adhk tarafından

Nihat Behram: “İbo’nun direnişi başlı başına bir destandır”

Haziran 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Kuşkusuz ki İbo’nun bıraktığı direniş mirası anıt değerindedir Ama sadece bu değil, ideolojik tutumumu, hayatı/mücadeleyi bir komünist olarak yorumlama tutkusunun altı özenle çizilmelidir

NİHAT BEHRAM (16-06-2019) Türkiye Devrimci Hareketi ve ’71 Devrimci çıkışının önemli bir parçası olan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’ya yönelik sansür saldırıları 46 yıldır aralıksız devam ediyor. Egemenler karşı duramadıkları birçok devrimci düşünceyi ve kaynağını, romantikleştirerek tatlı bir nostalji öğesi haline getirme refleksini her daim göstermiştir. Bu metot onların en keskin mücadele biçimiyle en adi yüzleşmesi olarak tanımlanabilir. Fakat Kaypakkaya ve onun devrimin kızıl güzergâhını işaret ettiği düşüncelerin saptırılamadığını, devletin saldırılarından okumaktayız. Saptıramadığı düşünceleri saldırarak yok etme çabasından görmekteyiz bunu. Bu saldırıların bir biçimini de Nihat Behram’ın 25 yıl aranın ardından yasaklanarak sansürlenmek istenen Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit kitabında görmekteyiz. Yeni Demokrasi Gazetesi, kitabın yazarı Nihat Behram ile Kaypakkaya’nın mücadelesinin ve hayatının anlatıldığı kitap hakkında röportaj gerçekleştirdi.

YENİ DEMOKRASİ- Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın yaşamı ve mücadelesinin belgesel anlatısı olan “Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” kitabı geçtiğimiz sene 25 yıl sonra yeniden yasaklandı. Kitabınıza yönelen bu yasaklama kararı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kitabın yasaklanmasının ardından geçen sürede herhangi bir gelişme yaşandı mı?

NİHAT BEHRAM- Son yasak kararı Nisan 2017’de verildi. Yani üstünden 2 yıl geçti. Yasağa tepkim, ilk başta, sanki İbo konulu kitabın yasaklanması normalmiş gibi, bir iki devrimci yayın dışında ses bulmadı. Bu akıl almaz, faşist yasağın peşini bırakacak değildim. Peşini bırakmak kitabın ruhuna, kitapta anlatılan direniş ruhuna, direniş anıtımız İbo’ya ihanet olurdu. Ayrıca, Kitabı bir yazarın evladı gibidir. Evladımı zulmün pençesine terk edemezdim. Bir yandan kamuoyunu duyarlı kılma çabamızı, diğer yandan avukatlarımla hukuki süreçteki mücadelemizi sürdürdük. Yasak kararı Mersin’de alınıyor.

Polisler, Partizan’a yönelik bir operasyonda, evi basılan bir gencin kitaplığında buldukları kitabımı, kitapçılarda satılan/özgür bir kitap olduğu, kapağında ‘daha önce yargılanmış ve beraat etmiş’ olduğunu gösteren mahkeme kararının görüntüsü olduğu halde ‘suç delili’ diye tutanağa geçiriyor. Hakeza Savcı ‘suç delili’ diye iddianamesine alıyor. Ve mahkeme ‘suç’ diye yasaklıyor. Burada suçsuz olan o gençtir. Suç ise, polisin/savcının ve mahkemenin yaptığıdır. Defalarca dilekçe verdik ‘bu kitap 1976 da yazılıp yayınlandı, yargılandı beraat etti’ diye. Dilekçeler işleme bile konmadı. Bu süreçte o genç beraat etti. Artık kitap da serbest kalır diye düşündük. Genç beraat ettiği halde kitap üstündeki yasak kaldırılmadı. Mahkemeye başvurduğumuzda ‘o mahkemenin lağvedildiğini’ öğrendik. Bir üst mahkemeye başvurduk, dilekçemiz yine kabul görmedi. ‘Eğer bir suç varsa işleyen benim’ diye ‘benim hakkımda dava açılsın’ dedim. Açmadılar. Çünkü açsalar ‘daha önce beraat ettiğim’ ortaya çıkacak. Amaç belli: kitabın içeriğindeki gerçeğin yok edilmesi. Bir yandan konuyu kamuoyunda aktüel tutma/bir yandan hukuki süreç mücadelemizi sürdürüyoruz. Ama hukuk yok ki süreci olsun! Bu arada, HDP İstanbul vekili Dilşat Canbaz’ın konuyu Meclis’te seslendirmesi, anlamlı/onurlu bir davranış oldu.

YENİ DEMOKRASİ- “Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit” kitabı daha önce de yasaklanmış ve 17 yıl yasaklı kalmasının ardından beraat etmişti. Bu 17 yıllık sürece kısaca değinir misiniz?

NİHAT BEHRAM- Bu kitaba bir değil birçok yasak/baskı uygulandı. Hakkındaki zulüm uygulamalarını yazsam, ondan daha kalın kitap olur! 1976’da gazetede tefrika olarak yayınlandığında, hem düzen/hem belli siyasi kesimler için İbo adı ‘öcü’ gibiydi. Daha baştan gazetede hiçbir yazı işleri müdürü sorumluluk üstlenmeye cesaret edemedi. Basın tarihinde bir ilktir: dizinin yayınlandığı sayfanın sorumlu müdürlüğünü kendim üstlendim. Yayınlandığı her gün için davalar açıldı. Açılan davalarda istenen ceza bin yılı geçti. Daha sonra kitap olarak basıldı. Hemen yasaklandı. Polis yayınevi ve matbaayı bastı. Kitaba el koydu, malzemelerini tahrip/imha etti.

Bu davalar uzun yıllar sürdü. 80 den sonra sıkıyönetim mahkemelerine devredildi. Susmak/beklemek teslimiyetti. Önce de söylediğim gibi ilk başta kitabın ruhuna ihanet olurdu. Teslim olmadık. 88’de ‘İşkencede Ölümün Güncesi’ adıyla basıldı. 2. basıma girerken yine matbaa basıldı. 15 bin kitabıma el konulup imha edildi. Kitap yine yasaklandı. Yayınlayan arkadaşlar tutuklandı, işkence gördü. Aynı dönemde kitabımı yurt dışında Almanya’nın önemli yayınevi Peter Hammer Verlag Almanca yayınlandı. Kitap kapağında ‘Türkiye’de yasak’ notuyla. Bu süreçte AİHM gidildi. AİHM bu yasağın ‘düşünce özgürlüğünü ihlal’ olduğu kararıyla Türkiye’yi mahkum etti. Kısacası: uzun yargılama yılları sonunda DGM’de beraat ettik.Kitabım ‘toplu yapıtlarım’ içinde özgün adı ve ‘yasaklı yıllarının anlatımıyla’ yayınlandı ve 30 yıldır da serbestti. Önceki yıl bu son yasak geldi!

YENİ DEMOKRASİ- Son süreçte Kaypakkaya’nın düşüncelerinin yer aldığı kitabı “Seçme Eserler” de toplatma kararı çıktı. Kaypakkaya’ya dair devletin sansür ve yasaklamaları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

NİHAT BEHRAM- İlkin: Bu yasaklar, kendini tehdit eden güce karşı faşizmin ‘tedbir’ hali de değil panik halidir. Sonra: Bir kitabın toplatıp yasaklamanın uygarlıkla, çağdaşlıkla, demokrasi ile hiçbir bağlantısı/açıklaması olamaz. Demokrasi düşmanlığıdır/despotluktur, faşizmdir. İnsanlıktan/halktan korkuyorlar. Tarihi gerçeklerden korkuyorlar. Gerçekleri unutturmak/yok etmek/kendi çıkarlarına göre değiştirmek istiyorlar.

YENİ DEMOKRASİ- Kaypakkaya’ya dair hala gün yüzüne çıkmamış belgeler mevcut. Katledilişinden 46 yıl sonra dahi belgeler çıkmaya devam ediyor. Kaypakkaya’ya dair belgelerin gizlenerek ve imha edilerek gün yüzüne çıkmasının engellendiğini söylemek mümkün mü?

NİHAT BEHRAM- Elbette. Sadece İbo değil, işlerine gelmeyen her şeyi, mazlumun sesi olan her şeyi yok etmek imha etmek istiyorlar. Bunu sadece kaba saldırıyla/yakıp yıkmakla/yasaklamakla yapmıyorlar. Sinsi/saman altından su yürüttükleri yöntemleri de var. ‘Devlet ve Devrim’ kitabının giriş bölümünde şöyle söylüyor Lenin: Egemen sınıflar, sağlıklarında büyük devrimcileri… en vahşi düşmanlık, kin, yalan ve karaçalma kampanyalarıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye çalışırlar. Böylelikle, devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir. Burjuvazi ve işçi hareketi oportünistleri, bugün işte marksizmi ‘evcilleştirme’ biçimi üzerinde birleşiyorlar. Öğretinin devrimci yanı ve devrimci ruhu unutuluyor, siliniyor ve değiştiriliyor. Burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen şeyler, ön plana çıkarılıyor ve övülüyor.

YENİ DEMOKRASİ- ’71 Devrimci Çıkışı ve Kaypakkaya hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

NİHAT BEHRAM- Dünyadaki ‘’68 Hareketleri’ içinde de Türkiye‘deki ‘68 Hareketinin yeri çok farklıdır. Batı’da ‘68 Üniversiteler odaklı ‘demokratik talepler’ olarak yükseldi. Türkiye’de sosyalizm talebine taştı. İşçi sınıfıyla/mazlum halkla/yoksul köylülükle bütünleşmek, onların kurtuluşu için dövüşmek boyutuna ulaştı. Farklı siyasi çizgilerde de olsa, o kuşak devrimcileri kendilerini sosyalist/marksist/komünist diye niteliyordu. Kuşkusuz ki İbo’nun bıraktığı direniş mirası anıt değerindedir. Ama sadece bu değil, ideolojik tutumumu, hayatı/mücadeleyi bir komünist olarak yorumlama tutkusunun altı özenle çizilmelidir.

YENİ DEMOKRASİ- 46 yıl sonra dahi devletin Kaypakkaya korkusunun bugün onun düşüncelerine ve ona yönelik çeşitli saldırılarda kendini gösterdiğini söylemek mümkün mü?

NİHAT BEHRAM- Tabi mümkün. Direniş/kararlılık/teslim olmama, boyun eğmeme tutumu, o dönem devrimcilerinin ortak tavrı olmuştur. Denizlerin dimdik/boyun eğmeden darağacına yürüyüşü, Mahirlerin Kızıldere’deki aynı tutumu, dönemin işkencehanelerinde/açlık grevlerinde canları pahasına baş eğmeyenler bu bütünün parçalarıdır. İbo’nun direnişi başlı başına bir destandır. Şu düşüncemin altını özellikle çizmek isterim: Zulmün karşısında canları pahasına dik durmuş bu insanlar bizim ortak değerlerimizdir.

İbo’nun hayatı ve mücadelesini anlatan kitabımın özgürlüğü için verilen mücadeleye sahip çıkılması bu anlamda da önemlidir. Şu açıkça bilinsin: İbo’nun mücadelesini/direnişini unutturmaya/yasaklamaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Kitabımı faşizme yem etmem.

Kaynak/ Yeni Demokrasi

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri 742’inci haftada: Adalet sağlansın

Haziran 15, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 742’nci haftasında gözaltında kaybedilen ve daha sonra cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in faillerini sorarak, “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak, evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır” dedi

HABER MERKEZİ (15-06-2019) Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 742’nci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, engelleme üzerine eylemlerini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde gerçekleştirdi. Sokak polis ablukasına alındı. Bu haftaki eyleme, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Kani Beko ve çok sayıda kişi destek verdi. Aileler, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfil taşıdı.

Bu haftaki eylemde, 14 Aralık 1994’te Diyarbakır’da gözaltına alınan ve 21 Aralık 1994’te işkence edilmiş cenazesi bulunan Abdulkadir Çelikbilek’in failleri soruldu, adalet beklentisi yinelendi.

‘Adalet sağlansın’

Bu haftaki basın açıklamasını İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan yaptı. “Demokratik devletler, insan haklarını korumayı ve gerçekleştirmeyi en temel amaçları olarak belirlemek zorundadır. Devletin varlık nedeni bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır” diyen Arcan, adaletsizlik ikliminde 742 haftadır “Adalet herkesi kapsamalıdır çünkü; adalet herkes içindir” diye belirtti.  Gözaltında kaybedilen insanların akıbetleri açıklanmasını, kaybetme suçunun tüm aktörleri hesap verilmesini isteyen Arcan, “25 yıldır inkar edilen hakikat açıklansın, Abdulkadir Çelikbilek için adalet sağlansın!” diye konuştu.

‘Beyaz Toros’a bindirildi’

38 yaşındaki Abdulkadir Çelikbilek Diyarbakır’da yaşadığını hatırlatan Arcan, “14 Aralık 1994 tarihinde şehir merkezinde bulunan Esnaflar Kahvehanesine gitti. On dakika kadar sonra içinde dört sivil görevlinin bulunduğu beyaz bir Toros araba kahvehanenin önünde durdu. Araçtan inen silahlı iki kişi kahvehaneye girdi. Abdulkadir kahvehaneden ayrılınca onlar da çıktı ve kısa bir süre takip ettikten sonra Abdulkadir’i zorla Beyaz Toros’a bindirdiler. Olaya tanık olan kişiler durumu Çelikbilek ailesine bildirdi. Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı; Çelikbilek’in gözaltına alındığı inkar edildi” dedi.

‘İç hukuktan bir sonuç alınamadı’

21 Aralık 1994 tarihinde Çelikbilek’in ağır işkence görmüş bedeni Diyarbakır’da Mardinkapı Mezarlığı’nın dışında bir çöp yığını içinde elleri arkadan bağlı halde bulunduğuna belirten Arcan,  konuşmasını şöyle sürdürdü: “JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan olayın nasıl gerçekleştiğini detaylarıyla anlattı. Savcılık iddianamesinde de yer alan beyanında Aygan, ‘Abdulkadir Çelikbilek’i kaçakçılık yapıyor ve örgüte finans sağlıyor suçlamasıyla Diyarbakır postanesi civarında Toros arabaya bindirdik.  Olayda ben, Kemal Emlük, uzman çavuş Abdulkadir Uğur, uzman çavuş Uğur Yüksel vardı. JİTEM’e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz kod adlı uzman çavuş Uğur Yüksel onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabanın arka kısmına Çelikbilek’in cesedi atıldı. JİTEM tim komutanı Tunay Yanardağ da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı’daki Mezarlığın duvarının yanına atıldı.’ dedi. Çelikbilek’in nasıl ve kimler tarafından gözaltına alındığı, işkenceyle sorgulanıp gözaltında katledildiği, suça iştirak eden JİTEM mensubu tarafından açıklanmasına rağmen bugüne kadar iç hukuktan bir sonuç alınamadı.”

‘Türkiye’yi mahkum etti’

Davanın AİHM’e taşındığını sözlerine ekleyen Arcan, şunları dile getirdi: “AİHM’e taşınan davada mahkeme, hükümetin Abdulkadir Çelikbilek’in ölümüne ilişkin açıklamada bulunmadığını, polisler hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmediğini ve dosyadaki bilgilerin AİHM’den gizlendiğini kaydetti. 31 Mayıs 2005 tarihinde AİHM; hükümetin, Abdulkadir Çelikbilek’in gözaltında ölümünden sorumlu olduğu ve yetkili makamların etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkum etti.”

‘Adalet sağlanmalı’

“Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Musa Anter ve JİTEM Ana Davası’nın 13 maktulünden biri de Abdulkadir Çelikbilek’tir” diye belirten Arcan, şunları ifade etti: “Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır.”  Arcan, Çelikbilek ve tüm kayıplarla ilgili hakikat açıklanıncaya, tüm failler yargılanarak ceza adaleti sağlanıncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

‘Yasağı kaldırın’

Açıklamanın ardından 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. 43 haftadır eylemlerinin engellendiğini hatırlatan Yıldız, Valiye seslenerek “Yasağı buradan kaldırın. Bizi polisle karşı karşıya getirmeyin” dedi. Yıldız, “Daha önce acımı derinleştirerek bana ‘şov yapıyorlar’ diyen polis tren faciasında da aynı şeyi söyledi. Onları insanlığa çağırıyoruz” diye belirtti.

Eylem yapılan konuşmaların ardından sona erdi.

adhk tarafından

Kadınlar “eşit işe eşit ücret” talebiyle greve çıktı

Haziran 15, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İsviçre’de kadınlar, erkeklerden yüzde 20 oranında daha az kazanmaları nedeniyle 28 yıl aradan sonra “Eşit işe eşit ücret” talebiyle ülke genelinde greve çıktı

İSVİÇRE (15-06-2019) İsviçre’de kadınlar, erkeklerden yüzde 20 oranında daha az kazanmaları nedeniyle 28 yıl aradan sonra “Eşit işe eşit ücret” talebiyle ülke genelinde greve çıktı.

“Eşit işe, eşit ücret”

Kadınların erkeklerden ortalama yüzde 20 oranında daha az kazandığı İsviçre’de, yönetici konumunda olan kadınların sayısı oldukça az. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yayımladığı bir rapora göre, İsviçre üst düzey kadın ve erkek yöneticiler arasında ücret eşitsizliğinin en fazla olduğu ülke olarak yer aldı. İsviçreli kadınların emekli maaşı da yine erkeklerinkinden yüzde 37 daha düşük. Ücret eşitliği konusunda geçtiğimiz yıl parlamentoda yapılan düzenlemenin, sadece 100 kişiden fazla insan çalıştıran şirketleri kapsaması üzerine İsviçreli kadınlar grev kararı alıp, 28 yıl sonra yeniden “Eşit işe, eşit ücret” talebiyle sokaklara döküldü. Ülkedeki kadınlar ilk olarak 14 Haziran 1991 yılında greve gitmişti. Alınan grev kararıyla ülke genelinde kadınlar bugün işe gitmeyerek sokaklara döküldü.

Ayrımcı, cinsiyetçi yaklaşımlar son bulsun

Ülkenin başkenti Bern’de binlerce kadın, sabah saatlerinden itibaren Federal Parlamento önünde toplanmaya başladı. Sloganlar, dövizler ve pankartlarla taleplerini haykıran kadınlar, Federal Meclisi sorumluluğunu yerine getirmeye davet etti. Cenevre’de de birçok yerde etkinlikler düzenlendi. Dağıttıkları bildirilerle kadınlara yönelik ayrımcılığa dikkat çeken kadınlar, aynı işi yaptıkları erkeklerden daha düşük ücret almalarına karşı çıktı. Daha sonra Bastion Parkı’nda düzenlenen mitingde bir araya gelen binlerce kadın, yaşamın her alanındaki ayrımcı ve cinsiyetçi yaklaşımların son bulmasını istedi.

Kadınlar: “Emek sömürüsüne hayır”

Ülke genelinde yapılan eylemlere mülteci kadınlar da katıldı. “Hem kadın ve hem de mülteci olarak iki kez sömürülüyoruz”, “Emek sömürüsüne hayır” yazılı döviz ve pankartlar taşıyan mülteci kadınlar, ayrımcılığın son bulmasını istedi. Ülkedeki en büyük mülteci gruplardan biri olan Kürt kadınlar da diğer hemcisleriyle birlikte sokaklardaydı. “Jin jiyan azadî” yazılı pankartlar taşıyan Kürt kadınlar, Bienne, Cenevre, Zürich kentinde yapılan yürüyüşlere erbaneleriyle katıldı.

Lozan, Basel, Luzern, Bienne, Bellizona ve Zürih gibi kentlerde de eylemler dün geceden itibaren başladı. Lozan’da sokaklarda ateşler yakarak eylemler düzenleyen kadınlar, Basel’de ise kentin en yüksek binasına projektörle kadın grevinin sembolünü yansıttı.

Kadınların eylemine ülkedeki sanatçılar, siyasetçiler de büyük destek verdi. Grev nedeniyle ülkedeki birçok yüksek tirajlı gazete sadece kadın odaklı çıkarken, birçok televizyon ise etkinlikleri canlı veriyor. Ülke genelindeki kadınların eylemi geç saatlere kadar devam edecek.

adhk tarafından

ADKH; İsviçre’de Yapılacak Genel Greve Çağrımızdır!

Haziran 11, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

14 Haziran 2019 günü Isviçre genelinde “cinsiyetçilik, eşitsizlik, kadına karşı şiddet ve eşit işe eşit ücret “talepleriyle kadınlar genel  greve gidiyor

ADKH (11-06-2019) 14 Haziran 1991’de yarım milyonu aşkın kadının katıldığı ilk İsviçre Ulusal Kadın Grevi 28 yıl aradan sonra ikinci kez 14 Haziran 2019’da İsviçre genelinde yapılacak.  Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin de içinde bulunduğu ve farklı kadın örgütlerinin, eylem komitelerinin, sendikaların, yerli ve göçmen kadın gruplarının yer aldığı grev gün boyu bütün kantonlarda çeşitli gösterilerle yapılacak. Kadın gurupları  “cinsiyetçilik, eşitsizlik, kadına karşı şiddetin “hala devam ettiğini ve bu vesileyle ‘Eşit İşe Eşit Ücret Genel Grevi`ne“ tüm kadınları katılmaya  çağırıyor.

Tarih 14 Haziran 1991, beş yüz bin kadının harekete geçerek, mor kıyafetler ve rozetler takarak, sokaklara verdikleri kadın isimleriyle, “Sokakta Grev, Evlerde Grev” şeklinde düzenledikleri çeşitli gösterilerle, tüm ülkede kadınlara büyük moral kazandırarak, çalışma ortamlarında mücadelelerinin sürmesine yol açarlar. Kadınlar adım adım ilerleyerek haklarını koparmaya başlarlar. İşyerlerinde yaşanan haksızlıkları ortadan kaldırmak için 1995 yılının Mart ayında kadın ve erkek arasında eşitlik ilkesi federal düzeyde yasallaşır. Kadınlar 60 yıl önce anayasaya yazılan doğum  iznini ise ancak 2005’te çıkarılan yasayla elde ederler. Tüm bu eşitsizlikler sadece çalışma saatlerinin ve ücretle sınırlı olmayıp eşit olmayan ücret şikayetleri % 76 , cinsel taciz  suçlari ise % 83 oranında mahkemelerde inkar edilmektedir. İsviçre’de iş yerlerinde kadın işçilerin % 63’ü icra pozisyonlarında görev alamıyor. Her ay iki kadın eski eş şiddetiyle öldürülüyor. Her beş kadından biri hayatı boyunca fiziki veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Kadınların emeklilikte aldıkları maaş erkeklere göre %37 daha düşük. Tüm bunlara ek olarak zor calışma koşulları, düzensiz  çalışma saatleri ve güvencesiz iş sözleşmeleri gibi şartlar kadınların hayatını geçmişte olduğu gibi bugün de etkilemeye devam ediyor.

Ev işlerinde, çocuk eğitimi ve bakımını ücretsiz yapan kadınlar, Güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalıştırılan kadınlar, karar verme pozisyonu azınlıkta olan kadınlar, ‘Kadın işi’ denilerek değersizleştirilen kadınlar, Emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı olan kadınlar, ev ve bakım işlerinin sosyal güvenlik ve emeklilikte tanınmasını isteyen kadınlar, daha uzun, eşit ve devredilmez ebeveyn izni ve daha fazla hastalık izni isteyen kadınlar, çocuk, hasta ve yaşlı bakımı için kamusal imkanların artmasını isteyen kadınlar, ücretli ve ücretsiz işlerin daha eşit dağılımlı yapılmasını isteyen  kadınlar, yarı zamanlı çalışmadan kurtulmak için çalışma saatlerinin kısaltılmasını isteyen kadınlar, iş yerlerinde, sokaklarda, evlerde, cinsiyetçiliğe, ve ayrımcılığa uğrayan  kadınlar, Kamusal alanlarda cinsiyetçi, kadın ve LGBTI düşmanı saldırılara karşı ülke genelinde yaşanan her türlü fiziksel ve cinsel şiddete karşı olan kadınlar, bizim hakkımız olan tüm bu haklar ve taleplerimiz için ADKH olarak  çalışan veya çalışmayan, genç, yetişkin, yaşlı, LGBTI ve farklı kültürlere sahip bütün kadınları, 14 Haziran 2019’da  ülke genelinde yapılacak olan bu büyük greve çağırıyoruz.

AVRUPA DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

adhk tarafından

Avrupa’daki Kitle Örgütlerinden Ortak Açıklama; Dersim ismi ve Dersim Belediyesi Savunulmalıdır!

Haziran 9, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’daki Dersim, Alevi Kurumları ve Demokratik Kitle Örgütlerinden Ortak Açıklama; 1937-38 Tenkil, Tedip ve Tehcirine karşı, Dersim ismi ve Dersim Belediyesi Savunulmalıdır !

Avrupa (09-06-2019) Bizler, Avrupa’da çalışmalar yürüten Dersim ve Alevi Kurumları, Demokratik Kitle örgütleri, Dersim Belediye Meclisinin almış olduğu “Tunceli Belediyesi” isminin, “DERSİM BELEDİYESİ” olarak değiştirilmesi kararını selamlıyor, sahip çıkıyor, DERSİM, DERSİMDİR, bu tarihsel Hafızamızı hiç bir güç Dersimden söküp atamayacaktır diyoruz !

Söz konusu bu kararın kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, Dersim belediyesi, ırkçı, faşist parti ve yapılanmalar ile “sözde solcu”suna kadar ittihatçılığın tüm versiyonlarının karşı saldırısına uğradı. Oysa yapılan şey, belediyemizin kayyum gaspından kurtarıldıktan sonra doğal isminin bir kez daha kullanıma sokulmasından ibaretti.

Dersim ismi, tarihimiz ve kültürümüzün, coğrafyamız ve toplumsal gerçekliğimizin adıdır. Devletin dayattığı “Tunceli” ismi ise her defasında biz Dersimlilere, atalarımızın uğradığı 1937-38 Soykırımını anımsatmaktadır ve yaralarımızı kanatmaya devam etmektedir.

Tarihsel hafızamızla çok iyi biliyoruz ki; Dersim adına yöneltilen saldırı, gerçekte toplumsal varlığımıza, kültürümüze ve kimlik değerlerimize yöneltilen bir saldırıdır. Uğradığımız sürgün ve kırımlar yetmezmiş gibi, köylerimize kadar girişilen isim değiştirmelerle bizi biz yapan her şeyimiz yok edilmek istenmektedir.

“Tunceli” ismi biz Dersimliler için 1937-38 Soykırımının, Zulmün adıdır !

Dersim, Osmanlıdan günümüze egemenlerin inkâr, asimilasyon ve katliam politikalarının hedefi durumundadır. Yüzlerce yıldır devam eden bu zulme karşı Dersim mazlumları baş eğmez duruşundan taviz vermemiştir. Siyasal, sosyal ve inançsal kimliği nedeniyle bugün de egemenlerin hala hedefi durumundadır. 1937-38 katliamının izlerini taşıyan Dersim resmi ideolojilerin tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu anlayışlarına karşı direnmeye devam etmektedir.

Bu bağlamda, Dersimliler için “Tunceli” adı, toplumsal varlığımızı, kültürümüzü, kimliğimizi tarihten silmeyi hedefleyen projenin, bize “düşman ceza hukukunu” dayatan 1935 “Tunç Eli Kanunu”nun, “devletin tunç eli Dersim’in üzerine inecektir” diyen Abdullah Alpdoğan’ca uygulanan Tenkil, Tedip, Tehcir ve kırım uygulanmasının adıdır.

Dolayısıyla Dersim Belediyesinin aldığı kararın meşruiyeti bizim açımızdan tartışma götürmez bir durumdur ve Dersim ismimizi gasp eden kayyum zihniyetine karşı ortaya koyduğu toplumsal Dersim iradesinin ilanı ve karşı duruşudur.

Dersim halkının bu demokratik iradesini gerçekleştirmeye yönelik adımına muktedirlerce verilen tepki ise, kırımla tehdit edilmemiz olmaktadır. Nitekim, TBMM kürsüsünden “sonunuz geçmişte dedelerinizin başına gelenlerden çok farklı olmayacaktır” ifadeleri ile verilen mesaj çok açıktır.

1925 Şark ıslahat kanununun, güncellenerek devam edeceğidir.

Bu sözlerin 2019’da söylenebilmesi ve yaptırımsız kalması, T.C Devleti’nin bütün Soykırım ve katliamların failinin kendisi olduğunun en açık göstergesidir.

Fakat, dost düşman herkes bilmeli ki Dersim Dersim’dir ve Dersim olarak kalacaktır. Bu bağlamda Sayın Maçoğlu ve Dersim Belediyesi şahsında toplumsal varlığımızı hedefleyen bu linç kampanyasını kınıyor, bu saldırılara karşı demokrasi güçlerini birlikte mücadele etmeye çağırıyor ve elbette ki bu tehditlerin hukuki açıdan da takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.

Toplumsal varlığımıza yönelen bu saldırı ve tehditlere karşı, dünya çapında örgütlü tüm Dersim ve Alevi Kurumları, Demokratik Kitle Örgütleri ve dostları olarak Dersim Belediyesinin aldığı bu haklı kararı destekliyor, Başkan Maçoğlu ve Dersim Belediyesinin sonuna kadar yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.

İmzalayan Kurumlar:

Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF)
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)
Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu (ADHK)
Almanya Demokratik Haklar Federasyonun (ADHF)
Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu (ADHF)
İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF)
Fransa Demokratik Haklar Federasyonu (FDHF)
Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)
Sosyalist Gençlik Hareketi (SYM)
Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK)
Yaşanacak Dünya
Dersim İnşa Kongresi
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu/Kültür ve Sanat Kurulu
Frankfurt Alevi Kültür Merkezi/Cemevi
Bielefeld Alevi Kültür Merkezi
Bremen CEMEVİ
Porz Alevi Kültür Merkezi
Strazburg Alevi Kültür Merkezi
Hatterheim Alevi Kültür Merkezi
Bad Hamburg Alevi Kültür Merkezi
Gütersloh Alevi Kültür Merkezi
Ortak Bellek Dersim Europa
Memoire Collektive des Dersim en Europa
Kürmeş Derneği
Ludwigsburg Dersimspor
Rüselsehim Dersimspor
Emek ve Özgürlük Cephesi/Avrupa İnsiyatifi
Wenge Dersim-Hanover
Bielefeld Dersimle Dayanışma Derneği
Dersim Kulturverein Rhein-Main e.V
Dersim Kollektifi-Saarland
Rüselsehim Dersimle Dayanışma Derneği
Hamburg Demokratik Dersim Derneği
Berlin Dersim Komitesi (ADEF)
Hamm Dersim Komitesi (ADEF)
Paris Dersim Kültür Derneği
Hollanda Dersim Dayanışması
ACOTF Mulhouse

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri: “Acılarımız 38 yıldır hiç dinmedi”

Haziran 8, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 741’inci haftasında 28 Aralık 1980 tarihinde gözaltına alındıktan sonra idam edilen Veysel Güney’in akıbetini sorarak, “Acılarımız 38 yıldır hiç dinmedi Bizler tüm kayıpların bulunmasını ve bizlere bu acıları yaşatanların adalet önüne çıkarılmalarını istiyoruz”

HABER MERKEZİ (08-06-2019) Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 741’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelmek isteyen Cumartesi Anneleri, bir kez daha polis tarafından engellendi. Cumartesi Anneleri, polis ablukasına alınan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi.

Bu haftaki eylemde, 28 Aralık 1980 tarihinde Antep’te bir ev baskınında yaralı olarak gözaltına alındıktan sonra idam edilen ve daha sonra kaybedilen Veysel Güney’in akıbeti soruldu.

‘İktidarlar değişse bile cezasızlık devam ediyor’

Bu haftaki basın açıklamasını 6 Aralık 1993’te Urfa’nın Siverek ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya yaptı. AKP’nin yürüttüğü politikalar sonucunda Türkiye’nin derin bir hukuk ve demokrasi krizi yaşadığını belirten Taşkaya, iktidarın politikalarına karşı itirazı olanların, eleştiri hakkını kullananların, hak ve özgürlük talep edenlerin, anayasal güvenceden mahrum bırakıldığını söyledi. İktidarın gözaltında kaybedilen sevdiklerini arayan Cumartesi Annelerinin 42 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmasını engellediğini hatırlatan Taşkaya, “Türkiye’de iktidarlar değişse bile toplumsal travmalara yol açan yaygın insan hakları ihlalleri ve cezasızlık devam ediyor. Biz 741 haftadır bu devamlılığın bir sistem sorunu olduğunun, yaygın hak ihlallerinde suçun işlenmesi için gerekli ortamı yaratan sistemin topyekûn sorgulanması gerektiğinin altını çiziyoruz” dedi.

‘İdam edildikten sonra kaybedildi’

Veysel Güney’in 24 yaşında iken 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından 28 Aralık 1980 tarihinde Antep’te bir ev baskınında gözaltına alındığını belirten Taşkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. İlk duruşması 6 Şubat 1981 tarihinde yapıldı. 17 Şubat 1981 tarihinde yapılan ikinci duruşmasında, kendisini suçlayacak deliller olmaksızın idama mahkum edildi. Avukat talebi reddedildi ve savunma hakkı yok sayıldı. Meclis kararı olmadan özel kanun çıkartılarak, 10 Haziran 1981 tarihinde Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi. İdam sonrasında Veysel’in üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla baba Ali Güney’e teslim edildi. Ancak 10 Haziran 1981 tarih ve 266 sayılı tutanakla babasına verilmek üzere Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen cansız bedeni kaybedildi. Veysel’in idamından 25 yıl sonra Veysel Güney’in ilk ifadesini alan ve idamında hazır bulunan savcı Mete Göktürk ‘Adaleti Gördünüz mü?’ isimli kitabında onu suçlayacak delillerinin olmadığını açıkladı. Bütün mercilere başvurular yapıldı, kampanyalar yürütüldü ve hukuk mücadelesi verildi. Milletvekilleri soru önergeleri ile konuyu defalarca Meclisin gündemine taşıdı. Bu girişimlerin tümü sonuçsuz kaldı.”

‘Kaybedilmesinde tüm askeri ve sivil unsurlar sorumludur’

“Veysel’in idamından ve kaybedilmesinden; başta Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül’ün tüm asker ve sivil unsurları, Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı General Şahabettin Balkan, Veysel’in bedenini tutanakla teslim alan Yüzbaşı Burhan Erdem sorumludur” diyen Taşkaya, Güney’in idamı ve bedeninin kaybedilmesinin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu söyledi. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının olamayacağını vurgulayan Taşkaya, adli makamları, etkili bir soruşturma ve kovuşturma yaparak, Güney’in idamı ve kaybedilmesi ile ilgili karar alma ve uygulama mekanizmalarında yer almış tüm devlet görevlilerinin cezalandırılmasını sağlayacak hukuki bir süreci başlatmaya çağırdı. Taşkaya, “Devleti yönetenleri 12 Eylül’ün suçlarını ve suçlularını korumaktan vazgeçerek Veysel Güney’in 38 yıldır gizlenen mezar yerinin tespit edilmesi için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz” diye belirtti.

‘Bayramları bayram havasında geçirmek istiyoruz’

23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da, eyleme katılanların bayramını kutlayarak, “Bayramlar geçiyor herkes öyle ya da böyle Bayram ediyor. Biz acı, yas içinde gözlerimiz yollarda. Yıllardır belki devletten bir haber alırız diye, bayramları bayram gibi yaşarız diye bekliyoruz. Ne yazık ki olmadı. Biz intikam peşinde değiliz. Bizim ne aradığımızı herkes iyi biliyor. Devlette bunu iyi biliyor. Ama bu zulmü yaşatmaya devam ediyor. Biz acılıyız, öfkeliyiz kararlıyız ama Galatasaray lisesi önünden vazgeçmeye niyetimiz yok. Alanların açılmasını istiyor ve sesimizi halka böyle duyurmak istiyoruz” dedi. Türk annelerine seslenen Yıldız, “Hangi partiden olursa olsun bizim yanımızda olmalarını, bizim sesimizi duymalarını, bizi görmelerini istiyoruz. Bakın oylar nelere kadirdir. Oy zamanı geldi mi herkes kardeş oluyor, ana oluyor, dost oluyor. Oydan sonrada nereye gitmek istiyorlarsa oraya gitsinler diyorlar” ifadelerini kullandı.

‘31 yıl boyunca ıstırapla yaşattılar’

Amcası Veysel Güney’in 38 yıl önce suçsuz olduğu halde devlet tarafından idam edildiğini dile getiren Doğan Güney, devletin kendilerini bir mezara muhtaç hale getirdiğini söyledi. Acılarının 38 yıldır hiçbir şekilde dinmediğini ifade eden Güney, “Nenem Galatasaray Meydanı’nda ilk ağıtını yakmaya başladı. Sesini burada duyurmaya başladı. Ve bu şekilde son isteği de evladının mezarına, evladının eşyalarıyla birlikte gömülebilmekti. Çünkü evladının bir mezarı bile yoktu. Nenemi 31 yıl boyunca bu ıstırapla yaşattılar. Bu hangi vicdan veya adalet sisteminde yer alıyorsa, biz buna karşı Güney ailesi olarak direndik. Mücadelemiz bu şekilde sürmeye devam ediyor. Bizler tüm kayıpların bulunmasını ve bizlere bu acıları yaşatanların adalet önüne çıkmalarını istiyoruz. Yataklarında rahat bir şekilde değil, Kenan Evren gibi ölmelerini değil, adaletin önünde hesap vermelerini istiyoruz” diye konuştu.

adhk tarafından

Kiminle durup kime vuracağını bilmeyen şaşkın yazar Cafer Tar’lara / Yusuf Ozan

Haziran 7, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Yusuf Ozan (07-06-2019) 31 Mart yerel seçimler sonrasında ortaya çıkan sonuçlar üzerine tartışmaların uzun bir süre daha devam edeceğini önceki yazılarımızda dile getirmiştik Özellikle de Dersim’de Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve adayı Fatih Mehmet Maçoğlu yoldaşımızın Dersim Belediye Başkanlığını kazanmasıyla durumdan son derece mutsuz olanların ve hatta kriz halini yaşayanların sayısında artış olunca, doğal olarak tartışmanın daha çok süreceğini öngörebiliriz. Dersim belediye meclisinin Tunceli tabelasını indirme ve Dersim adını yeniden kazandırma kararının ardından gerici güçlerin beklenen salvo atışları başladı. Bir yandan Türk Führeri faşist MHP lideri ve yanındakilerin, bir yandan Ergenekoncu-Kızılelma ekibinin sözcülerinden biri olan nasyonal sosyalist Vatan Partisi yöneticilerinin saldırıları eşliğinde devlet valisinin Dersim belediye başkanımız Fatih Mehmet Maçoğlu ve meclis üyelerine yönelmesi ve davalar açması, belediye çalışanlarını gözaltına alıp tutuklatması ve tüm eğilimleriyle gerici yalaka basının başkan Maçoğlu’nu teşhir ederek hedef tahtasına oturttuğu bir zaman diliminde, Kürt yurtsever hareket yanlısı olarak bilinen Cafer Tar’ın Avrupada Özgür Politika gazetesinde yer alan bir makale ile bir başka cepheden saldırıya geçmesi hayli ilginç ve düşündürücü olmuştur. Dahası çok masum gibi görünen gerekçeler ileri sürerek tavır belirleyen Cafer Tar’ın gerici sistem güçleriyle aynı parelelde saldırılar yapması ve  Dersim belediye başkanımız hakında şaibe yaratmaya çalışması en hafif deyimiyle utanç verici bir tutum olmuştur. Ayrıca eklemeliyiz ki Cafer Tar bu tavrı ile kimlerin saflarında, kimlerin yanında, kime karşı saf tuttuğunu devrimci kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. 31/05/2019 tarihli Avrupada Özgür Politika gazetesinde yer alan Cafer Tar’ın yazdıklarını okuyalım.

“31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde Dersim’de Fatih Mehmet Maçoğlu’nun belediye başkanı seçilmesinden sonra Türkiye’de kimi ulusalcı çevreler sanki sadece AKP/MHP faşizmine karşı değil de, aynı zamanda HDP’ye karşı da zafer kazanmış havasına girdiler. Bazı sol çevreler işin bu kısmının üzerinden atlayıp “Ne var yani, demokratik bir yarıştır, geçmişte HDP kazanmıştı, şimdi de TKP kazandı!” diyerek işin üzerinden atlamaya çalıştılar. Ortada gerçekten demokratik bir yarış olsaydı, buna kimsenin itirazı olmazdı; fakat burada yaşanan kesinlikle demokratik bir yarış mıydı?..” diyor.

Şimdi 31 Mart 2019 yerel seçimler döneminde karşılaşılanlar, yaşananlar ve olup bitenler bilinmese ve görülmeseydi, Cafer Tar’ı azıcık da olsa ciddiye almak belki mümkün olabilirdi. Oysa gerçekler orta yerde duruyor. Biz tabiki önceden yaşananları yeniden detaylı olarak ele alacak değiliz ve buna gerekte yoktur. Zira çoğu şey artık geride kalmıştır. Ama sadece bazı kısa hatırlatmalar yaparak geçmişte kimin neye ne dediğini ve ne yaptığını ve kimleri desteklediğini, kimin neye nasıl bir tavır aldığını kısaca göstererek Cafer Tar’ın  iftiralarına ve yarattığı şaibelere kısa bir cevap ve hatırlatma yapmış olacağız.

Hatırlayalım! Mart 2019 yerel seçimlerinde, büyük şehirlerde ve bazı Kürt illerinde HDP, CHP ve Saadet Partisi lehine adaylarını çekerek, egemen sınıfların bu gedikli halk düşmanı partilerini açıktan destekledi. Yine Dersim ilçelerinde sırf Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) kazanmasın diye HDP, CHP adaylarına oy kullandı. Dersim-Pertek’te ortak ön seçim ile belirlenen CHP adayını açıktan destekledi. Bütün bunlar demokratik-devrimci kamuoyunun yakından bildiği gerçeklerdir. Şimdi bir an düşünün HDP yerel seçimlerde sistemin kurucu partisi CHP’ye karşılıksız destek verecek ve bu yaman yazar bunda hiç bir sorun görmeyecek ve bu taktiğe tek lafı olmayacak ama dönüp olmayan bir şeyi varmış gibi bir kara yalana dönüştürmekle kalmayacak ve uydurduğu bu yalana kendi de inanarak bunu gazetede köşesine taşıyacak. Ve bu çok demokrat-yurtsever gazete, başından itibaren olduğu gibi, söylenen bu iftira atmalara çanak tutacak. İşte Cafer Tar ile yurtseverlik iddiasındaki gazetenin  demokratlığı,adaleti,tarafsızlık vicdanı!! Devrimci çevrelerde çok iyi bilir ki SMF ve Maçoğlu defalarca ama defalarca şunu tekrar etti. “Biz zaferi dostlarımıza karşı ilan etmeyiz, zaferi dostlarımızla paylaşırız”. Ve devletin faşist saldırıları altında,dost geçinen yurtsever gücün tüm olanakları ile sistematik suçlamalarına ve iftiralarına rağmen1Nisan 2019 günü önder  Kaypakkaya’nın bıraktığı komünist direniş ve kararlılık çizgisi ve bilimsel metodolojisini destur almış SMF ve adayı Maçoğlu, Dersim halkının esasının desteği ve onayı ile o büyük zaferini dünyaya ilan etti. Böylelikle kayyum denilen halk iradesini gaspeden çeteyi sille-tokat alaşağı etti. Bu nedenledir ki zafer gününden bu güne soykırımın egemen torunları, halkın iradesi olan SMF ve Maçoğlu’na saldırı için fırsat kollamaktadır. Zafer ilan edildiği gün, aynı sorumluluk bilinci ve dostluk yaklaşımı ile bir kez daha Maçoğlu herkesi birliğe ve Dersimi ortak yönetmeye davet etti. Bu daveti dost olanlar anladı ancak dost görünenler anlamak istemedi. Şimdi durumun özet halinde böyle olduğunu ilgili herkes bilir. Buna rağmen şunu söyleyebilmektedir “HDP’nin Eş başkanından, sıradan çalışanına kadar geniş kapsamlı bir tutuklama furyası başlattıldı. Bir taraftan başta Fatih Mehmet Maçoğlu gibi çevrelerin önünü açıp, kendi medyasından onların reklamını yaparken, diğer taraftan başta Dersim olmak üzere bütün Türkiye’de HDP çalışanları tutuklandı…” Bu sorumsuz çevrenin yaratmak istedikleri algı ortada. Ulusalcı medya olmasaydı HDP Dersim’de seçimi kaybetmez ve SMF adayı Maçoğlu kazanamazdı. Çünkü ulusalcı medya HDP’ye karşı Maçoğlu’nu desteklemiş. Bu iddia altı boş ve çürük bir iddiadır. Duruma kısaca baktığımızda Maçoğlu’nun sınırlı düzeyde davet edildiği ulusalcı medya kanalları olan FOX TV veya HALK TV’dir. Ne var ki bu veya bunlara benzer kanallara HDP’liler sayıca Maçoğlu’undan daha çok fazla ağırlandıklarını orta yerdedir. Bunlar ortadaki gerçeklerdir. Yandaş denen medya ise Maçoğlu’na zaten kapalıydı. Kapalı olan diğer bir medya ise Kürt hareketinin basınıydı ki, bunlar bırakalım destek vermeyi düşmanı aratmayan saldırılarda bulunduğunu bilmeyen kimse yoktur. Bu bakımdan Maçoğlu HDP’ye karşı ulusalcılar tarafından desteklendi, bilmem kimler tarafından pohpohlandığı gibi söylemler sahte ve oldukça çürüktür. İftira atmada Türkiye’nin sömürgeci güçlerini aratmayanların uydurmalarından ve utanç veren yalanlardan ibaret bir iddiadır.

Devam edelim, iptal edilen, yeniden yapılmasına karar verilen 24 Haziran 2019 İstanbul yerel seçimlerinde HDP bir kez daha açıktan CHP-İYİ parti adayı İmamoğlu’nu destekleyeceğini ilan etmiş değil midir? (Burada HDP’nin taktiğinin yanlış veya doğruluğunu tartışmadığımızı, ama bunların iç tutarsızlıklarını göstermek için bu örneği verdiğimizi belirtelim) Soru şu.Ulusal bir parti olmanın yanı sıra, vakti zamanında Dersim soykırımının birinci dereceden mimarı durumundaki CHP’yi destekleyen HDP’nin seçim taktiğine tek laf etmeyeceksin ve bunu savunacaksın ama tam bir politik tutarsızlıkla, hiç bir insani kaygı dahi duymadan SMF’nin adayı ve Dersim belediye başkanı seçilmiş yoldaşımız Maçoğlu’nun ulusalcılar tarafından desteklendiğini söyleyerek “bir yerlerin adamı” manasına gelecek şaibeli belirlemeler yapacaksın! Üstelik kendi söylediklerinle çelişerek. Madem ulusalcı güçlerin Maçoğlu’nu desteklemeleri kötü ise, siz neden ve hem de karşılıksız olarak bu ulusalcı güçleri destekleme kararı aldınız?. Cafer Tar gibiler çizgilerinde tutarlı olmak ve samimi kalmak istiyorlarsa HDP’nin CHP’yi destekleyen taktiğini açıktan eleştirmelidirler. Ancak HDP’yi eleştiremezler zira, Cafer Tar ve benzerleri, tıpkı sahibinin sesi Türk komprador burjuva medyasının besleme “aydın” kalemşörlerin Türk egemenlik sistemini eleştiremedikleri gibi onlarda Kürt hareketinin yanlışlarını eleştirecek mecal ve bilimsel cesaretten yoksunlar. Burjuva ideolojik çizgi ve tutumun bir gereği olarak ne pahasına olursa olsun seçimi kazanmak adına her türlü yalan ve iftirayı mübah sayarak saldırmaktadırlar.

Cafer Tar devam ediyor “Ortada gerçekten demokratik bir yarış olsaydı, buna kimsenin itirazı olmazdı; fakat burada yaşanan kesinlikle demokratik bir yarış mıydı?.” Bu noktada kabul etmek gerekir ki Cafer Tar haklı! Gerçektende çok haklı. Ortada ne demokratik ve ne de eşit bir yarış vardı. Ama şu vardı. SMF ve Maçoğlu’na karşı bir yandan devletin faşist saldırıları ki, bugün bu saldırılar artarak devam ediyor, bir diğer yandan ise Cafer Tar gibilerin ortalarda uçuşan yalanları, iftiraları, tehditleri vs vs vardı. Tıpkı şimdilerde hala bıkmadan ve utanmadan buna devam etmeleri gibi! İlginç olan şey ise sistemin saldırgan güçlerinin Dersim’e ve Dersim’in adına, halkına, ileri gelen yöneticilerine ve belediye yönetimine yaptıkları fütursuz gerici saldırılarına karşı koymaları gerekirken, bu yaman “aydınlarımız” tam tersine döne döne SMF ve adayı Maçoğlu’na saldırıyor!. Farklı ve masum görünen ancak sinsi algılar ileri sürerek aynı cepheden hucum halindeler. Hem de NEO İTİHAT TERAKİ ekibin Dersim’lilerin atalarının uğradıkları akibeti hatırlatarak yeni bir soykırım tehditini yükselttikleri bir dönemde! Bu bir tesadüf müdür?

Cafer Tar’ı okuyalım “Dersim’de sahadan gelenler bütün seçim dönemi boyunca hiç bir HDP’linin sokaklara çıkıp seçim çalışması yapamadığını söylüyorlar. Neredeyse 700’e yakın HDP’linin tutuklandığını, bir o kadarının da Dersim’den ayrılmak zorunda kaldığını da not düşelim…” diyor. Bu yazdıklarınızın tümü doğru değil. Tutuklamalar doğrudur ancak tutuklamalar sadece HDP’ye değil, SMF diğer devrimci gurupların faaliyetçilerine uygulandığını da söyleyelim. “Dersim’de hiç bir HDP’linin sokaklara çıkıp seçim çalışması yapmadığı” söylemenize gelince! Ya size bu bilgiyi taşıyanlar Dersim’de aldıkları yenilgiye gerekçe bulmak için yalana baş vurarak aynı yalanları size de söylettiriyorlar ya da bildiğiniz halde sizde yalan söylüyorsunuz. Halbuki Dersim’de SMF faaliyetçi sayısı kadar HDP’li faaliyetçi Dersim yerel seçim çalışmalarında yer almış durumdaydı. Buna adı sanı belli vekillerde dahildir. Bu esasen kimin halkı daha iyi seferber ettiğiyle ilişkilidir. Mesele şudur ki siz, karşı çıktığınız sistemin gerici yönteminden, kültüründen epeyi derin etkilenmiş durumdasınız. Tuhaf olan Türk gerici egemenlik sistemi gibi tüm kötülüklerin dışardan geldiğini anlatmaya çalışıyorsunuz. Kendinizden kaynaklı hiç bir sorun görmüyorsunuz.Yüzleştiğiniz her çıkmazın sebebini dış faktörlere bağlıyor ve dertlerin kökenini her daim dışınızda arıyorsunuz. Kendi hatalarınızı asla kabullenip halka özeleştiri vermek istemiyorsunuz. Bu sizde bir tarza dönüşmüş. Kibirlisiniz. Kaybetmenin gerekçelerini bildiğiniz halde sebeblerini açıklamaktan kaçıyor ve korkuyorsunuz. Başarısızlıklarınızın kaynaklarına cesaretle inmedikçe, bu sorunlara kaynaklık eden ideolojik-politik sebebleri açığa çıkarmadıkça; daha doğrusu hatalarınıza karşı dürüst davranıp aşmaya çalışmadıkça ileri ki zaman diliminde daha büyük çıkmazlarla karşı karşıya kalacağınızı size gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Dersim halkı gerekli gördüğünde size görev verdi. Hem de birden fazla kere! Kazandığınızda halka övgüler dizdiniz, alkışladınız. Kaybettiğinize ise Dersim halkına ve devrimcilere hakaretler yağdırdınız. Bingöl, Urfa, Elazığ, Erzurum gibi bazı Kürdistan kentlerinde yıllardır sistemin gerici-faşist partileri kazandıkları halde buralara fazla laf etmezken, kaybettiğinizde Dersim’e demedik hakaret bırakmadınız! Neden? Dersim, çeşitli dil, kültür, inanç ve siyasal renkler diyarıdır. Bunu anlamak zorundasınız. Ancak daha da önemlisi O’nun bir aykırı rengi daha var ki o renk çok farklı bir yere sahiptir. Kızıl renktir O! Önder İbrahim KAYPAKKAYA’nın Dersim toprağına ektiği ve takipçilerinin kanlarıyla sulayıp büyüttükleri renktir!. İşte sizin kabullenemediğiniz de budur! Dersim halkı bu defa ağır hatalarınızdan dolayı Dersim’de size radikal bir uyarı çekti. Daha doğrusu Dersim halkı sizi cezalandırdı. Tekçi politikalarınızı red etti. Verdiği görevle komünistlerin etrafında kenetlendi. Siz bu gerçekleri görmek ve kabullenmek yerine hala komünistlere çamur atmakla meşgulsünüz! Attığınız çamurun en önce sizin ellerinize bulaştığının farkında mısınız?

Biliyoruz ve gayet açık olarak farkındayız. Dersim’de yenildiğinizi ve kazanılan bu devrimci mevziyi asla kabullenemediğinizi biliyoruz. Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) Dersim zaferini dostça kabullenmek yerine midenize oturmuş taş misali hazmedemiyorsunuz. Sizin bu düşünüş tarzınızla ve mantığınızla baktığımızda ilçelerde olduğu gibi SMF ve Maçoğlu yerine, Dersim merkezde belediyeyi CHP ve hatta AKP kazanmış olsaydı bu kadar rahatsız olmayacağınız sonucu çıkarılabilir ki zaten bunu CHP’yi destekleyerek gösterdiniz/gösteriyorsunuz.Yarattığınız bu tür algı operasyonlarıyla Dersim belediyesinin başarısız kalmasını, hatta devletin bu devrimci mevziyi yıkıp dağıtmasını can-ı gönülden istiyor gibi izlenim bırakıyorsunuz. Yazınızda bunu açık etmekte bir sorun görmediğiniz anlaşılıyor. Ayrıca siz Dersim’de ne geçmişte ne de bugün devrimci güçlerin serpilip gelişmesini haz etmediniz. Birlik, dayanışma kavramları ağzınızda düşmüyor. Ne varki sizin birlik dediğiniz, ittifak dediğiniz şey ve/veya bu kavramdan anladığınız şey, komünist devrimcilerin her dediğinizi itirazsız kabullenmesidir. Lakin hatırlatırız ki işte bunu komünistlere asla kabul ettiremezsiniz. Defalarca yazdık. Tekrar edelim. İttifak veya eylem birlikleri dost güçler arasında karşılıklı tavizlerle olur.Unutmayın ki komünistlerin kendi bağımsız bayrağı, programı ve sömürüsüz bir dünya hedefi vardır. Bunlar defalarca yazıldı, konuşuldu. Gel görki tüm bunlar size birer hoş seda gibi geliyor! Geçenlerde bir yoldaşımız unuttuğumuz bir ata sözünü yeniden hatırlattı “bizim oğlan duvar okur, döner döner yine okur”. Bu söz halinizi ne de güzel anlatıyor.

Bitirirken bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz. Selefi Sultan Tayyip ve Ergenekon-Kızılelma soykırımcı koalisyonun Dersim ve başkan  Maçoğlu’na saldırının özünde “Söz, Yetki, Karar Halka”  Şiarı yatmaktadır. Yeni soykırım hatırlatmaları bundadır. Bu durumda yurtseverim diyenlerden ne beklenir? Dersim ve başkan Maçoğlu’nun yanında saf tutmak tabi! Siz ise tam ters yerde duruyor ve yanlış yere vuruyorsunuz.Yaptığınız saldırılar aslında Dersim halkının demokratik iradesinedir. SMF ve Maçoğlu Dersim halkının iradesidir. Dersim halkı bu saldırıları hak etmemektedir. Aklı, ufku ve yüreği açık olanlar ne demek istediğimizi anlar. Ve bugün asıl görev Dersim halkının kazandığı mevziyi düşmana karşı savunmaktır. Bu mevzi tüm dünya ezilenlerine ve özellikle de Kürdistan’lı halka aittir. Sizi saldırılardan, iftira ve kara çalmalardan vazgeçmeye ve bu devrimci-halkçı mevziyi savunmaya davet ediyoruz. Bizim dost gördüklerimizden beklentimiz budur! Doğru eleştirileriniz olursa, sömürgecilerin zulmü altında inleyen Kürt halkının o güzel sözüyle cevaplayalım “ser seran, ser çawan”.

adhk tarafından

ADHK Kolektif Tatil Kampı ve Alternatif Yaşam

Haziran 6, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Her yıl geleneksel olarak örgütlediğimiz „ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) Geleneksel Kolektif Tatil Kampı“ özel mülkiyetin hakimiyetine dayalı ve dolayısıyla eşitsizliklerin belirlediği kapitalist sistemin yaşamına alternatif bir yaşamın küҫük bir parҫasıdır

Neden böyle bir yaşamı örgütleme gereği duyuyoruz?

ADHK (06-06-2019) Öncelikle; kimseye „lüks bir tatil“ vaadimiz yok, ama birlikte güzel bir tatil geҫireceǧimize inanıyoruz ve  her yıl da bunu yaṣıyoruz.

Cüzdanınızda „yeterince“ paranız varsa, istediğiniz yerde tatil yapabilirsiniz. Kapitalizmin paralı bireye sunduğu „lüks“ tatil yerlerine gidebilirsiniz, „ҫılgın tatil partileri“ne katılabilirsiniz. Ama siz, bu yerlerde, sadece kısa süreli etkisi olabilecek ve sadece sizinle sınırlı kalacak olan memnuniyeti yaşayacaksınız. Ne sizin iҫin ne de varsa ҫocuklarınız iҫin kalıcı bir memnuniyet ve insani ilişkileri bırakmayacaktır. İnsanları fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı kılacak olan; uzun süreli etkiler bırakacak olan memnuniyet ve mutluluklardır. Sizler tatil dışındaki zamanınızda zaten işiniz ve ailenizle meşgulsünüz ve konuştuklarınız, paylaştıklarınız genellikle aynıdır. Yine sadece aynı grupla yaptığınız tatilde de, benzeri şeyleri konuşmakla geҫireceksiniz. Kapitalist sistemin toplum projesiyle uğraşan mühendisleri de, zaten bunu istemekte ve sizi böyle yönlendirmektedirler. Üretim faaliyeti ve aile yaşamı iҫinde kendine yabancılaşmış, üretim faaliyetindeki yorgunluk, stres ve sorunların devamı olarak aile iҫinde geҫim, barınma, borҫ, okul vs. Sorunlarıyla uğraşmak, insanı zaten bunaltmaktadır. Yaşadığınız sorunların ҫözümüne, üstesinden nasıl geleceğinize ilişkin konuşup tartışmanız, önerileri alabilmeniz iҫin gerekli zamanınız ve olanağınız yoktur. Ya da en azından sizi buna yönlendiren bir yaşam biҫiminiz yoktur.

Biz,  yalnız baṣınıza hiҫ tatil yapamazsınız demek istemiyoruz. Ama biz, sizlerin mevcut kapitalist sistemin bizlere dayattıǧı bencil ve kendine yabancılaṣmıṣ bir yaṣama ve onun bir parҫası olan tatil anlayıṣına alternatif bir yaṣam perspektifiyle hareket etmenizi ve alternatif bir tatil geҫirmenizi istemekteyiz.  Hele hele ҫocuklarınız ve genҫleriniz iҫin ҫok yararlı olacak alternatif tatil kampımızda yer almanızı tavsiye ediyoruz. Burada, ҫocuklarınız ve genҫleriniz kendine güveni kazandıran iliṣkileri yaṣayacaktır.

Kapitalist toplumun baskı ve sömürüsüne maruz kalan insanları biraraya getirmek, birbirine yakınlaṣtırmak; bencilleṣtirmeye, kendine yabancılaṣtırmaya ve tek tipleṣtirmeye karṣı alternatif olabilmek iҫin; bu yaṣamı örgütlüyoruz.

ADHK Kolektif Tatil Kampı Bizlere Neler Sunuyor?

– Herṣeyden önce bir Komün yaṣamı sunmaktadır.

Kimileri, paylaşma, dayanışma ve ortaklaşmaya dayanan komünal yaşamı, insanoğlunun ulaşamayacağı bir düş olarak görürler. Halbuki çevrelerine baktιklarιnda veya dünya tarihini biraz da olsa incelediklerinde yaşanabilecek böyle bir dünyanιn inşaa edilmesinin  mümkün olduğunu göreceklerdir. Sömürücü sınıflar, bu düşün gerçekleşebilir olduğunu çok iyi bilir ve gerçekleşmemesi için akla gelebilecek her yönteme başvururlar. Komünal yaşamιn yeşermemesi, bireysel yaşamιn temel yaşam biçimi olmasιnι sağlayιcι her türlü kolaylιk ve teşviklerde bulunur.

İnsanlığın tarihsel gelişimi „üretimin toplumsallaşması“ doğrultusunda olmuştur. Bu toplumsallaşma, kapitalizmde oldukça ileri,  kapitalizmin egemenliğini tehdit eder  noktalara ulaşmıştır. Ama buna karşın , üretim toplumsallaşırken, mülkiyet tam tersine giderek küçülen bir azınlığın elinde özelleşmiştir. Bu haliyle kapitalizm insanlığın toplumsal gelişmesinin önünde engel teşkil etmektedir. Ancak kapitalizm de hayatın doğal akışının önünde durmayı ebediyen sürdüremeyecektir. Bunun farkında olduğu için ezilenlerin herhangi bir alternatif örgütlenmesine izin vermemekte, engellemek için her çareye başvurmaktadır. Burjuvazi, yaşamın her alanında halkların birliğine, dayanışmasına saldırmaktadır. Kolektif, komün yaşamının karşısına bireyi, bireysel yaşamı dayatmaktadır. Çünkü onun ezilenlere layık gördüğü yaşam; paylaşımı, dayanışmayı parçalamak, „dertleriyle başbaşa“, kendi kendine tecriti yaşayan, tecrit edilmiş, bencilleşmiş, bireyci yaşamı tercih eden insanlar yaratmaktır.

İnsanlık, geçmiş toplumlar tarihinde olduğu gibi bugün de ezen-sömüren sınıf ve sistemlerin karşısına alternatif yaşam biçimleri çıkarmıştır. Bugün de kapitalist sisteme ve onun egemeni burjuvaziye karşı alternatif mücadele ve yaşam biçimlerini geliştirmektedir. Komün, işte bu alternatiflerin temelidir. Kapitalist sistemin bireyci-bencil yaşam biçimini reddederek, ortak ve eşit bir paylaşım gerçekleştirerek zor koşulların üstesinden gelmek amacıyla dünyanın bir çok ülkesinde çeşitli gruplar tarafından oluşturulan komünler mevcuttur. Bunlar, „politik, ekolojik, ruhani ve psiko-terapi“ amaçlı oluşturulan farklı farklı komünlerdir. Bunlardan bazıları, burjuvazinin gerici propagandasının etkisinde kalarak „komün“ yerine kendilerini „kasıtlı topluluk“ olarak adlandırmaktadırlar, ama „ortak yaşam ve paylaşım“ temel prensipleridir.  Komün bir anlayıştır, alternatif bir kültürdür, yaşamın yarattığı bir gerçekliktir. Bugün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ve Kuzey Kürdistan’da oluşturulan „Köy Komünleri“ mevcuttur. Bu Komünler, kendi ekonomik, sosyal, ekolojik,  kültürel ve hukuki sorunlarını kendileri çözmektedir. Sorunlarını merkezi otoriteye havale etmeden, kendi olanaklarıyla ve kendi üyelerinin ortak iradesiyle çözmektedirler. Komünal bir toplum, „çalışmak zorunluluktan çıkıp bir ihtiyaç haline geldiği zaman“ adaletsizliğin, eşitsizliğin esamesinin okunmadığı zaman, sosyalizm aşılıp altınçağa ulaşılmış demektir.

Bizler bu anlayıṣtan hareketle ortak paylaṣımı yaṣayıp geliṣtiriyoruz. Farklı kültürlere, dillere ve düṣüncelere sahip olunsa da, bir arada yaṣamanın en güzel örneklerinden birini hayata geҫiriyoruz. Yaṣama farklı pencerelerden baksak da, farklı ҫözüm yollarımız olsa da, ortak olduǧumuz noktalarda birleṣmeyi hayata geҫiriyoruz. Farklılıklarımızı deǧil, ortak olduǧumuz noktaları öne ҫıkarıyoruz. Düṣüncelerimizi, türkü ve ṣarkılarımızı, dans ve halaylarımızi, sanatsal, sportif ve zihinsel yeteneklerimizi, mutfak kültür ve yeteneklerimizi paylaṣıyoruz.  Ortak üretip ortak tüketiyoruz.

Bizler bu kollektif yaşamdan birçok şeyi öğreneceğimize inanıyoruz:

Kampımızdaki bütün faaliyet ve etkinliklerde ortak hareket etmek,

Herkesin yeteneğine göre görev ve sorumluluklarda bulunmasını sağlamak ve yetenekleri bütün insanların hizmetine ve beğenisine sunmak,

Komünal yaşamın sürdürülmesinde kitlelerin görüş ve önerilerini dikkate almak ve kararda söz sahibi kılmak; böylece kitlelerin kamp dıṣındaki yaṣamlarında da uygulayabilecekleri bir anlayıṣın benimsetilmesini saǧlamak.

Kitlelerin iradesiyle seçilmiş kamp komitesinin ortak yaşamımıza uygun sorumluluklarını denetlemek ve aynı zamanda onlara karşı sorumluluklarımızı da unutmamak,

Bizler sadece ortak bir kazanda yemek yemek için ve deniz kenarında buluşmak için bir araya gelmiyoruz. Aynı zamanda ortak ve paylaşımcı yaşamın bize sunduklarından en iyi bir şekilde yararlanmayı amaçlamaktayız. Birlikte sosyal-siyasal ve ekonomik sorunlarımızı tartışmak, ortak değerlerimiz olan kültürel değerleri birbirimize aktarmak ve bilince çıkarmak; birlik, dayanışma ve ortak paylaşımcı bir bilinç kazanarak yaşamımızın diğer alanlarında uygulamaya çalışmak beceri ve alışkanlıklarını kazanmak amacıyla bu komünal yaşamda yeralmaktayız.

Yılın 11 ayını beton duvarlar iҫinde geҫiren insanlarımızla; aҫık havada, deniz manzaralı, bedenlerimizin toprakla temasının saǧlandıǧı ҫadırlarımızda 3 Hafta boyunca konaklıyoruz. Katılımcılar isteklerine göre; 1 Haftalık, 2 Haftalık ya da 3 Haftalık katılabilirler.

Kollektif düṣüncenin ürünü olan yemeklerimiz, bir tek mutfakta bütün katılımcılar iҫin hazırlanmaktadır. Yemeklerin hazırlanıp sunulması ve temizliǧinin yapılması hergün bir baṣka grup arkadaṣ tarafından gerҫekleṣtirilmektedir. Hergün yeni bir grup mutfak hizmeti sunmaktadır. 3 hafta boyunca her birey yalnızca bir defa bu hizmeti sunma görevini yerine getirmektedir.

– Kamp yeri önceden Kamp Komitesi tarafından 3 haftalıǧına kiralanmakta ve katılımcıların kalacakları yerler (Ҫadır kuracakları yerler) Komite tarafından gösterilmekte ve Ҫadırların kurulmasına yardımcı olunmaktadır.

– Ҫocukların zaman geҫirecekleri çadırı bulunmakta. Bu çadırda ҫocuklar ҫeṣitli kültürel ve zihinsel ҫalıṣmalara yönlendirilmektedir.

– Günlük olarak „Kampın Sesi“ gazetesi ҫıkarılmaktadır. Her katılımcı gazeteye yazı, öykü, ṣiir, fıkra ve karikatür verebilir. Ilginҫ fotoǧraflar ve haberler gönderebilir.  

– Çeşitli dallarda Atölye çalışmaları yürütülmektedir.

Santranҫ, Tavla, Futbol, Voleybol turnuvaları düzenlenmektedir.

– Yüzme ve dil kursu verilmektedir.

Kadınlar ve Genҫlik, konuları kendileri tarafından belirlenen sunumlar yapmaktadır.

Kadınlar buluṣması gerҫekleṣmektedir. Yılın 11 ayını geҫirdikleri alanlarda bu kadar fazla sayıda ve uzun süreli bir arada bulunamayan kadınlar, Kampımızda bu olanaǧı bulmakta ve Kadın-Kadına kendi sorunlarını konuṣup- tartıṣabilmektedir.

Genҫlik buluṣması gerҫekleṣmektedir. İṣ ve ders yoǧunluǧu iҫinde sadece sanal medya üzerinden görüṣebilen genҫler, Kampımızda birebir görüṣebilmekte, yeni arkadaṣlıklar ve dostluklar geliṣtirebilmekte, ortak yaṣamın tadını ҫıkarabilmektedirler. Rahatlıkla ailelerinden beklentilerini ve kendi kendilerini nasıl deǧerlendirdiklerini anlatabilmektedirler.

Komite tarafından katılımcıların geneline Panel ve Seminer etkinliǧi düzenlenmektedir.

– Daǧarcıǧımızın tazelenmesi ve eǧlence amaҫlı Bilgi Yarıṣması düzenlenmektedir.

Daǧ, ṣehir gezileri ve Gemi Turu düzenlenmektedir.

Her haftanın bir günü akṣam saatlerinde kısaca geҫmiṣ haftanın deǧerlendirilmesi yapılmakta; hata ve eksiklikler tespit edilip özeleṣtiri yapılarak yeni haftanın programı kitleye sunulmaktadır. Aynı akṣam; birlikte türkülerin, ṣarkıların söylendiǧi, dansların yapıldıǧı, halayların ҫekildiǧı eǧlence programı sunulmaktadır.

Kolektif Tatil Kampımızda  Uyulması Gereken Komünal Kurallar:

Komün yaşamımızda herkes eşit hak ve sorumluluklara sahiptir. Kamp komitesi bir organizatör görevi görmektedir.

Kampın geliri, siz deǧerli katılımcıların ödedikleri ücretlerden oluṣmaktadır. Gelir ve giderin listesi düzenlenen ADHK Kongrelerinde aҫıklanmaktadır. Bunları, delegeler birebir inceleyip deǧerlendirmelerini sunabilirler ve ayrıca delege olmayan katılımcılar da, Kongrelerimizde yeralıp buna tanıklık edebilir, eleṣtiri ve önerilerini sunabilirler.

Komite üyeleri de dahil, kampa katılan herkes eşittir. Hiç bir kimsenin bir başkası karşısında ayrıcalığı yoktur ve olamaz.

Kamp hizmetinde herkes görev almak zorundadır (Sağlık sebebiyle iş göremez durumda olanlar hariç). Görevlerin yerine getirilmesinde dayanışmacı olmak ve işin gerçekleştirilmesinde yardımcı olmak, görevli arkadaşların yükünü hafifletmek bizim için gönüllü bir yaklaşım olmalıdır.

Herkes bir diğerine karşı saygılı olmalı ve sevgiyle yaklaşmalıdır. Bu duygularla oluşturulan dostluklar ve yoldaşlıklar kalıcı ve değerli olmaktadır.

Her birey bir başkasının haklarına saygılı olmalı. Komüne ait malzemelerin tüketiminde bireyci olmamalı, başkalarının da yararlanabilmesine olanak tanımalıdır. İhtiyacιmιzιn gerektirdiği kadar almalιyιz. „Komüne yaptιğιm maddi katkιyι nasιl yaparιm da çιkartιrιm“ anlayιşι, tamamen bencilce bir anlayιştιr.

Komünün işleri kolektiv bir anlayιş içinde gerçekleştirilir ve gönüllülük temelindedir. Her komün üyesinin komüne karşι sorumluluklarι vardιr.  Gönüllülük ile sorumluluk bilinci birleştiğinde, sorun yaşanmadan bütün işlerin üstesinden gelinebilir. Kamp komitesinin yapacağι görevlendirme organizasyon amaçlιdιr, dayatma değildir.

Yukarda da belirttiğimiz gibi; Kamp yaşamιmιz bir Komün yaşamιdιr. Dolayιsιyla, tutum ve davranışlarιmιz da komünde bulunan bütün insanların genel çıkarlarınι gözetmelidir. Herkes birbirine karṣı sorumlu davranmalı ve karṣılıklı sorumluluk duyarak hareket etmelidir.  Herhangi bir bireyin gerek komün içinde gerekse de komün dışında yaptığı herhangi yanlış bir hareket bütün komünün yaşamını olumsuz yönde etkileyebilir ve zarar verebilir.

Komün yaşamιna ilişkin eleştiri ve öneriler zamanιnda sunulmalι, sonuç alιnmaya çalιşιlmalιdιr. Komün yaşamι içinde olabilecek hata ve eksikliklere yönelik eleştiriler; eğer sadece kişiyi ilgilendiren bir boyutta ise muhatabιyla konuşularak, komünün tümünü ilgilendiren boyutta ise komiteye iletilmeli ve gerekirse yapιlacak Kamp değerlendirmelerinde gündeme getirilmelidir. Komün yaşamιnda birlik ve dayanιşma ruhunun, dostluk ilişkilerinin gelişmesini ve Kamp katιlιmcιlarιnın her yιl daha da istekli katιlιmιnιn olmasιnι istiyorsak; eleştiri ve özeleştiri mekanιzmasιnι iyi işletmeliyiz. Kampa ilişkin eleştirilerimizi Kamp yerinde yapmalιyιz, Kampιn dιşιnda Kampa (yani Komüne) yapιlan eleştiriler iyi niyetli de yapιlmιş olsa; olumlu etki değil olumsuz etki yaratacağι için yanlιştιr ve objektif olarak yιkιcι ve yιpratιcι olur.

Ortak yaşamımızın önemli bir parçası olan bütün etkinliklerde, turnuvalarda yeralmalıyız. Bu etkinliklerden ve turnuvalardan da öğreneceğimiz çok şeyler olmaktadır.

Komün katılımcılarının günlük yemek-içmek ihtiyaçlarının giderilmesini organize eden Kamp Komitesi, gerekli alış-verişi yapar ve mutfak hizmetini görmek ve katılımcıların yemek-içmek ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla nöbetçiler görevlendirir. Bu nöbetçiler, yemek yapmak, çay demlemek, bulaşık yıkamak, masaları silmek vs. ile sorumludurlar. Nöbetçilerin görevlerini yerine getirmede nöbetçi olmayan katılımcılar da dayanışmada bulunmaktadırlar.

Mutfak giderleri,  Kamp katılımcılarının kamp yeri içın ödedikleri ücretlerden karşılanır ve genel kitlenin ihtiyaçları ve istemleri dikkate alınır.

  • Yemek Saatleri: Kahvaltı: 08.00 ile 10.00 arası, Öǧlen Yemeǧi:12.00 ile 14.00 arası, Akṣam Yemeǧi: 19.00 ile 21.00 arası. Ҫocuklar dıṣında herkes bu saatlerde ihtiyaҫlarını gidermeye özen göstermelidir.
  • Mutfak Ҫadırına günlük mutfak görevlilerinin bilgisi dıṣında girilmemeli, Plaj ya da bir baṣka alana yemek götürülmemelidir.
  •  Tüm Camping yerini baǧlayan ve bizim iҫin de geҫerli olan kurallara uymak; gerek dıṣımızdaki insanların ve gerekse de kendi arkadaṣlarımızın haklarına saygı göstermek ve tanımak demektir. Bu nedenledir ki; Gece Saat 24.00’den sonra sesli konuṣulmamalı, gürültü ҫıkarılmamalı, araba ile kapalı yerlere girilmeye ҫalıṣılmamalıdır. Girilmesi mümkün deǧildir.
  • Kamp oturma alanında ortak eǧlence dıṣında alkollü içki içilmemelidir.
  • Ҫevremizin temiz tutulmasına gerekli özen gösterilmelidir. Masalarda, Ҫadırların olduǧu alanlarda ve genel oturma yerlerinde yemek artıkları ve ҫöplerin bırakılmaması herkesin saǧlıǧı aҫısından gereklidir.
  • Komüne ait olan eṣyaları korumak hepimizin görevidir. Burada bütün insanların hizmetine sunulan herṣey ortak malımızdır. Ve bizim emeǧimizle elde ettiǧimiz ṣeylerdir. Kullandıǧımız veya tükettiǧimiz ṣeylerden ihtiyacımız kadar almalıyız.
  • Herhangi bir olumsuz geliṣmeye karṣı anında müdahale edebilmek, yaṣanabilecek sorunu ҫözebilmek iҫin: Kamp dıṣında uzak yerlere gidildiginde, Kamp Komitesi bilgilendirilmelidir.
  • Sosyal yaṣamımızın zenginleṣtirilmesi ve güzelleṣtirilmesi amacıyla düzenlenen bütün etkinliklere katılım saǧlanmalıdır.
  • Bu Kamptaki komün yaṣamının daha iyi olabilmesi bizim elimizdedir. Her yıl daha iyi bir duruma getirmek iҫin, kafa yormalı ve önerilerimizi sunup hayata geҫirilmesinde rol almalıyız.
  • Yaṣam, paylaṣabildiklerimiz zenginleṣtirilip-ҫoǧaltıldıkҫa güzelleṣir.

Yaşanacak alternatif bir dünyanın mümkün olabileceǧini ve bunu da bizlerin yaratabileceǧini bu küҫük komünde de göstermek iҫin; Kolektif Tatil Kampımızda buluṣmak umuduyla….

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADHK Kolektif Tatil Kampı Komitesi

adhk tarafından

Avrupa Parlamentosu Ve Almanya’daki Yerel Yönetimler Seҫimlerinin Sonuҫları Bize Neyi Anlatıyor?

Haziran 6, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İṣҫi sınıfı ve emekҫi halklar iҫin getirisinden ҫok götürüleri olan Avrupa Parlamentosu’nun 5 yılda bir yapılan seҫimleri, bu yılın 22 Mayıs ile 26 Mayıs tarihleri arasında gerҫekleṣti

ADHK (06-06-2019) Avrupa Birliḡi’nin Bütҫesini onaylama, bazı AB yasalarının netleṣmesinde onay sahibi olma, AB’nin yürütme organları olan AB Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nu kontrol etme, Avrupa Komisyonu’nu seҫme ve görevden alma yetkisine sahip olan bu parlamenterlerin düzenli olarak parlamento toplantılarına katıldıḡını söylemek zor. Parlamento toplantılarına katılmayan parlamenterlerin önemli bir kesimi; genellikle iҫeriḡine hakim olmadıkları gruplarının kararlarını onaylarlar. Ama bunlar buraya seҫiliyor ve Avrupa’da demokrasinin egemen olduḡunun yalanını perdelemeye ҫalıṣıyor. Ҫok küҫük bir azınlıḡın, insan hakları ihlalleri, silahlanma karṣıtı konuṣma ve önergeleri genel durumu deḡiṣtirmiyor.

Yeni dönemde, AP, Avrupa halklarının AB’ne olan inanҫlarının tazelenmesini saḡlamak iҫin ciddi ҫaba iҫine girecektir. 2008 yılında Avrupa’da baṣlayan ekonomik kriz nedeniyle baṣta Güney Avrupa ülkeleri olmak üzere; sokak, AB’ne küskün. Sınıf farklılıklarının ve yoksullaṣmanın önüne ҫıkarılan Göҫmen sorunu, hala önemli bir sorun olarak duruyor. AB’nin ABD ile serbest ticaret müzakereleri de, önümüzdeki aylarda AP icinde önemli tartıṣmalardan biri olacaktır.

„Ukrayna Krizi“ nedeniyle Rusya ile iliṣkilerdeki gerginlik, yine aynı nedenle Rusya’ya olan enerji baḡımlılıḡının azaltılması yönündeki ortak görüṣ doḡrultusunda AB’nde „ortak enerji politikası“ oluṣturma ҫabaları da dönemin önemli sorunları arasında yeralacak ve Parlamentonun baṣlıҫa gündemleri olacak.

Görüldüḡü gibi; ıṣҫi ve emekҫilerin ekonomik ve sosyal sorunlarına iliṣkin bir düzenleme gündemlerinde gözükmüyor. Kuṣkusuz eḡer Avrupa halklarının bir sokak fırtınası esip kendisini gündeme oturtmazsa.

Bu yıl yapılan AP(Avrupa Parlamentosu) seҫimlerine katılım oranında 2014 yılındaki katılıma nazaran artıṣ olduḡu görüldü. 2014 yılında katılım %42,6 oranında iken; bu yıl % 51’e yükseldi. Ve yükselen bu oranda, genҫliḡin önemli rol oynadıḡı görülmektedir. Genҫler, son dönemlerde Avrupa ve dünyadaki geliṣmelerden duydukları rahatsızlıklarını ve memnuniyetsizliklerini sokaklara ҫıkarak göstermektedirler. Bir süre önce Avrupa Parlamentosunda kabul edilen Internet üzerinden yayınlanan sanat eserlerinin telif haklarını koruma yasası ve kapitalist devletler tarafından izlenen iklim politikalarına karṣı yapılan gösterilerde yüzbinlerce genҫ yeralmıṣtır. AP seҫimlerinin yapılacaḡı haftada iklim politikasını protesto gösterileri, seҫimleri etkileme ve parlamentoya seҫilenlerin bu talebi dikkate almaları gerektiḡini anlatmak iҫindi. Yani gelecekleri ile ilgili kararların alınmasını saḡlama yönlü sokaḡın gücünü gösterdiler.

Genҫlerin düzenden memnuniyetsizliklerini, „aṣırı saḡ“ denilen ırkҫı faṣist partiler ve politikacılar, seҫim propagandasında iyi kullandı ve geҫmiṣ yıllara nazaran ciddi baṣarılı sonuҫlar elde ettiler. „Merkez Partileri“ diye adlandırılan „Merkez Saḡ“ ve „Merkez Sol“ partiler bu seҫimde ciddi yenilgiler aldılar. Yeṣiller ise; öncelikli olarak dünyanın ekolojik dengesindeki bozulmaların eleṣtirisine dayanan politikası ile genҫleri etkiledi ve önemli oranda oylarını alarak seҫimden zaferle ҫıktı.

Özellikle Fransa ve Italya’da ırkҫı-faṣist partilerin diḡer partilere ciddi bir fark atması ve ardından Italya Iҫiṣleri Bakanı Matteo Salvini, partisinin aldıḡı %34 oy oranından cesaret alarak, Avrupa’daki nasyonalist partileri birleṣtireceḡini duyurması, demokratik kamuoyunda kaygılara yolaҫtı. Italya ve Fransa’nın yaṣadıḡı ekonomik ve siyasi krizden kimlerin daha iyi yararlandıḡı da bu vesileyle anlaṣılmaktadır.

Almanya’da, gerek AP seҫimleri ve gerekse de Yerel Yönetimler seҫimlerinde CDU (Hristiyan Demokrat Parti) ve SPD (Sosyal Demokrat Parti)‘nin ciddi oy kaybetmesi, özellikle genҫlerin bu iki partiden uzaklaṣıp Yeṣillere oy vermeleri, partilerde ciddi iҫ tartıṣmalara ve istifalara yolaҫtıḡı gibi; Koalisyon Hükümeti krizine de yolaҫabilir. Önümüzdeki dönemde , ne yapacaḡını bilmeyen, kenardan seyreden kitlenin kimler tarafından kazanılacaḡı oldukҫa önemlidir.

AP seҫimlerinin emekҫiler aҫısından bir getirisinin olmadıḡını söylemekle birlikte; seҫimlerde kısmen de olsa kitlelerin nabzının anlaṣılmasında önemli veriler yaratmıṣtır. Kapitalsit sistem, insanların „ellerindekini kaybetmeme“, „bütün olumsuzluklara raḡmen mevcut yaṣamını sürdürebilme“ tercihleriyle karṣı karṣıya bırakmıṣ ve sınıf ҫeliṣkilerini düṣünemez duruma sokmuṣtur.

Kapitalist sisteme alternatif olarak örgütlenen devrimci- demokratik parti ve gruplar cuzi anlamda milletvekili ҫıkarmıṣ olsalar da, genel olarak oy potansiyelinde gerileme yaṣamıṣlardır. „Sosyalist“, „anti-kapitalist“ grupların oluṣturduḡu seҫim ittifakı baṣarılı bir sonuҫ alamadı.

Avrupa’da yaṣayan Türkiye ve Kuzey Kürdistan kökenli devrimci demokratik kurum ve partilerin AP seҫimleri konusunda esas olarak sesizliklerini koruduklarını söylemek yerinde olacaktır. Ama bu kurumlar, sözkonusu ṣekillenmeden kendilerini soyutlayamazlar. Durumun tesbit edilmesi ve gerekli politikaların geliṣtirilmesi bu kurumların görevidir. Kitlelerin yöneliminin nereye kaydıḡı, gelecek aҫısından ne ifade ettiḡini dert etmelidirler.

Almanya’da gerҫekleṣen yerel yönetimler seҫimlerine ırkҫı faṣist partilerin nasıl yüklendiḡini görmek ve gelecek tehlikelerin neler olabileceḡini öngörmek gerekmektedir. Yeṣillerin kazanmasının da devrimciler ve sosyalistler aҫısından hangi ҫaḡrıṣımı yaptıḡını, mevcut durumu irdeleyerek anlamalıyız. Kapitalist sistemin daha fazla kär amacıyla dünyada yarattıḡı yıkımı, sınıf ҫeliṣkilerinden soyutlayarak ҫevrenin korunması yönünde kısmi iyileṣtirmelerin yapılması hedefiyle kitleleri yönlendirmesi, sonuҫ itibariyle kapitalist sistemin egemenlerini pek fazla korkutmamaktadır. Genҫliḡin gelecekleriyle ilgili kaygılarını, sınıf ҫeliṣkileriyle iliṣkilendirmeden iklim koṣullarındaki iyileṣtirmelerdeki düzenlemelerle saḡlayacaḡı umudunu yaratması, sosyalistler aҫısından ciddi bir handikap oluṣturacaktır. Ki, sosyalistlerin sistemden umudunu kesmiṣ kitleleri organize etme, mücadeleye sürükleme gücü ne yazıkki yok. Geliṣmeler karṣısında sessiz kalmak iṣi daha da aḡırlaṣtırmaktadır. Her sosyalist kurum ve partinin payına düṣeni alıp, ileriye adım atacak bir sorgulamada bulunmasının zorunluluḡu aҫıktır.

Bu nedenlerle; „ister seҫimlerde yeralın, isterse almayın ama durumu tesbit etmeyi ve uygun ҫözümlemelerde bulunmayı, bir duruṣ göstermeyi, mücadele araҫ ve biҫimlerini geliṣtirmeyi ihmal etmeyin“. Bunu, bize pratik yaṣam söylüyor.

Her ulustan iṣҫi ve emekҫilerin birlikte mücadelesi kazandıracaktır!

Kapitalist sistem alternatifsiz deḡildir, Alternatif Sosyalizmdir!

adhk tarafından

“Dersim Belediyesine ve F. Maçoğlu’na sahip çıkıyoruz!”

Haziran 5, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

“Dersim’e ve Maçoğlu’na sahip çıkıyoruz” şiarıyla başlatılan ve sanatçıların, milletvekillerinin, şair ve yazarların, gazetecilerin, akademisyenlerin, çeşitli dernek ve parti yöneticilerinin imzacı olduğu imza kampanyası sonlandırıldı

DERSİM (05-06-2019) “Dersim’e ve Maçoğlu’na sahip çıkıyoruz” şiarıyla yapılan imza kampanyası sonlandırıldı. İmzacılar adına yapılan açıklamada; ‘Bu kadim kentimizin adı DERSİM’dir! Dersim Belediyenin ismi kendi özüne dönmesi kadar doğal daha ne olabilir ki!’ denildi.

Yapılan açıklamanın devamında şunlar söylendi:

“Bu tabela değişimi üzerine Belediyemize ve Maçoğlu’na manidar saldırılar başlatıldı. Esas Hedef Belediyenin projeleridir. “SÖZ, YETKİ KARAR HALKA” şiarıdır. Bu projeleri uygulayanları hedef gösterilmesi, özelikle de Belediye Başkanımıza yönelik yürütülen anti demokratik ve siyasal linç kampanyasını kınıyoruz.

Sosyalist halkçı belediyenin yaptıkları başta dersimde olmak üzere ülke içinde ve dışında kamuoyu tarafından örnek alınan bir çalışmadır. Bu çalışmayı değişik bahane ve entrikalarla kirli saldırılar söz konusudur. Bu gerici siyasi oyunlarla Beldiyemize ve Dersimin ilerici şahsiyetlerin hedef alındığı aşikardır. Yoksa bu tabeladaki isim değişikliği Dersim halkının kendi isteğidir. Dolayısıyla isimleri başkaları değil Dersimlilerin vereceği bir karardır. Dersim sadece Dersimdir ve başka isim kabul görmez.

Biz aşağıda ismi yazılı olanlar, Dersim’e ve Başkanımız Sayın Fatih Mehmet Maçoğlu’na yapılan saldırıları kınıyoruz. Dersim’e, Dersim halkının iradesi Maçoğlu’na ve Dersim’in doğasına, tarihine, kültürüne ve diline sahip çıkıyoruz. Dersim kadim bir coğrafyadır ve adı Dersim’dir.”

Kampanyada imzacı olanlar:

Özlem Armen – Araştırmacı-Yazar

Ozan Reçber – Müzisyen

Dilek Piya Koç – Ressam

Barış Atay – Miletvekili

Yılmaz Çelik – Müzisyen

Dilşad Cambaz – SMF-HDP Miletvekili

Sena Dersimi – Müzisyen

Efkan Şesen – Müzisyen

Ahmet Can Akyol – Şair

Sibel Özbudun –  Akedemisyen

Haydar Beltan – Araştırmacı-Yazar

Kadir demir – Müzisyen

Erdal Erzincan – Müzisyen

Tolga Sağ – Müzisyen

Erdal Emre – Tarihçi-Yazar

Muzaffer Oruçoğlu – Yazar, Ressam ve Şair

Maviş Güneşer – Müzisyen

Fetih Koç – Şair-Yazar

Hüseyin Güneş – Müzisyen

Orhan Aydın – Yazar-Oyuncu (Tiyatro)

Ali Haydar Çavuş – Hozat Dernek Başkanı

Özgür Öz – AABF Eski Genel Sekreteri

İlyas Yer – Komünal Bellek Sivil İnsiyatif

Şenol Akdağ – Müzisyen

Zeynep Hayır – Müzisyen

İpek Reçber – Müzisiyen

Hıdır Uludağ – Şair-Yazar

Zülfü Kutan – Müzisyen

Ali Taşyapan – Yazar

Erdoğan Şenci – Yazar

İsmail Doğruer – Gazeteci

Zeynep Poyraz – Gazeteci

Kenan Taşkesen – Şair-Oyuncu

Turabi Saltık – Araştırmacı-Tarihçi-Yazar

Alexnadros Piskülis – Müzisyen

Temel Demirer – Yazar

Kazım Cihan – Araştırmacı-Yazar-Siyasetçi

Leyla Binici – Fransa Ekolojist Partisi (EELV)

Yusuf Demir – Siyasetçi

Reşat Kavak – Siyasetçi

Lütfü Bağçeci – Siyasetçi

Hüseyin Balkır – Siyasetçi

Armağan Uludağ – Müzisyen

David Güneş – Marksist Felsefe Grubu

Veysel Aydın – Müzisyen

Selçuk Şahin Polat – Yazar

Ufuk Coşkun – Müzisyen

Fuat Ateş – Gazeteci

  1. Dersim Güler – Yazar – Tiyatrocu

Kasım Koç – Gazteci-Yazar

Grup Alamor – Müzik Grubu

Pınar Aydınlar – Müzisyen

Hasan Yıldırım – DAP TV

Servet Kocakaya – Müzisyen

Zafer Yılmaz – Yayıncı

Erdal Bayrakoğlu – Müzisyen

Kemal Dinç – Müzisyen

Levent Kaçar – Öğretim Görevlisi-Sinamacı

Ramazan Şirin – Sanat Yönetmeni

Metin Kahraman – Müzisyen

Mehmet Gümüş – Müzisyen

Serdar Keskin – Müzisyen

Kemal Kahraman – Müzisyen

Kazım Dilekçi – Müzisyen

Kazım Gündoğan – Yazar

Abdal Haluk Tolga İlhan – Müzisyen

Nezahat Gündoğan – Yazar

Selman Aslan – Müzisyen

Mayıs Ceylan – Grafiker – Tasarım Atölyesi

Cafer Ozan – Gazeteci

Gazi Çağlar – Profösör

Gökmen Sambur – Şair

Murat Sezgin – Şair

Hüseyin Altun – Gazeteci

Adalılar – Müzik Grubu

Grup Munzur

Veli Balaban – DAB (Devrimci Aleviler Birliği Başkanı)

Yoldaşça Türküler – Müzisyen

Zeynep Kılıç – Müzisyen

Hıdır Kutan – Müzisyen