Ne istiyordu New York’ lu dokuma işçisi kadınlar? 8 saatlik iş günü, eşit işe eşit ücret!
1857’ ye gelene kadar, Avrupa’da, Amerika’da kadınlar toplumsal yaşamda dışlandıkları tüm alanlarda hak alma mücadelesinin içindeydi. Yalnızca kadın hakları için değil, gelişme çağındaki kapitalizmin acımasız saldırılarına karşı işçi sınıfının saflarında çoktan yerini almıştı. 1789 Fransız Burjuva Devriminde, Şehir Meclisinin kapılarını ekmek diye zorlayanlar, Versailles’e doğru 8000 kişiyle yürüyenler kadın işçilerdir. 1871’de, Paris Komünü’nün kadınları, barikatların yiğit savaşçılarıdır. 1857–1886 yılları arasında dokuma işçisi kadınların fabrika işgallerinde yüzlerce kadın katledildi. Bu eylemin yarattığı etki Uluslararası Kadın Konferansına taşınarak, 1910 yılında Clara Zetkin`in önderliğinde “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü “ olarak tarihteki yerini aldı. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde kadının seçme ve seçilme hakkına sahip olması kadın hakları mücadelesi yürüten gruplar için önemli bir başarıydı. 1906 yılında, Finlandiya, kadın vatandaşlarına seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. O yıllarda Rusya büyük çarlığına bağlı olan Finlandiya, dünyada ilk kadın milletvekillerinin meclise girdiği ülke ünvanını taşır. 1917 Ekim Devrimi öncesi ve esnasında devrim mücadelesinin içinde ön saflarda savaşan kadınlar devrim sonrasında bugün gelişmiş kapitalist ülkelerdeki burjuva demokrasisinin içindeki haklardan dahi çok ileride haklar kazandılar. Sovyet sistemi kadın üzerindeki boşanmadan, kadın ve çocuk emeğine kadar yasal sınırlamaların tümünü kaldırdı. Bu Ekim devriminin bir armağanı değil, devrime emek veren kadınların kazanımıydı. Kadının özgürlük mücadelesi devam ediyor. Binlerce yıldır tüm toplumsal sistemlerin ortak noktası, kadını ezilen, baskı gören, cinsel kölelikten ücretli köleliğe kadar götüren bir yaşama mahkum etmesidir. Kadınla erkek cinsi arasında eşitlik ilişkisini sağlama mücadelesi her toplumun sosyal, kültürel, ekonomik yapısına göre degişse de, sorunun erkek egemen kapitalist sistemin sonucu olduğunu unutmamak gerekir. 2008–2009 yılında Türkiye’de, Novamed’de, Desa’da kadın işçilerin sendikalaşma hakkından, iş saatlerine, annelik izninden, hamile kadınların çalışma koşullarına kadar pek çok taleple sürdürdüğü direnişler, yine bugün Tekel direnişinde yer alan kadın işçilerin durumu 1857’den 2010’a kapitalist sistemin kadının üzerindeki baskısının değişmediğinin ispatıdır. Paris Komünü, New-York, Novamed, Desa, Tekel direnişleri aynı zamanda bize kurtuluşun yolunu da gösteriyor. Bu yüzyıllık tecrübe bize gösterdi ki; bu mücadele kısa erimli, hak alma mücadelesinden öte binlerce yıllık kökleşmiş geleneksel ahlak anlayışı ve kültürü değiştirme mücadelesidir. Bu tarihi deneyim bize bu mücadelenin insanın insanla ilişkisinde kaçınılmaz bir değişimi yaratmak zorunda olduğumuzu gösterdi. Bunun içindir ki küreselleşmiş kapitalist krize karşı kadının enternasyonal dayanışmasını bilincimiz ve emeğimizle geliştirmek zorundayız. Ancak bu güç, bu örgütlü duruş, kapitalizme karşı mücadelemizde başarı sağlayabilir. Emperyalist-kapitalist sistemin biz kadınlara verebileceği gerçek bir özgürlük yok! Görevimiz yaşamın tüm alanlarında örgütlenerek mücadele etmek ve 8 Mart 1910´dan 2010’a kadar verilen mücadelede hayatını kaybeden onlarca kadın emekçinin, kadın hakları savunucularının tecrübesiyle kadının özgün mücadelesini özgürlük mücadelesine dönüştürmektir. 100.YILINDA ŞAN OLSUN 8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNE! YAŞASIN KADININ KURTULUŞU VE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ! Avrupa Demokratik Kadın Hareketi Şubat 2010
8 Mart 1857: New York’ta dokuma işçisi kadınların greve gittiği gündür.