adhk tarafından

Dersim Belediyesine soruşturma açıldı

Mayıs 31, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İçişleri Bakanlığınca, Dersim Belediyesi tarafından verilen “Tunceli Belediyesi” isminin Dersim olarak değiştirilmesi kararıyla ilgili soruşturma başlatılarak müfettiş görevlendirildi

DERSİM (31-05-2019) İçişleri Bakanlığınca, Dersim Belediyesi tarafından verilen “Tunceli Belediyesi” isminin Dersim olarak değiştirilmesi kararıyla ilgili soruşturma başlatılarak müfettiş görevlendirildi.

Belediye Meclisi, “Belediyemiz hizmet binasında bulunan tabelalarda yazılı ‘Tunceli’ ibaresinin değiştirilerek yerine, ‘Dersim’ ibaresinin yazılması görüşülmesi sonucunda: Kentimizin kültürünü, tarihini ve inanç biçimini yaşatmak adına, belediyemiz hizmet binasında bulunan tabelalarda yazılı ‘Tunceli’ ibaresinin değiştirilerek, yerine ‘Dersim’ ibaresinin yazılması oy çokluğu ile kabul edildi” kararı almıştı.

Belediye Meclisi tarafından alınan karar sonrası Tunceli Valiliğinin mahkemeye yaptığı başvuru sonucu yürütmeyi durdurma kararı verilmişti.

adhk tarafından

SMF’den açıklama: “İnkârcı, Asimilasyoncu ve Katliamcı Anlayışlara Karşı Dersim Savunulmalıdır”

Mayıs 27, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), “Tunceli” isminin, yerine Dersim isminin belediye meclisi tarafından kabul görmesinin ardından yaşanan tartışmalara dair açıklama yayımladı

SMF (27-05-2019) Dersim Belediyesi geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, ‘Tunceli’ ibaresinin ‘Dersim’ yapılması kararı alındığını duyurmuştu. Açıklamanın hemen ardından, sosyal medyada SMF’li Maçoğlu ve Dersim Belediyesi hedef haline getirilerek, linç kampanyası başlatılmıştı.

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), “Tunceli” isminin,  yerine Dersim isminin belediye meclisi tarafından kabul görmesinin ardından yaşanan tartışmalara dair açıklama yayımladı.
SMF kamuoyuna  “İnkârcı, Asimilasyoncu ve Katliamcı Anlayışlara Karşı Dersim Savunulmalıdır” başlığıyla yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; “ Bu sömürgeci anlayış, gelinen aşamada katliamlarla ve soykırımlarla öykünerek Dersim’i bu vesileyle tekrardan hedef haline getirmiştir. Bu bağlamda belediye ve meclis üyeleri tarafından kamuoyuyla paylaşılan karar hiçbir tereddütte yer vermeyecek şekilde yerinde bir karardır” denildi.

SMF, Merkezi Yürütme Kurulu’nun yaptığı açıklamanın tamamı şöyle;

İnkârcı, Asimilasyoncu ve Katliamcı Anlayışlara Karşı Dersim Savunulmalıdır!

Federasyonumuzun devrimci, halkçı yerel yönetimler programı doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Dersim Belediyesi, belediye meclisinde aldığı kararla kayyum tarafından indirilen Dersim Belediyesi tabelasını tekrar asma kararı almıştır. Kararın kamuoyuna yansıması akabinde ırkçı, faşist ve şoven yapılanmaların başını çektiği bir linç kampanyası örgütlenmiş, kurumumuz ve belediyemiz itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.

Dersim, Osmanlıdan günümüze egemenlerin inkâr, asimilasyon ve katliam politikalarının hedefi durumundadır. Yüzlerce yıldır devam eden bu zulme karşı Dersim mazlumları baş eğmez duruşundan taviz vermemiştir. Siyasal, sosyal ve inançsal kimliği nedeniyle bugün de egemenlerin hala hedefi durumundadır. 1937-38 katliamının izlerini taşıyan Dersim resmi ideolojilerin tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu anlayışlarına karşı direnmeye devam etmektedir.

Dersim Belediyesinin AKP/Erdoğan iktidarı tarafından zorla gasp edildiği, kayyum/vali eliyle yandaşlarına peşkeş çekildiği, milyonlarca lira borçlandırıldığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Özel bütçelerle fonlanan sosyal medya trollerinin, AKP medya yazarlarının yalan propagandalarının aksine kayyum yönetimi Dersim Belediyesini talan etmiş ve Dersimin siyasal, sosyal ve inançsal kimliğine saldırmıştır. Kayyum/vali gasp ettiği belediyeye gelir gelmez ilk iş olarak Dersim tabelasını indirmiştir. Bu; inkârın, asimilasyonun yeniden dışa vurumuydu. Kayyum tahribatına karşı bugün Dersim Belediyesi, belediye meclisinde aldığı kararla tekrar ‘Tunceli’ yerine Dersim tabelasını asma gibi oldukça doğru ve yerinde bir karar almıştır.

Dersim Belediyesi ve Meclis Üyelerinin Ortaya Koyduğu İrade Devrimcidir

Dersim Belediyesinin aldığı karar sadece bir isim değişikliği değildir. Dersim, faşist diktatörlüğün katliamcı anlayışına, gaspçı-talancı zihniyetine karşı siyasal bir duruşu ifade eder. Bu anlamıyla tarihsel ve politiktir. Sıradan bir isim tartışmasına indirgenemez. Tarihsel ve siyasal anlamıyla birlikte aynı zamanda bir hesaplaşmanın imgesidir. Çünkü egemenler cephesinden Dersim’de yaşanılan katliam, bir “aydınlanma hareketi” ve “medenileştirme projesi” olarak tasvir edilerek meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Katliam “Cumhuriyetin” önündeki “çıbanbaşı” olarak ele alınarak on binlerce insanın katledilmesine dayanak olarak sunulmuştur. Bu sömürgeci anlayış, gelinen aşamada katliamlarla ve soykırımlarla öykünerek Dersim’i bu vesileyle tekrardan hedef haline getirmiştir. Bu bağlamda belediye ve meclis üyeleri tarafından kamuoyuyla paylaşılan karar hiçbir tereddütte yer vermeyecek şekilde yerinde bir karardır. Ve kadim kentin siyasal, kültürel ihtiyaçlarına da somutta verilen bir cevaptır. Dersim belediyesi ve meclis üyelerinin ortaya koyduğu irade devrimci bir iradeyi yansıtmaktadır. Bu iradeyle dayanışma, güç katma tarihsel bir sorumluluktur. Ki bu verili durum Dersimlilerle sınırlı değildir. Coğrafyamızda ötekilerin, gadre uğrayanların, ezilenlerin problemidir. Linç kampanyalarıyla meşru kılınmak istenen tüm katliam ve baskılardır. İnkâra, asimilasyona ve katliamlara itiraz bastırılmak istenmektedir. Bugün koparılan yaygaranın arka planı budur.

Dersim’de yaşanan gelişme yerel yönetim çalışmalarımızın siyasal duruşunu da ifade etmektedir. Hakim sınıfların Dersime dayattığı yaşam tarzına karşı Dersimin dilini, kültürünü, sosyal ve siyasal yapısını savunmak temel görevler arasındadır. Ekonomik ve sosyal alan örgütlenmesi siyasetten kopuk değildir. Siyasal bir zemin üzerinden açığa çıkardığımız deneyimler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmelidir. Yine sorun sadece Dersim sorunu da değildir. Coğrafyamızda tarihsel süreç içerisinde yaşanan katliamlara-soykırımlara karşı açıktan tavır almak, katliamları mahkûm etmek ve resmi ideolojinin resmi tarih-ulus tezlerine karşı hakikati savunmak ertelenemez bir görevdir.

Devrimcilerin ileri doğru attığı her adım karşı-devrim cephesinde rahatsızlığa, tedirginliğe neden olmaktadır. Bu nedenledir ki Dersim kararının basına yansımasıyla birlikte başta Aydınlık/Vatan Partisi, ADD, MHP, İYİP gibi ırkçı-faşist yapılanmalar-partiler tarafından Dersim yine hedef haline getirilmiştir. Dersimi, Dersimlileri ve kurumumuzu tehdit etmeye varacak kadar pervasızlaşan bu ırkçı-faşist güruhun linç kampanyasının akabinde kayyum/vali direktifi ile Dersim Belediye meclisinde alınan kararın durdurulması için mahkemeden alelacele karşı karar çıkarılmıştır. Tüm bu gelişmelerle beraber, kurumumuz illegal örgütlenmelerle ilişkilendirilmeye çalışılarak hedef durumuna getirilmiştir. Demokratik, devrimci ve sosyalist perspektifle hareket eden SMF bu komplo teorilerini boşa çıkaracaktır. Meşruluğumuzu silikleştiren ve politik çalışmalarımızı zayıflatmaya yönelik girişilen bu kampanyaya karşı örgütlü mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Belirtmek isteriz ki devrimcilere savrulan tehditler nafiledir ve kurumumuz tüm gücüyle bu ırkçı-faşist anlayışlarla mücadele edecek kararlılıktadır.

Bir kez daha Dersim kararını alan Dersim Belediyesinin yanında olduğumuzu belirtiyor, ırkçı-faşist, ulusalcı, şoven anlayışlara karşı tüm devrimci-demokratik kamuoyunu Dersim halkı ve Dersim Belediyesiyle dayanışmaya davet ediyoruz.

adhk tarafından

Leyla Güven ve tutsaklar eylemlerini sonlandırdı

Mayıs 26, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hapishanelerde başlayan açlık grevi ve ölüm oruçlarına ilişkin mesajını kamuoyuna açıklanmasının ardından tutsaklar ve Leyla Güven eylemlerini sonlandırdıklarını açıkladılar

HABER MERKEZİ (26-05-2019) Asrın Hukuk Bürosu, sabah saatlerinde İmralı F Tipi Hapishanesi’nde tutuklu bulunan müvekilleri PKK lideri Abdullah Öcalan’ın hapishanelerde başlayan açlık grevi ve ölüm oruçlarına ilişkin mesajını kamuoyuna açıklanmasının ardından tutsaklar ve Leyla Güven eylemlerini sonlandırdıklarını açıkladılar.

Abdullah Öcalan’ın “Eyleminizin sona ermesini bekliyorum” çağrısından sonra tutuklular, açlık grevini ve ölüm orucunu sonlandırdıklarını duyurdu.

Leyla Güven de Öcalan’ın açıklamasından sonra “Bu zafer Zülküf hevalin,  Ayten hevalin, Medya hevalin, Zehra hevalin, Gonca hevalin, Mahsun hevalin ve tüm direnişçi arkadaşların hayata geçirdiği eylemler sayesinde gelişti. Yine annelerin eyleminin kazanımıdır. Sayın Öcalan’ın dediği gibi demokratik siyasetimizi sürdüreceğiz. Kürt halkı tarih boyunca kimseye haksızlık etmemiştir. Bu nedenle eylemimizi annelerle birlikte yürütmeye devam edeceğiz. Mutlaka kazanacağız. Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var. Bu yüzden kazanacağız. Annelerin ellerinden öpüyorum zafer Kürt halkınındır. Sayın Öcalan’ın sesi çıktı, artık Ortadoğu coğrafyası bahardır. Bugünden itibaren her şey çok güzel olacak” şeklinde konuştu.

Açlık grevindeki üç HDP’li vekil ise “Leyla Güven ile başlayan ve 4 bini aşkın tutsak ile devam eden açlık grevi ve 30 tutsağın ölüm orucuna çevirdiği direniş, Sayın Öcalan’ın çağrısıyla bugün itibarıyla sona erdi” ifadelerini kullandı.

adhk tarafından

Leyla Güven’in eylemi 198’inci, ölüm orucu ise 25’inci gününde

Mayıs 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İmralı’daki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevini sürdüren DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in eylemi 198’inci gününe ulaşırken, ölüm orucuna başlayan tutukluların eylemi ise 25’inci gününe girdi

DİYARBAKIR – (24-05-2019) Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı ve tahliyesinin ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi eylemi 198’inci gününde.

TUTUKLULAR: AÇLIK GREVİNE DEVAM EDECEĞİZ

Avukatların 2 Mayıs günü İmralı’da PKK Lideri Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin 6 Mayıs’ta yapılan basın toplantısının ardından tutuklular adına açıklama yapıldı. Gelinen aşamada AKP ve MHP ittifakının Öcalan’a uygulanan tecridi sürdürmek ve içinde bulunan direnişi kırmak için özel savaş politikalarının uygulandığı ifade edilen açıklamada, talepler kabul edilmeyene kadar direnişten asla vazgeçilmeyeceği mesajı verildi.

CEZAEVLERİNDE EYLEM SÜRÜYOR

Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 185, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş’in 159, cezaevlerinde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 160 gündür eylemde. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm cezaevlerine yayıldı.

Federe Kürdistan Bölgesi’nin Mahmur kampında Fadile Tok 125 gündür, Germiyan’a bağlı Kelar ilçesinde ise Herêm Mahmud 90 gündür açlık grevinde.

30 TUTUKLU ÖLÜM ORUCUNDA

Cezaevlerinde binlerce tutuklunun başlattığı eyleme katılan Aslı Doğan ve Ardıl Çeşme Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Zozan Çiçek, Şükran Aydın ve Nesrin Akgül Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde; Ahmet Topkaya, Ferhat Turgay, Abdulhalik Kaplan, Enver Dönmez ve Ergin Akhan Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde; İhsan Bulut, Özhan Ceyhan, Vedat Özağar, Erol Cengiz ve Ahmet Anığı ise Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 30 Nisan tarihi itibariyle eylemlerini ölüm orucuna çevirdi. Birinci ölüm orucu grubunun eylemi bugün 25’inci gününe girdi.

Yine 10 Mayıs’tan itibaren ölüm orucu eylemine ikinci bir 15 kişilik grup katıldı. Kandıra Cezaevi’nde Yaşar Cinbaş, Muhammed İnal, Diyadin Akdemir ve Engin Kahraman; Bolu F Tipi Cezaevi’nde İbrahim Doğan, Ahmet Emin Eren ve Mustafa Taştan; Patnos Cezaevi’nde Senar Efe, Burhan Şık, Faysal Atak ve Şafii Kayhan; Tekirdağ 1 No’lu Cezaevi’nde Reşat Özdil; Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde Zeki Bayhan ve Yılmaz Yıldız; Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde Sait Öztürk ise 10 Mayıs’ta başlattıkları ölüm orucu eylemini 15’inci gününde sürdürüyor.

ÜÇ VEKİL HDP BİNASINDA GREVDE

Yine HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı eylem de, 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.

Erzincan T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 7 Ocak’ta açlık grevine başlayan Sedat Akın, tahliye edilmesi ardından eylemini Batman’daki evinde; Gurbet Ektiren, Bakırköy Cezaevi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi eylemini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (56), 1 Mart’ta Silivri Cezaevi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki Murat Aksin, 15 Mart’ta başladığı eyleme, 25 Mart’ta tahliye edildikten sonra Derik’teki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 5 Ocak’ta açlık grevine başlayan Mahsun Şen, eylemini tahliye olduğu 17 Nisan’dan sonra Derik’teki evinde; HDP Ceylanpınar ilçe eski Eşbaşkanı Hızni Kılınç, 1 Mart’ta başladığı açlık grevini, 13 Mayıs’ta tahliye edildikten sonra Ceylanpınar’daki evinde; Diyarbakır’daki HDP binasında açlık grevine başlaması üzerine gözaltına alınıp tutuklanan İsmet Yıldız 29 Mart’ta, Sevican Yaşar 2 Nisan’da, Salih Tekin ve Bilal Özgezer ise 5 Nisan’da tahliye edildikten sonra eylemi evinde sürdürüyor.

TECRİDİ KARŞI YAŞAMLARINA SON VERDİLER

Almanya’nın Krefeld kentinde de 20 Şubat tarihinde mahkeme önünde bedenini ateşe veren Uğur Şakar, tedavi gördüğü hastanede 22 Mart’ta yaşamını yitirmişti. Tecridi protesto etmek amacıyla Zülküf Gezen (33) 17 Mart’ta Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde, Ayten Beçet (24) 23 Mart’ta Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Zehra Sağlam (23) 24 Mart’ta Oltu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Medya Çınar (24) 25 Mart’ta Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Yonca Akici 9 Mart’ta Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde, Siraç Yüksek 2 Nisan’da Osmaniye 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, Mahsum Pamay ise 5 Nisan’da Elazığ 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşamına son verdi.

mezopotamyaajansi

adhk tarafından

Dersim Belediyesinden açıklama: “Tunceli tabelası, Dersim olacak, Festival gerçekleşecek”

Mayıs 22, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim Belediyesi yaptığı açıklamada, ‘Tunceli’ ibaresinin ‘Dersim’ yapılması kararı alındığını ve Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 25-28 Temmuz tarihleri arasında yapılacağı kararı aldığını kamuoyuyla paylaştı

DERSİM (22-05-2019) Dersim Belediyesi yaptığı açıklamada, ‘Tunceli’ ibaresinin ‘Dersim’ yapılması kararı alındığını ve Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 25-28 Temmuz tarihleri arasında yapılacağı kararı aldığını kamuoyuyla paylaştı

Dersim Belediyesi, olağan ve olağanüstü toplantı kararlarını açıkladı.

Belediye resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, belediye tabelası, kentte Kırmancki ve Kurmanci belediye hizmetleri ve Munzur Festivali konusunda alınan kararlar paylaşıldı.

Tunceli ibaresi, Dersim olacak

Yapılan açıklama şöyle:

“- Belediyemiz hizmet binasında bulunan tabelalarda yazılı “Tunceli” ibaresinin değiştirilerek yerine, “Dersim” ibaresinin yazılması görüşülmesi sonucunda; kentimizin kültürünü, tarihini ve inanç biçimini yaşatmak adına, belediyemiz hizmet binasında bulunan tabelalarda yazılı “Tunceli” ibaresinin değiştirilerek, yerine “Dersim” ibaresinin yazılması oy çokluğu ile kabul edildi.

-İlimizde yaşayanların Türkçe’nin yanı sıra çoğunluğunun Zazaca ve Kürtçe konuştuğu göz önünde bulundurularak belediye hizmetlerinin, ilde yaşayanların ihtiyaçları doğrultusunda  Zazaca ve Kürtçe dillerinde de yürütülmesi oy çoğunluğu ile kabul edildi.

-Belediyemizde, belediye ve bağlı kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmelik hükümleri gereğince, belediyemiz Destek Hizmetleri Müdürlüğü’nün ayrı birim olmasının gereksiz personel dağılımına, harcama ve bürokrasiye sebebiyet verdiği anlaşıldığından; Destek Hizmetleri Müdürlüğü iş ve işlemlerinin, Fen İşleri Müdürlüğü bünyesinde yürütülmesi oy çoğunluğu ile kabul edildi.

Munzur festivali 25-28 temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek

-İlimizde, belediyemiz tarafından Munzur Kültür ve Doğa Festivali adı ile düzenlenen festivalin 2019 yılında da düzenlenmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle 2019 yılı Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 25, 26, 27 ve 28 Temmuz 2019 günlerinde yapılması ve festival hazırlık çalışmaları kapsamında yapılması gereken iş ve işlemlerin yürütülmesi konusunda encümene yetki verilmesi oy birliği ile kabul edildi.

adhk tarafından

46. Ölümsüzlük yılında Kaypakkaya Wuppertal’de Anıldı!

Mayıs 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya şahsında, Parti ve Devrim şehitleri anma etkinliği, 18 Mayıs 2019 tarihinde, Almanya’nın Wuppertal kentinde, kitlesel bir katılım ve devrimci coşkuyla gerçekleştirildi

Wuppertal (21-05-2019) Avrupa’da her yıl geleneksel olarak düzenlenen, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya özgülünde, bağımsızlık-halk demokrasisi, sosyalizm ve yüce komünizm mücadelesinde yitirdiklerimizi anma etkinliği, bu yıl Wuppertal merkezli olarak planlanmış (4 Mayısta Partizan ve Sınıf Teorisinin ortak düzenlediği Viyana etkinliği de bu planlamanın bir parçası olarak gerçekleşmişti) ve bu planlama gereği, 18 mayıs 2019 da Almanya’nın Wuppertal kentinde gerçekleşmiş oldu. Planlaması ve gerçekleştirilmesi, kolektif emek ve çalışmanın ürünü olan anma etkinliği, bu birlikteliğin ürünü olarak, etkinlik alanında birleşen kitlenin ,devrimci coşkuyu, devrim davasında yitirdiklerimizin devrim düşlerinin, kararlılıklarının paylaşılması, bunun her koşulda devrimci mücadelenin bir bileşeni-zemini haline getirilmesi önemliydi ve anma etkinliği başından beri bu devrimci bilinçle ele alınıp örgütlendi.

Uluslararası Komünist Hareket, Türkiye-Kuzey Kürdistan Ulusal ve Sosyal devrimci Kurtuluş Hareketleri ve Kaypakkaya’nın Kurucusu olduğu Proletarya partisinin, devrimci savaş sürecinde kavgada yitirdiği, Önder kadro üye ve savaşçının resimlerinin ve kavga şiarlarının pankartlarıyla görkemli hale getirilen anma alanına, başından sonuna kadar devrimci coşku ve devrimci sorumluluk bilinci hakimdi.

Anma, etkinliğe gelen tüm sanatçıların sahnede yer alarak kitle ile birlikte “18 Mayıs” marşını söylemesiyle, büyük bir coşku ile başladı.

Dünyada, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, Bağımsızlık, Halk demokrasisi, Sosyalizm ve Yüce Komünizm davasında yitirdiklerimiz için yapılan saygı duruşunun ardından, etkinliğin ilk bölümünde, kültürel bölümde, sırasıyla, Grup Munzur’un eski üyesi Şenol Akdağ,  Ali Haydan Can, Sakina Teynaa ve Reçber sahne aldı. Her sanatçının kendi müzik tarzına göre, Zazaca, Kürtçe, Türkçe dillerde söylediği ağıtlar, marşlar, türküler, katılımcı kitlenin coşkusuyla etkinliğe anlam kattı.

Koşullar ne olursa olsun, devrimci yaşamak-komünist kalmak önemlidir!

Anma etkinliğine katılan sanatçıların, sahne alması aralıklarında sahne alan konuşmacılardan, ilk olarak, Kaypakkaya’nın mücadele yoldaşı, Muzaffer Oruçoğlu söz aldı. Kaypakkaya’nın mücadele sürecinden kısa bir tarih aktaran Oruçoğlu, “ Kaypakkaya’nın işkencede katledilişinin 46. Yılı. Yaklaşık yarım asırdır Kaypakkaya bu mekanlarda, aynı kitlesel sahiplenme ile, aynı kararlılıkla ve aynı coşku ile anılıyor-sahipleniyor. Bu son derece kıymetli bir duruştur. 20 yy. devrimler yılları oldu. Paris komünü ile başlayan, Rusya, Çin ekim devrimleriyle süren, Küba, Vietnam vb gibi devrimlerle yayılan devrimler yılı.. Devrimler yapıldı- yıkıldı… bu sınıf mücadelesi açısından normal bir süreçtir. Devrimler yaparsınız, o devrimler yıkılır… bir daha yaparsınız…yapma ve yıkma üzerine bir çok devrimci sürece vesile olabilirsiniz. Önemli olan tüm bu süreçlerde ve yaşadığımız toplumsal koşullarda, devrimci kalabilmektir-komünist olabilmektir. Israrla ve cüretle komünist kaldığınız sürece, yaşamda, yapma ve yıkma eyleminde, örgütsel tutumda, aşkta özgür ve güzel değerler yaratabilirsiniz. Temel sorun şudur. Örgütlü olun yada olmayın, devrimci ve komünist kalabilmektir. Ayaklarınız bu zemine bastığı sürece, Kaypakkaya’yı sahiplenme gibi, devrim yapma ısrarınız hep canlı kalacaktır” sözleriyle, günün anlamı-önemi ve sürece dair kısa değerlendirmeyle konuşmasını sonlandırdı.

HDP İstanbul Milletvekili Dilşad Cambaz Kaya’nın, ülkedeki politik süreci, parlamento siyasal atmosferi, tecrite karşı sürmekte olan açlık grevleri – Ölüm oruçlarını ve demokrasi mücadelesinin önemi-kapsamı ve toplumsal dinamiklerini esas alan konuşmasının da yer aldığı etkinliğin ilk bölümünün ardından yarım saat ara verildi.

Yarım saat aradan sonra etkinliğin ikinci bölümü İpek Rençber ve Necla saygılının sahne almasıyla devam etti.

Kaypakkaya Türkiye-Kuzey Kürdistan Coğrafyasında MLM politik Devrim Çizgisidir!

Daha sonra sunumu yapmak üzere sahneye çıkan Sınıf Teorisi Temsilcisi, Kaypakkaya şahsında parti ve devrim şehitlerinin anılarını, MKP 4. Kongresinin “cüret edelim-ileri atılalım-kazanalım” şiarıyla birleştirerek,kitleyi selamladı. “ Bugün bir tarih olarak Kaypakkaya’yı anmıyoruz. Dünü bu güne, bugünü özgür yarına taşıyacak, komünist nitel bir çığır olarak Kaypakkaya’yı mücadele bayrağı olarak ele alıyoruz. MLM dünya görüşü, diğer felsefi akımlardan ve pozitif bilimlerden, toplumsal koşullara aldığı politik tutumla, toplumsal sınıfları tahlille, iktidar biçimlerini tahlille ve nihayetinde ezilen sınıf ve halk katmanlarının kurtuluşu bağlamındaki eylem klavuzu-politik devrim çizgisi olması özelliğiyle ayrılır. Marksizmden etkilenmiş K. Burjuva politik devrim çizgisiyle, MLM politik devrim çizgisini birbirinden ayırmak gerekir. Coğrafyamızda, Marksizmin özgürleştirilmesi ve politik devrim çizgisi olarak hüviyete kavuşturulması bağlamında bir moment aranacaksa,  bu tartışmasız Kaypakkaya’dır, Kaypakkaya’nın politik devrim çizgisidir.” Sözleriyle konuşmasına devam eden Sınıf Teorisi Temsilcisi, Kemalizm-Ulusal sorun- 50 yıllık reformist-revizyonist çizginin parçalanması, 71 devrimci kopuşu ve bu kopuşun kopuşu olarak Kaypakkaya içerikli, ilgili tarihteki somut örnek ve siyasal çizgileri ortaya koyan değerlendirmesinin ardından, kısaca genel süreç, bu süreçteki birlik-ittifaklar meselesine dair yaklaşımıyla konuşmasını tamamladı.

Geçmişten günümüze savaş siperlerinden derlenen görüntüler ve güncel olarak aynı savaş siperlerinde mevzilenmiş Sosyalist Halk Savaşçıların etkinliğe yokladıkları görüntülü mesajın    Sinevizyonda verilmesinin ardından, söz, umut, kavgaya çağrı, yoldaşa ağıt, direnişe  halay, Grup Munzurun devrimci ezgilerindeydi. Grup Munzur’un sahne almasıyla, etkinlik alanında var olan coşku, türkü türkü-halay halay doruğa ulaştı. İbrahim’e ağıta karışan kavga sloganları, kavga türküleriyle el ele tutuşan katılımcı kitlede halaya durdu…. İsyan ateşi ile, devrimci öfkeye dönüştü. Etkinlikte, Kaypakkayaca direncin, kitlesel coşkuya dönüştüğü anın adı Grup Munzur’du…

Yerel yönetimler, Mazgirt pratiği, seçimler sürecinde Dersim pratiği üzerine sunumunu yapan eski Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel’in ardından, Enternasyonal konuşmacı etkinliğe katılan  MLPD Genel Sekreteri  Gabi Fechtner’in konuşmasının ardından, Zazaca-Türkçe parçalarla Yılmaz Çelik sahne aldı.

Geceye devrimci dost güçlerden TKP-ML, DKP-B ve  DKP/BÖK savaşçılarının savaş siperlerinde etkinliğe yolladıkları video görüntülü mesajlarının yanı sıra  TKP/ML, MLKP Avrupa örgütü,TKİP yurt dışı örgütü, TİKB yurt dışı örgütü, TKP-ML Avrupa komitesi, Partiya Komünista Kürdistan ve SYKP Almanya örgütlemesi den gelen mesajların kitleyle paylaşıldığı Kaypakkaya’yı  anma etkinliği, Rapazan Belagat’ın sahne almasının ardından, kitlesel bir katılım ve devrimci coşkuyla sonlandırıldı.

 

 

 

 

 

 

 

adhk tarafından

ADHK, ADKH, SYM: Dersim Kültür Festivalinde Buluşalım!

Mayıs 20, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Biz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) ve bileşenlerimiz ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi), SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, tüm demokrat, devrimci, yurtsever, farklı dillere, inanҫlara, kültürlere saygılı, doḡanın korunmasından, tam hak eṣitliḡine dayalı halkların kardeṣliḡinden yana olan herkesi, 24-25 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Frankfurt kentinin REBSTOCKPARK, Am Römerhof 9, 60486 Frankfurt adresinde yapılacak olan Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne katılmaya ҫaḡırıyoruz.

Deḡerli Halkımız, sevgili dostlar ve yoldaṣlar,

ADHK (20-05-2019) “Dersim bizimdir! İnancıma, doḡama, kimliḡime, dilime dokunma!” ṣiarı ile düzenlenecek olan 29. Avrupa Dersim Kültür Festivali‘ne katılıp; bu ṣiarın pratikte karṣılık bulabilmesi, Dersim’de elde edilen kazanımların korunup zenginleṣtirilmesi ve nitelikleṣtirilmesine katkı saḡlamalıyız. Emek verilerek yaratılan deḡerlerin, mücadele ile elde edilen kazanımların sahiplenilmesinin bir parҫası olan festivale; güҫlü bir katılım saḡlamalıyız.

Dersimliler, düṣünce, kültür, inanҫ ve etnik farklılıklarına raḡmen, bütün dostlarına kapısını aҫan bir kültüre sahiptir. Bunu, düzenledikleri festivallerde de göstermektedirler. Gelin bu atmosferi birlikte yaṣayalım.

Gelmiṣ-geҫmiṣ bütün faṣist iktidarlarca saldırılara uḡrayan Dersim’i sahiplenmek; dilinin, doḡasının, kimliḡinin korunması mücadelesiyle dayanışma iҫinde veya bir parҫası olmak bir görevdir.

Festival, 24-25 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Frankfurt kentinin REBSTOCKPARK, Am Römerhof 9, 60486 Frankfurt adresinde gerҫekleṣecektir.

Biz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) ve bileşenlerimiz ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi), SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, tüm demokrat, devrimci, yurtsever, farklı dillere, inanҫlara, kültürlere saygılı, doḡanın korunmasından, tam hak eṣitliḡine dayalı halkların kardeṣliḡinden yana olan herkesi, Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne katılmaya ҫaḡırıyoruz.

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)

SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)

20 Mayıs 2019

adhk tarafından

İBO’nun katledilmesine giden yol

Mayıs 15, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Savcı Değerli ikinci kere yazıcısını yanına alıp hastaneye geliyor ve ifade alamayınca İbo ile bağırtılı, sert tartışmalara giriyor İbo’yu, yazdığı yazılarla tarihi çarpıtmak, Cumhuriyetin kurucusuna çamur atmak, devleti yıkmaya ve ülkeyi bölmeye kalkışmakla itham ediyor İbo, bilinen inadıyla kendini savunmakla kalmıyor, Değerli’yi halka karşı suç işlemekle itham ediyor Savcı odayı terk ederken, öfkesini, “Hem bunları yazacaksın, hem de ifade vermeyeceksin öyle mi, ifade vermezsen seni ben öldüreceğim, ölümün benim elimden olacak,” diye bağırıyor

Muzaffer Oruçoğlu (15-05-2019) İbo yakalandığında yaralıydı. Müfrezeyi, önüne geçerek Vartinik Mezrası’na getiren Hüseyin Duman, baskın anında, elindeki kırma tüfekle ateş ediyor, saçmalar İbo’nun kafasının arkasına ve omuzuna saplanıyor. Kızıldere operasyonuna da katılan istihbaratçı Üsteğmen Fehmi Altınbilek, İbo’yu Mirik ile Kutudere arasındaki karlı vadide, kolları arkadan zincirle bağlı bir halde yürütürken ayak parmakları donuyor. Kutudere yerleşim yerinde ayaklarına masaj yapması için yarım kova soğuk su veriyorlar İbo’ya. Köylülere, yüzüne tükürmeleri için baskı yapıyorlar.

Ciple Dersim Merkez Karakolu’na getirdiklerinde kafasının arkası yaralı ve ayak parmakları donmuş bir vaziyettedir. Kafasında, tepesi yamalı, kahve renkli bir kasket, sırtında askeri bir parke, altında bir ceket ve kazak; bacaklarında, Barıkbaşı köylülerinin onu geceleyin bir mağaraya gönderirken üst üste giydirdikleri üç pantolon; ayaklarında ise bir çift ıslak yün çorap ile üstüne birer naylon çorap ve bir çift 45 numara çelik marka lastik ayakkabı var.

İbo bu haldeyken karakolda dövülüyor ve falakaya yatırılıyor. Kendisinden acilen istenen iki şey var: 1- Kaçanların adları ve gidebilecekleri yerler, 2- Dersim merkez ve kazalarında bulunan örgüt elemanlarının adları.

İbo direniyor ve hiçbir şey söylemiyor. Bunun üzerine durumu yakından izleyen savcı Mehmet Seyhan’a getiriyorlar. Savcı, kendi zamanı içinde kendini üstlenerek savunan kararlı bir dil ile yüz yüze olduğunu anlayınca, İbo’nun söylediklerini olduğu gibi tutanağa geçiriyor. Bu onun ilk ifadesi oluyor. Bundan sonra Fehmi Altınbilek İbo’yu iki askerin arasında cipe bindirip, şöförüyle birlikte doğruca Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı’na götürüyor.

İbo Sıkıyönetim Komutanlığının sorgulama merkezine getiriliyor. İnzibatlar, komutlar, demir parmaklıklar… içeri attıkları hücrede bir karyola vardır. Elbiselerini alıyor, pijama veriyorlar ve gözlerini kapatıyorlar. Askeri Savcı Yaşar Değerli ile birlikte içeri giren sorgulama ekibi, hemen falakaya yatırıyor İbo’yu. İlk falaka faslından sonra sorgulamayı yapanlar, ayakların donmadan dolayı bileklere kadar kararmış olmasından dolayı hücreye bir doktor getiriyorlar. Doktor, ayakların üçüncü derecede bir donma durumu içinde olduğunu, su kabarcıklarının, koyu bir renk aldığını ve içlerinin muhtemelen pıhtılaşmış kanla dolu olduğunu, hastaneye kaldırılmaması durumunda öncelikle donan parmakların kendiliğinden kokuşup düşebileceğini ve tutuklunun kangren sorunu yaşayacağını söylüyor. Bunun üzerine savcı Yaşar Değerli, tutuklunun askeri hastahaneye kaldırılmasını, sorgunun hastahanede ve tedaviden sonra devam etmesini emrediyor.

İbo, sabahleyin askeri hastahaneye götürülüyor ve bodrum katındaki bir odaya kapatılıyor. Sırtüstü yatırılarak bir eli ve bir ayağından demir ranzaya zincirle bağlanıyor. Kapıya silahlı bir nöbetçi asker dikiliyor. İbo için görevlendirilen tabur komutanı, sağlık memuru Hacı Zülfikar Yıldız ile onun bağlı olduğu beyin cerrahı Turan Daltaban’ın dışında hiç kimsenin sanıkla temasta bulunmayacağı emrini veriyor ve odanın kapısına, nöbet değiştiren erlerin odaya yanlış birini sokmalarını engellemek için de sağlık memuruyla cerrahın fotoğraflarını astırıyor.

Memur, İbo’nun ayaklarına günde iki kez pansuman yapmaya başlıyor. Cerrah ise İbo’nun kafasının arkasındaki yaralı, iltihaplı deriyi kesip alıyor ve sargılıyor.

İbo’nun zincirleri, doktor geldiğinde, yemeklerde ve tuvalete gidiş anlarında açılıyor sadece. İbo’nun bitişiğinde aynı davadan tutuklanan Siverekli Fatma Erez kalıyor. Fatma’nın kapısında nöbetçi yoktur ve Fatma, İbo ile yapılan her konuşmayı dikkatle dinliyor.

İbo’nun hastahaneye gelişinden iki üç gün sonra, İsmail Beşikçi davası gibi kritik davaların savcılığını yapan  Diyarbakır Sıkıyönetimine bağlı Askeri Hak. Savcı ve MİT elemanı -ki İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün yakın adamı ve dönemin askeri yargıcı Bahri Yağcı, Ziverbey Köşkü’ndeki işkencenin sorulması üzerine şöyle diyor: ‘Benim böyle bir irtibatım olmadı. Olmasını da istemedim zaten. Bazı arkadaşlardan belki irtibatı olanlar vardı. Mesela bizim Yaşar Değerli vardı.’ – Yüzbaşı Yaşar Değerli yazıcısı ve İbo’yu gözetim altında tutan tabur komutanı ile beraber ifade almaya geliyor. İbo’nun zincirleri açılıyor. Kafasının arkası, omuz ve ayaklarındaki derin sancıların mengenesindedir. Tabur komutanı odadan çıkıyor. Askerlerin odaya bir küçük masa ile üç sandalye getirmesi ve daktilonun masaya indirilmesi üzerine İbo bakışlarını Yaşar Değerli’ye çeviriyor ve ifade vermeyeceğini, mahkemede savunma yapacağını  söylüyor. Yaşar Değerli ısrar ediyor, ifade vereceğini bildirmesi durumunda zincirlerinin çözüleceğini ve kendisine normal mahkûm muamelesinin yapılacağını söylüyor. İbo kabul etmiyor. Savcı, yazıcısıyla birlikte odayı terk ediyor. İbo’yu hastaneden sonraki sorgulama sürecinde çözebileceğine inanmaktadır.

Bu arada İbo’nun babası Ali Kaypakkaya, oğluyla görüşmek için Diyarbakır’a geliyor. Sıkıyönetim mercilerine başvuruyor, ısrar ediyor, sanığın sorgulama altında olduğu, yasal olarak görüştürülmesinin mümkün olmadığı bildiriliyor. Baba görüşemeden geri dönüyor.

Aynı günlerde Avukat Şerafettin Kaya, İbo’nun mahkemede savunmasını üstlenmek için vekâletini alma girişimlerinde bulunuyor ama engelleniyor. Kaya, durumu şöyle anlatıyor:

“Tutuklanmamdan önce İbrahim Kaypakkaya Dersim’de yakalanmış, gözaltına alınmış, tutuklanmış ve cezaevinde hücreye alınmıştı. Cezaevindeki arkadaşların söylemi üzerine, avukat olarak kendisi ile görüşebilmek için Kolordu Adli Müşaviriyle görüşmek istedim. Adli Müşavir yoktu. Görevli hukuk fakültesi mezunu yedek subay vardı. Bana Kaypakkaya’nın ayağının donduğu bu nedenle hastaneye kaldırıldığını söyledi. Görüşme ve vekâletname imzalatmak için müsaade belgesi ile hastaneye gittim. Diyarbakır noterliğinde görevli kâtip de benimle beraberdi. Hastanede görevli nöbetçi başçavuşla hastanenin bodrum katında bulunan Kaypakkaya’nın tutulduğu bölüme gittik. Tam içeri girdiğimizde bir astsubay koşarak geldi. Kaypakkaya’nın yanına gitmemize engel oldu, konuşmamıza ve vekâletnamenin imzalatılmasına fırsat vermeden bizi odadan çıkardı. Kaypakkaya şaşkındı, yalnızca avukat olduğumu ve vekâletini almak için geldiğimi duydu.

Mahkemelere gitmek zorunda olduğumdan Muş’a gittim. Diyarbakır’a döndüğümde görüşürüm diye düşündüm. Ama Kaypakkaya’nın vekâletini alamadım, olmadı ve görüşemedim. ” (Şerafettin Kaya, Kürdistan Kurtuluş Mücadelesinde Hayatımdan Kesitler, s.422)

İbo’nun ayak parmaklarındaki donmanın kangrene doğru gelişmesi üzerine doktor ameliyat altına alınmasına karar veriyor. Sol ayağındaki serçe parmak hariç, her iki ayaktaki tüm parmaklar kesilip alınıyor ve ayaklar sargılı hale geliyor.

Bu arada İbo ve dava ile ilgili dosyalar İstanbul ve Dersim’den Diyarbakır’a geliyor. Dosyada, İbo’nun Meral Yakar’a yazdırdığı Kemalizm, Milli Mesele, Genel Eleştiri ve diğer yazıları ile orijinal el yazmaları bulunuyor. Dosyaya ayrıca MİT’in İbo ve TKP (M-L) hakkında bir kısa raporu konuluyor. Dosyayı dikkatle okuyan Yaşar Değerli, devlet güvenliği açısından kendi konumunun ciddiyetini daha iyi kavrıyor.

İbo, ayaklarına düzenli aralıklarla pansuman yapan sağlık görevlisi ile yemek ve tuvalet anlarında zincirlerini açan erlerle dostane ilişkiler geliştiriyor. Durum hakkında güvenilir bir er vasıtasıyla düzenli bilgi alan Savcı Yaşar Değerli, ere direkifler veriyor. Er bunun üzerine İbo’ya kalem ve kâğıt veriyor, yazacağı mektupları gizlice postalayabileceğini söylüyor. İbo ere güveniyor ve babasına bir mektup yazıyor. Zarfın üzerindeki adresi dalgınlıkla yanlış yazıyor. Er mektubu alıp Yaşar Değerli ’ye veriyor. Değerli, mektubun sıradan bir aile mektubu olmasından dolayı postalanmasını emrediyor ere. Mektup bir hafta sonra geri gelince İbo adresin yanlış yazıldığını anlıyor ve ere iyice güveniyor. İbo bunun üzerine İstanbul üniversitesindeki arkadaşı Rıfkı’ya siyasi talimat mahiyetinde bir mektup yazıyor. Dışardaki arkadaşların son yakalanmalardan dolayı bozulan morallerinin güce ve toparlanmaya dönüştürülmesini, Vartinik nöbetinde uyuyan arkadaşın disiplin cezasına çarptırılmasını vb. içeren mektubu er götürüp yeniden Yaşar Değerli’ye veriyor. Değerli mektubu önemsiyor ve dava dosyasına koyuyor, Rıfkı’nın yakalanması için de talimat veriyor.

Savcı Değerli ikinci kere yazıcısını yanına alıp hastaneye geliyor ve ifade alamayınca İbo ile bağırtılı, sert tartışmalara giriyor. İbo’yu, yazdığı yazılarla tarihi çarpıtmak, Cumhuriyetin kurucusuna çamur atmak, devleti yıkmaya ve ülkeyi bölmeye kalkışmakla itham ediyor. İbo, bilinen inadıyla kendini savunmakla kalmıyor, Değerli’yi halka karşı suç işlemekle itham ediyor. Savcı odayı terk ederken, öfkesini, “Hem bunları yazacaksın, hem de ifade vermeyeceksin öyle mi, ifade vermezsen seni ben öldüreceğim, ölümün benim elimden olacak,” diye bağırıyor.

Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Şükrü Olcay askeri hastaneyi teftiş ederken yardımcıları ve hastane müdürüyle birlikte İbo’nun kaldığı odaya giriyor. İbo’nun ayaklarına pansuman yapmak, serum takmak ve iğne vurmakla görevli sağlıkçı bu durumu şöyle anlatıyor:

“Bir gün hiç unutmam. 2. Ordu komutanı geldi, benim tahminim İbrahim’i görmek içindi bu ziyaret. Ben de o sıralarda pansuman arabamı alıp, alt kata indim. Tabur komutanı bana ‘Hacı şimdi zamanı mıydı geldin’ dedi. Her sabah aynı saatte yapmam gerektiğini söyledim, açtılar kapıyı girdim. Konuşulanlara tanık oldum. Komutan İbrahim’e soruyordu, ‘Sen kimsin?’ diye. İbrahim’in cevabı ise, ‘Ben Devrimciyim,’ oldu. Komutan biraz kızgın ifadeyle, ‘Sen o aklından hala vazgeçmedin mi’ diye tepki gösterince, İbrahim gülerek şu cevabı verdi komutana, ‘Sizin gibilerin tahakkümü altında olmaktansa mevcut durumum iyidir.’ İbrahim’in gülerek verdiği cevaplar onları çıldırtıyordu. Komutan, ‘Bu komünistler hep böyle güler mi’ diye söylene, söylene çekip gitti.’’

İbo’yu bir müddet sonra hastaneden alıp Sıkıyönetim sorgulama merkezine götürdüler. İbo bu merkezde, şubat ayının ortalarından mayıs ayının başlarına kadar Savcı Yaşar Değerli ve ekibi tarafından sorgulandı, onulmaz acılar çekti. Barıkbaşı köylüleri dahil, yakalanan arkadaşları getirilip İbo’nun karşısına dikildi ve onunla yüzleştirildi. Her yüzleştirmede inkara baş vurdu ve arkadaşlarını inatla savunuyor.

Bu süre içinde babası Ali, İbo ile görüşmek için ikinci kez geliyor Diyarbakır’a. Tüm çabalarına, çırpınmalarına rağmen   görüşemeden dönüyor.

Savcı, İbo’nun artık konuşturulamayacağına kani olunca, nisan ayının sonunda sorguyu sonlandırıyor, İbo’nun Diyarbakır Yedinci Kolordu içindeki İstihkâm Tutukevi’ndeki üç hücreden birine konulmasını emrediyor ve Ankara’ya gidiyor.

O zamanlar, MİT’in içinde, devlet için tehlikeli ve öncelikli mihraklar tartışması var. Bir kanat, batıdaki üniversitelerde, sendikalarda ve işçi semtlerinde yuvalanan ve kökü tam anlamıyla kazınmamış olan yıkıcı mihrakların fırsat kolladıklarını, uygun ortam bulmaları halinde yeniden güçleneceklerini ve bundan dolayı öncelikli tehlike arz ettiklerini savunuyordu. Diğer kanaat ise doğudaki (Kürdistan) örgütlenmeleri asıl tehlike olarak görüyordu. Bu kanada göre doğuda, uzun vadede devleti ciddi bir şekilde meşgul edecek iki tehlikeli mihrak vardı. Birincisi, Barzani ile işbirliği içinde olan Kürt milliyetçileridir; diğeri ise, geçmişteki Kürt ayaklanmalarını haklı bulan ve güçlenmeleri durumunda, bağımsız, sosyalist bir Kürdistan kurmaya yönelecek olan Komünist harekettir. Gerek milliyetçi, gerekse komünist kanat, bugünkü durumda etkisiz hale getirilmiş olmasına rağmen, gelecek için potansiyel tehlike olma özelliklerini korumaktadırlar.

İbo, hücreye getirilip yatağına ayak bileklerinden zincirlendiğinde fizikken oldukça yıpranmıştı. Tutukevinde zincir takılmaması gerekiyordu. Ama bu İbo için ciddi bir sorun değildi. Sorgudan zaferle çıktığı için morali oldukça yüksekti. Hücreye gelenin bir komünist olduğunu yan hücreye bildirme ihtiyacını duyunca enternasyonali söyledi.  Artık mahkemede yapacağı savunmayı hazırlayabilir, babasıyla görüşebilirdi. Ailesine mektup yazacağını söyleyerek cezaevi idaresinden kâğıt ve kalem istedi, verdiler. Görüşme yasağının kalktığını, artık görüşebileceklerini bildiren bir mektup yazıyor babasına. Aynı günlerde, mahkemede yapacağı savunmanın plan taslağını da madde madde  belirliyor. Bu plan taslağı da dava dosyasındadır.

Tutukevinde aynı davadan kalan birkaç kişi, hücre kapısından İbo’yu ayak bileklerinden zincirlenmiş bir durumda yatarken görüyor ama konuşamıyorlar.

Mayıs ayının ortalarında Savcı Yaşar Değerli Ankara’dan geliyor. 17 Mayısı günü İbo hücresinden alınıyor ve götürülürken demir parmaklıkların ötesindeki tutuklu arkadaşlarını görüyor, gülümsüyor, el sallıyor. Götürülüp bekletildiği yerde, 17 Mayısı 18 Mayısa bağlayan gece kurşunlanarak öldürülüyor. Daha sonra ceset, kurşun izlerinin yok edilmesi amacıyla kurşun deliklerinin bulunduğu yerlerden kesilerek, askeri hastanenin morguna konuluyor.

Yaşar Değerli, devletin, doğudaki iki tehlikeli mihrakın liderini, ilkin Dr. Şivan’ı, sonra da İbo’yu bertaraf etmiş olmanın bahtiyarlığı içindedir. Olayı, yakın arkadaşı, istihbaratçı Üsteğmen Fehmi Altınbilek’e bildiriyor. İbo’nun mektubunu alan baba Ali Kaypakkaya, görüşmek için yola çıkıyor. Bundan sonrasını ondan dinleyelim:

İşte o gidişimdeydi. Bala’dan gidiyordu yol. Kırşehir’den Kayseri üzerinden gidiyordu. Gölbaşını aşıp. O rampayı tırmanıyorduk. Önümde iki subay oturuyordu. Rütbelerini kesin bilmiyorum ama üsteğmen, binbaşı gibiydiler. ”Ben de Diyarbakır’a gidiyorum” dedim. ”Niye gidiyorsun” dediler. ”Oğlum Diyarbakır Askeri Tutukevinde, onu görmek için gidiyorum” dedim. ”İsim ne?”, ”İbrahim Kaypakkaya” dedim. ”Oğlun eline sağ geçmeyecek” dediler.

……………………..

Sabah pazar günüydü vardığımda. 20 Mayıs’tı.

Diyarbakır’da Dağkapı diyorlar, buradan Mardinkapı’ya yürürken hep düşünüyordum. Akşam etmeye çalışıyordum. Ertesi gün gittim yine görüştürmediler. ”Üçüncü gelişim görüşemediğim oğlumla” dedim. ”Ne olur beni görüştürün, engellemeyin ”Ricama dayanamadı. İçeriye yolladı. Yine Ahmet Yarbay var, o kimlik tespiti yapan sıra çavuşları var. Gene aynı sözlerle karşılaştım. Yarbayın yanına vardım. Yarbay gene kulübeye geçmemi söyledi. Mevlüt Karaaslan gene oradaydı. Bu sefer hiç konuşmadılar. Yazlık gömlek giymişti, kısa kollu, o Merzifonlu üsteğmen gene oradaydı, o üzgündü. Bana hiçbir şey söylemedi. İbrahim ölmüştü artık. Hiçbirisi böyle o eskiden olduğu gibi konuşmuyor, susuyor falan. O belinde tabancası, kısa kollu gömleği, mağrur bir şekilde gidip geliyor Mevlüt Karaaslan. Sonra yarbay geldi. Ben kulübeye geldikten sonra elinde bir kâğıt vardı. O üsteğmene verdi. ”Sen bu işlemleri yap” dedi. Orada duran bir jip vardı. Bindirdiler beni jipe, yola düştük. Ergani’den çıkışa doğru, araba hızla gidiyor. Acaba, oğlumla ilgili bir sorumu soracaklar, ifademi alacaklar diye içimde bazı tereddütlü düşünceler vardı. Sonra orayı da geçtik. Sıkıyönetim Komutanlığına gidiyormuşuz. Oraya vardık. Şoför bana ”siz arabada bekleyin,” dedi. Kendisi binaya girdi. Tekrar geldi. Beni çağırdı, koştum vardım. Şoföre soruyordum, ”İbrahim burada mı, beni burada mı görüştürecekler,” diye soruyordum. İçimde bir sıkıntı vardı. Şoför de ”yok amca, burada olmaz” diyor. Şoför de biliyor muydu? Neyse içeri girdik. Soldan bir odaya beni koydu. Orada bir sivil adam oturuyordu. ”Sen bekle, sigara yak” falan dedi bana. Fakat içimde bir sızı, ben odanın içerisinde gidip geliyorum böyle, ”sigara falan yakmam” dedim. Biraz sonra kapı açıldı.

O zaman sıkıyönetim komutanı Şükrü Olcay’dı, tuğgeneral. O tuğgeneral, bir albay, hapishane müdürü Ahmet yarbay, kapıdan içeri girdiler. Ve bende kapı açılır açılmaz geri dönmüştüm. O paşa böyle beni aşağıdan yukarıya doğru ciddi bir biçimde süzdü. ”İbrahim’in nesisin?” dedi. ”Babasıyım” dedim. ”Bunu doğrudan doğruya söylemek olmaz ya, ben söyleyeceğim. İbrahim öldü,” dedi. Ben, görüşeceğiz diye bildiri almış getirmiştim, bilinçli yapayım savunmamı diyor, ben görüşme ümidi ile gitmişken, o bana öldü dedi. Şuursuzca, ben ”Neye öldü, İbrahim benden daha 9 gün önce mektup yazıp savunmasını yapmak için bilgi istedi, nasıl ölür?” diyordum. ”Burada intihar etti, öldü,” dedi. ”Öldürdünüz İbrahim’i,” dedim. ”Öldürdünüz’ dedim. ”Sus ulan, ayağımın altına alırım seni” dedi. Üzerime yürüdü. ”Zaten tepelemişsin” dedim. ”Ben 15 sene emek verdim, benim gibi inşaat ustası olmasın, belli bir mevki adamı olsun diye,” dedim. ”Öldürmedin de ne yaptın? Benim bütün düşüncelerimi kökünden yıktın sen,” dedim. ”Öldür, hadi beni de öldür,” dedim. Gene üzerime yürüdü, susmuş dedi. Tehdit etti falan ama mümkün değil, susmadım. ”Cenazem nerede, cenazeyi verin,” dedim. ”Vermeyeceğim” dedi. ”Ne yapacaksınız ifadesini mi alacaksınız,” dedim. ”Sus diyorum, seni tepelerim” dedi. ”Tepele” dedim, ”ben buna hazırım.” Uğraştık, bağrıştık falan ettik. Nihayet düşündü, ”sana pahalıya mal olur. Götüremezsin, pahalıya mal olur,” dedi. Çoluğumun çocuğumun rızkını keserek onu okuttum, üzülmedim. Son masrafına da bir gecekondum var, onu satacağım, bana acıdığını söyleme,” dedim. Döndü hapishane müdürü, Ahmet yarbaya ”belgelerini düzenleyin de cenazesini verin,” dedi. Oradan çıktım, jipe atladım.

“Askeri hastaneye gittik. İbrahim’i morga koymuşlardı.

Bana “git tabut getir” dediler. Diyarbakır’ın içerisine koştum.300 lira verdim, tabut yaptırdım. 60 liraya kefen aldım, pamuk aldım. Bir de “formol diye bir ilaç al” dediler. Cenaze bozulmasın diye. 20 liraydı sanıyorum, bir de o ilaçtan aldım. Bir hoca geldi, morgdan çıkardık, tabuta koyduk. Belediyeden bir memur getirdim. Üzerine, taşınmasında bir mahzur yoktur diye damga bastı, bir yazı verdi elime.

İmam, ”Bana 5 lira vereceksin. Oğluna otopsi yaptım, emeğim geçti” dedi. ”Sen niye otopsi yaptın ki oğluma? Oğlum öldürüldü mü? Bir de öldürülmüş insana, nasıl öldürülmüş diye paramparça ettin sen benim oğlumu” dedim. ”Defol şurdan gözüm görmesin seni” dedim.

Sonra tabutu, iki tekerlekli arabalar var, hamallar omuzlarına takıyorlar, onunla taşıyorlar yükü. Öyle bir hamal getirtmiştim. Cenazeyi oradan çıkartmıştık, tabutu indirdi. Hamala 5 lira verecektim.

“Ne oldu, bu ne oldu, nedir?” dedi.

“Oğlum,” dedim. “Öğrencidir, solcu diye işkence ettiler, burada öldürüldü, onun cenazesi,” dedim. Adam ağladı.

“5 liranı almıyorum” dedi.

Oradan araba aramaya çıktım. 1700 lira istiyorlardı. Ben 1200 lirayla gitmiştim. 500 lira falan kalmıştı. Mümkün değil o parayı karşılayamıyordum. Bir de peşin istiyorlar. “Seni tanımıyoruz” diyorlar. Şoförün biri dedi ki:

“Uçağa git, uçak ucuz götürür” dedi, tek yönlü olduğu için. Oraya gittim.

“210 lira tabut için, 245 lira da sana alırız” dediler. “Biletini verelim, bu parayı verebilir misin?” dediler.

“Tabii” dedim. Vardı o kadar param. Akşam altıya bileti verdiler.

Bir 20 lira verdim, pikap tuttum… Getirdik köye defnettik.”

adhk tarafından

Leyla Güven’in direnişi 189’uncu, ölüm orucu ise 16’ncı gününde

Mayıs 15, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

İmralı’daki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevini sürdüren DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in direnişi 189’uncu gününe ulaşırken, ölüm orucuna başlayan tutukluların direnişi ise 16’ncı gününe girdi

HABER MERKEZİ (15-05-2019) Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’nde başlattığı ve tahliyesi ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi direnişi 189’uncu gününde.

Tutuklular: Açlık grevine devam edeceğiz

Avukatların 2 Mayıs günü İmralı’da PKK Lideri Öcalan’la gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin 6 Mayıs’ta yapılan basın toplantısının ardından tutuklular adına açıklama yapıldı. Gelinen aşamada AKP ve MHP ittifakının Öcalan’a uygulanan tecridi sürdürmek ve içinde bulunan direnişi kırmak için özel savaş politikalarının uygulandığı ifade edilen açıklamada, talepler kabul edilmeyene kadar direnişten asla vazgeçilmeyeceği mesajı verildi.

Hapishanelerde eylem sürüyor

Aynı taleple Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentinde açlık grevine başlayan HDP üyesi Nasır Yağız 176, Strasburg’da 14 kişi ve Galler’de İmam Şiş’in 150, hapishanelerde 16 Aralık’ta başlayan tutuklular 151 gündür direnişde. Açlık grevleri 1 Mart itibariyle tüm hapishanelere yayıldı.

Federe Kürdistan Bölgesi’nin Mahmur kampında Fadile Tok 116 gündür, Germiyan’a bağlı Kelar ilçesinde ise Herêm Mahmud 81 gündür açlık grevinde.

30 Tutsak ölüm orucunda

Hapishanelerde binlerce tutuklunun başlattığı direnişe katılan Aslı Doğan ve Ardıl Çeşme Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde; Zozan Çiçek, Şükran Aydın ve Nesrin Akgül Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde; Ahmet Topkaya, Ferhat Turgay, Abdulhalik Kaplan, Enver Dönmez ve Ergin Akhan Diyarbakır D Tipi Kapalı Hapishanesi’nde; İhsan Bulut, Özhan Ceyhan, Vedat Özağar, Erol Cengiz ve Ahmet Anığı ise Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde 30 Nisan tarihi itibariyle direnişlerini ölüm orucuna çevirdi. Birinci ölüm orucu grubunun eylemi bugün 16’ncı gününe girdi.

Yine 10 Mayıs’tan itibaren ölüm orucu eylemine ikinci bir 15 kişilik grup katıldı. Kandıra Hapishanesi’nde Yaşar Cinbaş, Muhammed İnal, Diyadin Akdemir ve Engin Kahraman; Bolu F Tipi Hapishanesi’nde İbrahim Doğan, Ahmet Emin Eren ve Mustafa Taştan; Patnos Hapishanesi’nde Senar Efe, Burhan Şık, Faysal Atak ve Şafii Kayhan; Tekirdağ 1 No’lu Hapishanesi’nde Reşat Özdil; Tekirdağ 2 No’lu Hapishanesi’nde Zeki Bayhan ve Yılmaz Yıldız; Van Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde Sait Öztürk ise 10 Mayıs’ta başlattıkları ölüm orucu direnişini sürdürüyor.

 Üç vekil HDP binasında grevde

HDP milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç’ın partilerinin Diyarbakır İl Örgütü binasında başlattığı eylem de 3 Mart’tan bu yana devam ediyor.

Erzincan T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 7 Ocak’ta açlık grevine başlayan Sedat Akın, tahliye edilmesi ardından direnişini Batman’daki evinde; Gurbet Ektiren, Bakırköy Hapishanesi’nde 15 Ocak’ta başladığı açlık grevi direnişini tahliye olduğu 8 Mart’tan bu yana Mardin’in Derik ilçesindeki evinde; İhsan Sinmiş (56), 1 Mart’ta Silivri Hapishanesi’nde başladığı açlık grevini 11 Mart’ta tahliye olduktan sonra İstanbul Küçükçekmece’deki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’ndeki Murat Aksin, 15 Mart’ta başladığı direnişe, 25 Mart’ta tahliye edildikten sonra Derik’teki evinde; Mardin E Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 5 Ocak’ta açlık grevine başlayan Mahsun Şen, direnişini tahliye olduğu 17 Nisan’dan sonra Derik’teki evinde;  Diyarbakır’daki HDP binasında açlık grevine başlaması üzerine gözaltına alınıp tutuklanan İsmet Yıldız 29 Mart’ta, Sevican Yaşar 2 Nisan’da, Salih Tekin ve Bilal Özgezer ise 5 Nisan’da tahliye edildikten sonra direnişini evinde sürdürüyor.

adhk tarafından

Faşizm hız kesmiyor, annelere tazyikli suyla saldırı

Mayıs 10, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Diyarbakır’da, açlık grevi ve ölüm orucundaki çocukları için beyaz tülbentleri ile sokağa çıkan annelere, polis tazyikli su ile saldırdı, bazı anneler baygınlık geçirdi

HABER MERKEZİ (10-05-2019) İmralı tecridine karşı açlık grevi ve ölüm orucunda olan çocuklarının sesini duyurmak için Diyarbakır’da günlerdir yürüyüş ve oturma eylemleri yapan anneler, bugün de sokağa çıktı. Sembolleri haline dönüşen beyaz tülbentleri ile sokağa çıkan annelere, bazı HDP milletvekilleri ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar da destek verdi.

Polis barikatları ile çevrili halde bulunan Koşuyolu Parkı’na gelen anneler, burada oturma eylemi yapmak istedi. Ancak parka girişlerine polislerce yine izin verilmedi.

Bunun üzerine Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği’ne (TUAY-DER) doğru yürüyüşe geçen annelere TOMA araçlarından sıkılan tazyikli su ile saldırdı. Bu saldırı sırasında bazı anneler baygınlık geçirdi.

Anneleri iki gruba ayıran polis, o anları takip eden bazı gazetecileri de darp etti.

Gazetecileri bölgeden uzaklaştıran polislerin, iki gruba ayırarak çembere aldıkları annelere dönük saldırıları sürüyor.