adhk tarafından

QSD: Türk ordusuna karşılık verdik; bir araç imha edildi

Ekim 31, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

QSD, angajman kuralları gereği işgalci Türk ordusunun saldırılarına karşılık verildiğini açıkladı Açıklamada, askeri bir aracın imha edildiği duyuruldu

HABER MERKEZİ (31-10-2018) QSD Genel Komutanlığı, işgalci Türk ordusunun bu sabah Kobanê’nin Selim köyüne yönelik saldırılarına yanıt verildiğini bildirdi. Komutanlık, karşılığın angajman kuralları çerçevesinde verildiğini açıkladı.

‘TÜRK ORDUSU KURALLARI İHLAL ETTİ’

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Güçlerimizin DAİŞ terör örgütüne karşı amansız bir savaş yürüttüğü bir dönemde işgalci Türk ordusu tüm askeri angajman kurallarını ihlal ederek sınır hattındaki savaşçılarımıza saldırmaktadır.

‘SONUNA KADAR SAVUNMADAYIZ’

Demokratik Suriye Güçleri olarak, bir kez daha topraklarımıza yönelik her türlü saldırıya karşı savunma hakkımız olduğunu ve gerektiğinde de bu hakkımızı sonuna kadar kullanacağımızı belirtiyoruz.

Bu çerçevede güçlerimiz, 31 Ekim tarihinde işgalci Türk ordusunun sivil yerleşim bölgesi olan Kobanê’nin Selim köyüne yönelik bombardımanına meşru savunma ve angajman kuralları çerçevesinde karşılık vermiş, bir askeri araç imha edilmiştir.”

ANF

adhk tarafından

İstanbul Suriye zirvesi halkların iradesinin ayaklar altına alınmasıdır

Ekim 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Tıpkı Suriye konusunda olduğu gibi Emperyalist ve gerici tüm güçlerin çıkarları için buluşmayacakları şey yoktur Keza çıkarları için satmayacakları bir varlık yoktur Almak ve satmak, sevmek veya nefret etmek gibi şeyler tümüyle çıkarlarına ve ihtiyaçlarına göre değişmektedir

HABER MERKEZİ (30-10-2018) 27/10/2018 tarihinde İstanbul’da selefi sultan Tayyip’in çağrısıyla toplanan Suriye zirvesi sonlandı. Zirveye Türkiye’nin yanı sıra Rusya, Almanya ve Fransa devlet yöneticilerinin katılımıyla olması fakat ABD ve  İran gibi devletlerin olmaması kendi içinde bazı çelişkilere ve çıkmazlara işaret ederken, bu ülkelerin zirvede olmamaları diğer ülkelerin neye karşılık zirvede yer aldıkları sorusunu akla getirmektedir. ABD ve İran’ın zirvede olmamalarının akla ilk getirdiği şeyin, katılmayan ülkelerin katılımcılara karşı nasıl bir girişim ve “oyun bozan” tutum alacaklarıdır. Örneğin zirvede olmayan ABD bu zirveye karşı hangi karşı ataklara girişecektir. Dengeleri karalarını nasıl ve hangi yönde etkileyecektir. Diğer yandan bölgesel bir güç olarak Hamas, Hizbullah ve diğer bazı yerel İslami hareketler üzerinde etkili olduğu bilinen İran’dan nasıl bir karşı girişim olacağı merak konusudur. Burada ki esas sorun İran’ın yer almadığı veya daha doğrusu yer olmasına izin vermeyenlere karşı İran’ın karşı hamleleriyle İstanbul zirvesinde alınan kararların işleyişini ne kadar engelleyeceğidir. İşin tuhaf bir yanı Soçi, Astana kararlarında aktif olan ve en son İran’da yapılan toplantının doğrudan ev sahipliği yapan İran’ın İstanbul zirvesinden dışlanmasının bir karşılığı olacağı kesindir. Bu karşılığın ne olacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Bir başka garip durum ise, İstanbul’da yapılan Suriye zirvesinde Suriye adına kimsenin yer almamış olmasıdır. Rusya var, Almanya var, Fransa var ve fakat Suriye adına kimse yok. Suriye’nin kaderini belirleyecek, geleceğini çizecek ve nasıl bir yönetimin oluşacağı üzerine tartışmaların yürütüldüğü ve kararların alındığı bir zirvede karar alınacak ülkenin temsilcileri olmasın. O ülkenin geleceğine baş ülke yönetimleri karar verecek? Açıktır ki hem uluslararası emperyalist güçler hem de yerel despotik faşist devletler iradesini çiğnedikleri ülkelerin halklarının geleceğine karar vermeye devam edeceklerdir. “Suriye’de nasıl bir yönetim olacağına biz değil, Suriye halkı verecektir. Onu biz burada tayin etmemiz doğru olmaz” diyen İstanbul zirvecileri yalan söylemektedir. Zira Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasını en azgın söylemlerle dile getiren selefi sultan Tayyip değil midir? Mevcut Suriye yönetim bürokrasisine çok fazla dokunmadan Esad’ı yolcu etmek isteyen Almanya ve Fransa’nın diplerdeki arzusu bu değil midir? Konuya henüz çok ikna olamayan, nispeten kafası karışık Rus yönetimi “acaba Esad’a zarar getirmeden kendisini görevden alsak çıkarlarımız açısından sonuç getirir” diye aklından geçirmiyor mu? Bütün bunlar zirvede tartışma konusu yapıldığı halde “burada buna biz karar vermemiz doğru olmaz” denilmesi tam bir emperyalist yalan ve faşist-despotik devletlerin sahtekarlığıdır. Yapılan, Suriye halkının ve bölge ezilen ulusların ve halkların kaderini kendilerinin çizmelerine hakaret ve küfretmektir. Bunun böyle olduğu bir başka çarpıcı örnek ise Kürtlerdir. Selefi sultan Tayyip ve Türk devletinin hemen tüm klikleri terörizmle mücadele adı altında Orta Doğu’da milyonlarca Kürt insanın kendi devletlerini kurmalarına karşı zalimane saldırılarda bulunmaktadır. Güney Kürdistan federe devletinin bağımsızlık referandumuna karşı tehditleri akıllardadır. Şimdi batı Kürdistan oluşumuna karşı hakeza silahlı tecavüzlere girişmektedir. Vakti zamanında cihatçı faşistleri Rojava’ya saldırtması ve “düştü düşecek” açıklamaları unutulmuş değildir. Öyle görülüyor ki batı Kürdistan’a karşı yeni ve kapsamlı bir saldırı planları içindedir. Böylesi saldırıya Rusların, Alman ve Fransız emperyalist yönetimlerin tavırlarının yumuşak olduğu ve ciddi bir ses çıkarmayacakları gözükmektedir. Bunlar neyin karşılığında olmaktadır? ABD bu durumda Rojava’da işgal ve ilhakçı Türk ordusuna nereye kadar müsade edecektir? Bu noktada en önemli konu şudur ki Kürtlerin geleceğine takoz koymakla kalmamakta 40 milyonluk bir ulus adına ve nasıl yaşacaklarına karar verilmeye çalışmaktadırlar. Tıpkı Suriye konusunda olduğu gibi. Emperyalist ve gerici tüm güçlerin çıkarları için buluşmayacakları şey yoktur. Keza çıkarları için satmayacakları bir varlık yoktur. Almak ve satmak, sevmek veya nefret etmek gibi şeyler tümüyle çıkarlarına ve ihtiyaçlarına göre değişmektedir.

Şimdi zirvede olanlara ve çelişkilere ve muhtemel sonuçlar üzerinde durmak istiyoruz. Ortaklaşmış gibi gözüken, belli ortak sonuçlara ulaşılmış gibi anlatılanlara dikkatlice bakıldığında gerçekliğin hiç böyle olmadığı anlaşılıyor. İDLİP konusunda belli ki herkes memnun ve ortaklaştılar. Yeni bir mülteci dalgasını ne Almanya ve Fransa istememektedir. Bu nedenle bu konuda Türk devlet politikasına yakın durmaktadır. Ve Rusya zaten İDLİP konusundaki planını posta koyarak Türk devletine kabul ettirmiştir. Ama onun ötesinde İstanbul zirvesinde hangi konularda ortaklaştıkları sorulacak olsa esasa ilişkin bir anlaşmaya varılmamış ama daha çok niyet beyan edilmiştir denilebilir. Niyetlerin ötesine bakıldığında ise Türkiye Esad’ı devirmekten yana iken Rusya Esad’ı gönderme yanlısı değil. Esad, Rusya’nın sağlam bir müttefikidir. Fransa ve Almanya ise Irak-Saddam tecrübesine bakarak Suriye devlet bürokrasisini dağıtmadan Esad’ı görevden indirme yanlısı gözükmektedirler. Dolayısıyla bu nokta zirveci güçlerin birinci ve esas ayrışma ve çatışma noktalarına işaret eder. Putin’in basın açıklamasında “Suriye’de durumun normalleşmesi için dört ülke birlikte çalışmaya devam edeceğiz” demesi bu ayrışma ve çatışmanın çözümü yoluna göndermede bulunsa da bu iş hayli zor çözüme gideceğe benziyor ki önümüzdeki dönemde bu konu yeni zıtlaşmaya yol açacağı ve hatta ortak girişimin de sonu olabilir. Özellikle de Türk yönetimi ile Ruslar arasında. Çünkü Merkel’in “farklı yaklaşımlarımız olsa da ortak bildirgeye imza koyduk. Bir yandan terör bir yandan da kendi halkına karşı bir savaş yürütüyor Esad. Bu zemin kapsamında bir çözüm bulmalıyız. Kimyasal silahların kullanılması konusunda çok hassas olduğumuz bilinmelidir” sözü durumu yeterince açıklamaktadır.

Kürdistan sahası güçlü bir Kürt direnişine çevrilecektir

Suriye’de Anayasa Komitesi Oluşumu ve seçimlerin yapılması planı sürecinde çatışmanın gideceği boyut daha net görülmüş olacaktır. Belki de bu noktalara varılmadan bile iş çıkmaza girecektir. Bir soru üzerine ” muhalefeti dikkate alıyoruz ancak resmi hükümete saygı duyulmalıdır. Anayasa Komitesi resmi hükümet, muhalifler ve STK temsilcilerinden oluşturuldu. İran ile de müzakere edilecektir. İran olmadan bir çözüm olmaz. Çeşitli provakasyonlara karşı Rusya Suriye hükümetine destek hakkını saklı tutar” diyen Putin’in sözleri ayrılık noktalarını anlatmaktadır. Daha zirvenin kapanış konuşmasında bile aba altında sopaların gösterildiği suratsızların suratlarının asık olduğunu görüyoruz.

Şimdi tüm bu gelişmeler ışığında Kürtlerin durumu ne olacaktır. Türk militarizmi açıktan bir Rojava saldırı planı içinde olduğuna ve bunu ilan ettiğine göre ilgili devletlerin tutumu ne olacaktır? Durum öyle gözüküyor ki başlarda yapılacak Türk askeri saldırısına hemen bütün güçler açık ve net bir tavır almayacakları gibi gözüküyor. Böyle olması Türk devletinin rahat olduğu anlamı çıkarılamaz. Birincisi emperyalist ve diğer yerel despotik devlerin çıkarları sonuna kadar bir saldırıya rıza göstermek istemezler. İkincisi ve asıl nokta ise Kürtler başlar da belli mevziler kaybetseler de Kürdistan sahasını güçlü bir Kürt direnişine çevireceklerdir. Tecrübe, politik deneyim, bölge coğrafyasını ve bölgede cirit atan tüm gerici kuvvetlerin ilişkilerini ve çelişkilerini iyi bilen Kürt hareketi bu ilişki ve çelişkilerden yararlanarak direnişi derinleştireceğini düşünebiliriz. Bu tutum (Kürt direnişi) gerici kuvvetler içinde var olan çıkar çatışmalarını daha fazla derinleşmeye götürür. Hiç bir emperyalist güç Kürtleri dikkate almadan saha da istediği manevrayı yeterince yapamayacaktır. Yeter ki Kürt hareketi içinde olduğu zaaflarını aşsın. Yeter ki Kürtlerin arzularını ısrarla yerine getirme azmi içinde olarak politik-taktik hatalara düşmesin. Böyle olması durumununda Kürtlerin geçici kaybı orta vadede yerini yeni ve daha kapsamlı kazanımlara götürecektir. Ne yazık ki ve acıdır ki Kürt hareketinin en büyük zaaflarından biri ulusal birlik yaratamamış olmalarıdır. Böyle olduğu içindir ki gerici güçler içinde biri diğerine bir diğeri ise başka gerici olan diğeriyle  var olmaya çabalamaktadır. Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu sırasında bu ağır hatayı gördük. Kerkük bu nedenle ne duruma getirildiği ortada değil mi?  Şayet bu hatalar kısa zamanda aşılırsa en azında parçalı da olsa değişik bölgelerde özerk bir Kürdistan Kürtler için bilinmez bir tarihin değil yakın zamanın bir gerçeği olacağını var saymak için bütün şartları vardır. Böylesi bir gidişat İstanbul zirvesine ev sahipliği yapan işgalci-ilhakçı Türk devlet temsilcilerinin “sahada olduğumuz için masada da olduk” şövenist böbürlenmesine hakkettiği darbeleri vurabilir. Hatta uzatmalı bir savaş içinde işgalini-hiç değilse Kürdistan’ın bazı bölgelerinde- kırabilir. Ve kendisini dünya egemeni emperyalistlere kendilerinin kolay lokma olmadığını daha da ciddi kabul ettirebilir. Zaten “ortaklaştık, ortak çare içindeyiz” dedikleri anda bile leş yiyen emperyalist mahlukatlar birbirlerine düşüyorlar.

Şimdi komünistlerin devrimcilerin özgür, bağımsız. demokratik ve sosyalist bir Kürdistan şiarını merkezine alarak bulundukları her sahada bu şiar ışığında savaşmalıdır. Özgür Kürdistan, sadece mazlum Kürtler ulusunun değil ezilen tüm halkların prangalarından azad olmalarını getirecektir.

Gazete Patika

adhk tarafından

‘Cemevlerine ‘İrfan Evi’ denilerek kayyım atanacak’

Ekim 30, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokratik Alevi Dernekleri Adana Şubesi Eşbaşkanı Zeynel Kete, iktidarın yerel seçim öncesi cemevlerini ‘İrfan Evleri’ olarak tanımlayıp kayyım atayacağını iddia etti

HABER MERKEZİ (30-10-2018) Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Dersim Cemevi ziyaretinin ardından yaşananlar Alevi toplumunda ziyaretin sadece bir seçim yatırmı olduğu kuşkusu yarattı.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi Eşbaşkanı Zeynel Kete, hükümetin seçimler öncesi bir düzenlemeye giderek cemevlerine kayyım atamaya hazırlandığını iddia etti.

‘CEMEVİNİ ‘İRFAN EVİ’ YAPIP İÇİNİ BOŞALTACAKLAR’

Devletin Alevi inancını tanımlamaktan vazgeçmeye çağıran Kete, ziyaretin amacının cemevlerinin statüsünü değiştirmek olduğunu söyledi:

“Biz yıllardan beri devletin biz Alevileri tanımlamasını istemedik. Diyanet İşleri Başkanı da cemevine gelip kendince Alevileri tanımladı. Fakat devletin Aleviliği tanımlaması demek tek tipleştirmesi anlamına geldiğini biliyoruz. Tahminime göre devlet yerel seçimlere kadar Alevilerle ilgili yasal bir düzenlemeye gidecek. Cemevlerine de ‘İrfan Evleri’ adı altında statü verecek. Bu ziyaretin amacı budur.”

Mezopotamya Ajansı’ndan Ergin Çağlar’a konuşan DAD Adana Şubesi Eşbaşkanı Zeynel Kete, ‘İrfan Evleri’ adı altında Alevilik inancının içinin boşaltılacağına dikkat çekti:

“Bir nevi ilerleyen dönemlerde cemevlerine atama yapacak. Yani Kayyum atayacak. Devlet daha önce halkın iradelerine kayyum atıyordu. Bu sefer de inançlara kayyum atayacak. Diyanet İşleri Başkanı devlet aklıyla gelip o mekanda Aleviliğin içini boşaltmaya ve tek tipleştirme yapmasını kabul etmedik ve etmeyeceğiz. Cemevleri aynı zamanda bizim ifadelerimizi tecelli ediyor. Bu yaklaşım adeta Emevi İslam anlayışının camisi haline getirilmeye çalışılıyor. Kesinlikle biz bunu kabul etmeyeceğiz” dedi.

‘MARJİNAL DERKEN ASLINDA BÖLGEDEKİ ALEVİLERİ KASTEDİYORLAR’

Ziyaretinde Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un yaptığı ‘marjinal gruplar’ açıklamasına da tepki gösteren Kete, bu söylemin çok tehlikeli olduğunu dile getirdi. Kete, “Orada konuşulan ‘marjinallik’ aslında bölgede yaşayan Alevi mensuplarıdır. Bu çok tehlikeli bir söylemdir. Orada şöyle bir şey daha ortaya çıkıyor Diyanet İşleri Başkanı; ‘bizim ortaya koymuş olduğumuz Alevi biçimi yasal bir statüye kavuşacak. Bunun dışında inancı sürdüren kişilere de marjinaldir’ demek istiyor. Bu devlet aklı ile tanımlanan bir olgudur. Bu son derece sakıncalıdır. İnsanlarımızı Alevi inancını karşı karşıya getiren bir yaklaşımdır. Alevi inancında rızalık ön plandadır. Bu işler ister Meclis’te olsun ister yerel yönetimlerde olsun isterse de inançlarda olsun bizim irademiz dışında her şeye karşı geliriz” diye belirtti.

‘DEVLET ALEVİLERİ AYRIŞTIRMAYI PLANLIYOR’

Devlet atayacağı kayyım ile ülkede Alevilerin ayrıştırmayı da hedeflediğini vurgulayan Kete, şunları söyledi: “Devlet her cemevinde kendisine bağlı maaşı olan kişileri atayarak bölgede Alevileri ayrıştırmaya çalışacak. Bölgede atadıkları imamlara maaş bağlayacak ve böylece oraya gelip orda ki yurttaşlara iş bulma onları orda kendisine bağlamaya çalışacak. Bu şekilde de ülkede olan ocak örgütlenmesini bitirecektir.”

Artı Gerçek

adhk tarafından

ADHF; Kolektif eğitim kampını başarıyla tamamladı

Ekim 28, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Avusturya (28-10-2018) Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu 26-27 Ekim Tarihleri arasında Viyana’da iki gün süren kollektif eğitim kampını Başarıyla tamamladı  Federasyonuz YK Saygı duruşu, Açılış konuşması ve gündemlerle ilişkin bir sunum yaparak konuşmasına başladı.

Gündemlerde

Birinci gün

Örgüt nedir ve niye var?

Örgütlü mücadelenin kısa tarihçesi.

Örgütsel muhasebemiz ve kolektivizim.

Geleceğe yönelik çözümlerimiz ve Perspektiflerimiz

İkinci gün

ADHK ve Tarihi

ADHK’nın Günümüzdeki durumu.

ADHK’nın Geleceği (isim, nitelik ve Amaçları)

Belirlenen gündemler üzerine federasyon YK sunumlar yaparak workshop gurupları kurularak 5 er kişilik gruplar halinde konular tartışıldı ve birer kişi dönüşümlü olarak sunumlar yaptılar. Sunumların akabinde Anfi şeklinde belirlenen gündemler ortak bir şekilde tartışıldı. Gruplar halinde yapılan çalışmalarda grup temsilcileri sunum yaparak bireyin yetmezlikleri güçlü yanları açığa çıkarılarak ve bu yönlerinin geliştirilmesi yönünde ortak görüşe varıldı.

Aktiviteli öğrenim şeklinde yapılan çalişma grupları tartışmalar dogrultusunda sona dogru YK Tarafından toparlama yapılarak bitirildi.

Merkezi olarak gerçekleştirdiğimiz Eğitim kampın tüm bu tartışmalarımızı ve yönelimimizi daha da güçlendirmiştir. Kurumsal yönelimimizi, perspektifimizi, çalışma tarzımızı ve sorunlarımızı aşmak ve daha ileri düzeylere taşımak için doğru araçlarla tartışmalarımızı kesintisiz sürdürürken, mücadelemize daha sıkı sarılarak derinleşelim ve yoğunlaşalım.

Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu

adhk tarafından

Cumartesi Annesi; Ben ölene kadar öfkem, kinim bitmeyecek

Ekim 27, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri bu hafta 1991 yılında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu

İstanbul (27-10-2018) Cumartesi Annelerinin bugün ki eylemi yine polis ablukasında İstanbul İHD şubesinin önünde gerçekleştirildi Cumartesi Anneleri bu hafta 1991 yılında katledilen Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu. Toraman’ın eşinin gözü önünde kaçırıldığı aktarılan açıklamada, Toraman’ın dosyasında cezasızlığın son bulunması istendi.

Açıklama başlamadan gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız polisin görüntü almasına tepki gösterdi. Anne Yıldız, “Siz kendi ayıbınızı çekiyorsunuz. Saraylara sığmayanlar, bizi buraya sığdırmaya çalışıyor” dedi.

Hüseyin eşinin gözü önünde kaçırıldı

Bu haftaki eylemde Hüseyin Toraman’ın akıbeti soruldu. Basın açıklamasını okuyan kayıp yakını İkbal Eren, devletlerin yaşam hakkını korumakla yükümlü olduğunu vurguladı. Türkiye’de ise yüzlerce gözaltında kayıp olduğunu anımsatan Eren, Galatasaray’ın engellenmesinin suç olduğunu kaydetti. 24 yaşındaki Hüseyin Toraman hakkında 1 Mayıs için bildiri hazırlama iddiasıyla arama kararı olduğunu aktaran Eren, “27 Ekim 1991 sabahı İstanbul/Kocamustafapaşa’daki evinin önünden silahlı, telsizli, sivil giyimli kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek kaçırıldı. Olay mahallelinin, esnafların ve evin penceresindeki Hüseyin’in eşinin gözü önünde gerçekleşti” dedi.

 Polisler duruma müdahale etmedi

Görgü tanıklarının polisi aradığını söyleyen Eren, “Tanıklardan bilgi alan polisler, bir esnafın işyeri telefonundan yaptıkları görüşmeler sonrasında olaya müdahale etmeden ayrıldı. Baba Ali Rıza Toraman, Çınar Karakolu’na giderek olaya neden müdahale etmediklerini sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını, bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amirinin bu beyanını gizlice kaydetti” ifadelerini kullandı.

Eren şunları da söyledi: “İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’la görüşen aileye Ağar: ‘Oğlunuz emniyettedir, merak etmeyin, evinize gidin’ dedi. Olaya müdahale etmeyen karakol amirinin, Hüseyin’i kaçıranların da polis olduğu yönündeki açıklamasını içeren ses kaydını İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e veren baba Ali Rıza Toraman’a Sezgin, ‘Gözaltında olduğuna ve sorgulandığına ilişkin bir husus yoktur’ dedi.”

Demirel: Oğlun cebimde mi ki çıkarayım

Oğlunun bulunması için dönemin Başbakan’ı Süleyman Demirel’le görüşen Hatice Toraman’a Demirel: “Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim” dediğini aktaran Eren, açılan soruşturmaların bir sonuca ulaşmadan “zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı” kararı ile kapatıldığını aktardı.

Hüseyin Toraman dosyasında cezasızlığın sonlandırılmasını isteyen Eren, Galatasaray’dan vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Gözaltında kaybedilen Murat Yıldız annesi Hanife Yıldız, polislerin çekim yapmasına tepki göstererek, “Siz kendi ayıbınızı çekiyorsunuz. Saraylara sığmayanlar bizi buraya sığdırmaya çalışıyor” dedi.

Köşk onların olsun ben oğlumu istiyorum

Hüseyin Toraman’ın annesi Hatice Toraman, “Devletin bize yaptığı bu acıyı halka anlatıyorsunuz. Devlet benim oğlumu kaybetti dediğimde inanmıyorlar. Ben de inanmamıştım. Sanki sadece benim başıma geldiğini sanmıştım. Ama değilmiş. Ben susmadım susmayacağım. Her şeyi anlattım. Öfkem ve kinim bitmiyor. 27 senedir gözümün yaşı kurumadı, kurumayacak. Bizim ciğerimizi dağladılar. 24 yaşında bir gençti. Marmara Üniversitesini bitirmişti, öğretmendi. Bir karıncayı bile incitmemişti. Sadece sol görüşlüydü. Türkiye’de insan hakları mı var? Burada baskı, zulüm var. Ağzını açtığında işkenceye uğruyorsun. İşte diktatörlük budur. 15 ülkeye gittim böyle bir şey görmedim. Burada insan hakları yok. Ben ölene kadar öfkem, kinim bitmeyecek. Bizim derdimiz çocuklarımızı aramak, akıbetini bulmak. Taht da onun olsun köşk de biz çocuklarımızı istiyoruz. Katilleri yargılasın. Böyle bir kanun olmaz” diye konuştu.

Hüsamettin Yaman’ın kardeşi Feyyaz Yaman ise bu durumun bir devlet terörü olduğunu söyledi. Yaman, “Galatasaray annelerine Galatasaray’ı kapatan zihniyet haklarımızı gasp ederek kendi şiddetini devam ettiriyor. Biliyoruz ki bunu devam ettirmek bizim adalet arayışımızı engelleyemez. Galatasaray Meydanı devlet suçlarının hafıza medyanı, bellek meydanıdır. O meydan kayıplarımızın mezar yeridir. Doğru bir toplum, medeni bir toplum kurmak için kayıplarımızla yüzleşmek zorunludur. Cumartesi Anneleri bundan vazgeçmeyecek” dedi.

Gazete Patika

adhk tarafından

10 Ekim Anıtı’na saldırı

Ekim 26, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

ANKARA -(26-10-2018)  103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Tren Garı önündeki sembolik 10 Ekim Anıtı’na, Milli Türk Talebe Birliği tarafından saldırı oldu 10 Ekim–Der Eşbaşkanı Mehtap Sakin Coşgun, “Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı saldırıdır Gereken hukuki süreci başlatacağız” dedi

Ankara Tren Garı’nda DAİŞ’in 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirdiği bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden 103 kişinin isimlerinin bulunduğu sembolik 10 Ekim Anıtı’na saldırı oldu.  10 Ekim Anıtı’na saldıran Milli Türk Talebe Birliği olduğu öğrenildi. Anıt üzerine imsilerini ve kaşelerini basan saldırganlar, anıtta ciddi tahribat yaratıp çarpı işareti koyarak, Türk Bayrağı resmini çizdi.

KAŞELERİNİ BASMIŞLAR

10 Ekim-Der Eşbaşkanı avukat Mehtap Sakinci Coşgun, saldırıya tepki gösterdi. Coşgun, anıta defalarca saldırı olduğunu söyleyerek, ilk defa saldırıyı düzenleyenlerin kim olduğunu öğrendiklerini belirtti. Saldırının anıta dönük bugüne kadar yapılan en kapsamlı saldırı olduğunu dile getiren Coşgun, “Bundan önce anıta kısmi zararlar vermişlerdi. Şu an yapılan şey anıtı tamamen işlevsiz hale getirmeye yönelik ve ilk defa muhatap biliyoruz; Milli Türk Talebe Birliği. Kendi kaşelerini de basmışlar” dedi.

‘VANDALLIKTIR’

Anıtın üzerine yazılan yazılara dikkat çeken Coşgun, “Ötekileştiren ve hedef gösteren, orada hayatını kaybedenleri terörize eden bir yaklaşım bu. 30 Ekim’de kitlesel bir protestoya dönüştürmek istiyoruz. İnanılmaz üzgün ve öfkeliyiz. Artık anıta saldırılar aleni, kendisini de ifşa edecek şekilde. Bundan sonra anıtla yapılacak en ufak bir saldırıya tahammülümüz yok. Gereken hukuki yollara başvurup suç duyurusunda bulunacağız. Bu vandallıktır. Asla geri adım atmayacağız” dedi.

mezopotamyaajansi

adhk tarafından

ADKH; 9. Geleneksel Eğitim Kampını Almanya’da gerçekleştirdi

Ekim 23, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

ADKH’nin her yıl düzenlediği eğitim kampının 9’uncusu bu yıl Almanya’da gerçekleşti

ADKH (23-10-2018) Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Eğitim Kampı 19-20-21 Ekim tarihlerinde Almanya’da yapıldı. 3 gün devam eden kampta;

Avrupa’da Gündem

Türkiye ve Orta Doğu’da Gündem

Kültür Sanat ve Kadın

Kadının Gücü ve Kendi Olma Çabası

Konuları üzerine tartışmalar yürütüldü, Avrupa, Türkiye ve Kürdistan’daki siyasal gelişmeler ile ilgili sunumlar yapıldı. Bu başlık altında yapılan  tartışmalarda ezilen sınıflar ve özellikle kadınların gelişen baskıcı ve ırkçı politikalardan, göç ve savaşlardan nasıl olumsuz etkilendikleri tartışıldı.

DKH temsilcisi ve HDP milletvekili Dilşat Cambaz’ın Türkiye ve Kürdistan daki gelişmeler sunumu ilgi ile dinlendi.

Dilşad Cambaz sunumunda Türkiye’deki faşist rejimin bütün muhalif güçleri susturmak istediği ve bu amaçla her türlü baskı ve yasaklamaları istedikleri şekilde pratikteki  uygulamalara dikkat çekti.Kürdistan’da emperyalist güçlerin paylaşım ve işgal politikaları da tartışıldı.

Sanat ve Kadın konusunda;  Sanatın toplumsal gelişmelerden nasıl etkilendiği ve oynadığı rolü, sanat aracılığıyla savaşa, barışa dair görsel sanatla yapılan Dia gösterisi  düşünmeyi ve tartışmayı canlı kıldı.

Kadının Gücü ve Kendi Olma Çabası; Bu çabanın Kadının tarih boyunca yürütmüş olduğu bütün çabaların en değerlisi olduğu vurgulanarak, kadının tarihsel mücadelesi ile kendi olma mücadelesinin özdeşleştiği belirtilerek; Eğitimin, araştırmanın ve soru sormanın değişim ve dönüşümdeki önemi vurgulanarak üretimin toplumsallaşması için yeniyi yaratma mücadelesi güçlendirilmeli çağrısı yapıldı.

Her yıl düzenli yapılan kadın kampın da  tutsak köşesi oluşturuldu. Kadın tutsaklarla dayanışma kartları yazıldı ve postaya verildi.

Yoğun, tartışmalı ve verimli geçen sunumlardan sonra kadınlar kendi seslerinden ezgileri hep birlikte söylediler.

İki günü yoğun programla  geride bırakan kadınlar, kampın üçüncü ve son gününde bu dönem yapılması kararlaştırılan merkezi kampanyanın startını verdi.

” Emeğimizin Gaspı Hayatımızın Gaspıdır ; Tarihsel Direnişten Özgürlüğe Yürüyoruz.” şiarıyla ADKH’nın sürdüreceği kampanya tüm Avrupa çapında ele alınacak.

Üç günlük kampın değerlendirmesini de yapan kadınlar, kadından kadına bilginin, düşüncenin, yaşanmışlıkların, sıcaklığın, sevginin ve dostluğun önemine dair paylaşımların yapıldığı  eğitim çalışması sonuçlandı. CAN TV’nin yer aldığı kampta çeşitli röportajlar da yapıldı.

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

  1. Dönem Komisyonu

adhk tarafından

Ovacık’ta yeşeren umut Kooperatiflerle halkla buluşuyor

Ekim 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

SMF’li Ovacık Belediyesinin devrimci ve halkçı yerel yönetimler programı somut politikalar ve üretim alanlarıyla kitlelerle buluşmaya devam ediyor Devrimci, halkçı yerel yönetimler programının en önemli basamaklarından biri olan kooperatif çalışması da yaygınlaşarak sürüyor

HABER MERKEZİ (22-10-2018) İstanbul’da geçen yıl açılan kooperatifin ardından yürütülen çalışmalar kapsamında bu yılda Dersim merkez, Hozat, İstanbul Göztepe, Ankara ve İzmir’de açılan kooperatiflerle Ovacık’ta yeşeren devrimci ve halkçı yerel yönetimler anlayışı halkla buluştu.

Ankara ve İzmir’de kurulan kooperatifler hafta sonu belediye başkanı F.Mehmet Maçoğlu’nun katılımıyla açıldı. Açılışlara halkın yoğun ilgisi oldu. Özellikle İzmir’deki açılışa kalabalık bir kitlenin katılması ve ilginin yoğunluğu dikkat çekti. Yapılan açılışlara bir çok siyasi parti ve DKÖ’de katılım sağladı.

İzmir’deki kooperatifin açılışında konuşma yapan M.Fatih Maçoğlu şunları söyledi: ‘’Gittim her yerde bu güzel yüzlü insanların verdiği enerjiyi hissetmek çok değerli. Bütün dostların, yoldaşların ve Ovacık dostlarının bu kadar enerjisi olması, bu ülkede aydınlığı örgütleyebilmenin aslında ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Bizler bu ülkeye hizmet etmek isteyen sosyalist bir siyasetiz. Bu dünyada bütün canlılara dair söz söyleyen ve her canlının yaşamını kutsayan anlayışı getirmek istiyoruz. Ama bu cüreti kuşandığımız da karşımızda sert kayaların olacağının bilinciyle hareket ediyoruz. Biz sert kayalarla buluşmaya her zaman hazırız. Bu ülkede demokrasi, aydınlık ve yaşamı örgütleyene kadar mücadele edeceğiz, buna söz veriyoruz. ’ifadelerine yer verdi.

Gazete Patika

adhk tarafından

Özgecan’ın katledilmesinin ardından, 1369 kadın daha katledildi

Ekim 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Özgecan’ın katledildiği 2015 yılında 303, 2016’da 328, 2017’de 409, bu yılın ilk 9 ayında da 329 kadın erkekler tarafından katledildi

HABER MERKEZİ (22-10-2018) Ahenk Bayazıt’ın Milliyet’teki haberine göre, Türkiye’de kadına şiddet hız kesmiyor, aksine her yıl artan erkek şiddeti nedeniyle yüzlerce kadın katlediliyor. Özgecan Aslan da Mersin’de vahşice katledilen kadınlardan biriydi. 11 Şubat 2015’te öldürülen Özgecan, yaşasaydı bu yıl üniversiteden mezun olacaktı.

Özgecan’ın katledilişiyle birlikte toplum, kadın cinayetlerine karşı tek ses oldu. Ancak kadın cinayetlerinin önüne geçilemedi. Özgecan’ın katledildiği 2015 yılında 303, 2016’da 328, 2017’de 409, bu yılın ilk 9 ayında da 329 kadın erkekler tarafından katledildi. Türkiye’de 2015’ten bu yana 1369 kadın katledildi.

‘Genç kuşaklar harekete geçti’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, Özgecan Aslan’ın katledilmesini bardağı taşıran son damla olarak nitelendirerek, bu katliamla birlikte genç kuşakların cinayetlere karşı harekete geçtiğini söyledi. Özgecan Aslan’ın toplumdaki kavrayış bakımından köşe taşı olduğunu belirten Kav şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin 2012’de imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’ni 4 temel maddeye oturtabiliriz. Sözleşme; ilk olarak şiddetin ortaya çıkmasını engelleyen bir toplum yaratılmasını, bunun için kadın erkek eşitliğinin sağlanması gerektiğini belirtir. İkinci olarak olası tehditlerde koruma kanunlarını devreye sokar. Yine de şiddetin önüne geçilemezse etkin bir kovuşturma yürütülmesini ister. Bu 3’ü de yerine getirilemezse taraf ülkeleri kadının geleceğine yönelik somut politikalarını açıklamaya davet eder.”

Kav, yine 2012’de kabul edilen 6284 sayılı kanun sayesinde aynı yıl kadın cinayetlerinin ciddi oranda azaldığını söyledi. Ancak ilgili bakanlıkların ve kolluk kuvvetlerinin kadına karşı şiddete sıfır toleransla yaklaşması durumunda sorunun çözülebileceğini vurgulayan Kav, son 2 ayda 6 kadının ise geçim derdi bahanesiyle öldürülmesine dikkat çekti. Gülsüm Kav, “Nasıl ki okulundan dönen Özgecan Aslan ile liseli Helin Palandöken için bahane olamazsa; ekonomik bahanelerle katledilen kadınlar için de bahane kabul edilemez” dedi.

Öldürüldüğünde 19 yaşında olan Özgecan Aslan’ın ardından özellikle genç yaştaki kadınların katledilmesi gündeme oturdu. Özgecan cinayetinden 8 gün sonra Antalya’da 22 yaşındaki Hüsne Aslan, erkek arkadaşı tarafından öldürüldü. İstanbul’da 17 yaşındaki Helin Palandöken, Muğla’da 18 yaşındaki İpek Kovan ile Adana’da 28 yaşındaki Türkan Sarıkaya ise reddettikleri erkekler tarafından katledildi. Zonguldak’ta 23 yaşındaki Necla Sağlam, evine gelen tesisatçı tarafından boğazı kesilerek yaşamdan koparıldı.

Gazete Patika

adhk tarafından

Komünist Başkan’ı dinlerken!

Ekim 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Komünist Başkan herhangi bir politikacı veya yerel yönetici değil O, Dersim coğrafyasının (tabii ki Ovacık’ın da) tarihsel, toplumsal, kültürel ve ekolojik sorunlarını yerelden deneyimleyip bilince çıkaran, ancak yerelciliğe ve mikro milliyetçiliğe pirim vermeden evrensel/enternasyonalist bir bakış açısıyla düşünen ve çözüm üreten bir enternasyonalist…         

Kazım Gündoğan (22-10-2018) 14 Ekim’de Almanya’nın Bergisch-Gladbach kentinde Dersim Ovacık Belediye Başkanı M. Fatih Maçoğlu’yla birlikteydik. Ozanlar, sanatçılar, şairler, politikacılar ve geniş bir kitlesel destekle…

Etkinlik sürerken ve sonrasında sohbet ettiğimiz katılımcılar uzun süredir bu denli nitelikli bir etkinlikte buluşmadıklarını paylaştılar. Bu ortak görüş ve duyguyu yaşamak güzel ve anlamlıydı.

Son yılların ötekileştirici, parçalayıcı, rekabetçi ve zehirleyici dilinin aksine oldukça birleştirici, kapsayıcı ve onarıcı bir dilin oluşturduğu atmosfer ihya etti insanları.

Bir tespit yapmam gerekirse; Komünist Başkan herhangi bir politikacı veya yerel yönetici değil. O, Dersim coğrafyasının (tabii ki Ovacık’ın da) tarihsel, toplumsal, kültürel ve ekolojik sorunlarını yerelden deneyimleyip bilince çıkaran, ancak yerelciliğe ve mikro milliyetçiliğe pirim vermeden evrensel/enternasyonalist bir bakış açısıyla düşünen ve çözüm üreten bir enternasyonalist…

Komünist Başkan kürsüde nutuk atmadı, konuşmadı; anlattı! Nutuk atan ve sadece konuşanlarla aramda her zaman bir mesafe olmuştur. Zira onların kendine ait özgün fikirlerinin olmadığına düşünürüm. Fakat kişi bir konu anlatıyor/anlatabiliyorsa kendime yakın bulurum. Zira o kendine özgü ve ürettiği fikirlerini anlatıyordur. Bu fikirlere katılmasam da kıymetli bulurum. Başkan kürsüden konuşmadı; fikirlerini anlattı. Bu bakımdan çok kıymetliydi ve kendime çok yakın buldum.

Gerek 1937/38 travmasının, gerek 12 Eylül askeri faşist darbesinin yarattığı tahribat, gerekse de 1990’lı yılların düşük yoğunluklu savaş sürecinin yarattığı yıkımı onarmak ve yeni bir toplumsal yaşam inşa etmek hiç kolay değildir. Üretim alanlarının, yaşam mekanlarının yakılıp yıkıldığı ve insanların köklerinden, üretimden koparıldığı, kültür ve inanç sembollerinin yok edildiği; sosyal yaşamın parçalandığı ve kuşatma altında tutulduğu bir savaş coğrafyasında yaşama tutunmak için çok az şey kalmıştır. Böyle bir ortamda toplumsal yaşamı yeniden inşa etme iddiasıyla yola çıkmak bir direniştir ve çok kıymetlidir. Ondan daha da kıymetli olan bu düşünsel iddianın yaşamda realize edilmesidir.

Kürsüden duydukları, okudukları veya kendisine empoze edilenleri değil; yaptıklarını, yaptıklarından çıkardığı deneyimlerle yapacaklarını anlattı Başkan…

NELER Mİ ANLATTI?

Başkan toplumsal yaşamın temeli olan üretim bilincinin yeniden oluşturulması sürecini pratik çalışmalardan somut örnekler vererek anlattı.

Üretim sürecinin kolektif örgütlenmesi, kolektif hasat ve ürünlerin kolektif pazarlanmasında üreticilerin doğrudan katılım deneyimlerini paylaştı.

Üretim sürecinde kurulan ilişkilerin, dayanışma ve paylaşma pratiğinin insanlar arasında bozulmuş ilişkilerin onarılmasındaki önemine dikkat çekti.

Üretim sürecinde doğa, çevre ve insan ilişkilerinin uyumunun hem doğanın korunması, hem de insan sağlığı açından öneminin altını çizdi.

“Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” şiarının pratikteki ifadesi olan üreticinin fikir üretme, planlama, örgütleme ve yönetme bilincinin nasıl geliştiğini anlattı.

Üretim sürecinden kopmuş/koparılmış birey ve toplumların yaşadığı değerler erozyonu ve bunun egemen güçler tarafından istismarı üzerine verdiği bilgiler dikkat çekiciydi.

Üretimin ve ürünün doğal/organik niteliği ile insan/toplum sağlığı arasındaki ilişkiyi anlatırken toplum sağlığı konusunda son derece bilinçli ve hassas olduğunu görmek mümkündü.

Kâr için doğa ve çevre sağlığını, dolayısıyla insan sağlığını yok eden kapitalist zihniyetin tahribatına karşı, her insanın sağlıklı bir çevrede yaşama ve sağlıklı gıdaya ulaşma hakkını savunan ve bunun pratik çalışmalarını yapan bir belediye başkanını dinlemek güzeldi.

Komünist belediyenin başta bal olmak üzere ürettiği ve pazarladığı pek çok gıda ürününün üretim, kalite kontrol ve tüketiciye ulaştırma kanallarını oluştururken çok titiz davrandıklarını özellikle belirtmek isterim.

Üretim, hasat ve pazarlama süreçlerinde kooperatifçiliğin belirleyici bir rol oynadığını anlatırken, öte yandan bu modelden rahatsız olan tefeci-tüccarın karşı çalışmalarını; karalama, engelleme faaliyetine girdiklerini anlatarak dayanışma çağrısında bulundu.

Dersim’in genelinde olduğu gibi Ovacık’ta da toplumu etnik, inanç, aşiret ve düşünsel eksende parçalamaya, kutuplaştırmaya çalışan devlet ve devlet destekli karanlık odakların çabalarını, kolektif üretim süreciyle, demokratik katılımcılıkla önemli ölçüde boşa çıkardıklarına vurgu yaptı.

Başkan’ın ayrımcılık yapmadan bütün kesimleri üretimde, paylaşımda ve yönetimde birleştirme çabasının önemli oranda gerçekleşmiş olması başlı başına bir toplumsal kazanım olarak görülmelidir.

Üretim sürecinde elde edilen gelirle birlikte, belediyenin tüm gelir giderinin şeffaf bir şekilde ve periyodik olarak kamuoyuna açıklanması her türlü sömürü, yolsuzluk, rantçı burjuva belediyecilik anlayışına karşı açılmış bir bayraktır…

Komünist Başkan, yapabildiklerinin yanı sıra yapamadıklarının da bilincinde… Yapılan eleştirileri olgunlukla karşıladı. Gelen önerileri değerlendirip birlikte yeni projeler üretmenin ve uygulamanın çağrısını yaptı.

Başkan’ın sadece kendi deneyimlerini düşünceye dönüştürmekle sınırlamamış olması ayrıca bir zenginlik. Başta Terzi Fikri’nin (Fatsa eski Belediye Başkanı) deneyimi olmak üzere dünyada model olabilmiş yerel yönetimleri de incelemiş. Bu konuda araştırmaları devam ediyor…

Kısacası o bir sosyalist olarak tüm dezavantajlara, kuşatılmışlığa karşı halkıyla/yoldaşları/dostlarıyla birlikte düşünen, üreten, paylaşan ve yöneten bir Başkan…

Yapılan sohbetler ve yöneltilen sorularda beklentinin çok yüksek olmasının yanı sıra, küçümseyici yaklaşımların olduğunu da kaydettim.

Elbette Dersim gibi tertele yaşamış travmalı bir toplumun birikmiş ağır sorunlarının, birkaç belediyenin çabasıyla birkaç yılda çözülmesi zaten mümkün değil. Gerçekçi olmak ve yaratılan sahte algıların tuzağına düşmemek lazım. Tabii ki orada bir devrim olmadı ve sosyalizm inşa olmadı. Olan şudur: Sosyalistlerin öncülüğünde halkla birlikte büyük bir fedakarlıkla bu alacakaranlığa karşı bir mum yakılmıştır. Kolektif üretime dayalı, şeffaf, katılımcı halktan ve ezilenlerden yana bir demokratik modelin fikri ve pratik adımı atılmıştır.

Elbette bu henüz bir sosyalist deneyim değildir. Ancak sosyalistlerin öncülük ettiği demokratik halkçı bir deneyim olduğu söylenebilir. Abartılı övgüler ve beklentiler de, haksız yergi ve küçümseyici yaklaşımlar da gerçekliği karartır ve bu özgün modele zarar verir.

“Ovacık modeli” diyebileceğimiz bu küçük ama özgün pratik, yaşanan karanlık süreçte bir ışık ve umuttur. Işıkları çoğaltmak, umudu büyütmek ve yaygınlaştırmak adına Komünist Başkan şahsında Ovacık Belediyesi’ni sahiplenmek ve dayanışmada bulunmak ödevdir bize.

Değişik etnik kimlikler, inançlar ve farklı düşünceden insanları ortak değerlerde buluşturan bu demokratik halkçı modelin uygulanabilmesi için sosyalist bir dünya görüşüne sahip olmak gerektiğinin altını çizmek isterim.

Tüm etnik ve inanç kimliğinden demokratları, ekolojistleri, doğaseverleri, laikleri ve sosyalistleri Komünist Başkan M. Fatih Maçoğlu’nun öncülük ettiği bu ilerici, halkçı, devrimci belediyecilik (Ovacık modeli) modelinin sahiplenilmesi, koruması ve yaygınlaştırılması için destek vermeye, dayanışma içinde olmaya davet ediyorum.

Gazete Duvar