adhk tarafından

“Şu Dersim Bir Türlü Dize Gelmiyor” / Yusuf Demir

Şubat 27, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim ve Dersimle bütünleşen Kaypakkaya düşüncesinin neferleri, her zaman olduğu gibi; düşmanlarına karşı ortak mücadele için her türlü özveriyi gösterdikleri gibi; dik ve onurlu duruşlarını da sürdüreceklerdir Dersim kimsenin önünde diz çökmeyecektir.

Domane Ma Zane kı; na raye zaf çetına, ama yi netersené.

YUSUF DEMİR (27-02-2019) “Aykırı bir dil konuşur, aykırı bir inanca sahiptir, otoriteye itaat etmez, kendilerinin koyduğu kurallarla düzen dışı hareket eder. Bu yapı ya değiştirilmeli, değiştirilemezse dağıtılmalı yine de olmazsa hiç ayağa kalkamayacak şekilde cezalandırılmalı (soykırıma uğratmak) “. Bu belirlemelerin ve sonrasında gelecek uygulamaların Mustafa Kemal’in başkanlığındaki Kemalist faşist diktatörlük tarafından yapıldığını bilenlerin sayısının hergeçen gün daha fazla arttığını bilmekteyiz. Osmanlılar da bu aykırılığa tahammül edememişti. Üstelik 20. Yüzyılın ilk ve en büyük soykırımına uğrayan Ermenilerin yaşadığı bir coğrafya olduğu gibi ; burada yaşayan Kızılbaş Kırmanclar da , onları korumuştu. Otoritenin gücüyle diz çöktürülmeliydi. Bu anlayış 1937-1938 Soykırımı sonrasında da öz olarak aynı ama farklı uygulamalarla süregeldi.

Ne zaman Dersim, kendisi için konuşmaya başlasa, aykırı davranmaya kalksa, başta faşist rejimin zor aygıtı olmak üzere; kirletilmiş beyinleriyle Dersimi ötekileştirenler saldırıya geçmeye başlarlar. “Dersim kendi başına buyruk olamaz, güçlüye, merkeze itaat etmek zorundadır. ” anlayışında somutlaşan fiziki şiddet, yazılı ve sözlü saldırılar peşpeşe gelir.

„Demokrasinin önemli bir aracı“ olarak kabul edilen seçimlerde de Dersimin aldığı ve alacağı tutum çok tartışılır. Dersimin dışından Dersimli için tavır/tercih belirlemeye çalışanlar çıkar. Eğer belirledikleri tercih onaylanmamışsa Dersim her türlü hakareti „haketmiştir“. Gelmiş-geçmiş bütün seçimlerde genellikle bilinçli tercihte bulunan Dersim’i, anlamaktan uzak akıldaneler; “kendi katilini sevmek”, „kendi katillerini seçmek, “Seyit Rıza’ya ihanet etmek” „Kemalist, vb. suçlamalarda bulunurlar, Dersim için.

Şimdi Dersim’den yine aykırı ses çıkmaya başladı. Dersim‘ in her karış toprağında yoldaşlarının ödediği ağır bedellerin izini gören, bu bedellerin yarattığı değerlerin somuta dönüşmesi için halkıyla beraber hareket eden, Dersimin kültürüne yakışır şekilde „birlikte hareket etmeye evet ama iradeye müdahaleye hayır“ anlayışıyla; sosyalist (toplumcu) halkçı belediyecilik projesiyle 31 Mart Yerel Seçimlerinde Dersim merkez ve bazı ilçelerinde adaylıklarını açıklayanlar çıktı. Ve hemen kılıçlar bilendi, „kalemler“ kin ve öfke silahları olmaya başladı. TC faşist diktatörlüğünün her türlü kirli savaş yöntemini kullanarak Dersimin bağrından söküp atamadığı „Domane Ma“ (çocuklarımız) yı, daha önce denendiği gibi; bazı dostlar, „Merkezi karar“la kendilerine yedeklemeye veya etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Dersim özgülünde dostlarına hoşgörü gösteremeyenler, Metropol kentlerde halk düşmanları için „fedakarlık“ yapıyor. „AKP ve Erdoğan’ı geriletme taktiği“ni savunduğunu iddia eden HDP’nin „evet ama yetmez“cileri; Kürt halkının muhafazakâr kesiminin CHP yerine AKP’ne oy vereceklerini hiç mi hesaba katmak istemiyorlar ya da bunu bilinçli olarak görmezden mi geliyorlar? Ki; CHP’ne veya İYİ Partiye oy verdirirken, Saadet Partisi lehine Urfa’da Büyükşehir belediye başkanlığı da dahil 4 adayını geri çekerken, hangi demokrasiye hizmet ediyor. Sosyalist adaylar yerine faşist partilerin adaylarını tercih eden anlayış; kime hizmet ediyor? Faşist diktatör Erdoğan’ın bütün savaş ve katliam plan ve uygulamalarına onay veren CHP, İYİ Parti ve SP’nin aklanması, halka sevdirilmesi ve yaptıklarının meşrulaştırılması anlamına gelmiyor mu?

Yıllardır Dersime tek tip, tek merkezci anlayış önünde diz çöktüremeyenler, şimdi kendilerinin önünde diz çökenlerle birlikte seferberlik ilan ettiler. Dersimin orijin yapısı, dışardan kendisine müdahale edenlere karşıdır, geçmiş tarihi incelendiğinde bu görülür. „Eğer dostumsan beni olduğum gibi kabul et, benim yaşamıma müdahale etme, sen pişman olursun“ mesajını tarihiyle yazmıştır, Dersim. Kabullendiğine, içselleştirdiğine bütün bedelleri göze alarak sahip çıkar. Bu nedenledir ki; faşist TC rejimi Dersimi içten vurmaya, her bir insanını bir başka insanına yabancılaştırma, güvenilmez hale getirme uğraşı içindedir. Bu kirli politikanın boşa çıkarılmasında önemli rol oynayan Ovacık ve Mazgirt deneyiminin taçlandırılmasını hedefleyen SMF (Sosyalist Meclisler Federasyonu ) Dersim Merkezi için Sayın Maçoğlu’nu aday gösterdikten sonra; hiç de siyasal olmayan ama çürümüş burjuva kültüründen beslenen saldırılara maruz kaldı. Halbuki çok siyasi ve ideolojik takınanlar, SMF’nin Yerel Belediyecilik programını hedef almalıydı. Ama bunu göremiyoruz. Buna cesaretlerinin olduğunu da sanmıyoruz. Çünkü SMF’nin savunduğu belediyecilikte; halkın kendi kendisini yönettiği, söz ve karar alma yetkisinin olduğu, bütün yapılan işlerin hesabının sorulabildiği, şeffaflığın (açıklık) egemen olduğu, halkın kendi ürettiklerini kendisinin satışa sunduğu kooperatif örgütlenmesinin geliştirildiği, yöreye ait olan doğal kaynakların halka satılmadığı, toplumsal, sosyal, kültürel ve ekolojik sorunların çözümünün halkla birlikte tartışılıp bulunduğu, kapitalist yaşama alternatif bşr toplumcu yaşamın inşaası hedeflenmektedir . Peki HDP ve O’nun bileşenlerinin savunduğu yerel yönetim anlayışı; kapitalist-emperyalist Avrupa devletlerinin kabul ettiği yerel yönetimler yasasının Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da uygulanması değil miydi?

Demokrasinin ve demokrasi için mücadelenin tek merkezi olarak kendini görenlerin, başkalarına demokratik davranması beklenemez ve bunların demokrasisi , farklılıkları tanımak yerine; inkar ve imhayı tercih eden sisteminkinden öz itibarıyla farklı olmayacaktır. Ama biz, ulusal hareketlerin karekterini, yaşayabileceği değişimlerin farkındayız. Bu nedenledir ki; ulusal hareketlerin demokratik ve meşru mücadelelerini desteklerken; O’nun, düşmanları /düşmanlarımızla uzlaşmaya girebileceklerini, gelişebilecek devrim mücadelesinin karşısında yeralabileceklerini de hesaba katarız. Ulusal hareketlerin mücadelesinin başarıyı yakalayabilmesinin de, ezilen halkların demokrasi ve sosyalizm için yürüttüğü mücadeleyle kuracakları ittifaktan geçtiğini de hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Dersim özgülünde sosyalistlere karşı Haçlı seferi açan dostlarımıza çağrımız: Biz Bize dost olabiliriz, düşmanlarımız bize ve size dost olmaz, gelin omuz verin Ovacık ve Mazgirt örneklerini büyütelim/çoğaltalım. Düşmanlarımızın birbirleriyle olan dalaşlarına koltuk değneği olmayın. Kurtuluş, AKP-MHP ittifakı ya da CHP, İYİ Parti, SP gibi benzeri faşist partilerin „çözümleri“nde değil, halkçı-sosyalist çözümdedir.

Dersim ve Dersimle bütünleşen Kaypakkaya düşüncesinin neferleri, her zaman olduğu gibi; düşmanlarına karşı ortak mücadele için her türlü özveriyi gösterdikleri gibi; dik ve onurlu duruşlarını da sürdüreceklerdir. Dersim kimsenin önünde diz çökmeyecektir.

Domane Ma Zane kı; na raye zaf çetına, ama yi netersené.

Kazanan halk olacaktır.

adhk tarafından

Tecrite Karşı Yaşam Platformu; 2 Mart’ta Köln’de buluşalım!

Şubat 27, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK ve ADKH’nin de içinde yer aldığı Tecrite Karşı Yaşam Platformu, 2 Mart Cumartesi günü saat 11.00’de Köln Deutzer Werft’te yapacağı yürüyüş ve mitinge katılım çağrısı yaptı

“Kim ne yapacaksa şimdi yapmalıdır.” Leyla Güven ve Arkadaşlarının Açlık Grevi Direnişlerini Sahiplenelim!

KÖLN (27-02-2019) Leyla Güven’in 7 Kasım 2018 tarihinde başlattığı süresiz açlık grevi 111 günü geride bırakırken, Nasır Yağız’ın 21 Kasım 2018 tarihinde başlattığı açlık grevi 100. gününe yaklaşmaktadır. Keza hapishanelerde yüzlerce tutsağın, Strasburg’da KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’un da aralarında olduğu Kürt siyasetçilerin 17 Aralık 2018 tarihinde başlattıkları açlık grevi de 70’li günlerde sürmektedir.

Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik 1999’da düzenlenen uluslararası komplo ve ardından 2015’ten bu yana uygulanan ağır tecrit karşısında HDP Hakkâri milletvekili Leyla Güvenin başlattığı, ardından Hewlêr, hapishaneler, Strasburg, Galler, Kanada, Hollanda, Almanya (Duisburg, Nürnberg ve Kassel), Avusturya ve İsviçre’de başlayan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri dünyanın dört bir yanına yayılmaktadır.

Sürdürülen bu direnişe karşı Avrupa hükümetleri sessizliğini korumaya devam ediyor. Tüm çabalara rağmen hiç bir ülke parlamentosu bu sorunu gündemine alıp tartışmamıştır. Alman hükümetinin “basından öğrendik” gibi gayri ciddi yaklaşımı, Avrupa’nın iki yüzlü tutumunu açıkça göstermektedir. Kendi çıkarlarına olduğunda insan hakları ve demokrasiden dem vuran, açıklamalar yapan bu hükümetler, hemen yanı başlarında; kimi açlık grevlerinin ve eylemlerin kendi ülkelerinde olmasına karşın sesiz kalmaları AKP diktatörlüğüne verilen destektir.

Leyla Güven’in başlattığı direnişi büyütmek için 2 Martta Köln yürüyüşüne katılalım!

Leyla Güven’in kararlılıkla sürdürdüğü açlık grevi kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Aynı şekilde Nasır Yağız ve Strasburg’daki direnişçilerin durumu da giderek ağırlaşmaktadır. Hayati tehlikenin giderek arttığı bu koşullarda beklemek, Leyla Güven ve arkadaşlarının ölümüne seyirci kalmaktır. Mehmet Tunç’un katledilmeden önceki çağrısı olan “kim ne yapacaksa şimdi yapmalıdır” şiarıyla direnişi sahiplenelim!

Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini sahiplenmek için “Avrupa Tecrite Karşı Yaşam Platformu” olarak 2 Mart Cumartesi günü saat 11.00’de Köln Deutzer Werft’te yapacağımız Almanya merkezi yürüyüş ve mitingine herkesi katılmaya, direnişe omuz vermeye çağırıyoruz.

Tecriti kıralım, faşizmi yıkalım!

Leyla Güven ve arkadaşlarını yaşatalım!

Avrupa Tecrite Karşı Yaşam Platformu

adhk tarafından

HDP’li eski bakan Doğan’dan Ayhan Bilgen’e ‘Maçoğlu’ eleştirisi: Siyasi hafiflik yapmayın

Şubat 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP Grup Başkanvekili olan Kars Milletvekili ve Kars Belediye Başkan adayı Ayhan Bilgen’in, Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın TKP listesinden Dersim Belediye Başkanlığı’na aday gösterdiği Fatih Mehmet Maçoğlu’nu hedef alan sözlerine, eski HDP’li Müslüm Doğan’dan tepki geldi

HABER MERKEZİ (26-02-2019) 31 Mart seçimlerinde Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın TKP listesinden Dersim (Tunceli) Belediye Başkanlığı’na aday gösterdiği Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, HDP Grup Başkanvekili olan Kars Milletvekili ve Kars Belediye Başkan adayı Ayhan Bilgen tarafından hedef alınmış, Maçoğlu’nun adaylığının “başkalarının işine geldiğini”, bu yüzden şirinleştirildiğini ve herkesin ülkede kendisini bu kadar kolay komünist diye tarif edemediğini ileri sürmüştü.

Bilgen, Maçoğlu’na ilişkin “proje” derken, havuz medyasının Maçoğlu’na yer verdiğini iddia etmişti.

Bu sözlere ilişkin sosyal medyadan açıklamada bulunan HDP’nin 25 ve 26. dönem İzmir Milletvekili ve eski Kalkınma Bakanı Müslüm Doğan, “Komünist aday için hemen ‘kimin projesi olduğunu biliyoruz.’ Ne demek bu? Dün desteklediğinizi bu gün desteklemeyebilirsiniz ama siyasi hafiflik yapmadan!” dedi.

adhk tarafından

Açlık grevleri yayılıyor: 1 Mart’ta bütün hapishanelerde ki tutsaklar açlık grevine başlıyor

Şubat 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Hapishanelerdeki PKK’li ve PAJK’lı tutuklular adına Deniz Kaya’dan açlık grevlerine ilişkin bir açıklama geldi Kaya, süresiz dönüşümsüz açlık grevi eyleminin 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayılacağını duyurdu

HABER MERKEZİ (26-02-2019) PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle başlatılan açlık grevleri sürüyor. DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in yanı sıra 67 farklı cezaevinde kalan 331 tutuklu ve hükümlü açlık grevini sürdürürken, Hewlêr, Strasburg ve Galler’de başlatılan eylemler de devam ediyor.

Hükümet tarafından açlık grevleri ile ilgili adım atılmazken  PKK’li ve PAJK’lı tutuklular adına açıklama yapan Deniz Kaya, Hükümetin Öcalan’a yönelik tecrit konusunda adım atmaması nedeniyle başlatılan açlık grevi eylemlerinin 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayılacağını duyurdu.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre 1 Mart’ta tüm cezaevlerinde başlayacak eylemin Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit kaldırılana kadar devam edeceklerini belirten Kaya, kendilerini süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eyleminden Öcalan dışında kimsenin vazgeçiremeyeceğini belirtti. Kaya, “Önderliğimiz üzerindeki tecrit devam ettikçe, direnişimiz devam edecektir. Bu minvalde tüm demokrasi savunucularına, aydın, yazar, akademisyenlere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrımızdır; yükselen direnişimize ses olun. Herkesi tecridi kırmak için direnmeye çağırıyoruz” dedi.

adhk tarafından

Devirmci Demokratik Yerel Yönetimler-Avrupa Seçim Komsiyonu; Frankfurt’ta kitle toplantısı gerçekleştirdi

Şubat 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Seçim Komisyonu Almanya’nın Frankfurt şehrinde çeşitli Kurumların da katıldığı halk Toplantısı ile Avrupa’daki seçim çalışmalarının startını vererek çalışmalarına başladı

Frankfurt (26-02-2019) Toplantının gündemlerine bağlı olarak, yerel yönetimlerin önemi üzerine doyurucu kapsamlı sunumlar yapıldı. “Söz-Yetki-Karar Dersim Halkına” sloganı ile şekillenen Devrimci, Halkçı Yerel yönetimler anlayışının mevcut sistemden köklü kopuşu üzerinde durularak, 31 Mart yerel seçimleri ve politikamız üzerinde değerlendirmeler yapıldı.

Diğer Dost Devrimci güçler ile ittifak politikalarına ve neden ayrı düşüldüğünde ilişkin yürütülen süreç ile ilgili kapsamlı açıklamalar yapıldı. Yerel seçimler ile parlamento seçimleri arasındaki fark değerlendirme ve kıyaslama yapılarak; yerel yönetim seçimlerinin, bire bir halkla karṣı karṣıya gelen yöneticilerin seçilmesini saḡladıḡı için önemli olduḡu, halkın yönetime ortak edilmesinde ve halkın bizzat kendi kendisini yönetmeyi öḡrenmesinde çok önemli bir rol oynadıḡı, Yerel yönetimlerde, halkın kendi yöneticilerini bizzat kendilerinin seçtiḡi ve aynı zamanda hizmet süresi boyunca denetleyebileceḡi, iyi veya kötü olup-olmadıḡına dair deḡerlendirmelerini yapıp yönetime yansıtabileceḡi alanlar olduğunun altı çizilerek, buralarda kitlelerin, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal sorunlarının halkla birlikte tartıṣılarak ortak kararların alınabileceḡi alanlar olması, dolayısıyla toplumsal deḡiṣimlerin yaṣanmasında önemli bir rol oynama potansiyeli barındırması bakımından da önemli olduğunun altı önemle çizildi.

Sosyalist yerel yönetimlerde, Belediye Başkanları sadece birer organizatör olup, Halk Meclislerine tabidirler. Kararlar Halk Meclis’lerinde alınarak, halk doğrudan yönetime katılmakta ve söz sahibi olmaktadır. Özellikle de DERSİM özgülünde Daha önce Hozat, Mazgirt, geçen dönem ise Ovacıkta uygulanan model bunun en somut örnekleri olarak teveccüh görmektedir denilerek sunum devam ettirildi.

Devamında; Seçim Komisyonunun kuruluş amacı ve yürüteceği çalışmalar hakkında bilgilendirme yapılarak, Avrupa’da yapılacak olan siyasal tanıtım kampanyaları, halk toplantıları, paneller vb ve medya çalışmalarına yönelik planlamalar paylaşılarak toplantı sonuçlandırıldı.

Devrimci Demokratik Yerel Yönetimler-Avrupa Seçim Komisyonu

adhk tarafından

Siyasal süreç, ittifak ve Ziya Ulusoy – Fetih Koç

Şubat 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Fetih Koç  (24-02-2019) Ziya Ulusoy Dersimdeki itifak görüşmelerinden ve kurumların tutumlarından bihaber olamaz Haberi olduğu halde sosyalistlere böyle atıfta bulunması siyasal çıkmazlığın sonucudur Aynı zamanda bir çizgi sornudur

Dersim özgülün de sosyalistlere karşı “kırmızı çizgilerimiz var ve tartıştırmayız.” diyen HDP, görüyoruzki beyaz çizgileri bile yokmuş.

Ziya Ulusoy’a atfen yazıyorum. Kendisini, Türkiye Kuzey Kürdistan devrimci hareketin bildiği tanıdık bir isimdir.

“Yerel Seçimde Hangi Görüş Açısıyla” kaleme aldığı makelesi, Etha ve Özgür Politika gazetesinde yer aldı.

Seçimlerle ilgili görüş bildiriminde hazin bir durum yaşadığı açık ortada.

“Öte yandan faşizme karşı mücadele, hem tüm halk güçlerinin demokratik birleşik mücadelesi olarak yürütülmeli hem de burjuva kliklerin iktidar dalaşından bağımsızlığını titizlikle ve kararlılıkla korumalıdır.” diye aktarmış. İyi-güzel ama bileşeni olduğu itifak blok bunun neresinde?

Faşizme karşı ortak mücadeleyi koruyalım, ama nasıl? Ziya Ulusoy’un belirttiği gibimi? Tabiki hayır. Ziya Ulusoy HDP’nin AKP-MHP ”cumhur” itifakına karşı, CHP-İYİ Parti’nin ”millet” itifakına verdiği açık desteğine hiç değinmeden, sadece üste aktardığım bir tespitini satırlar arasına sıkıla sıkıla yerleştirmiş. Oysa, HDP bu yerel seçimlerde kırk dokuz (49) ilde aday çıkarmıyarak faşist CHP-İYİ Parti blokuna adı konulmamış bir destek vermektedir. HDP’nin içine düştüğü bu durumu görmemezlikten gelirken, bunu suçunu ve günahını yine kendileriyle bu süreçte aynı kulvarda yürümiyen sosyalistlere yüklemekte. Ziya Ulusoy ideolojik ve ortağı olduğu HDP’nin duruşuna göre politika belirtiyor. Yanıldığını çok iyi biliyor ama yapacağı bir manevrası yok. Aktaralım!

”Öncelikle, anti-faşist mücadele, aynı zamanda kapitalizme karşı mücadeledir. Anti-faşist mücadele sürecinde, sermayenin en gerici kesimine, okun sivri ucunu doğrultmak, sermayenin iktidara hakim olmayan siyasal temsiliyle mücadele edilmeyeceği anlamına gelmez. Bu tamamıyla somut durumun ortaya çıkardığı devrimci taktik meselesidir. Çelişki ve çatışmada esas yönü teşkil eden gericiliğe yönelmek, diğer gerici kesimlerle mücadeleyi ortadan kaldırmaz. Faşist iktidarı geriletme mücadelesi, son tahlilde burjuva kapitalist sistemin tüm gerici çarklarını kırdığı oranda, tarihsel rolünü oynayacaktır. Aksi bir tutum, bir burjuva kliğe karşı, başka bir burjuva kliğe alan açmaya hizmet eder ki, buda anti-faşist mücadeleyi, kapitalizme karşı mücadele çizgisinden uzaklaştırır.” (Gazete Patika-Perspektif) Ziya Ulusoy’a Gazete Patika da ”Faşizme Karşı Mücadele ve İttifaklar Üzerine” adlı makaleyi okumasını öneririm.

Devamla ne diyor Ziya Ulusoy ”Oysa işçi sınıfı ve halklarımız adına hareket eden her güç, Erdoğan faşizminin bizim cephe için öngördüğü saldırı ve tasfiye stratejisine karşı esas olan alanlardaki mücadeleye tabi kılmak gerektiği açık değil mi? Açık ve bu hedefe bağlılık belediye seçimlerinde demokratik devrimci güçler arasında anlaşmalarda esnek davranmayı gerektirir.” Dersimde, sizin de bileşeni olduğunuz HDP’den biz esnekliği göremedik. Kırmızı çizgilerini öne sürdüler. Ama görüldükü çizgiyle alakalı bir durumları yokmuş. Yinede dostlarımızın düştüğü bu durumu anlamaktayız ve kendileriyle ideolojik mücadelemizi sördüreceğiz.

Dersim özgülünde sosyalistlere karşı hiç esnek olmayan bir HDP var. Esneklik karşılıklı olur. Ve karşılıklı tavizler vererek itifaklar kurulur. Yazar, HDP’ye hiç dokunmadan okun ucuna SMF’yi koyması içine düştüğü siyasal politik konjöktürden kaynaklıdır. Oysa, yazar devrimci kurumların ortak itifaklar oluşmasında deneyimlidir. Ve nasıl olacağı konusunda da bilgi ve tecrübe sahibidir. Ama bilgi ve tecrübe tek başına yeterli değidir. Esasen ideolojik bir çizgi sornudur. Sorun ideolojiktir.

Bugün, yerel seçimler özgülünde devletin faşist partiler arasındaki iki blok şeklinde ayrılması onların faşist devletçi özünü değiştirmez ve AKP-MHP gericiliğne karşı CHP-İYİ Parti gerci faşist blok ezilen halklara tercih edilmez. Yine bir aktarımla Ziya Ulusoy’un çokça dillendirdiği tek yanlı faşizmi geriletmeye iyi bir cevap olacaktır.

“Öncelikle, anti-faşist mücadele, aynı zamanda kapitalizme karşı mücadeledir. Anti-faşist mücadele sürecinde, sermayenin en gerici kesimine, okun sivri ucunu doğrultmak, sermayenin iktidara hakim olmayan siyasal temsiliyle mücadele edilmeyeceği anlamına gelmez. Bu tamamıyla somut durumun ortaya çıkardığı devrimci taktik meselesidir. Çelişki ve çatışmada esas yönü teşkil eden gericiliğe yönelmek, diğer gerici kesimlerle mücadeleyi ortadan kaldırmaz. Faşist iktidarı geriletme mücadelesi, son tahlilde burjuva kapitalist sistemin tüm gerici çarklarını kırdığı oranda, tarihsel rolünü oynayacaktır. Aksi bir tutum, bir burjuva kliğe karşı, başka bir burjuva kliğe alan açmaya hizmet eder ki, buda anti-faşist mücadeleyi, kapitalizme karşı mücadele çizgisinden uzaklaştırır.” (Gazete Patika Perspektif)

Kemalizmin kanlı tarihin en sıradan bir demokrat bilirken, Ziya Ulusoy bunu es geçmesi ve HDP’nin kırk dokuz (49) ilde aday çıkarmayıp, özelde kendi tabanını geneldeyse tüm devrimci-demokrat kesimi faşist blok CHP-İYİ Parti itifakına yönlendirmesi ve bu bloktan “demokrasi” medet umması tam bir sefilliktir.

Ziya Ulusoy yazısını şu paragrafla sonlandırıyor. “Henüz zaman varken yeniden demokratik devrimci güç birliğine katılmak, anlaşmada esnek davranmak Erdoğan faşizmine karşı mücadele yoldaşlığının gereğidir. SMF’den beklenen bu olmalıdır.” Yani, yazar kendisinden bir beklentisi yok. SMF’nin son kerteye kadar çok esnek davrandığını HDP de, yazarda çok iyi bilmektedir ve haberdardır. Ama kendisinden ve bileşeni olduğu HDP’den bir umudu ve beklentisi olmayınca SMF’den beklemsi elbette anlaşır bir durumdur. Ama, Ziya Ulusoy bilirki SMF ilkeler üzerinden itifaklar kurar. Bu da SMF’nin bağımsız bir siyasi kurum oluşundan kaynaklıdır. İdeolojik dokusu tarihidir. Tarihsel sürecine ve geçmişine sahip çıkmayan geleceği de yaratamaz.

Ziya Ulusoy çok birliktelik istiyorsa, ki birlikteliğ (ilkeli eylem birliği))  batıda düzen partilerine alan açan HDP ve onun bileşenleri, Dersimde de sosyalistlere zaman geçmeden esnek davranıp bir fiil katılmalılar. Doğru olan ve halkında beklentisi sosylaistlerle birlikte süreci omuzlamaktır. Oysa, yazar bu çağrıyı Dersimde oluşturulan “Güç Birliği”ne yapması doğru olurdu.

Son olarak yine Gazete Patika perspektif makelesinden buraya konuyu bağlama ve Ziya Ulusoy meseleyi anlaması açısından öğretici olduğu için aktararak bitiriyorum.

“Şu bir gerçektir. Genel seçimler veya yerel seçimlere ilişkin politika taktik alanına dair bir politikadır. Bu, her iki taktik politika arasında önemli farkların olmadığı anlamına gelmez. Genel seçimlerde siyasetimiz, genel A/P ile sistemi teşhir etmek, kitleleri sistem partilerinin yedeğinden çıkarmak, sosyalizm ve devrim fikrini en geniş kesimlere ulaştırmak, ezilen ulus-inanç ve sömürülen kesimlerin mevcut devrimci kurumlarıyla en geniş çerçevede ortaklaşmak gibi genel bir taktik üzerinden şekillenirken, yerel seçimlerde, “sosyalist halkçı yerel yönetimleri” yaygınlaştırma siyaseti ile yer almaktayız. Yani yerel yönetimlere ilişkin bir programla kitlelerin karşısına çıkmaktayız. Bunun anlamı açıktır. Bu bazı anlayışların içini boşaltarak ifade ettiği gibi, yerel yönetimler üzerinden, sosyalist-komünist adaylarla kazandığımız bölgelerde, sosyalizmi uygulayacağız demek değildir.”

Meselenin özü budur!

adhk tarafından

Zurich’de Açlık Grevleriyle dayanışma yürüyüşü gerçekleştirildi

Şubat 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İsviçre Açlık Grevleriyle Dayanışma Platformu öncülüğünde Zürih’te merkezi yürüyüş gerçekleştirildi

Zurich (24-02-2019) İsviçre Zürich de Leyla Güven öncülüğünde başta cezaevleri olmak üzere birçok merkezde devam eden açlık grevi direnişlerine destek vermek amacıyla İsviçre Açlık Grevleriyle Dayanışma Platformu öncülüğünde Zürih’te merkezi yürüyüş gerçekleştirildi.

Helvetıaplatz da faşizme karşı omuz omuza, yaşasın devrimci dayanışma Leyla Güven tüm tutsakların talebleri ve açlık grevcilerin talebleri kabul edilsin pankartları arkasında bir araya gelen ADHK’nın yer aldığı devrimcı demokratik, sosyalist kurumların yeraldığı yürüyüş de

Açlık grevlerinin geldiği aşamaya dikkat çekilen yürüyüşte, Türk devleti ve Erdoğan’a karşı öfke hakimdi. Sık sık “Terörist Erdoğan”, “Katil Erdoğan” sloganlarının da atıldığı yürüyüşte, bu süreçte direnişi daha yükseltmesi gerektiğine vurgu yapılarak yürüyüş sonlandı.

adhk tarafından

Avrupa’da “Tecrite Karşı Yaşamı Savunalım Platformu” kuruldu

Şubat 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

21 Şubat’da Almanya’nın Dortmund kentinde, kitle örgütleri, partiler, aydın, siyasetçi ve huhukçular, tecridin kaldırılması ve açlık grevindeki eylemcilerle dayanışmayı yükseltmek için, Tecrite Karşı Yaşamı Savunalım Platformunu kurdular ADHK ve ADKH’de bu platform içinde yer almaktadır.

Tecrite Karşı Yaşamı Savunalım Platformunun Açıklaması;

Tecrite Karşı Yaşamı Savunalım!

Leyla Güven ve Arkadaşlarının Açlık Grevi Direnişlerini Sahiplenelim!

Faşist AKP-MHP ittifakının temsilciliğini yaptığı Türk devleti, halklara savaşı, yoksulluğu, köleliği dayatarak, her türlü baskı, yasak terörü uygulamaktadır. Kadın cinayetleri, işçi katliamları, akademisyenlerin savaşa hayır dediği için işten atılmaları, halkların iradesini yok sayan seçilmişlerin zindanlara atılması, belediyelere kayyumların atanması, gençliği köleleştirme ve zindanlara doldurmasıyla âdeta ülkeyi açık bir hapishaneye çevirmiş durumdadır. Rojava devrimi ve kazanımlarını yok etmek ve tüm toplumu sindirmek, teslim almak için saldırılarını artırmaktadır. Cizre, Silopi, Sur, Lice, Nusaybin, İdil, Yüksekova, Varto, Sason’da şehirleri insanlarla birlikte yerle bir eden, insanları bodrumlarda diri diri yakan bu faşist sistem, ardından Efrin işgaliyle Rojava devrimini yok etmeye yöneldi.

Yaşadığı ekonomik-siyasal krizi çözemeyen Türk devleti, Kürt halkına karşı başlattığı savaşı sürdürebilmek, içinde olduğu çıkmaz ve çöküntüyü perdelemek için ırkçı -şovenizmi körüklemektedir.

Bu saldırılara karşı toplumsal mücadele de gelişmektedir. Bunun bir parçası olarak; Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik 1999’da düzenlenen uluslararası komplo ve ardından 2015’ten bu yana uygulanan ağır tecrit karşısında HDP Hakkâri milletvekili Leyla Güvenin başlattığı, ardından Hewlêr, hapishaneler, Strasburg, Galler, Kanada, Hollanda, Almanya (Duisburg, Nürnberg ve Kassel), Avusturya ve İsviçre’de başlayan süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri dünyanın dört bir yanına yayılmaktadır.

Leyla Güven’in 7 Kasım 2018 tarihinde başlattığı süresiz açlık grevi 100. günleri geride bırakırken, Nasır Yağız’ın 21 Kasım 2018 tarihinde başlattığı açlık grevi 100. gününe yaklaşmaktadır. Keza hapishanelerde yüzlerce tutsağın, Strasburg’da KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç’un da aralarında olduğu Kürt siyasetçilerin 17 Aralık 2018 tarihinde başlattıkları açlık grevi de 70’li günlere girmektedir.

Avrupa’daki demokratik kurum ve kişiler bugüne kadar çeşitli eylemliklerle tecrite karşı bu haklı direnişi sahiplendiler. Ancak gelinen aşamada bu sahiplenme yetersiz kalmaktadır. Direnişin Avrupa’daki toplumsal muhalefetin desteğini alması, taleplerin kabul edilmesi için birleşik mücadeleyi geliştirmek temel hedefimizdir.

Bu hedef doğrultusunda 21 Şubat’ta Almanya’nın Dortmund kentinde bir araya gelen Türkiye ve Kürdistanlı demokratik kurum ve inisiyatifler, sürgündeki siyasetçiler, akademisyenler, hukukçular, Asuri-Süryani, Ermeni ve Laz haklarından temsilciler, Aleviler, kadın ve gençlik hareketleri olarak ‘’Avrupa Tecrite Karşı Yaşam Platformu’’nu kurmuş bulunuyoruz.

Platform olarak herkesi güçlü bir şekilde bu sürece katılmaya, faşizme karşı mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Tecridin kırılması, faşizmin yıkılması şiarıyla faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek temel görevimiz olduğunun bilinciyle gücümüzü seferber etmeliyiz. Faşizme ve tecrite karşı olan her kurum ve kişiyi, Leyla Güven ve arkadaşlarını yaşatmak için platformumuza katılmaya davet ediyoruz.

Platformumuz kendi içinde işbölümü gerçekleştirerek bir eylem planı çıkarmıştır. Somut olarak 2 Mart’ta Köln’de Almanya merkezli bir yürüyüş ve miting, yine Mart ayı içerisinde Avrupa’nın birçok merkezinde çadır eylemleri, Berlin’de 14-15 Mart’ta bin kişiyle 24 saat kesintisiz sürecek bir protesto eylemi düzenleyecektir. Ayrıca diplomasi, hukuk ve basın komisyonumuz uluslararası tanınmış şahsiyetlerle, kurumlarla, medya kuruluşlarıyla, siyaset çevreleriyle, parlamentolarla görüşmeler gerçekleştirerek, ölümler yaşanmadan tecrite son verilmesi için girişimlerde bulunmaları istenecektir.

Tecriti kıralım, faşizmi yıkalım!

Leyla Güven ve arkadaşlarını yaşatalım!

Avrupa Tecrite Karşı Yaşam Platformu

22.02.2019

Platformu oluşturan kişi ve kurumlar:

KCDK-E

NAV-DEM

ATİK

SYKP

AABF

AvEG-KON

SKB

YOUNG STRUGGLE

ADHK

ADKH

ADEF

PARTİZAN

YEŞİL SOL

HDP

HDK ALMANYA

TJK-E

ANATOLYA NAVİN

KÜRECİK İNİSİYATİFİ

DEVRİMCİ PARTİ

MARAŞ GİRİŞİMİ

FEDA

KURD AKAD

KARAKOÇAN İNİSİYATİFİ

DERSİMİ YENİDEN İNŞA PLATFORMU

LAZ İNİSİYATİFİ

ASURİ-SÜRYANİ

HDP MİLLETVEKİLLERİ

ERTUĞRUL KÜRKÇÜ

NURSEL AYDOĞAN

BESİME KONCA

HASİP KAPLAN

AHMET YILDIRIM

HAYKO BAĞDAT

NAZAN ÜSTUNDAĞ

ÇETİN GÜRER

DTK-HATİP DİCLE

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen Murat Yıldız için adalet istedi

Şubat 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri 726’ncı haftada 24 yıl önce gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu

HABER MERKEZİ (23-02-2019) Kayıplarla buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda toplanmalarına 27 haftadır izin verilmeyen Cumartesi Anneleri, 726. haftalarında da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi. Polis ablukasında gerçekleştirilen eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra, hak savunucuları, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya ve Zeynel Özen ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı. Cumartesi Anneleri 726. hafta eyleminde, 24 yıl önce gözaltında kaybedilen Murat Yıldız için adalet talep etti. Bu haftaki eylemde, 6 yıl önce hayatını kaybeden kayıp yakınlarından Berfo Ana da anıldı.

‘Etkin soruşturma yürütülmedi’

İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplar Komisyonundan Sebla Arcan, Murat Yıldız’ın gözaltına alınma ve kaybedilme sürecini anlattı:

“19 yaşındaki Murat Yıldız İzmir’de annesi ile birlikte yaşıyordu. Bir kafede otururken çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaştığı için polis tarafından aranmaya başladı. Annesi Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine Hanife Yıldız avukatı ve yeğeniyle birlikte tek çocuğu olan Murat’ı 23 Şubat 1995’te İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ndeki Komiser Ramazan Kaya ve polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim etti. Murat eve dönmeyince Karakola giden annesine silahı bulmak için Murat’ı İstanbul’a götürürken feribottan atlayıp yüzerek kaçtığı söylendi. Murat’tan bir daha haber alınamadı.”

Arcan, anne Hanife Yıldız’ın tüm yasal yolları kullanıp, her yerde oğlunu aramasına rağmen bugüne kadar, etkin bir soruşturma ve ceza adaletini sağlayacak bir yargılama yapılmadığına dikkat çekti.

Savcı, ‘öldüğünü kabul edin dosyayı kapatalım’

Murat Yıldız’ın avukatı Gülseren Yoleri de, Murat Yıldız’ın zorla kaybedilmesinin ardından yürütülen hukuki sürece ilişkin bilgi verdi. Yoleri, anne Hanife Yıldız’ın çabaları sonucu Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığını ve beş yıl süren yargılama sonunda polislere “görevi ihmal”den komik bir para cezası verildiğini söyledi. Yoleri, Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen, polislerin beyanını esas alarak karar veren aynı mahkemenin 2007’de, polislerin görevi ihmalden aldığı ceza ile ilgili davanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verdiğini kaydetti.

2015’te Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat Yıldız için yeniden soruşturma açılmasını talep eden Yoleri, gelişen süreci şöyle özetledi:

“Savcılığa başvurumuzda Murat Yıldız’ın daha ilk günden kaybedilmeye çalışıldığını gördük. Savcılık kaydında, Murat hakkında intihar kaydı düşülmüş ve dosya daha o gün kapatılmıştı. Yeniden soruşturma talebimizde önceki dosyaların da değerlendirilmesini talep ettik. Önce arıyoruz dediler, sonra imha edilen liste var oraya bakalım dediler; baktılar yok dediler. Israrımız sonunda daha önce yok denilen dosyalar, imha edilen dosyaların arasına girmiş oldu. Israrımızla soruşturma açıldı ama etkin soruşturma yapılmadan zamanaşımı nedeniyle takipsizlik verildi. Savcı Murat’ın ailesine ve avukatlarına ‘öldüğünü kabul edin dosyayı kapatalım’ dedi. Biz kabul etmedik fakat savcı yetkisi olmadan kendisi başvurdu. Bunu engelledik ama dosyaya takipsizlik vermesini engelleyemedik. Dosya 12 Ekim 2018’den bu yana Anayasa Mahkemesi önünde. Karar olumsuz olursa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülecek.”

‘Oğlumun yaşam hakkı benim annelik hakkım elimden alındı’

Murat Yıldız’ın Annesi Hanife Yıldız, “Ben o zamanlar demek ki adalete çok güvenmişim; 4 ay yatıp askere gidecek diye düşünmüşüm. Ne yazık ki oğlumun yaşama hakkı, benim annelik hakkım elimden alındı. 23 yıldır kayıplarımızın akıbeti açıklanmadı. Bir cenaze yerde ya üç gün ya da bir hafta bekletilir. Biz 23 yıldır toprağa veremedik kayıplarımızı. Ne yas, ne gözyaşı bitiyor 23 yıldır. Kendi yaptığım yanlışın öfkesinde ve isyanındayım. Ben isyan edince ‘şov yapma’ diyor insanlığını kaybedenler. Komiser Ramazan Kaya odasına aldı insan dolandırır gibi beni dolandırdı. ‘Oğluna silah verilmiş gelsin teslim olsun. Devletin kolu uzundur’ dedi. Ben de oğluma gel ifadeni ver rahat edelim, dedim. Devletin uzun kolu bir hafta da olsa arasaydı ben bugün oğlumun kabri başındaydım. Bize karşı işlenen suçlar suç sayılmıyor. ‘Hırsızımızı, tacizcimi yedirmeyiz’ diyorlar” dedi. Anne Yıldız, konuşmasında Berfo Anayı da andı:

“Merak etme Berfo Ana, Galatasaray’ın önünde değiliz ama halen hak arama peşindeyiz.”

‘Anaları sıkıştırıp katilleri koruyorsunuz’

Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi, Berfo Ananın kızı Fatma Kırbayır ise şöyle konuştu:

“Kardeşimi öldürdün, annemi toprağa verirken söz verdin kayıplarınızı bulacağım diye Cumhurbaşkanı. Nerdesin? Benim kardeşim nerede? Cemil Kırbayır’ı da Cemal Kaşıkçı gibi yakıp nereye attınız? Ben anama söz verdim, kardeşimi istiyorum. Meydanlarda anamın yaşı var. ‘Oğlumun mezarını bulmadan beni mezara koymayın’ diyen anamın mezarına gidemiyorum. Benim kardeşim milletini seviyordu, siz terörist diye ilan ediyorsunuz. Bize ne zaman sahip çıkacaksın Cumhurbaşkanı? Vicdanınız varsa bu anaların sorunlarını çözün, kayıplarımızı bulun. Meydanı bile bize çok gördünüz. Anaları sıkıştırıp katilleri koruyorsunuz.”

adhk tarafından

66. Gününde Strasbourg’da süren açlık grevini MKP ziyaret ederek destekte bulundu

Şubat 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Açlık grevindeki direnişçileri temsilen  Mustafa Sarıkaya ile görüşen MKP  heyeti, Kürt halkının meşru demokratik mücadelesine, kazanılmış halklarına vurulmak istenen  prangaya karşı gösterilen bu devrimci duruşun yanında olduklarını, devrim mücadelesinde stratejik ortak olarak değerlendirdiği, Kürt ulusal hareketinin bu mücadelesini sahiplenip ve selamladıklarını  belirterek, yüklendikleri rolün önemini vurguladılar

Strasbourg (21-02-2019) MKP Heyeti Kürt Devrimcilerinin, Leyla Güven özgülündeki Kürt kadının direnişdeki kararlı tutumunu  ve Direnişin Türkiye Kuzey Kürdistan ve Uluslararası alanda da yaratığı olumlu etki, direnişin daha  şimdiden kazanıldığı beyan etmektedir.

Açlık grevindeki Kürt ulusunun temsilci neferlerinin  direniş  noktasındaki kararlılıkları, moral ve motivasyonlarının yüksek düzeydeki varlığı, direnişin şimdiden  kazanıldığını göstermektedir. Açlık grevindeki direnişçileri temsilen  Mustafa Sarıkaya ile görüşen MKP  heyeti, Kürt halkının meşru demokratik mücadelesine, kazanılmış halklarına vurulmak istenen  prangaya karşı gösterilen bu devrimci duruşun yanında olduklarını, devrim mücadelesinde stratejik ortak olarak değerlendirdiği, Kürt ulusal hareketinin bu mücadelesini sahiplenip ve selamladıklarını  belirterek, yüklendikleri rolün önemini vurguladılar.

MKP heyeti adına yapılan konuşmada“… Faşizm  her yönden kuşatmaya çalışmaktadır. Türkiye-kuzey kürdistan, medya savunma alanları, Rojava kuşatılmaya-tecrit altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu kuşatmaya karşı gösterilen direnişte gerilla her zaman stratejik bir yere sahiptir ve her dönem öncülük misyonunu oynamıştır ve oynamaya devam etmektedir.  Şimdi ise, içinde bulunduğumuz süreçte sizler bu öncülüğe soyundunuz. Leyla Güven bu direnişin öncüsü olarak öne çıktı ve açlık grevindeki sizleri ve biz diğerlerini harekete geçirdi, bunu daha ileri taşımak, tecriti kırmak ve faşizmi geriletmek şimdi bizlerin omuzundadır. Bu göreve sahip çıkmalı ve yeni mücadele araçları-yöntemleriyle sürece cevap olabilmeliyiz. Bu direniş, devrimcidir, talepleri meşrudur haklıdır.  MKP adına, MKP’nin tüm taraftarları adına bu direnişi selamlıyor ve sahipleniyoruz. …Türkiye-Kuzey kürdistandaki, medya savunma alanlarındaki, Rojavadaki yürekler sizinledir” denilerek faşizme karşı mücadelede diğer alanların bu direnişle olan bağı dile getirildi.

Mücadelenin geliştirilmesi ve direnişin yaygınlaştırılması noktasında atılan adımların, oluşturulan yeni mücadele araçlarının  sahiplenilip ileri taşınması noktasında, Birleşik mücadeledeki stratejik itifak anlayışın ısrarına vurgu yapılarak  destek  ziyareti, direnişin selamlanmasıyla son buldu.