adhk tarafından

Devrimci Tutsak Turgut Kaya Açlık Grevi’ne Başladı

Mayıs 31, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Atina (31-05-2018)  Yunanistan’da tutsak olan devrimci Turgut Kaya, Yunan mahkemesinin önceki gün verdiği Türkiye’ye iade kararını protesto etmek için açlık grevine başlayacağını açıkladı Avukatları aracılığı ile Mahkeme idaresine yönelik yapılan açıklamada Kaya; „verilen kararı protesto etmek, Türk devletine iade sürecimin durdurulması ve derhal serbest bırakılmak talepleriyle 31 Mayıs tarihinden itibaren açlık grevine başlıyorum“ ifadelerine yer verdi.

Kaya’nın açıklamasında; „30 Mayıs tarihinde Atina Yüksek Mahkemesi tarafından hakkımda Türkiye’ye iade edilme kararı verilmiş bulunuyor. Faşist Türk devletinin devrimcilere yönelik katliam, işkence, tutuklama vs. saldırıları mahkeme heyeti tarafından da bilinmesine karşın bu kararın çıkması Yunan devleti açısından utanç vericidir“ dedi.

Kaya: “İki sınıf, iki düşman kamp mücadeleye devam etmektedir“

Tutuklu bulunduğu Yunan hapishanesinde kamuoyuna bir açıklama gönderen Kaya, iade kararı ile Türk ve Yunan devletlerinin devrimci-komünistlere yönelik ortaklıklarına dikkat çekrek, aynı mahkemenin Türk subaylarını iade etmediğine vurgu yaptı. Kaya açıklamasında, kimi çevreler tarafından bilinçli olarak yapılan haberlere itibar edilmemesi gerektiğini ve bu türden haberlerin gericiliğe ve düşmana hizmet ettiğini belirtti.

Kaya’nın açıklaması şu şekilde:

Dostlar, yoldaşlar;

Bugün görülen davada Yunan mahkemesi tarafından faşist Türk devletine iade edilmem yönünde karar verildi. Bu karar gericiliğin kendi çıkarları söz konusu olduğunda nasıl ortaklaşabildiğini göstermesi açısından anlamlıdır . Çünkü aynı mahkeme faşist darbeci Türk subaylarını iade etmeme kararı vermişti. Bu karar da gösteriyor ki söz konusu devrimciler komünistler olduğunda gericiler ortaklaşmaktadır. İki sınıf, iki düşman kamp mücadeleye devam etmektedir.

Devrimci kimliğimle bulunduğum Yunanistan’da tutuklandım. Bunun dışında kimi çevreler tarafından bilinçli olarak yapılan haberlere itibar edilmemelidir. Bu türden haberler gericiliğe ve düşmana hizmet etmektedir. Sınıfımızın ve halkımızın yararına değildir.

Şu anda Yunan devleti tarafından faşist Türk devletine iade edilme tehlikesiyle karşı karşıyayım. Bu süreçte gösterilmiş olan enternasyonalist devrimci dayanışma çok anlamlı ve kıymetlidir. Bütün yoldaşlara ve devrimci dostlara süreçte göstermiş oldukları dayanışma için müteşekkirim. Herkese devrimci selamlarımı iletiyorum.

Maddenin binlerce yıllık hareketinde olduğu gibi mücadele de kesintisizce sürmektedir. Nitekim bu süreçte mücadele bir başka aşamaya evrilmis durumdadır. Şu anda iade süreci Yunanistan Adalet Bakanlığı’ndadır. Gerici devletlerin her türlü işbirliğine ve kirli pazarliklarina karşı , faşist Türk devletine iade sürecimin durdurulması ve derhal serbest bırakılmam için yarından itibaren açlık grevine başladığımı ifade ediyorum.

Yaşasın enternasyonal dayanışma!

Devrimci selamlarımla.

Turgut Kaya  – 30.5.2018

Yunanistan’da Turgut Kaya’ya Özgürlük Platformu

Turgut Kaya’nın, Atina Yüksek mahkemesi tarafından Türkiye’ye iade edilmesi kararının ardından devrimci örgütler bir araya gelerek Turgut Kaya’ya Özgürlük platformu kuruldu.

Toplantıda 6 kişilik bir komite belirlendi ve çeşitli eylemler için kararlar alındı. İlk olarak Syriza hükümetiyle randevu alındı.

Platformda yer alan kurumlar; ATİK-UPOTUDAK, KCDK-Yunanistan, SYKP (A), MKP, MLKP, DKP. Platform ayrıca Cuma günü bir açlık grevi kararı aldı. Yanısıra birçok kurum tarafından ortak açıklama yapılması bekleniyor. Yunan mahkemesinin verdiği iade kararı ve tutsaklığın sürmesine yünelik önümüzdeki günlerde protesto eylemlerinin yapılması bekleniyor.

Sosyal Medya’da #FREETURGUTKAYA kampanyası

Devrimci tutsak Kaya’nın Türkiye’ye iadesinin durdurulması ve serbest bırakılması için sosyal medya üzerinden bir kampanya başlatılacak. #FREETURGUTKAYA hashtag’i ile başlatılacak olan kampanya 31 Mayıs (bugün) Yunanistan saati ile saat 20 ve 21 (Avrupa saati ile 19 ve 20)  arasında yapılacak.

Rote Hilfe (Kızıl Yardım): „Turgut Kaya serbest bırakılmalıdır“

Almanya’da faal olan Kızıl Yardım (Rote Hilfe) kurumu Yunan devleti tarafından tutsak alınan Turgut Kaya’nın, 2015 yılında da tutsak alındığını ve 40 gün sorna serbest bırakıldığını belirten Rote Hilfe Yönetim Kurulu üyesi Heiko Lange, Kaya’nın derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtti. Tüm dünyanın, TC devletinin devrimci ve demokratlara yönelik tutumunu bildiğini ifade eden Lange, muhalif kişilerin her gün tutuklanmalara ve baskılara uğradığını, Kürt halkına yönelik savaş politikasının uygulandığını ve buna karşı sokağa çıkanların tutuklandıklarını vurguladı. Turgut Kaya’nın iadesi durumunda yaşamının tehdit altında olacağını belirten Heiko Lange, Syriza hükümetinin bu durumda sorumlu olacağının altını çizdi.

atik-online.net/

adhk tarafından

Komünist Anlayış ve Doğru Metot Denkleminde Komünist Bilinç

Mayıs 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Örgüte kavuşturulmayan mücadele sonuçsuz kalmaya mahkûmdur Nihayetinde, devrimsiz mücadele, ilkesiz siyaset, siyasetsiz strateji, stratejisiz taktik ve örgütsüz güç hedefsiz bir hengâme, kaba bir kalabalık ve kaotik gürültüden maluldür O halde, teoriden pratiğe, sözden eyleme, amaçtan araca, araçtan amaca, hedeften ilkeye, ilkeden stratejiye, stratejiden siyasete, siyasetten taktiğe, mücadeleden örgüte, örgütten güce kadar her halkada birleşerek pekişmiş bir çizgi bütünlüğünü tesis etmek zorunludur. Bu sağlanmadan ya da buna dayanmadan devrimci hedef ve amaçlar hakkında iddia ortaya koymak gerçekte karşılıksızdır

Haber Merkezi (30-05-2018) Devrim ezilip sömürülen yığınlar için aktüel bir gereksinimdir. Devrimin ön koşulu örgütlü devrimci mücadele ve bu mücadeleyi komuta edecek olan örgüt-parti ögesidir. Hiç kuşkusuz ki, bütün bunlarda tayin edici özne kitlelerdir. Partinin kitlelerle birleşmesi, örgütlenmiş kitlelerin devrime kalkışması her devrimin izlediği ve izleyeceği yoldur. ‘’Devrim kitlelerin eseridir! Tarihi yaratan büyük halk kitleleridir!’’ Buna karşın devrimde kitlelerin rolünü açığa çıkaran, bilinçli örgütlü mücadeleye seferber eden, bu mücadeleye önderlik yapan, mücadelenin siyasi doğrultusunu saptayan, devrim planını her aşamada formüle eden, devrim hareketine yön vererek bilinçli yönelime taşıyan üst-yapı unsuru olan siyaset ve siyasetin kurumsal karşılığını temsil eden partidir. Ancak bu partinin dayandığı sınıf niteliği, ideolojik-siyasi argümanları, bilimsel temel ve örgütsel ilkeleri, demokratik yapısı can alıcı önemdedir. Öyleyse bu partinin temel bileşenleri ve insan öznesiyle bağları açısından doğru kavranması şarttır. Bu kavranmadan devrimi omuzlayacak parti niteliği inşa edilemez, devrim geliştirilemez. Zira, kitleleri aydınlatıp bilinçlendiren, örgütleyerek gücünü açığa çıkaran ve her aşamada önderlik rolü sergileyerek devrime kaldıracak olan siyasi formasyon, yalnızca ve yalnızca belirli bir niteliğe sahip olan partidir.

Siyasi doğrultuda, siyasi iktidarın  proletarya partisi önderliğinde zor yoluyla ele geçirilmesi, kurulan proleter devlet-iktidar altında barışçıl mücadele ekseriyetine paralel olarak, şiddete dayalı devrimlerin de ilerleme yolunda ekseri bir geçerlilik olarak ele alınıp sürdürülmesi ve bu devrimler vasıtasıyla komünizm yürüyüşünün sürdürülerek komünist toplumun inşa edilmesi perspektifine sahip olmak komünist çizgi ve yönelim açısından yaşamsal bir sorundur. Bir ilke sorunudur. Proleter ideolojiye bağlı biçimlenen komünist ilkelerle vücut bulan proleter devrimci çizgi ile sağ reformist burjuva ideolojik çizgi türevleri arasında en kadim tartışma ve ayrışmadır bu ilke meselesi. Dolayısıyla her komünist devrimci çizginin siyasi iktidara ve onun da ötesinde komünist topluma dönük tasavvuru, istisnasız olarak bu ilkelerle kurgulanmak durumundadır. Zira bu ideoloji ve ilkelerden uzaklaşılması durumunda, ne devrimin gerçekleştirilip iktidarın ele geçirilmesi, ne de iktidarın sürdürülerek büyük özgürlükler toplumuna ulaşılması mümkün değildir. Devrimin gerçekleştirilmesi ve iktidarın ele geçirilmesi mümkün olsa da bu iktidarın elde tutulması ve sürdürülerek amaçlarına ulaştırılması mümkün olamaz. Dolayısıyla gerçekleştirilen devrim ve ele geçirilen iktidarın niteliği tartışma konusu olacağı gibi, devrimin yenilgiye uğrayarak iktidarın kaybedilmesi ya da geriye dönüş sağlanarak burjuva karaktere geçmesi de bir kader ya da rastlantı olmayacaktır. Dünya devrimler tarihi tecrübesinden çıkan ve çıkarılan ders budur. Bu ders ışığında komünist devrimci teori ve çizginin sağladığı tarihsel kazanım işte bu öğreti ve ilkelerdir. Bugünün proleter devrimcileri de somut mücadele ve stratejik yönelimlerinde bu tecrübenin yetkin ilke ve öğretilerine yaslanmak, bunlarda ödünsüz olmak durumundadırlar…

Komünist/devrimci ilkelere sahip olmak önemlidir ama her şey için yeterli değildir. Bu ilkelerin sosyal yaşam ya da pratikte somut araç ve siyasetlerle maddi güce kavuşturulması elzemdir. Bu gücün sınıflar mücadelesi yasasına uygun olarak toplumlar tarihinin ilerletilmesinde devrimci rolünü oynaması şarttır. Dünyayı yorumlamakla yetinmeyip onu değiştirme pratiğinin kılavuzu olan bilimsel teorimiz tam da bunu emreder. Eylem ve irade birliği ilkesi bu bilinçten doğar. Tutarlı olmayan çizgi ampiriktir. Çizgileşmemiş yönelim bölük-pörçük, sistemleşmemiş düşünce dağınıktır. Sağlam halkalardan oluşmayan zincir kırılmalara açık-yatkındır. Pratiğe dökülmeyen teori değiştirme gücünden yoksundur. Siyasetle beslenmeyen strateji donuktur. Örgüte kavuşturulmayan mücadele sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Nihayetinde, devrimsiz mücadele, ilkesiz siyaset, siyasetsiz strateji, stratejisiz taktik ve örgütsüz güç hedefsiz bir hengâme, kaba bir kalabalık ve kaotik gürültüden maluldür. O halde, teoriden pratiğe, sözden eyleme, amaçtan araca, araçtan amaca, hedeften ilkeye, ilkeden stratejiye, stratejiden siyasete, siyasetten taktiğe, mücadeleden örgüte, örgütten güce kadar her halkada birleşerek pekişmiş bir çizgi bütünlüğünü tesis etmek zorunludur. Bu sağlanmadan ya da buna dayanmadan devrimci hedef ve amaçlar hakkında iddia ortaya koymak gerçekte karşılıksızdır.

Komünist parti en ileri sınıfın ideolojisini temsil eden stratejik bir araçtır!

Bilimsel teori ve ideoloji, bunun güdümünde biçimlenmiş siyaset ve strateji, bunların tabi olduğu amaç ve ilkeler,  bütün bunlar temelinde ve bütününde biçimlenmiş araç, komünist parti niteliğinde ifade bulmak durumundadır. Komünist parti bu özellikleri barındıran en ileri sınıfın ideolojisini temsil eden stratejik bir araçtır. Bu araç işçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımında kullanacağı en vazgeçilmez ve olmazsa olmaz değerde stratejik bir silahtır. Bu silah olmaksızın proletarya ve emekçi sınıfların burjuva gerici egemen sınıflara karşı savaşımında başarılı olması imkânsız derecede olanaksızdır. Ve yine bu silah olmaksızın, devrimin temel ihtiyacı olan diğer stratejik silahların yaratılması olası değildir. Bundandır ki, Komünist Parti örgütü tayin edici bir araçtır.

Komünist Partinin şu ya da bu nedenle zayıflatılması, şu ya da bu gerekçeyle sulandırılıp yozlaştırılması ya da reddedilmesi, burjuvaziye karşı savaşta proletaryanın silahsızlandırılması demektir. Komünist parti temel özelliklerini tırpanlamak, gevşetmek, erozyona uğratmak, temel niteliklerini sağ-sol sapmalarla bozup iğdiş etmek ya da burjuva ideolojiyle harmanlamak ve onlara açık hale getirerek gerici saldırılar karşısında savunmasız hale getirmek de aynı kapıya çıkar.

Komünist partinin amaç ve ilkelerine sıkı sıkıya sarılmak, strateji ve politikalarını benimsemek yetmez. Aslolan onların hayata geçirilmesidir. Hayata geçirme sorunu doğrudan pratik veya uygulama sorunu olarak araç ve metotlar yeteneğidir. Düşünce kendiliğinden alet üretmez. Plan kendiliğinden başarıya ulaşmaz. İnsan yeteneği ile birlikte araç ve yöntemlerin devreye girmesi şarttır. Yani, teorik işlevin yanında pratik işlevin devreye girmesi de zorunlu olandır. Araç ve metotlar amaç ve ilkelerden bağımsız olmamak kaydıyla pratik işlevin yegâne unsurları ve doğrudan koşulların ihtiyacına cevap veren öğelerdir. Her araç belli bir ihtiyacın karşılığıdır ve bu ihtiyacın buyurduğu özelliklerle donatılıdır. Her çelişki kendine özgü spesifik bir metotla çözülür. Bunun gibi her araç da çözeceği çelişkiye uygun ya da göreceği işleve uygun şartlarla anlamlıdır. Aracın ihtiyaca cevap vermesi böyle mümkün olur. Adı komünist parti de olsa, eğer demokrasiden yoksunsa ya da disiplinden yoksunsa işlevini görmesi iddia edilemez. Komünist partinin temel örgütlenme ilkesi, buna göre biçimlenen demokrasi ve disiplin anlayışı, bunlarla biçimlenen işleyiş ve çalışma tarzı vb gibi uzuvları olmaksızın işlevini görmesi düşünülemez, bu özellikleri benimsenip uygulanmadan onun amaç ve ilkeleri ya da strateji ve siyaseti hayata geçirilemez.

Komünist Parti amaç karşısında ve amaca giden yolda kullanılan bir araç da olsa, onu stratejik, tayin edici yetkinlikte olmazsa olmaz bir şart kılan, son tahlilde diğer araçlardan çok daha hayati öneme kavuşturan temel niteliği onun doğrudan insan öğesinden oluşmasıdır. O, bir dünya görüşü, bu dünya görüşüne bağlı amaç ve ilkeler, siyasi tasavvur ve hedefler, plan ve strateji-siyasetler gibi bir dizi yapısal özellikler içeriğine sahip bir araç olmakla birlikte, cansız maddeden teşekkül alelade bir araç değil, insandan, insan yetenekleri ve yaratıcılıklarından teşekkül olan bir araçtır. O, işçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımında kullandığı biricik araç örgüttür yüklemiyle ve siyasi iktidarın ele geçirilip komünizm yürüyüşünün sürdürülmesi görevinde oynadığı mutlak rolle, yaşamsal önemde olduğunu yeterince kanıtlamaktadır.

Proleter sınıf ideolojisi, teorisi ve bilimini devrimci sınıf mücadelesi pratiği içinde birleştiren insan öğesinin bizzat çark dişlisi, motoru ve beyin yapısını oluşturduğu canlı bir organizmanın paha biçilmez bir araç olduğu kendiliğinden sabit iken, canlı organizma olan bu insan merkezli aracın tüm muntazamlığına karşın çelişkilerden de muaf olmadığı-olamayacağı unutulamaz. Bu anlamda not edilmesi gerekir ki, insanın çelişkileri insandan yapma parti denilen bu canlı organizmaya, bu canlı organizmanın tarihsel olarak koşullanmış tezatları da onu oluşturan insana bulaşır-yansır. Karşılıklı bu yansımanın esas tarafı inandır. Bahis konusu insan sınıfsal bir varlık olup sınıf etkileşimine karşı mutlak dirençli aşıya sahip değildir. Olmadığına göre, yaşadığı sınıflı toplumun kültür ve ideolojinden etkilendiği oranda bu alışkanlıkları vb parti organizmasına taşır. Parti içinde iki çizgi ya da ideolojik mücadele doğru-yanlış zemininde kesintisiz olarak cereyan eder. Doğru-yanlış mücadelesi olarak rüşeym halindeki bu mücadele doğru metotlarla ele alınmadığında takdirde farklı niteliğe bürünerek yıkıcı tahripkâr sonuçlara yol açar ve belli koşullar altında açık bir sınıf mücadelesine dönüşür. Kültür devrimleri, geriye dönüşler, parti içinde sağ-sol çizgiler ve iktidar koşullarında yeni burjuvazi gerçeği tam da bu zeminde karşılık bulur. Böyle de olsa, bütün bu tezatlarla mücadele daha sağlam donatılmaya muhtaç olsa da yine parti aracıyla ve elbette ki, son tahlilde kitlelerle birlikte yürütülmek durumundadır. Kısacası insan yine merkezde, yine tayin edici faktördür. İnsanın bilinçli dinamik rolü; işte bütün ‘’sır’’ buradadır. Gericiliği yaratan da yıkan da insandır. Lakin gericiliğin kaynağı olan insan ile gericiliği yıkan insan arasında temel fark vardır ki, bu fark sınıf niteliğinden bağımsız değildir. Ancak saf ve arı bir sınıf kişiliği sınıflı toplumlar aşamasında olanaksız derecede zordur. O halde bu saflığa ulaşmak ve bu saflık zemininde gericiliğin kökünü kazıyarak sözü geçen sınıf orijinli tezatları ortadan kaldırmak büyük bir sürecin-mücadele tarihinin işidir. Yani, komünist toplumun eşiğine kadar devam edecek bir mücadele sürecidir bu. Bütün bunlar gösterir ki, bu süreç boyunca ilerlemenin yolu veya bu sürece ulaşmanın objektif gerçeği, oraya kadar bu mücadelenin sürdürülmesi ve bu süreç boyunca mücadele içinde olmanın kaçınılmaz olarak gündemde olacağıdır. Bunu kavrayarak pozisyon almak bugünün ideolojik mücadelelerini doğru ve/veya doğru yöntemlerle ele almanın da anahtarını edinmektir. ‘’Çelişkisiz, mücadelesiz bir yaşam yoktur’’ sözü bu derinliği anlatan doğrudur. Bunun kavranarak uygulanması hayatidir.

Siyasi mücadele ile ideolojik mücadele asla birbirbirine karıştırılamaz!

Metot diğer unsurlarla birlikte belirleyici etkiye sahiptir ki, kavrayışın doğru metot-yöntem sorununda da sağlanması şarttır. Çelişki ve sorunların varlığı ters ya da aşılmaz bir durum değildir. Bilakis çelişki ve bu zemindeki mücadele gelişmenin dinamiğidir. Ancak, mücadelenin doğru-devrimci, amaçlara dönük olmak kaydıyla doğru yöntemlerle uygulanması zorunludur. Aksi halde çelişki ve sorunlar gelişmenin değil, gerilemenin dinamiği haline gelir, gelebilirler. Doğru yöntemle çelişkilerin çözülmesi mümkünken, hatalı yöntemler çelişkilerin büyütülmesine yol açarlar. Burada en temel sorun siyasi mücadele ile ideolojik mücadelenin birbirine karıştırılmasıdır. İç ideolojik mücadelenin düşmana karşı mücadeleden öne çıkarılması biçimdeki yaklaşım da aynı hatanın sürdürülmesidir. Daha ayrıntıda ideolojik mücadelenin zemininden taşırılarak örgütsel tutuma dönüştürülmesi, teşhir-karalama-deşifrasyon düzeyinde son derece olumsuz mecraya taşınması, yoldaşlık ilişkileri ve birliği zedeleyen yaklaşımlara vardırılmasıdır. Bütün bunlar istenilen devrim ve parti gerçekliğine aykırı olarak negatif sonuçlara hizmet etmekte, devrimci enerjiyi pasifleştirip törpülemektedirler.

Oysa bugün daha ağır ve pervasız faşist baskılarla hükmeden açık faşizm koşulları altında bulunuyoruz. Bu koşullar kendi kurum ve mevzilerimizi daha da sağlamlaştırmaya, daha doğru yöntemlerle devrimci dinamiği besleyip büyütmemizi dayatmaktadır. Ağır bedel ve büyük emekler pahasına elde edilen kazanımların basit sebeplerle yıkılmasına değil, korunmasına kenetlenilmektir doğru tavır. Kurum ve kazanımlarımızın zayıflatılması ve yoldaşlarımızın zayıflatılması son tahlilde çalışmalarımızın ve partinin zayıflatılmasıdır. Biçimsel veya ilkesel olmayan hata ve eksiklikler gerekçe edilerek ve ideolojik mücadele adına kendimizle mücadeleyi esaslaştıramaz, bu mücadeleyi yıkıcı boyutlara taşıyamayız. Parti bilinci, devrim bilinci ve kaygısı, ne küçük sorunlara, ne küçük hesaplara ve ne de bencil anlayış ve anlamsız hırslara heba edilemez. Devrimci sorumluluk, görev ve tarihsel yükümlülükler unutulamaz, bencil çıkara kurban edilemezler. Yanlış, hata vb adına kendimizle mücadeleye harcadığımız enerjiyi düşmana karşı kullanmayı tercih etmek, siyaseten de devrimci anlayış gereği de doğru olanıdır. Devrimcilik adına, devrimci çalışma adına ve ideolojik mücadele adına aymazca kurumumuzu-kendimizi zayıflatma pozisyonuna düşemeyiz. Parti ve devrim bilincinde aşınmaların olduğu ne yazık ki bir gerçektir. Metotta ciddi sorunlar olduğu bir gerçektir. Komünist anlayışın parlatılıp paslarından kurtarılarak doğru yöntemlere bağlı kalmanın özellikle bugün önemli bir ihtiyaç olduğu görülmelidir.

adhk tarafından

SMF, Dersim’de seçim çalışmalarını sürdürüyor

Mayıs 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim’de SMF seçim çalışmaları kapsamında önüne koymuş olduğu program dahilinde çalışmalarını sürdürüyor

Dersim (30-05-2018) Dersim’de SMF seçim çalışmaları kapsamında önüne koymuş olduğu program dahilinde çalışmalarını sürdürüyor

Merkez köyler ve ilçelerde çalışmalar devam ederken ilçe ziyaretleri de bu kapsamda yoğunlaşmış durumda. SMF heyeti en son olarak Ovacık’a giderek burada seçim çalışmalarını sürdürdü.

Çalışmalarda güncel siyasete dair sohbet edilirken, ittifakların önemine dair vurgular yapılarak HDP’ye oy istendi.

Gazete Patika

adhk tarafından

Gezi Parkı bariyerlerle çevrildi

Mayıs 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Gezi direnişinin yıl dönümü nedeniyle Gezi Parkı’nın çevresi polis bariyerleriyle çevrildi

İstanbul (30-05-2018) Gezi Parkı eylemlerinin 5’inci yıl dönümü nedeniyle Taksim Gezi Parkı çevresine sabah saatlerinde polis bariyerleri getirildi  Bariyerlerle parkın çevresi kapatıldı.

Dün bir açıklama yapan Taksim Dayanışması 31 Mayıs’ta, Gezi direnişinde yaşamını yitirenler için  Gezi Parkı’nda yapılacak anma etkinliğine çağrı yapmıştı.

Taksim Dayanışması Sekreteri Mücella Yapıcı, ” 2013 Mayıs-Haziran aylarında bütün güzellikleriyle hayatımıza giren Gezi Direnişinin 5. yılındayız. Bugünden itibaren, her zerresi içimize işleyen anları, kare  kare,  görüntü  görüntü, slogan slogan, duygu duygu, tekrar yaşayacağız. Taksim Dayanışması olarak çocuklarımızın hatıralarına ve taleplerine sahip çıkmak için ellerimizde çiçekler, yüreklerimizde taşıdığımız barış ve kardeşlik duygularıyla 31 Mayıs saat 19.00 da parkımıza gideceğiz” demişti.

Artı Gerçek

adhk tarafından

Taksim Dayanışması Perşembe günü Gezi Parkı’nda olacak

Mayıs 29, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

İSTANBUL – (29-05-2018)  Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinin 5’inci yıldönümünde 31 Mayıs günü Gezi Parkı’nda olacağını açıkladı Mimar Mücella Yapıcı, Gezi’nin siyasi iktidarın unutamadığı en büyük kabusu olmaya devam ettiğini söyledi

Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinin 5’inci yılında yapacakları etkinliklerin programını Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Büyükkent Şubesi’nde yaptığı basın toplantısıyla açıkladı.

Toplantıya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul milletvekili adayı gazeteci Ahmet Şık, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Gezi eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi sonrası yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Gezi yaralıları Okan Göçer, Volkan Kesen Bilici’nin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinin 5’inci yıldönümünde 31 Mayıs günü Gezi Parkı’nda olacağını açıkladı. Mimar Mücella Yapıcı, Gezi’nin siyasi iktidarın unutamadığı en büyük kabusu olmaya devam ettiğini söyledi.

Devam eden yargı süreçlerine ilişkin bilgi veren avukat Yalçın Deniz Özer, eylemlerde hayatını kaybedenlerin faillerinden hesap sorulmadığını söyleyerek, “Mehmet Ayvalıtaş’ın ölümü, basit bir trafik kazası gibi gösterildi ve hazırlanan bilirkişi raporunda Ayvalıtaş kendi ölümünden sorumlu tutuldu. Ali İsmail Korkmaz davasında, sanıklar indirimli cezalar alırken, Ethem Sarısülük’ü vuran polise para cezası verildi. Medeni Yıldırım’ı vuran asker beraat etti. Abdullah Cömert hakkında Yargıtay ‘taksirle ceza verilmeli’ kararı verdi. Berkin Elvan’ın davası ölümünden 3,5 yıl sonra açıldı. Tek sanığı var. Sanığa emir veren amirler hakkında takipsizlik verildi, tanık olarak dinleniyorlar. Bu örnekler, yargıçlar üzerindeki baskı ve yargının geldiği noktayı açıkça gösteriyor. Sistematik şekilde cezasızlık var” diye konuştu.

‘AÇILAN DAVALARDA İKTİDARIN TUTUMU BEKLENDİ’

Gezi yaralısı Volkan Kesen Bilici de, eylemler sonrası yaşanan sıkıntıları anlattı. Bilici, ailelerin Gezi sonrasında davaları takip etmek için yüzlerce kilometre yolculuklar yaptığını söyledi. Bazı davalarda mahkeme salonlarına giremediklerini belirten Bilici, “Bu ülkede, bizler için mobese kameraları çalışmadı. Mobeseler bozuk gerekçeleriyle görüntülere ulaşamadık. Kamuoyu ve basın yeterince işlemedi. Oysa görüntü yokken adalet vardı. O dönemde harç parasından dolayı tazminat davası bile açılamadı. Açılan davalarda da iktidarın tutumu beklendi. Gezi direnişçileri, hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunan kişilerdi” ifadelerini kullandı.

‘GEZİ İKTİDARIN KABUSU OLMAYA DEVAM EDİYOR’

Gezi eylemlerinin, milyonlarca yurttaşın güzel bir geleceğe dair umudunu yeşerttiğini dile getiren mimar Mücella Yapıcı da, şunları söyledi: “Gezi direnişi, en zor zamanlarımızda dahi bizlere yaşam enerjisi olurken, iktidarlarının devamı uğruna bütün insani değerleri yok etmeye çalışan siyasi iktidarın bir türlü unutamadığı en büyük kabusu olmaya devam ediyor. Gezi direnişi, hepimize öyle bir ruh üfledi ki, her yerimizden enerji ve yaratıcılık fışkırdı. Tüm dünyaya örnek olan bu barışçı ve yaratıcı direniş öylesine akıl almaz ve amasız bastırılmaya çalışıldı ki, 36 canımız gözlerini yitirdi, binlercesi yaralandı ve onlarca canımızı sonsuzluğa uğurladık.”

‘GEZİ’DEN UMUT DAYANIŞMA VE KARDEŞLİK DOĞDU’

Gezi’den umudun, dayanışmanın ve kardeşliğin doğduğunu ifade eden Yapıcı, “Bugünden itibaren her zerresi içimize işleyen anları, kare kare, görüntü görüntü tekrar yaşayacağız. Biliyoruz ve eminiz ki Gezi bulunduğumuz her yerde. Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Ethem Sarısülük hala bize bakıyor. Biliyoruz ve eminiz ki güneş yüzlü çocukların son nefesiyle yıkanmış insan selinden kalan kumdur Gezi” dedi.

PROGRAM AÇIKLANDI

Taksim Dayanışması olarak çocuklarının hatıralarına ve taleplerine sahip çıkmak için 31 Mayıs’ta saat 19.00’da Gezi Parkı’nda olacaklarını söyleyen Yapıcı,  2 Haziran’da Eski Çekmeköy Mezarlığı’nda saat 15.00’te Mehmet Ayvalıtaş’ı kabri başında anacaklarını belirtti.

Ayrıca, 3 Haziran’da da Ataşehir Pir Sultan Cemevi’nde saat 14.00’te yemek verileceğini aktaran Yapıcı,  saat 15.00’te de Şükrü Sarıtaş Parkı’nda da yürüyüş düzenleneceğini kaydetti.

(MA)

adhk tarafından

Dilşat Canbaz Kaya: Sokaktaki mücadelem Meclis’te de sürecek-VİDEO

Mayıs 29, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP-SMF ittifak adayı Dilşat Canbaz Kaya, mücadelesine kendisine öğretilen ezberletilmiş rolleri reddederek başladığını belirterek, “Siyasette önümüzü kesmeye çalışanlara sokaklarda, ‘kadınlar birlikte güçlü’ diyerek cevap olduk Sokaktaki mücadelem Meclis’te de sürecek” dedi

İstanbul (29-05-2018) Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul 3’üncü bölge adayları arasında bulunan Dilşat Canbaz Kaya, 20 yılı aşkın siyaset geçmişine sahip sosyalist bir kadın. HDP’nin sol sosyalist bileşenlerinden biri olan Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun kurucu üyelerinden olan Kaya, 1996 yılından bu yana uzun yıllar mücadelenin birçok alanında faaliyet yürüttü. Canbaz, 2008’den bu yana Demokratik Kadın Hareketi’nin (DKH) genel sözcülüğünü yapıyor.

‘ESAS MÜCADELEM AİLEMDE BAŞLADI’

Uzun soluklu bir mücadele geçmişi bulunduğunu söyleyen Kaya, kendisinin topluma dayatılan kadınlık rollerinin dışında tutan bir yerden baktığını belirterek, “Kadın olmanın getirdiği zorluklarla beraber siyasetin içinde toplumun bir parçasıyız. Toplumun ezberlenmiş rollerinin dışına çıkan bir kadın kimliğim var. Erzurumluyum. Kemalist bir aileden geliyorum. Esas mücadelem kendi ailem içerisinde ve bana öğretilen ezberletilmiş rolleri reddederek başladı. ‘Kadınız, isyan doğururuz’ sözünün kendime fazlasıyla uygun olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok uzun yıllar mücadele ederek buraya geldim. Şimdi de 2018 seçimlerinde demokrasi güçleriyle beraber halkların ortak örgütlü mücadelesini yürütmek için bugün HDP’deyim.”

‘SEÇİM ÖNEMLİ BİR YERDE DURUYOR’

Türkiye’de açık bir faşizmin uygulandığını belirten Kaya, bunun en büyük yansımasının da kurulan AKP-MHP ittifakıyla kendisini gösterdiği görüşünde. Kaya, “AKP- MHP, açık faşizmi yaşatmaya çalışıyor. Artık ayrı iki kutup var. Bir tarafta muhafazakar AKP–MHP ve onun gerici yanlarının yansıdığı kutup, bir tarafta da yıllardır ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz demokratik, sol sosyalist, yurtsever hareketin de içerisinde yer aldığı keskin bir kutuplaşma. Faşizm üzerine kurulan ittifakların çok uzun soluklu olacağını düşünmüyorum. Bugün ekonomik kriz kapıda, yaklaşan emperyalist savaşların bir parçası olmasından kaynaklı AKP bugün Cumhur İttifakını kendilerine dayattı. İşte tam da bunun için bu seçim, bizler ve halklarımız açısından önemli bir yerde duruyor” diye konuştu.

‘SOKAKTAKİ MÜCADELE MECLİS’TE DE SÜRECEK’

HDP ve onun izlediği kadın politikasına da dikkat çeken Kaya, en fazla kadın vekil aday sayısıyla Meclis’e göz kırptıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Erkek egemen sistemin kadını yok saydığı, kimliksizleştiği bir yerde bulunduğumuz her alanda yürüttüğümüz mücadeleyi Meclis’te kadın çoğunluğuyla yapacağız. İlk sıradaki adayların kadın olması önemli bir yerde duruyor. Çünkü çok daha fazla kadın sözünü söyleyecek demek. Doğru bir politika olduğunu düşünüyoruz kadın mücadelesi açısından. Kadın vekilleri tutuklayarak, vekilliklerini düşürerek siyasette önümüzü kesmeye çalışanlara sokaklarda, ‘kadınlar birlikte güçlü’ diyerek cevap olduk. Meclis’te de aynı cevabı vereceğimize inanıyorum. Bu inançla da bugün biz kadınlar HDP’deyiz” dedi.

‘HALKLARIN ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ BİRLEŞMEYDİ’

HDP’nin sol sosyalist güçlerle izlediği siyasetin Türkiye ve bölge halkı açısından çok önemli bir yerde durduğunu söyleyen Kaya, bu durumun ise uzun yıllardır halkların özlemini çektiği bir birleşme olduğuna vurgu yaptı. Kaya, “Bugün birleşik mücadeleye çok ihtiyaç var. Bugün Kürdistan’da çok ihtiyaç var. Türkiye ayağında; kadın mücadelesinde, gençlik, inanç, LGBTİ bireyler açısından ihtiyaç var. O yüzden kaçınılmaz bir şeydi” dedi.

‘HDP’NİN DEVASA VAATLERİ YOK’

Kaya, HDP’nin haklar dışında bir şey vaat etmediğini belirterek, şunları söyledi: “HDP, bugün kadının özgür politika yürütmesini, gençliğin bilimsel anadilde eğitimini, sömürüsüz emek alanını savunuyor. HDP, diğer burjuva siyasetler gibi büyük vaatlerle değil; gerçekçi, yalın ve en önemlisi halkların istediklerini vaatler ediyor. Ortakça, herkesin renginin bir arada olduğu bir yaşam ve dünya istiyoruz. HDP de bunun garantisini veriyor. Halklardan bir farkımız yok. Bu kadar krizin yaşandığı bir ülke ve toplumdan geliyoruz. Özelde de kadın olmanın getirdiği vaatlerimiz aslında halkla aynı. HDP’nin devasa vaatleri yok. Biz zaten oradaki insanlardan bir tanesiyiz. Değişecekse hep beraber bizimle değişecek. Bütün kadınlarla, halklarla, ezilen Kürt ulusuyla, etnik kimliklerle, inançlarla öğrencilerle değişecek. Bugün kadın katliamlarına karşı mücadelemiz, erkek adalet değil; gerçek adalet talebimiz, çocuk istismarlarının yaşanmadığı bir ülke özlemimiz bu halkın talepleri ile aynı. Bu taleplere de birlikte cevap olmaya adayız.”

‘HALKIN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPTIĞI BİR ÇÖZÜM’

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının öncelikle ele alınması gerektiğini belirten Kaya, geçmiş çözüm süreci pratiğini de hatırlatarak, “Demokratik çözüm dediğimiz çözüm, Kürt halkının kader tayin hakkıyla beraber kendi kimliği, kendi diliyle ve rengiyle olacak. Halkın öncülüğünü yaptığı bir çözümle mümkün” dedi.

SANDIKLARA SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI

Kaya son olarak özelde kadınlara ve tüm halklara hem oylarına hem de sandıklara sahip çıkma çağrısında bulunarak, “Tek adama karşı, tek tipe karşı yaşamımızdaki tekleşen her şeye karşı bugün kadınlar olarak bulunduğumuz her alanda mücadele verelim. 24 Haziran’ı yaşamı ve ülkeyi değiştirebileceğimiz bir adım olarak görmek gerekir. Herkesin HDP ile yol yürümesini istiyoruz” diye konuştu.

(MA)

İstanbul adayı Kaya: Sokaktaki mücadelem Meclis’te de sürecek

İSTANBUL – HDP’nin İstanbul milletvekili adayı Dilşat Canbaz Kaya, mücadelesine kendisine öğretilen ezberletilmiş rolleri reddederek başladığını belirterek, “Siyasette önümüzü kesmeye çalışanlara sokaklarda, ‘kadınlar birlikte güçlü’ diyerek cevap olduk. Sokaktaki mücadelem Meclis’te de sürecek" dedi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul 3’üncü bölge adayları arasında bulunan Dilşat Canbaz Kaya, 20 yılı aşkın siyaset geçmişine sahip sosyalist bir kadın. HDP’nin sol sosyalist bileşenlerinden biri olan Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun kurucu üyelerinden olan Kaya, 1996 yılından bu yana uzun yıllar mücadelenin birçok alanında faaliyet yürüttü. Canbaz, 2008’den bu yana Demokratik Kadın Hareketi’nin (DKH) genel sözcülüğünü yapıyor. 'ESAS MÜCADELEM AİLEMDE BAŞLADI’ Uzun soluklu bir mücadele geçmişi bulunduğunu söyleyen Kaya, kendisinin topluma dayatılan kadınlık rollerinin dışında tutan bir yerden baktığını belirterek, “Kadın olmanın getirdiği zorluklarla beraber siyasetin içinde toplumun bir parçasıyız. Toplumun ezberlenmiş rollerinin dışına çıkan bir kadın kimliğim var. Erzurumluyum. Kemalist bir aileden geliyorum. Esas mücadelem kendi ailem içerisinde ve bana öğretilen ezberletilmiş rolleri reddederek başladı. ‘Kadınız, isyan doğururuz’ sözünün kendime fazlasıyla uygun olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok uzun yıllar mücadele ederek buraya geldim. Şimdi de 2018 seçimlerinde demokrasi güçleriyle beraber halkların ortak örgütlü mücadelesini yürütmek için bugün HDP’deyim.” ‘SEÇİM ÖNEMLİ BİR YERDE DURUYOR’ Türkiye’de açık bir faşizmin uygulandığını belirten Kaya, bunun en büyük yansımasının da kurulan AKP-MHP ittifakıyla kendisini gösterdiği görüşünde. Kaya, “AKP- MHP, açık faşizmi yaşatmaya çalışıyor. Artık ayrı iki kutup var. Bir tarafta muhafazakar AKP–MHP ve onun gerici yanlarının yansıdığı kutup, bir tarafta da yıllardır ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz demokratik, sol sosyalist, yurtsever hareketin de içerisinde yer aldığı keskin bir kutuplaşma. Faşizm üzerine kurulan ittifakların çok uzun soluklu olacağını düşünmüyorum. Bugün ekonomik kriz kapıda, yaklaşan emperyalist savaşların bir parçası olmasından kaynaklı AKP bugün Cumhur İttifakını kendilerine dayattı. İşte tam da bunun için bu seçim, bizler ve halklarımız açısından önemli bir yerde duruyor” diye konuştu. ‘SOKAKTAKİ MÜCADELE MECLİS’TE DE SÜRECEK’ HDP ve onun izlediği kadın politikasına da dikkat çeken Kaya, en fazla kadın vekil aday sayısıyla Meclis’e göz kırptıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Erkek egemen sistemin kadını yok saydığı, kimliksizleştiği bir yerde bulunduğumuz her alanda yürüttüğümüz mücadeleyi Meclis’te kadın çoğunluğuyla yapacağız. İlk sıradaki adayların kadın olması önemli bir yerde duruyor. Çünkü çok daha fazla kadın sözünü söyleyecek demek. Doğru bir politika olduğunu düşünüyoruz kadın mücadelesi açısından. Kadın vekilleri tutuklayarak, vekilliklerini düşürerek siyasette önümüzü kesmeye çalışanlara sokaklarda, ‘kadınlar birlikte güçlü’ diyerek cevap olduk. Meclis’te de aynı cevabı vereceğimize inanıyorum. Bu inançla da bugün biz kadınlar HDP’deyiz” dedi. ‘HALKLARIN ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ BİRLEŞMEYDİ’ HDP’nin sol sosyalist güçlerle izlediği siyasetin Türkiye ve bölge halkı açısından çok önemli bir yerde durduğunu söyleyen Kaya, bu durumun ise uzun yıllardır halkların özlemini çektiği bir birleşme olduğuna vurgu yaptı. Kaya, “Bugün birleşik mücadeleye çok ihtiyaç var. Bugün Kürdistan’da çok ihtiyaç var. Türkiye ayağında; kadın mücadelesinde, gençlik, inanç, LGBTİ bireyler açısından ihtiyaç var. O yüzden kaçınılmaz bir şeydi” dedi. ‘HDP’NİN DEVASA VAATLERİ YOK’ Kaya, HDP’nin haklar dışında bir şey vaat etmediğini belirterek, şunları söyledi: “HDP, bugün kadının özgür politika yürütmesini, gençliğin bilimsel anadilde eğitimini, sömürüsüz emek alanını savunuyor. HDP, diğer burjuva siyasetler gibi büyük vaatlerle değil; gerçekçi, yalın ve en önemlisi halkların istediklerini vaatler ediyor. Ortakça, herkesin renginin bir arada olduğu bir yaşam ve dünya istiyoruz. HDP de bunun garantisini veriyor. Halklardan bir farkımız yok. Bu kadar krizin yaşandığı bir ülke ve toplumdan geliyoruz. Özelde de kadın olmanın getirdiği vaatlerimiz aslında halkla aynı. HDP’nin devasa vaatleri yok. Biz zaten oradaki insanlardan bir tanesiyiz. Değişecekse hep beraber bizimle değişecek. Bütün kadınlarla, halklarla, ezilen Kürt ulusuyla, etnik kimliklerle, inançlarla öğrencilerle değişecek. Bugün kadın katliamlarına karşı mücadelemiz, erkek adalet değil; gerçek adalet talebimiz, çocuk istismarlarının yaşanmadığı bir ülke özlemimiz bu halkın talepleri ile aynı. Bu taleplere de birlikte cevap olmaya adayız.” ‘HALKIN ÖNCÜLÜĞÜNÜ YAPTIĞI BİR ÇÖZÜM’ Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının öncelikle ele alınması gerektiğini belirten Kaya, geçmiş çözüm süreci pratiğini de hatırlatarak, “Demokratik çözüm dediğimiz çözüm, Kürt halkının kader tayin hakkıyla beraber kendi kimliği, kendi diliyle ve rengiyle olacak. Halkın öncülüğünü yaptığı bir çözümle mümkün” dedi. SANDIKLARA SAHİP ÇIKMA ÇAĞRISI Kaya son olarak özelde kadınlara ve tüm halklara hem oylarına hem de sandıklara sahip çıkma çağrısında bulunarak, “Tek adama karşı, tek tipe karşı yaşamımızdaki tekleşen her şeye karşı bugün kadınlar olarak bulunduğumuz her alanda mücadele verelim. 24 Haziran’ı yaşamı ve ülkeyi değiştirebileceğimiz bir adım olarak görmek gerekir. Herkesin HDP ile yol yürümesini istiyoruz” diye konuştu.

Gepostet von Mezopotamya Ajansı am Dienstag, 29. Mai 2018

adhk tarafından

Meral Hanbayat: Hep birlikte omuzdaş bir mücadeleyle kazanabiliriz

Mayıs 29, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

24 Haziran baskın seçimlerinin siyasal atmosferi tüm ülkeyi sarmış durumdadır Toplumsal mücadelede önemli bir yerde duran ve buna bağlı olarak özellikle demokratik kamuoyu tarafından seçim sonuçlarının ve siyasal atmosferinin önemle izlendiği yerlerden biride Dersim’dir HDP adayları olarak Alican Önlü ve Meral Hanayat’ın gösterildiği Dersim’de seçim çalışmaları canlı bir atmosferde sürmektedir.

Gazete Patika olarak 24 Haziran baskın seçimleri ve özelde de Dersim’deki yansımalarına ilişkin HDP Dersim milletvekili Meral Hanbayat ile bir röportaj gerçekleştirdik

Dersim (29-05-2018) Gazete Patika: Siyasi iktidar tarafından dayatılan 24 Haziran baskın seçiminin siyasal arka planına dair neler söylemek istersiniz?

Meral Hanbayat: Bu ülkede çokça zamandır olup biten zorbalıkların, hak hukuk tanımazlıkların hızına yetişmek o kadar zorlaştı ki; bu baskın seçimi de bu kapsamda görmek gerekiyor. Her bir güne koca koca anlamsızlıklar, adaletsizlikler sığar oldu. Bu topraklar, AKP iktidarıyla ve her geçen gün perçinlenen tek adam rejimiyle, birçok toplumun on yıllar boyunca görmediği zulmü aylara sığdırarak gördü, görmeye de devam ediyor. Hayatımızın her bir alanında artarak devam eden bu sistematik hukuk ve adalet tanımazlık, iktidarın ömrünü uzatmak için kullandığı en büyük ve belki de tek enstrüman haline gelmiş durumda. Üstüne, tüm medyayı susturdukları için yokmuş gibi yaptıkları, toplumdan da öyle yapmasını istedikleri ekonomik yıkım, onların itiraflarına yansıyacak kadar görünür olmaya başlayınca, seçimleri 24 Hazirana alarak iktidarlarını korumak istediler. Ama zulüm arttıkça iktidarların ömürlerinin uzadığına tanık değildir tarih.

Patika:  Cumhur ittifakı ve millet ittifakı gibi aslında nitelikleri ayni olan iki gerici klik ve bunlara karşı demokratik toplumsal muhalefeti temsil eden HDP bulunmaktadır. Bu siyasal durumda HDP ve etrafında birleşen sol demokratik ittifak güçlerinin durumuna dair neler söylemek istersiniz?

Meral Hanbayat: Yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım ülke ve iktidar gerçekliği içinde karşıladığımız 24 Haziran baskın seçimlerini ezilenler açısından, kendilerine reva görülen zulmün bugünkü uygulayıcılarından hesap sormanın kürsüsü haline getirmek zorundayız. Bu zorunluluğun seçimler özgülünde bugünkü tek taşıyıcısı HDP ve onun etrafında birleşen demokrasi güçleridir. Bu inkârı mümkün olmayan bir gerçekliktir. 12 Eylül faşizminin getirdiği ve AKP iktidarının bir sevgili edasıyla sarıp sarmaladığı %10 barajı an itibariyle sadece HDP için orta yerde duruyor. HDP’nin barajı geçmediği 24 Haziran seçimlerinin, tüm ülke için yıkımın ve zulmün devamı anlamına geleceğini hepimiz biliyoruz. Onun için tek adam rejimine karşı tek seçenek HDP ve onun bileşeni demokrasi güçleridir.  Ben de onun için buradayım.

Patika: Tüm bu siyasal tablo içinde dersim önemli bir yerde durmaktadır. Genel ittifakın yanında özellikle HDP ve SMF ittifakının siyasal etkisi ve karşılığı hakkındaki fikirleriniz nelerdir?

Meral Hanbayat: “Çıban” deyip kırıma uğrattılar.  Seferler düzenleyip teslim almak istediler. Sürgün hep kapı eşiğinde durageldi bura insanı için. Topraklarına mayın döşediler, siyanürle zehirlemek için her fırsatı kullandılar, kullanmaya devem ediyorlar. Yetmedi sularına bentler örüp dört dağ içindeki hayatı çölleştirmek için zalimane bir çaba içine girdiler. Çokça canı yandı, her kapıda bir başka acıyı yaşadı ama her şeye rağmen Dersim hala burada, yaşam alanlarına sahip çıkma kavgasını omuzlamaya devam ediyor. Dediğiniz gibi, inancıyla, kültürüyle, doğasıyla, biriktirdiği tarihsel tecrübeyle Dersim ve Dersimliler bu coğrafyada elbette son derece önemli bir yer tutuyor. Bu önemin içinde bu toprakların tüm değerleri, tüm demokrasi güçleri var. Ancak hep birlikte, omuzdaş bir mücadeleyle kazanabiliriz. Bu nedenle HDP, SMF birlikteliği önemlidir. Demokrasi güçlerinin bu karanlığa karşı birlikte yürüttüğü mücadelede her bir kurum, topluluk, kişi tayin edici, tahminlerin üstünde sorumluluklar, roller üstleniyor. Tam da onun için seçim sloganımız “senle değişir”. Ben de üzerime düşen bu sorumluğu hakkıyla yerine getirmeye gayret edeceğim.

Tüm bunlar içinde başkaca ağır bir sorumluluğumuz var aslında. Dersim denilince aklımıza en çok gelen şeylerden biridir kadın özgürlüğü. Toplumsal hayatta ülke gerçekliğinin çok ötesinde kendine yer bulan, bunu kazanan ve korumak için mücadele eden Dersimli kadınlar bu seçimde yalnızca bir kadın adayla temsil ediliyor. HDP ve onun bileşenleri dışındaki tüm partiler, erkek egemen sistemi teyit edip sözcülüğünü üstlenircesine tüm adayları erkeklerden belirlemiş durumdalar. Bu durum hem üzücü, hem de bizlerin sorumluluğunun daha da büyütüyor.

Patika: 24 Haziran ve sonrası süreç bağlamında bizleri yani ezilenleri nasıl bir siyasal süreç bekliyor?

Meral Hanbayat: İlk soruya cevaben de belirttiğim üzere, ülkeyi öyle bir hale getirdiler ki her bir günümüze, ‘bu da olmaz’ dediğimiz ağırlıkta şeyler düşer oldu. Uzun zaman aralıklarına dair çok şey söylenebilir ki bu kadarcık zaman bile artık bu ülke için uzun bir gelecek anlamına geliyor, uzatmadan şunu söyleyebilirim; HDP barajı geçip en güçlü şekilde temsili sağladığında başka bir 25 Haziran sabahına, tersi olduğunda başka bir 25 Haziran sabahına uyanacağız. Demokrasi, özgürlük, adalet umudunu büyütmek için 24 Haziran seçimlerinde senle değişir diyoruz.

Gazete Patika

adhk tarafından

Almanya’da coşkulu Kaypakkaya anması!

Mayıs 29, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’da Komünist önder İbrahim Kaypakkaya ve şahsında devrim ve komünizm mücadelesinde  ölümsüzleşenlerin anıldığı etkinliklerin ikincisi’de Almanya’nın Stuttgart kentinde coşkulu ve kitlesel bir katılımla gerçekleşti

HABER MERKEZİ (29-05-2018)- Enternasyonal proletaryanın Türkiye-Kuzey   Kürdistan kolunun temsilcisi olan komünist devrim çizgisinin kuramcısı  komünist önder Kayapakkaya’ nın, Amed zindanlarında  faşist diktatörlük tarafından  işkencehanelerde katledilişinin 45.  ve  proleter önücü’nün 46. kuruluş yılı vesilesiyle Avrupada   organize edilen ettkinliklerin ikincisi Hamburg’tan sonra  Avrupa merkezli olarak, Almanya‘nın  Stuttgart  şehrinde   kitlesel ve coşkulu bir şekilde  gerçekleştirildi.

Avrupa’nın bir çok ülkesinden etkinliğin yapıldığı Almanya Stuttgart kentine gelen yüzlerce kişi yüreklerini komünist önder Kaypakkaya ve tüm yitirdiğimiz kutup yıldızlarımız için yapılan anma  gecesinde buluşturdu. Anma etkinliği komünist Önder İbrahim Kaypakkaya  şahsında, kökleri Spartaküslerin devrimci isyanına dayanan ezen ve ezilenler arasındaki sınıflar mücadelesinin  tarihsel serüveni sınıfsız ve sömürüsüz komünizm yürüyüşünde  kutup yıldızı olan tüm devrim,sosyalizm ve komünizm mücadelesinde  yitirdiklerimiz için yapılan bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Türkiye Kuzey-Kürdistan siyasal-devrimci mücadele tarihi, Kaypakkaya’nın çıkışı ile temsil ettiği komünist nitelik, bu niteliğin ideolojik, siyasal,  örgütsel ve askeri planda temsili,  ısrar ve cesaretle sürdürülen mücadelede köşe taşı olmuş, devrim-komünizm neferlerinin ifade edildiği açılış konuşmasının ardından, Grup Kızıl Anka sahne aldı. Coşkulu marş ve türküleriyle kendilerine ayrılan süreyi tamamlayan grup Kızıl Anka‘dan sonra  etkinliğin siyasal bölümü ekseninde planlanan sempozyuma geçildi.

ESP Avrupa temsilcisi Ziya Ulusoy,  HDP/ HDK Avrupa temsilcisi Ahmet  Aktaş  ve  Sınıf Teorisi temsilcisinin konuşmacı olarak katıldığı sempozyum  moderatörün sempozyumun gündemi hakkında yaptığı konuşma ile başladı.

Sempozyumda ilk sözü alan ESP Avrupa  temsilcisi Ziya Ulusoy, sözlerine kendisininde Kaypakkayanın öğrencisi olduğunu belirterek başladı. daha sonra dünyada ve Türkiye’de 68 hareketi süreci, bunun yarattığı devrimci dalgaya dikkat çekerek, güncel olarak mücadelenin seyri içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçları ve mücadele  biçimlerini tarihsel olarak  68 devrimci geleneğine dayanarak zenginleştirmek gerektiğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Daha sonra söz sırası HDP/ HDK Avrupa temsilcisi Ahmet  Aktaş‘ a verildi. Ahmet Aktaş’ta sözlerine Kaypakkaya ve Mayıs şehitlerini saygıla anarak başladı.Daha sonra 68 devrimci kadroların Kürt Özgürlük Mücadelesindeki yerine dikkat çekerek,onların bugün militan bir  ruhla mücadelede yaşatıldığına ve onların savunulmasının ancak mücadeleyi ısrarla sürdürmekten geçtiğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Son olarak söz hakkı Sınıf Teorisi temsilcisine verildi. Sınıf  Teorisi temsilcisi konuşmasını 68 devrimci hareketinden önce,50 yılında 68 devrimci çıkışının temel noktalarını vurgulayarak, ülkemiz devrimci hareketinin etkilenişiyle ülkemiz devriminin militan ruhuna dikkat çekerkerek, Kaypakkaya’nın  THKO.THKP/C den ayrıldıgı temel noktalar üzerine bir değerlendirme yaparak, ‘‘Önderimizin ortaya koydugu temel noktaların Revizyonizmden,Kemalist ideolojiden köklü bir kopuşla ortaya koydugu ve programlaştırdıgı ideolojinin bir manifesto degerinde olduğuna dikkat çekerek, Kaypakkaya‘nın kavrayış ve incelemeci yönüne dikkat çekmenin yeterli olmayacagına, onun pratik yönünün atlanılmaması gerektiğinin esas olduğuna vurgu yaptı.Sınıf Teorisi temsilcisi konuşmasını daha sonra,‘‘Kaypakkaya’nın aynı zamanda ulusal sorun ve enternasyonalizme bakışı ve dönemin saflaşmasında takındıgı tavır, milli zülum ve soykırımlarına karşı bakışı 68 devrimci hareketlerinden ayrıştıgı temel noktalar olarak ele alınmadan kaypakakaya‘nın savunulması sadece ser verip sır vermeyen ilkesel bir tutuma sığdırılması savununulmada onu zayıflatır‘‘ vurgusuyla konuşmasını sonlandırdı.

Ayrıca sempozyuma davetli olan araştırmacı yazar Ragıp Zarakolu geçirdiği rahatsızlıktan kaynaklı parograma katılamayacağını terip komitesine ileterek, yapacağı konuşmayı yazılı olarak illeti.

Sempozyumdan sonra  sahne alan Kürt sanatçı Kawa Urmiye söylediği bir birinden güzel Kürtçe  türkü ve marşlarla ve gecenin anlam ve önemine dair yaptığı konuşmayla geceye coşku katı.

Daha sonra, devrimci savaş siperlerinden TKP/ML-TİKKO Rojava komutanlığı, DKP (Devrimci Komünarlar Partisi), MLKP,  Komalên Ciwan, Komalên Jinên Ciwan ve PKK Konsey üyesi Duran Kalkan’ın Kaypakkaya anma gecesine gönderdikleri video görüntülü mesajları geceye katılan kitle tarafından ilgi ve coşkuyla dinlendi. Görüntülü mesajların ardından programın birinci bölümü sonlandırıldı.

Yarım saatlik aradan sonra programın ikinci bölümü Kaypakkaya ve  72 Nisan’ında ki çıkışa davet eden manifestosunun ideolojik, politik ve tahrisel köklerini ve buna an’da cevap olan somut savaş pratiğini içeren sinevizyon gösterimine geçildi. Bu temelde Sosyalist Halk Savaşı’nın önder, öncü öznesi olan, Maoist kadın ve erkek yoldaşların mesajları, gecenin coşkusuna kitlesel olarak katılım gösteren herkese, birinci elden sinevizyonlar üzerinden aktarıldı. Salonu dolduran yüzlerce kişinin dikatle  ve sloganlarla dahil olduğu sinevizyon gösteriminin ardından sahne alan Grup Munzur  devrimci coşkuyu zirveye taşıyan marşlar ve türkülerle büyük ilgi gördü.

Etkinliğe enternasyonal dayanışmacı duygularla katılan MLPD  ve  ADHK mesajlarını sözlü olarak kitleyle paylaşırken,Türkiye / Kuzey Kürdistan’lı   devrimci örgütlerden,TKP/ML YDK,TİKB, DKP ve  hapishanelerdeki kadın tutsaklar yazılı olarak etkinliğe mesajlarının kitleyle paylaşılmasının ardında, program Erdal Bayrakoğlu ve Sinan Şanlı’nın söylediği bir birinden güzel ve coşkulu türkülerle başarılı bir şekilde sonlandırıldı.

 

 

 

 

 

 

adhk tarafından

Dedikodu Burjuva Bir Kültür ve Gerici Adalet Anlayışının Acımasız Bir Versiyonudur!

Mayıs 28, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Bilimsellikten, dürüstlük ve cesaretten bağımsız olmayan devrimci kişilik ve kültürde dedikodu rağbet ve itibar görmez Dedikodu yıkıcı, bozucu ve tahripkârdır Bölen, zayıflatan, birliği dinamitleyerek nifak eken ve güvenliği zaafa uğratarak muhtelif bünyede güven olgusunu dinamitleyendir Reel gerçeği saymazsak, öz itibarıyla devrimci olanda dedikodu yoktur

Bakış Can (28-05-2018) Koşulları ve nedenleri olsa da dedikodu bayağıdır, burjuvadır, acımasızdır, anlayışla karşılanamaz. Devrimci kurum ve kültürde yarattığı tahribat küçümsenemez bir gediktir. Özellikle, şehit ailelerini hedefleyen dedikodu, acıyı ızdıraba çeviren acımasız bir saldırı, taşınamaz bir baskıdır.

Bilimsellikten, dürüstlük ve cesaretten bağımsız olmayan devrimci kişilik ve kültürde dedikodu rağbet ve itibar görmez. Dedikodu yıkıcı, bozucu ve tahripkârdır. Bölen, zayıflatan, birliği dinamitleyerek nifak eken ve güvenliği zaafa uğratarak muhtelif bünyede güven olgusunu dinamitleyendir. Reel gerçeği saymazsak, öz itibarıyla devrimci olanda dedikodu yoktur. Ama maalesef dedikodu vardır. Dedikodu, bilimsel olmaktan, dürüst ve açık olmaktan, objektif ve cesaretli olmaktan uzaklaşmanın işareti olmakla birlikte, devrimcilik ya da devrimci kişilikte açık bir yabancılaşma, yozlaşma ve çürüme belirtisidir.  Adalet ve demokrasiyi ortadan kaldırıp ‘’yargısı infaz’’ yapan ve haksız başarı elde edendir. Her bakımıyla dedikodu burjuvadır; burjuva kültür, burjuva ahlak ve burjuva ideolojinin izdüşümüdür. O, burjuvaziden toplumsal kişiliğe ve oradan da devrimci saflara sızan sinsi bir virüs ve burjuva ideolojiden peydahlanan bir hastalıktır. Dedikodu hastalığının olduğu bir bünyede her türden zararlının türemesi ve her türlü hastalığın boy vermesi mümkündür. Dolayısıyla dedikoduya önlem alınıp tedavinin uygulanması zorunludur. Tedavide kullanılacak antibiyotik, burjuva ideolojik virüslerden etkilenip bozulmamış olan saf devrimciliktir. Devrimci yapının dedikoduya karşı bağışıklık sistemini güçlendirmesi şartken, bu bağışıklığı güçlendirmenin yolu dedikoduya karşı uyanık olup devrimci kültürü etkin-egemen kılmaktır. Devrimci kültür sterili ile dedikodu kültüründen dezenfekte olup arınmak tahmin edilenin ötesinde önemlidir. Somut siyaset, hangi zararlı tehditse onu öncellemek durumundadır.

Dedikodunun, bugün savaşılması gereken bir kemirgen olduğu unutulmamalıdır. Dedikodu köhnemiş burjuva kültür ve yansıması olmakla birlikte, acımasız bir metot, gerici bir davranış olduğu da bilinmelidir… Dedikodu metodunun gerçeği saklamanın bir yolu olduğu, ona hizmet ettiği, bilinçli olarak dikkatleri yanlış yere çektiği ya da çekmeye hizmet ettiği, bu anlamda gerçeğin açığa çıkmasını engellemeye dönük bir gayret olduğu ya da ona hizmet ettiği akıldan çıkarılmamalıdır.

Dedikodu yapan kadar ona müsamaha gösteren de kabahatlidir. Her hastalık gibi dedikodu da uygun zemin-koşul bulduğunda boy verip gelişir. Koşulu olmadan gelişmesi düşünülemez. Bu da bizlerin konu üzerinde daha bir ciddiyetle durmamızı gerektirir-gerektirmektedir. Bu bağlamda dedikodu meselesini hem gündeme almamız anlamlıdır ve hem de onu ciddiyetle ele almamız gerekmektedir.

Dedikodunun zararları sadece örgütsel yapı içinde olanla sınırlı değildir. Aynı biçimde yapı çeperlerinde gelişen dedikodu da bilinen zararlara yol açan önemdedir. Birincisi daha tahripkâr olsa da, ikinci durumdaki de bir o kadar tahripkârdır. İkinci durumdaki, yani yapı çeperlerinde cereyan eden dedikodunun yarattığı tahribat, birinci durumdaki kadar doğrudan tesir etmese de son tahlilde o da önemli br tahribat yaratmaktadır.

Her açıdan deddikodu meselesinde, bizzat ve somut dedikodu olgusuna dönük bir tutum geliştirilmesi gerekliyken, onu vareden koşulu sorumlu tutan bilinçli bir yaklaşımla tutum geliştirmemiz şarttır. Bundan dolayı dedikodu meselesine devrimci yapı ve kişilik açısından dikkat çekmeyi es geçmedik, geçemeyiz. Ki, tayin edici olan da budur zaten. Tahribatlarına dikkat çekerken ve ona karşı uyanık olup görüldüğü yerde devrimci kültürle temizlenip müsamaha gösterilmemesi gerektiğini ifade ederken, tayin edici olan yanına çağrıda bulunma kastını dilegetirdik. Zira bir kültür ve alışkanlık düzeyinde cereyan eden bu ideolojik hastalığın derhal tedavi edilip düzeltilmesi olası olmayıp, bunun uzun evrimli bir ideolojik-kültürel eğitim süreciyle minumuma indirilip esasta bertaraf edilebileceği açıktır. Dedikodunun bir türlü önlenemeyen serüveni dikkate alındığında, uzun vadeli bir eğitim sürecine ihtiyaç olduğu inkâr edilemez. Ancak böyle de olsa, öncelikli hal alan durumuna dikkat çekerek bunun üzerinde durup gerekli uyarılarda bulunmak, özellikle de sadece eğitim süreciyle ele almayıp pratik tedbirlerin eğitim sürecine paralel bir şekilde devreye sokulması da ertelenemez bir tutum, zorunlu bir görevdir…

Yapı çeperlerinde işleyen dedikodu mekanizması, dedikodu mağdurlarını çoğaltarak önemli bir sorun haline getirmektedir. Yani bu kulvarda yürüyen dedikodu çarkı sadece yapıya karşı değil, halktan insanlarda ve çeperlerde de ciddi derecede mağduriyetler yaratmakta, bunların onur ve kişilik haklarını ayaklar altına alarak zan-şaibe altında bıraktırmaktadır. Kuşkusuz ki, yapıya karşı işlenen bu yıkıcı-tahripkâr davranışlar kabul edilemez ve yasaktır. Ancak belki bundan daha da önemlisi, halkımızın, taraftar ve çeperlerimizdeki insanların bu ağır ve onur kırıcı-lekeleyici haksızlıklara maruz bırakılmasıdır. Açıkçası yapıya karşı işlenen hata ve olumsuzluklardan daha çok halka karşı yapılan olumsuzluklarda daha hassas olmak durumundayız. Dolayısıyla bu zeminde yaşanan olumsuzluklar ve dedikodular asla kabul edilemezler. Elbette yasak ve suçturlar. Buradaki dedikodu daha da acımasızdır. Öyle ki, halktan insanlar, taraftarlarımız, aile çevrelerimiz, tabanımız veya devrimci çevreler bu dedikodular temelinde sorumsuzca ve acımasızca zan altına sokulabilmektedir.

Yer yer şehit yoldaşlarımızın acılı aileleri dahi dedikodu metodunun özündeki aynı acımasızlıkla zan altında bırakılmakta, bu düzeyde en acımasız deddikoduların yapılmasından bile geri durulmamaktadır. Oysa onurlu olup başka insanların onuru karşısında da hassas olanlar, kanıtlanmamış, ispatlanmamış hiçbir bilgiyi ortalığa yaymaz, hiçbir iddiayı alenen ileri sürmez ve bunları dedikodu biçiminde kullanmaz. Sonuçlanmamış ya da kararlaştırılmamış bir süreç olmadan hiçbir iddia-bilgi-yorum-görüş uluorta paylaşılıp dedikodu malzemesi yapılamaz-yapılmamalıdır. Kuşkusuz ki, haklarında ileri sürülen iddialar, ithamlar, bilgiler, dedikodular kanıtlanıp ispatlanmadan hiçbir insan suçlu sayılamaz, değildir. Bu burjuva hukuk ve adalette dahi yasal peresedürde de olsa ‘’mahsumiyet karinesi’’ ilkesine bağlı olarak böyle kaabul edilirken, halkın, proletaryanın adaletinde çok daha mutlak bir ilke olmak durumundadır. Bunun gerisine düşen yaklaşımlar burjuvadır, gericidir.

İleri sürülen görüş ve iddiaların dedikodu haline dönüşmemesi veya dedikodu olmamasının temel ayıracı, bu görüş ve iddiaların somut kanıt, gözlem ve bilgilere dayanmasıdır. Eğer kanıtanabilir değil ise, somut kanıt, delil ve gözleme dayanmıyorsa, ileri sürülen iddialar, söylenen söz ve ileri sürülen görüşler dedikodudur, dedikoduya tekabül eder. Bilginin doğruluğu kanıtlanması durumunda kabul edilebilir. Keyfi biçimde, dayanaksız kasıtla, ispatlanmaz iddilarla ve önyargılara dayalı olarak ileri sürülen her şey ispata muhtaç olmakla birlikte, son tahlilde birer dedikodudur. O halde izlenmesi gereken yol nedir? Tek doğru tutum gerçeğe-doğruya ulaşma amacıdır. Bu anlamda, doğruluğu ispatlanmamış bilgilerin gerçek bilgi olarak kabul edilmemesi yanlıştır ve bu durumdaki ‘’bilgilerin’’ ortalığa yayılıp uluorta paylaşılmaması gerekmektedir. Aynı biçimde her duyumun gerçek bilgi olarak kabul edilip yayılması dedikodusal bir hatadır. Dayanaksız, delilsiz ve ispatlanamaz olup tamamen keyfi bir şekilde ileri sürülen iddiar dedikoduyu geçmez. Özellikle bilinçli olarak öç almaya, kötüleyip yermeye, lekeleyip intikam almaya, küçük düşürüp teşhir etme temelinde ileri sürülen iddialar dedikoduyu suç derekesine çıkaran yaklaşımlardır. Bilerek yapılan ve gerçeklerin açığa çıkmasını engelleme maksadı taşıyan ya da yaratılan bilgi kirliliğiyle gerçeklerin açığa çıkmamasına hizmet eden somutlanmamış-kanıtlanmamış bilgi ve iddialar suçtur.

Dedikodulara inanmak veya o dedikoduları niyetsiz olarak yaymak da önemli bir eksikliktir. Elbette ortalığa yayılan bilgilere kayıtsız kalınamaz. Bu bilgilerin gerçek olup olmadığına merak ve ilginin gösterilmesi anlaşılırdır. Ancak daha da anlaşılır ve doğru olan, kanıtlanmamış bilgilere itibar etmemek, onların yayılmasına hizmet etmemek ve duyulan merağın uygun mekanizmalar içinde giderilmesini sağlamaktır. Yani, ortalığa saçılmış olan bilgilerin doğru olup olmadığını öğrenmek için doğrudan muhataplarına gitmek ve buralaralarda sorup öğrenmek, dolayısıyla söz konusu bilgilerin mümkün olan en dar myhataplarla sınırlı kalmasını sağlayacak yöntemi izlemektir. Tersine, duyuğumuz veya söylenen her şeyi hemen herkesle uluorta konuşup paylaşırsak dedikoduyu büyütmüş ve gerçek bilgilerle gerçek olmayan bilgilerin birbirine karışmasına vesile olmuş oluruz. Dolayısıyla dedikoduya veya dedikoducuya araç olmamak için yöntemimizde dikkatli olmalı, dedikodulara karşı uyarıcı olmalıyız.

Özellikle yapıyı-kurumu ilgilendiren konularda, kurumun resmi beyan ve açıklaması olmadan, bu anlamda kanıtlanıp sonuçlanmamış hiçbir meselede ortalığa saçılan bilgilere-dedikodulara inanılmamalıdır. Kurumumuzun beyan etmediği, dolayısıyla dedikodu durumundaki söylentilere itibar edilmemelidir. Halktan insanların ya da şehit ailelerimizin zan altında bırakılmasına asla hoşgörü gösteremeyiz.

Gazete Patika

adhk tarafından

Dersîm‘e yakışan bir Dersîm Kültür Festivali

Mayıs 28, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen Dersîm Kültür Festivali bu yıl DERSÎM`DEN EFRÎNE SOYKIRIMLARA HAYIR ! şiar’ı altında 1 ve 2 Haziran günlerinde Almanya`nın Frankfurt kentinde gerçekleşiyor

Frankfurt (28-05-2018) Soykırımlara, inkara ve asimilasyona karşı onursal bir duruş sergileyen bizler Almanyadaki Dersîmliler olarak tüm baskılara ve politikalara rağmen kimlik, inanç, dil, kültür, tarih ve gelenek değerlerini korumaya ve yaşatmaya olan kararlılık ile bu yıl 10cu Dersîm Kültür Festivalini düzenliyoruz.

Programda neler var

Birinci Gün

Festival`in birinci günü saat 17:00`de „Dersîm`den Efrîne soykırımlara hayır “ baslıklı panel ile start alacak. Panele araştırmacı-yazar Erdoğan Aydın, araştırmacı-yazar Kazım Cihan, siyasetçi Imam Canpolat ve araştırmacı Hüseyin Ayrılmaz katılacak.

Panel ardından saat 20:00den itibaren Alevi İnancına ve geleneklerine uygun Alevi nefesleri ve deyişleri okunacak..

Festival`in bu birinci günü davul-zurna eşliğinde Dersim halayları ile geç saatlerde sonlandırılacak.

İkinci Gün

Festival`in ikinci günü saat 11:00de „Kaybolmakla yüz yüze kalan Kırmançki dilimiz“ başlıklı panel ile start alacak. Kırmançki dilinde gerçekleşecek olan bu panele gazeteci Meral Küçük ve araştırmacı-yazar Hakan Kerimoğlu katılacaklar.

Panel ardından saat 13:00den itibaren ana sahne müzik programında Ferhat Tunç, Grup Munzur, Yalda Abbasî, Silbus û Tarî, Deniz Deman, Ozan Zerife, Mehmet Ekici, Taylan Yıldız, Veysel Aydın ve Grup Les ´Etoiles de Botan sahne alacaklar.

Dersîm`in özgün Halk Oyunu Varvara yöresel sunumları ile izleyicileri canlı performansları ile coşturacak.

Festival`de ayrıca HDP Eş Genel Başkanı , HDP Milletvekili Alican Önlü,HDP Milletvekili Nursel Aydogan, Ovacık Belediye Başkanı M.Fatih Maçoğlu, Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel, DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben, Efrîn Platformu Temsilcisi, Alman Belediyesi Temsilcisi, Alman Milletvekilleri ve Festival tertip komitesinde yer alan FEDA Es Başkanı Bedrana Yıldırım ile ADEF Başkanı Muharem Erdoğan birer konuşama yapacaklar.

Neden Dersîm Kültür Festivaline ihtiyaç var

Günümüzde özellikle genç nesilin farklı yollara eğilmesini engellemek, Dersîmli ailelere kendi kültürünü unutturmamak ve gelecek nesillere aktarmak, Dersîm’in özünü, değerlerini, acılarını ve umutlarını Dünya’ya tanıtmak değeri biçilmez bir görev ve haktır.

Bundan dolayı özellikle Ülke topraklarından uzak, farklı etkiler altında yaşamını sürdürenler olarak kendi kimliğimize bağlı kalmak zor olduğu kadar da önemli ve değerlidir.

Eğer bugün kendi dilimize, inancımıza, kültürümüze sahip çıkmaz isek yarın kimliksiz ve içi boş bir varlık olarak, bir yanımız eksik misali, bunun hesabını veremeyiz.

„Onlara güçlü bir cevap olacağız “

Almanya siyasetinde yerini alan Dersîmli siyasetçilere, Avrupa`da yaşayan Dersîmli sanatkarlar, Dersîmli yazarlar, Dersîmli ressamlar, Dersîmli sporcular ve Dersîmli akademisyenler ve bilim adamları bu yılki Dersîm Kültür Festivaline yoğun katılma mağrısını yaparken, kendilerinin de bizzat mutlaka bu Festivale katılacaklarını beyan ettiler.

Dersîmli şahsiyetler bu konuda „onlara güçlü bir cevap olacağız “ sözleri ile geçmişten günümüze yaşanan ve yaşatılanlara karşı en güçlü cevabın Birlik ve Beraberlik Gücü olacağız vurgusu içerisinde herkesi – yediden yetmişe – bu Festivale mutlaka sahip çıkmaya davet ediyorlar..

Çocuklara özel hizmet – Özel Çocuk Parkı

Bir çok Festivallerde ortada kalan çocukları unutmayan Dersîm Festivali Tertip Komitesi, bu yılda çocuklara özel çocuk parkı, süprizler ve özel hediyeler ile çocukların yüzlerini güldüreceğiz

Dersîm Kültür`ün özgün değeri – Gağan

Bu yılki Dersîm Kültür Festivalinde Dersim`e özgün ve tüm yöresel değerlerini Dersîm`den Festival alanına taşıyan Gağan, Festival alanına akın eden Dersîmlileri ve Dersîm dostlarını gün boyu geleneksel sunumları, klamları ve tanıtımları ile ağırlayacak.

Tablolar Dersîmli insanları anlatacak

Dersîmli ressamlar bu yiil Dersîm`den özgün insan ve yaşam tablolarını sergileyecekler.

Bu yıl bir ilki sunulan „Dersîm`den tablolar“ sergisi, ünlü ressam Inan Soylu ve ressam Erdal Gündagg`iin emekleri ile Festivale ayrı bir renk katacak.

Tabloları elde etmek isteyen Festival ziyaretccilerine çağrı yapan Hozat`lii ressam Inan Soylu, elde edilen gelirin yaşam mücadelesi veren Dersîmli yoksul aile çocuklarına sunacağını açıkladı.

Bunun yanında Dersîm Soykırım Karşıtı Derneği ayrıca Dersim`38i anlatan bir fotoğraf sergisini sunacak.

„Kültürümüze, İnancımıza, Dilimize ve Değerlerimize sahip çıkalım!“

Değerli Dersîmliler,

Değerli Dersîm Dostları,

Bu yılki 10. Dersîm Kültür Festivalimizi geçmiş yıllardan kazandığımız tecrübeler sonucunda, aldığımız eleştirileri ve önerileri dikkat alarak bu yıl daha canlı, daha farklı ve daha renkli bir Festival düzenlemeyi kendimize hedef aldık.

Siz Dersîmliler ve Dersîm dostları, değerli Sponsorlarımız ve değerli emektarlarımız ile bu hedefimize hep beraber ulaşacağımızın inancı ile herkesi bu Festivalimize, Kültürümüze, İnancımıza, Dilimize ve Değerlerimize sahip çıkmaya davet ediyoruz.

Dersîm yanlız değildir. Dersîm bizim değerimiz, cevherimiz, onur kaynağımızdır.

DİRENİŞİMİZ ZAFERİ, BİRLİĞİMİZ BARIŞI GETİRECEKTİR şiar‘ı ile Festival Tertip Komitesi olarak tüm renklere, inançlara ve kimliklere sahip çıkarak, herkesin kardeşlik, birlik ve beraberlik duygusu ile bu Festivalimize renk katacaklarını umuyor, hepinize Saygılarımızı sunuyoruz.

Dersim Kültür Festivali, 01 ve 02 Haziran 2018 günlerinde Rebstockpark, am Römerhof 9, 60486 Frankfurtadresinde gerçekleşecek.

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)

Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF)