adhk tarafından

Hindistan Komünist Partisi (Maoist) Hint devletinin saldırılarına karşı Halk Savaşı’nı yükseltiyor

Eylül 10, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

HABER MERKEZİ (10-09-2019) Hint devleti geçtiğimiz ay Keşmir’de sıkı önlemlerini arttırırken, Hindistan’ın kuzeydoğusunda bulunan Assam eyaletinde de göçmen karşıtı kampanya başlatarak milliyetçi programını bu bölgede yoğunlaştırdı Bölgede Hindistan Komünist Partisi (Maoist) önderliğindeki Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu (PLGA)’nun başarılı eylemleriyle Halk Savaşı’nın ilerlediği de belirtildi.

Hafta sonu boyunca yapılan faşist Modi yönetiminin özel yönetim statüsünün iptal edilmesi için yapılan protesto eylemlerinin ardından Hindistan ordusu, işgal altındaki Keşmir’de sokağa çıkma yasağını hızlıca uygulamaya koydu. Söz konusu hamle, Modi’nin gerici Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP) Hindu vatandaşlarının ağırlıklı olarak Müslüman Jammu ve Keşmir’e yerleşmelerine izin vermesi için bir kampanya vaadi olarak için yapılmıştı.

Önceki hafta sonu devlet, Assam’da kalan kayıtsız Bangladeşli birçok göçmene zulüm anlamına gelen bir Ulusal Vatandaş Kaydı yayınladı. Yakın zamanda, bu listede bulunmayanlar için ilk gözaltı merkezi inşa edilmeye başlanırken, bu kampın Hint devletinin tutuklamak ve sınır dışı etmek istediği Bangladeşliler tarafından inşa edildiği belirtildi.

GERİLLA EYLEMLERİ

Devlet bu gerici milliyetçiliği artırırken, PLGA gerillaları buna karşı olan kampanyasını sürdürmeye devam ediyor. Gerillaların 25 Ağustos’taki eyleminde Narayanpur bölgesinde bir PLGA kampı arayan yüzlerce askerden biri öldürülürken, iki kişinin yaralandığı açıklandı. Eylemden birkaç gün sonra Malkankagiri’de başka bir pusuda bir asker öldürülürken ve bir asker yaralandı.

BJP’yi iktidara getiren seçimlerin aktif boykotuna paralel olarak PLGA, geçen 23 Eylül seçimleri için Dantewada’da kampanya yürütürken hafta sonu bir BJP Belediye Başkanı’nı öldürdü. Ayrıca Bhadradi Kothaguden bölgesinde bu hafta sonu yapılan propagandayla, yoldaş Jady Veeraswami cinayeti de dahil olmak üzere devlet baskısı kınanırken, BJP’ye ve diğer gerici bir parti olan Telangana Rashtra Samiti’ye, halka karşı suçlarından dolayı ceza verileceğinin sözü verildi. PLGA savaşçıları aynı gün, maden şirketlerinin köylü topraklarındaki işgallerine karşı sabotaj eylemi yaparak Jharkhand’ın Bokaro bölgesindeki yeni demiryolu köprüsü alanında birkaç inşaat makinesini yaktı.

3 Eylül tarihinde ise PLGA gerillaları, BJP’nin Chhattisgarh’taki askeri kolunun (Rashtriya Swayamsevak Sangh) liderini safdışı bıraktı.

Komünist Parti’nin önderliğinde yürütülen bu saldırı ve propaganda eylemleri, Hindistan halkına olduğu gibi Keşmir ve Assam halkına da sosyalizm yolunda Yeni Demokratik Devrim’in, Hint milliyetçiliğini ve eski Hint devleti tarafından dayatılan faşizmi yıkacak tek yol olduğunu göstermeye devam ediyor.

Kaynak: https://incendiarynews.com/2019/09/09/india-peoples-war-rages-on-as-old-state-pushes-hindu-nationalism/

http://www.yenidemokrasi5

adhk tarafından

 ÖZGÜRLÜĞE ‘EREN’LERE… EREN VE CEM YOLDAŞLARA

Eylül 10, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Eren ve Cem yoldaş da örgütün en zor zamanlarından birinde kutsallığa, kutsanmaya yani özgürlüğe adım attılar Çok emek vermişlerdi  ve bunu gerilla savaşına katılmakla taçlandırmak gerekiyordu artık

Bütün dinler, uluslar, inançlar için kutsal yerler ve kişiler vardır. Biz Maoistler için de gerilla kutsaldır. Bir nehir nasıl ki şehirden şehire, ülkeden ülkeye akıyorsa; gerilla da halkının yaralarına öyle akar. Gerilla yaraya merhem, toprağa yağmur, halka umuttur.

“Filozoflar dünyayı yorumlamakla yetindiler; oysa ki asıl mesele dünyayı değiştirmektir.” diyen bilim ustalarımızdan Marks’ın sözünü rehber edinip, ezilen halkların mücadelesini büyütüp özgürlüğe erenlerdendi Eren Tali ve Cem Gürgül yoldaşlar.

Eren ve Cem yoldaş da örgütün en zor zamanlarından birinde kutsallığa, kutsanmaya yani özgürlüğe adım attılar. Çok emek vermişlerdi  ve bunu gerilla savaşına katılmakla taçlandırmak gerekiyordu artık.

Her ikisi de lisedeyken tanışmıştı örgütle. Hem semt gençlik hem de lise gençlik faaliyetini örgütlüyorlardı. İkisi de Dersimli emekçi ailelerin çocukları idi. Doğalında da devrimci saflarda yer aldılar.

Ne zamanki Eren bana “abla” yerine “yoldaş” demeye başlamıştı, işte o zaman anlamıştım yoldaş gelişiyor, olgunlaşıyordu. Hissetmiştim esasında yoldaş; yoldaşlığını, kavgayı büyütmeyi; özgürlüğe ermeyi bekliyordu.

Gidenlerin ardından hep düşünmüşümdür; burada böyleydi orda nasıldı acaba diye. Orada nasıl yaşamını idame ettiriyor diye. Esasen unuttuğum ya da ötelediğim bir şey vardı: gidenler sadece yakınlarını ve eşyalarını bırakmıyorlardı aslında; sistem içileşmiş yaşamları da  bırakıp, yaşam felsefelerini değiştiriyorlardı. Onlar artık Eren ve Cem değil, Cenk ve Mesut idiler. Onlar artık bütün insanların özgürlüğü felsefesi ile komünizm yolunda ilerliyorlardı.

İkisinin de gerilla alanına katılımını çok geç ve tesadüfi duymuştum. Kıskanmıştım onları benden sonra gelmişlerdi ve beni geçmişlerdi tabi benle birlikte birçok kişiyi de. Her zaman örgütlerinin arkasında durmuşlardı. 16 Kasım 2012 sürecinde bile faaliyet yürütmeye örgütü ayakta tutmaya devam etmişlerdi.

Devrimle kurulan bağda ikisinin de ikilemde olduğu bir sürece tanık olmadım. Hep örgütü, örgütlülüğü ve devrimci mücadeleyi, halk savaşını savunur pozisyondaydılar. Hani ‘gerilla hep yaratıcı olmak zorundadır.’derler ya onlar daha gerilla olmadan yaratıcılardı.

Bir akşam karanlık çöktükten bir süre sonra semtte bir hareketlenme oldu. Polisler ordan oraya küfür ederek gençlerin peşinden koşuyorlardı. Gençlerin içinde Eren ve Cem yoldaşlar da vardı. Bir de baktım ki caddenin ortasında bir adet mutfak tüpü ve MKP imzalı bir pankart polisler tarafından gözaltına alınmak üzere bekliyor. Süreç gerçekten örgütleri için çok ağır bir süreçti. 16 Kasım sürecinden hemen sonrasıydı.  Gençler, bittiler denilenin hala canlı olduğunu gösterebilmek için ellerindeki en olur malzemeyle eylem yapmışlardı. “Düşmanı vuramıyorsan, düşmana tükür.”

Sizi en son Dersim merkezde görmüştüm. Normaldi benim için her zamanki görüşlerimden biriydi. İnsan pişman oluyor sonra, doyasıya vakit geçirmediği, doyasıya yoldaşına sarılmadığı için. İnsan yoldaşını her an kaybedecekmiş gibi ama yoldaşından hiç ayrılmayacakmış gibi yoldaşlığını sürdürmeli.  Anılarınız ve mücadeleniz; adımladığım her sokakta, dinlediğim her müzikte, konuştuğum her insanda yenileniyor ve umudumu devrimci mücadeleyle birleştirmemi sağlıyor.

UMUDUMUZUN YOLU AÇIK OLSUN YOLDAŞLAR.

Rojava’dan Bir Özgür Gelecek Okuru         

adhk tarafından

Devrimci Sanatçı Yılmaz Güney Mezarı Başında Anıldı!

Eylül 10, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Ölümsüzlüğünün 35’inci yılında üstad Yılmaz Güney, Paris Demokrasi Platformunun öncülüğünde mezarı başında anıldı

Paris (10-09-2019) Ölümsüzlüğünün 35’inci yılında üstad Yılmaz Güney, Paris Demokrasi Platformunun öncülüğünde mezarı başında anıldı. Saat 14:00’de Père Lachaise mezarlığında Güney’in kabri başında başlayan anma etkinliği, kısa bir sunumdan sonra yapılan saygı duruşu ile başladı. Devamında Paris Demokrasi Platformunu oluşturan kurumlar adına ortak bildiri okundu.

Bildiride “Devrimci sanatçı Yılmaz Güney’in ölümsüzlüğünün 35. yılındayız. Onu, diğer sanatçılardan ayıran ve 35 yıl sonra anmamızı sağlayan nitelikler; sanatını esnafça ve kâr hırsıyla değil aksine yaşadığı toplumun sorunlarını, yakıcı taleplerini eserlerinde ince bir şekilde işleyerek sanatçısı olduğu halka layık olmasından gelmektedir.

“Halkın sanatçısı, halkın savaşçısıdır” şiarının ete-kemiğe bürünmüş hali olan Yılmaz Güney, faşizmin önemli ideolojik saldırı cephelerinden olan sanat alanında devrimci duruşuyla halkının önemli bir neferi olmuş, sanatını politik duruşuyla bütünleştirerek onu unutulmayacak kılan çalışmalara imza atmıştır. Sadece yaptığı/oynadığı filmler değil yayınladığı politik yazılar, onun halkın faşizmin boyunduruğundan kurtuluş mücadelesinde ne denli istekli ve cüretli olduğunun kanıtıdır. ” denildi.

Ortak bildirinin ardından, Yılmaz Güney ile ilgili konuşmalar yapıldı. Müzik dinletisi ile devam eden anma, mücadele çağrısı ile sonlandırıldı.

Yılmaz Güney Anması

Yılmaz GÜNEY’i Mezarı Başında Anıyoruz…

Gepostet von Paris Dersim Kültür Merkezi am Sonntag, 8. September 2019

adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti 21’inci gününde: “Kayyumları gönderene dek buradayız”

Eylül 8, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Demokrasi Nöbeti’nin 21’inci gününde konuşan Tabipler Odası Merkez Konsey üyesi Selma Güngör, kayyum atamalarının seçme ve seçilme hakkına darbe olduğunun altını çizerek, “Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz”

HABER MERKEZİ (08-09-2019) Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediye eşbaşkanlarının İçişleri Bakanlığı’nca görevden alınarak yerine kayyum atanmasına karşı başlatılan Demokrasi Nöbeti 21’inci gününde devam etti. Diyarbakır’daki eylem bugün de halkın yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Büyükşehir belediyesi hizmet binasına çıkan Lise Caddesi’nde buluşan kitle, “Direne direne direnişten zafere”, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Kayyuma karşı omuz omuza” ve “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek sloganlarını attı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) il ve ilçe örgütleri, Diyarbakır ilçe belediye eşbaşkanları, HDP Milletvekilleri Saliha Aydeniz ve Hişyar Özsoy, Barış Anneleri Meclisi, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı katıldı.

‘Gelin barışı beraber inşa edelim’

Oturma eylemi ardından yapılan basın açıklamasında konuşan HDP İl Eşbaşkanı Zeyyat Ceylan, HDP önünde oturan annelere seslenerek “Bizi ailelerimizle ve halkımızla birbirimize düşürmeye çalışıyorlar ancak başaramayacaklar. Biz bu oyuna gelmeyiz. Ne olursa olsun biz buna gereken cevabı vereceğiz. Barışın yükü ağırdır. HDP üzerine düşen ne ise yapmaya hazırdır. Gelin barışı beraber inşa edelim” dedi.

‘Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz’

Tabipler Odası Merkez Konsey üyesi Selma Güngör ise ortak bir vatanı paylaştıklarını belirterek, “Hepimiz aynı haklara sahibiz ve hepimiz haklarımızı kullanırken saygı görme hakkına da sahibiz. Bu nedenle gerek Selçuk Mızraklı’nın gerek Mardin ve Van Belediye eşbaşkanlarının görevlerinden alınması hem seçme ve seçilme hakkına hem de çalışma haklarına darbedir. Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Bir yerde bir hukuksuzluk yaşatılıyorsa ve bunun önüne geçilmezse bu gelenek haline gelir. O yüzden ilk başladığı zaman engellenmelidir. Kabul etmediğimizi bir kez daha tekrar ediyoruz” diye konuştu.

‘Kayyumlar gidene kadar da mücadele edeceğiz’

KESK Şubeler Platformu adına konuşan Baki Öndeş, halkı selamlayarak “Bu ülkeyi kutuplaştırarak yönetemezsiniz. Biz kitle örgütleri olarak demokrasi mücadelemizi sürdüreceğiz. Kayyumlar gidene kadar da mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Kayyumla Kürt halkının iradesini gasp ediyorlar’

Son olarak Devrimci Demokrat Kürt Derneği (DDKD) yöneticisi Abdulheyk Okumuş şunları kaydetti: “Bu sorun Kürt halkının sorunudur. Kayyumla Kürt halkının iradesini gasp ediyorlar, milletvekillerini hapishaneye koyuyorlar. Kürt halkı kayyumları tanımıyor. Kayyumlar gidene kadar mücadelelerini sürdürecek.”

Eylem yapılan 5 dakikalık oturma eyleminin ardından alkış ve sloganlar ile son buldu.

adhk tarafından

Kadın Kurumları Kayyuma Karşı Alanlardaydı

Eylül 7, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Fransa’nın başkenti Paris’te kadın kurumları ve Paris Demokrasi Platformu yaptıkları yürüyüş ile faşizmin kayyum saldırısına karşı mücadele çağrısı yaptılar

PARİS (07-09-2019)  Fransa’nın başkenti Paris’te kadın kurumları ve Paris Demokrasi Platformu yaptıkları yürüyüş ile faşizmin kayyum saldırısına karşı mücadele çağrısı yaptılar. Saat 17:00’de Republique meydanında toplanan yüzlerce kişi tarihi Bastille meydanına kadar yürüdüler.

Kadınlara dönük hak gasplarına, taciz, tecavüz ve katliamlar ile kayyum saldırısıyla halkın iradesine dönük saldırıların teşhir edildiği yürüyüşte atılan slogan ve yapılan konuşmalar ile mücadele çağrısı yapıldı. Paris Demokrasi Platformunun bileşeni olan Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu’nun üye ve taraftarları da yürüyüşte yerini alarak ortak mücadele çağrısına katkı verdi.

adhk tarafından

Düşmanına emanet bedenleriyle direnen tutsaklara selam olsun!…

Eylül 7, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Her şeyden de önemlisi, devrimci tutsakların mücadelesine sahip çıkmak, faşizme karşı çıkmaktır, insanlık onuruna ve kimliğine sahip çıkmaktır, politik kimlik ve kişiliğe sahip çıkmaktır, dirençlerimize ve devrimci direnişe sahip çıkmaktır Bu anlamda, devrimci tutsaklara uygulanan faşist baskı ve işkencelere arşı çıkarak devrimci tutsakların direnişlerini sahiplenmek bir insani sorumluluktur ki, bu sahipleniş aydın, ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, kısacası insanım diyen herkesi kapsayan bir yelpazede vücut bulmak durumundadır…

HABER MERKEZİ (07-09-2019) Faşist baskı kuşağının değişmeyen hedefleri olan zindanlar ve devrimci tutsaklar, emaneten bulundukları mekanların temel amaç ve niteliğine uygun olarak hemen her an, her gün ve kesintisiz biçimde en ağır baskıyla karşı karşıya olup kelimenin gerçek manasında baştan sona bir direniş olan yaşam sürdürmektedirler. Direniş destanlarının yazıldığı, yazılmasına vesile olan baskı, saldırı ve işkencenin eksik olmadığı koşullar altında yaşamaktadırlar.

Bu realiteye uygun olarak, hemen her gün zindanlarda işkenceye maruz kalan, hastalanarak ve hasta edilerek ölüm döşeğine dürülen, onur kırıcı saldırı ve baskılara uğrayan, elbette direniş ve mücadelelerine de konu olan haberler okumaktayız. Erdoğan-AKP iktidarının pervasızlaşan faşist baskıları zindanlarda da doğru orantılı olarak yükselmektedir. Zindanlarda ölen tutsakların sayısında büyüt artışlar gündeme gelmekte, ağır-ölümcül hastalar tedavi edilmeyip bilinçli olarak ölüme terk edilmekte, böylece faşist saldırılara paralel biçimde irade kırmaya dönük politikalar derinleştirilerek uygulanmaktadır. Tutsakların tecrit ve izolasyon koşulları altında tutulmalarıyla yetinmeyen Erdoğan-AKP iktidarı insan onuruna aykırı ağır baskı ve işkence uygulamalarıyla tutsakları teslim alıp kimliksizleştirmeyi hedefliyor. Keyfiyetçi hukuksuz uygulamalar, gayri insani politikalar ve işkenceler hapishanelerin rutin yaşam şartlarına dönüşmüş durumdadır…

Devrimci tutsaklar sınırlı olanak ve şartlar altında, insani hak, onur ve politik kimliklerine dönük gerçekleştirilen faşist saldırılara karşı direnmektedirler. Sınırlı sayıdaki duyarlı demokratik kurum ve tutsak aileleri bu direnişleri dışarıya duyurmak ve faşist baskıları teşhir etmek için değerli çabalar göstermektedirler. Ancak bu kapsamla sınırlı olan çabalar tüm değerine karşın faşist saldırıları püskürtmek için yeterli güç ve etkide değildirler. İlgili çaba ve mücadelenin geniş kitlelere yayılması ve geniş kesimlerce sahiplenip kitlesel direnişlere taşınması ihtiyaçtır. Bura mücadelesinin kurumsal örgütlülüklerle yürütülmesi ve örgütlü devrimci hareketin bilinçli politikalarla ele alıp geliştirmesi gereken mücadele önemindedirler. Çünkü, bu saldırılar ve mücadeleler istisna ya da bir döneme has değil, devrimci mücadele devam ettiği müddetçe sürekli gündemde olacak mücadele alanlarıdır. Bu nedenle daha ciddi, duyarlı politikalar ve kurumsal niteliğe ulaşmış örgütlü mücadelelerle ele alınmaları kesinlikle şarttır…

Her şeyden de önemlisi, devrimci tutsakların mücadelesine sahip çıkmak, faşizme karşı çıkmaktır, insanlık onuruna ve kimliğine sahip çıkmaktır, politik kimlik ve kişiliğe sahip çıkmaktır, dirençlerimize ve devrimci direnişe sahip çıkmaktır. Bu anlamda, devrimci tutsaklara uygulanan faşist baskı ve işkencelere arşı çıkarak devrimci tutsakların direnişlerini sahiplenmek bir insani sorumluluktur ki, bu sahipleniş aydın, ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, kısacası insanım diyen herkesi kapsayan bir yelpazede vücut bulmak durumundadır… Bu sahipleniş ve direnişi destekleme yelpazesini örmek için, sadece tutsakların çabası değil, örgütlü devrimci hareketlerin ciddi olarak görev edinmesini gerektirmektedir. Onlar’a ve direnişlerine sahip çıkmak devrimcinin ve devrimci hareketin kayıtsız kalamayacağı bir görevdir…

Tutsak edilerek esaret altına alınanlarımız sadece ve sadece bedensel olarak tutsak edilmiş, ruhen ve fikren, irade/iradi beyan ve meydan okuyan tereddütsüz tavırla en özgür olanlarımızdır. Dolay yoktur düşmanla aralarındaki karşılaşmada. Devrimci irade zırhıyla kuşanan direk mücadele mevzisi olarak dikilirler her türlü imkana sahip düşman karşısına. Düşmanlığını en çıplak, en gizsiz ve örtüsüz yaşayanlardır, tutsak edilse de mücadeleden koparılamayanlarımız…

Zulüm tiranlarının güç gösterisi ihtiyacında ve toplumu terörize ederek teslim alma saldırısında ilk akla gelenlerdir, O esarete alınmış ama yenilemeyenlerimiz. Düşmanına emanet edilmiş bedenleri ve yaşam haklarıyla rehin alınmış ama ipotek edilememiş direniş dirençlerimiz… Onlar ki, insanlık onuru için onurlu direnişlere imza atan ve siyasi kimlik ve kişiliklerini yaşamları pahasına koruyanlar… Onlar ki, baskı, işkence ve ölüm yakasından düşmeyenler… Ve Onlar ki, eğilmek bilmeyen baş, çökmek bilmeyen diz ve başı dik direniş çiçekleridirler… Yeri geldiğinde en vahşi işkencelere göğüs geren, yeri geldiğinde çıplak iradeleriyle doruklara dikilip bedenlerini açlığa yatıran ve bezen kurşunlanıp katledilen ama ölümü küçülterek ölmesini bilenlerdir Onlar…  Bazen toplumun üstüne çöken karabulutları dağıtan çığlık, bazen toplumun karanlığını aydınlatan ateşten ışık ve bazen katliamcı saldırganlığı gerilmiş göğüsleriyle ilk karşılayanlardır Onlar… Onların devrimci direniş tutkusunu kuşanarak direnişi dışarıya taşımak ertelenemez sorumluluk, devrimci görevdir…

Belki unutulan, belki unutulmayan ama unutulamaz olup, maalesef ihmal edilen mücadele kaleleri, eğilmez dirençlerimizdir Onlar. Devrimin stratejik mücadele mevzisinde onurlarından başka kalkanı ve iradelerinden başka siper ve silahları olmayan devrim savaşçılarıdır Onlar… Zulme set, insan onuruna saldırıda yıkılmaz benttir Onlar… Düşman tecridi ve izolasyonuna eklenen yetersiz sahiplenme gerçeğiyle ağırlaşan ‘‘yalnızlığa‘‘ karşın devrime sadık direnişte bir an bile tereddüt etmeyenlerdir Onlar…

İşte bundandır ki, özgür tutsaklara ve direnişlerine sahip çıkıp onlara uygulanan insanlık dışı tüm baskı ve işkencelere karşı çıkmak; devrimci mücadeleye sahip çıkmaktır, insan ve insanlık onuruna sahip çıkmaktır, insanlık adına sergilenen mücadeleye sahip çıkmaktır, son tahlilde insanlık onuru ve insani kimliğe sahip çıkmaktır… Devrimci görevdir, insani sorumluluktur…

Devrimci tutsakların devrimci tutkusuyla direnişlerini büyütelim…

adhk tarafından

Cumartesi Anneleri: Kenan Bilgin’i unutmadık, unutmayacağız

Eylül 7, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

754’üncü haftaya ulaşan eylemlerinde 12 Eylül 1994’te Ankara’da gözaltına alınarak kaybedilen Kenan Bilgin’in akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Türkiye’de yargı yok, hukuk yok, adalet yok! çığlığımızı bir kez daha yükseltiyoruz”

HABER MERKEZİ (07-09-2019) Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 754’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’na gitmek isteyen Cumartesi Anneleri bir kez daha polis tarafından engellendi. Eylemlerinin engellenmesinin ardından Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu sokakta eylemlerini gerçekleştirdi. Açıklamanın olduğu sokak polis tarafından ablukaya alınırken Cumartesi Anneleri, üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarıyla karanfil taşıdı.

Bu hafta 12 Eylül 1994 yılında Ankara’da gözaltına alınarak kaybedilen Kenan Bilgin’in akıbeti soruldu.

‘Yargı, hukuk ve adalet yok’

Basın açıklamasını 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun yaptı. Yıllardır sevdikleri için başvuru yapmadıkları hiçbir makamın kalmadığını belirten Tosun, sonuç alamadıklarını ifade etti. Tosun, “Bugün Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını belgeleyen Kenan Bilgin dosyasını kamuoyu ile paylaşarak Türkiye’de yargı yok, hukuk yok, adalet yok! çığlığımızı bir kez daha yükseltiyoruz” dedi.

‘Kenan Bilgin’e ne yaptınız’

35 yaşındaki Kenan Bilgin’in 12 Eylül 1994 yılında Ankara Dikmen’deki bir otobüs durağından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldüğünü dile getiren Tosun, “Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 10 kişi ile birlikte burada işkenceyle sorgulandı. Gözaltı sonrasında bu kişiler mahkemeye çıkarıldığında aralarında Kenan Bilgin yoktu. Onların ‘Kenan Bilgin de bizimleydi, Kenan Bilgin’e ne yaptınız?’ sorusuna Savcı ‘o sizi ilgilendirmez’ cevabını verdi” diye konuştu. Bunun üzerine tanıkların bir açıklama yaptığını ve Bilgin’i Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüklerini söylediklerini paylaşan Tosun, aynı dönem Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan Avukat Murat Demir de Bilgin’i emniyette gördüğünü kamuoyuna açıkladığını belirtti.

‘Savcı Ankara’dan sürüldü’

Bilgin ailesinin, çocuklarının bulunması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurduğunu dile getiren Tosun, “Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Dosyayı devralan Savcı Özden Tönük, Bilgin’e işkence yapan polisleri teşhis edebileceklerini söyleyen tanıkların ifadelerinin, ‘polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu’ içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı” diye konuştu.

‘AİHM Türkiye’yi mahkum etti’

İç hukukta sonuç alınamayınca dosyanın AİHM’e taşındığını belirten Tosun, “AİHM yargıçları Ankara’ya gelerek araştırma ve incelemelerde bulundu. Tanıkları, savcıları, polis yetkililerini sorguladı. Bilgin’in tutulduğu gözaltı merkezine giderek tanık beyanlarının mekansal uyumunu kontrol etti. Mahkeme, Kenan Bilgin’in 12 Eylül 1994 tarihinde güvenlik güçlerince gözaltına alındığını; kendisinin 3 Ekim 1994 tarihine kadar güvenlik güçlerinin elinde bulunduğunu; ancak bu konuda hiçbir kaydın tutulmadığını tespit ederek, Türkiye’yi oybirliği ile mahkûm etti” ifadelerini kullandı.

‘Fincan Bilgin’in düşünün takipçisi olacağız’

“25 yıldır iç hukukta Kenan Bilgin dosyasında maddi gerçeği açığa çıkartacak ve faillerin yargılanmasını sağlayacak etkinlikte bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmedi” diyen Tosun, şunları söyledi:  “Gerçek şu ki Bilgin, gözaltına alındı. Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın emrindeki Terörle Mücadele Şubesi’nde işkence gördü ve kaybedildi. Onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu. Devlet, Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedilmesindeki sorumluluğunu üstlensin ve bu insanlığa karşı suç üzerindeki cezasızlığa son versin! Oğluna kavuşma düşünü gerçekleştiremeden aramızdan ayrılan Fincan Bilgin’in düşünün takipçileri olmayı sürdüreceğiz. Kenan Bilgin’i unutmadık, unutmayacağız.”

‘Oturulması gereken yer ülkeyi yönetenlerin ofisleridir’

Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin de, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen cezayı kınayarak, “Canan başkana verilen ceza hukuksuzluktur” dedi. Diyarbakır’da HDP İl binası önünde oturan ailelere de seslenen Bilgin, “Biz yıllardır burada oturuyoruz. Bizleri yıllarca görmeyen yazarlar, çizerler, bakanlar, bugün o ailelerin gözyaşlarına ilişkin konuşmaya başladılar. Oradaki annelerin feryadını siz değil bizler anlarız. Adalet Bakanı’nın oradaki annelerin gözyaşlarına ilişkin konuşmaya hakkı yoktur. Annelerin gözyaşının rengi olmaz. Barışı sağlamak zorundasınız. Barış olmadan annelerin gözyaşları dinmez. Diyarbakır’da oturma eylemi yapan annelere sesleniyorum; oturmanız gereken yer orası değildir. Oturmanız gereken yer bu ülkeyi yönetenlerin ofisleri, makamlarının önüdür” diye konuştu.”

‘Bu dava devam edecek’

Bilgin’in avukatı Kamil Tekin Sürek, dosya süreci ile ilgili bilgi vererek, “Hem vicdanlarda hem hukuken Kenan Bilgin’in 12 Eylül’de gözaltına alınarak öldürüldüğünü biliyoruz. Bu konudaki deliller açıktır. Bu dava biz, siz yaşadığımız sürece devam edecek. Eninde sonunda bu failler yargılanacaklar” dedi.

’25 yıldır Kenan Bilgin’in ben tanığım’

Bilgin’in tanıklarından Cavit Nacitarhan’ın göndermiş olduğu mektup da okundu. Mektupta şu ifadelere yer verildi: “Tanığım ben! 40 yılı aşkındır maruz kaldığım ve karşılaştığım tüm adaletsizliklerin, 25 yıldır Kenan Bilgin’in tanığıyım. 25 yıl önce Ankara Emniyetinde ve sırasıyla savcılıkta, yargılandığım mahkemede ve sesimin ulaştığı her yerde avazım çıktığı kadar bağırdım ben tanığım! Bütün yargı kurumları ve ilgili makamlar görmezden duymazdan geldiler gelmeye devam ediyorlar. Ben tanığım, sıradan basit bir olayın değil bir insanın, kaybedilen bir canın, Kenan Bilgin’in tanığıyım! Ben tanığım, birlikte gözaltına alınıp Ankara Emniyetine götürüldüğümüzün ve sonrasının tanığıyım. Kenan Bilgin şahsında tüm kayıpların tanığıyım ben!” (MA)

adhk tarafından

Kayyum protestoları 16’ncı gününde: “Direne direne kazanacağız”

Eylül 3, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Kayyum atamalarına karşı Diyarbakır’da başlayan oturma eylemi 16’ncı gününde devam ediyor

HABER MERKEZİ (03-09-2019) İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine atanan kayyumlara yönelik tepkiler devam ediyor. Eşbaşkan Selçuk Mızraklı’nın görevden alınarak yerine kayyum atamasına karşı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin önündeki Elazığ Caddesi’ne çıkan Lise Caddesi’nde başlayan oturma eylemi 16’ncı gününde. Eylem, HDP milletvekilleri Garo Paylan, Musa Farisoğulları, Feleknas Uca, Erdal Aydemir ve halkın katılımıyla başladı.

Eyleme katılanlar, düdük, alkış ve “Direne direne kazanacağız” sloganı eşliğinde belediyelere kayyum atamaları protesto ediyor.

Devam eden oturma eyleminin ardından basın açıklaması yapılacak.

adhk tarafından

Güle Güle Elmas Ana!

Eylül 2, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Elmas Özgül sadece Diyarbakır zindanın önünde haykırmamıştı, o aynı zamanda 1987 yılında TBMM de ANAP Grup Salonunu işgal eyleminde en önde katılarak haykırandı Parmakla sayılacak kadar az Kadınla başarmışlardı bu eylemi

KASIM KOÇ (02-09-2019) Tarihin sayfalarını karıştırdığınızda ender hikayelerle karşılaşırsınız, bunun içindir ki, tarih, sayfasına bu nadir hadiseleri not eder.

İşte Elmas Ana tarihin bu sayfalarında yerlerini alan kıymetli insanlardan, Analardan biriydi.

Frankfurt’ta çok az sayıda insanın katıldığı bir tören ile aramızdan ayrıldı Elmas Ana…

Sessiz ve sedasız veda etti.

Diyarbakır 5 Nolu zindanının önünde sürüklenirken, tartaklanırken gösterdiği onurlu duruşu tüm hayatına yansıtmıştı. Ana değişmemişti, son nefesine kadar bu duygularla yaşamıştı.

İnanarak ve bu uğurda kararlı yaşamasını başarmıştı.

Duru ve sade yaşamıyla örnek alınması gereken bir hayat sürdürmüştü Elmas Ana.

Elmas Ana yüzlerce insan için cezaevi kapılarında cop yemiş, aç kalmış, işkence görmüş, acılar çekmiş, ağlamış bir Anaydı.

Elmas Özgül sadece Diyarbakır zindanın önünde haykırmamıştı, o aynı zamanda 1987 yılında TBMM de ANAP Grup Salonunu işgal eyleminde en önde katılarak haykırandı. Parmakla sayılacak kadar az Kadınla başarmışlardı bu eylemi.

Adalet Bakanı, Analarla görüşmeyi kabul eder. Yapılan görüşmenin ardından talepleri de kabul edilir. Bunun üzerine Analar, ANAP Grup Salonunun işgal etme eylemine son verirler. Ancak bu anlaşmaya rağmen meclis çıkışında Elmas Özgül gözaltına alınır.

Tutsakların gördüğü zulümleri kamuoyuna duyurmaya çalışan Elmas Ana, bu uğurda gözaltına alınır. Sonrasında Elmas Ana da demokrasi mücadelesi uğruna tutsak düşer, tam tamına 3 ay cezaevinde kalır.

Şimdi gün gelmiş, Elmas Ana bu dünyadan göç etmişti.

Cenazesine katılanlar kendi aralarında onun yaptıklarını, ondan gördükleri iyilikleri anlatıyordular…

Frankfurt Alevi Kültür Merkezi/Cem Evinde sonsuzluğa uğurlanırken oğlu veda konuşması yaptı.

Oğlu da vakti ve zamanında zulüm görmüş, zindanları yaşamış biriydi.

Konuşmasını pür dikkat dinledim.

Oğlu konuşurken bir ara duygusallaştı. Sözler boğazına saplanıp kaldı. Bu durum her evladın yaşayacağı duyguydu.

Bu defa yüklüceydi duygular.

Elmas Ana’nın yaşadığı koca bir tarih oğlunun gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiverdi. Annesine dair söylemek istediği bir takım sözler vardı, işte o kelimeler boğazında düğümlenip kaldı.

Annesini anlatamadı.

Maraş katliamının hesabını sormak amacıyla Ananın ön ayak olduğu hadiseye gelince, oğlu anlatmak isteyip de anlatamadığı onca duygu yoğunluğu içerisinde sözcüklerle boğulup kaldı.

Annesi onun için düşmüştü yollara ve mahpushane kapılarına.

Şimdi ise annesinin cansız bedeni önünde duruyor, arada bir tabuta göz atıyordu.

Onu uğurlamaya gelenlerin çoğu o dönemlerde cezaevlerinde olan tutsaklardı. Bir kısmı da Elmas Anayı bilenlerdi. Ani olmuştu. Fazla duyulmadı ölümü. Zaman olsaydı ya da bekletilseydi Anaya yakışan bir tören düzenleseydiler daha iyi olur inancındaydım. Sade, mütevazi törenler de iyidir ancak Elmas Ana’ya veda etmek isteyen o kadar çok insan var ki…

Sıra geldi Dede’nin helallik istemesine; “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusu henüz bitmemişti ki, hıçkırıklar arasında, “Helal olsun!” sesleri duyuldu. Mırıldanmaydı. Bütün bu sesler birer mırıltı gibi çıkıyordu ağızlardan.

Hıçkırıklardan benim anladığım, “Asıl Elmas Ana bize hakkını helal etsin.” Şeklindeydi.

Ben öyle algıladım.

Ana hep vermişti, hiç almamıştı ki!

Koca bir ömrü, bütün gençleri, bütün kızları ve çocukları kendi öz evlatlarıymış gibi sahiplenerek koruma ruhuyla yaşadı.

Ölüm Elmas Ananın karşısında küçülmüştü.

Uğurlar olsun güzel Ana.

Hep bir ağızdan;

“Güle Güle Elmas Ana.” dediler

adhk tarafından

Viyana halk festivali (Volksstimmefest) başarıyla gerçekleştirildi

Eylül 2, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Viyana halk festivali 31 Agustos 1 Eylül tarihleri arasında bir çok etkinlik ve eylemliklere ev sahipliği yaparak başarıyla tamamlandı

VİYANA (02-09-2019) Aralarında ADHK, SYM, YENİ KADIN, SKB, AVESTA, AVUSTURYA ALEVİ KADIN HAREKETİ, KOMintern gibi birçok kurumun katıldığı halk festivalinde bir çok etkinlik yapıldı. Havanın güzel olması Etkinliğe katılımı artırdı. Etkinliklerde Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine yönelik düzenlenen kayyum saldırılarına karşı bir yürüyüş düzenlendi. Bunun yanı sıra HDP eski milletvekilinin Lezgin Botan kayyımlara karşı konuşma yaptı.

Avusturyalı kurumlarla beraber yapılan 2 günlük halk festivalinde enternasyonalist bir ruh hakimdi. Kadın cinayetlerini protesto amaçlı Viyana da bulunan kadın örgütleriyle beraberinde ADKH de oldugu kurumlar, “Ölmek istemiyoruz, çünkü kadın cinayetleri politiktir” protesto eylemi gerçekleştirdi. Bir çok kurumun konuşma yaptığı ve kendini ifade edebilmenin olanaklarının yaratıldığı Halk festivali başarıyla bitirildi.