeki  ehveni şerle  kısa bir yol yürümenin gerekli olabileceği bir gerçek.  Burdan hareketle  Federasyon olarak  bu dönem  taktik olarak  Yeşillerle  bu kısa yolu yürümeyi  tercih ettiğimizi  açık bir şekilde belirtmek istiyoruz.

Başından da  belirttiğimiz gibi, esas amacımız herhangi bir partiyi hükümete taşımak değildir. Esas olarak ekonomik, demokratik, sosyal ve  siyasal taleplerimizin mücadelesini alanlara taşımak, kitlelerle buluşarak bu emperyalist sistemi teşhir etmek ve kitlelere gerçek kurtuluş yolunun propagandasını yapıp örgütlenmelerini sağlamaktır. Özellikle  emperyalistlerin içine düştükleri  ekonomik ve siyasal krizin  ağır yükünü biz emekçilere yüklediklerinin, bir çok demokratik haklarımızın önemli derecede budandığını pratik olarak yaşıyoruz. 7-8  milyon nifuslu  Avusturya’da  bir buçuk milyon  insan  yoksulluk sınırında yaşıyorsa  bu hiç de küçümsenecek bir durum değildir. Lafı fazla uzatmadan kitlelerin şu talepler  etrafında örgütlenmelerini ve mücadelesini yürütmelerini  demokratik haklarımız için gerekli görüyoruz. Yığınlarca sorunlarımızın olduğunu da biliyoruz. Ancak acil olarak öne çıkan  anti demokratik  bir kısım yasalların veya yasallaştırılmak istenen  uygulamaların önüne geçmek gerekir diye düşünmekteyiz.

TALEPLERİMİZ

  1. Öncelikle yasallaştırılmak istenen 12  saatlik  iş  günü  önerisinin  gündemden çıkartılıp, 6  saatlik iş gününü  talep  etmekteyiz.

2.Asgari  ücretin  mutlaka  en az  net olarak 1500  Eyro  olması  acil taleplerimiz arasındadır.

3.Kadın erkek  ayrımı  yapılmaksızın  eşit  işe  eşit  ücret  mutlaka  hayata  geçirilmelidir.

4.Emeklilik  sınırının  aşağı  çekilmesi, erkeklerde  60, kadınlarda  55  olmasını  talep  etmekteyiz.

5.İnsani  ve  siyasal  bir  hak  olan  seçme ve  seçilme  hakkı, Avusturya’da  belli  bir  süre  yaşamış  ve  yaşamaya  devam  etmekte  olan  her  bireye  istisnasız  tanınmalıdır.

6.Yabancılar  yasası  denen  ırkçı  yasanın  tamamen  kaldırılması  insani  değerler  açısından  bir  zorunluluktur.

7.Mülteci  ve  ilticacıların  demokratik  hakları  korunmalı  ve  anti  demokratik  davranışlardan  uzak  durulmalıdır.

8.Eğitim  ve  sağlık  alanlarında  kitlelerin  lehine  ciddi  iyileştirmelere  gidilmelidir.

9.Kitlelerin  konut  sorunu  en  uygun  bir  biçimde  giderilmeli, kiralar  düşürülmelidir.

10.Bütün  inançlara  eşit  meseafede  durulmalı, özellikle  alevilerin  inançlarını  özgürce  yaşamaları  önündeki  çifte  standart  engeli  kaldırılmalıdır.

AVUSTURYA  DEMOKRATİK  HAKLAR  FEDERASYONU

adhk tarafından

Bir direniş manifestosu: Ulucanlar!

Eylül 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Şanlı Ulucanlar direnişinde devrim ve komünizm şiarını sonuna kadar haykırarak ölümsüzleşen başta proleter öncünün yiğit savaşçıları Önder Gençaslan ve Mahir Emsalsiz olmak üzere, Ümit Altıntaş, Habip Gül, Abuzer Çat, Zafer Kırbıyık, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Aziz Dönmez ve Ahmet Savran’nın devrimci/komünist hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz

HABER MERKEZİ(26.09.2017)-Kuruluşundan günümüze bir halklar hapishanesi olan ‘’TC’’ devleti aynı zamanda kuruluşundan günümüze dek hapishane katliamları ile  ‘’ün’’ yaparak tarihe adını kanla ve zulümle yazdırmış ceberut bir devlet geleneğine sahiptir. Cumhuriyet tarihine baktığımızda hapishaneler aydınlar, yazarlar, sanatçılar, devrimciler, komünistler, yurtseverler yani bir bütün devrimci ve demokratik toplumsal muhalefetin bastırılması ve susturulmasında stratejik bir rol oynayan bir yerde olmuştur hep Ki aynı stratejik gerici politika somutta da pervasız bir biçimde devam etmektedir.

‘’TC’’ tarihi boyunca hapishanelerde devrimci ve komünist tutsaklar başta olmak üzere politik tutsaklara yönelik gerçekleştirilen sayısız vahşi saldırı ve katliamlarda yüzlerce devrimci, komünist ve yurtsever tutsak katledilmiştir. Yine bu vahşi saldırılarda yüzlerce tutsak’ta yaralanmış ve çoğu ölümcül hastalıklara yakalanarak yaşamını yitirmiştir.

‘’TC’’ tarihinin vahşi hapishaneler katliamlarından biri de Ulucanlar katliamıdır. 26 Eylül 1999 tarihinde Ankara Ulucanlar hapishanesinde gerçekleştirilen vahşi katliamda 10 devrimci ve komünist tutsak vahşi işkenceler eşliğinde hunharca katledilmiştir. Ulucanlar’ın bir yanı vahşi işkence ve katliam ise diğer ve esas yanını ise kuşkusuz ki tarihi devrimci direniş ve teslim olmama geleneği oluşturmaktadır. Ki en barbar işkence ve saldırılara karşın devrimci ve komünist tutsaklar siper yoldaşlığı ruhunu ve bilincini kuşanarak, kola kola girip halay ve sloganlarla devrim ve komünizm şiarını cellâtların yüzüne haykırmışlardır.

En kanlı ve vahşi hapishane katliamlarından biri olan Ulucanlar katliamı aynı zamanda 2000 yılında yine katliamla hayata geçirilen F Tipi hapishaneler saldırısının provası ve hazırlığı olarak biçimlenmiştir. Ulucanlar tartışmasız olarak kan ve can bedeli örülen bir direnişin adıdır. Ulucanlar, barbarca işkenceler ve katliam atlında teslim olmamanın ve siper yoldaşlığı ruhuyla düşmanı ideolojik olarak yenilgiye uğratmanın tarihidir aynı zamanda.

Şanlı Ulucanlar direnişinde devrim ve komünizm şiarını sonuna kadar haykırarak ölümsüzleşen başta proleter öncünün yiğit savaşçıları Önder Gençaslan ve Mahir Emsalsiz olmak üzere, Ümit Altıntaş, Habip Gül, Abuzer Çat, Zafer Kırbıyık, Halil Türker, İsmet Kavaklıoğlu, Aziz Dönmez ve Ahmet Savran’nın devrimci/komünist hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Güney Kürdistan’da yüzde 93 bağımsızlık dedi!

Eylül 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Tartışmalar, tehditler ve komplolar altında dün gerçekleştirilen Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunda yüzde 93,29 evet çıktı Başta ‘’TC’’ olmak üzere tüm gerici ve işgalci güçlerin saldırı ve tehditlerine karşın başarıyla gerçekleştirilen referandumda bağımsızlık iradesi ortaya çıkmıştır

HABER MERKEZİ (26-09-2017)- Uzun bir süredir gündemde olan ve hem bölge hem de uluslar arası emperyalist güçler tarafından ciddi tartışmalara yol açan Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu dün yapılarak sonuçlandırıldı. Başta ‘’TC’’ devleti olmak üzere işgalci ve gerici güçlerin bütün komplo, şantaj ve tehditlerine rağmen bağımsızlık referandumu başarılı bir şekilde sonuçlandırıldı. İlk yapılan açıklamalara göre referandumda kullanılan oyların yüzde 93.29’nun evet olduğu belirtildi.

Referandumun ardından Kürdistan Bölgesi Bağımsızlık Yüksek Seçim ve Referandum Komisyonu sözcüsü Şirwan Zırari başkent Erbil’de bir basın açıklaması Gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında, Kürdistan bölgesi dışındaki yerlerde referanduma katılımın yüzde 72.16 olduğu belirtildi.Şirwan Zarrari; Referandum’da sayılan 266 bin 349 oyun yüzde 93,12 evet, yüzde 6,88 ise hayır çıktığını belirtti.

Yine Rudav’ın haberine göre bağımsızlık referandumuna şehirlere göre katılım oranları şu şekilde;

Erbil’de yüzde 86, Duhok’ta yüzde 90, Kerkük’te yüzde 78.77, Ninova Ovası’nda yüzde 86, Hanekin’de yüzde 92, Akre’de yüzde 94, Gulala’da yüzde 78, Zaho’da yüzde 94, Karatepe’de yüzde 62, Cebare’de yüzde 76, Soran’da yüzde 86, Mahmur’da yüzde 87,3, Amediye’de yüzde 89, Çoman’da yüzde 91, Mergesor’da yüzde 98, Rewanduz’da yüzde 90.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

HDP’den Erdoğan’a: Türkiye saldırırsa tüm Kürtler birleşir

Eylül 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP’li Hişyar Özsoy’dan Cumhurbaşkanı’na yanıt: “Türkiye’nin saldırgan bir tavrı olursa, bu dünyadaki bütün Kürtleri birleştirir Buyursunlar denesinler, görsünler”

Ankara (25-09-2017) – HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, Artı Tv Ankara Temsilcisi Sibel Hürtaş’a Kürdistan Bölgesel Yönetimindeki referandumu değerlendirdi. Özsoy, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözlerine yönelik, “Türkiye’nin saldırgan bir tavrı olursa, bu dünyadaki bütün Kürtleri birleştirir. Buyursunlar denesinler, görsünler” dedi. Özsoy, müdahale için “Kendi ülkelerindeki çatışmaları daha da derinleştirir” değerlendirmesini yaptı. Özsoy, Hükümetin üzerinde durduğu yaptırımlar için “Kürtlerin canını ekonomik olarak, güvenlik olarak yakabilirler. Ama o siyasi irade ortaya çıktıktan sonra bunu durdurabilmeleri çok mümkün değil. Bunu yaparken kendilerinin de canı yanacak. Bir kavgaya girerseniz, bu karşılıklı olur” diye konuştu.

HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy, şunları söyledi:

Kürdistan Bölgesel Yönetiminin referandum kararının zamanlaması çok eleştirildi. Neden böyle bir dönemde referandum kararı alındı?

-Kürtlerin uluslararası imajının çok yükseldiği bir dönem İŞİD’le mücadele bağlamında. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ciddi bir ekonomik krizde ve bu atık sürdürülebilir değil. Bağdat uzun zamandır bütçe kesintisi yapmış. Bağdat’ta Kürdistan’a karşı çok güçlü bir pozisyonda değil, iç orunları yüzünden. Sanırım bu koşullar yüzünden zamanlamanın iyi olacağını düşündü Barzani Her ne kadar başka gruplar zamanlamanın iyi olmadığını düşünse de böyle bir karar aldı. Artık bunu tartışmanın yararı yok, dün sorduğumuz sorular artık geçersiz. Artık referandum yapıldı. Ondan sonraki süreç çok daha sert.

ANLADIĞIMIZ DİL KÜRTÇE

Başbakan Binali Yıldırım, “Barzani’ye anladığı dilden konuşacağız” diye seslendi, Cumhurbaşkanı Erdoğan da “bir gece ansızın gelebiliriz” dedi. Türkiye’nin bu çıkışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne olacak?

-Uzun zamandır gördüğüm zaman çok güldüm, Binali Yıldırım, “Barzani’ye anladığı dilden konuşacağız” dediğinde, ben de Yıldırım, Kürtçe öğrenecek diye düşündüm. Cumhurbaşkanı bağırmış, anlaşılıyor ki Kürdistan Bölgesel Yönetimini de terör örgütü olarak görmeye başlamış, bu terör tanımı daha genişlemiş. Daha düne kadar Barzani’yi burada ağırladı. Barzani’yi terörist ilan edecek gibi söylemde. Bir gece ansızın gelebiliriz sözü, Erdoğan’ın ve Türkiye’nin kapasitesinin üzerinde bir şey.

ASKERİ MÜDAHALE OLMAZ AMA MİLİSLER ÖRGÜTLENEBİLİR

-Sadece Türkiye değil, Türkiye, İran, Irak arasında yoğun diplomasi var. 30 yıl sonra ilk kez İran Genelkurmay Başkanı Türkiye’yi ziyaret etti. Bu gerekirse askeri müdahale de düşünebiliriz, mesajıydı. Fakat Türkiye’nin öyle çok, Kürdistan Bölgesel Yönetimine askeri müdahale edebilmesi rasyonel değil. Irak ve İran’ın askeri müdahale etme olasılığı bölgedeki gerçeklerle çok uyuşmuyor. Fakat, İran, Türkiye ve Irak, bir takım örgütlerin, Şii milisleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne karşı örgütleyip savaşları yönetebilirler.

ERDOĞAN HEP YÜKSEK PERDEDEN AMA SONUÇ ALAMAZ

-Türkiye sürekli olarak yüksek perdeden bağırıp, çağırıyor. Erdoğan son yıllarda kırmızı çizgiler çiziyor sonra o çizgiler silikleşiyor. Bağırarak, sonuç almaz. Yapabilecekleri Habur Sınır Kapısını kapatmak, bugün açıktı. Hava sahasını kapatmadı. Referandumu engelleyemediler, şu an sonuçlara göre yeni bir pozisyon almaya çalışacaklar. Bundan sonra kağıt üzerinde bir kart var. Referandum yapıldı ama bağımsızlık ilan etmek bunu dünyaya kabul ettirmek bambaşka bir süreç.

Öyle anlaşılıyor Türkiye, İran, Bağdat, uluslararası güçlerle birlikte Kürtleri, Irak’la birlikte bir müzakere masasına çekmeye çalışacaklar. Her ne kadar Barzani, bundan sonra müzakere edeceğimiz şey bağımsızlık olacak dese de bölgesel ve küresel güçler, bağımsızlıktan ziyade Irak ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında yeni bir model nasıl oluşturabiliriz. Mevzuyu orada tutmaya çalışacaklar.

Türkiye ve İran şu an köprüleri atarlarsa bu zemini de ortadan kaldırırlar. Rasyonel bir şey değil, köprüleri atacak durumda değiller. Bir iki hafta Türkiye esip gürleyecek, bir zaman sonra hazmedecekler. “Gerçekten bağımsız olmasını engellemek için ne yapabiliriz?” diye düşünecekler.

Erdoğan’ın Tahran ziyareti de bu kapsamda mı değerlendirmeli?

-Erdoğan’ın artık temel gündemi Kürtler’e yeni Ortadoğu’da bir statü vermemek üzerine kurulu. İran’da Kürt karşıtlığı üzerinden bu baskıyı nasıl yapabiliriz diye konuşacaklar. Ama görebildiğimiz, rasyonel bir akıl kalmışsa İran ve Türkiye’yi yönetenlerde, referandum sonrası ne yapılacak? Kendi Kürt meselesinden korktukları için bunu yapıyorlar. Onlara salık vereceğimiz şey oturup Kürtler’e böyle yüksek perdeden ahkam kesme, bağırma çağırma, askeri müdahale ile tehdit etme yerine Kürtler’e siz ne vadediyorsunuz, ne öneriyorsunuz? Hem Kürdistan’daki Kürtler’e, hem kendi sınırlarındaki Kürtler’e ne öneriyorsunuz? Erdoğan, Türkiye’deki Kürtler’e ne öneriyorsun, oturup bunu konuşmak gerekir.

Referandumun sonuçları Türkiye’deki Kürtler’i nasıl etkileyecek?

-Herkes şunu bekliyor aslında, uluslararası basın çok aradı ve ‘Siz de bağımsız olacak mısınız?” diye direk sorular sordu. Şimdi HDP olarak bizim bir projemiz var. Demokratik özerklik olarak tarif ettiğimiz, Parti programımızda yer alan bir projemiz var. Bu projede ısrar ediyoruz, fakat Türkiye’de malum hala kendi ana dilinde eğitim alamayan ve Ortadoğu’daki Kürtlerin yüzde 60’ına yakınını oluşturan bir nüfus var. Burada daha ana dilinde eğitim göremeyecek ve sınırın diğer tarafından tam bağımsız bir Kürdistan olacak. Türkiye’nin bu politikası sürdürülebilir değil. Türkiye, can çekişiyor. Kürtlerle ne yapacağım, nasıl gömeceğim bilmiyorum, diyor. Gömmekle olmuyor. Bu Kürtlerle ne yapacaksınız, ilişkinizi hukukunuzu nasıl belirleyeceksiniz? Hem Türkiye sınırında yaşayan hem de Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtlerle ilişkilerinizi nasıl belirleyeceksiniz. Yani pozitif anlamda bir öngörüleri olmadığı için tek bildikleri, ‘bir gece ansızın gelebiliriz’, ‘Anladıkları dilden konuşuruz’ gibi söylemler. Ama eninde sonunda bir parça mantık varsa, Kürtçe öğrensinler konuşsunlar. Kürtçe öğrensinler, anladıkları dil Kürtlerin bu.

TÜRKİYE’NİN SALDIRGAN TAVRI TÜM KÜRTLERİ BİRLEŞTİRİR

İster ekonomik yaptırımlarla, ister orada bazı grupları destekleyerek istikrarsızlaştırarak, bölgeyi canlarını yakabilirler mi? Yapabilirler. Gördük Suriye’de yaptıklarını. Fakat gerçekten Türkiye’nin saldırgan bir tavrı olursa, dünyadaki bütün Kürtleri birleştirir. Buyursunlar denesinler, görsünler. Kendi ülkelerindeki çatışmaları daha da derinleştirir. Kürtler Ortadoğu’da var, olacaktırlar da.

Barzani, açıklamasını yaparken kaç yıldır Irak’la uğraşıyoruz, bütün sorunlarımızı çözebilmek için ama geldiğimiz noktada herşeyi tükettik. Son çare olarak bunu düşünüyoruz. Aslında bu da reaksiyonel bir şeydir. Yani, bir tepki sonucu biz bu noktaya geldik diyor. Diğer ülkeler de kendi topraklarındaki Kürtlerle benzer sorunları yaşamak istemiyorlarsa akıllarını başlarına alsınlar. Ortadoğu’da Kürtler var, geçmişte hata yaptık. 21. yüzyılda dostane ilişkiler kuracağız, Kürtler yaşadıkları tüm coğrafyalarda kendilerini yönetebilecekleri bir takım ademi merkeziyetçi yapılara sahip olacaklardır. Bunları vermediğiniz zaman işte Irak Kürtleri, biz kendi yolumuza gidiyoruz dediler. Yarın Suriye’de yeni kurulacak sistemde kendilerine yer bulamazlarsa oradaki Kürtler ne yapacak? Benzer süreçleri başka yerlerde görebiliriz. Ama biz mevcut durumda hala iktidar elitlerinde bir parça akıl mantık kalmışsa bu coğrafyalardaki Kürt meselesinin hala çözülebilecek bir boyutu olduğunu düşünüyoruz. Müzakereler üzerinden.

Türkiye bu çıkışları yaptı ama bugün itibariyle, Habur kapatılmadı, hava uçuşları da kapatılmadı. Yabancı ajanslarda bu durum Türkiye şov yapıyor diye yorumlandı. Bu sadece bir şov mu?

-Kesinlikle şov tarafı var. Türkiye’de, CHP dahil herkes milliyetçilik yarışına girdi. Başta küçük yaptırımlarla başlarlar, sonra Kürtleri istedikleri noktaya çekmek için ellerinde dünya kadar yaptırım var. Kürtlerin canını ekonomik olarak, güvenlik olarak yakabilirler. Ama o siyasi irade ortaya çıktıktan sonra bunu durdurabilmeleri çok mümkün değil. Bunu yaparken kendilerinin de canı yanacak. Bir kavgaya girerseniz, bu karşılıklı olur.

REFERANDUMA BİZİM DE ELEŞTİRİLEMİRİZ VAR

-Bizim de HDP olarak bu referandum sürecine yönelik, daha katılımcı daha demokratik bir düzlemde yapılmasına ilişkin eleştirilerimiz oldu. Ama bunların bugün itibariyle bir hükmü yok. Bu noktadan sonra hem bölge ülkelerinin yapması gereken, referandum sonuçlarına saygı da kusur etmemek, Kürtlerle Bağdat arasındaki görüşmelerde bağımsızlık kararının çıkıp çıkmaması müzakerelere bağlı. Ama küresel güçlerin araya girmesiyle belki bir dönem için ara formülde bulunulabilir. Türkiye ve Irak elindeki kartları bunun üzerinden kullanacak.

Referandum bir irade. Ama bağımsızlık kararı daha karışık ve müzakerelere açık bir yol. Türkiye de kartlarını zaman içerisinde hesap kitap ederek, kullanmak durumundalar. Türkiye, hemen yarın Kürdistan’a girecek diye bir şey yok.

CHP’nin bu süreçteki tavrını nasıl değerlendirdiniz?

-Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş, “Söz konusu Kürtler olunca bunlar arasında bir fark yok” demişti. CHP, MHP, AKP milliyetçilikte yarışıyor. CHP için çok içler acısı bir durum, Öztürk Yılmaz gerçekten başka bir dünyadan konuşuyor. CHP’de herhalde MHP’deki dağılma sürecini düşünüyor bir yandan, bir yandan da devletçi Kemalist refleks bu partide var. Şu an ve bütün kritik dönemlerinde devlet dediğimiz aygıtın yanında yer aldılar. Dokunulmazlıklarımızı birlikte kaldırdılar, darbeden önce askere birlikte destek verdiler, Suriye tezkerelerine birlikte destek veriyorlar. Söz konusu Kürtler olunca, CHP, MHP ve AKP arasında fark kalmıyor. Yine CHP içindeki bazı isimler farklı düşünüyor olabilir ama CHP’ye egemen olan mantık devletçi, statükocu bir mantık.

HDP bu süreçte ne yapacak?

-İlk MYK’mızda bu konu değerlendireceğiz. Partiyi bağlayıcı bir şey şu anda söyleyemem. Fakat şu an görüyorsunuz Meclis’teki tartışmalarda HDP tek başına kaldı burada. HDP ulusların kendi kaderini tayin hakkında sadece saygı duymuyor, bunun için mücadele ediyoruz. Onları bu noktaya getirenlerin düşünmesi lazım. Bu insanlar bir kıyımdan, katliamdan geçmişler. Artık bu sürdürülebilir bir şey değil, 20. yüzyıl boyunca ezdiler, öldürdüler 21. yüzyılda da bir siyasal statümüz olsun, kendimizi var edelim diyorlar. Devletlerin bu kadar ırkçı, Türkiye, İran, Irak için bu kadar ırkçı bir retorikle siyaset yapmaktan ziyade, Kürtlerden özür diliyoruz, birlikte nasıl yaşayabiliriz hukukunu oluşturmaları lazım.

Kürdistan Bölgesel Yönetimine bir ziyaret var mı?

-MYK’da konuşmamız lazım. Eş Başkanımız Selahattin Demirtaş ve kalabalık bir heyetle bölgeyi ziyaret edip başta Sayın Barzani başta olmak üzere bir dizi görüşme yapılmıştı. Ama son bir yılda deyim yerindeyse başımıza gelmeyen kalmadı. Ama şu an iyi durumdayız. Çalışıyoruz, ilk MYK’da bunu konuşacağız. Ve orada bir karar alınırsa, oradaki tartışmalar ışığında, ziyaret, HDP bundan sonra ne yapabilir, nasıl bir rol alabilir konusunda detaylı çalışmalarımız olacak. Salı günü de Grup Toplantımız var. Burada da görüşülecek.

ARTI GERÇEK

adhk tarafından

Amansızlaşan kavganın Şahin’leri ölümsüz yoldaşların ardından!

Eylül 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Şahin yoldaş, komünist devrimci ruhu dolu dolu yaşayıp yansıtan ve bunu bilinçli zeminde ideolojik-teorik temelde billurlaştırarak temsil eden, önder vasfını katıksız biçimde gösteren bir yoldaştı Partili yaşamında mütevazı olduğu kadar yaratıcı ve ilerletici yanıyla da öne çıkan örnek bir yoldaştı SHS’deki kararlılığı, cüreti, geliştirici çabası ve yaratıcı yetenekle birleştirdiği çalışmalarıyla tam bir önderdi. Savaşın her türlü sorununa kafa yoran, inceleyerek dokümanlaştıran özelliği parti siyaseti ve yöneliminde de önemli katkılar yaratıyordu. O yorulmak bilmeyen bir devrimci, durmak bilmeyen bir savaşçı, aman tanımayan bir kavgacı, üretken bir komünistti. Şahin yoldaştan öğrenmek, cüretini kuşanmak, ileri çıkan dava adamlığını komut almak biz yoldaşlarının ertelenemez görevidir. Görevdir çünkü giderek amansızlaşan ve acımasızlıklarla büyüyen bir mücadelede, kural tanımayan azgın faşist bir düşmanla savaştayız. Bu savaşı, Şahin yoldaştan, Doktor, Mercan, Fırat ve Şiar yoldaşların kavga miraslarından öğrenerek ve bu mirası ilerleterek yürütebiliriz

HABER MERKEZİ(25.09.2017)-Sınıfsız Toplum İçin Halkın Günlüğü’nün 5.Sayısında yayınlanan ‘’Giderek amansızlaşan kavganın Şahin’leri ölümsüz yoldaşların ardından’’ başlıklı makaleyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

‘’Yeniden anıyor, komünist mücadelelerini binkez daha selamlıyoruz. Şahin yoldaş şahsında devrim ve komünizm mücadelesinde düşenlerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız! Onların savaşı yoksul dünyanın esaret dünyasına karşı savaşıdır. Onların cüreti köhnemiş dünya gericiliğine kesilmiş hükümdür. Cüret ve kararlılıklarını kuşanacak, onlarla savaşacak, onların savaşını zafere dek sürdüreceğiz. Biz yoldaşlarına düşen budur!

Ekmeğini kazanma uğruna milyonlarca işçi, emekçi, yoksul insan ağır bedeller ödüyor. Yaşamsal hakkına uygun olarak sesini yükselten bu emekçi insanların en şanslı olanları yarı-aç, yarı-tok, vahşi sömürü ve zulümkar baskı çarkı içinde yaşamla ölüm arası sınırda güvencesiz ve geleceksiz bir yaşama mahkûm yaşıyor. Biraz daha şanssız olanları buna ek olarak mahkeme kapılarını aşındırıp bu baskı cenderesinde süründürülüyor, soruşturma-kavuşturma ve tahkibat çemberinde hırpalanıp ensesinde boza pişirilenler olarak evle mahkeme arasında yaşamını tamamlıyor. Bunlardan daha şanssız olanları ise, bir öncekilerden biraz daha sesini yükselterek anayasada tarif edildiği ölçüde demokratik hak-hukuku gereği yönetenlere (iktidara) eleştiri yürütüp hakka sahip olmanın bilinciyle hareket ediyor ki, bunlar ekseriyetten mahkeme safhalarını tanımadan hapishane duvarlarıyla gününü geçirip böyle yaşıyorlar. En şanssız olanlar ya da şansını-kaderini eline almakta da kararlı olup bilinçli-örgütlü bir duruşla bu baskıcı, zulümkar ve faşist düzene isyan ederek mücadele edenler ise, yönetenlerin hapsetme tercihinden daha çok öldürme tercihine maruz kalıyorlar. Bunlardan silahlı mücadele ve savaş yürütenler ise, neredeyse istisna tanımadan hepsinin yok edilmesi hedeflenerek alenen kurşunlanıp katlediliyor, havadan yağan bombalarla, roketlerle paramparça edilip doğrudan imha ediliyor. Kısacası, anladığımız biçimde normal yaşamlarını sürdüren geniş toplumsal kitlelerin sömürüden öteye baskı ve zulme maruz kaldığı, her türlü acının reva görüldüğü, çocukların aç-bilaç kaldığı, sorgusuz sualsiz sokaklarda kurşunlandığı bir düzenden ve iktidar şartlarından bahsedildiği mevcut faşist koşullarda, komünist ve devrimcilerin, faşist şiddet ve işkenceden geçirilmesi, hapsedilmesi, kurşunlanıp katladilmesi, hele devlete karşı silahlı savaşa başvuranların bu faşist iktidar tarafından doğrudan imha hedefi haline getirilerek en acımasız biçimde ağır teknolojik silahlarla yok edilmesi çok daha  anlaşılır durumdur.

Bütün bunlar, faşist hâkim sınıflar devleti ve siyasi iktidarlarına karşı silahlı mücadele ve savaşın ne kadar zorunlu ve meşru olduğunu gösteren ve doğrulayan şartlardır da. Yani, gerici sınıflar ya da daha somut olarak komprador tekelci burjuva sınıf faşist devleti ve siyasi iktidarlarının varlığı ya da geniş halk kitlelerine uyguladığı baskı, sömürü, zulüm ve faşist şiddet, devrimci savaş ve silahlı mücadelenin de varlık gerekçesidir. Özü şudur; hâkim sınıfların uyguladığı gerici faşist şiddete karşı devrimci şiddet kullanılmak zorundadır. Bu, faşist hâkim sınıfların dayattığı bir zorunluluktur. Devrimci mücadele ve bu mücadelenin değişik biçimleri, devleti elinde bulundurup iktidar eden sınıfın karakterine, yönetim biçimine, siyasi sistemine uygun olarak nitelik edinirler. Devrim ise, devleti gasp ederek elinde tutup bu makineyi geniş halk kitleleri üzerinde bir baskı aracı olarak kullanan gerici sınıfın elinden alıp gerçek sahiplerinin eline veren siyasi bir eylemdir ve siyasi iktidarın ele geçirilmesini konu alan bu eylem tabiatıyla bir zor-şiddet hareketidir. Zira, devlet ve iktidar imtiyazlarını elinde bulunduran sınıf kendi rızasıyla bu kanlı sömürü saltanatı ve imtiyazlarını bırakarak düşmanı olduğu sınıfa vermez.

Proletarya ve emekçi sınıfların kurtuluşundan başlayarak nihayetinde tüm insanlığın kurtuluşuna uzanan bu tarihi mücadelede, bu uğurda, milyonlarca işçi, emekçi, devrimci ve komünist ağır bedeller ödeyerek ölümsüzleşti. Proletarya partisi de aynı tarihi savaşımda yüzlerce savaşçısını, onlarca kadro ve önderini şehit verdi. Şahin, Mercan, Doktor, Fırat, Şiar yoldaşlar da aynı uğurda canlarını feda ederek ölümsüzleştiler. Bu ölümler kuşkusuz ki, anlamlı ve yücedir. Evet bağımsızlık, demokrasi, devrim, sosyalizm ve komünizm uğruna ölümsüzleşen her devrimci uğruna düştükleri amaç açısından aynı değerdedir. Ne ki, bireylerin tarihteki rolü de bilinen ayrı bir gerçektir. Aynı biçimde bireyin tarihsel olarak somutta oynadığı rol de önem arz eder. Bunun gibi, verdiğimiz ağır kayıplarda Proletarya partisinde oynadığı rol açısından Şahin yoldaş özel bir önem taşır. Bireyin tarihte oynadığı role benzer olarak, Şahin yoldaşın proletarya partisi ve SHS bakımından üstlendiği görev ve sorumluluklarla, oynadığı rol bakımından ileri gelen bir önemdedir. Şüphesiz ki, ölümsüzleşen her yoldaşımızın anlamı, değeri büyüktür, devrime ve partiye katkıları önemlidir. Lakin, proletarya partisinin kendi şartları açısından, Şahin yoldaşın oynadığı rol ve üstlendiği görevler ona özel bir önem yüklemektedir. Bu anlamda Şahin yoldaşın kaybı proletarya partisi açısından özellikle ağır ve önemli bir kayıptır.

Şahin yoldaş, proletarya partisinin yeni yönelim ve çizgisinde doğrudan rol oynayan, SHS’nin yürütülerek geliştirilmesinde birinci derecede belirleyici etkiye sahiptir. Onun parti sekretarya üyesi olması bir rastlantı değil, oynadığı rolün ürünü ve sonucuydu ki, bu görevi onun kaybının parti açısından özel bir önem ve anlam taşımasını koşullar. Bu, aynı süreci omuzlayan yoldaşların rolleri ve emeklerini yadsımak anlamına gelmez. Bilakis Şahin yoldaşla birlikte aynı görev ve sorumlulukları üstlenen ve SHS’nin pratik çalışmasının öznesi olan diğer yoldaşlarımızın emeği ve rolü de büyüktür.

Düşenlerin miraslarından öğrenerek kavgalarını yürütebiliriz

Şahin yoldaş, komünist devrimci ruhu dolu dolu yaşayıp yansıtan ve bunu bilinçli zeminde ideolojik-teorik temelde billurlaştırarak temsil eden, önder vasfını katıksız biçimde gösteren bir yoldaştı. Partili yaşamında mütevazı olduğu kadar yaratıcı ve ilerletici yanıyla da öne çıkan örnek bir yoldaştı. SHS’deki kararlılığı, cüreti, geliştirici çabası ve yaratcı yetenekle birleştirdiği çalışmalarıyla tam bir önderdi. Savaşın her türlü sorununa kafa yoran, inceleyerek dökümanlaştıran özelliği parti siyaseti ve yöneliminde de önemli katkılar yaratıyordu. O yorulmak bilmeyen bir devrimci, durmak bilmeyen bir savaşçı, aman tanımayan bir kavgacı, üretken bir komünistti. Şahin yoldaştan öğrenmek, cüretini kuşanmak, ileri çıkan dava adamlığını komut almak biz yoldaşlarının ertelenemez görevidir. Görevdir çünkü, giderek amansızlaşan ve acımasızlıklarla büyüyen bir mücadelede, kural tanımayan azgın faşist bir düşmanla savaştayız. Bu savaşı, Şahin yoldaştan, Doktor, Mercan, Fırat ve Şiar yoldaşların kavga miraslarından öğrenerek ve bu mirası ilerleterek yürütebiliriz.

Ölümsüzleşen her yoldaşımızdan olduğu gibi Şahin, Mercan, Doktor, Fırat ve Şiar yoldaşların komünist mücadele pratiklerinden, devrime bağlılıklarından, feda ruhu ve sarsılmaz inançlarından öğrenmek elzemdir. Elzemdir çünkü, günümüzde ölüm pahasına ağır bedel ödemeyi göğüsleyenler, hatta devrimciliğin olağan bedellerini göze alarak mücadeleyi omuzlayan kararlı devrimcilerin sayısı düne göre daha da azalmakta, feda ruhuyla devrim ve halka yaşamlarını adayan tavır daha ender görülmektedir. Elzemdir çünkü, devrimci dava uğruna tereddütsüzce ölüme yürüyüp onu ikilemsiz kararlılık ve cesaretle karşılayan günümüzün “bir avuç” kavgacılarındandırlar. Onlar her türden barbarlığa, vahşi savaş ve saldırganlığa, düşmanın teknik-teknolojik taktik üstünlüğü ve imha hareketlerine karşı, ileri çıkarak bedenlerini siper eden ve faşist gerici savaş saldırganlığına “kaygısızca” meydan okuyan devrimci savaş cephesinin savaşçılarıydı. Onlardan öğrenmek elzemdir çünkü, Onlar faşizmin karabasan gibi toplumun üstüne çökerek yarattığı zifiri karanlığı, tam da bu karanlık kuşatmanın ortasında derin halk sevgisiyle beslenen komünizm davasına bağlılıkları ve sergiledikleri devrimci feda ruhuyla yırtıp aydınlatan birer meşale, aynı koşullardan peydahlanan yılgınlık, pasifizm ve karamsarlığın her türünü paramparça eden cüretkar militan duruş ve kararlı savaş bayrakları olarak yükseldiler ölümsüzlüğe’’

http://halkingunlugu1.org/