adhk tarafından

HDP’li vekillerden Güven’e destek nöbeti

Ocak 31, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP’li Dersim Dağ, Leyla Güven’in 85 gündür tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi direnişini sürdürdüğünü ifade ederek, nöbet eyleminin Leyla Güven’e destek olmak amacıyla başlattıklarını söyledi

HABER MERKEZİ (31´01´2019) PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş başkanı Leyla Güven’in başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi 85’inci gününde. Güven’in ardından hapishanelerdeki tutukluların 16 Aralık’ta başlattığı açlık grevi direnişi 47’inci, Irak Kürdistan’ın başkenti Erbil’de Nasır Yağız’ın direnişi 72’inci, Birleşik Krallık’ın Galler bölgesinde İmam Şiş’in direnişi 46’ıncı ve yine Fransa’nın Strasbourg kentinde bir grubun başlattığı direniş ise 46’ıncı gününe girdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri de partinin genel merkezi tarafından çıkarılan program kapsamında, DTK binasında tecride karşı ve açlık grevi direnişlerine destek olmak amacıyla nöbet eylemi başlattı.

Her gün iki HDP’li vekilin üstleneceği nöbet, HDP’li vekiller Dersim Dağ, Saliha Aydeniz, Semra Güzel, Rıdvan Turan, Musa Farisoğulları ve Tülay Hatimoğulları ile HDP’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş başkan Adayı Selçuk Mızraklı’nın katılımıyla başlatıldı.

Dağ: Leyla güven’e destek nöbeti

Nöbete ilişkin açıklama yapan HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in 85 gündür tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi direnişini sürdürdüğünü ifade ederek, nöbet eyleminin Leyla Güven’e destek olmak amacıyla başlattıklarını söyledi.

Hatimoğulları: Tecrit insan hakları ihlalinin alasıdır

HDP’li vekil Tülay Hatimoğulları ise Leyla Güven’in Kürt halkının iradesi olduğunu belirterek, “Benzer konumda başka bir milletvekili vardı ve hukuk Türkiye’de tek taraflı kullanılarak, Leyla Güven tutuklu yargılandı. Enis Berberoğlu çok daha erken bir vakitte serbest bırakıldı. Türkiye’de hukuk çifte standart haline uygulanıyor. Söz konusu demokratik güçler olduğunda hukukun nasıl işlediğine tanıklık ediyoruz” dedi. Leyla Güven’in açlık grevi direnişi bireysel talebi için başlatmadığına işaret eden Hatimoğulları, “Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle direnişini sürdürüyor. Tecrit insan hakları ihlalinin alasıdır. Leyla Güven, Kürt halkının önderi olan Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için bedenini açlığa yatırmıştır. hapishanelerde bulunan tutsak arkadaşlarımız süresiz dönüşümsüz olarak açlık grevi başlatmıştır” diye konuştu.

‘Leyla güven haklıdır’

Tecridin insanlık suçu olduğunu ve kaldırılması gerektiğinin altını çizen Hatimoğulları şöyle devam etti: “Türkiye’de sınıf mücadelesi yürütenlere, kadın ve gençlik mücadelesi yürüten her kesime dönük tecrit ile karşı karşıyayız. Leyla Güven’in açlık grevi direnişini haklı olduğunu ve yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Açlık grevinin yayılması, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu kırmayı da hedeflemektedir. Leyla Güven haklıdır, tecrit kalkmalıdır.”

Turan: Tecrit farklı seslere uygulanıyor

HDP’li vekil Rıdvan Turan da tecridin toplumu bütün yönleriyle sardığını belirterek, şunları söyledi: “Tecrit İmralı’da Sayın Öcalan’a uygulanırken, bütün farklı seslere, iktidar bloğu gibi düşünmeyenlere uygulanan bir tecrittir. Leyla Güven ve açlık grevindeki arkadaşlarımızın talebi nedir; demokrasi, barış ve kardeşlik noktasında binlerce geriye götürmeye yönelik çağ dışı uygulamaya hayır dediğimiz için buradayız. 2015 yılında bu yana uygulanan tecrit ülkedeki herkese yöneliktir. En azından kendi yasalarınıza uyun. Nasıl uygulanacağı ortada. Tecrit uygulamak, devletin kendi yasalarını uygulamada ne kadar geri noktada olduğunu gösteriyor.”

‘Tecrit siyaseti sona ermelidir’

Öcalan’ın avukatları ve ailesi ile görüştürülmemesinin insanlık dışı uygulama olduğunu dile getiren Turan, “Kardeşi ile görüştü ancak avukatları ile düzenli olarak görüşmesi, barış ve insanlık mücadelesi açısından ön açıcı olacaktır. Bu talep bütün toplumun talebi olarak görülmelidir. Bu eylem 10 gün boyunca devam edecektir. Kritik bir aşamaya gelen açlık grevlerini değerlendirdiğimizde, devletin sessizliğini göz önünde bulundurduğumuzda, bir an evvel ülkeyi yönetenlerin sorumluluk alması gerekiyor. Siyasi sorumlular 90’ıncı güne gelen açlık grevlerine sessiz kalanlar olacaktır” dedi.

Hükümete “Tecrit siyaseti sona ermelidir” diyerek uyarıda bulunan Turan, tecridin sonlandırılması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.

Açıklama ardından nöbet eylemi başladı. DTK Eş başkanı Leyla Güven’in telekonferans ile nöbet eylemine katılması bekleniyor. (Mezopotamya Ajansı)

adhk tarafından

Kızıldeniz’de iki mülteci botu alabora oldu: 30 ölü 130 kayıp

Ocak 30, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Uluslararası Göç Örgütü, Kızıldeniz kıyısındaki doğu Afrika ülkesi Cibuti açıklarında iki botun alabora olması sonucu meydana gelen kazada 30 mültecinin cesedine ulaşıldığını bildirdi

HABER MERKEZİ (30-01-2019) Uluslararası Göç Örgütü, Kızıldeniz kıyısındaki doğu Afrika ülkesi Cibuti açıklarında iki botun alabora olması sonucu meydana gelen kazada 30 mültecinin cesedine ulaşıldığını bildirdi.

IOM’dan yapılan yazılı açıklamada, dün sabah ülkenin kuzeydoğusundaki Obock bölgesinin Godorya açıklarında meydana gelen kazadan 16 kişinin kurtarıldığı aktarıldı.

Açıklamada, dün ve bugün yapılan arama kurtarma çalışmalarında toplam 30 mültecinin cansız bedenine ulaşıldığı ifade edildi.

IOM Sözcüsü Joel Millman, “Şu ana kadar 5’i dün 25’i de bugün olmak üzere 30 göçmenin cesedine ulaştık. Ama bu rakamdan çok daha fazla göçmen kayboldu” diye konuştu.

İki botun alabora olduğu kazada en az 130 mültecinin ölmesinden endişe ediliyor.

IOM Cibuti Misyon Şefi Lalini Veerassamy kazaya ilişkin, “Bu trajik olay, savunmasız göçmenlerin masum bir şekilde daha iyi yaşamlar ararken karşılaştıkları riskleri gösteriyor. Cibuti hükümeti bu kritik konuda daima empati ve bölgesel liderlik gösteriyor. Bu trajedileri önlemek ve göçmenlerin hayatını korumak için onları desteklemeye devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

Kaza hakkında yerel kaynaklar, botların karadan hareket ettikten 30 dakika sonra aşırı yük nedeniyle alabora olduğunu belirtmişti.

Ülkedeki IOM çalışanlarına konuşan batan botlardan birinden sağ olarak kurtulan 18 yaşındaki genç ise kendisinin bulunduğu botta 16’sı kadın toplam 130 kişinin olduğunu söylemişti.

Adı açıklanmayan genç, ikinci botta kaç kişinin olduğunu bilmediğini kaydetmişti.

Akdeniz güzergahında her gün ortalama 6 mülteci can verdi

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) ‘Umutsuz Yolculuklar’ adıyla yayımlanan raporunda, Akdeniz’in mülteciler için dünyanın en ölümcül rotası olduğu belirtildi.

Raporda, 2018’de Akdeniz’den Avrupa’ya ulaşan mülteci sayısının 139 bin 300’le son 5 yılın en düşük rakamı olduğu kaydedildi.

Geçişlerdeki düşüşe rağmen geçen yıl Akdeniz’de 2 bin 275 mültecinin yaşamını yitirdiği veya kaybolduğu bilgisinin paylaşıldığı raporda, günde ortalama 6 kişinin öldüğü bildirildi.

Raporda, mültecilerin rotalarındaki önemli değişiklikler de ortaya konuldu. İspanya, mülteciler için ilk defa Avrupa’ya ana giriş kapısı oldu. 2018’de bu ülkeye 6 bin 800 kişi kara yoluyla, 58 bin 600 mülteci ise deniz yoluyla ulaştı.

İtalya’ya gelenlerin sayısı da bir önceki yıla göre 5 kat azalarak 23 bin 400’e indi. Bunda İtalya’daki yeni hükümetin mülteci karşıtı politikalar etkili oldu.

Yunanistan’a ise bir öncekine benzer şekilde 32 bin 500 mülteci ayak bastı. 2017’de Yunanistan’a 30 bin kişi ulaşmıştı.

Raporu değerlendiren BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Avrupa’nın tüm gücüne, parasına ve teknolojisine rağmen Akdeniz’deki mülteci ölümlerini engelleyemediğine dikkat çekti.

adhk tarafından

SMF Dersim belediye başkan aday M. Fatih Maçoğlu İsviçrede halkla buluştu

Ocak 29, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İSVİÇRE (29-01-2019) Söz-Yetki-Karar Halka etkinlikleri kapsamında, İsviçre’de bulunan DDHD ittifak adayı Fatih Mehmet Maçoğlu, Zürichte kurum temsilcileri ve iş insanlarıyla bir dizi görüşme gerçekleştirdi Görüşmelerin ardından akşam kitlelerle sohbetde buluştu. Yapılan sohbette Ovacık deneyiminin merkeze taşınmasının önemli olduğu ve sahiplenilmesi gerektiğini belirten katılımcılar, aynı zamanda devrimci güçlerin ayrı ittifaklarla sürece girmesinin belediyeyi olası düzen partilerine kaptırma riskine dikkat çektiler.

İkinci gün yapılan panele kalabalık bir kitlenin katılımı dikkat çekti.

Panelde SMF nin yerel yönetimler programı ve ittifak anlayışı üzerinde duruldu. Yerel yönetimlerin söz yetki ve kararın halka şiarının Meclis’ler üzerinden gerçekleştirebilirliği, şeffaf yönetim anlayışı, kitlelerin kendi iktidarının öznesi haline gelmenin aynı zamanda kendi iktidarlarını sahiplenmeye dönüşmesi demektir, denildi.

Yerel yönetimler, üretim-kooperatifler ve yerel seçimler başlıkları üzerine konuşmaların ardından kurum temsilcilerine söz verildi. Sırasıyla, yeni dünya için çağrı, Atik, Winterthur alevi kültür merkezi, devrimci cephe temsilcileri söz alarak sürece dair düşüncelerini ve dayanışma duygularını belirttiler.

Soru cevap bölümünden sonra panel etkinliği sonlandırıldı.

adhk tarafından

Leyla Güven’in direnişi 83’üncü gününde: Sıvı almakta zorlanıyor

Ocak 29, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi direnişinin 83’üncü gününde olan Leyla Güven’in, halsiz ve iştahının kapalı olduğunu, zaman zaman sıvı almakta zorlandığını ifade eden DTO Başkanı Mehmet Şerif Demir, ciddi oranda kilo kaybı ve kas kitlesinde azalma olduğunu söyledi

HABER MERKEZİ (29-01-2019) Tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi direnişinin 83’üncü gününde olan Leyla Güven’in, halsiz ve iştahının kapalı olduğunu, zaman zaman sıvı almakta zorlandığını ifade eden DTO Başkanı Mehmet Şerif Demir, ciddi oranda kilo kaybı ve kas kitlesinde azalma olduğunu söyledi.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 8 Kasım’da başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişi 83’üncü gününde devam ediyor. Güven, tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Hapishane’sinde başlattığı direnişi, 25 Ocak’ta görülen dava duruşmasında tahliye edilmesi ardından evinde sürdürüyor.

Sağlık kontrolleri yapılıyor

Güven’in sağlık durumu da ciddiyetini koruyor. Diyarbakır Tabip Odası (DTO) tarafından oluşturulan heyet, Güven’in rutin sağlık kontrollerini yapıyor. DTO Başkanı Mehmet Şerif Demir, kamuoyunun Güven’in sağlık durumuna ilişkin kaygıları üzerine heyet oluşturduklarını söyledi. Demir, avukatlarının talebi üzerine Güven’in sağlık durumunda oluşan etkilerin tespit edilmesi ve açlık grevi direnişi boyunca uzman bir heyet tarafından gözlem altında tutulması için çalışmalara başladıklarını da belirtti.

‘Ciddi oranda kilo kaybı’

Demir, heyetin ziyaret ettiği Güven’in kendisini iyi hissetmemesinden dolayı muayenenin gerçekleştirilemediğini söyledi. Güven’in halsiz ve iştahının kapalı olduğunu, zaman zaman sıvı almakta zorlandığını ifade eden Demir, ciddi oranda kilo kaybı ve kas kitlesinde azalma olduğunu gözlemlediklerini dile getirdi.

Demir, Güven’i muayene etmek üzere heyetin önümüzdeki günlerde tekrar bir ziyaret gerçekleştireceğini ifade etti.

Hapishanelerde direniş sürüyor

Güven’in yanı sıra aynı taleple Hapishanelerde tutukluların 16 Aralık’ta başlattığı açlık grevi direnişi 45’inci, Federe Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Hewlêr’de Nasır Yağız’ın direnişi 70’inci, Birleşik Krallık’ın

Galler bölgesinde İmam Şiş’in direnişi 44’üncü, Fransa’nın Strazburg kentinde ise bir grubun başlattığı direniş 44’üncü gününde devam ediyor.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak da 15 Ocak’ta başlattığı açlık grevi direnişini sürdürüyor.

adhk tarafından

Geleneksel ACOTF ile dayanışma gecesi başarıyla gerçekleşti

Ocak 28, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

“Göreceksiniz dersimde biz kazanacağız, demokrasi kuvvetleri  kazanacak, göreceksiniz halk kazanacak, dersim halkı kazanacak, halkın örgütlü gücü kazanacak”

Gece, açılış konuşması ve saygı duruşuyla; 14:30’da başladı Gece  tertip komitesinin açılış yazısında, süreçle ilgili, “AKP-MHP faşist koalisyonu başta sosyalist, Kürt ulusu ve aleviler olmak üzere, bütün muhalif kesimlere yönelik faşizan saldırılarını artırarak devam ettirmektedir”. Yazıda, Esat Naci Yıldırım, Kadri Karabak ve Leyla Güvenin açlık grevleri selamlanıp, yerel seçimlerle ilgili; “ hepinizi ve tüm devrimci, demokrat, emekten ve özgürlükten yana olan tüm halkımızı adaylarımızı desteklemeye çağırıyoruz. Söz, yetki, karar Dersim halkına” şiarıyla, sanatçı Berivan Aral sahneye çağrıldı.

Berivan Aral’dan sonra, ADHK dönem sözcüsü Mazlum Ceylan konuşmasını yapmak için çağrıldı.

Mazlum Ceylan, dünyanın küçük bir köye dönüştürüldüğünü, emperyalist- kapitalist sistemin sömürüsünün katlanamaz boyutlarda artığını, Türkiye- Kuzey Kürdistan boyutunda da Faşist AKP-MHP koalisyonu aracılığıyla, ezilen sömürülen halklara uygulandığını belirterek, 31 Mart yerel seçimleri ve ittifaklar konusu değerlendirip, sosyalist yerel yönetimlerin önemini vurgulayıp, Dersim Demokratik Halk Dayanışması, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Dersim merkez, Mazgirt, Hozat, Ovacık, Pülümür adaylarını desteklemeye çağırdı.

Geceye katılan kitlenin, büyük bir heyecanla beklediği, Dersim merkez belediye başkan adayı Mehmet Fatih Maçoğlu; “sizleri sizlerin Dersime ilişkin, sözlerinizin, önerilerinizin farkındalığıyla hareket edeceğiz. Sizlerle birlikte bir dünyayı yönetebilmek kültürünü geliştirme çabasını harcayacağız. Ovacıkta yaratılan bu anlayış sadece ve sadece bizim öncülüğümüzde yada bu sadece bizim, yada sizin vicdanınız olduğu söylenemez. Her birimizin her bir dostumuzun, küçükte olsa oraya bir vicdan taşıdığının farkındayız.

Ve aslında Türkiye- Kuzey Kürdistan coğrafyasının tamamında, aslında oraya dair halkının bir enerjisini, vicdanını oraya taşıdığını biliyoruz. Demokratik kuvvetlerinin kazanımına su taşıyan, demokratik kuvvetlerinin kazanımını sağlayan bir faaliyet olarak göreceğiz.

Göreceksiniz dersimde biz kazanacağız, demokrasi kuvvetleri  kazanacak, göreceksiniz halk kazanacak, dersim halkı kazanacak, halkın örgütlü gücü kazanacak” sözleriyle konuşmasını bitirdi.

Maçoğlu’nun ardından, Geceye ezgileriyle zenginlik katan Erdoğan  Emir sahne aldı. Gecede ayrıca, Ekolojitler ve yeşiller partisi adına, Leyle Binici’de bir  konuşma yaptı.

Gece kapanış konuşmasıyla sonuçlandı.

adhk tarafından

Selçuk Kozağaçlı’dan babasına kelepçeli veda

Ocak 28, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cezaevinde açlık grevinde bulunan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın babası toprağa verildi

HABER MERKEZİ (28-01-2019) ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın babası Ayhan Kozağaçlı önceki gün hayata veda etmişti Hukuksuz yargılamalara ve cezaevlerindeki baskılara dikkat çekmek için bir süredir açlık grevinde bulunan Kozağaçlı’nın cenazeye katılacağı açıklanmıştı.

Bugün yapılan cenaze törenine getirilen Kozağaçlı’nın babasıyla vedalaşma anını Çağdaş Hukukçular Derneği, Twitter’dan paylaştı. Kozağaçlı’nın kelepçeli fotoğrafını paylaşan ÇHD, “Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı babasının mezarı başında. Kelepçeleriniz yetmeyecek. Biz Kazanacağız!” ifadelerine yer verdi.

Kelepçeli cenaze görüntüleri sosyal medyada büyük tepki görürken, Kozağaçlı’nın cezaevine götürülüşü fotoğraf karelerine şöyle yansıdı:

 

adhk tarafından

Açıklama hep aynı: Siviller hedef alınmadı

Ocak 28, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

HABER MERKEZİ – (28-01-2019) Federal Kürdistan Bölgesi’ne 23 Ocak’ta yapılan hava saldırısında 4 sivil hayatını kaybetti  Halk Şêladizê’de bulunan Türk askeri üssüne yürüdü, araçlar ateşe verildi Müdahalede 2 kişi daha hayatını kaybetti Türkiye, sivillerin hedef alınmadığını iddia etse de Solin bebeğin yaşamını yitirdiği Kortek ve Zergele katliamları hala hafızalarda.

TSK’ye ait savaş uçaklarının 23 Ocak günü Federal Kürdistan Bölgesi’nin Duhok kentinin Amediye ilçesine bağlı Dêralok kasabası kırsalını bombalaması sonucu 6 sivil hayatını kaybetti. Yaşanan bu olay, son yıllarda gerçekleştirilen benzer hava saldırılarında birçok sivilin hayatını kaybetmesi nedeniyle bölge halkı için bardağı taşıran damla oldu.

26 Ocak günü Duhok’a bağlı Şêladizê kasabasında Türkiye’ye yönelik kalabalık bir protesto yürüyüşü düzenlendi. Gerçekleştirilen yürüyüşün ardından Türkiye’nin burada yer alan Sirê Askeri Üssü’ne yönelen halk, telleri aşarak girdikleri askeri üste yer alan askeri araçları ve çadırların bir bölümünü ateşe verdi. Yaşanan olaylarda 2 kişi hayatını kaybederken 16 kişi de yaralandı. Bu durum üzerine Diyarbakır’dan havalanan savaş uçakları da bölgeye giderek protestocuların üzerinde alçak uçuş yaptı.

Sirê Askeri Üssü’ne yönelik gerçekleştirilen protesto eyleminin ardından Türkiye, Federe Kürdistan Bölge Yönetimi ve Irak Merkezi Hükümeti’nden açıklamalar yapıldı.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, üs bölgesine yönelik saldırının PKK’nin provokasyonu neticesinde gerçekleştiği belirtildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da açıklamasında, “Sivillerin arasına sığınan saldırganların halk ile Türk askerlerinin arasını bozmaya çalıştığını” savundu.

BARZANİ PKK’Yİ SORUMLU TUTTU

Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani de, bölgeye yapılan hava saldırılarında sivillerin hayatını kaybetmesine rağmen Türkiye’ye tepki göstermek yerine, yaşanan ölümlerden PKK’yi sorumlu tuttu.

IRAK HÜKÜMETİ’NDEN TÜRKİYE’YE NOTA

Bölge Hükümeti’nden bu yönde açıklama gelirken, Irak Dışişleri Bakanlığı ise Şêladizê’de meydana gelen protesto olaylarında sivillere ateş açılmasını kınayarak, Türkiye’ye nota verdi. Yayınlanan bildiride, Türk askerlerinin sivil vatandaşlara ateş açarak müdahale etmesine şiddetle tepki gösterildi. “Irak’ın egemenliğinin herşeyin üstünde tutulduğu, bu egemenliği ihlal eden her türlü tavır ve davranışın kabul edilemez olduğu” vurgulanan açıklamada, yine TSK’ye ait savaş uçaklarının Amediye halkına korku saçmak için alçak uçuş girişiminde bulunması da kınandı.

Yapılan bu yönlü açıklamalara rağmen, askeri üssün bölge halkının protestolarının hedefi olmasının nedeni olan Türkiye’nin gerçekleştirdiği hava saldırısı ve yaşanan 6 sivil ölümün üzerinde durulmadı. Oysa ki, yaşanan bu ölümler ilk değildi.

KORTEK KATLİAMI VE SOLİN BEBEK

17 Ağustos 2011’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçakları Kandil’in Zergele köyünü bombalamış, bir ev isabet alarak yerle bir olmuştu. Bu olaydan sadece 4 gün sonra, 21 Ağustos 2011’de ise, Kortek-Ranya karayolu üzerinde seyir halinde olan iki araç Türk savaş uçakları tarafından hedef alındı. Araçta bulunan 4’ü çocuk 7 kişi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren çocuklar arasında henüz 8 aylık olan Solin bebek de vardı.

Yaşanan bu sivil ölümler, yapılan resmi açıklamalarla Türkiye tarafından yalanlandı. Nitekim bu olaydan sadece 4 buçuk ay sonra, Roboski’de gerçekleştirilen bombardıman sonucu 17’si çocuk 34 sivil hayatını kaybedecek, olaya ilişkin saatlerce resmi açıklama yapılmayacaktı.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ise, Roboski’de bunca ölümle sonuçlanan hava bombardımanı hakkında konuşurken Kortek katliamını da itiraf edecekti. Atalay, gerçekleştirilen hava saldırıları için o dönem şu cümleleri sarf etti: “Ağustos’tan bu yana operasyonlar sürüyor, sınır ötesinde. Ama sivil vatandaşla ilgili bi defa bir tartışma gündeme geldi, Irak tarafında bi kaç kişiyle ilgili olarak, onun dışında hiçbir şey olmadı. Bu defa böyle bir olay gündeme geldi.”

ÇÖZÜM SÜRECİ BİTTİ, ZERGELE KATLİAMI YAŞANDI

Hem Kortek hem Roboski katliamlarının ardından hükümetin politik kimi amaçlarla başlattığı ‘çözüm süreci’ döneminde Federal Kürdistan Bölgesi’ni hedef alan hava saldırıları durdu. Ancak 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin kurulan sandıklardan tek başına iktidar olarak çıkamaması üzerine çözüm süreci bozuldu ve 24 Temmuz’dan itibaren bölgeye yönelik yeniden hava saldırılarına başlandı. Girişilen bu hava saldırıları beraberinde yine sivil ölümleri de getirdi.

1 Ağustos 2015’te, Zergelê köyüne yönelik gerçekleştirilen hava saldırısında biri hamile 2 kadın ile birlikte toplam 8 sivil insan hayatını kaybetti, 27 sivil de ağır yaralandı.

Olaydan saatler sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Sivillerin vurulduğu iddiaları üzerine araştırma ve soruşturma başlatılmıştır” demekle yetindi.

‘SİVİL YERLEŞİM YERİ DEĞİL’ DENMİŞTİ !

TSK tarafından yapılan açıklamada da şöyle dendi: “Bazı basın yayın organlarında Irak Kuzeyine icra edilen hava harekâtı esnasında bir köyün bombalandığı ve sivil şahıslardan ölen ve yaralananların bulunduğu iddiası yer almıştır. Konu ile ilgili olarak Dışişleri Bakanlığımız bir açıklama yapmıştır. Irak Kuzeyindeki ve yurt içindeki Bölücü Terör Örgütü mensubu teröristlere ait hedefler, çok titiz ve detaylı bir çalışma sonucunda, görüntülü verilere dayalı olarak teyit edilmiş şekilde, ehil personel tarafından belirlenmektedir. Basında yer alan iddia yeniden değerlendirilmiş, vurulan hedefin bir köy olmayıp Bölücü Terör Örgütü mensubu teröristlerin barınma alanı olduğu, bombanın tesir alanı içinde ve yakınında sivil yerleşim alanı bulunmadığı belirlenmiştir.”

Hükümete yakın gazetelerce de Zergele köyünün “PKK’nin uyuşturucu paralarının saklandığı köy olduğu” ileri sürülüp, “Parayı vurduk” ve “Zergele tam isabet” manşetleri atıldı.

Benzer şekilde dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da, “Sivillerin hedef alındığı alçakça bir yalandır” diyecekti. Dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Arınç’a yanıtı ise, şu olacaktı: “Biz oraya heyet gönderiyoruz, Arınç da buyursun heyetimize dahil olsun ve alçaklığı yerinde görsün.”

Zergele katliamı konusunda Mesud Barzani’nin başkanı olduğu Bölge Hükümeti yaptığı açıklamada, tıpkı Şêlazidê’de yaşanan son ölümlerden sonra olduğu gibi, yine Türkiye’ye tepki gösterilmek yerine PKK’nin bölgeden çekilmesini istedi.

ARAŞTIRMA ÖNERGESİ REDDEDİLDİ

Nitekim Zelgele katliamının araştırılması konusunda Meclis’e verdiği Araştırma Önergesi reddedilen HDP, bölgeye bir heyet gönderdi ve yapılan incelemelerin sonuçları rapor olarak kamuoyu ile paylaşıldı. Sunulan raporda, hava saldırısının “Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir sivil katliamı olduğunu” vurgulandı.

AF ÖRGÜTÜ: SİVİLLERİN HAYATINI GÖRMEZDEN GELİNDİ

Uluslararası Af Örgütü’nün incelemeler sonucunda hazırladığı rapor da HDP’ninki ile aynı içerikte oldu.

AKP hükümeti ve TSK’nin iddia ettiğinin aksine bombardımanda PKK savaşçılarının değil, sivil köylülerin vurulduğunu teyit eden Af Örgütü raporunda, “Zergele’de köy sakinlerinin hedef alınması uluslararası hukuka göre yasadışıdır” denildi.

Raporda gerçekleştirilen sivil katliamına dair şu değerlendirmelerde bulunuldu: “Hava saldırısının gerçekleştiği çevrede belirgin bir askeri hedefin olmaması, Türkiye ile PKK arasında hukuki anlamda silahlı bir çatışma olsun ya da olmasın bu saldırıların yasadışı olduğunu ortaya koymaktadır. Türk hükümeti bölgedeki köy sakinlerinin hayatını açık bir şekilde görmezden gelmiştir. Köy sakinlerinin görebileceği zararı en aza indirmek için gerekli tedbirleri almamış, siviller ile PKK savaşçıları arasında ayrım yapmamıştır.”

Birleşmiş Milletlerin (BM) Cenevre Sözleşmesi’ne göre, silahlı çatışmalarda sivil yerleşim alanlarının hedef alınması savaş suçu. Ancak Türkiye soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları işlemekle suçlanan kişileri yargılama yetkisine sahip Uluslar arası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’ne taraf değil.

MA / Ömer Çelik

adhk tarafından

Sarı Yelekliler’in lideri bir gözünü kaybetti

Ocak 28, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi günü Paris’te düzenlenen gösterilere polis müdahale etmiş, plastik mermi ve biber gazı kullanmıştı

FRANSA (28-01-2019) Fransa’da hükümet karşıtı protestolar düzenleyen Sarı Yelekliler grubunun liderlerinden Jerome Rodrigues’in cumartesi günü düzenlenen gösterilerde gözüne isabet eden plastik mermi nedeniyle bir gözünü yitirdiği açıklandı.

Jerome Rodrigues, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un politikalarını sokak gösterileriyle protesto eden Sarı Yelekliler hareketinin önde gelen liderlerinden birisi olarak kabul ediliyor.

Cumartesi günü Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen gösterilere polis müdahale etmiş, plastik mermi ve biber gazı kullanmıştı.

Fransa polisi, Rodrigues’in bir gözünü yitirmesine neden olan olayın, plastik mermi olmadığını, Sarı Yelekliler liderinin yakınına düşen bir biber gazı kapsülünün yerden sekmesi sonucunda Rodrigues’in gözüne isabet ettiğini iddia ediyor.

Jerome Rodrigues’in avukatları ise polisini iddialarının yersiz olduğunu ve müvekkillerine doğrudan nişan alındığını ve plastik mermi ile ateş açıldığını savunarak Paris emniyetini orantısız güç kullanmakla suçluyor.

Rodrigues’in avukatı Philippe de Veulle, BFM televizyon kanalına yaptığı açıklamalarda, “Hayat boyu engelli olacak. Hem kendisi hem de ailesi için büyük bir trajedi” dedi.

Pazar günü LCI televizyon kanalının yayınına hastaneden bağlanan Rodrigues ise “Her şey çok hızlı gelişti. İki kez saldırıya uğradım. Ayağıma bir biber gazı kapsülü isabet etti. Plastik mermi de gözüme geldi. Macron, [Fransa İçişleri Bakanı Christophe] Castaner ve bana ateş açan polis memuru hakkında davacı olacağım. Ne olursa olsun pasifist duruşumu koruyacağım” dedi.

Kasım 2018’de başlayan Sarı Yelekliler eylemlerinde başlangıçta hükümetin planladığı akaryakıt zamları protesto ediliyordu.

Ancak farklı siyasi görüşlerden protestocuların katılımıyla desteğin arttığı eylemlerde Macron hükümetinin politikaları da hedef haline geldi ve Cumhurbaşkanı Macron’un istifası istenmeye başlandı.

Protestocular, gösterilerde giydikleri yelekler nedeniyle kısaca Sarı Yelekliler olarak anılıyor.

Fransa İçişleri Bakanlığı, Cumartesi günkü eylemlere 69.000 kişinin katıldığını açıkladı. Bir önceki hafta 84.000 kişinin katıldığı belirtilmişti. (DIŞ HABERLER SERVİSİ) Artı Gerçek

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri, 722. haftada Ayşenur Şimşek için adalet istedi

Ocak 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri 722’nci haftada 1995 yılında gözaltında kaybedilen eczacı Ayşenur Şimşek için adalet istedi Gözaltında kayıp yakını İkbal Eren, adalet istemlerinde kararlı olduklarını söyleyerek, “Türkiye’de bir hukuk güvenliği krizi yaşanıyor” dedi

HABER MERKEZİ (26-01-2019) İçişleri Bakanlığı ve Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından 700’nci haftadan beri Galatasaray meydanında oturma eylemleri yasaklanan Cumartesi Anneleri İstanbul İHD Şubesi önünde bir araya geldi. 722’nci haftada Cumartesi Anneleri, 24 Ocak 1995’te kaybedilen Ayşenur Şimşek için adalet talep etti. 722’nci haftada konuşan kayıp yakını İkbal Eren, “Hukuk güvenliğini sağlamakla yükümlü organlar bu yükümlülüklerini yerine getirmediği için Türkiye’de bir hukuk güvenliği krizi yaşanıyor” dedi.

“Bu yüzden biz 722 haftadır hukuk devleti talebiyle meydanlarda, sokaklardayız. Bu yüzden 23 haftadır kayıplar sorununu kamuoyuna taşıyabilmek için Galatasaray’da gerçekleştirdiğimiz ve Anayasa’nın güvencesinde olan buluşmalarımız polis zoru ile engelleniyor” diyen Eren, şunları söyledi: “Bizim herkes için hukuk güvenliği talebimizin kriminalize edilmesi Türkiye’nin bir hukuk devletine dönüşme ihtimalini engelleme girişimidir. Bizim hukuk ve adalet talebimizin görünmez, duyulmaz kılınmak istenmesi Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleme girişimidir. Biz yalnız kayıplarımız için değil, demokratik bir Türkiye için de adalet talebimizde ısrar edeceğiz.”

Ayşenur Şimşek nasıl kaybedildi?

Eren, Ayşenur Şimşek’in nasıl kaybedildiğini şöyle anlatı: “Ankara’da yaşayan 27 yaşındaki eczacı Ayşenur Şimşek sağlık emekçilerinin sendikal çalışmalarının içinde yer aldı. Sağlık-Sen Ankara Şubesi Kurucu Başkanı oldu. Çalışmalarını sürdürürken ailesini defalarca telefonla arayan kişiler, ‘Bu işleri bırakmazsa sonu kötü olur’ diyerek tehditlerde bulundu. Hakkında yakalama kararı çıkartılan Ayşenur’un babası iki defa karakola çağrılarak, ‘kızın gelip teslim olsun yoksa onun için hiç iyi olmayacak’ diye tehdit edildi. Ailesi son olarak 24 Ocak 1995 tarihinde Ayşenur’la görüştü ve o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadı.

Kızlarının akıbetinin araştırılması için emniyete, savcılığa ve İçişleri Bakanlığı’na başvuran aileye ‘gözaltına alınmamıştır’ denildi. Tüm yasal girişimleri sonuçsuz kalan aile, 21 Mart 1995 tarihinde düzenledikleri basın açıklaması ile Ayşenur’un bulunması için kampanya başlattıklarını duyurdu. Kampanya devam ederken 11 Nisan 1995 tarihli Milliyet Gazetesi’nde Kırıkkale’de bulunan bir kadın cenazesi haberi yayımlandı. Haber üzerine Şimşek ailesi Kırıkkale Savcılığı’na başvurdu. Gözaltına alındığı inkâr edilen Ayşenur’u tüm resmi kurumlarda arayan ailesi, 12 Nisan 1995 tarihinde kızlarının bedenine Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’na ulaştı.

Otopsi raporuna göre 28 Ocak 1995 tarihinde öldürülen Ayşenur Şimşek’in bedeninde işkence izleri vardı. Kafasından ve göğsünden ateşli silahla yakın mesafeden vurularak öldürülmüş ve 29 Ocak 1995 tarihinde Kırıkkale yolu kenarında bulunmuştu. Daha önce gözaltına alındığı için emniyette parmak izi bulunmasına rağmen Ayşenur’un cansız bedeni üç hafta boyunca morgda bekletildikten sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak Kırıkkale Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti. 24 yıldır iç hukuk organlarınca maddi gerçeği açığa çıkartacak, Ayşenur Şimşek’i katledenler, bedenini kaybetmek isteyenlerin tespit edilerek cezalandırılmalarını mümkün kılacak etkinlikte bir soruşturma yürütülmedi.”

‘Savcıları göreve çağırıyoruz’

Şimşek cinayetine karışanların yargılanması için savcılara göreve davet eden Eren şöyle devam etti: “Ayşenur Şimşek’in katledilip bedeninin kaybedilmesinde sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmalarını sağlayacak nitelikte bir soruşturma başlatılması için savcıları göreve çağırıyoruz. Ayşenur Şimşek için adalet istiyoruz. Hakikat ve adalet talebimiz gerçekleşinceye kadar kayıplarımızı aramaktan ve kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

adhk tarafından

Söz, yetki, karar Dersim halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

Ocak 25, 2019 de ADHK adhk tarafından

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi) ve SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

ADHK (24-01-2019) Emperyalist-kapitalist sistemin uzun süredir içine girdiği üçüncü ekonomik ve siyasal krizin devam ettiği, bundan kaynaklı emperyalist haydutların topyökün dünya halklarına yönelik saldırılarının bütün şiddetiyle devam ettirildiği bu süreçte, Türkiye K. Kürdistan’da faşist TC devleti Türk islam sentezli AKP- MHP iktidarına “güven” tazeletmek adına yeni bir seçim aldatmacasıyla kitlelerin gelişen öfkesini silikleştirmeye çalışmaktadır.

Seçimlerin, halklarımız için bir kurtuluş olmadığını her fırsatta açıkladık ve bu yönlü söylemlerimizi söylemeye devam edeceğiz. Ancak içinde bulunulan süreci dikkate alarak (halklarımıza yönelik yürütülen saldırıların, gözaltıların, kıyım ve yıkımların sistematik bir şekilde devam ettirilerek bir korku imparatorluğunun yaratılmak istendiği bu süreçte) gündemdeki yerel seçimlere aktif olarak katılıp, faşizmin saldırılarına karşı durmayı, kitlelerle omuz omuza olmayı sosyalist mücadelenin taktik bir aşaması olarak ele alan SMF’nin yürüttüğü mücadeleyi desteklediğimizi ADHK olarak belirtmek isteriz.

Bu seçimlerin AKP- MHP faşist klikleri için ne denli önemli olduğunun kuşkusuz farkındayız. Sürekli kan kaybeden bu Türk- İslam sentezli iktidardaki faşist kliklerin her türlü hileye, yalana dolana baş vuracaklarını ve devletin bütün imkanlarını kullanarak, aslında sadece kağıttan kaplan olan iktidarlarının ne denli “güçlü” bir iktidar olduklarının çabası içerisine gireceklerini de biliyoruz. Ancak bütün bu faşist çırpınışlar nafile. Faşist AKP iktidarı aslında gerçek anlamıyla özellikle Anayasa referandumundan bu yana hiç bir dönem gösterilen oy oranına sahip olamadı. Emperyalistlerin desteği ve CHP’nin koltuk değnekliği sayesinde olmayan oylar varmış gibi gösterildi. Bir proje partisi olan AKP’nin, Orta Doğu’daki emperyalist dalaşlardan ötürü, onların çıkarları gereği iktidarda kalması gerekiyordu. Kuşkusuz başka başka nedenler de sıralamak mümkkün. Ancak şimdilik meselemiz bu değil.

Bu yerel seçimler, hakim sınıflar için olduğu kadar, devrimci- demokrat, yurtsever ve sosyalistler için de elbette ayrı bir önem arzetmektedir. Kendisinden olmayan herkese saldırıyı bir amaç haline getirmiş olan AKP- MHP faşist iktidarına karşı, geniş tabanlı bir demokratik cephenin oluşturulması, ortak düşmana karşı, ortak devrimci ittifakların yaratılması elbetteki en büyük arzumuzdur. Bu konuda SMF’nin mücadele tarihinin örnek bir tarih olduğu gerçeğini hiç kimse reddedemez. İttifaklar hiç bir zaman “hep bana, hep bana” anlayışı üzerinde şekillenemez. Karşılıklı tavizler, esnek politikalarla mümkündür. Devrimci mücadelede “büyük abi”, “küçük kardeş” anlayışlarına yer yoktur. Halkın ve devrimin çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre şekillenmek esasdır. Aynı zamanda hiç bir kurumun özgün iradesine gem vurulamaz. Bunlar sosyalistlerin vazgeçilmezleridir. Bu seçimlerde de SMF, bu zemin üzerinde hareket ederek taktik mücadele biçimini belirlemiştir. Bu seçimlerdeki tevrımızın bir yanını bu anlayış oluştururken, diğer bir yanını da Dersim’in, esasa itibariyla tarihi boyunca devlete muhalif duruşu ve devrimci yanıyla birlikte, herkes de kabul eder ki geleneğimiz açısından özel bir yerde durduğu gerçeğidir. Bundan ötürüdür ki Dersim her dönem ilgi alanımızın merkezi ve Dersim halkıyla bütünleştiğimiz bir mücadele alanı olmuştur. Dostlarımızın bu gerçeği bilmiyor olmaları düşünülemez. Bizim istem ve yaklaşımımızdan çok, dostlarımızın “sizinle omuz omuza olacağız, desteğimiz sizedir” demelerini beklerdik. Ama hayır, tam tersi bir tutumla karşı karşıya kaldık.

Dersim yerelinde daha başından itibaren HDP tabanı, yazarları, çizerleri dostane bir ilişki içinde olmak yerine, deyim yerinde ise dilmizin varmadığı hiçte hoş olmayan tutum ve davranışlar içine girerek sosyal medyada SMF’nin ilk başta aday adayı sonrasında adayı olan Mehmet Fatih Maçoğlu nezdinde aslında SMF hedef seçilerek akla hayale sığmayacak karalamalar, suçlamalar, küçümsemeler ileri sürebilmişlerdir. Yıllardır faşizme karşı, SMF geleneği ile HDP arasındaki dostane ilişkiler ve ittifaklar bir çırpıda yok sayılabilmiştir. Tüm uyarılara rağmen HDP’nin bu çirkin saldırıların önüne geçmemesi, en ufak bir resmi açıklama yapmaması meselenin tuzu biberi olmuştur. Elbette her bireyin söylemleri dikkate alınamayabilinir. Ama resmi bir yayın organındaki söylemler, hayatın gerçekliğiyle bağdaşmayan iddialar ve karalamalar düşündürücüdür. Şu söylem ciddi bir söylemdir. “Aday olan Maçoğlu’nun kazanması mevcut siyasi ortamda demokrasi güçleri açısından bir politik değeri yoktur.” Her şeyden önce Maçoğlu bir birey değildir. Biz meseleye Maçoğlu olarak değil, (ki bu yoldaşımızı önemsemediğimiz demek değildir) SMF olarak bakarız. SMF’nin kazanması durumunda bunun nasıl bir politik değeri olmuyor anlamak mümkün değil. Sosyalistleri bu denli küçümseme hakkını hiç kimse kandisinde görme hakkına sahip olamaz. HDP kazanınca politik bir değeri oluyor da, SMF kazanınca neden politik bir değeri olmuyor. Kayyum politikalarını geriletmek sadece HDP’nin tekelinde mi ? Ayrıca sosyalistlere olan bu güvensizlik niye. Kayyum atamalarında kurumumuzun tavırı açık ve net orta yerde duruyorken görmemezlikten gelmek kime ne yarar sağlar. Her bir iddiayı, karalamayı, suçlamayı ayrı ayrı ele alıp üzerinde uzun uzun yorumlar yapmayı, akla karanın karşılaştırmasını yapmayı en azından şimdilik uygun bulmuyoruz. Gerekte görmüyoruz. Fakat bunca suçlamanın, karalamanın üstüne kalem çektiğimiz, es geçtiğimiz anlamı da çıkartılmamalı. Elbette yeri ve zamanı geldiğinde dostane söylemlerimizi söyleyeceğiz. Unutulmasınki, SMF’nin Dersim yerelinde kazanması durumunda, kazanan Dersim halkı, devrimci demokratlar ve yurtseverler olacaktır. Bu faşist devletin en büyük düşmanı ve yine halkın en samimi dostları sosyalistlerdir. Bundandır ki üzülmeniz, dövünmeniz yerine sevinmeniz gerekir. SMF’nin kazanımını, kendi kazanımınız gibi görmelisiniz. Çünkü SMF, siz de kabul edersiniz ki dost, devrimci bir kurumdur. HDP’nin adayları nasıl bizleri mutlu kılıyorsa, SMF’nin kazanması da sizleri mutlu etmelidir. Dostluk, yoldaşlık bunu gerektirir.

SMF’nin bugüne kadarki yerel yönetimler deneyimleri, iktidar yürüyüşümüzün küçük küçük adımlarıdır. Özel olarakta Ovacık deneyimimiz eksiklikleri ve yetmezlikleriyle birlikte bu coğrafyanın da ötesinde kitlelerce kabul görmüş, umut olmuştur. “Nohut, Fasuliye” diyerek, gerçekleri kitlelerin gözünden uzak tutma anlayışınızı anlamış değiliz. Küçümsediğiniz o fasuliye ve nohut iktidar yürüyüşümüzde önemli bir yer tutmaktadırlar. Stratejik düşlerimiz, hedeflerimiz olan kolektifizmin, ortak üretimin, ortak paylaşımın ve ihtiyaçlara göre şekillenmenin ön adımlarıdır. Tüm ezilen kesimlerce kabul gören bu uygulamanın eksik ve gediklerini gidererek yolumıuza devam etmemizi, genişleyerek yaygınlaştırmamızı, “bir Dersim yetmez, bin Dersim gerek” şiarımıza uygun hareket tarızmızdan vaz geçmemizi kimin bizden isteme hakkı olabilir. Bizler nasıl ki ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına müdahale hakkımızın olmadığı bilincinde isek, dostlarımız da sosyalistlerin iktidar yürüşlerine müdahale etme hklarının olmadığı bilincinde olmalılar.

Sonuç olarak, bu mücadele sürecinde, faşist devlet yönetimlerinin alternetifi olarak ve devrimin bir adım öne çıkmasında rol oynayacak olan yerel yönetimlerdeki halkın alternatif yönetim şekilini birfiil pratikte halka göstermek adına, sosyalistlerin kendi politikalarını hayata geçirme çabaları onların vazgeçilmez görev ve sorumlulukları arasındadır. Halkın söz, yetki ve karar hakının geliştirilip genişletilmesi devrimin bir adım ilerletilmesinin vesilesi olacaksa komünistler bunu hayata geçirmekte en ufak bir tereddüt duymazlar. Bu asla halk saflarındaki dostlarına karşı zarar verici bir tutum değil, tam aksine onların lehine, çıkar ve menfaatlerine olan bir tutum olur. Tamda bu anlayış içinde hareket eden SMF’nin tüm adaylarını desteklemek, dolayısıyla halkı söz, yetki ve karar sahibi kılmak için çıkılan yolda yürümek ADHK ve bileşenleri olan SYM ve ADKH’nın görev ve sorumlulukları içindedir. Aynı zamanda, adaylarımızın olmadığı yerlerde sosyalist, devrimci, yurtsever adayları desteklemek, onlarla omuz omuza olmak devrimci sorumluluğumuz gereğidir.

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Devrimci Dayanışma!

Faşizme, AKP/Erdoğan İktidarının Kayyumlarına Karşı Sosyalist Adayları Destekleyelim! Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)

SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)