“Haziran’da Ölmek Zor”

Haziran’da aramızdan fiziken ayrılan, ama her nefes alışımızda bizimle olan aydınlarımızı, yazarlarımızı ve sanatçılarımızı saygıyla anıyoruz

ADHK (09-06-2018) Nasıl  anlatsak  Haziran’ın sarı  sıcağını Çiçeklenen  bahardan aldığı güçle meyveye duruşunumu anlatsak; yoksa, sarı sıcağın altında kurumuş toprağın çatlaklıklarına düşen tohumların yeniden yeniden başağa duruşlarınımı. “Haziran’da ölmek zor” olsada, her bir ölümden sonra Haziran’ın onlarca, yüzlerce kez doğuma gebe kaldığının tanığıyız.

Ne çok sevdik onları, göz yaşlarımızı gizleyerek ne çok ağladık onlar için,ağız dolusu ne çok güldük onlarla birlikte. Doğan şafağın kızıllığına boyanıp, güneşi az sırtlamadık onlarla birlikte. Gölgelerimiz birbirine karıştı,yüreklerimiz birbirimiz için vurdu göğüs kafeslerimizi. Dağı dağa, suyu suya kavuşturduk. “Onlar” demek istemiyoruz. Çünkü onlar biz, biz onlardık.Bir ağacın dallarıydık. Dallarda ki nardık,elmaydık zerdalıydık. Yani şairdik,yani yazar. Toplumun dertlerini, çilelerini, özlemlerini umutlarını sahnelere, beyaz perdelere,kitap sayfalarına ordan da alanlara, fabrikalara, sokaklara taşıyanlardık.Yani aydındık, devrimciydik, komünisttik. Çekici vuran kola, orağı tutan ele bilinçtik. Daha da ötesi dağların koynunda namluya sürülen mermiydik. Güneşi içtik,türküler söyledik hep bir ağızdan.

“Ekilir ekin geliriz

ezilir un geliriz

bir gider bin geliriz

beni vurmak kurtuluşmu”

diyenleriz. Belki mapuslar yattık, kahırlar çektik.Hatta ihanetler, kahpelikler gördük. Sürgünler,yasaklar yaşadık. Bedelsiz kazanımların tarihde yeri olmadığına yine tarihin kendisi tanıktır. Ondandır ki çekinmedik, yerinmedik. Diz çöküp boyun eğmedik. Yeri geldi kavgada halayın başı olduk. Yeri geldi örse çekiç,ekine orak olduk. Sevdik, sevildik aşık olduk. Hatta yıkılası bu düzene dair ağız dolusu küfürler ettik. Yani güzele dair ne varsa her bir şeyin yaşanmasını istedik. Eğer bunun için zamansız bir anda çaldıysa ölüm kapımızı, sefa gelmiş, hoş gelmiş demekten alıkoymadık kendimizi.

……………………..

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa

şimdi, sonsuz bir yangın gibi

sevmesem öyle kolay çekip gitmek;

yaralı bir kuş gibi.

Şair Mehmet Çetin’in bu dizelerini seslendiren ve gencecik yaşta aramızdan ayrılan Karadeniz’in haşin çocuğu, Kazım Koyuncu’nun boynu bükük ayrılığına, ayrılık demek ne mümkün. Tütün saran delikanlıların,çay filizi taşıyan genç kızların,gelinlerin dillerinden düşmediki hiç.

Ve Nazım, acımızın, umudumuzun ve kavgamızın bilindik adı.” Ben yanmasam, sen yanmasan biz yanmasak,nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyen büyük üstad. Hepsinin,ama hepsinin düne, bugüne ve yarına dair söyledikleri sözleri ve kuşandıkları kavgaları vardı,var olmaya da devam ediyor.

1 Haziran 1885 Viktor Hugo, 9 Haziran 1870 Charles Dickens, 20 Haziran 1933 Clara Zetkin, 23 Haziran 1960 İsmail Hakkı Tonguç, 3 Haziran 1963 Nazım Hikmet Ran,  2 Haziran 1970 Orhan Kemal, 2 Haziran  1991 Ahmet Arif, 18 Haziran Gorki (ana romanının yazarı) ,  25 Haziran 2005 Kazım Koyuncu.

Biz sizlerle var olduk, sizler bizlerle yaşıyorsunuz. Haziran’da aramızdan fiziken ayrılan, ama her nefes alışımızda bizimle olan aydınlarımızı, yazarlarımızı ve sanatçılarımızı saygıyla anıyoruz.

 ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu) -Kültür ve Sanat Kolu

Haziran 2018