adhk tarafından

Hollanda’da Devrim ve Komünizm Savaşçıları Anıldı

Aralık 11, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim’de şehit düşen MKP-HKO ve TKP/ML-TİKKO savaşçıları 9 arılıkta Hollanda-Den Haag şehirinde anıldı

Hollanda (11-12-2017) Dersim’de şehit düşen TKP/ML  TİKKO  ve MKP  HKO  gerillaları için ortak bir anma gerçekleştirildi  TİKKO savaşçıları ALİCAN BULUT, YETİŞ YALNIZ, DOĞUŞ DOĞAN, UMUT POLAT, HATAYİ BALCI, SAMET TOSUN, SERKAN LAMBA, ESRİN GÜNGÖR, ERSİN EREL, HASAN KARAKOÇ, MURAT MUT, GAMZE GÜLKAYA  …ve HKO  savaşçıları YILMAZ KES , SEVDA SERİNYEL, CEM GÜRGÜL, ÖZCAN ÖNER, UĞUR YALÇIN, CEMİLE KOCAKAYA, MAHİR ÖZGÜL, EYLEM ZEYTİN, FIRAT TAŞGIN, FIRAT KASUN, EREN TALİ   ve Rojava’da ölümsüzleşen TİKKO komutanı  NUBAR OZANYAN  ile ilgili Hollanda’nın Den Haag şehrinde gerçekleştirilen anmaya Dünya’da ve Türkiye’de devrim ve komünizm mücadelesinde silah elde şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlandı.

Saygı duruşundan sonra MKP adına yapılan konuşmada …Devrim uğruna toprağa düşenlerimizin  büyük mücadele anılarını devrimci eylem ve devrime kenetlenmiş Sosyalist Halk Savaşının kararlı mücadelesinde yaşatacağız.Miraslarını büyüterek yaşatacak, silahlarını düştükleri siperlerde taşıyacağız! dedi.

Partizan temsilcisi de konuşmasında ,Devrimci mücadelede birlikteliğin önemine değinerek faşist diktatörlüğe karşı mücadelede şehit düşenleri sahiplenmenin ve ortak anmanın önemine dikkat çekti.Son dönemlerde şehit düşenlerimizin birlikte anılması/sahiplenilmesi noktasında gösterilen anlayışın geliştirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

MLKP adına da şehitlerimizi sahiplenme ve devrimci mücadelede ortaklaşma ile ilgili bir konuşma yapıldı.

Dersim’de şehit düşen Eren Tali’nin yakını şehit aileleri adına bir konuşma yaptı.

Son olarak bir kadın arkadaşımızın sazıyla dillendirdiği  ‘Yoldaş Seni Anacağız ‘  marşı kitleyle hep birlikte söylenerek anma sonlandırıldı

http://www.kaypakkayahaber.com

adhk tarafından

Mütevazı bir komünist ve kavga insanı: Hasan Ben

Aralık 10, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Bu süreçte birçok çatışma ve eylemde yer alan Hasan Ben yoldaş, 1987 yılında Elazığ-Palu’da yaşanan ve Proletarya Partisi’nin 3’ncü genel sekreteri Kazım Çelik yoldaşında ölümsüzleştiği çatışmada çemberi yarıp çıkmayı başaran yoldaşlardan biridir aynı zamanda Hasan Ben Hasan Ben yoldaş 1989’da TKP/ML-DABK kanadının gerçekleştirmiş olduğu 3’ncü Konferansta MK üyeliğine ve TİKKO genel komutanlığına seçilir

HABER MERKEZİ(10.12.2017)-Proletarya partisinin 40 yılı aşan şanlı mücadele tarihinde komünist yaşamı, fedakârlığı ve mütevazılıği ile öne çıkmış ve kitleler nezdinde derin izler bırakmış yüzlerce önder kadro ve savaşçısı bulunmaktadır. Proletarya partisinin geniş kitlelerde kök salmasında ve güçlü politik bir etki yaratmasında bu komünist kadro ve savaşçıların yarattığı emek, değer ve birikimin belirleyici bir rolü vardır. Bu komünist kadrolardan biri de Hasan Ben’dir. Küçük yaşlardan itibaren proletarya partisine sempati duyan Hasan Ben yoldaş, Yurt dışında mücadeleye katılarak proletarya partisinde örgütlendi.

Yurtdışında örgütlendikten kısa bir süre sonra yüzünü ülkeye dönen Hasan Ben yoldaş 1983-84 yılları arasında proletarya partisine bağlı TİKKO saflarında gerilla mücadelesine katılır. Yaratıcı, eğitmen, mütevazı ve esperili kişiliği ile kısa sürede ön plana çıkan Hasan Ben yoldaş gerilla mücadelesinde hızlı bir gelişim sağlayarak yetkinleşir.

Bu süreçte birçok çatışma ve eylemde yer alan Hasan Ben yoldaş, 1987 yılında Elazığ-Palu’da yaşanan ve Proletarya Partisi’nin 3.genel sekreteri Kazım Çelik yoldaşında ölümsüzleştiği çatışmada çemberi yarıp çıkmayı başaran yoldaşlardan biridir aynı zamanda Hasan Ben. Hasan Ben yoldaş 1989’da TKP/ML-DABK kanadının gerçekleştirmiş olduğu 3.Konferansta MK üyeliğine ve TİKKO genel komutanlığına seçilir.

Hasan Ben yoldaş komutanlığındaki gerilla birliği kışlık kamp hazırlıkları için Aliboğaz bölgesinde konumlanırlar. Bu sırada daha öncesinden yakalanarak çözülen Alican Kanat adlı işbirlikçinin bilgi vermesi sonucu gerilla birliği pusuya düşürülür. Yaşanan çatışmada gerillanın öncüsü olan Yeter Koç yoldaş ölümsüzleşir. Yaşanan çatışmanın ardından pusuyu yaran gerilla birliği başka kayıp vermeden geri çekilir. Fakat gerilla birliği ikinci bir pusuya daha düşer. Burada Hasan Ben yoldaş gerilla birliğini mevzilendirmeye çalışırken yaralanır. Fakat Hasan Ben yoldaş yaralı olmasına rağmen insiyatifi elden bırakmayarak gerilla birliğini ikinci pusudan da çıkartır. Yoldaşları tarafından düşman saldırısı altında saatlerce taşınarak güvenlikli bir alana götürülen Hasan Ben yoldaş, bütün müdahalelere rağmen aşırı soğuk ve kan kaybından ölümsüzleşir.

Hasan Ben ve Yeter Koç yoldaşların ölümsüzleşmelerine sebep olan işbirlikçi Alican Kanat ise 23 Temmuz 2000 tarihinde İstanbul-Esenyurt’ta Proletarya Partisi tarafından ölümle cezalandırılır.

Hasan Ben ve Yeter Koç yoldaşların dışında Aralık ayı içerisinde proletarya partisi saflarında devrim ve komünizm bayrağını dalgalandırarak toprağa düşen,  Naki Gök, Ali Yılmaz, Mustafa Şişman, Ali Kepez, Raci Yılmaz, İbrahim Kır, Sedat Özkaradağ, Erdoğan Tekin, Veysel Uyar, Besime Doğan, Suna Yıldırım, Timur Demir, Fevzi Koç, Bekir Kürşat Onay, H.Mustafa Aslan, Deniz San, Nuray Laço, Halil Laço, Mustafa Akgün, Nurettin Topuz, Mustafa Aksakal, Haydar Kanbay, Cemal Ördek, Derya Akyol, Fadime Çelik, Metin Bektaş, Erdal Doğan, Haydar Atik, Murat Akbaba, İsmet Polat, Kemal Güzel, Deniz Kargız, Celal Ağgül, M.Zeki Aslan, Soner Koçyiğit, Ecevit Bulut ve Ebru Aslan yoldaşların devrimci/komünist hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Bugünkü savaşımız zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır/Perspektif

Aralık 10, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Düşman bütün olanaklarıyla saldırıyor, stratejik imha saldırılarıyla kesin sonuçlara ulaşmak istiyor Teknolojiyi esas alan düşman geçici taktik başarılar elde edebilir, devrime darbeler vurabilir Ki, bu saldırılarda kayıplarımız artmakta, ödediğimiz bedeller ağırlaşmaktadır da. Mücadelenin ve devrimin bedeller üzerine inşa olacağı bilinmektedir Düşmanın bugün ki taktik üstünlüğüne karşı, stratejik üstünlüğün bizlerde olduğu unutulmamalıdır. Faşist iktidarın baskı, saldırı ve katliamlara ağırlık vermesinin özel nedeni sarsılan iktidar şartlarıdır ve sarsılan iktidarı ayakta tutarak sürdürme kaygısıdır. Bu iktidar gibi bütün gerici sınıf iktidarları da iç çelişkisi gereği köhnemişliğine gömülüp yıkılmaktan kurtulmayacaktır. Bütün bir halkı katledip kıyımdan geçirerek tüketemez, bir zafer elde etmeleri düşünülemez. Halk kitleleri var oldukça ve sınıflı toplum realitesi devam ettiği sürece, sınıf çelişkileri zemininde sınıf savaşları kaçınılmaz olacaktır. Bugünkü savaşımız işte bu diyalektik içinde vücut bulan ve zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır

HABER MERKEZİ(09.12.2017)-Bir tartışma demiydi ve yoldaş sıralarından bir ses yükseliyordu; net, yalın ve sade itirazla! ‘’Ne demek düşman saldırıyor? Tabi ki saldıracak, çünkü biz devrimciyiz!..’’  İşte mesele bu kadar açık, bu kadar yalın… Bizler devrimci Komünistleriz ve varlık gerekçemize uygun olarak gerici sınıflar devleti ve her türden iktidarına karşı savaşmaktayız. Bundandır ki, düşmanın bizlere saldırması olağan ve sınıf karakteri gereğidir. Biz Komünist devrimciler savaşa başvururken düşmandan medet beklemeden en amansız kavga bilinciyle düşmana meydan okuduk. Sınıf düşmanları olarak bir savaş yürütüyoruz. Sınıf savaşı ve sınıf iktidarı uğruna bir savaş… Bu doğasına uygun olarak da içinde bulunduğumuz savaş acımasızdır, yıkıcıdır, ölümcüldür. Düşman saldırıyor, acımasızca, barbarca saldırıyor. Saldırıyorsa düşmanlığımızı layıkıyla temsil ediyoruz demektir. Bunu geliştirerek savaşın da hakkını vermek, savaşarak savaş kazanmak yolunu benimsemek durumundayız…

Uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin sert toprağında nasır tutmuş tarihsel bir düşmanlık zemininde savaşıyoruz düşmanla. Düşmanlığımız sınıfsal niteliğe oturan köklü, derin ve bir o kadar da keskin ve kesindir. Ne ara yol vardır bu düşmanlık zeminindeki çelişkinin çözümünde ne de uzlaşma yolu. Çelişkinin niteliği, çelişkinin zor esasına dayalı çözülmesini şart koşar. Mesele iki temel sınıf olan proletarya ile burjuvazinin iktidar mücadelesidir. Bir sınıfın öteki sınıftan iktidarı alması yalnızca ve yalnızca o sınıfın düşmanı olan sınıfı savaş yoluyla alt edilmesiyle mümkündür. Bundandır ki, uzlaşmazlık zemininde karakterize olan bu iki sınıf arası düşmanlık veya çelişkide, ilke olarak, ekseriyetten, esasen ve son tahlilde şiddetin çözüm metodu olarak kullanılması zorunlu tek yoldur. Her çelişki niteliğine uygun biçim ve yöntemlerle çözüleceğine göre, uzlaşmaz sınıf düşmanlığı çelişkisi de bu niteliğine göre savaş metoduyla çözülür…

Tereddütlü her düşünceye, karamsar ve şartlara teslim olan her yaklaşıma, tasfiyeci pasifist her çizgi ve teslimiyetçi anlayışa karşı bu uzlaşmaz sınıf düşmanlığı ve çelişkisinin doğru okunması kadar, hatırlanması da ihtiyaçtır. Bu çelişkinin niteliği ve bu niteliğe uygun çözüm metodu unutulup her hangi bir vesileyle silikleştirilirse burjuva ideolojik eğilimlere savrulmak kaçınılmaz olur. Aynı biçimde net devrimci duruşun temsil edilmesi ve mücadelenin gereklerine uygun ideolojik-siyasi-örgütsel/askeri pozisyon almak da bu sınıf düşmanlığı ve çelişkisini doğru tarif etmekle mümkün ya da alakalıdır.

Sınıflar çatışmasının keskinleştiği ya da faşist saldırıların barbar boyutlarda ağırlaştığı koşullarda, bir taraftan devrim özsel refleksiyle sertleşirken, diğer taraftan sağ teslimiyetçi pasifist eğilimlerin boy verip gelişmesi de gündeme gelir. Sınıflar mücadelesi seyrinde genel bir durum olarak yaşanan özü tasfiyeci düzen içi reformist eğilimler, bahsini ettiğimiz bu ağır koşullarda daha da güçlenerek hortlarlar. Bu diyalektik bir gerçektir yadsınamaz. Yadsınamaz ama mücadeleyle karşı konulmasından geri durulamaz.

Bahsini ettiğimiz eğilimler teorik çizgi formülasyonları biçiminde gündeme gelebileceği gibi, sosyal pratikte de vuku bulurlar ki, bunlar zımni bir çizgiye denk gelirler. Ülkede tasfiyeci ve reformist çizgilerden bahsetmek hepten mümkün ve bunlar burjuva liberal kulvarda gelişip giderek düzen içi burjuva liberalizmi ve sivil toplumcu anlayışlarla birleşmektedirler. Bizlerin bu masada eli sağlamdır esasta. Fakat sosyal pratik dediğimiz alanda ciddi sorun ve eksikliklerden bahsedebiliriz.

Bedel ödenmeden mücadele geliştirilemez!

Daha açıklayıcı ifade edersek; teorik söylem, savunu ve çizgimizde esasta sorun yok. Bu zeminde devrimci zemindeyiz. Bütün çalışma ve çalışma alanları dikkate alındığında aynı şeyi, yani anlayış ve duruştaki zayıflık veya pasifist tutumu her alan için iddia edemeyiz. Ancak aynı şeyi her çalışma alanı için söyleyemeyiz. Bazı alanlarda açık faşizm uygulamaları ve OHAL-KHK’lar yönetimiyle pervasızlaştırılan ağır faşist baskıların faaliyet ve çalışmalarımızı sınırlayarak daralttığını söyleyebiliriz. Kuşkusuz ki, ağır faşist baskı koşullarını yok saymak gerçekçi olmaz. Bu baskıların faaliyetlere yansıması bir yere kadar anlaşılırdır. Ancak bir yerden sonra bu baskılara rağmen bedeller pahasına mücadele görevlerini omuzlamak zorunludur. Tam da bu noktada, ‘’düşman tabi ki saldıracak; çünkü biz devrimciyiz!’’ diyen yoldaşların, faşizme karşı omuz omuza diyen kitlelerin sesini ‘’duymak’’ gereklidir.

Devrimci mücadelenin bedelsiz yürütülemeyeceği ve mücadelenin bedel ödemeden geliştirilemeyeceği kabul gören genel doğrudur. Aynı biçimde hiçbir siyaset de bedelsiz yürütülmez. Çünkü bizler silahlı düşmanla savaşmaktayız, tepeden tırnağa militarist bir devletle, faşist bir iktidarla mücadele etmekteyiz. Siyasetimiz de bu zeminde biçimlenmekte ya da yürütülmektedir. Siyaset ve mücadelemiz ideolojik mücadele değildir. Burjuvazinin kendi arasındaki kavgalara ve bu kavgaların gerici çıkarlara endeksli pazarlıklar ve diplomasilerle yürütülen siyasete ve kavgalara hiç benzemez. Tamamen uzlaşmaz sınıf düşmanlığı ve çelişkileri zemininde mücadele etmekte, siyaset yürütmekteyiz. Bu mücadele, kavga ve siyasetimiz tabiatıyla bedeller pahasına yürütülebilir, geliştirilerek ilerletilebilir. Bundandır ki, kavga etmeden kavgayı, savaşmadan savaşı kazanamayız demekteyiz.

Mutlak bedelsiz, kayıpsız, acısız ve ölümsüz bir mücadele yürütülemeyeceği gibi, hiçbir siyasetimiz de mutlak biçimde bedellerden muaf tutulamaz, bedeller dışında tasavvur edilemez. Elbette karşı-devrimin azgın saldırıları karşısında kendimizi korumayı bilmeli, bunu anılan belli dönemlerde taktik siyasetler biçiminde yürütmeliyiz. Ancak bu siyasetimiz mutlak biçimde bedelsiz bir süreç olarak tarif edilemez, algılanamaz. Kendimizi korumayı başarmalı ama buna koşut mücadele görevlerini yerine getirmeyi de başarmalıyız. Mücadeleyi tamamen veya esasta durduran bir koruma siyaseti yoktur, olamaz da. O halde buna denk gelen algı, pratik ve tutum hatalıdır. Doğru siyasetlerin kişisel eğilim ve zaaflarımıza payanda edilmesi ise kabul edilemez. Yoldaşlarımız can bedeli savaşıp toprağa düşerken, bizlerin hapse düşmeyi göze almayan bir sağlamcılıkla devrimcilik yapmayı ya da bedelsiz bir mücadele hayal etmemiz düşünülemez.

Bedel ödemeyi göze almayan bir mücadele ve siyaset ne başarılı olabilir ne de yürütülüp geliştirilebilir. Bedel ödemeden mücadele yürütülüp geliştirilemez. Kavgaya girmeden kavganın geleceği hakkında fikir yürütülemez. Savaşa girmeden savaş kazanılamaz. Bütün bunlar bedel ödemeyi göze almayı gerektiren süreçlerdir. Ki, son aylarda verdiğimiz kayıplar da bunu tanıtlamaktadır. Ölümsüzleşen yoldaşlarımız bu serüveni yazmaktadır…  Savaş ve mücadele konusunda ne kadar ahkâm kesilirse kesilsin, bizzat savaş ve mücadele pratiği verilmeden veya bu pratiğe girilmeden gerçekte bir yol ilerlenemez, savaş namına haklı bir söz söylenemez. Dahası, Şahin yoldaşın ‘’Kudretli olalım, cüret edelim, ileri çıkalım!’’ direktiflerinin arkasında durmamış, o direktifleri boşa çıkarmış olunur…

Eksikliklerimize dönük öz-eleştirel yaklaşımımız belli bir gerçeği ifade etmektedir. Ancak bu eleştirel yaklaşımdan hareketle partimizin bütün faaliyet ve çalışmaları olumsuz olarak değerlendirilemez. Savaş siperlerinde can bedeli kavga yürüten yoldaşlarımızın en zorlu şartlarda gösterdiği mücadele kararlılığı hiçbir gerekçeyle karartılamaz olumluluktur. Yine çeşitli alanlarda savaşı geliştirme perspektifiyle görevler yürüten, bedeller ödeyen yoldaşlarımızın emek ve çabaları, partimizin yürüttüğü çalışma ve planlamalar küçümsenemez olumluluklardır. Ne var ki, ne hep olumluluk ne de hep olumsuzluk vardır. İkisi de bir arada bulunmaktadır. Başarılı savaş, emek ve fedakârlıklarla örülen kararlı mücadele pratiği gibi, devrimci dinamizmini yitirip pasifizmin kulaçlarına düşen çalışmalarımız da vardır. Açık faşizm ağır baskıları altında gerileyerek bedel ödemeyi göze almaktan sakınan belli bir eğilim ve eksikliğimiz mevcuttur. Ve bu durumun aşılması elzemdir.

Kurtuluş ve özgürlüğe varmanın yolu savaşmaktan geçer

Kırılma pahasına, en ağır bedel ve kayıplar vermemize karşın, savaşmak ve savaşı geliştirmek zorundayız. Kurtuluş ve özgürlüğe varmanın yolu buradan geçer. Dahası gerici hâkim sınıflar devleti ve faşist iktidarları bunu dayatıp zorunlu kılmaktadır. Özellikle günümüz şartlarında faşist devlet ve iktidara karşı silahlı savaş yürütmek çok daha kaçınılmaz, çok daha haklı, çok daha anlaşılır ve güçlü gerekçelere sahiptir. Gazetecilik ve haber yapmanın ağır para ve hapis cezalarına mal olduğu, eleştiride bulunup hak talep etmenin şiddete maruz kalıp hapse atılmaya yeterli sebep olduğu, ‘’makul şüphe’’nin tutuklanmaya yani canım istediğinde keyfi biçimde istediğimiz tutuklarımın yasallaştığı, şiirin bomba, heykelin ucube, gazetecinin, belediye başkanı ve milletvekilinin terörist ilan edilip tutuklandığı, kısacası insanın insanlığıyla övündüğü her değerinin suç sayılarak insanın yargılanmasına neden teşkil ettiği günümüzün siyasi (keyfiyetçi faşist) şartları faşizmin hoyrat baskı boyutlarını ifade etmek için yeterlidir.  Ancak bu şartlara rağmen savaşmaktan başka bir çare, bu şartları değiştirmek için mücadeleden başka bir yol yoktur. Evet, şartlar son derece ağır ve ciddi bedeller ödemeyi gerektirecek cinsten faşisttir. Bu şartlar gerilemenin değil, devrimci savaşa yüklenerek devrimi geliştirmenin sağlam gerekçeleridir. Devrimci savaş bu kadar meşru, gerekli ve elzemdir.

Düşman bütün olanaklarıyla saldırıyor, stratejik imha saldırılarıyla kesin sonuçlara ulaşmak istiyor. Teknolojiyi esas alan düşman geçici taktik başarılar elde edebilir, devrime darbeler vurabilir. Ki, bu saldırılarda kayıplarımız artmakta, ödediğimiz bedeller ağırlaşmaktadır da. Mücadelenin ve devrimin bedeller üzerine inşa olacağı bilinmektedir. Düşmanın bugün ki taktik üstünlüğüne karşı, stratejik üstünlüğün bizlerde olduğu unutulmamalıdır. Faşist iktidarın baskı, saldırı ve katliamlara ağırlık vermesinin özel nedeni sarsılan iktidar şartlarıdır ve sarsılan iktidarı ayakta tutarak sürdürme kaygısıdır. Bu iktidar gibi bütün gerici sınıf iktidarları da iç çelişkisi gereği köhnemişliğine gömülüp yıkılmaktan kurtulmayacaktır. Bütün bir halkı katledip kıyımdan geçirerek tüketemez, bir zafer elde etmeleri düşünülemez. Halk kitleleri var oldukça ve sınıflı toplum realitesi devam ettiği sürece, sınıf çelişkileri zemininde sınıf savaşları kaçınılmaz olacaktır. Bugünkü savaşımız işte bu diyalektik içinde vücut bulan ve zaferi kaçınılmaz olan haklı bir savaştır. Kaçınılmaz olan bu savaşların getireceği kaçınılmazlık ise gerici sınıfların tarihin karanlığına gömülmesi olacaktır. Kazanan proletarya ve halk kitleleri olacaktır. Yeter ki, sınıflar mücadelesinin yasalarına uygun hareket edip devrimci sınıf savaşının görevlerini pratikte sahiplenerek yerine getirelim…

O halde düşen yoldaşlarımızın anısını yaşatmak ve onları layıkıyla anmak için, savaş ve mücadelelerini zafere taşımak için, düştükleri yerde dikilmek, inatla düşmanın karşısına çıkmak durumundayız. Düşmanın karşısına dikilmeden ve düşmanla yüzleşmeden ne savaş yürütülebilir, ne de düşman yenilebilir. Görev her alanda devrimci mücadele ve savaşı yükseltmektir. Bunun için her türlü tembellikten, ruhsuzluktan ve pasifizmden kurtularak cüret ederek bedel ödemek şarttır.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Fransız Komünist Partisi Başkanı, Pier Yoldaş, Komünarların yanına sonsuzluğa uğurlandı

Aralık 8, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Paris (08-12-2017) Geçtiğimiz günlerde, 81 yaşına rağmen durmak nedir bilmediği, günlük politik çalışma içinde, yıllardır her eylemde orda olduğu Paris Republiq Meydanından metroya inerken, geçirdiği talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybeden FKP(Maoist) in başkanı Pier Yoldaş, bugün 8 Aralık Cuma günü, Komünarların mezarlığı Pere Lachais da, Cretaryumda bedeni yakılarak sonsuzluğa uğurlandı.

Saat 10 h 00 da başlayan törene, FCP (Maoist) bayrağı altında, kızıl bayrağa sarılı Pier yoldaşın tabutu başında yoldaşları ve onu son yolculuğunda yalnız bırakmayan çeşitli devrimci parti ve örgütler adına konuşmalar yapıldı.

FCF( Maoist), MKP, TKP/ML adına yapılan konuşmalarda ve hazırlanan metinlerde Pier yoldaşın çizgiye bağlı mütevazı devrimci kişiliği ve kişisel devrimci özelliklerinin altı çizildi.

Fransız ve göçmen dernek, sendikalar adına yapılan konuşmalarda da, onun dayanışmacı yoldaşca ictenligine vurgu yapıldı.

Pier yoldaş, Enternasyonel Marşın okumasının ardindan, son yolculuğuna uğurlandı.

Katılımcı kitle ise, kızıl bayraklar eşliğinde, marşlar söyleyerek, komüncüler anıtına yürüdü.

Yürüyüş boyunca ” Başkan Pier yaşasın, ” Marks, Engels, Lenin Yaşasın” sloganları atıldı.

Tören kömüncüler anıtında sona erdi.

 

 

 

 

 

 

 

adhk tarafından

SMF: ‘Kudüs’ün geleceğini Kudüs halkları belirler!’

Aralık 7, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

SMF MYK, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına tepki gösterdi ve “Kudüs’ün geleceğini Kudüs halkları belirler!” dedi

HABER MERKEZİ (07-12-2017) – SMF MYK, Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına tepki gösterdi ve “Kudüs’ün geleceğini Kudüs halkları belirler!” dedi.

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve Tel Aviv’de bulunan Büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı almasıyla başlayan tartışmalara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

SMF açıklamasında, “ABD emperyalizminin Ortadoğu halklarına yönelik saldırıları devam ediyor. Ortadoğu ve bölgeyi savaş alanına çeviren, milyonlarca emekçi ve ezilen halkların katliamından sorumlu ABD başta olmak üzere, emperyalist haydutlar çatışmaları körükleyen politikalarına devam etmektedir.

ABD başkanı Donald Trump’ın imzaladığı bir belgeyle Kudüs’ü İsrail devletinin başkenti olarak ilan etmesi Ortadoğu’da yeni çatışmalar yaratacak bir provokasyondur. Görünen o ki, ABD emperyalizmi Ortadoğu’da yeni çatışma alanları yaratmak, buradan da kendi kanlı egemenliğine güç katmak istemektedir. ABD bu hamlesiyle İsrail devletinin Filistin topraklarındaki işgalini meşrulaştırma çabası içindedir.” dedi.

“Kudüs’ün geleceğini Kudüs halkları belirleyecek”

SMF açıklamasında AKP/Erdoğan iktidarının Kudüs gündemiyle Zarrab, Man Adası ve Panama belgeleriyle ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet gerçeğini unutturmaya çalıştığını vurguladı ve şunları ifade etti;

“Bu bağlamda, AKP’nin bu manevrasına karşı AKP/Erdoğan iktidarının halk düşmanı özü teşhir edilmeye devam edilmeli, gündemi değiştirme çabasına karşı bu gündemi karartmalarına izin verilmemelidir.

Gelinen aşamada ABD’nin Ortadoğu’da yeni savaş cepheleri açmak istediği açıktır. Kudüs’ün İsrail’in ‘başkenti’ ilan edilmesiyle yaratılmak istenilen Filistin ve Lübnan üzerinden Ortadoğu’da ABD karşıtı cepheyi geriletmektir. ABD emperyalist barbarlığının Filistin ve Lübnan üzerinden Ortadoğu’da yeni kitlesel katliam girişimlerine karşı anti-faşist, anti-emperyalist direniş gruplarıyla dayanışmayı büyütelim.

Kudüs farklı inanç ve milliyetlerin birlikte yaşamlarının sembolü kadim bir kenttir. Kudüs’ün geleceğini; emperyalist barbarlar, işgalci-sömürgeci devletler değil Kudüs halkı belirleyecektir. Ayrıca Kudüs gündemi üzerinden Yahudi-Musevi toplumuna yönelik oluşturulmaya çalışılan ırkçı-gerici dalgaya karşı halkların ve inançların tam hak eşitliğini ve birlikte yaşamını savunmalı, antisemitizme karşı da durulmalıdır.”

adhk tarafından

FHKC: ‘Kudüs’ün kaderini Trump değil, mücadelemiz belirler’

Aralık 7, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

FHKC yazılı bir açıklama yaparak, Trump’ın Filistin halkına haklarına karşı açık savaş ilan ettiğini belirtti ve ‘Kudüs’ün kaderini Trump değil, mücadelemiz belirler’ dedi

HABER MERKEZİ (07-12-2017) – FHKC yazılı bir açıklama yaparak, Trump’ın Filistin halkına haklarına karşı açık savaş ilan ettiğini belirtti ve ‘Kudüs’ün kaderini Trump değil, mücadelemiz belirler’ dedi.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) internet sitesi üzerinden Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. FHKC, ABD’nin kararının halklara karşı düşmanlık ve siyonist devletle ortaklık olduğunu belirtti ve Filistin yönetimini müzakerelere ve ABD egemenliğine dayanan yıkıcı tecrübelerden ders almaya çağırdı. FHKC, Oslo sözleşmesinin derhal geri çekilmesini ve devam eden yükümlülüklerinin yerine getirilmemesini istedi.

Filistin halkını ve direniş örgütlerini mücadeleyi birleştirmeye ve büyütmeye çağıran FHKC, karara ortak direnişle karşılık vermeye davet etti. FHKC, “Kudüs için savaş, bütün Filistin için bir savaştır. Bizim için Kudüs, Hayfa, Safad, Yafa, Gazze, Ramallah ve Filistin’deki her köy ve şehirdir” dedi.

Filistinli ve Arap halklarının, ‘emperyalizmin, siyonizmin ve Arap gerici rejimlerinin’ işbirliğine karşı durması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Kudüs her zaman Filistin halkının ve Filistin Devletinin başkenti olmaya devam edecek ve emperyalist-Siyonist ittifak şehrin Arap kimliğini ve Arap ve İslam dünyasındaki statüsünü yok etme girişimlerinde başarılı olmayacaktır” denildi.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Saçılan ‘’pislikler’’ ve mevcut itiraflar öncü depremdir!

Aralık 6, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Buram buram kirlilik, pislik ve çürümüşlük kokmakta; devasa rüşvetler, gayri meşru-yasa dışı ticaret, aynı zeminde para ve altın kaçakçılığından kişisel rant devşirme, devlet bürokrasisinin haksız kazanç veya rüşvet için manivela edilmesi, bakanlık ve iktidar olanaklarının kişisel menfaat için basamak yapılması gibi suçlarla, kapağı açılan bu kokuşmuş bataklık sadece ve sadece taşan kısmıyla deşifre edilmiş oldu. Bu çürümüşlüğün burjuva düzen ve sistemin kopmaz parçası ve ürünü olduğu bizler için bilinmez değildir, dolayısıyla bir sürpriz de değildir. Rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık ve çapulun, emek hırsızı gerici sınıf burjuva düzen ve sistemlerinin ayyuka çıkmış bir gerçeği olduğu inkâr edilemez.  Kâhin olmaya gerek yok ki, Erdoğan’dan bakanlarına kadar bu güruhun, ailesinden ‘’dava ve yol arkadaşlarına’’ kadar bütün etraf-aile eşrafının hırsızlık, yolsuzluk, yasa dışı ticaret, sömürü-talan ve devlet-iktidar olanaklarını kişisel menfaatleri için kullanarak semirdiler. İktidarlarının da karakteri ve niteliği bundan başka bir şey değildir

HABER MERKEZİ(06.12.2017)-Burjuvazi fena şekilde kapışmış durumdadır. Ki bu kez emperyalist güç ve ülkeler de işin içinde olduğundan durum Erdoğan iktidarı açısından daha da vahimdir. Burjuva klikler arası çatışması keskinleşirken, bu klikler emperyalist güçlerden bağımsız olmadığı için ve aynı zamanda ABD emperyalizmi partner değiştirmeye karar verdiği için emperyalist ülkeler de bu çatışmada etkin olarak yer almakta, çatışmanın niteliği iktidarın el değiştirmesine doğru ilerlemektedir.

Gündemde, Sarraf davası olarak bilinen Halk Bankası ile birçok bankanın ve Erdoğan’dan eski-yeni bakanlarına kadar siyasi ekibinin içinde olduğu, hatta ailesinin de dâhil olduğu ABD’deki yargılama süreci, bu dava muhtevasına paralellik gösteren Erdoğan ailesi ve ekibi tarafından naylon şirketlerin kurulup para transferinin buralara yapılması ve vergi kaçakçılığının yapılması veya kara paranın aklanması gibi suçlar ihtiva eden Kılıçdaroğlu’uun açıkladığı ve açıklayacağı belge veya suç delilleri gibi sıcak konular revaçta.

Erdoğan bu gelişmeler karşısında dizleri titremesine karşın gürleyerek çevresine moral vermeye ve emrindeki kurumları devreye sokarak kendisini, ailesini, iktidarını temize çıkarmaya çalışıyor. Bildik ezberle, ‘’sahtedir, yalandır, şerefsizdir…’’ demekten başka bir şey demiyor esasta. Aslında ilk sinyalleri aldığında gündemi karambola götürmek için Partisine dönük çarpıcı açıklamalar yaptı fakat Kılıçdaroğlu atak yaparak durumu tersyüz etti.

Erdoğan, partisine dönük açıklamalarında, kendisinin adının kullanılarak işler yapıldığını, bürokratik oligarşinin canlandırıldığı minvalinde şeyler söyleyerek, buna müsaade etmeyeceğini kararlı biçimde ifade ediyordu. Tam da bu konuşmalarında önemli bir itirafta bulundu. ‘’Benim doğrudan talimatım olmadan kimseye itibar etmeyin, bey efendi böyle istiyor diyenlere inanmayın benden haber gelmeden kimseye ’torpil yapmayın, ihale vermeyin, iş-görev-yetki vermeyin’ ‘’ demeye getirerek alenen kendisi tarafından hukuksuzca torpil yapıldığını, kendisinin imtiyaz ve haksız mevkiler verdiğini vb vs kabul etmiş oldu. Bu itirafına karşın yapılan para transferlerini, alınan rüşvetleri vb vs yalanlayarak kabul etmemektedir. Oysa kendisi, kendisi söylediği takdirde birilerine ayrıcalık ve imtiyaz tanınmasını vb vs açıkça söylüyor.

Daha da ‘’ilginç’’ olan şu; adlarının önünde bir yığın unvan takarak kamuoyunun karşısına Dr. Prof. Dç, Akademisyen, yazar, gazeteci vb vs sıfatlarıyla çıkıp konuşan mürekkep yalamış cahiller-yarı cahil takımı, bunlara tetikçi demek daha doğru. Bunlara kafasını taşımayanlar demek daha isabetli. Çünkü Erdoğan söylemeden her şeye karşı çıkarlar ama Erdoğan söylediğinde akıllarına gelir ve keskin biçimde ve utanmadan savunurlar. Böyle kişilik yoksunu unvanlılar bir hayli var… Ve bunlar entelektüel laflar ve unvanlarla donattıkları şahsiyetleriyle televizyonlarda ahkâm keserken, Erdoğan’ın bu itirafını dikkate almak bir yana gözden ıramak için her türlü çabayı sergilemektedirler. Bunlar Sarraf davasında ifşa edilen gerçekler karşısında da, Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı ve hatta daha açıklamayıp açıklayacağı belgeler hakkında da sahte demekten geri durmamaktadırlar. Ne zaman ve nasıl inceledi iseler, muhtemeldir ki, Erdoğan ‘’böyle söyleyin’’ demiştir ve onlar da tetikçilik ve satılmış kişilik-kafa olma görevi icra etmektedirler.

Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın oğlundan, eniştesine, ondan dünürüne kadar bilcümle aile ve akrabasının ismini açıklamak suretiyle ve kurulan şirketin adı ile nerede kurulduğuna, ne kadar par gönderildiğine ve kimler tarafından gönderildiğini banka koçanları gibi belgeleri göstererek açıkladı. Bunun vergi kaçakçılığı, vergi kaçırma veya vergi ödememe suçlarını kapsadığı açıklandı ve öyledir de. Yalan ve sahtedir korosu yine iş başına geçti. Fakat panik o kadar büyüktü ki, biri sahtedir derken, öteki gönderilen para değil, gelen paradır, diğeri para göndermek suç değildir ki, bir başkası (ama  Erdoğan dâhil hepsi AKP’li bakan veya vekil vb) şirket yurt içinde de yurt dışında da kurulabilir vb vs diyerek kendilerini ele verip rüsva oldular, gerçekler karşısında bocalayıp iyice battılar. Elbette, küfürler, hakaretler, dava açmalar da eksik olmadı. Kendilerine en güvendikleri şey, belgelerin mahkemeye verilmesi ve suç duyurusunda bulunulmasıydı. Ki, mahkemeler Erdoğan’ın emir eri olduğu için buralarda gerekli kararlar çıkararak kendilerini aklamayı tasavvur etmektedirler. Ankara cumhuriyet başsavcısının bir soruşturma açtığı anlaşılmaktadır ki, gecikmeden Kılıçdaroğulu’ndan belgeleri istedi.

Mevcut çatışma klikler arası bir çatışma olup keskinleşerek derinleşecektir

Buna karşın, CHP sözcüleri ve Kılıçdaroğlu yeni belgeler açıklayacağım, kanıtlayacağım tarzında açıklamalar yaparak meseleyi canlı tutmaya ve Erdoğan’ı sıkıştırmaya, hatta kabus görmeye devam etmektedir. Kısacası, bu çatışma klikler arası bir çatışma olup iktidarın el değiştirmesi zemininde geliştiği için keskinleşecek, uzayacak, derinleşecektir. Daha çok kirli çamaşır sergilenecek, daha çok pis koku çevreye yayılacaktır. Anlaşılıyor ki, Erdoğan ve iktidarı önümüzdeki seçimlere kadar epey hırpalanacak seçimleri kaybetmesi sağlanacaktır. Uluslar arası alandaki ilişki ve duruma bakıldığında, yapılan yargılamaların muhtevası ve yaratacağı sonuçlara bakıldığında, içerde oluşan atmosfer ve havada uçuşan belgelere bakıldığında Erdoğan’ın beli kırılıp ‘’dik duruşu’’ diz çökme pozisyonuna getirilecektir. Kılıçdaroğlu öncü depremle ‘’salladı’’ Erdoğan’ı, depremin kendisi de artçıları da yaklaşık sarsıntılar olacaktır. Fakat her sarsıntı binada hasara, çatlağa, tahribata yol açmaktadır. Seçimlere kadar işleyen süreç, hem Sarraf davası kapsamı ve hem de CHP’nin açıkladığı-açıklayacağı belgelerle Erdoğan ve iktidarının hırpalanmasını sağlama biçiminde ele alınmaktadır. Ve bu süreç başlamış olup hızlanarak ilerlemektedir…

İsterdik ki, devrimci halk güçleri ve mücadeleleri Erdoğan ve bilumum burjuva sınıf iktidarlarına son vermesiydi, ama mevcut durumda bu uzak bir olasılık. Ancak burjuvazinin kendi arasındaki çatışma da halk ve devrim lehinedir. Burjuvazi ne kadar zayıflarsa halk için, devrim için o kadar iyidir. Şimdi burjuvazi fena halde kapışmış, birbirini teşhir etmektedir. Aralarındaki klik çatışmaları yaşamaktadırlar, bunda taraf değiliz, ancak burjuvazinin birbirine girmesinden memnunuz.

İster Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı ve açıklayacağı belgeler olsun isterse Sarraf davasında dönen para ve rüşvetler vb olsun bütün bunlar AKP’nin sadece küçük bir yüzüdür ki, o yüz daha kirli, karanlık ve kanlıdır. Dolayısıyla halk kitleleri ödediği vergilerin kimlerin cebine gittiğini, özellikle de camilerde toplanan paraların sahipleri paralarının nereye gittiğini, nasıl ve kimler tarafından kullanıldığını görerek Erdoğan ve iktidarına karşı ayaklanmalı, hesap sormalı, mücadele etmelidir…

Rıza Sarraf itirafçı olmaya karar verdi. Onun adını taşıyan dava aylardır tartışıldı, ABD ile Erdoğan iktidarı arasında pazarlıklar yapıldı, diplomasi yürütüldü, şantaj ve komplolar yapıldı. Fakat uzlaşma sağlanıp anlaşmaya varılamadı. İpler koptu. Sarraf sanıklıktan tanıklığa ‘’terfi’’ etti. İplerin kopmasını Sarraf’ın tanık pozisyonuna geçmesi de doğrulamaktadır. Sarraf itirafçı olarak verdiği ifadelerin şimdiki bölümüne kadar Halk Bankası ve Bankalarla, Zafer Çağlayan ve bilindik bakanlarla, şimdinin enerji bakanı Erdoğan’ın eniştesi Berat Albayrak’a kadar dönen rüşvet çarkı, para ve altın transferleri, yasadışı işlemler vb vs ortaya döküldü, dökülmeye devam edecektir. Bunlar daha öncü depremler demek mümkün. Zira Sarraf konuşmaya devam etmekte, mahkeme ve ifade süreci sürmektedir. Daha büyük skandalların gündeme geleceği ve kirli çamaşırın orta yere serileceği muhakkakken, bu sürecin ekonomik ve siyasi sonuçlarının olacağı da bir sır değildir. Taşlar yerinden oynuyor, oynayacak.

Buram buram kirlilik, pislik ve çürümüşlük kokmakta; devasa rüşvetler, gayri meşru-yasa dışı ticaret, aynı zeminde para ve altın kaçakçılığından kişisel rant devşirme, devlet bürokrasisinin haksız kazanç veya rüşvet için manivela edilmesi, bakanlık ve iktidar olanaklarının kişisel menfaat için basamak yapılması gibi suçlarla, kapağı açılan bu kokuşmuş bataklık sadece ve sadece taşan kısmıyla deşifre edilmiş oldu. Bu çürümüşlüğün burjuva düzen ve sistemin kopmaz parçası ve ürünü olduğu bizler için bilinmez değildir, dolayısıyla bir sürpriz de değildir. Rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık ve çapulun, emek hırsızı gerici sınıf burjuva düzen ve sistemlerinin ayyuka çıkmış bir gerçeği olduğu inkâr edilemez.  Kâhin olmaya gerek yok ki, Erdoğan’dan bakanlarına kadar bu güruhun, ailesinden ‘’dava ve yol arkadaşlarına’’ kadar bütün etraf-aile eşrafının hırsızlık, yolsuzluk, yasa dışı ticaret, sömürü-talan ve devlet-iktidar olanaklarını kişisel menfaatleri için kullanarak semirdiler. İktidarlarının da karakteri ve niteliği bundan başka bir şey değildir…

Suça batan, defalarca suçüstü olan Erdoğan ve iktidarı ister hileyle, ister iktidar zoru ve devlet olanaklarıyla ve isterse de pişkin burjuva siyaset yeteneğiyle her defasında işin içinden sıyırmayı, en azından az yara almayı başararak sıyırmayı başardı. Lakin bu defa işler o kadar kolay değil. ABD’nin Erdoğan’ı ‘’gözden çıkardığı’’ söylenebilir. Sarraf davasındaki mevcut gelişme eğilimi bunu gösteriyor. Erdoğan ve iktidarı için ABD ile ilişkileri koparma kolay olmamakla birlikte, Erdoğan tarafından tercih edilmese de, ABD Erdoğan iktidarıyla birlikte çalışmayacağını tek taraflı olarak kararlaştırmış durumdadır. Bu noktadan sonra Erdoğan’ın yapabileceği tek şey bu durumu kabul ederek anti-ABD’ci, hatta anti-emperyalist demagoji ve kuru kabadayılık pozlarıyla milliyetçi zemini basamak edinip pozisyonunu güçlendirmeye çalışmak, ABD tarafından tasfiye edilmesine karşı manipüle ettiği kitle desteği ile direnç oluşturmaktır.

ABD ile Erdoğan iktidarı arasında iplerin ABD tercihiyle kopması Erdoğan iktidarı için çanların çaldığına işarettir. Ki, Erdoğan durumu fark ettiğinden dolayı, ‘’Sarraf ne konuşursa konuşsun hiçbir değeri yoktur’’ umursamaz poz keserek, hem ABD’den umudunu kesip Rusya-Avrasya eğiliminde kesin karar kıldığını yansıtıyor ve hem de Sarraf davası ve ABD eksenli aczini ya da çaresizliğini yansıtmış oluyor.

Erdoğan/AKP iktidarının çöküşü kaçınılmazdır

Bir şeyin altını çizmek gerekir ki, Erdoğan her ittifakı, her ortağı, her birlikte çalışanıyla istisnasız olarak sorunlu biçimde kopuş yaşadı ve bu kopuşların ya da ilişkilerin hemen hepsinde Erdoğan zarar gördü ama enteresandır ki, Erdoğan ‘’zeytinyağı’’ olmayı da iktidar gücü sayesinde sağlayarak üstte kalabiliyor. Örneğin, Gülen Cemaaeti ile ittifak, hatta koalisyon ortakları oldukları halde(ki, paralel devlet tanımlamasında bulunurken ve ne istediler de vermedik vb vs derken bu ortaklığı kast ediyorlar), şimdi CHP’yi ‘’FETÖ’ cülükle suçlamakta, kendilerini dışta tutarak CHP’yi ‘’FETÖ’’ ile ilişkilerinden dolayı suçlamaktadırlar. Bu büyük bir beceridir, ‘’FETÖ’’ ile ortaklıkları fena halde bozuldu ve darbeye kadar gitti bu kopuş. Esat ile aile tatillerine uzanan kardeşlik büyük kopuşla düşmanlığa dönüştü. Melih Gökçekle kardeşlik Melih’in kovulmasıyla kopuş yaşadı. Davutoğlu ile ortaklı başbakanlığa terfi edilecek düzeyde ileriydi fakat bir hademe gibi görevden alınarak keskin kopuşla sonuçlandı bu ortaklık. Gül ile Arınç ile ve daha birçok AKP kadrosuyla aynı akıbet yaşandı.  ABD ve Turamp ile kardeşlik, stratejik ortaklıktan kendisi kovulma pozisyonuna düştü. Avrupa veya batı dünyasında konuşamaz duruma geldi, amiyane değimle dünyadan tecrit oldu. Uçağını düşürdüğü Rusya’ya sarılmakta, Mavi Marmara baskını sonrası One münit dediği İsrail’e sarılmakta çareyi buldu şimdilik.

Lakin Abbas yolcu… Bu kadar suça bulaşıp deşifre olan bir iktidarın-bir Erdoğan’ın daha fazla saltanat ve hâkimiyetini sürdürmesi son derece zordur. Sarraf itirafları karşısında da kalması zordur. Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı ve açıklayacağı belgelerden sonra da kalması zordur. Ama illa da ABD’nin ve AB ülkelerinin ‘’istenmeyen adam’’ misali ya da güvenilir olmayan biri tarifiyle sergiledikleri tavırla Erdoğan ve iktidarının kalmayacağı çok daha güçlü ihtimaldir.

Kuşkusuz ki, Erdoğan boş durmayarak binerce hile ve entrikaya başvuracak, her türlü yol-yöntemi devreye sokacak ve hatta başvurmayacak bir şey bırakmayacaktır iktidarda kalmak için. Hatta iktidarda kalmak ile kalmamayı siyasi yaşamdan öteye bir güvenlik sorunu olarak algılamakta, görmektedir. Dolayısıyla bütün iktidar ve devlet olanaklarını da kullanmak suretiyle iktidarda kalmaya çalışacaktır. Ne ki, her şey Erdoğan’ın iradesi ve çabasına bağlı değildir, onun iradesi dışında bir gerçek vardır ki, bu gerçek her şeye karşın tesir gösterecektir. Gerçek inatçıdır. Onu her zaman değiştiremezsiniz, özellikle şartlar gerçek lehine olgunlaşmış ise gerçek karşısında yenilmekten kurtulamazsınız. Erdoğan’ın da iktidarının da kaderi budur, önümüzdeki seçimlere kadardır.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Komünizm savaşçıları için Avrupa’da anmalar devam ediyor

Aralık 6, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Devrim ve komünizm savaşçıları için Avrupa’da anma etkinlikleri devam ediyor Komünizm savaşçıları için 9 Aralık’ta Hollanda/Denhaag ve 17 Aralık’ta ise Almanya/Ludwigsburg’da anma etkinlikleri düzenlenecek

HABER MERKEZİ (06-12-2017)- Devrim ve komünizm savaşçıları için Avrupa’nın birçok yerinde anma etkinlikleri yapılmaya devam ediyor. Bu anma etkinliklerinden biri de Hollanda ve Almanya’nın Ludwigsburg kentinde gerçekleştirilecek.

Hollanda’daki anma etkinliği Halkın Günlüğü okurları ve Partizan tarafından ortak düzenlenmektedir. 9 Aralık 2017 günü saat: 16.30’da Denhaag(Leyweg 1132) de yapılacak olan anma etkinliğinde 11 MKP/HKO ve geçen yıl Kasım ayında ölümsüzleşen 12 TKP/ML-TİKKO gerillası anılacak.

Almanya’nın Ludwigsburg kentine yapılacak olan anma etkinliği ise 17 Aralık 2017 tarihinde Demokratik Kültür Derneğinde gerçekleştirilecek. Tertip Komitesi tarafından düzenlenecek olan anma etkinliğinde 16 Kasım’da ölümsüzleşen 4 komünizm savaşçısı anılacak.

adhk tarafından

ADHK Hamburg polis baskınlarına karşı açıklama yaptı

Aralık 6, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Temmuz ayında Hamburg’da gerçekleşen G20 protestolarına katılan eylemcilerin evleri basıldı ADHK Hamburg örgütlülüğü yazılı bir açıklama yaptı ve “Hiçbir baskı mücadelemizden geri adım attıramayacak” dedi

HABER MERKEZİ (06-12-2017) – Almanya’da Temmuz ayında gerçekleşen G20 protestolarına katılanlara yönelik polis baskınları düzenlendi. Farklı kentlerde bulunan 20 evde polis arama yaptı.

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)’na bağlı Hamburg örgütlülüğü de duruma ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Hiçbir baskı mücadelemizden geri adım attıramayacak” dedi.

Yapılan açıklama şu şekilde;

“Hamburg’da Temmuz 2017’de gerçekleştirilen G20 zirvesi sürecindeki G20 karşıtı protesto eylemlerine katılanlara karşı bu sabah Almanya genelinde Hamburg, Hannover, Bremen Braunschweig, Göttingen ve Stuttgart şehirlerinde eş zamanlı polis baskınları gerçekleştirildi.

G20 sürecinde sergiledikleri azgınca saldırıları manipüle etmek ve o süreçte Hamburg şehrinde olağanüstü hali aratmayan şekilde Hamburg şehrini polis ablukasına alan kendi hukuksuz faşizan devlet terörünün üzerini örtmek için, G20 zirvesinin üzerinden 5 ay geçmesine rağmen bugün sabah Almanya genelinde Enternasyonal devrimci faaliyet yürüten kurum faaliyetçilerinin evlerine ve kurumlara yönelik eş zamanlı baskınlar gerçekleştirildi. Örgütlü devrimci ve ilerici güçleri korku, baskı ile kontrol altına almaya çalışan anlayış diğer yandan da emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda gelişen faşist terör örgütleri koruyup kollamaktadır. Özellikle iki gün önce Hannover’de AFD kongresini protesto eden devrimci ve ilerici güçlere uygulanan şiddet ve saldırılar var olan demokrasi anlayışını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. AFD’nin de özellikle son süreçte bu kadar hızlı örgütlü bir şekilde nasıl büyüdüğünün kanıtıdır.

Faşist ve ırkçı güçleri koruyarak halkın ilerici devrimci güçlerine bu şekilde saldırmalarının tek nedeni örgütlü güçlerden korkmalarıdır. Bugün gerçekleştirilen baskınlarda bu güçleri sindirmenin bir parçasıdır. G 20 sürecinde gözaltına alınan ve tutuklananlara verilen yüksek cezalar da göstermektedir ki bizlerin birlikte ve örgütlü mücadelemizden korkmaktalar ve onların korkularını büyütmeye devam edeceğiz. Bu tamamen ezen ile ezilenler arasındaki savaşta ezenlerin ezilen halk kitleri karşısında psikolojik üstünlük sağlama taktikleridir. Bugün gerçekleştirilen bu saldırılar karşısında sessiz kalmayacağız. Devlet terörüne polis şiddetine ve tüm haksızlıklara karşı haklı ve meşru mücadele yürütenlerin yanında olacağımızı belirtiyoruz.

Emperyalizme, kapitalizme faşizme ve her türden gericiliğe karşı hiçbir baskı bizleri mücadelemizden geri adım attıramayacaktır.”

adhk tarafından

Kuzey Suriye Federasyonu seçim sonuçları açıklandı

Aralık 5, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Kuzey Suriye Federasyonu’nda yapılan yerel meclis seçimlerine ilişkin yapılan açıklamaya göre katılım yüzde 69 oldu

HABER MERKEZİ (05-12-2017) – Kuzey Suriye Federasyonu’nda yapılan yerel meclis seçimlerine ilişkin yapılan açıklamaya göre katılım yüzde 69 oldu

Kuzey Suriye Federasyonu’nda seçimlerin ikinci ayağı olan yerel meclis seçimlerine ilişkin Yüksek Seçim Komiserliği açıklama yaptı. Açıklamada seçim sonuçları da duyuruldu.

Seçim sonuçlarına 3 gün içinde itiraz edilebilineceğinin belirtildiği komiserlik açılmasında, Kuzey Suriye halklarının tarihte ilk defa özgür bir şekilde iradelerini beyan ettiklerine dikkat çekildi.

Seçimlere katılım oranının yüzde 69 olarak açıklayan komiserlik, sonuçları bölge bölge şöyle açıkladı:

Cizre Bölgesi

Cizre bölgesi toplam kürsü sayısı: 2902

Bölgede seçimleri kazananların listelere bağımsız adalara göre dağılımı şöyle;

Demokratik Ulus Listesi: Aday sayısı: 2902. Kazanılan kürsü: 2718

Suriye Kürtleri İttifakı Listesi: Aday Sayısı 99. Kazanılan Kürsü Sayısı 40

Bağımsız Adaylar: 268. Kazanılan Kürsü Sayısı: 144

Fırat Bölgesi

Fırat bölgesi toplam kürsü sayısı: 954

Demokratik ulus listesi aday sayısı: 954. Kazanılan kürsü: 847

Suriye Kürtleri İttifakı Listesi aday sayısı: 124. Kazanılan kürsü: 40

Bağımsız adaylar: 95. Kazanılan kürsü: 67

Efrîn Bölgesi

Efrin bölgesi toplam kürsü sayısı: 1104

Demokratik Ulus Listesi Aday sayısı: 1175. Kazanılan kürsü sayısı: 1056

Suriye Kürtleri İttifakı Listesi aday sayısı: 48 Kazanılan kürsü sayısı: 8

Suriye Kürtleri Demokratik Birlik Partisi aday sayısı: 197. Kazanılan kürsü sayısı 72

Bağımsız adaylar: 86. Kazanılan kürsü sayısı: 40″

http://halkingunlugu1.org/