adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti 43’üncü gününde: “Kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz”

Eylül 30, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti’nin 43’üncü gününde konuşan HDP’li Pero Dündar, kayyumlara karşı çıkmanın demokrasinin bir ilkesi olduğunu belirterek, “Ne haklarımızdan ne de eşbaşkanlık kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz”

HABER MERKEZİ (30-09-2019) Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimindeki belediyelere kayyum atanmasının ardından başlatılan Demokrasi Nöbeti Mardin’de 43’üncü gününde devam etti. HDP il binası önünde süren eylem öncesi polisler il binasını abluka altına alırken, HDP’liler abluka altında şarkılarla eylemini sürdürdü. Bir süre devam eden nöbet ardından açıklama yapıldı.

Açıklama yapan HDP Mardin Milletvekilli Pero Dündar, her gün olduğu gibi kayyuma karşı yine alanlarda olduklarını söyledi. Hukuksuzluk ve irade gaspına karşı durduklarını ifade eden Dündar, “Burada Kürt halkının iradesine ve haklarına bir saldırı var. Biz de zulüm olan yerde ayakta kalmaya devam edeceğiz. Bu saldırılar devam ettiği için biz de alanlardayız. Bu saldırıların önünü kapatacak olan kimdir? Kürt halkının kendisidir. Kürt halkının kadınları, partisi ve gücüdür. Şu an muhalefet eden tek kesim bizleriz. Bugün alanlarda biz sonuna kadar direnirsek Türkiye’de bulunan diğer demokratik kesimlerde bize bakar ve onlarda ayakta kalır” dedi.

İktidar savaş istiyor

Eylemlerin Türkiye’nin her yerinde devam edeceğini kaydeden Dündar, “Bu ülkenin iktidarı hırsızlığın ve kara yüzlülüğün iktidarıdır. Bu baskılar sona erene kadar da biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Biz buradayız. Halktan seçimin intikamını almak istiyorlar. Buraya yapılan saldırılar sadece  belediye üzerinden değil. Rojava ve Avrupa’da dört bir yandan saldırı  ve savaş politikası yürütülüyor. Neden bunları yapıyor çünkü savaş istiyor” diye konuştu.

‘Bugün buradayız yarın yeniden burada olacağız’

Dündar sözlerini şöyle tamamladı: “Her gün buralara bomba yağıyor bu para bizlerin emekçilerin cebinden çıkıyor. Bizi tanımayanları bizim de tanımamamız gerekiyor. Bu bir suç değil, bu demokrasinin ilkesidir. Bu kayyumları geç olmadan bir an önce geri çekin. Ne haklarımızdan ne de eşbaşkanlık kazanımlarımızdan bir adım geri adım atmayacağız. Bugün buradayız yarın yeniden burada olacağız.” (MA)

adhk tarafından

Güneşe Uğurladıklarımızın Ardından

Eylül 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Parisli komünarların barikatlarda tutuşturduğu isyan ateşini dalga dalga büyüterek Rusya da çarlık despotizmine karşı baş kaldıran ve Sosyalizme emin adımlarla yürüyen, Mao yoldaşın o büyük çağrısıyla burjuva karargahları ‘’bombalayan’’ kahraman işçi sınıfı ve köylülerin göklere çektiği kızıl bayrağı nesilden nesile aktaran ölümsüz kahramanlarımızı bir kez daha sevgi ve minnetle anıyoruz.

Sınıflar arası antagonist çelişkiyi felsefi boyuttan somut yaşamsal boyuta taşımak biz Komünistler için hayati önemdedir. Felsefi-ideolojik, politik ve siyasi anlamıyla bol naralar atarak sınıf mücadelesin de lafazanlık yapmak yerine onu’’ bilmek yapmaktır’’ bilinciyle pratiğe geçirmek, savaşta cüret kavgada ısrar bayrağını göndere çekmek geçmiş süreçlerde olduğu gibi bugünde hep aynı hayati önemde olmuştur. Maoistlerin Parti-Ordu- Cephe stratejisinin devrimde ki en önemli silahları olduğunu bilince çıkartarak dağlarda ve şehirlerde kavgaya atılan, bu uğurda bir an olsun tereddüt etmeden kahramanlıklar yazan yoldaşlarımız tarihin ak sayfalarına iz düşmüşlerdir. İşte Mesut ve İsyan yoldaşlarda bu mücadele de bilinçlerini kavganın pratik sahalarında daha da berraklaştırmak ve kavgayı dahada yukarılara taşımak için Maoist Parti saflarına katılmış iki sıra neferiydiler.

Coğrafyamızın zengin tarihinden geliyordu köklerimiz,  Şeyh Bedreddinlerden, Torlak Kemal ve İnce Mehmetlerden. Ermeni devrimci Paramazın attığı ilk tohumdu bu topraklarıyeşerten ve köklerimizi besleyen.  Atmış sekiz devrimci gençlik kuşağı gelir aklıma her genç devrimci ölümsüzleştiğinde,çünkü gençtir silah elde toprağa düşenlerimiz ve ısrarcısıdır Mahirin Denizin İbrahimin Mazlumun bıraktığı şanlı kavganın.

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın bıraktığı mirası veMarksist- Leninist- Maoist çizgiyi savaş alanlarında hayata döken, kavgayıyükselten birer sıcak nefes olmuştur İsyan ve Mesut yoldaşlar. Mesut yoldaş Maoist Partinin zorlu bir sürecinde katılmıştı gerillaya, bazı süreçler gerillaiçin daha fazla güç ve irade istemektedir, Mesut yoldaşta böylesi süreçtekatılarak örgütüne ve yoldaşlarına karşı duyduğu sorumluluğuyla hepimize örnekolmuştur.

Mesut yoldaşla ilk karşılaşmamız Dersim’in serin bir sonbahar gecesi olmuştu. Uzun süredir bir bölgede belirli faaliyetler içingörevlendirilmiş ve yaz sürecinin önemli bir bölümünü orada geçirmişti. Akşam üstü olmasını bekliyoruz, havanın kararmasıyla birlikte yola çıkıyoruz ve uzun bir yürüyüşün ardından gece yarısı yoldaşların kaldığı noktaya doğru yaklaşıyoruz, aramızda anlaşabildiğimiz tarzda ıslık çalmaya başlıyor komutan yoldaş ama cevap yok biraz daha çalıyoruz, daha sonra sessiz bir şekilde cevap bekliyoruz, evet aynı tarzda çalan ıslıkla cevap geliyor ve aynı anda ay ışığı altında belli belirsiz ince bir gölge beliriyor, yaklaştıkça suratında çocuksu bir gülüşle Mesut yoldaş, yanında Cenk yoldaş sarılıp selamlaşıyoruz daha sonra selamlaşma hal hatır sorma faslı, düşman hareketliliğine dair bilgi alışverişinde bulunuyoruz.  O arada komutan yoldaş ‘Mesut yoldaş hazırlan benimle geliyorsun’  diyerek araya girdi, o anda Mesut yoldaşın gözlerine yansıyan mutlu bir gülüş, uzun bir aradan sonra farklı alanlara çıkmanın ve diğer yoldaşları da görmenin heyecanı okunuyor bakışlarından.  Ayrılırken vedalaşma esnasında bir dahagörüşeceğimizi bilmeden savaş koşullarının verdiği duyguyla kucaklaşıp ve dalaşmıştık. Tabi gelecek süreçte uzun süre beraber kalacağımızı bilmeden…aradan bir ay kadar  geçtikten sonra kışüslenmesi için bir alanda toplanmaya başlıyoruz ve Mesut yoldaş bağlı olduğu birimile birlikte o bilindik gülüşüyle sırtında kendisi kadar  ağır olan bir çantayla çıkıp geliyor, o zayıf görünen fiziğine rağmen sırtına BKC (biksi) silahını alır beline şeridini bağlar ve çantasına da biksi mermilerini doldurur ancak hiç ses çıkartmadan yükü omuzlar yürürdü.  Fiziki olarak zayıf olmasına rağmen inancı ve kavga ısrarı onu güçlü kılardı.

Üslenme alanına erzak çekme vb. çalışmalar başlamıştı havalar değişken, kimi zaman sis var kimi zaman günlerce yağmur, bazen bir anda güneş açıyor bu yüzden çalışmalar her zaman aynı tempoda yürümüyordu, her fırsatta çalışmaları hızlandırmaya çalışırdık.

Yük taşırken, depodan malzeme almaya giderken vs. aynıpatikada yoldaşlarla ya yan yana yürürdük ya da karşılaşırdık, Mesut yoldaş, yoldaşlarla her karşılaşmasında yoldaşlara takılır uzaktan laf atar veya sohbet ederdi.  Yaşam da moral motivasyonu nasılsaçalışmalarda daha hassas ve moralli olmaya çalışırdı. Kamp çalışması ve üslenmefaaliyeti esas anlamıyla bittikten sonra son kar yere düşene kadar ve belli birölçüde yağana kadar güvenlik gerekçesi ile kampa girmeme kararı alınmıştı, bundan kaynaklı kampdan önceki son günlerimiz esasta dışarıda mevzilenmede geçmekteydi, Mesut yoldaş biraz yüksek bir yerde Biksi silahının başında ben ve Cenk (Eren Tali) yoldaşta onunla aynı mevzideydik, 3 kişilik dar bir mevzi dehareketsiz bütün gün sadece dürbün atarak ve keşif yaparak geçiyordu. Bu zamandiliminde nöbetin dönüşümünü fırsat bilerek montuna sarılıp uyuklamak o soğuktanormal geliyordu tabi. Kimi zaman esprilerle moral bulur kimi zaman birbirimizin kırdığı potlarla alay eder gülerdik, bazen genel sohbet havasında geçerdi zamanımız.  Tabi en güzel yönlerinden biriside dürbün atarken karşı tepede dürbün atan yoldaşla aynı anda birbirimize bakmamız ve el sallayıp selamlaşmamız olurdu.

Bir sabah kahvaltı sonrası telsizden radyo dinlerken yağışların yakında geleceğini öğreniyoruz ve buna göre hazırlıklarımızı yaparak konumlanıyoruz. O gün farklı yoldaşlarla farklı mevzide konumlanmıştım ve birtane kar tanesi bile düşmemişti yere, bir yandan mutlu olurken öbür yandan üzülüyorduk, hazırlıklar tamamen bitmişken bir operasyon dalgasını istemiyorduk, eğer yağış olmazsa operasyon ihtimali devam ediyordu, ama bir yandan da o yüksek karların altında aylarca kalmak vardı, birde karın az yağıp erken kalktığı ve kışın erken bittiği bir ihtimal, ama bu son  ihtimal Dersimde hiç tutmuyor, sanki her kış birbiriyle yarışırcasına ağırlaşıyordu sanırım.

Bir gün sonra Mesut ve Cenk yoldaşlarla aynı mevzide günlük rutinimizde nöbet tutuyoruz, gökten hafif ama lapa şeklinde kar taneleri düşmeye başladı, oldukça yavaş olduğu için çok önemsemedik, aynı hızda yağmaya devam etti ve yine çok önemsemedik hızlanırsa nasıl olsa giderdik, hem karın azolduğu zeminde iz yapmak tehlikelidir gerilla için. Tabi beklerken baktık ki her taraf bembeyaz ve kar hızlanmaya başladı, mevziyi toplayıp hazırlık yapana kadar karın yükseldiğini ve diğer birimlerinde yavaş yavaş çekildiğini fark ettik, Cenk ve Mesut yoldaş sakin tabi ben o havaya çok alışkın olmadığım için içimde bir tedirginlik, ama sonuç olarak mevziden çıkıp kamp alanına gidene kadar kar diz boyunu aşmaya başlamıştı, bata çıka birbirimize kar topu ata ata kampa ulaştık, kapıdan girdiğimizde bizden önce gelen yoldaşların yağıştan yararlanarak sobayı yaktığını ve çayı da bardaklara doldurup dağıttığını görünce hepimiz az önce bıçak keskini soğuğu unutup diğer mevzilerden gelen yoldaşlarla sohbet ederek çaylarımızı yudumlamaya başlamıştık bile.

Aradan bir yıl kadar geçen zaman dilimi, farklı yoldaşlarla farklı alanlarda gerillanın rutin bir faaliyeti içerisindeyiz, farklı örgütten bir siper yoldaşımızla sohbet ederken haberleri aktarıyor, bir anda aklına gelen bilgiyi paylaşıyor hızlıca ‘’yoldaşlar sizin arkadaşlar Ovacık’ta pusuya düşmüş ve iki yoldaş şehit düşmüş haberiniz varmı?’’ haberlere göz gezdiriyoruz hızlıca, Mesut ve İsyan yoldaşın resimleri çıkıyor karşımıza sonra partimizin açıklaması… esmer gülüşleri ve hayat dolu bakışlarıyla İsyan ve Mesut yoldaşların 26 Eylül 2017 tarihinde düşman pususuna giren birliğimizin bu pusuyu yararak çıktığını ancak İsyan ve Mesut yoldaşların bu pusuda ölümsüzleştiğini öğreniyoruz.

2017 yılında mücadele ısrarı ve inançlarıyla, cesaretleriyle bizlere ölçüt olan Şiar ve Fırat yoldaşlar, Şahin, Mercan ve Doktor yoldaşlar, Munzurların doruklarında yürek yüreğe verip düşmanın saldırılarına direnerek ölümsüzleşen Deniz, Lori , Cenk ve Savaş yoldaşları ve ismini sayamadığımız nice Devrim ve Komünizm savaşçılarını saygı ve minnetle anıyoruz.

Cem Gürgül (MESUT) ve Özcan Öner (İSYAN) yoldaşların anısına… 

Kazım Lori – Halkın Günlüğü okuru

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri: “Hukuku, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok eden bir keyfilik düzeninde yaşatılıyoruz”

Eylül 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi Anneleri, 756’ncı haftada 2 Kasım 1993 yılında özel harekat polisleri tarafından iş yerinden çıktıktan sonra gözaltına alınıp 4 Ekim 1993 yılında cansız bedenine ulaşılan Abdülmecit Baskın için adalet talebinde bulundu Açıklamayı Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Sebla Arcan yaptı Arcan, “756 haftadır haykırıyoruz; kayıplarımızla ilgili adalet arayışımızın siyasi irade tarafından engellendiği, yargı tarafından cevapsız bırakıldığı bir zulüm ikliminde yaşatılıyoruz. Hukuku, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok eden bir keyfilik düzeninde yaşatılıyoruz” dedi.

HABER MERKEZİ (21-09-2019) Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 756’ncı haftasında Galatasaray Meydanı’na gitmek isteyen Cumartesi Anneleri bir kez daha polis tarafından engellendi. Bunun üzerine Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Açıklamanın olduğu sokak polis tarafından ablukaya alınırken, Cumartesi Anneleri üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfil taşıdı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve çok sayıda Sivil Toplum Kuruluşu (STK) temsilcisi eyleme destek verdi.

‘756 HAFTADIR HAYKIRIYORUZ’

Bu hafta Ankara Altındağ Nüfus Müdürüyken 2 Kasım 1993 yılında özel harekat polisleri tarafından iş yerinden çıktıktan sonra gözaltına alınıp 4 Ekim 1993 yılında cansız bedenine ulaşılan 3 çocuk babası Abdülmecit Baskın için adalet talebinde bulundu.

Açıklamayı Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına Sebla Arcan yaptı. 756 haftadır, bu topraklarda gözaltında kaybetmenin bir devlet politikası olarak uygulandığı, sivil yurttaşları hedef aldığı, sistematik ve yaygın olarak yürütüldüğü gerçeğini anlattıklarını belirten Arcan, “756 haftadır haykırıyoruz; kayıplarımızla ilgili adalet arayışımızın siyasi irade tarafından engellendiği, yargı tarafından cevapsız bırakıldığı bir zulüm ikliminde yaşatılıyoruz. Hukuku, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını yok eden bir keyfilik düzeninde yaşatılıyoruz” dedi.

‘Çekin ellerinizi annelerin yaralarından’

Arcan, 57 haftadır kalkanlarla, copla, TOMA’larla, gözaltı araçlarıyla Galatasaray Meydanı’nın kendilerine yasaklandığını ve dar bir sokağa hapsedilerek hukuken sahip oldukları hakların engellendiğini ifade etti. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl binası önünde çocukları dağa götürüldüğü iddiası ile oturma eyleminde olan ailelere dikkat çeken Arcan, hükümetin annelerin acılarını yarıştırdığını söyledi. “Çekin istismarcı ellerinizi annelerin yaralarından” diyen Arcan, “Onların yarasını saracak, evlatlarına kavuşmalarını sağlayacak adımlar atın. Bu toprakları evlat acısının mekanı haline getiren politikalarınıza son verin. Hukukun, adaletin ve barışın egemen olduğu bir Türkiye için adımlar atın” diye konuştu.

‘Abdülmecit baskın için adalet istiyoruz’

26 yıl evlat acısıyla yaşayan ve adalete ulaşamadan yaşamını yitiren Cumartesi Annesi Meryem Baskın’ın bıraktığı yerden Abdülmecit Baskın için adalet istedikleri belirten Arcan, “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. 2 Kasım 1993 tarihinde iş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. 4 Ekim 1993 tarihinde elleri arkadan bağlı, 3 kurşunla öldürülmüş bedenini bir çiftçi Ankara Gölbaşı mevkiinde buldu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Baskın’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Tüm başvurular etkin bir soruşturma yapılmadan sonuçsuz bırakıldı” ifadelerini kullandı.

‘Mahkeme devam ediyor’

Arcan, “26 Mart 2011 tarihinde özel harekat polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın anlattıkları, olay yeri tutanakları ile karşılaştırıldı. İfadeler ile yer gösterme tutanaklarının ‘örtüştüğü’ savcılık dosyasına eklendi. 2011 yılında Ankara 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ve halen Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor” dedi.

‘Talebimiz karşılansın’

Davaya ilişkin aile avukatlarının tüm taleplerinin ret edildiğini sözlerine ekleyen Arcan, “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek’ suçlarından yargıladığı Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve diğer 16 kişiyi bırakın tutuklamayı duruşmalardan vareste tuttu. Aile avukatlarının sanıklara soru sorma hakkı engellendi. Adil yargılama ilkesine uymayan mahkeme tarafsız bir yargılama yapılmadığı kuşkumuzu derinleştirdi. Artık yeter! Yargının asıl işlevi suç işleyenlerin yargılanıp, cezalandırılması ve adaletin yerine getirilmesidir. Ankara JİTEM Davası inkarın, sanıkları aklamanın, cezasızlığın bir parçası olmasın. Türkiye’nin yaşadığı hakikat ve adalet krizini sonlandırmanın başlangıcı olsun. Adaletin tecelli etmesi ve geçmişle hesaplaşma imkanı sunması talebimiz karşılasın” dedi. Abdülmecit Baskın ve Ankara JİTEM Davası’nda adalet taleplerini haykırmaya devam edeceklerini belirten Arcan, “Kayıplarımızdan ve 57 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye dile getirdi.

‘Babamın failleri yargılansın’ 

Açıklamanın ardından söz alan Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, mahkemelerin cinayetin aydınlatılması için tüm talepleri ret ettiğini söyledi. Baskın, babasının faillerinden biri olan Mehmet Ağar’ın mahkemelere bile getirilmediğini sözlerine ekleyerek, Ağar için mahkemenin ayrı bir celse açarak ifadesi alınıp elini koluna sallayarak çekip gittiğini söyledi. Adalet siteminin kendisine bir gençlik borçlu olduğunu belirten Baskın, “Ben çocukluğumdan bu yaşıma kadar mücadele ediyorum. Bunu çok istediğim için değil hala adalet duygum ölmediği için yapıyorum. Sadece adalet istediğimiz için buradayız. Ben babamın faillerinin yargılanmasını istiyorum” diye ifade etti.

‘Adalet arayışımız devam edecek’

Ardından dava avukatı Serdar Ekinci söz alarak kısa bir konuşma yaptı. Davanın 2011 yılında başladığını ve 2 yıl sürdüğünü, ardından Ankara’da diğer faili meçhul cinayetler ile birleştirildiğini belirten Ekinci, davanın yıllardır devam ettiğini ifade etti. Davada gelinen aşamada mahkemenin Sanık Ayhan Çarkın için ATK’den akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin rapor istediğini, sorgu aşamasında bu tür cinayetleri itiraf eden yüzlerce kişinin olduğunu ancak hiçbir mahkemenin böyle bir talepte bulunmadığını ifade etti.

Ayhan Çarkın’ın Tansu Çiller, Mehmet Ağar gibi kişiler hakkında mahkemede ifade verdiğini mahkemenin buradan yola çıkarak “Bu adam bunlar hakkında ifade veriyorsa ya delidir ya da yalan söylüyor” kanısına vararak böyle bir kararı verdiğini sözlerine ekleyen Ekinci, şunları söyledi: “Zihniyet buysa bu davadan bir sonuç alınamaz. Ceset, silah, cinayet, failler var ama tutuklama yok. Bize ‘siz ne yaparsanız yapın bu şekilde devam edeceğiz’ diyorlar. Peki devam edin önümüzdeki kuşaklar için bir faydası var mı? Olmuyor keşke olsa sorun bu şekilde hal olmadığı 40 yıldır belli. 756 haftadır buraya geliyoruz ve gelmeye devam edeceğiz kan akıtıyorsunuz yapmayın. Aynı hatalar aynı sonuçları doğurur. Adalet arayışımız devam edecek.”

‘Tek kişinin tekelinde olan adaletten bahsedemeyiz’

Ardından söz alan Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım, “Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken hakkında açılan dava Ankara’da görülmeye başlandı. Ayhan Çarkın’ın itiraflarına rağmen sanıklar tutuklanmadı. Bağımsız olması gereken yargı sitemi bir kişinin tekeli altında olursa adaletin varlığında pek mümkün olmayacaktır. Bu durumda hangi adaletten bahsede biliriz. Biz canlarımız için adalet istiyoruz mahkemenin takipçisiyiz” dedi.

adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti 33’üncü gününde Nusaybin’de yapıldı

Eylül 20, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Mardin’deki Demokrasi Nöbeti 33’üncü gününde Nusaybin’le devam etti  Nöbette konuşan HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, “Kürt meselesi çözülmeden bu ülkenin sorunları çözülmez”

HABER MERKEZİ (20-09-2019) Halkların Demokrasi Partisi (HDP) yönetimindeki belediyelere kayyum atamalarına karşı başlatılan Demokrasi Nöbeti 33’üncü gününde Mardin’in Nusaybin ilçesinde devam etti. HDP ilçe binası polis ablukası altına alınırken, HDP’liler buradan Barış Parkı’na yürüdü. Parkta şarkılar ve alkışlar eşliğinde yapılan oturma eyleminin ardından HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz açıklama yaptı.

‘Halklar mücadelerine devam ediyor’

AKP hükümetinin iradeyi yok saydığını dile getiren Kaçmaz, “3 yıl öncesinde de belediyelere kayyım atanmıştı. Bugün AKP ve MHP faşizmi Kürde ve demokrasiye kaşı gücünü kullanmaktadır. Şunu bilmelidirler; bu iradeye diğer hükümetler de saldırmış ve sindirmeye çalışmıştır ancak 10 yıllardır bu halk mücadelelerini devam ettiriyor” diye konuştu.

‘HDP Ortadoğu’ya barış getirecek’

AKP’de çözülmelerin meydana geldiğini söyleyen Kaçmaz, çözümsüzlükteki en büyük sorunların başında Kürt meselesinin yattığını belirtti. Kaçmaz, “Kürt meselesi çözülmeden bu ülkenin sorunları çözülemez. AKP ve MHP hükümeti her yerde savaş politikalarına devam ediyor. Yapılan bu kayyum hukuksuzluğu sadece Kürde karşı değil demokrasiye inananlara karşı da uygulanmıştır. Bugün Musa Anter’in açtığı yoldan milyonlar yürüyor. HDP susmadı, susmayacak, Ortadoğu’ya barış getirecek olan parti HDP’dir” sözlerini kullandı. (MA)

adhk tarafından

Grup yorum açlık grevi direnişinin 127’nci gününde

Eylül 20, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tutsak bulunan, Grup Yorum üyeleri açlık grevine devam ediyor Tutsak Grup Yorum üyelerinin, açlık grevi eylemleri 127’nci gününe girdi

HABER MERKEZİ (20-09-2019) Grup Yorum, üyelerinin serbest bırakılması, haklarındaki davaların düşürülmesi ve meydanların kendilerine açılması talebiyle başlattıkları açlık grevi eyleminin 127’nci gününe girdi.

Grup Yorum şu taleplerle grevi başlattığını duyurmuştu;

“OHAL’den bu yana sanatımıza yönelik baskılar her geçen gün artarak devam ediyor. OHAL’den bu yana İdil Kültür Merkezi’miz 2 sene içinde 8 defa polisler tarafından basıldı. Her baskında enstrümanlarımız paramparça edildi, bestelerimiz çalındı, stüdyomuz talan edildi. Bu son 2 sene içinde toplam 11 üyemiz tutuklandı, 6 üyemizin başlarına para ödülü konularak “terör” listelerine alınarak arama kararı çıkartıldı haklarında. Bugün sadece Grup Yorum’a değil, AKP kendi gibi düşünmeyen herkese yaşam hakkı tanımıyor. Grup Yorum elemanlarının “terör” listelerine alınması, haklarında ‘vur’ emri verilmesi bunun açık göstergesidir.

Bu süre içinde küçük büyük bütün konserlerimiz yasaklandı. Günümüzde hala devam etmekte olan Grup Yorum’a yönelik, yaptığımız sanata yönelik açık bir saldırı var.

Biz tüm bu baskılara rağmen halk için sanat yapmaktan, türkülerimizi söylemekten geri durmadık. Meydanları, stadyumları yasakladılar kamyon kasalarında, damlarda sesimizi halka ulaştırabileceğimiz her yerde konserlerimizi yapmaya devam ettik. Tutukladılar hapishanelerde üretmeye umut olmaya devam ettik. Listelerin meşru olmadığını onların listelerine bestelerimizle cevap vererek gösterdik, 30’a yakın beste ürettik ve yayınladık.

Şu an hala tutuklu olan 7 üyemiz ve hakkında arama kararı bulunan 4 üyemiz bulunmakta.
Aşağıdaki taleplerimizin karşılanması için Grup Yorum olarak açlık grevine başlıyoruz

– Üyelerimizin serbest bırakılmasını istiyoruz. Davaların düşürülmesini istiyoruz.
– OHAL Boyunca İdil Kültür Merkezi 8 kez basıldı. Polis baskınlarına son verilsin istiyoruz.
– Üyelerimizi terör listelerine koymak, halkı terör listelerine koymak demektir, listelerin kaldırılmasını istiyoruz.
-Konser yasakları kaldırılsın, meydanlar Grup Yorum’a açılsın. Grup Yorum konseri istiyoruz.” ifadelerine yer vermişti. Grup Yorum bu kapsamda açlık grevinin 127’nci gününe girdi.

adhk tarafından

“Alnında Kılıç Yarası, ARMENAK-Orhan Bakır”  Belgeseli Galası, 5 Ekim`de Köln`de gerçekleştirilecek

Eylül 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

“Alnında Kılıç Yarası, ARMENAK / Orhan Bakır”Belgeseli Galası 05 Ekim 2019 Cumartesi günü Almanya’nın Köln kentinde  Filmclub salonunda  gerçekleştirilecek

KÖLN (18-09-2019) Gala`ya AGOS gazetesi editörü yanında çeşitli çevrelerden aydın, yazar, gazeteci, sanatçı ile demokratik kurum temsilcileri  ve medya temsilcileri davet edildi.

5 Ekim tarihinde  Köln`de yapılacak tanıtım Galası ardından, Belgesel Avrupa ve Türkiye`de bir çok kent de gösterime girecek.

Mayıs Kolektif tarafından yapılan 90 dakikalık  “Alnında Kılıç Yarası, ARMENAK – Orhan Bakır “ belgeseli, Ermeni ulusuna  yapılan soykırımın izlerine, Armenak’ın TKP/ML ve Kaypakkaya çizgisinde devrimcileşme sürecine, 1970 li yıllarda Türkiye Devrimci Hareketinin mücadele tarihinde yaşanan kesite dair, o dönemi yaşayan dostları, yoldaşları ve halk ile yapılan söyleşi ve anlatılarla bir tarihsel hafıza oluşturuyor.

Hrant Dink’inde içinde olduğu dönemin gençliğini etkileyen, iz bırakan bir önder olarak Ermeni milliyetine mensup Armenak’ın yaşamını ve mücadelesini konu ediyor.

Gerçekleştirilecek Gala Tarihi:   05 Ekim 2019 Cumartesi

Gala Saati:    18.30

Gala Adresi:  Filmclub – Hahnenstrasse 6, 50667 Köln- Almanya

http://www.armenakbakirciyan.net/

avrupahaber5.org/

adhk tarafından

“Sözün bittiği yerde” sözden başka ses yoksa…

Eylül 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Devrim, devrimci ölülerle değil, devrimci görevlerde yaşayan militanlarla ilerler

BAKIŞ CAN (18-09-2019) Sessizlik bugün mevcuda itirazın yokluğuna dayanıyor ise korkunçtur Dayanmıyor! Ama sular durgun, yel serin esiyor ‘‘Ölü toprağı‘‘ değilse de, dinginlik egemen olmuş devrimin çalkantılı ruhuna. Kopacak devrimci fırtınanın habercisi değilse, ürkütücüdür bu sessizlik. O haber de uzak! Kendiliğinden koparsa o fırtına ne ala, lakin sarayın duvarlarına vuracak enerji yine şart. Havlu atmamış olmak iyidir ama devrimci sükunet iyi değil, kötüdür… Sözün bittiği yerde, sözden başka eylemin olmadığı yerdeyiz şimdi… Oysa çelişen ve çatışan doğa ses çıkarır.. Siyasi çatışma ise kıyamet koparmalı…

Kendiliğinden potansiyeli alabildiğine güçlü devrimci kalkışmanın. Kabarsa ‘‘köpükler‘‘, şüphe yok, illede büyür dipten gelen dalgalar. Kabına sığmaz… Dalgalar çekilmiş, deniz sakin, kıyılar engin ama yakamozlar eksilmiyor.. Öfkeli bekleyişte… Yetmiyor ay ışığı, güneşin açması şart. Soğuk kadar sıcak da sert olmalı… Hani bir kıvılcım tutuşturur ya bozkırı, öyle yakar isyanı isyanın ilk kıvılcımı. Bir kıvılcımı aydınlatır o büyük karanlığı… İşte ona muhtaç.. Öne çıksa burjuvaziyi de takip edecek kadar öncüye muhtaç, o dip dalganın kendiliğinden hasıl olmuş yakarcasına kızgın öfkesi…

Düş değil, gerçeğin ta kendisi. Daha anlatacağız… Bir de devrimi anlatacağız… Kırılsa beyinlere vurulu kelepçe, korku eğişi aşılsa devrimci cüretle ve yıkıp yapmak için birleşse söz ile eylem, işte o vakit olacak, düş denilen o büyük kalkışma… Kol gezecek özgürlük, birleşirse bilinç ile emek… Ve baskılarla terbiye edilmişlerin özgürlüğe susamış bağrından fışkırırcasına doğacak devrim… Mutlaka yazılacak o tarih, proletaryanın önderliğinde tarih yazan kitlelerin devrimci eylemiyle… Yazılacak; ‘‘Herkesten emeğine göre, herkese emeği kadar‘‘ şiarıyla… Ta ki, ‘‘Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar‘‘ yazılana kadar ilerleyecek devrim bayrağı…

Nostalji değil, imkansız hiç değil… Değiştirilmesi zorunlu olanın, değiştirme tarihinden onay alan devrimci tasfiyesinin kaçınılmazlığıdır açıklanan…

Şimdi anlatmak vardı devrimi… Öncüler işçilerle birlikte burjuvaziye karşı cenkte. Emeğin gücü meydan nümayişlerinde. Proletarya grevlerle ilerliyor büyük direnişlere. İşçi tugayları barikatlarda. Mahalle mahalle kurulmuş meclisler, burjuvazi kuşatma altında. Üniversiteler kızıl bayraklı gençliğin pratiğiyle ışımakta. Büyük şehirlerde yanan ateşin ısısı vurmuş kırsala. Eli değnekli köylüler kovalamakta büyük şirketleri topraklarından. Ve kadınlar… Kadınlar koşuyor, bir yıkılan barikata, bir düşen mevziyi tutmaya, bir gelen panzeri durdurmaya… Korkunç vuruşma demidir. Amansız bir kavga… Arkada yatıyor ölü bedenler… Meydanlar kızıl, ilerliyor iktidarın zaptına, genci yaşlısıyla, kadını erkeğiyle büyük devrimci kitleler… Nihayet toplanmış hükümet konağında, erkeği-kadınıyla her dilden, her inançtan, sınıf kardeşliği hamuruyla birleşmiş büyük kalabalığın huzurunda, yönetmek üzere kurulmuş devrim konseyleri… Özgürlükler dünyasına atılmış büyük adımdır devrimci alt-üst oluşla gerçekleştirilmiş olan… Eskinin yıkılması, yeninin inşasıdır başlayan… Ve yaşayarak anlatacağız o büyük günü…

Eşyanın tabiatıdır, eski ile yeni çatışmasının sınıflar arası siyasi çatışmaya vuran kahredici zor eylemi. Bencillik ile toplumsal paylaşımcılığın kaçınılmaz çatışmasıdır zora davetiye veren… Kölelikle özgürlüğün yakınlık tanımaz uyumsuzluğudur hal edilecek olan… Ve emeğin gaspıdır keskin düşmanlığa maya olan… Öyleyse emek gaspının sonudur, baskının el değişimiyle büyük özgürlüğe doğru ilerlenecek yolun kilit halkası…

Emeğin tam özgürlüğü temelinde sömürünün ortadan kaldırılmasıyla özgürleşecek insan-lık… Onun eylemi ve söylemidir; sömürüye hayır, baskıya hayır, imtiyaz ve her türden ayrımcılığa, her türden eşitsizliğe, her türden gericiliğe hayır! Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun faşizm ve her türden egemen gericilik. Kahrolsun emperyalist kapitalist doğa tahribatı… Yaşasın özgürlük, yaşasın bağımsızlık, yaşasın devrim, Sosyalizm ve Komünizm mücadelesi! Yaşasın bütün uluslardan proletaryanın birliği ve halkların kardeşliği. Yaşasın Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı… İnsanın insan üzerindeki baskısına son!… Bunun için meydana çıkmalı, meydan okuyarak göğüs germeliyiz… Kıyamet burada kopmalı, böyle kopacak…

Sükunetti bozup fırtına koparmak için yükseltmeliyiz pratiğin sesini… Hükmünü kurmalıyız eylemin… Küçük adımlarla sıkı örmeliyiz büyük devrimci eylemi… Kurutmalı, bir kıvılcımla tutuşturmalıyız bozkırı… Uyku mahmurluğunu atmalı, yakıcı sıcaklıklara uyanmalıyız… Silkelenip pasları dökmeliyiz. Çalkantılarda yürümek ve çalkantılar yaratmak için her türden uyuşukluk ve rehavete son… Devrim dinamiktir. Devrimin dinamizmi ‘‘ölü devrimcilikle‘‘ karşılanamaz. Devrimciler en azından devrimin dinamiğine uygun dinamizme, yaratıcılığa ve cürete sahip olmak durumundadır. Devrimci görevler keskin olduğu kadar, aktivitesi atak devrimcilikle yürütülebilir. Diriliğini yitiriş devrimcilik devrimin görevlerini omuzlayamaz…

Devrim, devrimci ölülerle değil, devrimci görevlerde yaşayan militanlarla ilerler…

adhk tarafından

Köln’de Emperyalizm ve enternasyonalizm paneli gerçekleşti

Eylül 17, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK, ATİK ve MLPD’nin Emperyalizm, emperyalistler arasındaki iktidar dalaşı ve enternasyonal mücadelenin önemini konu alan panel 15 eylül günü Köln’de gerçekleşti

KÖLN (17-09-2019) ADHK, ATİK ve MLPD’nin birlikte düzenledigi Empetyalistler arası iktidar mücadelesinin nedenleri, yeni Emperyalist ülkelerin iktidar mücadelesine yansımaları ve Enternasyanal mücadele konulu panel başarıyla sonuçlandı.
Her kurum 20. dakikalik sunumlardan sonra 15 dakikalık aradan sonra katılımcılardan kurumlar adına ve bireysel düsünce ve sorularını dile getirdikten sonra, panelistler 10 dakikalik toparlama ve soruları cevaplandırdılar.

1 Mayıs marşının Türkçe ve Almanca seslendirilmesiyle panel sonuçlandı.

adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti 29’uncu gününde

Eylül 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İçişleri Bakanlığı tarafından HDP’li üç büyükşehire kayyum atanmasından sonra başlatılan ‘Demokrasi Nöbeti’ eylemi devam ediyor

HABER MERKEZİ (16-09-2019) Mardin, Van ve Diyarbakır büyükşehirlerine kayyım atanmasının ardından başlayan ‘Demokrasi Nöbeti’ eylemi 29. gününde devam ediyor.

Diyarbakır’daki eyleme yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın yanı sıra HDP’li milletvekilleri, Kürt partileri ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

Polis barikatı altında gerçekleşen eylemde konuşan Kürdistani ittifak adına Abdullah Bozkurt, “29 gün önce 3 belediyeye kayyım atandı” hatırlatmasında bulunarak, “Bu adaletsizliktir. Bütün inançlara çağrımızdır. Bu adaletsizliğe karşı sesinizi yükseltin. HDP’nin toplumla bağını koparmaya çalışıyorlar. HDP önünde oturan annelere çağrımızdır. Gelin hep birlikte barış inşa edelim” dedi.

“Demokrasi Nöbeti” eyleminde konuşan Selçuk Mızraklı, “Bütün kurumların üzerinde bir irade vardır, o irade halk iradesidir. 29 gündür kayyım atlayanlar kayyım atamanın gerekçelerini açıklayamamanın altında eziliyorlar. Tarih mazlumla zalimi anlatıyor. Eksiliyorlar, her geçen gün dökülüyorlar. Gidecekler. Sizler bunların gidişinin işaret fişeğisiniz. Artık yalnız değiliz, buradaki itiraz, İzmir’den, Karadeniz’den duyuluyor. Karadeniz’den, Akdeniz’den yoldaşlarımız geliyor. Bizi ablukaya aldığını düşünen zihniyet kendi çukuruna düştü” ifadelerini kullandı.

Mızraklı, konuşmasını şu sözlerle tamamladı, “Yarına umutla bakacağımız çerçevede bu süreci yürütmek gerekiyor. Eğer sizler demokratik siyasetin önüne sürekli tıkaçlar vurursanız, sizler savaşı körüklerseniz barışı değil savaşa zemin hazırlamış olursunuz. İktidara sesleniyorum, zulmünüz baki kalmayacak, elbet hakikat ortaya çıkacak. Geçmişte ne söylediğinizi, bugün ne yaptığınızı çok iyi biliyoruz. Geç değil, her zaman çözümün kapısını aralayacak bir şeyler vardır. Hepimizin barış için yapabilecekleri var, lütfen esirgemeyin” şeklinde konuştu. kayyımlar mutlaka gidecek, biz burada kalacağız.”

HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ise HDP il binasının önünde oturma eylemi yapan ailelere seslenerek, “Son günlerde coğrafyamızda paramiliter saldırılar yapıyorlar. Çözüm parti binamızda arıyorlar. Bizim çağrımız kirli siyasete alet olmasınlar. Halkımızın üzerinde kirli siyaset yürütmesinler. Buna karşı halkımız da direnecek. Sonları yaklaştı, gidecekler” dedi.

Konuşmaların ardından oturma eylemi yapıldı.(Gazete Duvar’dan derlenmiştir)

adhk tarafından

ADHF 39. Kongresini yaptı

Eylül 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya Demokratik Haklar Federasyonu, 39. Kongresini, 14 Ekim 2019 tarihinde başarıyla gerçekleştirdi

FRANKFURT (16-09-2019) Emperyalist talana, Kapitalist sömürüye, Hak gasplarına, Irkçılığa ve Militarizme karşı; Örgütlenelim, Kazanalım! Şiarıyle gerçekleşen 39. Kongremiz,  Devrim şehitleri için saygı duruşuyla  başladı.

Divan seçimi akibinde, Siyasal rapor okunarak, taslak tartışmaya açıldı. Dernek ve Komitelerde seçilen delege ve misafirlerin katılımıyla yoğun tartışmalar, siyasi taslak üzerinde yaşandı. Siyasal taslakta tartışılan; Emperyalist sistemin çözümlenmesi, Neo Nazi faşist partilerin gelişmesinin arka plandaki ekonomik siyasi sebepleri, Derneklerin kitlelerle buluşması için kitle politikası, Almanyada sınıf mücadelesi içinde kurumun yeri v.b politik, siyasal tartışmalar yoğun biçimde oldu. Delegeler oy birliği ile siyasal taslağın sadeleştirilerek, düzetilmesi görevi yeni seçilen yönetim kuruluna  verdi.

Siyasi taslak akibinde, yeni organların seçimi gündemine geçildi.  39.Kongremiz’de delegeler, ADHF’nin yeni organlarını seçerek  konge başarıyla sonuçlandı.

Almanya Demokratik Haklar Federasyonu