adhk tarafından

Katalonya’nın bağımsızlığı iptal edildi

Ekim 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

İspanya Anayasa Mahkemesi, Katalonya Parlamentosu’nun aldığı bağımsızlık kararını iptal etti Kararı eleştiren Katalan lider ‘Diyalog olursa bağımsızlık kararı askıya alınabilir’ dedi

HABER MERKEZİ – (31-10-2017)  Cuma günü Katalonya parlamentosu tarafından alınan tek taraflı bağımsızlık ilanı İspanya Anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi

‘DİYALOG OLURSA BAĞIMSIZLIK İLANINI ASKIYA ALABİLİRİZ’

Yüksek Mahkeme’nin kararından sonra Katalonya Özer Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont’tan açıklama geldi. Dün gittiği Belçika’da konuşan Puigdemont,”Madrid yönetimi şiddet uygulamak isterse bizi kendilerinin seviyesine çekemezler. 21. yüzyılda böyle manzaraların yaşanmaması gerekiyor. Diyalog karşılığı, sonucu askıya almaya hazırız.” dedi.

“Mevcut şartlarda İspanya ile diyaloğun imkansız” olduğunu belirten Katalan lider, “21 Aralık’taki seçimlerin sonucuna saygı duyacağız.” açıklamasını yaptı.

‘GÖREVİMİZİN BAŞINDAYIZ’

Katalonya lideri ayrıca kendisini ve yardımcılarının görevlerinin başında olduğunu açıkladı:

“Halkın iradesini uygulamaktan ne kadar uzaklaştıklarını göstermek için Belçika’ya geldim. Başkan yardımcısı ve aynı zamanda meclis başkanı hakkında konuşmam gerekirse meşru bir şekilde görevlerinin başındalar. Çalışmalarımıza buradan devam edeceğiz. Tüm agresif kısıtlamalara karşı, Katalan halkını temsil etmeye devam edeceğiz”

Çalışmalarına Belçika’da devam edeceklerini belirten Puigdemont,”Meşru başkan olarak, Katalonya başkanı Brüksel’e geldim, olarak. Katalonya problemini AB kurumlarının kalbinde göstermek istedim” şeklinde konuştu.

Kendisi hakkında başlatılan soruşturmayı da eleştiren Puigdemont, “Savcının aleyhimizde ortaya koyduğu iddianameyi gördük. Bu iddia, Madrid’in diyalog yanlısı olmadığını ortaya koymuştur. Fikirleri yargılamaya çalışıyorlar. Hukuki olarak devam ettirilmeyecek bir davadan bahsediyoruz. Bunun sonuçları, suçlama sonucu hapis cezası, ev hapsinin getirilmesi gibi bir uygulamadan bahsediyorlar. Bu sebeple Katalan hükümeti, buna karşı hazırlıklarını yapmayı seçecektir.” dedi.

‘KATALAN LİDERE SIĞINMA HAKKI VERİLECEĞİNE İNANMIYORUM’

İspanya Dışişleri Bakanı Alfonso Dastis, Belçika’nın Katalonya Özerk Yönetimi Başkanlığı görevinden alınan Carles Puigdemont’a sığınma hakkı vereceğine inanmadığını söyledi.

Artı Gerçek

adhk tarafından

Londra’da Ekim devrimi paneli!

Ekim 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’da merkezi olarak düzenlenen ‘’100’cü Yılında Ekim devrimi ve sosyalizmin güncelliği’’ panellerinden biri de İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirildi

HABER MERKEZİ (31-10-2017)- Ekim Devriminin 100. Yılı vesilesiyle Avrupa’da merkezi olarak gerçekleştirilen paneller devam ediyor. Bu panellerden biri de İngiltere’nin başkenti Londra’da yapıldı. Sınıf Teorisi, Atılım, Partizan ve Kürt Halk Meclisi’nin katıldığı panel devrim mücadelesinde ölümsüzleşenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Panelde ilk konuşmayı yapan Sınıf Teorisi temsilcisi konuşmasında;  “Ekim devrimi yeni bir çağ, yeni bir çığır açmıştır ve emperyalist çağın yanına birde proleter devrimler çağı eklenmiştir. Dolayısıyla insanlık tarihinde bambaşka bir mecra açılmıştır. Sınıflı toplumların tüm kahrına, sömürücü özelliklerine, onların yarattığı sınıf kültürü ve alışkanlıklara karşı yeni bir dünyanın kapısını açmıştır. Ekim devriminin ana kazanımlarını anlatmak gerekirse patladığı coğrafyada işçi sınıfı ve emekçiler için, kadınlar için ve diğer uluslar için kazanımları bir yana ayrıca dünyada proletarya ve diğer halklara da yepyeni bir ufuk açtığını ve tamda bu sayede ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrasında başka ülkelerde de devrimlere yol açarak büyük kazanımlar sağlamıştır. Enternasyonal proletaryanın kazandığı bu mevzilerin yanı sıra birde şu gerçek var; bütün bu devrimlerin bir süre sonra karşıtına dönüştüğüne hepimiz şahit olduk. Bunun bir yanı emperyalist kuşatma olan objektif sebeplerdir bir yanı da doğru ve bilimsel olan amaçlarımıza yürürken bizden kaynaklı sebeplerin açtığı sonuçlardır.

Birincisi bu bayrağı gericiliğe karşı savunmak en üstte tutmak ve ikincisi de bu komünist yürüyüşü yaparken ortaya çıkan eksik ve hataları da cesaretlice sorgulamak onlardan öğrenmek ve çok daha iyisini yapmak bugün komünistlerin önünde duran önemli görevlerin arasındadır. Marks, Lenin ve diğer ustaların ortaya koydukları tezlere baktığımızda genel olarak Devlet ve devrim tezlerinde pratik yürüyüşten bir süre sonra kopulduğunu görüyoruz. Bürokratlaşmanın ve yeni bir sınıfın bu devlet ve partide çıkması da buradan kaynaklıydı. Normalde ortaya konan tez şuydu; egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın ve emekçilerin komünizme yürüyüşe komünist bir öncüyle birleşerek doğrudan katılmasıdır. Merkezi bir devletten ziyade halk milislerinin olması, düzenli ordu ve polis teşkilatının olmaması, doğrudan iktidarın proletarya da olması ve ittifaklarıyla bizzat kendisinin devlet olması yani devlet olmayan devlet olmasıydı. İşte tüm bunların olmaması yozlaşmanın geldiği noktalar olmuştur. Temel meseleler bu açıdan önemli tartışma konularıdır. Bugün büyük mücadele ve çatışmalara rağmen komünist hareket tüm bilimsel görüşüne rağmen kitleler arasında ilgi çekmiyor dolayısıyla emekçi halkları, ezilen halkları bir devrim yürüyüşüne katmakla görevliyiz.

Aydınlar ve halkın ileri kesimi ile tartışınca bu kadar ileri ise neden yürümedi sorusuna elbette bir cevabımız var ama şunu da biliyoruz ki; en mükemmel tez veya durumda iktidarı alsak bile, kaybetmeyiz diye bir garanti yoktur. Diğer taraftan her yeni durum bizim açımızdan önemlidir,  bilgi pratik bilgi önemlidir. Hiçbir burjuva ideoloji dünyamızı zincirlerinden azade edecek ideoloji değildir Komünist ideolojiden başka. Sosyalizm ise bir geçiş toplumudur ve bizler gözümüzü daha ileri, yani Komünizme dikmeliyiz. Buda ancak bilinçli komünist bir yürüyüşle olur ve devrim kitlelerin eseriyse kitlelerin komünist bir öncü ile birleşerek bunu gerçekleştireceğini ve sürdüreceğini biliyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Daha sonrasında söz alan Partizan temsilcisi ise” Bolşevik parti kitlelerle kaynaşmış, çelik bir parti ve somut koşulların somut tahlilini yapmamış olsaydı devrimi gerçekleştiremezdi. Ekim devrimi silahlı mücadelenin can alıcı önemini BPKD ile de önümüze koydu. Yeni bir çağın başlangıcıydı. Emperyalist kamp ve sosyalist kamp olarak dünya ikiye bölündü ve sınıf mücadelesi devam etti. Kazanımları işçi sınıfının emeğini özgürleştirdi, tüm toplumun hizmetine sundu, köylülük özgürleştirildi ve toprak dağıtıldı. Kadınlara önem verdi, özgürleştirdi ve Sovyetler yönetiminde yönetici konuma gelmelerini sağladı. 21. Yüzyılda kapitalizm girdiği krizi belli bölgelerde yer altı zenginliklerini ele geçirmek istedi ve bu amaçla Ortadoğu’ya girdi. Krizin sonuçları doğanın tahribatı, Avrupa’da sosyal kısıtlamalar, kadınlar üzerinde baskılar şeklinde kendisini gösterdi.  Yine tam yanı başımızda UKKTH ile bir mücadele sürüyor, anın somut tahlilini yapan Kürtler Rojava’da bir devrim gerçekleştiriyor. Bugün Kürdistan’da yaşanan devrim bizim için kan taşımamız gereken bir alandır. Sovyetlerde geriye dönüşün sebebi esas olarak ekonomiktir. Siyasal olarak 1956 da Kruschev önderliğindeki hareket revizyonizmi getirmiştir. Bizim açımızdan zarurettir. İnsanlık açısından ihtiyaç ve istemdir. Ekim devriminin büyük yürüyüşünde geri hamleler bizim için çok belirleyici değildir” dedi.

Panelin devamında Kürt Halk Meclisi şunları belirtti  “ Keskin ve aktif bir savaş süreci geçiriyoruz, kayıplarda var ama zaferlerimiz de var. Rojava’da 3. bir yol alternatif bir yol deneniyor. Demokratik Ulus çizgisi bunun tahlilini iyi yapmak gerekir. Sosyalizmin temelindeki sorun devlet ve iktidar sorunudur. Önderlik bunu demokratik ulus olarak koymuştur. Geçmişte iki bloklu dedik emperyalist ve sosyalist blok. Bugünde farklı bir durum yok, faşizm ve halkların özgürlük mücadelesi var. Rojava’da kadının gösterdiği mücadele toplumun kurtuluş mücadelesidir. Rojava’da önemli belirleyici yön bir iktidarın olmamasıdır. Halkın aldığı talepler doğrultusunda şekillenmesidir. Bu bir komün yaşamdır. Yerelden yukarıya doğru bir yönetim biçimidir. Her alanda toplumun kendisine dair tüm hakları kendisinin belirleyebilmeleridir. Bugünü doğru ifade eder ve çözümünü doğru pratiği gösterirsek o zaman Ekim devriminin pratiğinin karşılığını bulmuş oluruz” diyerek sözlerini bitirdi.

Panelin ilk yarısında son olarak söz alan Atılım temsilcisi konuşmasında “ Her akımın kendisine göre bir Ekim devrimi değerlendirmesi vardır. Tüm bunların toplamına baktığımızda özünde bir şey yoktur. Ortada bir Ekim devrimi var. Bugün 100 yıl önce gerçekleşmiş bir devrimi tartışıyorsak demek ki henüz eskimemiştir hala bize yol gösterdiği ve 21. Yüzyıl Ekim devriminin ilhamıyla sosyalizm gerçekleşebileceği için tartışıyoruz. Ekim devrimi teorideki Marksizm’in pratikte uygulanmasıdır. Bu devrim aynı zamanda bir laboratuvar görevi de görmüştür. Proletarya diktatörlüğünün ne olduğunu göstermiştir. Özel mülkiyetin toplumsal mülkiyete dönüştürülmesi, sosyalist demokrasiyi UKKTH’nı Ekim devriminden öğrendik. Ekim devrimi ezilen uluslara hayat vermiştir. Ekim devrimi bir ideolojik devrim, toplumsal gelişmelere bir çözüm bulma devrimidir” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Panel, 10 dakika aranın ardından  soru ve cevap bölümüyle devam ettirilerek toparlamayla sona erdi.

adhk tarafından

Yürüyüş ve Mitinge Çağrı

Ekim 30, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

4 Kasım Cumartesi günü Düsseldorf’da düzenleyeceğimiz yürüyüş ve Miting’de buluşalım

ADHK (30-10-2017) Tüm devrimci tutsaklara özgürlük, kahrolsun faşist diktatörlük, Almanya’da Devrimci Demokrat Kurumlar üzerindeki baskı ve yasaklanmalara son, şiarıyla 4 Kasım da yapacağımız merkezi yürüyüşe katılalım

AKP faşizmi insanlığın tüm ilerici değerlerine savaş açtığı yerde, tarihin önünde duran bizlerin hep birlikte, başta  Kürt, Türk ve azınlık milliyetlere sahip emekçiler olmak üzere  ezilen baskı altında olan horlanan, ötekileştirilen diğer  inançlara sahip emekçilerle  birlikte top yekün faşizimin saldırısına karşı Düseldorf’da buluşalım.

Toplumun ilerici devrimci dinamiklerini yok etmek isteyen Türk faşist devleti, hapishanelerde Komünist ve devrimci tutsaklara karşı pervasızca saldırmaktadır. Devrimci, demokrat, yurtsever ve komünist siyasi tutsaklar AKP iktidarın faşist saldırılarına karşı direnmekteler, bu direnişine sahip çıkmak için tüm halkımızı bu görkemli yürüyüşe katılmaya çağırıyoruz.

Almanya’da yükselen faşist ve Neo Nazilere geçit vermemek için, Devrimci Demokrat Aydın, Sanatçı, Yazar, kısacası emekten yana olan herkesi Düsseldorf’da yapılan bu anlamlı yürüyüşe bekliyoruz.

İnsanlığın tüm toplumsal mirasına sahiplenen, tüm parti örgüt, kurum ve kişileri, faşist diktatörlüğün ve bu pervasız saldırılarına karşı aynı saflarda omuz omuza yürüyelim. Birleşik direnişin ortak siperlerinde buluşmaya ve NO PASARAN sloganları haykırmaya çağırıyoruz.

Tüm Devrimci Tutsaklara Özgürlük!

Kahrolsun Faşist Diktatörlük!

Almanya’da Devrimci, Demokrat Kurumlar üzerindeki baskı ve yasaklamalara son!

Yürüyüş ve Miting

4 Kasım 2017

Düsseldorf / Friedrich-Ebert Str  

(Hauptbahnhof ‘un Yanı)

Saat:10.00

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Gösteriye düzenleyen kurumlar:

  1. KCDK-E / Avrupa Demokratik Kürdistanlılar Toplum Kongresi
  2. AvEG-KON/ Avrupa Ezilen Göçmeler Konfederasyonu
  3. TJK-E/ Avrupa Kürt Kadın Hareketi
  4. ATİK/ Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu
  5. NAV-DEM / Demokratik Kürdistanlılar Toplum Merkezi
  6. HDK-A (Avrupa Halkların Demokratik Kongresi)
  7. ADHK / Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu
  8. YENİ KADIN
  9. YDG / Yeni Demokratik Gençlik
  10. SKB / Sosyalist Kadınlar Birliği
  11. YS / Young Struggle
  12. Yaşanacak Dünya
  13. MDDK / Mezopotamya Demokratik Değişim Kongresi (Asuriler)
  14. FEDA / Demokratik Aleviler Federasyonu
  15. ADEF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu)
  16. SYKP / (Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi)
  17. FDG / ( Avrupa Dersim Dernekler Federasyonu)
  18. CIK / Kürdistan İslam Topluluğu
  19. NAV-YEK / Avrupa Ezidi Dernekleri
  20. Yeşil Sol Parti
  21. Devrimci Parti
  22. ISKU
  23. YXK(Kürdistan Öğrenciler Birliği)
  24. KOMEW (Kayıp ve Mağdur Aileleri)
  25. Şengal Ezidi Meclisi Dervaye Welat
  26. Avrupa Maraş İnisiyatifi
  27. Avrupa Kürecikler İnisiyatifi
  28. Dersimi Yeniden İnşa
  29. Düsseldorf für Kürdistan
  30. IL- Intervenstionische Linke
  31. FİDEF (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu)
  32. TATORT – KURDISTAN
  33. AKKUSTAN
  34. KV Die Linke Düsseldorf
  35. NRW Landesverband Die Linke
  36. PYD – Avrupa
  37. Zagros Platformu
  38. PEKAN / İçanadolu Kürtleri Platformu
  39. NOR-ZARTOK
  40. Tutsakların Sesi Platformu
adhk tarafından

İnnsburck’da ‘’100.Yılında Ekim devrimi” paneli

Ekim 30, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’da merkezi olarak onlarca yerde düzenlenen ‘’Ekim devrimi ve sosyalizmin güncelliği’’ panellerinin biride İnnsburc’da yapıldı Kitlesel katılım ve ilginin yoğun olduğu panelde önemli tartışmalar yürütüldü

HABER MERKEZİ (30-10-2017)- Ekim devrimin 100. Yılı dolayısı ile Avrupa’da düzenlenen ‘’100.Yılında Ekim devrimi ve sosyalizmin güncelliği’’ panelleri kitlesel katılım ve verimli tartışmalarla devam ediyor. Sınıf Teorisi, Partizan, Alınteri ve Atılım tarafından ortak düzenlenen paneller Avrupa’nın onlarca merkezinde yapılmaktadır. Şimdiye kadar bir çok yerde yapılan panellere ilgi oldukça yoğun oldu.

Bu panellerden biri de 29 Ekim Pazar günü Avusturya’nın İnnsburc şehrinde gerçekleştirildi. Sınıf Teorisi, Partizan ve Demokratik Kürt Toplum Merkezi tarafından düzenlenen panel kitlesel bir katılım ve verimli tartışmalarla sonuçlandı. Panelde, Ekim devrimin önemi, kazanımları, çıkarılan dersler ve ulusal hareketlere etkileri üzerine önemli tartışmalar yürütüldü.

Panelde  Sınıf Teorisi temsilcisi; Türkiye-Kuzey Kürdistan ve dünya’da devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenleri anarak başladığı konuşmasında, Ekim devriminin dünya’da yeni bir çağ, ezilenler cephesinde yeni bir dünya döneminin başladığını belirttiği konuşmasında;  bir avuç zorba sömürücünün dünyasına karşı ezilen milyonların dünyasına geçiş olduğunu ve işçi sınıfının kurtuluşu ve ezilen ulusların özgürlüğünün Ekim devrimiyle geldiğini, farklı uluslar arasındaki düşmanlık ve milliyetçi önyargıların yıkılması, halklar arasında dostluk ve eşitlik ilişkisinin kurulmasının Ekim devrimiyle gerçekleştiğinin altını çizdi.

ST temsilcisi konuşmasının devamında; Ekim devrimiyle UKKTH’nin net bir içeriğe kavuştuğunu ve Ekim devrimin perspektifi sadece iktidarın ele geçirilmesi değil, iktidarla birlikte bir bütün olarak kapitalist özel mülkiyet dünyasına ait kültür ve alışkanlıkların değiştirilmesini ve bu temelde devrimcileşmesini esas aldığının vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.

Panelde konuşma yapan Partizan temsilcisi ise; Ekim devrimi şahsında yaşamını yitirenleri anarak başladığı konuşmasında, Ekim devrimin Paris komününden sonra insanlığın kurtuluşu yolundaki en büyük hamle olduğunu belirtti, devamında, Marks ve Engelsin komünist manifestosundan sonra Ekim devriminin insanlık tarihi açısından muazzam gelişmelerle dolu olduğunu vurguladı. Partizan temsilcisi, Suriye iç savaşındaki Kürt ulusunun mevcut çelişkileri ve kazanımları üzerine vurgular yaparak, Mevcut süreçte Kürt ulusunun çelişkileri çok iyi değerlendirerek Rojava’da gerçekleştirilen devrim üzerine konuşmasına devam ederek, eylem ve güç birliklerinin bu dönemde tarihsel önemde olduğunu ve HBDH pratiğinin anlamlı ve daha da ilerletilmemsi gerektiğinin altını  çizerek konuşmasını sonlandırdı.

Panelde son konuşmacı ise Demokratik Kürt Toplum Merkezi temsilcisi oldu. Sovyetler çerçevesindeki ülkelerin nasıl geliştiğini anlatan temsilci, Rojava ve Kobane’ki tecrübeleri anlatarak Kürtler olarak devlet belasına bulaşmadıklarını ve HBDH’nin önemine dair vurgular yaparak konuşmasını bitirdi.

İlginin yoğun olduğu panelde ADHK ve KJÖ(Avusturya Komünist Gençlik Örgütü) adınada konuşmalar yapıldı. Panel soru ve cevap bölümün ardından sona erdi.

adhk tarafından

Katalonya bağımsızlık ilan etti

Ekim 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Katalonya Parlamentosu İspanya’dan tek taraflı bağımsızlık ilan etti İspanya Senatosu da Katalonya’nın özerkliğini askıya aldı

Katalonya (27-10-2017)  Bağımsızlık referandumu sonrasında İspanya Yönetimi’nin yerel yönetimi askıya almaya hazırlandığı Katalonya tek taraflı bağımsızlık ilan etti.

Katalonya Parlamentosu’ndaki ayrılıkçı partilerin verdiği bağımsızlık ilanına yönelik tasarı oylandı. 135 sandalyeli parlamentoda bağımsızlık kararı 10’a karşı 70 oyla alındı. 2 oy da boş çıktı. Katalonya’nın İspanya’dan ayrılmasına karşı çıkan Halk Partisi, Sosyalist Parti ve Ciudadanos’dan (Yurttaşlar) vekilleri oylamayı boykot etti. Bağımsızlık yanlısı ‘Junts pel Si’, CUP ve Podemos bağlantılı ‘Catalunya Si Que Es Pot’ partileri ise oylamada yer aldı.

Katalonya’da 1 Ekim’de yapılan bağımsızlık referandumuna katılım oranı yüzde 43 olmuş, referandumda yüzde 90 “evet çıkmıştı. Referandum İspanya tarafından “yasa dışı” ilan edilmişti.

İSPANYA SENATOSU’NDA ÖZERKLİK OTURUMU

Katalonya Parlamentosu’nda yapılan bağımsızlık oylaması ile eş zamanlı olarak İspanya Senatosu da merkezi hükümetin, Katalonya Yerel hükümetini askıya alması ve erken seçim kararı görüştü. Senato, Katalonya’nın özerk yetkilerini askıya alarak hükümetin bölge üzerinde doğrudan yönetim kurma kararına onay verdi.

Bu kararla, İspanya anayasasının kriz dönemlerinde özerkliği askıya alan ve bölgeleri merkezi yönetime bağlayan 155’ci maddesi tarihte ilk kez işletildi. 155. madde, bir bölgesel yönetimin “İspanya’nın genel çıkarlarına ciddi bir tehdit oluşturacak şekilde davranması” halinde, merkezi hükümete ‘gerekli önlemler’ almasına izin veriyor. Bu önlemler, özerk yönetimin ya da yerel hükümetin askıya alınmasını da içeriyor.

Oylama öncesimde oturumda konuşan İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, bağımsızlık talebinde ısrar ederek “hukukun üstünlüğü prensibine uymamakla” suçladı ve başka seçenekleri olmadığını söyledi.

Artı Gerçek

adhk tarafından

“Değişmez” belirleyici değer ilke ve ilkeli olmaktır!/Perspektif

Ekim 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Örgütlenmek kolektivizm ve kolektif güçtür Örgütlenmek güç olmaktır Güç olmak düşmana karşı mücadelede başarılı olmak demektir Bu ilke sorunudur Tercih, örgütlenmekte tereddüt yaşayan yoldaşların bireysel eğilimlerine göre değil, devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına uygun olarak biçimlenmek zorundadır Yoksul dünyanın yaşadığı acılar karşısında ezilen emekçi yığınlardan teşekkül olan bu dünyanın kurtuluşuna karşı kayıtsız kalma hakkımız yoktur. Bireysellik bireyciliğin bir biçimidir. Bireycilik kapitalizmin besleyeni ve temel değeridir. Buna karşın kolektivizm bireyciliğin karşıtı ve kapitalizmin felsefesine düşman bir durum olarak devrimci örgütün zorunlu ihtiyacıdır. Bireycilikle kolektivizm arasında ilkesel tutumla tercihte bulunmalı, örgütlenerek örgütlü mücadeleyi benimsemeliyiz. Dağlarda ölümsüzleşen yoldaşlarımızın anısına, katledilen bebeklerin masum dünyaları uğruna ve katliamlardan geçirilerek kırılan yoksul emekçi halklar ve mazlum ulusların kurtuluşu için örgütlenelim, örgütlü mücadeleyi büyütelim. Devrim kolay değil ama bilinçli çalışma ve örgütlü mücadelenin eseri olarak tamamen mümkündür

HABER MERKEZİ(27.10.2017)-İlke karartılamaz bir ışık, ilkeli olmak ise, karartılamaz olan bu ışıkla yürümek ya da bu ışığa sahip olmaktır. Bu anlamda ilke, karanlıkta yürümekle aydınlıkta yürümek, karanlığa yürümekle aydınlığa yürümek arasında kesin bir ayrım ve vazgeçilmez bir değerdir. Değerler, amaç ve hedefleri belirleyen, bu amaç ve hedeflerin ilerici mi gerici mi, doğru mu yanlış mı, bilimsel mi anti-bilimsel mi, temiz mi kirli mi olduğunu tayin eden yaşamdaki maddi-manevi edinmişlikler ya da sosyal etkinliğin birikimleridir. Bu bağlamında temiz ve yüce amaçlara, buna bağlı hedeflere, bilimsel gerçeğe ve bunlar toplamındaki değerlere sahip ve sadık olanlar için ilkeler mutlak suretle gerekli ve kesin bir ihtiyaçtır. İlkelerden muaf hiçbir çaba, hiçbir hedef ve hiçbir amaç muvaffak olamaz, başarılamaz. O halde ilke ve ilkeli olmak üzerine ne kadar konuşulur ne kadar kafa yorulur ve ilkeli olmak ne kadar içselleştirilirse o kadar iyidir. Zira ilke ve ilkeli olmak sadece devrimci yaşam ve mücadelede değil, tüm yaşamda başarılı olmak, doğruyu takip ederek güdülen hedef ve amaçlara ulaşmak için elzemdir.

Sınıflı insan dünyasında ilkeli olmanın başlangıcı veya temellerinden biri hiç şüphesiz ki, sınıf ayrışımına dayanan net tavra sahip olmaktır. İlke, sınıflar arasında bocalamadan saf tutmayı, safımızda net olmayı emreder. Eğer ilke bizlere hükmediyor ve ilkeli olmayı benimseyip berrak biçimde tavrımıza yansıtmayı beceriyorsak, önümüze gelen sınıf orijinli her sorunda düşünüp bir an bile tereddüt etmeden tercih ve tavrımızı ilerici-devrimci sınıf safından, sınıfımızın çıkarından yana kullanırız. Bu, doğru ile yanlış arasında esasta doğrudan yana saf tutmamız anlamına gelir ki, sınıfsal kayırma tavrımız devrimci faydacılığa denk düşen doğru tutumdur. Elbette, burjuvazi ile proletarya arasında bir haklılık-haksızlık tartışması söz konusu olursa, burada gözü kapalı olarak proletaryanın haklı, doğru ve devrimci olduğu yönünde tercihte bulunmakta tereddüt edemeyiz. Tersini varsaymak başından beri ilkeyi unutmak, ilkeli olmayı yitirmek anlamına gelir.

Daha da anlaşılması bakımından ekleyelim ki, güncel ve taktik bir meselede, göreli bir mülahazada proletaryaya mensup insan veya gruplar hatalar yapabilir, yanlışa düşüp doğruyu o an ve formel meselede temsil etmeyebilir. Bu reddedilemez diyalektik bir durumdur. Proletaryanın tarihsel olarak haklı ve devrimci olması, stratejik olarak doğru ya da dünya görüşü itibarıyla doruyu temsil etmesi, hatalara düşmeyeceği, mutlak suretle doğru yapacağı, asla yanlış yapmayacağı anlamına gelmez. Ki, bu gerçeklik geçici ve göreli bir durumdur. Dolayısıyla bizler, proletarya ile burjuvazinin söz konusu olduğu bir tercih zorunluluğunda, tereddüt etmeden tarihsel olarak haklı, ilerici ve sınıfsal olarak devrimci, stratejik olarak doğru olan proletaryadan yana tercihimizi kullanır, bunda ikilem yaşamaz, çekince taşımayız. Andaki sorunda proletarya hata da yapmış olsa, ilkeli sınıf tavrı ve tutumuna bağlı olarak tarafımızı proletaryadan yana yaparız.

İlkeli tutum taktik-geçici duruma göre değil, stratejik meseleye göre şekillenmek durumundadır!

Eğer böyle yapmaz, salt andaki durum veya güncel-taktiksel bir meselede yanlış yapmış olmasını dikkate alarak taraf ve tercihimizi proletaryadan yana değil de güncel meselede geçici olarak haklı ve hatta doğru olan burjuvaziden yana tavır alır, tercihimizi ondan yana yaparsak; sınıf tavrını silikleştirmiş, ilkeli tutumu zedelemiş ve ilkeyi bulanıklaştırmış oluruz. Dolayısıyla ilkeli tavır taktik-geçici duruma göre değil, stratejik meseleye göre; parçaya değil bütüne, anlık yönelim ve siyasete değil genel doğrultu ve stratejik siyasete, anlık çıkar ve doğruya değil uzun vadeli gerçek çıkar ve doğruya göre şekillenmek durumundadır. Bu, taktik ve güncel mesele ve siyasetin hiçleştirilmesi ya da dikkate alınmaması anlamına gelmez. Bilakis, ilke ve ilkeli olma tavrı anlık çıkar ve taktik siyaseti de önemseyerek gözetir, bu sahaya da yansır. Lakin, bu alandaki tercih ve tavır, sınıf farklılığı söz konusu olduğunda değişmez biçimde sınıfa tabi olarak belirlenir. Sınıf içi sorunda ise, strateji ve bütün esas alınır ama taktik mesele ve parça, veyahut taktiksel siyaset ve güncel politika göz ardı edilmeden önemsenir. Burada strateji ile taktiğin uyumu, uzun vadeli çıkarlar ile günübirlik çıkarların uyumu, taktik hata ile stratejik hatanın bağı, doğru ile yanlışın mütalaası, neden ile sonucun ilişkisi titizlikle incelenir. Ancak son tahlilde stratejik mesele kazanım ve doğrudan yana taraf alınır, bütünün çıkarları esas alınır, genel doğrultu taktiksel duruma feda edilmez.

Aksi halde, geçici başarılarla birleşip stratejik başarı ve çıkarları, stratejik doğru ve bütünü feda etmemiz kaçınılmaz olur. Bir hatadan dolayı bütün ve bütünün temsil ettiği sınıfsal menfaatler bir çırpıda silinip atılamaz. Devrim ve mücadele hiç ötelenemez.

İlkesel tutumun temel ölçülerinden en önemlisi, doğru ile yanlış arasındaki tercihte, bu ayrışımı isabetli yapmakta açığa çıkar. Şayet geçici başarısız durum, hata ve yanlışlardan dolayı, devrimi, devrimci mücadeleyi ve dolayısıyla da bunların stratejik aracı olan örgüt-partiyi gözden çıkarma tavrına girersek, bu doğru ile yanlış arasında isabetli tercihte bulunmadığımız anlamına gelir. Bu anlamda temel ayrım meselesi olan doğru-yanlış ayrımındaki ilkesel tutumda hatalı davranmış oluruz. Doğru-yanlış arasında alacağımız tutum ve yapacağımız tercih kuşkusuz ki ilkeli tutum konusudur. Bu doğrudan ilkeli olmakla olmamayı belirleyen bir tavırdır. Ancak doğru ile yanlışı isabetle seçmek bunun kadar hayati bir sorundur. Bu seçimi nasıl ve neye göre yapmalı, yapabiliriz? Yaşamsal soru tam da budur. Bu soruya yanıt güncel mesele ve yaşamda ak/kara netliğinde verilebilecek bir özellik göstermez. Lakin sınıf ayrımı, ilke ve strateji meseleleri ile parça-bütün meselelerinde nispeten kolayca verilebilir ve verilmesi gereken yanıttır. Sınıf düşmanlarımıza karşı sınıfımızdan, parçaya karşı bütünden, taktiksel olana karşı stratejik olandan yana tavır belirlemek ilkeli olmanın ve doğru yanıt vermenin en çıplak halidir.

Doğrunun genellikle göreceli olduğu söylenebilir. Bu, güncel meseleler gibi bir dizi meselede geçerlidir esasta. Ama temel ilkeler meselesinde durum ve doğru, bulanık, belirsiz ve göreli değil; bilakis net ve berraktır. Aç ve işsiz kalan bir insanın hırsızlık gibi yüz kızartıcı bir suç işlemesinden dolayı hırsızlık yapanı değil, onu buna mecbur eden veya iten siyasi sistemi sorumlu tutmak doğru olanıdır, ilkeli tavırdır. Böyle değil de, hısızlık yapanı suçlarsak, hem neden sonuç ilişkisini ihmal etmiş oluruz, hem de ilkeli doğru yaklaşımı terk ederek gerici sınıflar sistemini ve yaratıp yol açtığı sonuçları göz ardı etmiş oluruz. Bu, hırsızlık yapanı onaylamak, yaptığı işin doğru olduğunu söylemek anlamına gelmez elbette. Tersine, yapılanın yanlış olduğunu kabul edip onu düzeltmek için gereken çabayı gösteririz ama suçu yaratarak koşullayan toplumsal sistemin çürümüşlüğünü hedef almayı esas alırız.

Eğer bu çizgiyi kaçırıp ilkesel tutumu yitirirsek, burjuva sınıf ve iktidarlarına karşı devrimci şiddete dayalı silahlı mücadele veren parti ve örgütleri “terörist”, bunların silahlı düşmana karşı silahlı mücadelelerinde gerçekleştirdikleri silahlı eylemleri “terör” eylemleri olarak değerlendirme ve varlık gerekçelerimizi unutarak kendimizi gerici temelde sorgulamaya düşmekten kurtulamayız. Şöyle ki, sınıf ayrışımında kafa karışıklığına düşer bu ayrımı ilkesel olarak içselleştirmesek, bir sınıfın öteki sınıfa uyguladığı baskı ve faşizmin ne demek olduğunu, haklı mı haksız mı olduğunu ayırt etmez veya önemsemeyiz. Bu anlamda devrimci sınıfların haklı olarak başvurduğu devrimci şiddet ve silahlı eylemleri de anlamlandıramaz, haklı zeminde değerlendiremez, dolayısıyla izah edilir haklı sebeplerle başvurulmuş olan devrimci eylemler değil, birer “terör” vakası olarak değerlendirme durumuna düşebiliriz. Bu durum, iyi niyet kötü niyet meselesi değil, doğrudan çizgi meselesi ve ilkesel tutumla alakalıdır, ilkesel tutumdaki temel aşınmadır. İlkesel tutum ve ilkenin bu denli hayati bir mesele olduğu inkâr edilemez kadar berraktır.

Bizler için önem taşıyan ilke ve ilkeli olmanın daha yumuşak ama zorunlu tutum ve önemli tercihlerinden biri de örgütlülük ile örgütsüzlük arasındaki tercihtir. Bu tercih kuşkusuz ki, örgütlülükten yana olma tercihiyle savunulur. Örgütlülüğü savunmak doğrudan ilkesel bir tutum iken, örgütsüzlüğü benimsemek ilkeli tutumdan yoksun olmak anlamına gelir. İlkeli olmak örgütlülüğü, örgütlü olmayı ve mantıki tutarlılıkla örgütü savunmayı gerektirir. Sorun ve olumsuzluklar temel sorun ve ilke meselelerine tekabül eden nitelikte değil ise, örgütsüzlüğü tercih etmek aymazlık, örgütlülüğü benimsemek devrimcidir, ilkeli olmaktır.

Örgütlülük ile örgütsüzlük arasındaki fark, özü bakımından devrimci mücadele ile düzenle barışık olma hali arasındaki farktır. Örgütlülük, devrimci mücadele ve hedeflerin başarılması veya yürütülmesi için zorunlu stratejik bir biçimdir. Örgütlülük esasen örgütte karşılık bulur.  Değiştirme eylemi örgüt denilen stratejik araçla hayata geçirilebilir, mümkün kılınabilir. Bu araç örgüttür ve örgüt örgütlülüğün kurumsal ifadesidir. Bu örgütlülük ve örgüt teşekkül olmadan, dolayısıyla örgütlenip örgüte katılmadan değiştirme eylemi gerçekleştirilemez ya da bu iddiada ciddi olunamaz.

Mevcut dünya koşullarında emperyalist dünya sistemi ve gericiliğinden ötürü olumsuz anlamda etkilenip rahatsız olmayan, acı çekip aç-muhtaç düşmeyen, yaşamsal kaygılarla karşı karşıya kalmayan çok az insan vardır. Bir avuç varsıl sınıf kesimi ve bu sistemden nemalanan bir kısım zengin dışında, dünyanın milyarlarca insanı emperyalist talan ve barbarlıktan azade değildir. Bu kanlı talan ve çapul düzeni-gericiliği emperyalist olmadığı halde o sistemin parçası olan yerel iktidarlar ya da gerici sınıf devletlerince de en acımasız biçimde yürütülmekte, bura halkları ve ezilen uluslarını yaşamla ölüm sınırı bir arada yaşamaya mahkûm etmektedir.

Devrimci örgüt ve örgütlülüğü savunmak temel bir ilkedir!

Bu nesnel durum, milyarlarca dünya insanının objektif olarak devrimci olmasını şartlar, olduğuna işaret eder. Yaşadığımız coğrafyada da durum farklı değildir. Komprador tekelci burjuva sınıfların klik iktidarı olan Erdoğan-AKP iktidarı altında yaşayan milyonlar büyük baskı ve mezalime maruz yaşamakta, bu toplumsal kitleler objektif olarak devrimci olup devrimin güçlerini oluşturmaktadır. Bu milyonlar içinde ideolojik-siyasi farkındalıkla alternatif olmayı benimseyerek devrimci kimliği benimseyenler esasen az değildir. Ancak az olmayan bu bilinçli dinamikler ne yazık ki, örgütlülük ve örgüt noktasında ketum ya da cılız bir duruşa sahiptir. Dahası, örgütlendikten sonra örgütsüzlüğü tercih ederek pasif konuma çekilen oldukça fazla bir potansiyel vardır. Kuşkusuz ki, bunların tavrı son tahlilde ilkeden ve ilkeli tavırdan yoksundur. Örgütlenmeyi tercih edenler de izafi şartlarda sıkı bir örgüt duruşu gösterememekte, ilkesel tutumda sallantıya düşmektedirler. Bütün bu sorunda, komünist ve devrimci örgütlerin kendisini sorgulaması esastır. Bu sorgulama ilke ve ilkeli tutum zemininde tartışılarak örgütlenme eğiliminin geliştirilmesine odaklanmak durumundadır. Komünist parti ve devrimci örgütlerin çevresinde yakın duran oldukça fazla devrimci mevcuttur. İşte komünist parti bu tablo karşısında yapacağı muhasebe ve tartışmada hedef olarak öncelikle bu çevresine yönelip bu kesimi örgütleyerek örgüte dahil etmeye yönelmek ve buradan geniş kitlelerin örgütlenmesine doğru bir seyir-gayret göstermelidir. Örgütlülük ile örgütsüzlük arasındaki ilkesel farklılığı bilince çıkararak yakın çevresinde bunu bilince çıkarması ve ilkeli olmaya uygun olarak bu çevresini örgütlülük noktasında ikna etmesi önemli bir meseledir.

Yüzlerce binlerce yoldaş örgütsüz durumdadır. Bu durum kabul edilecek hal değildir. Gerici sınıf ve faşist iktidarlarını yıkarak devrimci değişim ve ilerlemeyi sağlamanın biricik yolunun örgütlenmekten, örgütlü mücadeleden geçtiği bilince çıkarılmak durumundadır. Pasif ve edilgen desteklerle, dışta durup olumlu beklentiler beslenerek devrimin ilerlemeyeceği, partinin güçlenemeyeceği kavranmak durumundadır. Bunun birincil çabası örgütlü yoldaşların omuzlarındadır. Bireysel mücadele ve devrimcilik biçiminin son tahlilde gerici sınıf düzenlerine yaradığı ve bunların iktidar ömürlerini uzattığı kavranmak durumundadır. Örgütlülükle örgütsüzlük arasındaki tercih, bireysellik-bireycilikle kolektivizm arasındaki tercihtir. Bireysellik ve bireyciliğin her türü öyle ya da böyle burjuvaziye yarar, hizmet eder. Örgütlenmek kolektivizm ve kolektif güçtür. Örgütlenmek güç olmaktır. Güç olmak düşmana karşı mücadelede başarılı olmak demektir. Bu ilke sorunudur. Tercih, örgütlenmekte tereddüt yaşayan yoldaşların bireysel eğilimlerine göre değil, devrimci mücadelenin ihtiyaçlarına uygun olarak biçimlenmek zorundadır. Yoksul dünyanın yaşadığı acılar karşısında ezilen emekçi yığınlardan teşekkül olan bu dünyanın kurtuluşuna karşı kayıtsız kalma hakkımız yoktur. Bireysellik bireyciliğin bir biçimidir. Bireycilik kapitalizmin besleyeni ve temel değeridir. Buna karşın kolektivizm bireyciliğin karşıtı ve kapitalizmin felsefesine düşman bir durum olarak devrimci örgütün zorunlu ihtiyacıdır. Bireycilikle kolektivizm arasında ilkesel tutumla tercihte bulunmalı, örgütlenerek örgütlü mücadeleyi benimsemeliyiz. Dağlarda ölümsüzleşen yoldaşlarımızın anısına, katledilen bebeklerin masum dünyaları uğruna ve katliamlardan geçirilerek kırılan yoksul emekçi halklar ve mazlum ulusların kurtuluşu için örgütlenelim, örgütlü mücadeleyi büyütelim. Devrim kolay değil ama bilinçli çalışma ve örgütlü mücadelenin eseri olarak tamamen mümkündür.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

DEDEF ve ADEF’ ten 15 Kasım çağrısı!

Ekim 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

37-38 Dersim soykırımı sırasında 15 Kasım’ da Elazığ’da idam edilen başta Seyit Rıza olmak üzere Dersim’in ileri gelenlerinin idam edilişlerini protesto etmek için DEDEF ve ADEF tarafından Türkiye-Kuzey Kürdistan ve Avrupa’da protesto etkinlikleri gerçekleştirilecek ‘’hiçbir şeyi unutmadık! Hiçbir şeyi affetmedik’’ şiarı ile gerçekleştirilecek olan anma etkinliklerine ilişkin DEDEF ve ADEF tarafından kamuoyuna yönelik yapılan ortak açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz

HABER MERKEZİ(26.10.2017)- ‘’1937/38 de Dersim de dersim toplumunun ileri gelenleri Şubat 1935’de TBMM de çıkarılan Tunceli Kanunuyla tutuklanarak, yargılama sonucu önceden belli olan sözde yargılamadan sonra Elazığ Buğday meydanında asılarak idam edildiler. Yine aynı tarihlerde kurşunlanan, süngülenen, bombalanan, uçurumlardan atılan, yakılan, zehirlenen, idam edilen, mezarları bile belli olmayan, sürgün edilen on binlerce mazlum insanımızın acılı hatıralarını yüreğimizin taa derinliğinde hissediyoruz. Bu katliam insanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yerini tutarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez olan bir yara gibi günümüzde dahi yaramız kanamaya devam etmektedir. Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki -başta Seyit Rıza olmak üzere-halk önderlerinin hileyle katledildikten sonra başsız ve çaresiz kalan Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulamıştır. Ulus yaratıcı Türk iradenin en yetkin ideolojik formu olarak donemin ‘ sistem temsilcileri ve onların faşist aygıtlarınca Dersim’in yaşam kaynakları insanı ile birlikte ‘yerinde ve sonsuza kadar’ etkisiz kılınmak kaydıyla ateşe verilmiştir. Ele geçirilenler göçertilmiş ve topraklarına dönüşleri yine kanunla yasaklanmıştır. Çocuklar, bilhassa da kız çocukları ailelerden kopartılarak başta subay olmak üzere çeşitli ailelere ataerkil, ganimetçi Türk geleneklerine uygun olarak pay edilmişlerdir.

Mağaralara sığınan kadın ve çocukların zehirli gazlarla katledilmesinin yanı sıra köylerinden toplanan masum insanlar ayırımsız kurşuna dizilmiş veya uçurumlardan atılmışlardır. Faşizmin kin ve kanla beslenen öfkesi saldırganlıkta sınır tanımamış, sadece Dersim’e karşı değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı suç işlemiştir. Bugün başta bizlere ve bütün demokratik kamuoyuna insanlığa karşı işlenmiş bu suçun teşhir edilmesi ve bütün insanlık huzurunda lanetlenmesini sağlamak için görevler düşmektedir. İnsanlığa karşı işlenmiş suç olarak gördüğümüz soykırıma karşı yapılacak çalışmalara dair girişim ve çalışmalar bu suçun kurbanı olmuş halkın geniş rıza ve onayıyla yapılmalıdır. Evvela hem Dersim’in acılarına hem insanlığa sahip çıkmak adına genel, katılımcı ve demokratik halk iradesi ortaya çıkarılmalıdır. Bu iradenin oluşturulma sürecini beklemeden, halk iradesini hiçe sayan, bireyci-popülist-reklamcı anlayışlara itibar edilmemelidir. Dersimdeki soykırımın başlıca sorumlusu olan ırkçı ideolojinin günümüzdeki süzme ve zinde devamı olarak ‘ mevcut siyasal iktidar egemen oldukları sistemin ve onun güncellenmiş ideolojisi olan iktidar değişim ve yüzleşme iddia ve safsatalarına karşı uyanık olunmalıdır. Zira 1930’lu yıllardaki faşist ırkçı geçmişi göz önüne alınmadan, Yahudi soykırımı ile Dersim soykırımı arasındaki zamana ve uygulamaya ait paralellik aydınlatılmadan Dersim 1938’in derinliği anlaşılamaz. Kaldı ki sistemin siyasal temsilcileri ve suç ortakları Dersim halkının nazarında zaten mahkûm olduklarından, bunların yüzleşme adı altındaki politik oyunları olsa olsa yüzsüzleşme olarak adlandırılabilir.

Bugün AKP o günlerden aldığı mirası birçok araç ile devam ettirmektedir.  Ayrıca Dersim soykırımına temel oluşturmak üzere dönemin parlamentosu onun bir aygıtı konumundaki organlar tarafından çıkarılan karalar ve bu kararlarla birebir örtüşen devlet uygulamaları orta yerde dururken, 1937-1938 de olan olayları, istenmeyen, üzücü, sadece sert müdahale edilmiş asayiş olaylarıymış gibi soykırımın bütününden ayırarak, tek tek gündeme getirmek, soykırımı sulandırmak, bu suçu siyasi ve insanlık boyutundan sıyırmak ve bu yolla Dersim 38 davasına darbe vurmaktır. Bu nedenle Dersim 38’in kimler tarafından ve ne maksatla yapıldığının gayet iyi bilincinde olan Dersim insanı, komisyoncu, tazminatçı, rantçı müracaat ve girişimlere şüphe ile bakılmalıdır. Her fırsatta geçmiş dönemin siyasal temsilcisini ( CHP) ve onun monolotik ideolojisinin Nazi geçmişine vurgu yapan, onu yumuşak karnı olan Dersim 38 katliamı üzerinden politika malzemesi yaparak vuran AKP iktidarının duruşu samimiyetten oldukça uzaktır. Bugün bizlere düşen görev, onurlu durmak ve bu davanın tek yetkili merci olan demokratik, katılımcı halk iradesini örgütlenmesini sağlamaktır. Dersim 38 soykırımını her fırsatta lanetlemek acılarımıza sahip çıkmak ve Dersimi çapraz saldırılara karşı korumaktır.

Bizler Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) olarak Dersim ileri gelenlerinin idam edildiği 15 Kasım günü ülkenin ve Avrupa’nın  birçok yerinde (Dersim, İstanbul, Erzincan, Adana, Mersin, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli) başta olmak üzere ”Hiç bir şeyi unutmadık hiç bir şeyi affetmedik” şiarıyla anmalar yapacağı, DEDEF ve ADEF olarak Daha öncede birçok kez dile getirdiğimiz taleplerimizi bir kez daha haykırıyoruz.

 *Arşivler Açılsın Dersim” ismi iade edilsin!

 *Dersim halkından özür dilensin!

*Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın!

 *Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın!

 *Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın!

*Munzur’daki Baraj projeleri iptal edilsin!

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Bir Sevda’dır Mercan

Ekim 27, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

“Oturmuşsun tarihin en güzel yerine

Asırların açlığını doyurmaktasın

Ne mutlu sana partizan”

Eskinin cüretli eleştirisinde bulunup günün devrimciliğini oradan da geleceğin devrimini amaç edinen bir gerçeklikten söz ediyorum Eskinin devrimci eleştirisinden yeniyi damıtarak yaşamsallaştırmaktan en önemlisi de erkek egemen zihniyete, onun saflarındaki yansısına karşı bir kadının komutanlaşmasından, savaşmasından söz ediyorum. Sözün derinliğini eylemleştirerek SHS’yi Nisan’ımızı büyüten bir komünist kadından söz ediyorum.

HABER MERKEZİ (27-10-2017)-“İnsanların bir tarihi vardır. Gerillaların ise başka tarihleri… Başka zaman tanımları vardır onların. Kentlerin devasa uğultusunu çığlıklarıyla yırtanların bambaşka bir tarihleri olur.”

Geleceğin düşünü kuşanıp, yaşamı belirginleştirirler gerillalar. Tıpkı Sevda yoldaş gibi. Bunun içindir ki başka tarihleri vardır onların ve bundan öte bilgelik yoktur yaşamda. Kadının-insanlığın kurtuluş kavgasını, kavganın siperlerini yön eyleyen, sözün derinliğini eyleme dönüştüren, bizzat savaş karargahlarında öncüleşen gerillalarımızdan, bilhassa da kadınlardan öte bilgelik henüz keşfedilmedi yeryüzünde.

Sevda yoldaş savaşımını gülüşünde simgeleyebilecek kadar duru bir insandı. Bundandır ki o büyük kentin acılarına baskın gelirdi gülüşleri. Kavgayı serpiştirdiği sokaklara sığmazdı umut yüklü bakışları. Ve bilen bilir, bilmeyen de artık öğrendi; o büyük kentin bağrında köm sıcaklığıydı. Böylece taşıdı kavgasını, kavgamızı doruklara.

Kavgayı direnişlerinde demleyip, somutlaşıp, somutlaştıran Sevda yoldaşlarımız, bize birçok şey gibi; kavganın yalnızca engebeli bir yol olmadığını, kavganın kendisinin esasta engebelerle çatışma, onları aşma mücadelesi olduğunu gösterdiler. Engebeleri yalnızca tanımlama ile onları aşma mücadelesi arasındaki kati farkı anlatırlar. Kavganın engebelerini kendine engel olarak görüp mücadeleden kopuşlarını kılıflandırmak isteyenlerimizin tam olarak sınıfsal, ideolojik, pratik olmanın ne anlama geldiğini gösterdiler.

Bunun için de Sevdalarımız sınıf savaşımızda yalnızca sınıf düşmanlarımız anti-tezi değildirler. Aynı zamanda onurlu kavgamızda, onurlu ölümü bilince çıkarmayarak, teslimiyeti onurlu bir ölümden yeğ tutanlarımızın da anti-tezidirler.

MLM önünde statükoculuklarıyla bent örenlerin bu gerçekliklerini görmek istemeyip bir burjuvazi yöntemi olan belli argümanlara sarılmak usulüyle yüksek perdeden (fevkalade detone oldukların da farkında değiller!) çalıp algı yaratmayı var olmanın ön şartı olarak görenlerin böylece prestij elde etmeye çalışanların anti-tezidir Sevdalarımız…

“Kaypakkaya güzerhahı”nı yalnızca bir argümana dönüştüren, bu sayede bulundukları konumda “teselli” bulanların, Kaypakkaya yoldaşın devrimci öğretisinin özün iğdiş edip, onun derinliğini yadsıyarak, onu kabalaştıranların anti-tezidir Sevdalarımız…

Kaypakkaya güzergâhından saptığımızı, sübjektivizmlerine saplanıp kalarak iddia edenlerin, “Kaypakkaya güzergahı”nı vitrinde süs haline getiren tutucuların, kendinden menkul Ortodoksluklarıyla, MLM’nin politik, ideolojik, felsefi tanımlamalarının bağlamından koparak onları dolgu malzemesi olarak kullananların anti-tezidir Sevdalarımız…

Çeşitli politik kavramların gölgesine sığınarak tarihi inşa edebileceklerini sananların ve adeta “kutsal metin” gardiyanlığı yapmayı kendine vazife bilenlerin anti-tezidir Sevdalarımız…

Devrimci-komünist geleneğiyle gelenekselciliği ayırt edemeyenlerin, ezoterik olmakta dahil sıkıntı yaşayan dogmatizmlerini konsolide etme uğraşında olanların anti-tezidir Sevdalarımız…

Eskinin cüretli eleştirisinde bulunup günün devrimciliğini oradan da geleceğin devrimini amaç edinen bir gerçeklikten söz ediyorum. Eskinin devrimci eleştirisinden yeniyi damıtarak yaşamsallaştırmaktan en önemlisi de erkek egemen zihniyete, onun saflarındaki yansısına karşı bir kadının komutanlaşmasından, savaşmasından söz ediyorum. Sözün derinliğini eylemleştirerek SHS’yi Nisan’ımızı büyüten bir komünist kadından söz ediyorum.

Erkek egemen zihniyet tarafından verilmiş rollerin oluşturulmuş formların aşılması; işte Sevda yoldaşın amentüsü…

Mercanlar’dan bize kalan Sevda uğruna, Ulrike Meınhof’un da dediği gibi “Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim”

Tarihi, gülüşleriyle, kavgalarıyla yazanlara özlemle, selamla, Sevda’yla…

 Bir tutsak Partizan

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Akdeniz’de 2017 bilançosu: 2 bin 800 ölüm

Ekim 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşan sığınmacıların sayısının 2017 yılı başından bu yana 150 bine ulaştığı, Akdeniz sularında en az 2 bin 800 kişinin boğularak can verdiği açıklandı

Avrupa (26-10-2017) Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre 2017 yılının başından bu yana Akdeniz üzerinden Avrupa’ya yaklaşık 150 bin sığınmacı ulaştı. Bu rakamla bir önceki yıla oranla düşüş kaydedildiği belirtildi.

Uluslararası Göç Örgütü tarafından salı günü Cenevre’de yapılan açıklamada 2016 Ocak ayından 22 Ekim 2016 tarihine kadar Akdeniz rotası üzerinden yaklaşık 325 bin sığınmacının Avrupa’ya ulaştığı bilgisi verildi.

Rakamlardaki düşüşe gerekçe olarak sığınmacıların Yunanistan üzerinden Avrupa’nın kuzeyindeki ülkelere geçtikleri Balkan rotasının kapatılması gösterildi.

Açıklanan verilere göre 2017 yılı başından bu yana Akdeniz üzerinden ölümcül yolculuğu göze alan her dört sığınmacıdan üçü İtalya kıyıları üzerinden Avrupa’ya ulaştı.

Uluslararası Göç Örgütü’nün açıklamasında sığınmacıların İtalya dışında Yunanistan, Kıbrıs ve İspanya kıyılarına ulaştıklarını belirtti. İtalya’ya 2017 yılında ulaşabilen sığınmacıların ağırlıklı olarak Nijerya, Gine, Bangladeş, Fildişi Sahili, Mali, Eritre, Gambiya, Senegal ve Sudan’dan geldikleri paylaşıldı.

Umuda yolculuğu bitiremeyenler

Tehlikeli Akdeniz rotası üzerinden yılın başından bu yana Avrupa’ya geçmeye çalışan sığınmacıların en az 2 bin 800’ünün yolculuğu tamamlayamadığı ve hayatlarını kaybettikleri belirtildi.

Sığınmacıların büyük bölümünün boğulduklarını belirten Uluslararası Göç Örgütü sayıların çok daha yüksek olabileceğine dikkat çekti. Sığınmacıların Avrupa’ya geçmeye çalıştığı plastik botların Akdeniz üzerinden bir yolculuğa uygun olmadığı belirtildi.

Deutsche Welle

adhk tarafından

NSU davası yine ertelendi

Ekim 26, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasındaki duruşmalar, verilen yeni reddi hâkim dilekçeleri nedeniyle yine ertelendi Davaya 9 Kasım’da devam edilmesi bekleniyor

Münih (26-10-2017) Reddi hâkim dilekçesi sunmak, bir davanın uzatılması ve hatta bazı durumlarda düşürülmesi için kullanılan meşru bir yöntem. Bu yönde dilekçe verenler genellikle taktiksel düşünüyor. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen aşırı sağcı terör örgütü Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasında verilen reddi hakim dilekçeleri de bir taktiğe işaret ediyor. Federal savcılığın eylül ayında mütaalasını tamamlamasının ardından sanık avukatları Mahkeme Başkanı Manfred Götzl ve diğer üyeler hakkında çok sayıda reddi hâkim dilekçesi verdi.

Bu dilekçelerin görüşülmesi gerektiği için, baş sanık Beate Zschäpe ve işbirliği yaptığı öne sürülen diğer sanıkların yargılandığı NSU davasına yaklaşık dört buçuk hafta ara verildi. Dün yapılan duruşmada ise Mahkeme Başkanı Götzl, reddi hâkim taleplerinin “temelsiz” olduğu gerekçesiyle reddedildiğini açıkladı. Bunun üzerine sanık avukatı Michael Kaiser, durumu müvekkili André E. ile istişare edebilmek için duruşmaya ara verilmesini talep etti.

Dava yine ertelendi

Bugün yapılan açıklamada ise E.’nin avukatının yeni bir reddi hâkim dilekçesi sunduğu belirtildi. Bunun üzerine mahkemenin bugünkü duruşmaya son verdiği, yarın yapılacak duruşmanın ise iptal edildiği kaydedildi. Böylelikle davada müdahil avukatların dinlenmesi yeni ertelenmiş oldu.

NSU üyeleri Beate Zschäpe ile artık hayatta olmayan Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’a yardım ve yataklık yapmakla suçlanan André E., kaçma şüphesi bulunduğu gerekçesiyle eylül ayında tutuklanmıştı. Savcı, André E. hakkında 12 yıl hapis cezası istemişti. Muhtelemen sanık ve avukatları bu kadar yüksek bir ceza beklemiyordu. Dava boyunca, ifade vermekten kaçınma taktiği muhtemelen pek işe yaramadı.

“Havasız” salon nedeniyle duruşmaya son verme talebi

NSU’ya yardım etmekle suçlanan Carsten S. ve Holger G.’in ise davanın başında verdikleri ifadeler nedeniyle muhtemelen daha az ceza alacaklarını hesaba katmışlardı. Federal Savcılık, cinayetlerde kullanılan Çeska marka tabancayı temin etmekle suçlanan Carsten S. hakkında 3 yıl hapis cezası istemişti. NSU üyelerine sahte kimlik belgeleri temin etmek gibi yardımlarda bulunduğu tespit edilen Holger G.’ye 5 yıl hapis cezası istenmişti.

E.’nin avukat Kaiser’in dünkü duruşmaya ara verilmesini istemesinin nedeni ise farklıydı. Mahkeme Başkanı Götzl’ün ilgili dosyanın okunmasını istemesinin ardından, Kaiser birkaç kere duruşmaya ara verilmesi, sonra da duruşmaya son verilmesi talebinde bulundu. Müvekkilinin konsantre olamadığını, mahkeme salonunun “havasız” olması nedeniyle duruşmayı güçlükle izlediğini savundu. Bunun yanı sıra E.’nin hukuki terimleri anlamadığını ve dosyayı cezaevinde sakin bir ortamda okumak istediğini sözlerine ekledi.

Müdahil avukatlar durumdan hoşnut değil

Bunun üzerine de davanın hâkimi Götzl, duruşmayı bitirdi. Bugün sunulan yeni reddi hâkim dilekçelerinin ardından davaya 9 Kasım’da devam edilmesi bekleniyor.

Müdahil avukatlar arasında ise bu durum karşısında hoşnutsuzluk giderek artıyor. Bu hafta yapılacak duruşmalarda müdahil avukatların söz alması bekleniyordu. Müdahil avukatlardan Edith Lunnebach, “savunmanın sahnelediği oyunun kısmen utanç verici” olduğunu söyledi. Müvekkili, NSU tarafından 2000 yılında Köln’de düzenlenen bombalı saldırıda ağır yaralanan Lunnebach, ancak yine de durumu sabırla takip ettiğini belirterek “böyle bir duruma katlanmanın mesleği olduğunu” dile getirdi. Lunnebach, davanın muhtemelen 2018’in ilkbaharında sonuçlanacağı tahmin ediyor.

NSU kurbanlarından Mehmet Kubaşık’ın yakınlarını temsil eden Sebastian Scharmer ise davanın en erken 2018 yılının şubat ayında sonuçlanacağı kanısında. Mahkemenin daha sert bir tutum izleyebileceğini savunan Scharmer, bugün sunulan dilekçe hakkındaki kararın “birkaç saat içinde verilebileceğini” ifade etti.

NSU kurbanlarından Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık

NSU kurbanlarından Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık, NSU davasının görülmeye başlandığı 2013 yılından beri Münih’e davayı izlemek üzere geliyor. Kubaşık, müdahil avukatların mütalaası sırasında söz almak istiyor. Gamze Kubaşık, NSU kurbanları için 2012 yılının şubat ayında Berlin’de düzenlenen anma töreninde de bir konuşma yapmıştı. Gamze Kubaşık, davanın sürekli ertelenmesi karşısında öfkelendiğini gizlemiyor. Sanıkların izlediği tutuma kesinlikle anlayış göstermeyen Kubaşık, bu durumun “gücünü aldığını” söylüyor. Sanık avukatlarının onu kızdırmak için böyle bir strateji izlediğini düşünen Kubaşık, “Bunu kişisel alıyorum” diyor.

Marcel Fürstenau

Deutsche Welle