adhk tarafından

Hapishanelerde 3 bin 85 çocuk bulunuyor; 17 çocuk hapishanede yaşamını yitirirken, 9’u intihar etti!

Ağustos 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

CİSST’in Kasım 2017 tarihli “Çocuk Mahpuslar” raporuna göre 2009 yılından Mart 2017’ye kadar 17 çocuk hapishanede hayatını kaybetmiştir

HABER MERKEZİ (21-08-2018) Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Çocuk Ağı Temsilcisi Avukat Cansu Şekerci, milletvekillerinin bilgi edinme önergelerine Adalet Bakanlığı’nın verdiği yanıtlara göre, şu anda 82’si kız çocuğu olmak üzere 3 bin 85 çocuğun cezaevlerinde bulunduğunu söyledi.

Cumhuriyet’in haberine göre; OHAL sürecinin mahpus çocukları çok etkilediğine dikkat çeken Şekerci, “Mahpus çocuklar bu süreçte çok zarar gördü” dedi. Şekerci, kendilerinin dernek olarak 2018 yılı tutuklu ve hükümlü çocuk sayılarına ilişkin bakanlığa yaptıkları bilgi edinme başvurusuna bir yanıt alamadıklarını kaydetti. Şekerci’nin sorulara yanıtları şöyle:

Adalet Bakanlığı’nın Nisan 2017 raporlarına göre Türkiye’de 2 bin 800 çocuk hapisteydi. Geçen 16 ayda bir artış ya da azalış oldu mu?

“Hapishanelerle ilgili istatistiklere ulaşmak ne yazık ki kolay olmuyor. CİSST, yaptığı bilgi edinme başvurularından, medya taramalarından, kurum ve kuruluşların hazırladıkları raporlardan; aynı zamanda milletvekillerinin yaptıkları bilgi edinme başvurularından ve soru önergelerinden en güncel bilgilere ulaşmaya çalışıyor. Ceza ve Tevkifevleri (CTE) Genel Müdürlüğü de her sene için birim faaliyet raporu sunarak hapishanelerdeki istatistik, çalışma vb. faaliyetleri kamuoyuyla paylaşıyor.”

“2017 yılına ait birim faaliyet raporu, CTE’nin resmi sitesinde hâlâ paylaşılmış değil. Hapishanelerdeki çocukları tutulma sebeplerine göre ikiye ayırabiliriz. Bir grup 0-6 yaş arasında annesiyle tutulan çocuklar, diğer grup ise 12-18 yaş arasında kanunla ihtilafa düşerek hapsedilen çocuklar. Şubat ayının başında CTE Genel Müdürü’nün TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda yaptığı açıklamaya göre 12-18 yaş arasında 2 bin 979 çocuk, 0-6 yaş arasında 650 çocuk hapiste. CHP milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin Mayıs 2018’de sunduğu raporda ise hapishanelerdeki çocuk mahpus sayısının 3 bin 85 olduğu, bunların 82’sinin kız çocuğu, 3 bin 3’ünün ise erkek çocuğu olduğu belirtiliyor. Dernek olarak 2018 yılında yaptığımız bilgi edinme başvurularına bilgilendirme içeren bir yanıt ise henüz alamadık. Adalet Bakanlığı bilgiyi paylaşmama nedeni, kimi zaman ‘özel araştırma gerektirir’, kimi zaman da ‘kamuoyunu ilgilendirmez’ gibi gerekçelerle Bilgi Edinme Hakkı Yasası’na dayandırıyor.”

Türkiye’de çocuklar hangi gerekçelerle cezaevlerinde tutuluyor?

“BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuk haklarına dair elimizdeki temel ve değerli belgelerden birisi. Sözleşmenin 37. maddesi, devletin ‘tutuklamayı son çare ve en kısa sürede uygulanması gereken bir tedbir’ olarak kabul etmesi gerektiğini düzenliyor. Uygulamaya baktığımızda ise tutuklama ülkemizde adeta cezalandırıcı bir araç olarak kullanılıyor. Adli-siyasi ayrımı dönem dönem paylaşılan istatistiklerde yer alıyor. Örneğin İlgezdi’nin raporunda mayıs ayı verilerine göre mahpus kız çocuklarının 9’u siyasiyken 73’ü adli olarak paylaşılmıştır. CHP milletvekili Onursal Adıgüzel’in yaptığı bilgi edinme başvurusuna verilen cevapta Nisan 2017 itibarıyla 2 bin 743 mahpus çocuğun 208’inin siyasi olduğu belirtilmiştir. Yine bu başvuruda verilen cevaba göre çocukların en çok uyuşturucu ve hırsızlıkla ilişkilendirilen suçlardan hapsedildiği bilgisine ulaşıyoruz. Bunlara ek olarak belirtmekte fayda var ki mahpus çocuğun hangi suçla ilişkilendirildiği, tutulduğu koşulları belirlemeye başladığı anda ayrımcılık yasağı ihlal edilmiş oluyor ve karşımıza bir insan hakları ihlali olarak çıkıyor.”

Geçen iki yılda çocuklar hapishanelerde OHAL’i ne şiddette hissetti?

“KHK’lerdeki infaz ve yargılama sürecine ilişkin düzenlemeler ne yazık ki mahpus çocukları da etkiledi. Örneğin KHK’lerde yer alan suç gruplarında yargılanan tüm tutukluların telefon görüşmeleri sınırlandırıldı, sınavlara girmeleri engellendi. Avukat görüşleri kayıt altına alındı. Bir tek tek tip kıyafeti içeren düzenlemede çocuklar ayrı tutuldu fakat onun dışındaki tüm sınırlamalar mahpus çocuklara da uygulandı. Mahpus çocuklar bu durumdan ciddi zararlar gördü.”

Ya içeride hayatını kaybedenler…

“CİSST’in Kasım 2017 tarihli “Çocuk Mahpuslar” raporuna göre 2009 yılından Mart 2017’ye kadar 17 çocuk hapishanede hayatını kaybetmiştir. Bu çocukların 9’u intihar etmiştir. Çocukların ölümleri, işkence ve kötü muamele üzerinden yapılan tartışmalarda devletin yükümlülüklerinin hukuk devleti ve insan hakları temelinde tartışılması gereklidir. Yine aynı rapora göre çocuk mahpusların müşteki/mağdur olduğu şikâyetlerle 484 personel hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmış; soruşturmalar 64 idari ceza, bir hapis cezası ve bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla sonuçlanmıştır.”

Gazete Patika

adhk tarafından

Dayanışma çağrımızdır; Cumartesi anneleri 700 haftadır aynı yerde!

Ağustos 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sizi, dünyanın neresinde olursanız olun bulunduğunuz yerde 25 Ağustos 2018 Cumartesi günü kayıplarımızın fotoğrafını taşıyarak, Cumartesi Anneleri’nin “Hakikat ve Adalet” talebine destek olmaya çağırıyoruz

Haber Merkezi (20-08-2018) Türkiye’de güvenlik güçlerince gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların aileleri ile onları destekleyen insan hakları savunucuları, “Kayıplarımızı istiyoruz!” diyerek barışçıl bir direniş başlattılar. Her cumartesi saat 12.00 de İstanbul’un en işlek yeri olan Galatasaray Meydanı’nda yüzlerce kaybın fotoğrafını taşıyarak hakikat ve adalet talep eden seslerini yükselttiler.

Türkiyenin en uzun erimli barışçıl protestosuna dönüşen cumartesi buluşmaları 25 Ağustos 2018 tarihinde 700. haftasına girecek. Cumartesi Anneleri 700 haftadır kayıplarını ve adaleti arıyor olacaklar.

Onların her cumartesi Galatasaray’dan yükselen “Adaletsizliği kanıksamak da adaletsizliği üretmek kadar utanç vericidir; kanıksama ve susma!” çağrısı herkesedir.

Sizi, dünyanın neresinde olursanız olun bulunduğunuz yerde 25 Ağustos 2018 Cumartesi günü kayıplarımızın fotoğrafını taşıyarak, Cumartesi Anneleri’nin “Hakikat ve Adalet” talebine destek olmaya çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi

Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon

adhk tarafından

‘Yangına müdahale edilmezse köyümüz yanacak’

Ağustos 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim’in Geyiksuyu bölgesinde çıkan ve müdahale edilmeyen orman yangını birçok köyü tehdit ediyor, köylüler tedirgin

Dersim (20-08-2018) Dersim merkez ile Hozat ilçesi arasında bulunan Geyiksuyu bölgesine yapılan bombardımanın ardından çıkan yangın giderek büyüyor. Bölgedeki birçok köye yaklaşan yangını söndürmek için Geyiksuyu bölgesine gitmek isteyenlerin engellendiği belirtiliyor. Dumanların yükseldiği bölgede yangın birçok köy ile birlikte 5 haneli Eğriyamaç köyünün Rengü mezrasının yakınlarına kadar yayıldı.

Mezopotamya Ajansı’nın Rengü mezrasında telefonla ulaştığı köylülerden Abdullah Çınar, yangının dün gece itibari ile köyün yamaçlarına kadar geldiğini ve gittikçe köye doğru yaklaştığını belirterek, duyarlılık çağrısı yaptı.

Çınar, “Ormanlarımız demek, can demektir. Canımız yanıyor. Birçok bitki ve canlı hayvan, kül oldu. Doğa olmazsa, hayat olmaz.  Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bir an önce yangınların önlemi alınsın. Yoksa köyümüz de yanacak. Köyde birkaç kişi kalıyoruz. Yaşım itibari ile müdahale etmekte zorlanıyorum. Duyarlı herkesi yangını söndürmeye çağırıyorum” dedi. (Mezopotamya Ajansı)

adhk tarafından

Fuarda ‘Komünist Başkan’ izdihamı

Ağustos 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

2’nci Edremit Kitap Fuarı’na katılan Ovacık Belediye Başkanı Maçoğlu büyük ilgi gördü

Balıkesir (17-08-2018) Balıkesir’in Edremit İlçesine gelen Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, 2’nci Edremit Kitap Fuarı’nda “Yerel Yönetimler ve Alternatif Belediyecilik” söyleşisine katıldı.

Edremit Belediye Başkanı Kamil Saka’nın daveti üzerine ilçeye gelen Maçoğlu, fuarda gazeteci Erdal Emre’nin kendisi hakkında yazdığı kitabı imzaladı.

Yön Haber internet sitesinin geçtiği habere göre, Siyah Beyaz yayınlarından çıkan “Ovacık’tan Yeşeren Umut: Komünist Başkan” kitabını, Fatih Mehmet Maçoğlu’na imzalatmak için yaklaşık bin kişi  kuyruğa girdi.

Bazı vatandaşlar kitabı çocukları ve torunları adına imzalatırken Maçoğlu ile fotoğraf çektirip sevgi gösterisinde bulundular.

Zaman zaman izdihamın yaşandığı imza etkinliğinden sonra Fatih Maçoğlu ve Gazeteci Erdal Emre, Edremit Belediye Başkan Yardımcısı Metin Tunçer’in moderatörlüğünde yapılan “Yerel Yönetimler ve Alternatif Belediyecilik” söyleşisine katıldılar.

Söyleşide bin kişilik alanın tamamı dolarken vatandaşların bazıları yerde oturarak bazıları da alanın dışında ayakta izledi.

Artı Gerçek

adhk tarafından

Dersim’de Vali’nin ‘Söndü’ dediği yangın büyüyor

Ağustos 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Hozat kırsalında bir haftayı aşkın süredir devam eden yangına havadan müdahale edilmezken, doğa gönüllüleri ve Ovacık Belediye Başkanı Maçoğlu yurttaşlara çağrıda bulundu

DERSİM (17-08-2018)  Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Değirmendere, Zoğar, Zenge, Koçeri, Bozan, Koskozulca ve Dündül bölgelerinde operasyonlar sırasında atılan havan topları nedeniyle bir hafta önce yangın çıkmıştı. ‘Yasak bölge’ olması gerekçe gösterilerek müdahale edilmeyen yangın birçok alana yayıldı. Bir haftayı aşkın süredir devam eden yangına dün sabah itibari ile müdahale edildi.

VALİLİĞİN “SÖNDÜ” DEDİĞİ YANGIN DEVAM EDİYOR

Valilik yangının kontrol altına alındığını açıklasa da bölgeden gelen görüntüler yangının hala devam ettiğini gösteriyor. Müzisyen Ferhat Tunç ve CHP Dersim İl Yönetimi ayrı ayrı görüntüler paylaşarak yangının devam ettiğini açıkladı. HDP milletvekili Dersim Dağ da bir heyetle gittiği yangın bölgesinden fotoğraflar paylaştı. Görüntülerde yangının geniş bir alana yayıldığı, söz konusu bölgeden dumanların yükseldiği görülüyor.

“YANGININ YAYILMASI ENGELLENMEK İSTENİYOR”

Dün yangın söndürme çalışmasına katılan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya, Orman İşletme Müdürlüğü’nün 20 personel ve iki iş makinası ile yangına müdahale ettiğini aktardı. Geniş bir alana yayılan yangının var olan ekiple kontrol altına alınmasının mümkün olmadığını ifade eden Çetinkaya, “Bizim orada yaptığımız çalışma yangının başka alana yayılmasını engellemek. Ancak bu sayı ile yangını engellemek oldukça güç” dedi.

50 KİŞİ YANGINA MÜDAHALE EDİYOR

Gönüllü olarak yangın söndürme çalışmasına katıldıklarını ifade eden Çetinkaya çok daha fazla gönüllüye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Yangına müdahale çalışmasının bu gün de devam ettiğini anlatan Çetinkaya, “Bu gün Dersim’den 10 gönüllü, Ovacık’tan 20 kişi yangına müdahale etmek için bölgeye gitti. Bölgede Orman İşletme Müdürlüğü’nden de 20 personel bulunuyor. Şu anda 50 kişi yangına müdahale ediyor. Bu ekibin yapacağı çalışma yangının yayılmasını engelleme çalışmasıdır” diye konuştu.

Yangının hala devam ettiğini ifade eden Çetinkaya şunları söyledi: Alan dağlık bölge. Havadan da müdahale edilmesi şart. Yanan bölgede yangını söndürmek şu an için oldukça güç. Çünkü kontrolden çıkan bir yangın söz konusu. Bu yangının daha fazla yayılmaması için çalışma yapılıyor. Ekipler tırmıklarla, küreklerle ve baltalarla yanmayan alanı yangın bölgesinden ayırmaya çalışıyor. Çok zor şartlarda çalışma yapılıyor. Çok daha fazla insan gücüne ihtiyaç var. Tüm duyarlı çevrelerin bu konu ile ilgilenmesi gerekiyor.

“YANAN BÖLGE ANCAK HAVADAN MÜDAHALE İLE SÖNDÜRÜLEBİLİR”

Artı TV yayınına katılan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Ovacık Belediyesi işçileri ve gönüllerin de yangın bölgesine gittiğini söyledi. Bu aşamada yangının daha fazla yayılmasının engellemeye çalışıldığını belirten Maçoğlu, “Yangın hala devam ediyor. O bölgeye araçlarla müdahale etmemizin imkanı yok. Dağlık bölge orası. Ancak elle, tırmıkla, kazma ve baltalarla müdahale edilebiliyor. Bu da yanan bölgenin etrafını açarak başka yere sıçramasını engellemek için. Yoksa mevcut yanan ormanı söndürme imkanımız yok. Yanan bölgeye üstten müdahale edilmesi gerekiyor. Ama öyle bir durumda yok şu anda. Dersim merkezden ve çevreden insanların yangına müdahale etmek için bölgeye gitmesi gerekiyor” dedi.

Remzi BUDANCİR / ARTI GERÇEK

adhk tarafından

SMF: Krizin Faturasını Biz Ödemeyeceğiz, Size Ödeteceğiz!

Ağustos 16, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Ekonomik krize ilişkin Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) yazılı bir açıklama yaptı ”Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, size ödeteceğiz” başlığı ile yapılan açıklamada, ”başta işçi sınıfı ve emekçiler olmak üzere bütün halkımızı egemenlerin yaratmış olduğu ekonomik krize karşı ‘Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, size ödeteceğiz’ şiarını kuşanarak mücadele etmeye ve örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.’ifadelerine yer verildi

SMF (16-08-2018) ABD emperyalizmi ile Erdoğan/AKP iktidarı arasında yaşanan gerilim, ABD’nin uygulamış olduğu siyasi yaptırımlar ve bunun sonucunda yaşanan ekonomik krize ilişkin Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) bir açıklama yaptı.

‘’Krizin Faturasını Biz Ödemeyeceğiz, Size Ödeteceğiz’’ başlığı ile yapılan açıklama şu şekilde;

‘’Emperyalist/kapitalist sistem ve onun her bir yerdeki aktörleri olan işbirlikçi gerici iktidarlar, ekonomik ve siyasi buhranlar yaşamaya devam ediyor. Savaş, talan, sömürü, açlık ve yoksulluktan başka hiçbir yeteneği olmayan emperyalist/kapitalist sistemin her tarihsel süreçte farklı özgünlükler taşısa da, geçmişten günümüze yaşadığı krizler tamda onun kaçınılmaz yapısal bir karekterdir. Mülkiyet ve sömürü ilişkilerine dayalı kapitalist sistemin krizler yaşaması ve hak ettiği yer olan tarihin çöplüğüne gitmesi onun sınıfsal karekterinin doğal bir sonucudur. Tarihsel olarak sınıf mücadelelerinin doğal yasası bizlere bunu defalarca kez kanıtlamıştır.

Emperyalist/kapitalist egemenliğin stratejik aktörlerinden biri olan AKP/Erdoğan iktidarı da gerici sınıfsal karakterine uygun olarak ekonomik bir krizin girdabına girmiş durumdadır. Uluslararası emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda ve göbekten bağımlılık ilişkisi realitesi, zor ve sömürü üzerinden gerici saltanatını ayakta tutmaya çalışan AKP/Erdoğan iktidarının, başta emperyalist bloklar arasında yaşanan çelişkilerde aldığı rol, oynadığı tutum olmak üzere içte ve dışta geliştirdiği bir dizi ekonomik ve siyasal tavır bugün yaşamakta olduğu ekonomik krizin başat nedenleridir.

Yaşanan ekonomik krizin temel nedenini şöyle ifade edebiliriz; ABD-Trump iktidarı ile AKP/Erdoğan iktidarı ilişkilerinde ekonomik baskıyla yaşanan keskin dalaş, biçimde rahip sorununda yansısa da, stratejik kopuş eğilimi taşıyan bu gerilimin esas nedeni AKP/Erdoğan iktidarının Rusya merkezli geliştirdiği ABD dışı stratejik ilişkilerdir. Bu ilişkiler ABD emperyalizminin hem bölge hem de genel stratejik çıkarları açısından terstir.  AKP/Erdoğan iktidarının Rusya emperyalizmiyle geliştirmiş olduğu bu ilişkiyi kabul etmeyen ABD emperyalizmi AKP/Erdoğan iktidarının burnunu sürterek hizaya getirip Rusya’dan kopararak,  teslim almaya çalışmaktadır. Yaşanan ekonomik krizin temel nedeni budur. Rusya merkezli Avrasyacı eğilimin güçlenerek egemenleşme dinamikleriyle ilerlemesi ve ABD’nin buna karşı refleksidir yaşanan sürecin özeti.

ABD emperyalizmi ile yaşamış olduğu kriz ekseninde, süreci burjuva bir ustalıkla ve manipülasyonlarla örerek krizin esas nedenini ve bizzat kendilerinin yaratmış olduğu gerçekliğini karartarak krizin ağır faturasını çeken geniş halk katmanlarını ‘millicilik’ ‘anti ABD’cilik’  vb. yalanlarla kandırarak kendisine yedeklemeye çalışmaktadır. Yaşanan sürecin kendisi hiçbir şekilde Erdoğan’ın anti-ABD’ci olduğu anlamı taşımamaktadır. Klikler arasındaki dengelere ve çelişkilere bağlı olarak Rusya merkezli Avrasyacı kliğin etkinleşmesi ve özelde de Erdoğan iktidarının ABD tarafından gözden çıkarılmasının bir sonucudur yaşananlar.

Yaşanan sürecin önemli nedenlerinden biri de kuşkusuz ki; Erdoğan iktidarının ABD ile Kürt politikasında yaşadığı çelişkidir. Bu bağlamda,  Erdoğan’ın bilinçli ve stratejik olarak ABD’ye karşı olmasının, ‘anti-emperyalist’ olmasının hiçbir temeli yoktur. Tersine cumhuriyet tarihi ve mevcut AKP/Erdoğan iktidarının bütün siyasal ekseni emperyalist güçlere bağlı gelişmekte ve biçimlenmektedir. Erdoğan’ın ABD’ye karşı Rusya’ya yanaşması anti-emperyalistlik değil, bir emperyalistin tahakkümünden öteki emperyalistin tahakkümünü tercih etmesi, onun himayesine girmesidir.

Krizin Faturasını Emekçiler Değil, Krizi Yaratanlar Ödesin

Her tarihsel süreçte olduğu gibi somutta da krizin ağır yükü ve faturası, işçi sınıfı ve emekçilere çıkarılmaktadır. Yaşanan krizin ağır yükü işçi sınıfı ve emekçilere sömürü, yağma, talan, açlık, yoksulluk, zam ve zulüm olarak yansımaktadır. İşçi sınıfı ve emekçiler olarak, kurtuluşumuz ne emperyalist programlar ve ne de gerici-faşist AKP/Erdoğan iktidarını savunmaktır. Kurtuluşumuz  ‘Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, size ödeteceğiz’ diyerek ayağa kalkmak ve örgütlenmektir.

Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak, başta işçi sınıfı ve emekçiler olmak üzere bütün halkımızı egemenlerin yaratmış olduğu ekonomik krize karşı ‘Krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, size ödeteceğiz’ şiarını kuşanarak mücadele etmeye ve örgütlü mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.’’

adhk tarafından

Komünist Başkan’dan acil çağrı

Ağustos 16, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

‘Kurumları ve gönüllüleri yangına acil müdahaleye davet ediyoruz’

DERSİM (16-08-2018) Dersim’in Hozat kırsalında askeri operasyonlar nedeniyle çıkan ve yaklaşık bir haftadır devam eden orman yangınlarına ilişkin bir çağrı da Komünist Başkan’dan geldi

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu resmi Twitter hesabı üzerinden yaptığı çağrıda, “Kurumları ve gönüllüleri yangına acil müdahaleye davet ediyoruz” dedi.

İşte Maçoğlu’nun o çağrısı:

Dersim’de Ovacık, Çemişgezek ve Hozat arasında bulunan Bozan Yaylası, Zoğar, Dereköy, Kozulca, Koçkozulca, Zengi, Değirmendere, Dündül Deresi ve Geyiksuyu bölgelerinde orman yangınları devam ediyor… Kurumları ve gönüllüleri yangına acil müdahaleye davet ediyoruz…

Artı Gerçek

adhk tarafından

Evrim Konak’tan mektup:’’Adaletin, Hukuk’un olmadığı bir ülkede ancak haksızlığa, eşitsizliğe karşı toplumsal mücadele verilir’’

Ağustos 16, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Gebze Kadın Kapalı Hapishanesinde tutsak bulunan devrimci tutsak Evrim Konak gazetemize bir mektup yollayarak yaşanan baskı, hak gaspları ve hukuksuzlukları anlattı

GEBZE (16-08-2018) Hapishanelerde devrimci tutsaklara yönelik tecrit, baskı ve hukusuzluk her geçen gün artarak devam ediyor. Bu saldırı ve hukuksuzluğun yaşandığı yerlerden biri de Gebze Kadın Kapalı hapishanesidir. Gebze Kadın Kapalı Hapishanesinde tutsak bulunan SMF’li Evrim Konak’ta baskı, işkence ve hukuksuz saldırılara defalarca kez uğrayan devrimci tutsaklardan biridir. Normal koşullarda Eylül 2018 tarihinde tahliye olması gereken Evrim Konak, hakkında açılan yeni davalar ve cezalar nedeni ile tahliye edilmeyerek yaklaşık bir yıl kadar daha keyfi olarak hapishanede tutulacaktır.

Bütün bu saldırı ve hukuksuzlukları teşhir etmek ve kamuoyu duyarlılığı oluşturmak için Evrim Konak tarafından gazetemize bir mektup yollandı. Evrim Konak tarafından gelen mektubu önemli olduğu için olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Mektubuma yıllar evvel yaşanmış bir hikâye ile başlamak istiyorum. Mayıs’ın en kızıl günü olan, 18 Mayıs’ta İbrahim Kaypakkaya’yı anmak için yürüyüş halinde olan kitleye kolluk kuvvetleri saldırıp dağıtmaya çalışır. Yapılan saldırı sonucunda kalabalık sağa-sola kaçışmaya başlar. Ve bu esnada İbrahim Kaypakkaya’nın bazı posterleri yere düşer. O ana kadar kaldırımda durup kitleyi izleyen Dersimli Musa amca, gidip posterleri yerden alır. İki eliyle birlikte havaya kaldırıp yürümeye başlar. Polis “kibarca”(!) gelip Musa amcayı gözaltına alır. Önce karakola, ardından savcılığa, savcılık ise mahkemeye sevk eder. Musa amca “Suçu ve suçluyu övmekten” yargılanır. Hakim: “Musa Bey ‘suçu ve suçluyu övmekten burdasın’; “evet”; “Eyleme katıldınız mı?”; “Hayır”; “Posterini taşıdığınız kişiyi tanıyor musunuz?”; “Onu kim tanımaz ki hakim bey, bütün dünya tanıyor.” der. Hakim bir süre Musa amcaya bakar ve tekrardan dosyayı karıştırmaya başlar. Nitekim bir yıl ile cezalandırılır. Musa amca, kararı dinledikten sonra cebinden çakmağını çıkartıp yerlere tutar. Hâkim şaşkın bir ifadeyle: “Musa bey ne yapıyorsunuz?”; “Adalet arıyorum hakim bey, adalet” der. O gün Musa amcanın kaybettiği adaleti bugün herkes aramaya başladı. Oysa ki vicdanlarını kaybetmişlerin, adil karar vermesini beklemek, iyimserliğe hizmet etmekten ve adaletsizliği büyütmekten başka bir şey değildi. Hukuksuzluğun alışıla geldiği ülkemizde, cılız olan hukukun, şimdilerde hepten yok edildiği bir süreçten geçiyoruz.

Elbette adalet beklemek en başta ayrımcılığa ve haksızlığa uğrayanlar hakkıdır. Zira faşizmden adalet çıkmayacağını artık görmemiz gerekir. Ve bu mektubu yazmamı koşullayan, adalet beklentisinden ziyade; hukuksuzluğu teşhir etmek ve kendimize karşı adil davranmayı; ‘suçu’ kendimizde zamanın, zulüm uygulayanlarını cesaretlendirdiğini ifade etmek için yazıyorum. Oysa ki bizler sadece düşündüğümüz gibi yaşamaya çalışıyoruz. Bu da ‘suç’ olmasa gerek…

Sevgili dostlar;

Kısaca kendimden bahsedecek olursam; 2011 yılında beş arkadaşım ile birlikte “MKP örgütünün talimatları doğrultusunda eylemler (1 Mayıs, 8 Mart, Newroz) düzenlemekten” ve “Örgüte üye olmaktan” gözaltına alındık. Üç ay içinde mahkememiz görüldü. 2. Celsede savunmalarımız devam ederken savcı mütalaayı okudu. (Bu arada, ceza savcısı dahil, mahkeme heyetinin tamamı ‘’FETÖ’cü oldukları gerekçesiyle tutuklandılar) Ve ikinci celsede mahkeme süreci sona ermiş oldu. Beş kişiye toplamda 56 yıl ceza verildi. Usulsüzlüklerle dolu olan dosyamız hala AYM’de beklemektedir. Kimi arkadaşlarımız tahliye oldu. Kimilerimiz ise ‘ceza’sının bitmesine haftalar ve aylar kala ‘yeni’ cezalar eklendi. Üyelikten verilen dokuz yıllık ‘cezam’ 03.09.2018’de sona erecek. Fakat 2011’de derneğimize (Demokratik Haklar Derneği) yapılan operasyon sonucu, demokratik eylemlerde kullandığımız resim ve dövizler ‘suç’ sayılmış ve ‘Dernekler Kanununa Muhalefet’ “suçu” işlediğimiz adı altında, başkan olduğum gerekçesiyle 1 yıl daha ceza verilmişti. Altı yıl sonra yarı oranında onaylanmış bir şekilde müddetnameye eklendi. Yasaya göre Dernekler Kanununa Muhalefet, adli dava kapsamında ve altı yıl ay yatarı yoktur. TCK’nın 58 (1) maddede yer alan 6., 7., 8., 9. Fıkralarında açıkça yazılmasına rağmen, denetimli serbestlik hakkı bana tanınmamaktadır. Neden? Her iki “ceza”nın birleştirildiği, içtimaların ayrı ayrı yapılmadığı ve müddetnamenin çözülmesi gerektiği ifade ediliyor. İtirazım haklı bulunmasına rağmen, yapılan hukuksuzluk ne Malatya 3. ACM tarafından ne de Gebze Ceza Savcısı tarafından giderilmiyor. Elbette hakkımı aramam için yöntem de sunulmaktadır(!) Denetimli serbestlik için hakimliğe başvuracağım red gelirse (ki gelecektir) ACM’ye baş vuracağım – Devlet kurumlarına giden yollar çözümsüzlük taşları ile örüşü olsa da, mücadele etmeye devam edeceğiz. Koğuş arkadaşlarım ve ailem ile birlikte var olan hukuksuzluğu düzeltmeye çabalarken, “yeni” bir ceza ile mazgalımıza geldiler.

09.04.2015 yılında hastaneye götürülmek üzere kapıaltı denilen yerde, dış güvenlikten sorumlu askerlerin üst araması dayatıldı. Rutin uygulamada üst aramasını hapishane personeli yapmaktadır. Ama Gebze’de ara ara bizleri terörize etmek ve ceza verdirmek için, “ordan-burdan talimat geldi.” Denilerek, jandarma tarafından üst araması dayatılır. Keyfi, baskıcı ve militarist zihniyete dayalı olduğu için kabul etmiyoruz. İki yıl boyunca tedavilerimiz engellendi. Mahkemelere şiddet ve işkence yapılarak götürüldük! Vücudumuzdaki darp, çürük, kesik yaralar revir raporlarında mevcuttur! Hapishane idaresi, revir doktoru, hakim ve savcılar bize yapılana tanıklar. Durum bundan ibaret olduğu halde, bizler ısrarla diyalog yolu ile mevcut sorunu çözmeye çalışıyorduk. O gün de jandarma astsubayı N.Ç. ile aramızda bir tartışma yaşandı. Aramayı kabul etmediğim takdirde hastaneye götürmeyeceğini ifade edince bende tedavi hakkımı engellemeye hakkı olmadığının itirazında bulundum. Zira, N.Ç., C. Başkanının talimat verdiğini, avukatlar da dahil bundan böyle herkesin üstü aranacak, dedi. O günde İstanbul “Adalet Sarayı”nda ciddi bir müdahale olmuştu. “Gün faşizm günüdür. İster tutsak ister avukat olunuz, saldırının özü biçimi değişmiyordur. Ve maalesef ki keyfiyetçi zihniyete karşı çıktığımız için bizlere de hapis cezası verilmektedir. C. Başkanı yasalar üstü değil” dediğim için ceza verildi.

“Bir asker olarak neden yasalara uymuyorsun. Ve Erdoğan talimat verdi diye arama dayatıyorsun?” demiştim. Bu sözlerim manipüle edilerek “Hırsız Erdoğan’ın avukatı mısın? Zaten her şey o hırsız C. Başkanı yüzünden oluyor. Hırsız AKP’nin, hırsız C.başkanı” diye tutanak tutulmuş. Aynı cümleler, kes kopyala yöntemi ile tanık olarak gösterilen gardiyanlardan B.S., İ.O., ve B.İ.’de tekrar etmişlerdir. Tıpkı dışarıda olduğu gibi, binlerce insan hakaretten tutuklanıp hapse atılırken, içeride olanın en pasif bir hak arayışının bedeli ise “yeni” hapsi cezaları verilmektedir. Elbette kendileri tarafından ifade edildiğine göre, bilinçaltlarının tezahür edilmesi olarak okuyoruz. Bu meselenin realitesi konusunda kuşkumuz olmasa da, uğradığımız baskılar karşısında da kendimizi ifade etmenin aracına dönüştürmüyoruz. Bu ülkenin tek tipçi tarihi Erdoğan’ın icraatlarından daha eskidir. “Hukukun üstünlüğü”, “yargının bağımsızlığı” gibi ifadelerin pratikte altının doldurulmadığını görmek için, ülkenin geçmiş tarihine bakmak yeterlidir. Bütün bunlar atlanarak, tek başına “herşeyin sorumlusu Erdoğan’dır” gibi çarpık bir siyasi anlayışımız yok. Bu nedenle, yalan beyanlarla, yalancı şahitlerle, haksız ve hukuksuz kararlarla, ülkeye fayda sağlamayacaklarını bir kez daha ifade etmiş olalım. Tutsaklar aleyhine gelip mahkemelerde yalancı şahitlik yapan, gardiyanların üç kuruşa hangi şartlarda çalıştıklarını görüyoruz. Emin olsunlar ki Erdoğan’ın buna ihtiyacı yoktur. Nerde çalışılırsa çalışılsın, vicdanlı ve insani bakmak mümkün.

Bu meselelerde yaptığımız hiçbir suç duyurusuna kovuşturmada yer verilmedi. Bu olayda da itiraz ve taleplerim (Kamera görüntülerinin incelenmesi; müştekiye ve tanıklara soru sorma vs.) red edildi. Beş celse boyunca saldırı altında mahkemeye götürüldüğüm halde mahkeme provokasyonu görmezlikten geldi ve 10 ay “ceza” verdi. Yaklaşık iki yıl önce arkadaşım Eylem Baş’a “askere hareketten” ceza verildi, keza Erdoğan’a hakaretten Özlem Aydın’ın dosyası da aynı şekilde, iki yıla yakın olduğu halde, hala onaylanmış değiller. Çünkü bu arkadaşlarımızın daha on beş yıl cezaları mevcut. Tahliyelerine günler, aylar, hatta saatler kala, “yeni” cezalar getiriliyor. Tahliye olan kimi arkadaşlarımız, kapıdan alınıp başka bir hapishaneye götürülüyor. Elbette bütün bunların temeli ideolojik saldırıya dayanmaktadır. Devrimci tutsakları, fiziksel, psikolojik ve ideolojik amaçlı, yıpratma ve hapisten çıkartmamaya hizmet ediyor.

Bugüne kadar “cezası” bir yılın altına düşen hiçbir kadın arkadaşımız denetimli serbestliğe gönderilmedi. Başvuruda bulunan arkadaşlarımıza pişmanlık yasası adı altında, “örgüt ortamından ayrılma” dayatıldı. Örnek vermek gerekirse, Erdoğan’a hakareti örgüt adına yaptığım söylenerek, denetimli serbestlikten faydalanamayacağım ifade ediliyor. Yani dün “Gidin 1 Mayıs’ı, 8 Mart’ı örgütleyin(!) talimatı veren” örgüt bugün “Erdoğan’a hakaret edin” talimatı veriyor(!) Yargının geldiği  nokta bu işte.

Bütün bunlar yapılırken “Adalet bekliyorum” diyebilir miyim? Adaletin, hukukun olmadığı bir ülkede, sadece ve sadece haksızlığı, eşitsizliği, yargının tarafgirliğine karşı toplumsal mücadele verilir. Ezilenler olarak, haklı ve güçlü olduğumuza olan inancımızı yitirmemeliyiz. Sistem kurumları karşısında, kendimizi, çocuklarımızı “suçlu” görmeyi bırakmalıyız. Biz tutsaklara verilen “cezalar” haksızca hukuksuzcadır. Yersiz eylemler yaptığımızdan ya da ağzımızdan çıkan sözlerin bilincinde olmadığımızdan değil kendi “suçlarına”; yaptıkları işkence; uyguladıkları hak gasplarına örtü yapmak içindir.

Biz tutsaklar hiçbir zaman kendimizi yalnız hissetmedik. En başta ailelerimiz olmak üzere, bütün duyarlı kesimlerin tutsakların sesine ses olduğunu biliyoruz. Bugün bir kez daha, yaptıkları suçları meşru göstermelerine müsaade etmeyelim. Bizler haklıyız ve birlikteyken daha fazla güçleniyor; haksız, hukuksuz ve adaletsizliğe karşı sesimiz daha bir gür çıkıyor. Bu süreçteki saldırıların bilincine varmamız, bu günleri göğüslememizi kolaylaştıracaktır. Aksi durumda umutsuzluk ve korku çığ gibi büyür içimizde.

Tekrardan selamlar, saygılar.

Umutla, dirençle, özgür yarınlarda  buluşmak üzere.’’

Evrim Konak

Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi

adhk tarafından

MKP-Rojava: Nubar Ozanyan’ı Saygıyla Anıyoruz

Ağustos 16, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

MKP-Rojava yazılı bir açıklama yaparak geçen yıl yaşamını yitiren TKP/ML-TİKKO komutanı Nubar Ozanyan’ı andı

MKP (16-08-2018) Maoist Komünist Partisi-Rojava yazılı bir açıklama yaparak geçen yıl yaşamını yitiren TKP/ML-TİKKO komutanı Nubar Ozanyan’nı andı. Yapılan açıklamada; ‘‘ Ölümsüzleşen her yoldaşımızın bizlere bıraktığı miras, en değerli hazinemizdir. Bu mirasa sahip çıkmak; onu yaşatmak geleceğe taşımak demektir, mücadelemizde başvuracağımız kaynak demektir. Nubar yoldaş bizlere paha biçilmez miras bırakmıştır.‘‘ifadelerine yer verildi.

MKP-Rojava’nın açıklaması şöyle devam etti. ‘ Yaşamı, duruşu, mücadeledeki kararlılık ve ısrarıyla, halklara duyduğu derin sevgisiyle, yoldaşlarına  bağlılığıyla, öğrenmeye ve öğretmeye olan açlığıyla, bitmez-tükenmez enerjisiyle, mütevaziliğiyle, ama en önemlisi de yoldaşlığıyla- yoldaşlık sıcaklığıyla parıldayan bir devrimci olarak Nubar OZANYAN yoldaşı saygıyla anıyoruz. Militan devrimci olarak cesareti, devrimci bilinci her zaman örnek alınmayı hak edecek, biz ardıllarına yol gösterecektir. Ermeni ulusuna uygulanan katliamın çığlığı olan Nubar yoldaş, İsrail zulmü karşısında Filistin halkının çığlığı, gerici egemen devletlerin kürt katliamları karşısında kürt halkının çığlığı ve isyanı olmuş, ezilen halkların isyanını bilincinde buluşturmuş enternasyonalist bir devrimciydi. Ezilen halklar, Ermeni halkının bu enternasyonalist devrimci evladını unutmayacaktır.‘‘ denildi.

‘Devrimcilik yeniden sınavdan geçmektedir‘

MKP-Rojava açıklaması şu belirlemelerle sona erdi. ‘‘Çevremizi kuşatan koyu ve daha baskıcı faşizm koşullarında devrim mücadelesi daha büyük emek, daha büyük fedakarlık, daha sağlam bilinç ve cesaret istemektedir. Deyim yerinde ise devrimcilik yeniden sınavdan geçmektedir. Bilinç ve kararlılık, ısrar ve cesaret, emek ve fedakarlık yeniden biçimlenmeyi ve yeniden kuşanılmayı beklemektedir. Sürecin karşımıza çıkardığı görevleri omuzlamak ve layıkıyla yerine getirmek devrimciliği militanlıkla buluşturmayı ve yaşamsallaştırmayı zorunlu kılmaktadır. Gemi azıya alan faşizm karşısında direniş odağı olmanın ve mücadeleyi sürdürmenin, ezilen halkların başına musallat olan gerici iktidarlara karşı devrim mücadelesini geliştirmenin istemi budur. Bu isteme cevap olmak ötelenemeyecek kadar önemli, devrim mücadelesinin önünün açılması açısından da zorunludur.

40 yıllık dolu dolu geçen mücadele tarihinde Filistin’de, Ermenistanda, Kuzey Kürdistan’da, Medya Savunma Alanlarında, Rojava’da devrim mücadelesinin sırtına yüklediği görevleri küçük-büyük demeden sırtlayan bir devrim emekçisi olan Nubar OZANYAN yoldaş, yaşamıyla-duruşuyla-cesaretiyle devrimcilik yapmak isteyenlere bir miras bırakmıştır. Bu miras, devrim mücadelesinde yer almak isteyenlerin başvuracağı paha biçilmez baş ucu kitabıdır.

“Kudretli olalım, cüret edelim, daha ileri çıkalım” bilincini yaşamının her gözeneğinde sergileyen Nubar yoldaşın ardıllarına bıraktığı miras rehberimiz olacaktır.‘‘ denilerek açıklama sonlandırıldı.

 

Gazete Patika

adhk tarafından

MKP: Mercan ve Pülümür’de ölümsüzleşenleri andı

Ağustos 16, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Haklılığında güç alan devrimci sınıf savaşı ve kürt  ulusunun özgürlük savaşı gerici teknolojik savaşı yenecektir Her türden barbarlık ve köhnenmişlik tarihin karanlık raflarında yerini alırken, Atakanlar ve İlkerler gökkubbeye ışıyacaktır‘‘

HABER MERKEZİ (16-08-2018)-Maoist Komünist Partisi (MKP) Enformasyon Bürosu yazılı bir açıklama yaparak Dersim-Mercanlar ve Pülümür’de yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren TKP/ML-TİKKO ve HPG komutan ve gerillalarını andı. Yapılan açıklama şöyle;

‘‘Tarihi kan, katliam ve kıyımlar üzerine kurulu olan Türk hakim sınıfları devleti, faşişt Erdoğan iktidarı altında aynı barbar geleneğini sürdürmektedir. Devrimci halk kitlelerine, mazlum kürt ulusu ve azınlıklara her türlü baskı ve zulmü reva görerek uygulayan faşist Erdoğan iktidarı tam bir savaş ve saldırganlık iktidarıdır. Gerici savaş ve açık faşizm iktidarı olan Erdoğan iktidarı, çeşitli millet ve milliyetlerden halklarımızın düşmanı olmakla birlikte koyu bir kürt düşmanıdırda.‘‘ ifadelerine yer verilen açıklama şu belirlemelerle sona erdi.

‘‘Faşist Erdoğan iktidarı bu gün gerila güçleri şahsında silahlı mücadele ve devrimci savaş güçlerine karşı kesin imhaya dayalı stratejik saldırılar yürüterek bu niteliğini çıplak biçimde ortaya koymaktadır. Yüksek teknolojiye dayalı savaş saldırganlığını tırmandıran Erdoğan iktidarı yürüttüğü stratejik imha saldırılarında gerila güçlerine ağır kayıplar yaşatmaktadır.

Haklılığında güç alan devrimci sınıf savaşı ve kürt  ulusunun özgürlük savaşı gerici teknolojik savaşı yenecektir. Her türden barbarlık ve köhnenmişlik tarihin karanlık raflarında yerini alırken, Atakanlar ve İlkerler gökkubbeye ışıyacaktır.‘‘