adhk tarafından

Zürih’te 25 Kasım yürüyüşü

Kasım 25, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

İsviçre’nin Zürih Kentinde 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şìddete karşı Mücadele günü vesilesiyle 24 Kasım Cumartesi günü ADKH`ninde  içinde yer aldığı, yüzlerce kadının katılımıyla kitlesel bir yürüyüş gerçekleşti

Zürich (25-11-2018)  Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin de içinde yer aldığı  İsviçre Kadın Hareketleri Platformu, Kürt Kadın Hareketi, Yeni Kadın, Sosyalist Kadın Birliği,  Özgür Kadınlar Platformu, Aufbau Frauenstruktur, FrauenLesbenKasama, Frauen Lora, Frauen Kafi in der RAF Kochareal gibi örgütlerinde katılım göstermiş olduğu eylem Schiffbau da  başlayıp Helvetia Platz ‘da sonlandırıldı. Yürüyüş programı içinde sloganlar eşliğinde yürüyen kitle, 8 ayrı noktada durarak her kadın hareketi kendi mesajını Almanca sundu.

Bireylere, özelde de kadınlara ve çocuklara karşı uygulanan sistematik ve akut şiddetin, ekonomik, psikolojik, cinsel, fiziksel yıkımları ile tüm toplumlardaki en büyük sorunlardan biri olduğu, Kadına yönelik şiddetin bazen ev içindeki erkek -baba-ağabey-eş-sevgili tarafından; bazen kışkırtıcı giyindiği gerekçe gösterilerek, sokaktan geçen herhangi bir erkek tarafından pervasızca uygulandığı,Özelde kadına, genelde tüm ötekileştirilen canlılara uygulanan her türlü şiddete karşı, örgütlü gücü yükseltmenin öneminin vurgulandığı çağrı Almanca okundu

Sistematik şiddeti, örgütlü gücümüz ile yok edelim!

Kadına şiddete son!

Özgürlük mücadelesi kadın mücadelesine giden yoldan geçer!

Ötekileştirilenlerin sesi olalım!

Sloganları, türkü ve halaylar  eşliğinde eylem sonlandırıldı.

adhk tarafından

Elysee Sarayı’na yürümek isteyen ‘sarı yelekliler’e gaz bombası

Kasım 24, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Champs-Elysee caddesinde ‘Macron istifa’ sloganlarıyla gösteri yapanlarla polis arasında çatışmalar yaşanıyor

FRANSA (24-11-2018) Fransa’da akaryakıt fiyatlarındaki artışlara karşı geçen hafta ülke genelinde başlayan “Sarı Yelek” gösterileri bugün başkent Paris’te devam ediyor. Sosyal medya üzerinden örgütlenerek Fransa’da arabalarda bulunması zorunlu olan reflektörlü sarı ikaz yelekleriyle eylem yapan Fransızlar, Paris’te Champs-Elysee caddesinde “Macron istifa” sloganlarıyla toplandı.

Paris’te hayatı durdurma çağrısıyla bugün düzenlenen eylemde 3 bin polis, göstericilerin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ofisinin bulunduğu Elysee Sarayı’na yaklaşmasını engellemeye çalışıyor. Polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşanırken, polis gaz bombaları ve tomalarla müdahale ediyor.

AFP’nin haberine göre 35 bin kişi sosyal medyadan yapılan Paris’in Concorde Meydanı’nda toplanma çağrısına olumlu yanıt verdi. Ancak Fransız polisi cumhurbaşkanlığı sarayına yakınlığı nedeniyle burada eylem yapılmasına izin vermiyor. Gösteri için yalnızca Eyfel Kulesi’nin yanındaki bir parka izin verilirken, Sarı Yelekliler’in başkanlık sarayına yürümekte kararlı oldukları belirtiliyor.

EYLEMLER BELÇİKA VE ALMANYA’YA DA SIÇRADI

Akaryakıt zamlarını protesto etmek için Fransa’da başlayan “Sarı Yelekliler” eylemleri Avrupa’da yayılıyor. Belçika’da da otoyol ve benzin istasyonlarına barikatlar kuruldu. Almanya’da 26 Kasım Pazartesi için akaryakıt istasyonlarını boykot çağrısı var.

Geçen haftadan beri devam eden protestolara resmi açıklamalara göre 300 bin kişi katıldı. Eylemlerde akaryakıt zamlarının Fransa’da özellikle kırsal kesimde yaşayan ve işlerine gitmek için araç kullanmak zorunda olan çalışanları etkilediği vurgulanıyor.

Ülkede dizel fiyatları yılbaşından bu yana yüzde 23 oranında artarken benzin fiyatları da aynı dönemde yüzde 15 oranında arttı. Fransa’da yılbaşından itibaren dizel ve benzine yeni zamların gelmesi bekleniyor. (DIŞ HABERLER SERVİSİ)

Artı Gerçek

adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) üyesi yoldaşlarımızın yanındayız! Gözaltılar, baskılar devrimcileri, sosyalistleri yıldıramaz!

Kasım 24, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK (24-11-2018) 23 Kasım günü sabaha doğru, faşist türk polisi İstanbul‘da çeşitli evlere yaptığı operasyonla, SMF taraftarı : Yılmaz Yeter, Özlem Halisdemir, Canan Kaplan, Burak Güzel, Uğur Ayata, Sinan Yaşar, İsa Yalçın, İsmail Safa, Meriç Yapışkan’ı gözaltına aldı

Bizler, bu gözaltıların nedeninin; faşizmin sömürü, baskı ve zulüm düzenini sürdürmek için ve saltanatının sarsılacaḡı korkusundan dolayı estirdiḡi faṣist devlet teröründen ileri geldiğini çok iyi biliyoruz. Ama nafile, korkunun ecele faydası yok. Halklara vahşi kapitalizmi, faşist devlet terörüyle dayatıp, buna karşı çıkan devrimci öncüleri özel hedef haline getirerek önlerini açtığını düşünen faşist diktatörlük fena yanılıyor. Türkiye Kuzey Kürdistan toprakları, zalimin zulmüne karşı özgürlük ve isyan bayrağı açan, her dönemin eğilmez mızrak ucu başlarını yeşertti. Yeşertmeye de devam edecektir.

Diğer yandan, SMF’nin devrimci mücadeledeki rolünü, yasalardan alan bir yerde durmayıp, aksine, bunu tarihsel mücadele mirasının meşruluğu üzerinden alarak, faşizme karşı demokrasi, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesi veren devrimci bir kurum olduğunu biliyoruz. Bu temelde SMF şahsında, başta devrimciler olmak üzere; tüm muhalif güçler hedef alınmış, gözdağı verilmek istenmiştir. Faşizmin bu meydan okumasına karşı, tüm devrimci-demokratik güçleri, SMF ile dayanışmada bulunmaya çağırıyor, ADHK, ADKH ve SYM olarak; bu konuda üzerimize ne düşüyorsa yapacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Gün faşizme karşı birleşerek direnme, buna tarihimizden aldığımız güçle cüret etme günüdür!

GÖZALTILAR DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

-SMF YANLIZ DEĞİLDİR!

-KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN DEVRİMCİ MÜCADELEMİZ!

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)

Sosyalist Gençlik Hareketi (SYM)

adhk tarafından

Üç Kapitalizm ve Öküzler / Erdal Emre

Kasım 23, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Kapitalizmin sadece üç, beş ya da on-beş türüyle değil, bütün bir varlığıyla insanlığın ve doğanın başına bela haline gelmesi, milyonların, yeni 68’ler yaratarak daha çok  “öküz”leşmesini,  giderek kaplanlaşmasını gerektirmektedir

Ama bu kez, gelecek baskılar karşısında “normale”, yani koyunluğuna  dönmeden…

Erdal Emre (23-11-2018) Yazının başlığına bakarak, “Kapitalizm belasının biriyle baş edemiyoruz, diğer ikisi de nereden çıktı şimdi… Ayrıca öküzlerin Kapitalizmle ne alakası var” diye sorulsa yeridir.

Öküzler meselesine değinmeden önce, tekel sahiplerinin, finans kapitalin vizyonerler ve misyonerlerinin

insanlığa sundukları seçeneklere bakmak gerekiyor.

Kapitalizmin model sayısını üç yerine beş’e, on-beş’e çıkaranlar var. Hatta hızını alamayıp ülke sayısı kadar kapitalizm modeli bulunduğunu iddia eden hilkat garibelerine dahi rastlanıyor.

Örneğin Fransız iktisatçı Bruno Amable “beş tip kapitalizm modeli”inde karar kılmış:

– Avustralya, Kanada, Birleşik Krallık ve ABD gibi Anglo-Sakson ülkelerdeki “liberal kapitalizm!”

– Danimarka, Finlandiya ve İsveç gibi İskandinav ülkelerindeki “sosyal demokrat kapitalizm!”

– İsviçre, Hollanda, Almanya, Fransa ve Avusturya’daki “Kıta Avrupası kapitalizmi!”

– Yunanistan, İtalya, Portekiz ve İspanya’daki “Akdeniz kapitalizmi!”

– Japonya ve Güney Kore’deki “Asya kapitalizmi!” *

Batı-Avrupa kapitalizminin görsel basındaki Fransız sözcüleri ise kapitalizmi üç gruba ayırmaktadırlar:

1) ABD’nin temsil ettiği “liberal kapitalist model!”

2) Çin’in önderliğindeki devlet kapitalizmi!”

ve

3 Batı-Avrupa’nın toplumsal hak ve özgürlüklere saygılı “sorumlu kapitalizmi!”

Şu sıralar Amerikan kabadayılığından yakınan Avrupa kapitalizminin sözcüleri, liberal/neoliberal Anglo-Sakson kapitalizminin ne kadar bencil ve acımasız olduğunu, devleti küçültüp şirketleri gereğinden fazla büyütmekle nasıl büyük risk aldıklarını anlatmaya çalışıyorlar. Çin önderliğindeki devlet kapitalizmi zaten “son derece totaliter”, “insan hakları tanımayan” bir modeldi. Kala kala, Avrupa’nın “sosyal”, “hak ve hukuka saygılı”, -İskandinav ülkelerde olduğu gibi- “güleryüzlü”, hatta içinde bir miktar  “yeşil”lik de bulunan “sorumlu kapitalizmi” kalıyordu.

Alternatif uygarlık modelleri aramaya ne hacet. Seç beğen kapitalizm al! Günümüzün insan kuşakları ne kadar da şanslı!

Sermayenin sınır tanımaması gibi, akıl hocalarının pişkinliği de sınır tanımıyor. İki küresel paylaşım savaşıyla harabeye çevrilen kıta Avrupası’nda 20. yüzyıl boyunca yaşanan işçi ve gençlik hareketlerinin, Komünist partilerin önderliğindeki halk cephelerinin, çetin sendikal mücadelelerin sayısız kazanımlarını Avrupa kapitalizminin “sorumluluğu” ve “insafıyla” açıklamaya kalkışmak post-arsızlık gibi bir vaka olmalı…

Öküzler ve İnekler Sahnede

Bundan yarım yüzyıl önce yerin yerinden oynadığı Fransa Mayıs’ının sıcak günlerinde devlet başkanı General de Gaulle, tarihe geçen bir halk tanımlaması yapmıştı:

“Fransızlar öküzdür ! Öküz !”

1968 Mart’ında Nanterre Üniversitesinden başlayıp sokaklara, fabrikalara yayılan hareket, Mayıs sonlarına gelindiğinde on milyonu aşkın insanı kucaklayan anti-otoriter, anti-kapitalist bir halk hareketine dönüşmüştü. Gösteriler boyunca devleti, kapitalist toplum modelini ve katolik gericiliği hedef alan sayısız sloganın yanısıra, “10 yıl yeter”, “Mutlu yıllar generalim”, “Katil de Gaulle”, “De Gaulle’ü asın” gibi pankart/afiş sloganları da görülecekti. İşte böyle bir iklimde General De Gaulle, bir zamanlar “yurtseverler”, “direnişçiler” diye yere-göğe sığdıramadığı Fransız halkına dair “sürekli öküz gibi möö’ler, hep bir şeyler isterler” teşhisinde bulunacaktı.

1968 Mayıs patlamasında yalnızca öküzler değil, inekler de söz almışlardı. Güçlü mizahi vurgular içeren “Parisli Sütçüler Eylem Komitesi” imzalı bildiri şöyleydi:

Kuduruk inek.

Artık gülme zamanı değil. İnekler; adlarının baskıcı güçlerin sadistliklerini nitelemek için kullanılması karşısında başkaldırdılar. Aynı zamanda öküzlerden başka bir şey üretmeyen (De Gaulle Fransızlar için ‘öküz’ demişti) bu tüketim toplumunda, insanlar tarafından sömürülmelerine karşı da başkaldırdılar. İnekler öğrenci hareketi ile tam bir dayanışma içinde olduklarını yeniden açıklıyor ve bir diyalog oluşturmak istediklerini söylüyorlar.” **

“Ya kapitalizm ya yine kapitalizm” diyenlerin işi sanıldığı kadar da kolay değil maalesef. Çünkü Fransa ilk sırada olmak üzere Avrupa’nın inek ve öküz sürüleri ağır ağır sahne almaya başladılar.

Fransa’daki “sarı yelekliler yurttaşlık  hareketi”, taşıdığı potansiyel itibariyle iktidar sahiplerinin başını hayli ağrıtacak bir seyir izliyor.

İnsanın ve doğanın tahribatını hızlandıran kapitalist barbarlığın üst üste yığdığı sorunlar, sosyal patlama kıvılcımlarını da besleyip çoğaltıyor.

51 yaşındadaki üç çocuk annesi Jacline Mouraud’un sosyal medya ağlarında paylaştığı ve iki haftada 6 milyon kez izlenen 4,5 dakikalık bir video çekimi “sarı yelekliler hareketi”nin kıvılcımı olarak yorumlandı.

Jacline Mouraud, daha çok taşrada yaşayan ve 900 €’nun altında bir gelirle hayata tutunmaya çalışanların feryadını dile getiriyordu:

“Başkan Macron söyle nereye gidiyoruz? Bizden aldığınız paraları ne yapıyorsunuz? Mazot fiyatlarını artırdınız, emeklilerin vergilerini artırdınız, bir ormanı andıran radarlarınız ceza yağdırıyor… Ekolojik önlem bahanesiyle büyük şehirlere gişelerden para ödeyerek girileceğini, bisikletlere dahi ruhsat uygulaması getirileceğini söylüyorsunuz… Ne yapmak istiyorsunuz? Yeter artık Bay Macron! Nereye gidiyor Fransa?…”

Jacline Mouraud’nun kısacık video mesajı evsizlerin, hiç bir geliri olmayan “dişsizlerin/donsuzların”, sayıları gün geçtikçe artan dilencilerin yani en diptekilerin dramını ifade etmediği halde, Fransız toplumunun % 75’nin desteğini aldı.

Jacline hanımın bir anda Tv ve radyo kanalarının “gözde starı”ı haline gelmesi, “hükümet hesabına çalıştığı” senaryolarını da birlikte getirdi. “Macron ve kabinesinin, yaklaşan yurttaşlar hareketinin potansiyel önderlerini tespit etmek için Jacline Mouraud’yu kullandığı” iddia edildi.

Bu ve benzeri tartışmaların tarih karşısında fazlaca bir önemi yok tabi.

Görevleri sermayenin egemenliğini koruyup-kollamak, toplumsal kalkışma ihtimallerini izleyip-gözlemek olan, sonuçta kapitalizmin bekası için kamu fonlarıyla beslenen “gizli servisler” boş duracak değildi herhalde. Her devletin kimlerin kullanılacağına, kimlerin “kim vurdu”ya götürüleceğine, muhalif kitle hareketlerinin nasıl raydan çıkarılacağına karar veren bir “derin” yapısı ve  kozmik odaları/bodrumları vardı elbette.

Tarihsel planda neyi değiştirir ki bu?

Sarı yelekleriyle heryeri eylem alanına çeviren kalabalıkların bir kesimi, “devlet iktidarının çığlığımız karşısında sağırları oynaması halinde gelecekte kırmızı yeleklerimizi giyeceğiz” derken, derdin ve öfkenin derinliğini dile getiriyordu.

“Sarı yelekliler hareketi”nin kenarında-köşesinde  parlamenter sağ parti taraftarlarının ya da ırkçı-faşist grupların bulunması, onun mevcut sosyoekonomik modele itirazını değiştirmez. Temel dinamikleri itibariyle “kendiliğinden bir yurttaş hareketi” olan sarı yelekli itiraz, gün geçtikçe katılaşan devlet otoritesine ve kapitalizmin yarattığı yoksullaşmaya karşı bir harekettir.

Kapitalizmin sadece üç, beş ya da on-beş türüyle değil, bütün bir varlığıyla insanlığın ve doğanın başına bela haline gelmesi, milyonların, yeni 68’ler yaratarak daha çok  “öküz”leşmesini,  giderek kaplanlaşmasını gerektirmektedir.

Ama bu kez, gelecek baskılar karşısında “normale”, yani koyunluğuna  dönmeden…

*https://lesrencontreseconomiques.fr/2016/wpcontent/uploads/sites/5/2016/06/2016s.02vincent.pdf

**Gerçekçi olun, imkânsızı isteyin’68  Fransa

adhk tarafından

İstanbul’da SMF’ye yönelik polis operasyonu

Kasım 23, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) üye ve taraftarlarının evlerine polis baskını düzenlendi Şuana kadar 9 kişinin evine baskın düzenlenmiş olup gözaltı listesinde 15 kişi olduğu iddia ediliyor

ISTANBUL (23-11-2018) Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) üye ve taraftarlarının evlerine polis baskını düzenlendi. Şuana kadar 9 kişinin evine baskın düzenlenmiş olup gözaltı listesinde 15 kişi olduğu iddia ediliyor.

Edindiğimiz bilgilere göre gözaltına alınanların isimleri şöyle:

Yılmaz Yeter

Özlem Halisdemir

Canan Kaplan

Burak Güzel

Uğur Ayata

Sinan Yaşar

İsa Yalçın

İsmail Safa

Meriç Yapışkan

Gazete Patika

adhk tarafından

Diyarbakır’da HDP’ye seçim ablukası

Kasım 23, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP Diyarbakır İl Örgütü binası, yerel seçim aday başvurularını başlattığı günden beri polis ablukasında

AMED (23-11-2018) HDP Diyarbakır İl Örgütü binası, yerel seçim aday başvurularını başlattığı günden beri polis ablukasında

Polis, mesaiye HDP il binasında başlıyor

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; mesaiye il binasının önünde başlayan polisiler, uygulamanın 4’üncü gününde ise görüntüleme aracını il binasının kapısına dayadı. HDP’lilerin polislere tepki göstermesiyle araç 20 metre uzaklaştırıldı.

AKP’de başka, HDP’de başka

Kentte bulunan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve Hür Dava Partisi’nin il binalarının önünde herhangi bir “güvenlik önlemi”nin olmaması da uygulamanın salt HDP’ye dönük olduğunu gösteriyor. Ancak AKP Diyarbakır il binasının önünde 24 Temmuz 2015’ten sonra beton bariyerlerle polis kontrol noktaları ile güvenlik sağlanıyor.

‘Karakol sistemi’

HDP İl Eşbaşkanı Filiz Buluttekin, ablukanın 20 Kasım’da yerel seçimler aday başvurularının startını verilmesiyle birlikte başladığını ifade ederek, konuya ilişkin güvenlikten sorumlu Vali Yardımcısı ile görüşmelerine rağmen polisin “karakol sistemi” ile il binasına konumlandıklarını söyledi. Ablukanın yerel seçimlere dönük baskı olduğu değerlendirmesinde bulunan Buluttekin, “Aday adaylığı için başvuruda bulunanlar görüntüleniyor. Gecenin bir yarısına kadar burada karakol sistemi kurmuşçasına konumlanmışlar” dedi.

‘Aday başvurularını dışarıda alacağız’

HDP’nin Türkiye’nin 3. büyük partisi olduğunu ve söz konusu ablukanın hukuksuz olduğunu dile getiren Buluttekin, “Bundan sonra toplantılarımızı dışarda alacağız. Gerekirse aday başvurularını da dışarıda alacağız. Özellikle başvuruculara, il binasına girenlere dönük bir baskı ve sindirme politikasıdır. Bu uygulamayı kendilerine siyasi bir politika olarak belirlediler. Her sabah bir saat boyunca il binamızın önünde uygulamaya karşı sivil itaatsizlik eylemi yapacağız” diye konuştu.

‘Kapıya her çıktığımda polis tarafından fotoğraflarım çekiliyor’

AKP ve HDP il binalarında alınan güvenlik önlemlerinin arasındaki farka dikkat çeken Buluttekin, “AKP önündeki güvenlik onları koruma amaçlıdır. Onların parti binalarını korumak, gelen gidenleri korumak amaçlı bir güvenlik. HDP binası önündeki güvenlik, caydırmak, sindirmek ve baskılayıcı bir güvenlik politikası var. Çünkü il eşbaşkanı olmama rağmen kapıya her çıktığımda fotoğraflarım çekiliyor. Bu fişlemedir. Aynı değil” diye belirtti.

adhk tarafından

Komünist Başkan Maçoğlu Dersim Belediye Başkanlığı aday adaylığına ilişkin konuştu -VİDEO

Kasım 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

PİRHA – (22-11-2018) Yerel seçimlerde Dersim Belediye Başkanlığı için aday adaylığını açıklayan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, Dersim’de 3 dönemdir yapılan ittifak çalışmalarına değinerek “Bu ittifakın bozulacağını düşünmüyorum İttifakın Dersim üzerinde artı bir değeri vardır” ifadelerini kullandı

2019 yerel seçimlerinde Dersim Belediye Başkan aday adaylığını açıklayan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, aday adaylığına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

“Aday adaylığımı kurumum olan Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun talebi üzerine açıkladım” diyen Maçoğlu, 20 Kasım’a kadar herkesin hangi alanda aday olacaksa başvuru yapması gerektiğinin altını çizdi.  Maçoğlu, “Bundan kaynaklıda yoldaşlarla yaptığımız toplantı sonrası benim aday adaylığım için kuruma başvuru yapmamı talep ettiler. Ben de o doğrultuda hareket ettim” ifadelerini kullandı.

“İTTİFAKLARIN DERSİM ÜZERİNDE YARATTIĞI ARTI DEĞER VARDIR”

Geçmiş dönemlerde yapılan ittifaklara da değinen Maçoğlu, “Yaptığımız yerel yönetim meclisi toplantılarımızda ittifak olmazsa olmaz, ittifak zorlanmalıdır kararı çıktı. Duyduğum kadarı ile başka siyasi kurumlarda da böyle bir çalışma var. Bende ittifakın çıkacağını düşünüyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Çünkü 3 döneme yakın genel seçimde bir ittifak çalışması var. Bunun da yarattığı bir artı değer var Dersim üzerinde. Bu saatten sonra bunun bozulabileceğini düşünmüyorum” dedi.

Bu doğrultuda merkezi görüşmeler de olacağına dikkat çeken Maçoğlu, “Tartışmalar nasıl yürütülür bilmem, merkezi bir çalışma olur muhtemelen. Ama duyduğum kadarıyla bugünlerde birkaç görüşme olacak. En azından bizim kurumumuzun görüşme yapacağına dair paylaştığı durum söz konusu. Ben bu ittifakların olabilirliğini düşünüyorum” diye belirtti.

HALK MECLİSLERİ VE ÜRETİM ÇEŞİTLİLİĞİ…

“Bizim Dersim’e dair fizibilite çalışmalarımız ve raporlarımız var” hatırlatmasını yapan Maçoğlu, “Geldiğimizde Dersim alanında nerelere ne yapacağımıza dair çalışmalarımız var. Ama biz daha çok halk meclisleri ile çalışıyoruz. Bir bölgenin raporlarını çıkarıyoruz ama halkın esas talebine ve önceliklerine göre orada aldığı kararların sıralamasını yapıyoruz. Bizim yaptığımız bu üretim basına çıktığı gibi sadece nohut, fasulye değil. Bizim şu an on beşe yakın bir üretim çeşitliliğimiz var” diye konuştu.

Dersim’i  Türkiye’de ve dünyanın birçok alanında iki şekilde tanıtmak istediklerine dikkat çeken Maçoğlu, “Bir diğer üretim amacımızda turizme yönelik çalışmalar yapmak. Bunun için 7 ilçenin tamamında yaptığımız üretimi biraz daha merkezileştirmek biraz daha güçlendirmek ve bunu kontrol edebilecek anlayışta gerçekleştirmek istiyoruz.  Özellikle bunlar Dersim merkezli avantajlar olabilir bizim açımızdan. Çünkü buradan Çemişgezek’i, Çemişgezek’ten Pülümür’ü yönete bilmek ikna edebilmek ya da onu kontrol edebilmek biraz daha zorlaşıyor. Bir de Dersim merkezin şöyle bir algısı var, tüm Dünya’da Dersim ayrıca bir ses de getirebilir ve ayrıca burayı tamamen disipline edebilir diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

“BU COĞRAFYADA KENDİ ÜRETİM ALANLARIMIZI GELİŞTİRMEMİZ GEREK”

Maçoğlu, topluma, kültüre, doğaya, iklime uygun ve toplumun istihdam sorununu çözeceği, insanların evine ekmek götürebileceği, özgürleşeceği, kimsenin kapısına yüz lira için gidip başvuru yapıp boyun eğmeyeceği bir üretim alanının geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Maçoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Kendi yaşadığımız coğrafyada üretimi geliştirmemiz lazım. Bunun için de sadece bizim kurum değil devrimci kurumların, sosyalistlerin, komünistlerin, demokrasi adına mücadele veren ilerici kesimlerin de bu ülkede bir model yaratması lazım. Birlikte yapabiliriz bunları. Geniş bir cephe oluşturup, geniş bir demokrasi cephesi geliştirip buralarda programlar ortaklaştırıp bu halkın geleceğini bina edebiliriz. Böyle bir dünya mümkün. Ovacık’tan da görüldüğü gibi bunu geliştirmemiz çok zor değil. Dayanışma kültürüyle birçok bölgede güzel işler yapılabilir. O anlamda iş siyasi kurumların merkezi faaliyetlerine kaldı. Aslında tabanda böyle bir kaygı yok. Ortaklaşmanın kaygısı yok. Türkiye’nin diğer şehirlerine bakarsanız sorsanız, ‘Ovacık’ta böyle bir çalışma yapıldı, bu çalışmaların çoğalmasını ister misiniz’ desek bütün kurumlar ister. Merkezde ittifaklar, alttaki ittifaklar gibi gitmiyor”

“BÜTÜN KURUMLARIN ORTAKLAŞABİLECEĞİ BİR KÜLTÜR”

Maçoğlu, Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak bütün devrimci, ilerici, aydın, yurtsever kurumların geniş bir devrimci cephe ya da sosyalist cephede ortaklaştırarak genişletilip güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“Biz bütün işçilerin, köylülerin, yoksulların herkesin yönetebilme kabiliyetinin olabileceğini düşünüyoruz” diyen Maçoğlu ” O anlamda galiba top merkezlere kalmış bu süreçte. Ben iyi geçeceğini düşünüyorum. İstanbul’da yaptığımız görüşmelerde, toplantılarda bunlar zorlanacak ve bunların olabilme ihtimali, yani bir kurum değil bütün kurumların ortaklaşabileceği bir kültürü yaratmamız lazım diye düşünüyorum” şeklinde konuştu

PİRHA/DERSİM

adhk tarafından

Van’daki ölüm orucu direnişi 69’ncu gününde: Tutsakların sağlık durumu kötüleşiyor

Kasım 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Van Hapishanesi’ndeki uygulamaları protesto etmek amacıyla olum orucuna giren MKP davasından tutuklu Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın eylemi 69’uncu gününde

VAN (22-11-2018) Van Hapishanesi’ndeki uygulamaları protesto etmek amacıyla olum orucuna giren MKP davasından tutuklu Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın eylemi 69’uncu gününde. Karabak’ın eşi Türkmen Karabak, eşinin 23 kilo verdiğini belirterek, hayatından endişe duyduklarını söyledi.

Van F Tipi Hapishanesi’nde MKP davasından tutuklu Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın maruz bırakıldıkları hak ihlallerini protesto etmek amacıyla başlattıkları ölüm orucu eylemi, 69’uncu gününe girdi. Şimdiye kadar yapılan görüşmelerde sonuç alamayan Karabak ve Yıldırım’ın sağlık sorunlarının giderek kötüleştiği belirtildi.

Kadir Karabak 23 kilo verdi

MA’nın aktardığı bilgiye göre; Kadir Karabak’ın eşi Türkmen Karabak, ölüm orucu süresinin çok uzadığını, bu nedenle endişelerinin gün geçtikçe daha da arttığını belirterek, “Eşimi çok merak ediyoruz. Kendisiyle son görüşmemizde sesi çok yorgun geliyordu ve 23 kilo verdiğini söyledi. Sağlığıyla ilgili bir bilgi alamıyoruz. Son görüşmemizde sağlık durumunu sorduğumda ‘iyiyim’ deyip geçiştirdi ve bana, ‘bir savcı bizimle görüştü; ama görüşmemiz hiç iyi geçmedi’ dedi. Cezaevi yönetiminin geri adım atmayacağı yönünde bir algı var. Hatta avukatlar, cezaevi müdürü ile yaptıkları görüşmede Van’ın pilot cezaevi seçildiğini ve uygulamaya devam edeceklerini söyledi. Cezaevi yönetiminin, eşim ve Esat Naci Yıldırım’ın bilinçlerini kaybettikten sonra onlara müdahale etmeyi planladıklarını düşünüyorum” diye konuştu.

‘Endişeyle bekliyoruz’

Eşi ve Yıldırım’ın, en doğal haklarını talep ettiklerini söyleyen Karabak, şöyle devam etti: “Cezaevinde bulunan bir psikolog, bir süre önce benimle görüştü ve eşimi ikna etmemi söyledi. Ben de onlara ‘eşimin taleplerini kabul edin, kendileri zaten bu ölüm orucunu bırakılar’ diye cevap verdim. Bana; ‘cezaevi havalandırmalarının üstü kapanmayacak’ dendi son 2 aylık uygulamada tam tersi oldu. Zaten birkaç gün önce ödenek geldiği takdirde tüm cezaevi havalandırmalarının kapatılacağı söylemleri basına yansıdı. Yani bundan da anlaşılıyor ki uygulama devam edecek. Eşim ve arkadaşı da uygulamalar bitirilmeyene kadar ölüm orucu eylemlerini sonlandırmayacaklarını söylüyor. Biz ailesi olarak da endişeli bir şekilde bekliyoruz.”

‘Kamouyu desteği gerekiyor’

Ölüm orucu şu an bitirilse dahi eşi ve arkadaşının ağır sağlık sorunları yaşayacağını belirten Karabak, ” Aklım onlarda ve ne olacağını bekliyoruz. Eşime bir şey olursa müdahale edemeyecek durumdayız. Çok can sıkıcı bir durum yaşıyoruz. 2 çocuğum var ve ancak 6 ayda bir görüşe gidebiliyoruz. Kısa bir süre sonra görüşe gideceğiz, ama görüş olur mu olmaz mı ya da o görüşmede bizimle konuşabilecek mi, çocuklarım nasıl etkilenecek bilmiyorum” diye konuştu.

Hapishane yönetiminin eşi ve arkadaşının taleplerini kabul etmesini istediğini dile getiren Karabak, bu konuda HDP’li milletvekilleriyle de bazı görüşmelerinin olduğunu; ancak kamuoyu desteğinin önemli olduğunu söyledi.

Gazete Patika

adhk tarafından

“Devlet dersinde”, yaşından çok kurşunla katledilen bir çocuk: Uğur Kaymaz

Kasım 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 21 Kasım 2004 tarihinde evlerinin önünde polisler tarafından katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve kamyon şoförü olan babası Ahmet Kaymaz’ın katledilişlerinin üzerinden 14 yıl geçti

HABER MERKEZİ (21-11-2018) Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 21 Kasım 2004 tarihinde evlerinin önünde polisler tarafından katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve kamyon şoförü olan babası Ahmet Kaymaz’ın katledilişlerinin üzerinden 14 yıl geçti. 13 kurşunla katledildiğinde yanına bırakılan Kalaşnikof marka silah ile “Eylem hazırlığındaki terörist” olarak kamuoyuna yansıtılmak istenilen Uğur Kaymaz ve babasının failleri halen ortaya çıkarılmadı.

Adalet gelmedi, annesi ihraç edildi!

Kızıltepe Belediyesine bağlı eğitim destek evinde 12 yıl temizlik işçisi olarak çalışan Uğur’un annesi Makbule Kaymaz, oğlu ve eşinin öldürülmesinin yıl dönümünde kanun hükmünde kararname (KHK) ile işinden ihraç edildi.

Heykeli kaldırıldı, yerine saat kulesi dikildi!

Kaymaz’ın anısına ilçe merkezinde yapılan avuçlarında güvercin bulunan iki çocuk heykeli ise belediyeye atanan kayyum Ahmet Odabaşı’nın talimatı ile 11 Haziran tarihinde kaldırıldı. Kaldırılan heykelin bulunduğu yere ise saat kulesi dikildi.

Davadan…

Uğur Kaymaz ve babasının öldürülmesi ile ilgili 4 polis hakkında Mardin Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e alındı. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi “Meşru müdafaada bulundukları” gerekçesiyle tüm polislerin beraatına karar verdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararı oy birliğiyle onadı. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından, avukatlar davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıdı. Olay hakkında AİHM, Türkiye’den savunma istedi. 2014 yılının şubat ayında kararını veren AİHM, Uğur Kaymaz ve babasının öldürülmesine ilişkin “Yaşam haklarının ihlal edildiği” yönünde karar vererek Türkiye’yi toplam 70 bin avro maddi, 70 bin avro manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Başvuru AYM’de bekliyor

Kararın ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Mardin Şubesine bağlı avukatlar, yargılanmanın yenilenmesi talebiyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine başvuruda bulundu. Mahkeme başvuruyu herhangi bir gerekçe göstermeden reddetti. Daha sonra Anayasa Mahkemesine (AYM) taşınan karar hakkında ise şu ana kadar herhangi bir gelişme yaşanmadı.

Gazete Patika

adhk tarafından

Demirtaş: AİHM kararıyla siyasi rehine pozisyonu tescil edildi

Kasım 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

AİHM kararına ilişkin avukatları aracılığıyla açıklama yapan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “AİHM’in verdiği kararla birlikte siyasi rehine pozisyonu hukuken tescil edilmiştir” dedi

EDİRNE -(20-11-2018) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ilişkin verdiği “tutukluluk haline son verilmesi” kararının ardından avukatlar Ramazan Demir, Benan Molu ve Murat Arksak, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’ni ziyaret etti.

Yaklaşık 3 saat süren görüşmenin ardından avukatlar cezaevine yakın bir yerde açıklama yaptı. Avukatlar, Demirtaş’ın karara ilişkin değerlendirmesini basın ile paylaştı. Demirtaş’ın mesajını avukat Ramazan Demir okudu.

‘SİYASİ REHİNE POZİSYONU TESCİL EDİLDİ’

Demirtaş’ın AİHM kararına ilişkin mesajında şu ifadeler yer aldı:

“AİHM’in verdiği kararla birlikte siyasi rehine pozisyonu hukuken tescil edilmiştir. İlk günden beri söylediğimiz gibi HDP’ye yapılan operasyon, tutuklanmamız, yargılanmamız hukuki değil, siyasi dayanak ve gerekçelerle yapılıyordu. Yargılandığım davalar ve isnatlar tamamen çökmüştür. AYM dahil bizim hakkımızda bu süre zarfında yasa dışı karar veren bütün mahkemelerin çok ağır ihlaller yaptığı AİHM kararı ile kesinleşmiştir. Siyasetin yargı üzerinde kurduğu yeni vesayet hem demokrasi hem toplumun geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Maalesef ki yürütmenin başı sıfatıyla açıklama yapan Cumhurbaşkanı halen ve bu mahkeme kararına rağmen hukuku, kanunu, Anayasa’yı tanımayacağını ifade edebilmektedir. Bu benim şahsımla ilgili bir mesele değil, AİHM kararında da tespit edildiği gibi bütün Türkiye toplumu ve demokrasi açısından çok vahim bir durumdur. Hukuk ve adalet mücadelemiz her koşulda devam edecektir. Haklı bir mahkeme kararı olmadan iki yıldır tutuluyor olmama rağmen demokrasiye, adalete ve barışa olan inancımı asla kaybetmedim. Bu konuda en büyük umut kaynağım da halktır ve halkın mücadelesidir. Son derece önemli ve ciddi sonuçlar içeren bu mahkeme kararının zorlu hukuki mücadele neticesinde ortaya çıkaran bütün avukat arkadaşlarıma, partim HDP’ye ve dayanışma içerisinde olan bütün halkımıza en içten teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum.”

‘TUTUKLULUK HALİ HUKUKEN AÇIKLANAMAZ’

Avukat Demir, AİHM kararına ilişkin, “Hem referandum, hem de başkanlık sürecinde tutukluluğun devam ettirilmesi hukuki bir gerekçeyle açıklanamayacağı, bunun politik sebepler taşıdığını yine aynı şekilde 18’nci maddeyle ilgili Demirtaş’ın tutukluğunun tek başına, şahsiyetiyle ilgili verilmiş bir karar değil, bütün Türkiye açısından sonuç doğuran bir karar olmuştur. Yargılamalarda kendisinin de ifade ettiği gibi devam ettirilen tutukluluk kararının hukuki olmadığı tespitlerinin de mahkeme tarafından hüküm altına alınmış olmasından memnuniyet duyduk” ifadelerini kullandı.

‘BEN BUNA UYMUYORUM DEME LÜKSÜ YOK’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karara ilişkin “Bizi bağlamaz” sözlerine ilişkin de Demir, “Normal bir hukuk devletinde yapılacak bir açıklama değil. Kendisini hukuk kurallarına bağlı gören bir devlet anlayışının açıklaması olamaz. Onu da geçtik, Anayasa 90’ıncı madde ortada. Onu da geçtik AİHS’nin 46’ncı maddesi ortada. Mahkeme kararında da bunun Sözleşme’nin 46’ncı maddesi gereğince bağlayıcı bir karar olduğu ve Türkiye’nin uygulaması gerektiği ifade edilmiş. Dolayısıyla A kişisinin, B kişisinin, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın herhangi bir kişinin, hakimin, savcının ben ‘buna uymuyorum’ deme lüksü ve yetkisi yok hukuk devletinde” diye konuştu.

MA