adhk tarafından

İki yeni KHK: ‘Tek tip kıyafet’ getirildi

Aralık 25, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

OHAL kapsamında Resmi Gazete’de yayınlanan iki yeni KHK ile tutsaklara “tek tip kıyafet” uygulaması getirildi 2 binin üzerinde kişi kamudan ihraç edilirken, taşeron düzenlemesi de KHK ile yapıldı

Ankara (24-12-2017) OHAL kapsamında yayınlanan iki yeni KHK ile, tutsaklara “tek tip kıyafet” uygulaması getirildi. 695 ve 696 sayılı KHK’lar ile 2 binin üzerinde kişi kamudan ihraç edildi, 7 dernek, 7 vakıf, 2 gazete ve bir şirket kapatıldı.

Resmi Gazete’de yayınlanan KHK’ya göre tutsaklara “tek tip kıyafet” saldırısı fiili olarak başlatılacağı belirlendi. KHK’ya göre, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar nedeniyle cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanlar, duruşmalara badem kurusu ve gri renginde tulum giyerek getirilecek” ifadeleri yer aldı.

KHK’da ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 341, Adalet Başkanlığı’ndan 245, TSK’de 600’ün üzerinde, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan 350, belediyelerden 169, Yargıtay’dan 21, TUBİTAK’tan 45 Sosyal Güvenlik Kurumları’ndan 53 kişi, görevinden ihraç edildi.

Taşeron düzenlemesi getirildi

696 sayılı KHK’ye göre taşeron işçiler, 10 gün içinde çalıştıkları idarenin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birime, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı başvurabilecek.

696 sayılı KHK ile taşeron işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçmesi, 4 Aralık 2017 itibarıyla çalıştırılmakta olanları kapsayacak.

Taşeron işçiler, sürekli işçi kadrosuna geçebilmek için yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınacak. Sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç 90 gün içinde sonuçlandırılacak.

Yine, 696 sayılı KHK ile Şeker Kurumu kapatıldı. Şeker Kurumuna ve Şeker Kuruluna yapılmış olan atıflar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına yapılmış sayıldı.

Gazete Patika

adhk tarafından

Münih Davasından Gözlem Raporu: Müslüm Elma’nın Açıklaması

Aralık 20, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Münih (20-12-2017) Münih’te yargılanan on devrimciden bir olan ve TKP/ML yöneticisi olma iddasıyla hakkında dava açılan Müslüm Elma’nın açıklamasını olduğu gibi yayınlıyoruz

Sayın Mahkeme Heyeti,

Sayın Avukatlarım tarafından araç içi denetim ve 15-03-2014 tarihli ev içi gözetimine ilişkin değerlendirme itirazlarını gerekçelendiriyorum ve bu itirazın aynı zamanda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 257. maddesi 1. fıkrası gereğince açıklama olarak anlaşılmasını istiyorum. İllegal temelde yapılan bu dinlemeleri ‘özel yaşam hakkına yapılan bir müdahale olarak görüyorum. Ve gerekçelerimi Alman devletinin Anayasasında yer alan şu görüşlere dayandırıyorum.

”Genel kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini, o şahsın yaşam ve özgürlük alanlarına yapılan müdahalelere karşı korumayı amaçlar ve bu hak kapsamlı kişilik koruması olarak Anayasa’nın 1. maddesi 1. fıkrasında garanti altına alınmış olan insanlık onuru ve Anayasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasındaki kişiliği serbestçe geliştirebilme temel hakkından ileri gelmektedir.

Genel kişilik hakkı, kişiliği dikkate alma ve kişiliğe geliştirebilmeye ilişkin mutlak ve kapsamlı bir hak olarak anlaşılır.

Kişiliği özgürce geliştirebilme ve insanlık onuru hakkı, her bir bireye hayatına şekil verebileceği bireyselliğini geliştirip koruyabileceği özerk bir alan teşkil eder. Buna, bu alan içinde “kendin için olmak”, “kendine ait olmak”; şahısların bu alana zorla nüfuz etmesini ya da bu alan hakkında bilgi edinmesini önleme hakkı da dahildir.

Alman devletinin Anayasası’nda kişilik hakları konusunda yukardaki haklar ifade edilmektedir. Söylem bu. Ama bu salona yansıyanlar tam tersi. Bu şaşırtıcı bir durum mu? Tabi ki değildir. Çünkü burjuva ve gerici devletler gerekli gördüğünde kendi yasallığına uymamaktadır. Koyduğu kuralları hiçe saymaktadır.

Bu nedenle burjuva yasallığı, ezilen yığınları aldatmanın bir aracıdır. Örneğin bir kişi bir başkasının evini gözetlemek için kamera veya dinlemek için aracına cihaz yerleştirirse devletin yargısı bunu ‘özel yaşama’ müdahale olarak değerlendirip suç sayar.

Ama aynı devlet bireylere karşı her türlü gözetleme ve dinleme tekniğini kullanmada serbesttir. Yani Emperyalist tekellerin yüksek çıkarları her türlü ahlaksızlığı meşru sayar. Yargı tamda burada susar. Bizim gibi itiraz edenlerin sesleri yükselince, yargı egemen güçlerin kendi çıkarları için koymuş olduğu yasalara sığınır. Aslında bu durum yalnız egemen sınıfların ikiyüzlülüğünü ortaya koymaz. Aynı zamanda yargı kurumlarının egemen sınıfların çıkarlarını korumakla yükümlü olduğu gerçekliğine bütün çıplaklığıyla ayna tutar.

Egemen sınıfların çıkarı ezilen halkların çıkarıyla asla örtüşmez. Ama egemen sınıflar her fırsatta koymuş oldukları yasaların bütün halkın çıkarlarını korumakla yükümlü olduğu yalanına başvururlar. Oysa yukarıda verdiğimiz örnekte de görüldüğü gibi, onların tüm yasaları çıkarlarını korumaya ayarlı. Onların özgürlük dediği; sınırsız sömürme, yağmalama özgürlüğüdür. Buna itiraz eden, emeği için onurluca bir kavgaya tutuşan herkes ‘teröristtir’ onları her türlü gayri insani uygulamaya tabi tutmak ise bir haktır.

Biz devrimciler, sosyalistler bu yasaları tanımadık, tanımıyoruz. Evlere, araçlara yerleştirilen gözetleme ve dinleme cihazlarıyla elde edilen bilgilerin insani ve ahlaki olarak hiçbir meşruluğu yoktur. Evet biliyoruz. Emperyalist-kapitalist sistemin ahlak sınırı, sahip olduğu kapitali korumakla sınırlıdır. Dolayısıyla bu sistemden ahlaki bir tutum beklemiyoruz. Bizim tüm derdimiz-tüm çabamız, bu ahlaksızlık kuyusuna ışık tutmaktır. Görmeyen gözlerin görmesini sağlamaktadır.

Duruşmalara başlandığından itibaren Alman devletinin yasalarına göre yasak olmayan TKP/ML’nin yürütmüş olduğu faaliyetlere dair sözüm ona deliller okunuyor. Sizin delil diye sunduğunuz tüm bu belgeler yıllardır açıkta yürütülen çalışmaların ürünüdürler. Kimi etkinlikler devletin resmi kurumlarından izin alınarak yapılmıştır. Kısacası tüm çalışmalar meşrudur. Demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini kapsamındadır. Meşru olan bu çalışmaları yargılamak, demokrasi ve özgürlük mücadelesini yargılamaktır. Buna gücünüz yetmez-yetmeyecektir de.

Açık ve meşru olan çalışmalara illegal bir kimlik kazandırmak için, gizlice çektiğiniz resimler, özel alanlara yerleştirdiğiniz dinleme ve gözetleme araçları da sizi kurtaramaz. Tüm bu çabalarınız demokratik hak ve özgürlükler mücadelesine duyduğunuz sınıfsal düşmanlığın somut göstergeleridir. Bize gösterdiğiniz resimler, sizin sınıfsal olarak bize duyduğunuz düşmanlığın belgeleridir. Delil diye okuduğunuz insani ve siyasi sohbetler ise, yasalarınızda sözünü ettiğiniz “özel yaşama”  ne kadar saygı duyduğunuzun birer karneleridir.

Bu anti-demokratik tutumlarınızla demokratik hak ve özgürlükler mücadelesini engelleyemezsiniz. Evlere kamera koyanlar, araçlara dinleme cihazı yerleştirenler, telefonların başında nöbet tutanlar, bir kez daha duyun. Bu saldırılarla bizi korkutamazsınız.

Biz devrimciler, sosyalistler düşüncelerimizi ifade etmekte çekinmeyiz. Gördüğünüz gibi, burada da konuşuyoruz. Onun için diyoruz ki; gayri ahlaki yöntemlerle elde edilen bilgilere başvurmanıza hiç gerek yok. Yargılanan sosyalist kimliğimizdir. Ama biz onu saklamıyoruz. Bilakis bir bayrak gibi sallıyoruz.

Biliyorsunuz içinden geldiğimiz toplumun kendine has bazı değerleri vardır. Sözgelimi evlerin, özel sohbetlerin dinlenmesine ve insanların gizlice gözetlenmesine şiddetle tepki duyarız. Hiç kuşkusuz bu yönteme başvuranların bir amacı da, insanları demokratik hak ve özgürlükler mücadelesine dair konuşmakta korkar, yürümekte ürker hale getirmektir. Buna müsaade edilemez. Korku mikrobunun panzehiri cesarettir. Her türlü baskıya, dinleme ve izleme saldırılarına karşı cesaretle yürümeliyiz.

Biz her şeyden önce insanız. Duygularımızla, düşüncelerimizle, ökemizle varız. Yeri gelince, öfkeleniriz, söylenmemesi gerekeni de söyleriz. “İş yapan hata da yapar”. Devrimcileşmede zayıflıklarımız varsa, pratik duruşumuzda, hareket tarzımızda olumsuzlukların olması kaçınılmazdır. Bunun hesabını da biz yaparız. Egemen sınıfların bizim defterlerimiz üzerinde hesap yapmasına asla müsaade etmeyiz.

Bizim mahkeme heyetinden beklentimiz, özünde hiçbir hukuki ve ahlaki değeri olmayan bu masalların burada okunması değildir. Bizim beklentimiz yasak olmayan faaliyetlerin, hangi mantıkla yargılama konusu yapıldığına dair ortaya somut verilerin konulmasıdır. Çünkü sihirli tanımlamanız olan ”yabancı terörist örgüt” iddiasının hiçbir karşılığı yoktur. Soyut iddialarla, somut sonuçlara ulaşılamaz. Ancak hukuk cinayeti işlenir.

Bizim mahkeme heyetinden beklentimiz; iddia makamı tarafından ileri sürülen şu iddiaların ispatlanmasıdır: ”Daha ziyade TKP/ML ile alt kademesindeki örgüt birimlerinin bileşimi sayesinde Avrupa’da da ve özellikle Almanya’da Türkiye’deki saldırıların düzenlenmesi sağlanmaktadır” (bkz. Tutuklama Kararı, s. 7).

Biz, Almanya’da ne zaman hangi saldırının talimatının verildiğinin açıklanmasını istiyoruz. Biz, Avrupa’da yürütülen çalışmalarla hangi devletin yasalarının nasıl ihlal edildiği sorusunun yanıtını istiyoruz. Ama tüm bu sorulara karşın, siz sanki susma hakkınızı kullanıyorsunuz. Oysa iddia sahibi sizsiniz. Sizin susma hakkınız yok. İddialarınızı ispatlama sorumluluğunuz vardır. Umarız çağırılarımız yanıtsız kalmaz.

Teşekkürler

atik-online.net

adhk tarafından

Gazete Patika yayın hayatına başladı

Aralık 20, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Uzun bir süredir çalışmaları devam eden ve ‘’Gerçeğe giden yol’’ şiarı ile yola çıkan Gazete Patika bugün yayın hayatına başladı

HABER MERKEZİ (20-12-2017)-  Erdoğan/AKP iktidarının toplumsal mücadele önemli bir rol oynayan devrimci, ilerici ve demokratik bütün muhalif basın/yayın kuruluşlarını hedef alarak susturmaya çalıştığı bu zorlu süreçte, tüm baskı ve engellemelere rağmen muhalif ve alternatif basın ve medya kuruluşları haklılık ve meşruluktan aldıkları güçle yeni araçlar ve alternatifler geliştirerek yoluna devam ediyor.

Uzun bir süredir çalışmaları devam eden ve internet gazeteciliği zemininde işçi sınıfı ve ezilenlerin bir mevzisi olma perspektifi ile hareket eden Gazete Patika bugün yayın hayatına başladı. Gazete Patika, başlarken başlığı altında varlık gerekçesini şöyle ifade etmektedir;

‘’ Toplumsal mücadele bütün baskı, engelleme ve susturma saldırılarına rağmen tarihsel haklılığına yaslanarak devam ediyor. Toplumların ilerleme ve mücadele seyri göstermiştir ki hiçbir zorbalık ve engelleme toplumsal kurtuluş mücadelesini durduramamıştır, bundan sonra da durduramayacaktır. Erdoğan/AKP iktidarının OHAL ve KHK hukukuna dayanarak toplumsal muhalefeti bastırma çabasının da nafile olduğu açık bir durumdur. Ki Erdoğan/AKP iktidarının OHAL ve KHK hukuksuzluğu düzleminde toplumsal mücadeleyi bastırma çabasına rağmen, toplumsal mücadele susturulamamış ve zorbalık altında umudu ve direnişi kuşanarak yoluna devam etmiştir.

Mevcut burjuva siyasal iktidarın toplumsal muhalefeti susturma saldırısında en etkin kullandığı kirli araçlardan biri de kuşkusuz medyadır. Egemen olan siyasal iktidarlar ve somutta Erdoğan/AKP iktidarı burjuva medya araçlarını en etkin bir biçimde kullanarak toplumsal gelişmeleri kendi gerici çıkarları doğrultusunda manipüle etmekte ve kitleleri gerici propagandayla zehirleyerek kendisine payanda yapmaya çalışmaktadır. Ki bunda önemli ölçüde başarılı olduğu da söylenebilir.

Erdoğan/AKP iktidarının toplumsal muhalefeti susturma saldırılarının ilk hedefinin devrimci, demokratik ve ilerici basın/yayın kuruluşlarının olması tesadüfü bir durum değildir. Toplumsal mücadelenin ve kitlelerin beslendikleri, nefes aldıkları ve gerçekleri çıplak bir şekilde öğrendikleri muhalif ve alternatif medya araçlarının susturulması bir bütün toplumu bastırma ve dikensiz gül bahçesi yaratma hedeflerinden biridir.

İşçi sınıfı ve ezilenler açısından da medya/basın/yayın araçlarının ne kadar önemli rol oynadığını yaşadığımız somut gerçeklikler ışığında açıkça görmekteyiz. Özellikle internet iletişim ağının her geçen gün gelişen ve kitlelerin yaşamında belirleyici rol oynayan somut gerçekliği tayin edici bir yerde durmaktadır.

İşte Gazete Patika kitlelere ulaşma hedefiyle ortaya çıkmıştır. “Gerçeğe Giden Yol” şiarı ile yayın hayatına başlayan Gazete Patika hiçbir ikirciksizliğe düşmeden safını işçi sınıfı ve ezilenlerden yana taraf olarak belirlemiştir. Gazete Patika toplumsal kurtuluş mücadelesinde kitlelerin sesinin, soluğunun, isyanının ve umudunun bir mevzisi olmayı varlık gerekçesi olarak kabul eder. Gazete Patika’nın yayın çizgisinin özü antiemperyalist/kapitalist, Antifaşist, antişovenist ve anti cinsiyetçi bir içerikle anlam kazanmaktadır. Bu bağlamda Gazete Patika’nın antikapitalist, antifaşist ve anti cinsiyetçi herkese açık olduğunu ifade etmek isteriz.

Gazete Patika’nın gerçek misyonunu oynaması ancak ve ancak kendisine varlık gerekçesi yaptığı toplumsal kurtuluş mücadelesi ve öznesi olan kitlelerin sahiplenmesi ve beslemesiyle mümkün olacağı unutulmamalıdır. Bu bilinçle toplumsal kurtuluş mücadelesinin bir parçası ve öznesi olan bütün dinamikleri ve kitleleri Gazete Patika’yı beslemeye ve takip etmeye çağırıyoruz’’

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Özgür dünyayı yaratma mücadelesinde ölümsüzleşenlerimize

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Savaşıyla karşı durmaktır halkın sofrasını talan eyleyenlere, bilinçli bir öfkeyi kuşanarak varılacaktır o anlamlı güne  Onlar komünizm mücadelesinin çetin bir mücadele olduğunu biliyorlardı Amansız çatışmalar tarihimizde bedellerin kaçınılmaz olduğunu göstermiştir bize. Düşman fütursuzca saldırıyor ve  tüm bu saldırılara karşı durmak devrimci savaşta ısrar etmek dünden daha gereklidir. Aslolan yoldaşlarımızın bize bıraktığı siperleri doldurmak ve kadının kurtuluşu ve tüm toplumun kurtuluşu için mücadelenin halayına katılmaktır

“Buralarda kadın sesi pek duyulmaz. Sesimi alıp buralardan çok uzaklara götürmeni istiyorum” (Soraya’yı Taşlamak filminden)

Sesini en ücra köşelerde bırakmış kadınların sesi olma adına yola düşenleri saygıyla selamlıyoruz.

Tarih notlarını tutmaya başlayalı beri ezilenlerin tarihi ezenler tarafından yazılır olmuştur. İnkâra dayalı yazılan bu tarihin asıl kahramanları hep bir noktada, baskı altında, kendi yalnızlığında yaşamıştır.  Ezenlerin tüm bu baskılarına rağmen bu kahramanların yaktıkları kıvılcımlar hiç ama hiç söndürülememiştir. İşte bugün özgürlüğe giden yolu aydınlatanda o günden bugüne taşınan bir kibrit çöpü kıvılcımıdır.

Bu kıvılcımı yakanlar nicelere ulaştı ve hâlâ da devam ediyorlar. Geçen tarihsel mücadelede söz söyleme hakkını elde eden kadınların, kendi kaderlerini tayin etmede de örgütlü, bilinçli ve bir o kadar da anlamlı duruşları devam ediyor. Kadim toprakların bağrına düşen alı-moru kuşanmış kadın savaşçılar muştuluyor zaferi. Deniz ve Lorin yoldaşlar kavganın en derin dehlizlerinde kuşandılar silahlarını ve sürekli sindirilmek istenen kadının küllerinden yeniden ve yeniden yarattılar yaşamı. Yanı başlarında düşen yoldaşları Cenk ve Savaş ile köhne düzene, onun savunucularına ve bilumum egemen erkin algılarına karşı birlikte savaşarak siper oldular.

Lorin ve Deniz yoldaşlar kadının köleleştirilmesi, biat eden, toplumda değer yargıları ve dinci-gerici faşist yönetimlerin buyruğuyla düzene çekilmeye çalışılmasına karşı bilenen öfkemizin kutup yıldızı oldular. Şahin yoldaşın ” Kudretli olalım, cüret edelim, daha ileri çıkalım.” talimatını ileri bir mevzi konumlanması olarak aldılar ve öyle konumlandılar. Varılmak istenen o özgürlükler dünyasına yürürken kaba bir kahramanlık değildi düşleri. Onlar bilinçli, perspektifleri sağlam, kadının rengini kuşanmış önderdiler, kadındılar.

Kadının kurtuluşunun bir bütün toplumun kurtuluşu mücadelesi olduğunun bilinciyle vuruyorlardı her bir hedefi. Aslolan Sosyalist Halk Savaşıyla karşı durmaktır halkın sofrasını talan eyleyenlere, bilinçli bir öfkeyi kuşanarak varılacaktır o anlamlı güne.  Onlar komünizm mücadelesinin çetin bir mücadele olduğunu biliyorlardı. Amansız çatışmalar tarihimizde bedellerin kaçınılmaz olduğunu göstermiştir bize. Düşman fütursuzca saldırıyor ve  tüm bu saldırılara karşı durmak devrimci savaşta ısrar etmek dünden daha gereklidir. Aslolan yoldaşlarımızın bize bıraktığı siperleri doldurmak ve kadının kurtuluşu ve tüm toplumun kurtuluşu için mücadelenin halayına katılmaktır .  Ve işte o zaman söylenecek yarım kalmış türküler ve işte o zaman çizilecektir özgür dünyanın resmi. Ve işte o zaman sessizlikte büyüyen kadının sesi yankılanacak Munzurlar da ve işte o zaman biz Meral olacağız, Barbara olacağız, Yıldız olacağız, Yeter olacağız, Aycan olacağız, Berna olacağız, Sevda olacağız, Lorin olacağız, Cemile olacağız ve yine Kürdistan’ın kavga yürekli Delali Hülya olacağız. O zaman tutuşacak tüm bozkır bir dansımızla. Kendi gericiliğinde boğulacak yasa yapıcılar, yürekleri kara tüm gericiler. Yoldaşlarımız bizlere aydınlık yolu açtılar. Artık bu tabur durmayacak, gidenlerimiz ardıllarına bıraktılar ve bayrak daha yükseklere çekilecek. Mesajınızı aldık yoldaşlar!

Saygıyla anıyoruz.

Gazete Patika

adhk tarafından

Meclis’e göre Alevilerin öldürülmesine ‘katliam’ demek ‘kaba’

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Meclis Başkanlığı, Alevilere dönük katliamların araştırılması amacıyla verilen önergeyi ‘katliam’ ifadesi geçtiği nedeniyle iade etti

HABER MERKEZİ -(19-12-2017)  Maraş’ta 120 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın 39’uncu yıl dönümü yaklaşırken, Meclis Başkanlığı’nın verdiği bir kararla büyük bir skandala imza attı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un ilk imzasıyla Maraş, Sivas ve Gazi katliamları hatırlatılarak, benzeri provokasyonların önüne geçilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir araştırma komisyonunun kurulması talebiyle önerge verdi. Ancak Toğrul’un önergesinde geçen ‘katliam’ ifadesi gerekçe gösterilerek, tam da Maraş katliamının yıl dönümünde önerge iade edildi.

‘KATLİAM’ GEÇEN HER CÜMLE İADE GEREKÇESİ

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre; Meclis Başkanı İsmail Kahraman tarafından önergenin iade nedeni ise şöyle gerekçelendirildi: “İlgili önergenizin takdim kısmının birinci ve ikinci cümleleri; gerekçe kısmındaki ilk paragrafın ikinci cümlesi, ikinci paragrafın ilk cümlesi, üçüncü paragrafın dördüncü cümlesi TBMM İçtüzüğü’nün 67. maddesi kapsamında görüldüğünden ilgili önergeniz ekte iade edilmiştir.”

Kahraman’ın iade nedeni olarak gösterdiği bu gerekçeye dayandırılan önergenin ilgili cümleleri ise şöyle: “Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Aleviler, Cumhuriyet tarihi boyunca katliam ve baskılarla karşı karşıya kaldı. Sivas ve Maraş, Çorum, Gazi ve Malatya katliamları, Türkiye tarihinin utanç verici katliamları olmaya devam etmektedir.”

Önergenin iade edilmesine gerekçe gösterlien TBMM İçtüzüğü’nün 67. maddesi şöyle:

“Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder. Başkan, gerekli görürse, o kimseyi o birleşimde salondan çıkartabilir. Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir.”

Artı Gerçek

adhk tarafından

Özgürlüğü muştulayanların devrimci militan hattı rehberimizdir!

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19- 22 Aralık, iktidarı elinde bulunduran asalak sınıfın teknik imkânsal üstünlüğüne rağmen, devrimci iradenin duvarına çarparak tersyüz olmuştur Özel mülkiyete dayalı burjuva gerici devlet mekanizmasına son vermeyi amaçlayan devrimci komünistler nasırlı elleriyle yaşamı ilmek ilmek örerek ve bedenini siper ederek yeni dünyanın inşasına harç olmuşlardır. İmkânsızlıklara ve birçok dezavantaja rağmen devrimci cüretti kuşanan devrimci ve komünistler küllerinden doğrulmanın adı olarak tarihsel rolünü oynamış ve adını tarihin en güzel sayfasına iliştirmiştir.19-22 Aralık sadece Türkiye/ Kuzey Kürdistan halklarına bir umut meşalesi olmamış, kendi sınırlarını da aşarak dünya devrimci hareketine büyük bir miras devretmiştir

HABER MERKEZİ(19.12.2017)-Köhnemiş ceberut devletin devrimcilere yönelik stratejik imhaya dayalı politikaları her tarihsel kesitte niteliğini koruyarak farklı formatlarda güncellenerek karşımıza çıkıyor. Kuruluşunu katliamlara ve baskıya dayalı inşa eden ‘’TC’’ devleti Osmanlı padişahlarının pas tutan kılıcını kuşanarak tek devlet, tek bayrak, tek millet yaratma çabasını zora dayalı olarak halklarımıza dayatmaktan bir an olsun vazgeçmemiştir. Köhnemiş sistemini zoru ve şiddeti devreye koyarak ayakta tutmaya çalışan hakim sınıflar yaşamın tüm alanlarını zapturapt altına alarak egemenliğini perçinleme gayesini taşımaktadır. Coğrafyamızın tarihi katliamlar ve direnişler tarihidir. Sayısız katliamın altında imzası bulunan ‘’TC’’ devleti devrimci ve komünistler başta olmak üzere toplumsal muhalefetin bir bütününe karşı pervasız saldırılarıyla ün salmış bir devlettir. Seceresi baskı zorbalık ve katliamlarla doludur. Hapishaneleri, kanunları yasaları orduları vb. sadece küçük bir azınlığın çıkarına uygun biçimlenmiştir. Bu araçların bir bütünü ‘’milli’’ çıkarlar ‘’devlet bekası’’ ‘’ulusal güvenlik’’ ‘’vatan bölünmezliği’’ argümanıyla kılıfa sokulmuş ve meşrulaştırılmıştır. Tüm araçları mazlum halklar, ezilen inanç ve milliyetleri, işçi ve emekçileri prangalamak görevi görmektedir. Hapishanelerde bu realiteye göre şekillenmiş ve iktidarı elinde bulunduran küçük bir asalağın en önemli silahlarından birine dönüşmüştür. Sömürüye ve zulme karşı isyanı kuşananların diğer bir adresi olan hapishaneler egemenlerin soluk borusu olması sebebiyle önemli bir noktada durmaktadır. Bundandır ki kollar sıvanarak yeni hapishaneler inşa edilmiş ve bu durumdan memnuniyetleri her seferinde tekrarlanmıştır.

19-22 Aralık göndere çekilmiş bir direniş sancağıdır

Bedenlerini ateş topuna çevirerek özgürlüğü muştulayanların devrimci militan hattı rehberimiz olmaya devam ediyor.  Tarih 19-22 Aralık 2000’i gösterdiğinde iki sınıf tekrardan karşı karşıya gelmişti. Bir yandan tankları, toplarıyla kuşatılmış yeminli halk düşmanları diğer yandan ise bilincin kor ateşiyle halka, devrime sadakatin adı olan devrimci ve komünistler. Günlerce süren muharebede devlet aklı tüm imkânlarını seferber ederek toplumsal muhalefetin öznesi olan devrimci komünistleri etkisiz hale getirip iktidarını perçinlemeye çalışıyordu. Asıl amaç belliydi, içerinin sesini kısarak dışarının direncini kırmak. Tüm gayretleri iktidarının daha rahat ve ‘’huzurlu’’ ortamda sürdürebilmekti. Çıbanbaşı olarak görülen devrimci ve komünistler başı derhal ezilmeli sükûnet sağlanmalıydı. Demir aletlerin ağzından çıkan ateş eşit adil yaşanılır bir dünyayı hedef almıştı. Bedenlere doğrulan namlular yakılan hücreler zifiri karanlığın sürdürülebilmesine dairdi. Hakim sınıfların topyekûn saldırısı imha esas almış, ambulanslar, morglar, ceset torbaları önceden hazır kıta bekletilerek kanlı senaryo devreye sokulmuştu. 19- 22 Aralık, iktidarı elinde bulunduran asalak sınıfın teknik imkânsal üstünlüğüne rağmen, devrimci iradenin duvarına çarparak tersyüz olmuştur. Özel mülkiyete dayalı burjuva gerici devlet mekanizmasına son vermeyi amaçlayan devrimci komünistler nasırlı elleriyle yaşamı ilmek ilmek örerek ve bedenini siper ederek yenidünyanın inşasına harç olmuşlardır. İmkânsızlıklara ve birçok dezavantaja rağmen devrimci cüretti kuşanan devrimci ve komünistler küllerinden doğrulmanın adı olarak tarihsel rolünü oynamış ve adını tarihin en güzel sayfasına iliştirmiştir.19-22 Aralık sadece Türkiye/ Kuzey Kürdistan halklarına bir umut meşalesi olmamış, kendi sınırlarını da aşarak dünya devrimci hareketine büyük bir miras devretmiştir. Bu tarihsel deneyimden öğrenilmesi ve rehber edinilmesi zaruridir. Bedenlerini barikata çevirerek faşizme geçit vermeyenlerin devrimci hatırası rehberimiz olmaya devam ediyor/edecek. Kutup yıldızı olarak aramızdan ayrılan yoldaşlarımızın devr etmiş oldukları özgürlük meşalesi ellerimizde umut yaymaya devam edecek.

Hapishaneler devrimci iradenin yıkıcı gücüne tekrardan tanıklık edecektir

Yıkımın, sömürünün zulmün adı olan gerici-faşist devlet mekanizmasının devrimcilere hasımlığı tarihsel ve günde de aktüeldir. Erdoğan/AKP iktidarı siyasal arenada ki bunalımının bir sonucu olarak faşist kuşatmayı derinleştirmiş ve yoğunlaştırmıştır. Coğrafyamızı açık hapishaneye çeviren muktedirler kapalı hapishaneleri elbette ki es geçemezdi. Öylede oldu. Namlular, işkence tezgâhları, cellâtlar tekrardan gün yüzüne çıkarılarak dört bir koldan saldırılar eş zamanlı olarak başlatıldı.  Lakin baskı, tahakküm ilelebet süremezdi. Çürümüşlük ve yıkım belirli bir süre engellenebilirdi.  Siyasal ömrünü uzatmak, şiddetin ve baskının yoğunlaşmasını koşulluyordu. Hapishaneler bunun ilk saç ayağıydı, devrimci dinamiğin başat motor gücü olan hapishanelerin iradesi baltalanmalı teslim olmaları sağlanmalıydı.

19- 22 Aralığın ardından taş duvarların ardından özgürlük ve direniş türküleri söylenmeye devam ederken,  hakim sınıflar da yeni konseptle sahaya çıkma hazırlığı yapmaktalar. Dün kerelerce denemiş oldukları teslim alma politikası, Erdoğan/AKP sahsında bir kez daha gündemleşmiş ve devrimci komünist tutsaklara tekrardan tek tipleştirme dayatılarak yeni bir muharebeye davet çıkarılmıştır. Yabancısı olunmayan bu yönelim tutsakların ilk kez karşılaştıkları bir durum değildir elbette. Kavgaya davet çıkarılmışsa eğer iştirak etmek şarttır onlar nezdinde. Sömürüyü baki belleyenlerin kendi elleriyle inşa edilmiş olan mekânları devrimci iradenin yıkıcı ve yaratıcı gücüne tekrardan şahitlik edecektir.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

ADHK; 19-22 Aralık Hapishaneler, 19-26 Aralık Maraş ve 28 Aralık Roboski katliamların hesabını soracağız!

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK (19-12-2017) ADHK ve bileşenlerimiz olarak, Dünya Devrimci hareketi içinde düşmana karşı mücadele ederek şehit düşen ve içinde geçtiğimiz Aralık ayına da, 19- 26 Aralık 1978 Maraş, 19 Aralık 2000’de Türkiye de ki Cezaevleri ve 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski katliamında yitirdiğimiz Canlar ve siper yoldaşlarımızın anıların önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların haklı ve devrimci mücadelesinin bir gün gerçekleşeceği bilinciyle onları anıyoruz. Türk devleti, Osmanlıların değişik inanç ve farklı milliyetlere karşı baskı ve katliam geleneğinin dozajını artırarak bu güne kadar geldi.

Her tarihi kesitte katliam, sürgün, talan, işgal, devam etti. Toplumun ilerici, devrimci kesimini ve değişik inançlara sahip halkı tarih sahnesinde silmek için sürgün ve soy kırım gerçekleştirdi. Türk devletin tarihi soykırım ve katliamlarla doludur. İçinde geçtiğimiz Aralık ayında birçok katliamların yanında, 19- 26 Aralık 1978 de Maraş’ta Alevilere yönelik Katliam, 19 Aralık 2000’de Cezaevleri katliamı, 28 Aralık 2011 tarihinde gerçekleştirilen Roboski katliamı, Türk devletin sürdürdüğü katliamların başlıcalarıdır. Alevilere yönelik Maraş katliamı, Türk devletin değişik inançları eritme ve İslam ideolojisi ekseninde kültürel ve kimlik olarak kendisine bağlama çabası katliamla devam ettirmiştir.

Dersim, Çorum, Sivas, Maraş, Malatya, Gazi ve daha bir çok yerde Alevi kimliğine sahip Canları vahşice katletmiştir. Bu günde aynı yöntemle Alevi halkın yaşadığı evleri işaretlendirme, Alevi halkın inancını reddetme, İslam ideolojisiyle yeni gençliği yetiştirme, kadınların hayat yaşantısına İslam geleneğin elbisesini giydirme gibi faşist, ırkçı, İslamcı politika AKP iktidarı tarafında sürmektedir.

19 Aralık 2000’de gerçekleştirilen cezaevleri katliamı, kendine sosyal demokrat diyen karşı devrimci faşist partinin iktidarda koalisyon ortağı olduğu, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, Dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın da direk talimatıyla yöneltildiği kanlı operasyon devrimci sosyalistlere karşı sindirme ve teslim almaydı. Onlarca siyası tutsağın şehit edildiği operasyon, Türk devletin faşist yüzünü bir kez daha gösterdi. Bedenini ölüme yatırarak toplumsal muhalefetin teslim alınmasını geri püskürten cezaevindeki siyasi ve politik mahkumlar bu günde AKP iktidarın saldırılarına karşı karşıyalar. Bugünde, izolasyon ve tecrit politikası devam etmekte, işkence görmekteler.

28 Aralık 2011 Roboski katliamı, Kuzey Kürdistan’da süren katliamın yenisi Roboskide gerçekleşti. Toplam 17 çocuk olmak üzere 34 kişi Türk devleti tarafında katledildi. Milli baskının acımasızca sürdüğü K. Kürdistan’da bu güne kadar onlarca katliam gerçekleşmiştir. K. Kürdistan’da yıkılan kentler, abluka altında olan mahalleler, sokağa çıkma yasağı daha yoğun biçimde sürmektedir.

Kısacası, toplumsal muhalefetin dinamiklerini oluşturan, Alevi, Kürt, Devrimci-sosyalistleri sindirme yok etme politikası hakim sınıfların bu güne kadar baş vurdukları yöntemdir.

Komprador tekelci sömürücü sınıf, iktidarını sürdürmeleri gereği bu katliamları yapmakta ve yapmaktan da çekinmeyeceklerdir. Geçtiğimiz süreç de işçi ve emekçilerin hak arama mücadelesini, basın açıklamaları, yürüyüş gösterilerini yasaklayan, Komünist ve sosyalist mücadele verenlere ve Kürt ulusal hareketine, en son teknikle saldıran Türk devleti, yanlızca kendi yıkılışını biraz geciktirebilirler ama engellemeyecektir.

ADHK olarak, gericilik, zorbalık, faşizm er veya geç halkın mücadelesi karşısında yenileceğini bir kez daha yeniliyoruz.

Kahrolsun Faşizm!

Kahrolsun Milli Zulüm!

Yaşasın Halkların Birliği ve Mücadelesi!

19-22 Aralık Hapishaneler, 19-26 Aralık Maraş ve 28 Aralık Roboski katliamlarının hesabını soracağız!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Aralık 2017

adhk tarafından

TDİ: Sizin tarihiniz katliamlar, bizim tarihimizse direnişler tarihidir!

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Bundan 17 yıl önce devrimcileri zindanlarda yakanlar, katledenler, bugün tutsakları ring araçlarında diri diri yakmaya, işkencelerde katletmeye, tecritle ve “tek tip elbise”yle yıldırmaya çalışıyor Devrimci tutsaklar zindanlardan “tek tip elbise” giymeyeceklerini ve mücadeleye hazır olduklarını haykırıyor. Onların beton duvarlar, dikenli teller ve demir parmaklıklar ardındaki mücadelesinde; bizler, devrimci tutsakların yoldaşları, aileleri ve yakınları olarak onları yalnız bırakmayacağız, tek tip dayatmasına izin vermeyeceğiz

HABER MERKEZİ(19.12.2017)-  19-22 Aralık 2000 kanlı hapishaneler katliamının 17.Yıl dönümü dolayısı ile Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi(TDİ) yazılı bir açıklama yaptı. ‘’ : Sizin tarihiniz katliamlar, bizim tarihimizse direnişler tarihidir’’ başlığı ile yapılan açıklama şöyle;

‘’Hapishaneler, devrimci mücadelenin en kararlı bir şekilde verildiği, bu mücadelenin en sert şekilde yaşandığı yerlerdir. Toplumsal mücadele büyüdükçe, bu mücadele sokaklara yansıdıkça hapishaneler, mücadelenin önemli alanlarından biri haline gelir. Devletin dışarıda kontrolü sağlama politikaları içeriye de yansır. Denetimi sağlamak için önce devrimci tutsakları teslim almak gerektiğinin bilinciyle saldırır.

Tıpkı bundan tam 17 yıl önce 19 Aralık 2000’de olduğu gibi.19 Aralık 2000, bu toprakların tarihinde bir milattır. Devletin şiddet ve zorbalığının en açık göstergesidir. Devletin 20 zindanda birden eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği katliamın tarihi. Adına “Hayata Dönüş” dedikleri 28 devrimci tutsağın katledildiği, yüzlercesinin de yaralandığı tarih. Hitlerin gaz odalarını aratmayan, çeşitli kimyasallarla, ağır silahlarla devrimci tutsakların diri diri yakıldığı, katledildiği, yaralandığı tarih…

Ama bu tarih aynı zamanda, devrimci tutsakların “ölürüz ama asla teslim olmayız” dedikleri ve dört gün boyunca sürdürdükleri mücadelenin tarihidir. Devletin zindanlarında özgürlük mücadelesi verenlerin tarihidir. Devrimci iradenin, iktidarlar karşısındaki zaferidir, teslim alınamayacağının göstergesidir.

Bundan 17 yıl önce, yaptıkları katliamla 28 devrimci katledildi, yüzlerce tutsak sakat kaldı.

Bayrampaşa’da; Murat Ördekçi, Cengiz Çalıkoparan, Ali Ateş, Mustafa Yılmaz, Fırat Tavuk, Aşur Korkmaz, Nilüfer Alcan, Şefinur Tezgel, Yazgül Güder Öztürk, Gülser Tuzcu, Seyhan Doğan, Özlem Ercan çektiler halayın başını.

Ümraniye’de; Ahmet İbili, Ercan Polat, Umut Gedik, Ata Akçagöz, Rıza Poyraz

Çanakkale’de; Fidan Kalşen, Fahri Sarı, Sultan Sarı, İlker Babacan

Bursa’da; Murat Özdemir, Ali İhsan Özkan

Çankırı’da; İrfan Ortakçı, Hasan Güngörmez

Uşak’ta; Berrin Bıçkılar, Yasemin Cancı

Ceyhan’da; Halil Önder ölümsüzlüğe uğurlandı.

Ardından F-tipi hapishanelerde başlayan ölüm orucu eylemlerinde ise 122 devrimci ölümsüzleşti, yüzlercesi sakat kaldı.

Bundan 17 yıl önce devrimcileri zindanlarda yakanlar, katledenler, bugün tutsakları ring araçlarında diri diri yakmaya, işkencelerde katletmeye, tecritle ve “tek tip elbise”yle yıldırmaya çalışıyor. Devrimci tutsaklar zindanlardan “tek tip elbise” giymeyeceklerini ve mücadeleye hazır olduklarını haykırıyor. Onların beton duvarlar, dikenli teller ve demir parmaklıklar ardındaki mücadelesinde; bizler, devrimci tutsakların yoldaşları, aileleri ve yakınları olarak onları yalnız bırakmayacağız, tek tip dayatmasına izin vermeyeceğiz.

19 Aralık Katliamını Unutmadık! Unutturmayacağız!

Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!

Devrimci Yürekler, Yıkılacak Hücreler!

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Londra’da 19 Aralık Paneli

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19-22 Aralık 2000 hapishaneler katliamının 17’nci Yıl dönümü dolayısı ile İngiltere’nin başkenti Londra’da ortak bir panel düzenlendi

LONDRA(19-12-2017)-19-22 Aralık 2000 hapishaneler katliamının 17’nci Yıldönümü dolayısı ile Avrupa’nın birçok merkezinde çeşitli anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu anma etkinliklerinden biri de 17 Aralık Pazar günü İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirildi.

17 Aralık Pazar günü Londra YÇKM’de yapılan panel’e konuşmacı olarak ADHK, ATİK, AvEG-Kon, Britanya Kürt Halk Meclisi ve İnsan Hakları Hukukçusu Ayşe Bingöl katıldılar. Bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panel, yapılan açılış konuşması ile devam etti. Panelde ilk sözü avukat Ayşe Bingöl aldı.

Bingöl ‘’Türkiye’de 3 aylığına ilan edilen ve hala devam eden bir OHAL var ve bu süreçte 28 KHK çıkartıldı. Hapishanelerde bizim açımızdan en önemli hukuki boyutu işkencedir. İnsan Hakları Hukuku açısından işkence ihtimali bile çok önemlidir. Bunun için de temel haklar ve gözaltı sonrası da önemlidir’’ dedi.

Panelde ikinci sözü alan Kürt Halk Meclisi temsilcisi, 19 Aralık sürecindeki saldırıların 150 yıllık bir proje olduğunu belirtti. 12 Eylül sürecinde Kenan Evren’nin hedefinin devrimci tutsakların iradelerini ele geçirme planı olduğunu ve zindan’ı tutsak almanın aynı zamanda dışarıyı da tutsak almak anlamına geldiğini ve bu anlamda önemli olduğunun altını çizdi. Konuşmasının devamında ise, toplumsal mücadele içinde olanların bu mücadelenin bir bedeli olduğunu bildiklerini söyleyerek içerdeki insanın izalasyon, görüş yasağı, haberleşme, avukat yasağı vb gibi daha fazla yaptırımlara maruz kalındığını, bu anlamda daha ağır bir bedel ödediğini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

Panelde üçüncü sözü ATİK temsilcisi aldı. ATİK temsilcisi, Cezaevlerinin devletin sistemli olarak kullandığı kanun ve yasalarının en zorlu geçtiği yerler olduğunu belirterek, son süreçte hapishanelerde ki duruma dair örnekler verdi. ATİK temsilcisi konuşmasının devamında, dışarıda yapılabilecekler noktasında 96 sürecinin başarılı olduğunu, 2000’de bu noktada yetersiz kalındığını belirterek bugün neler yapılması gerektiği üzerine önemle durulması gerektiğinin altını çizerek konuşmasını sonlandırdı.

Panelde dördüncü konuşmacı olan ADHK temsilcisi ise, mücadeleyi engellemenin yolunun, öncülük edenleri teslim almak olarak görebilirsiniz diyerek bu anlamda bugün kullanılan yönteminde bu olduğunu söyledi. Bu politikaya karşı tam tersi bir politika izlemek gerektiğini ve bu kanlı zulüme karşı bilinçli, birleşik bir mücadele yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi. ADHK temsilcisi konuşmasının devamında, Yurt dışında yapılabilecek çok şey olduğunu, devletin Yurt dışında da kitleleri rahat bırakmadığını ve buralarda da devrimcilerin tutuklandığını herkesin bildiği bir süreçte, yapılacak çok fazla şeyler olduğunu vurgulayarak, birleşik mücadelenin yükseltilmesi gerektiğinin altını çizerek konuşmasını sonlandırdı.

Panelde son konuşmayı ise Tutsakların Sesi Platformu temsilcisi ve aynı zamanda 19 Aralık sürecini yaşayan Bedia Ertgün yaptı. Ergün konuşmasında ‘’ Arkadaşlar anlattı ben yaşadım’’ diyerek başladığı konuşmasında, devletin asıl hedefinin tutsakları teslim alarak toplumu teslim almak olduğun, devrimciler bu süreçte teslim alınsaydı Türkiye’nin on yıllar geriye gideceğini belirtti. Türkiye ve Kürdistan tarihinde Deniz, Mahir, Kaypakkaya ve Diyarbakır’da 4’ler bedenlerini ortaya koyarak bir tarih yazmışlardır. Yaratılan bu direniş örgütlü bir güce dönüşmüştür diyerek, somut sürecinde dışarıdan omuzlanması gerektiğini ve sorumlulukla hareket edilmesi gerektiğinin altını çizerek konuşmasını bitirdi.

Panel, soru-cevap kısmı ve katılımcıların fikirlerini belirtmeleri ve yeni eylem planlarının açıklanmasının adından sona erdi.

adhk tarafından

SMF: 19-22 Aralık bir direniş manifestosudur!

Aralık 19, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19-22 Aralık aynı zamanda destansı bir direniş manifestosudur Devletin havadan ve karadan gerçekleştirmiş olduğu katliam saldırısına karşı devrimci ve komünist tutsaklar can bedeli bir mücadeleyle 4 gün boyunca barikat barikat direnerek devrim ve komünizm bayrağını dalgalandırmışlardır Devrimci direniş ve teslim olmama geleneğini kuşanan devrimci ve komünist tutsaklar siper yoldaşlığı ruhuyla vahşi saldırı ve katliama karşı halaylar, marşlar ve sloganlarla karşılık vererek tarihi bir direnişe imza atmışlardır

HABER MERKEZİ(19.12.2017)- 19-22 Aralık 2000 hapishaneler katliamının 17. Yıl dönümü dolayısı ile Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) yazılı bir açıklama yaptı. ‘’ 19-22 Aralık bir direniş manifestosudur’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Gerici burjuva siyasal iktidarların toplumsal kurtuluş mücadelesini engellemek ve bastırmak için devreye koydukları stratejik saldırı ayaklarından biridir hapishaneler. ‘’TC’’devleti de toplumsal ve ulusal kurtuluş mücadelesini bastırmak için hapishaneler saldırısını en etkin biçimde kullanan devletlerin başında gelmektedir. ‘’TC’’nin kuruluşundan günümüze dek binlerce, on binlerce aydın, yazar, sanatçı, gazeteci, devrimci ve komünist hapishanelere doldurularak en vahşi saldırı ve işkencelere uğrayarak susturulmaya çalışılmıştır. Yine ‘’TC’’nin 90 yıllık tarihi boyunca hapishanelerde gerçekleştirilen vahşi katliamlarda yüzlerce devrimci, komünist ve yurtsever tutsak hunharca katledilmiştir.

‘’TC’’ tarihin en kapsamlı ve vahşi katliam saldırılarından biri de 19-22 Aralık 2000 hapishaneler katliamıdır. F  Tipi tecrit saldırısına karşı devrimci ve komünist tutsakların başlattıkları  açlık grevi ve ölüm orucu direnişini bastırmak ve bunun üzerinden bir bütün tüm toplumu susturmak ve gözdağı vermek için 19 Aralık 2000 günü 20 hapishaneye aynı anda yapılan katliam saldırısında 28 devrimci ve komünist tutsak vahşice katledilmiş ve yüzlercesi ise yaralanmıştır.   Adına “Hayata dönüş operasyonu” verilen vahşi katliam saldırıları altında yüzlerce devrimci ve komünist tutsak, barbarca işkenceler eşliğinde F Tipi hücrelere götürülmüştür.

19-22 Aralık aynı zamanda destansı bir direniş manifestosudur. Devletin havadan ve karadan gerçekleştirmiş olduğu katliam saldırısına karşı devrimci ve komünist tutsaklar can bedeli bir mücadeleyle 4 gün boyunca barikat barikat direnerek devrim ve komünizm bayrağını dalgalandırmışlardır. Devrimci direniş ve teslim olmama geleneğini kuşanan devrimci ve komünist tutsaklar siper yoldaşlığı ruhuyla vahşi saldırı ve katliama karşı halaylar, marşlar ve sloganlarla karşılık vererek tarihi bir direnişe imza atmışlardır. Bu tarihi gerçeklikten ötürüdür ki, 19-22 Aralık bir katliamdan öte, esas olarak dünya halklarının mücadele tarihine kanla yazılmış olan bir direniş manifestosudur. Bu vesile ile 19-22 Aralık katliam saldırında ölümsüzleşen devrimci ve komünist tutsakların devrimci hatırları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

19-22 Aralık stratejik saldırısı bugünde başta Tek Tip Elbise olmak üzere bir dizi saldırı politikası ile hapishanelerde vahşice devam etmektedir. Baskı, Tecrit, İşkence ve hak gasplarının yoğunlaşarak devam ettiği hapishanelerde, Tek Tip Elbise saldırısı ile devrimci ve komünist tutsaklar ve onlar nezdinde bir bütün tüm toplumsal muhalefet bastırılmaya çalışılmaktadır. Fakat nafile! 19-22 Aralık’ta olduğu gibi devrimci ve komünist tutsaklar tarihsel mücadele ve direniş geleneğini kuşanarak TTE saldırısını parçalayacaklardır.

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) olarak, bütün halkımızı hapishanelerde devreye koyulmak istenen Tek Tip Elbise saldırısına karşı duyarlı olmaya ve toplumsal mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz.

19-22 Aralık katliamını unutmadık! Unutmayacağız!

Yaşasın 19-22 Aralık direnişimiz!

Devrimci tutsaklar onurumuzdur!

Tek Tip Elbise saldırısına geçit vermeyeceğiz!’’