adhk tarafından

Avrupa Hayır Platformu; Faşizme ve tek adam diktatörlüğüne #HAYIR! #HAYIR halktır!

Mart 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

AHP (31-03-2017) Siz, Avrupa’da yaşayan göçmen emekçiler; 27 Mart – 9 Nisan tarihleri arasında Türkiye’deki anayasa değişikliği için sandık başına gidiyorsunuz Hangi partiye gönül vermiş olursanız olun, sizin oyunuzla diktatör olmak isteyen birine oyunuzu vermeyin!

“Türk Tipi Başkanlık” söylemiyle halklarımız kandırılmak istenmektedir. Yasama, yürütme ve yargı organlarının tek bir elde toplanmasının sonucu faşizmdir. Bunun adı türk tipi başkanlık değil, tek adam diktatörlüğüdür.

Tek adam diktatörlüğüne değil Türkiye halklarının tüm kesimlerini kucaklayacak, eşit yurttaşlık temelinde bir anayasaya ihtiyacımız var.  Hangi partiden kim olursa olsun halkın kaderini tek kişinin ellerine bırakmak, faşizmin ve diktatörlüğün önünü açmak demektir.

Siz, Avrupa’da yaşayan göçmen kadınlar, erkekler ve gençler bu ülkelerdeki, ırkçı, tekçi, faşist partilere oy veriyor musunuz?

Siz, Avrupa’da, nasıl giyineceğinize, nasıl ibadet edip, nasıl yaşayacağınıza müdahale eden bir siyasetçiye veya siyasi partiye oyunuzu verir misiniz?

Yaşadığınız Avrupa ülkelerinde sol, sosyalist veya liberal siyaset yapan partilere oy verip, geldiğiniz ülkede kendinden olmayan herkesi ötekileştiren bir zihniyete neden oy vereceksiniz?

Bizler, Türkiye halklarının barış içinde, birlikte ve özgür yaşama umudunu büyütmek için #HAYIR  diyoruz!

Bizler farklı dillere, farklı kültürlere, farklı inançlara saygı göstermeyen zihniyete #HAYIR diyoruz!

Sandığa gidip oy kullanmak, irade beyanında bulunmak demokratik bir haktır. Bir oy bir seçimin sonucunu değiştirebilir. Geldiğiniz ülkenin demokratik gelişimine katkı sunmak, gönül rahatlığıyla „memleketim“ diyebilmek için oyunuzu mutlaka kullanın!

Oy hakkının kullanılması sırasında ortaya çıkabilecek provakatif olayların önlenebilmesinin birinci koşulu gerekli güvenliğin sağlanmasıdır. Demokratik hakkınızı kullanırken, bilmelisinizki sandık güvenliği öncelikle konsoloslukların görevidir. Dolayısıyla Brüksel’deki provakasyonda da sorumlular bellidir, Erdoğan çeteleridir. Bu konuda güvenlik birimlerine olduğu kadar bizlere de görevler düşmektedir. Verilecek cevap önce sağduyudur. Erdoğan Hayır’cıları her konuşmasında „vatan haini“ ilan ederken bu saldırıların da sorumlusudur.

Bizim de ona vereceğimiz güzel bir #HAYIR tokadımız var ve inanıyoruz ki; bu 16 Nisan’da sandıktan çıkacak.

Avrupa Hayır Paltformu

adhk tarafından

Faşist diktatörlüğe karşı baharın devrimci coşkusunu kuşanalım!

Mart 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

“Görev, yakalanan bu politik ivmeyi ve coşkuyu baharın kızıllığı ve direngenliği ile birleştirerek daha da ileri taşımak olmalıdır Referandum sürecinde sonuç her ne çıkarsa çıksın faşist diktatörlüğün halklarımıza yönelik stratejik saldırıları artarak devam edecektir Bu bağlamda sona yaklaşılan anayasa referandumu seçimlerinde güçlü bir irade ortaya çıkartarak faşizmi frenlemek, geriletmek ve yaşamış olduğu krizi daha da derinleştirmek ve halklarımızın nefes alarak yeniden ve daha güçlü bir toplumsal mücadele hattı yaratmak açısından hayır politikasının kazanması elzem bir noktada durmaktadır.”

HABER MERKEZİ (31.03.2017)-Türkiye-Kuzey Kürdistan’da sınıf mücadelesi keskinleşerek devam etmektedir. Çeşitli toplumsal dinamikler düzleminde cereyan eden sınıf mücadelesi farklı biçim ve boyutlarda keskinleşerek yoluna devam etmektedir. Burjuva gerici sistem tarafından sömürü ve zulme uğrayan bütün toplumsal dinamikler, bütün baskı ve engellemelere rağmen faşizme karşı direnerek ve sokaklara çıkarak mücadele etmektedirler. Faşist diktatörlüğün ezilen Kürt ulusu başta olmak üzere Aleviler, kadınlar, LGBTİ’ler, emekçi memurlar, aydın ve akademisyenler, gazeteciler, gençler, yani mevcut gerici sisteme muhalif olan bütün toplumsal güçler sistematik olarak saldırıların hedefi olmaktadırlar. Her gün sistematik olarak yukarıda saydığımız toplumsal muhalefete yönelik pervasızca sürdürülen saldırılar sonucu yüzlerce, binlerce insan gözaltı ve tutuklama terörüne maruz kalmaktadır.

Yaşamış olduğu ekonomik ve politik kriz nedeni ile her anlamda teşhir olan ve tıkanan Erdoğan/AKP iktidarı, MHP vb. gerici-faşist odakları da kendi cephesinde birleştirerek halklara karşı topyekün kirli bir savaş sürdürmektedir. Anayasa referandumu ile faşizmi tek elden merkezileştirerek mevcut gerici iktidarı ve ”TC” devletini yeniden dizayn ederek garantiye alamaya çalışan Erdoğan/AKP iktidarı toplumsal muhalefetten hapishanelere oradan da gerilla alanlarına kadar bir bütün olarak devrimci, komünist ve ilerici dinamikleri bastırmaya ve yok etmeye çalışmaktadır.

Hapishanelerde artan baskılar ve açlık grevleri!

Toplumsal muhalefet ve devrimci mücadelenin en diri alanlarından biri olan hapishaneler her zaman gerici iktidarların birincil hedeflerinden biri olmuştur. Ezilen Kürt ulusu başta olmak üzere bir bütün devrimci ve ilerici toplumsal dinamikler zindanlara doldurularak ülkenin tam anlamıyla hapishaneye dönüştürüldüğü mevcut süreçte, hapishanelerde sistematik olarak sürdürülen baskı, işkence ve hak gaspları daha da tırmandırılarak bir üst boyuta taşınmıştır. Sistematik olarak hemen hemen bütün hapishanelerde çeşitli boyutlarda hak gaspları ve saldırılar yaşanmaktadır.

Bununla birlikte hapishanelerde PKK ve PAJK’lı tutsakların başlattıkları açlık grevleri ise ellili günlere dayanarak kritik bir aşamaya gelmiş durumdadır. Açlık grevleri sonucu birçok tutsağın sağlık durumunun giderek kötüleştiği ve kritik bir aşamaya geldiği avukatlar ve DKÖ’ler aracılığı ile kamuoyuyla paylaşıldı. Özellikle açlık grevlerinin olduğu hapishanelerde tutsaklara yönelik baskı ve işkence daha da artarak devam etmektedir. Gerici siyasal iktidar açlık grevlerini engellemek için her türlü kirli politika ve saldırıları devreye koymaktadır.

Başta PKK ve PAJK’ lı tutsakların başlatmış oldukları açlık grevleri olmak üzere, hapishanelerde devrimci tutsaklarla dayanışmayı, sahiplenmeyi ve sistemin devrimci tutsaklara yönelik kapsamlı saldırılarını teşhir ederek dışarda güçlü bir duyarlılık yaratmak bütün devrimci ve ilerici güçlerin birincil görevlerinden biridir.

Gerillaya yönelik imha hedefli kapsamlı saldırılar!

Faşist ”TC” devletinin ve somut uygulayıcısı Erdoğan/AKP iktidarının stratejik imha ve saldırılarının hedefindeki alanlardan biri de tartışmasız olarak gerilla güçleridir. Her türlü kirli savaş yöntemi ve araçlarını devreye koyan Erdoğan/AKP iktidarı en son savaş teknolojisini de etkin bir biçimde kullanarak gerilla alanlarına saldırmaktadır. İçişleri bakanı Süleyman Soylu’nun kana susamış bir barbarlıkla ve ağzından salyalar akıtarak ”bitireceğiz, ezeceğiz” teraneleri eşliğinde Güney Kürdistan’dan Kuzey Kürdistan’a kadar sistematik olarak havadan ve karadan gerillayı imha hedefli saldırılar yapılmaktadır. Gerilla güçlerine yönelik saldırıların pilot bölge olarak seçildiği yerler ise Dersim ve Amed’dir. Bu alanlarda faşist ”TC” ordusu, JÖH, PÖH ve korucularla birlikte her türlü kirli politikayı devreye sokarak gerilla güçlerine saldırmaktadır. Özellikle Dersim, hem tarihsel ve toplumsal mücadeledeki diri yeri ve hem de Maoist hareket başta olmak üzere, ulusal hareket ve diğer devrimci güçlerin de gerilla mücadelesinde önem arz eden bir yer olmasından kaynaklı stratejik olarak hedef alınmaktadır. Mevcut durumda Dersim, deyim yerindeyse tam anlamıyla işgal edilmiş durumdadır.

Dersim’de geçen seneden beri gerillaya yönelik imha amaçlı saldırılarına ara vermeden devam eden ”TC” ordusu baharla birlikte bu saldırılarını daha da yoğunlaştırmış durumdadır. Gerillanın hareket tarzı ve kışlık üstlenme alanlarına sistematik olarak havadan ve nokta baskınlarıyla operasyonlar yapılmaktadır. Bu nokta operasyonları kapsamında Dersim/Kutudere bölgesi Roj deresi mevkiinde bulunan PKK gerillalarının üstlendiği bir sığınağa düzenlenen baskında 14 PKK gerillası hunharca katledilmiştir.

Gerilla güçlerine yönelik bu kapsamlı saldırılar karşısında gerilla alanları başta olmak üzere bütün mücadele cephelerinde devletin gerillaya yönelik imha amaçlı saldırıları teşhir edilerek ve gerilla mücadelesi devrimci meşruluk zemininde sonuna kadar sahiplenip boşa çıkarılmalıdır.

Baharın devrimci coşkusu ve cüretini kuşanarak faşizme barikat olalım!

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız halklarımıza ve halklarımızın örgütlü devrimci güçleri ve mücadele mevzilerine yönelik faşist diktatörlüğün stratejik saldırıları önümüzdeki süreçte daha da boyutlanarak devam edecektir. Özellikle anayasa referandumu seçiminde sona geldiğimiz bu günlerde, Erdoğan/AKP iktidarı tüm kirli politikaları devreye koyarak ve yeni katliamlar ve provokasyonlarla süreci lehine çevirmeye çalışacaktır. Çünkü Erdoğan/AKP iktidarının topyekün kirli savaş ve faşizm gerçekliğine karşın, halklarımız referandum sürecinde güçlü bir hayır iradesi ortaya koymuş durumdadır. Ki gerici iktidarın borazanlığını yapan satılık kalemşörleri dahi bu gerçekliği ifade etmek zorunda kalmaktadırlar. “Hayır” politikası noktasındaki genel ortaya çıkan irade ve yakalanan politik enerji bir yana, özellikle 8 Mart ve Newroz kutlamalarında yüzbinlerin, milyonların tüm engelleme ve saldırılara karşın sel olup alanlara akması hayır cephesinde en güçlü politik tavır ve irade olarak kendini ortaya koymuştur. Özellikle Kuzey Kürdistan’da ortaya çıkan bu irade Erdoğan/AKP iktidarını korku ve telaşa sürüklerken her milliyet, inanç ve cinsiyetten halklarımızda ise coşku ve umut yaratmıştır.

Görev, yakalanan bu politik ivmeyi ve coşkuyu baharın kızıllığı ve direngenliği ile birleştirerek daha da ileri taşımak olmalıdır. Referandum sürecinde sonuç her ne çıkarsa çıksın faşist diktatörlüğün halklarımıza yönelik stratejik saldırıları artarak devam edecektir. Bu bağlamda sona yaklaşılan anayasa referandumu seçimlerinde güçlü bir irade ortaya çıkartarak faşizmi frenlemek, geriletmek ve yaşamış olduğu krizi daha da derinleştirmek ve halklarımızın nefes alarak yeniden ve daha güçlü bir toplumsal mücadele hattı yaratmak açısından hayır politikasının kazanması elzem bir noktada durmaktadır.

Referandum sürecinin politik kazanımlarını ve yaratacağı devrimci durum ve olanakları bahar ayında simgeleşen sınıf mücadelesinin önemli tarihsel kesitleriyle daha da ileri taşımak günün ertelenemez devrimci görevlerinden biridir. Bu bağlamda 8 Mart ve Newroz’da halklarımızın ortaya koymuş olduğu mücadele kararlılığını 1 Mayıs’a taşımak ve oradan da 18 Mayıs’la taçlandırmak için cüreti kuşanalım, ciğerleri zorlayalım ve sınıf mücadelesinin o engin dehlizlerindeki yerimizi alalım!

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

AKP paramiliter çeteleri eliyle şiddeti Brüksele taşıdı !

Mart 31, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Brüksel (30-03-2017) Brüksel konsolosluğunu ve YSK’yı tutanaklarla uyarmamıza rağmen Brüksel’de seçim yapılan Konsolosluk önünde ilk günden itibaren kendilerini Osmanlı Ocakları olarak tanımlayan Tayip Erdoğan’ın hayranları ve Hayır’cıların düşmanı olan grup tarafından sürekli olarak provakasyon yaratılmaya çalışıldı.

” Hayırcılar vatan hayinidir, bölücüdür, teröristir, hepinize gününüzü gösterecez ve yaşam hakkı tanımayacağız, 17 Nisan’dan sonra hepinizi, hayırcı vatan hayinlerini ülkeden kovacağız ” gibi ağır hakaretler yapan bu çeteye karşı hem müşahitlerimiz, hem de görevli arkadaşlar soğukkanlı şekilde davranarak yetkilileri uyarmıştır.

Avrupa Hayır Platformu olarak AKP-MHP faşist çeteleri bugün Brüksel konsolosluğu önünde Hayır Platformu’nun 3 arkadaşımızı bıçakla yaralamıştır. AKP çeteleri tarafından yaralanan üç arkadaşımız Brükselde hastanede tedavi altına alınmıştır.

Avrupa Hayır Platformu olarak saraydaki diktatör bozuntusu AKP-MHP faşist güruhu saldırılarla, tutuklamalarla bizleri yıldıramayacaktır. Faşizme ve Diktatörlüğe karşı daha çok hayır için çalışacağız. Demokrasi, özgürlük ve eşitlik için herkezi hayır oyu vermek için seferberlik ruhuyla konsolosluklara gidip hayır oyu vermeye ve hayır için çalışmaya, bütün gönüllü hayır çalışanlarına destek vermeye çağırıyoruz.

Avrupa kamuoyu ve basınınıda AKP çetelerinin yeni saldırılarını engellemek için göreve davet ediyoruz.

Avrupa Hayır Platformu

adhk tarafından

Demirtaş, Zeydan ve Tuncel açlık grevine başlıyor

Mart 30, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Abdullah Zeydan ve DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’in yarın açlık grevine gireceğe başlayacağı ifade edildi

HABER MERKEZİ (30-03-2017)- HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hakkari Milletvekili Abdullah Zeydan ve DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel’in hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri karşısında açlık grevine başlayacağı ifade edildi.

Selahattin Demirtaş’ın kamuoyuna ilettiği mesajı:

“Edirne Cezaevi Müdürü’nün diyaloga kapalı tutumu, hukuk dışı uygulamaları, diğer mahkumlara yönelik insanlık dışı uygulamaları, günlerdir devam eden açlık grevlerinin bitirilmesi konusunda hiçbir iyi niyet adımı atmamış olması nedeniyle biz de Cuma gününden itibaren açlık grevine başlıyoruz.”

“Kamuoyunu cezaevlerinde devam eden açlık grevleri ve ihlaller konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.”

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Taksim Dayanışması’ndan Berkin Elvan’ı sahiplenme çağrısı

Mart 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Taksim Dayanışması gerçekleştirdiği basın toplantısında 6 Nisan’da görülecek olan Berkin Elvan davasına ilişkin sahiplenme çağrısı yaptı

HABER MERKEZİ (29-03-2017)- Taksim Dayanışması TMOBB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi Basın toplantısına Berkin Elvan’ın ailesi, sanatçı Orhan Aydın ve çok sayıda aydın ve demokrat katıldı

Taksim Dayanışması adına TMOBB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Komisyonu Sekreteri Mücella Yapıcı konuştu. “14 yaşında evinin sokağında biber gazı fişeği ile öldürülen Berkin Elvan’ın bütün katilleri ve azmettiricileri yargılanmadan ve hak ettikleri cezalara çarptırılmadan rahat bir uyku uyumayacağız” diyen Yapıcı, “Berkin’in bütün ‘katillerinin ve azmettiricilerinin’ yargılanmasını ve cezalandırılmasını istemek sadece Berkin için değil, bu ülkede yaşayan ve yaşayacak olan herkes için adalet, hukuk, demokrasi ve özgürlük talebidir” dedi.

6 Nisan 2017 günü gerçekleşecek olan Berkin Elvan’ın öldürülmesi davasının ilk duruşmasına çağrı yapan Yapıcı, “Bazıları iktidar-cemaat kavgasında görevden alınmış olsa da Gezi sürecinin Vali ve Emniyet müdürlerini Gezi’deki ölüm ve yaralanmalardaki sorumluluklarından dolayı yargı önüne çıkarın. Azmettiricilerin yargılanabileceği adımları atın ve başta Berkin Elvan olmak üzere yitirdiğimiz tüm canların faillerinin adil bir biçimde yargılanmasını sağlayın. Bu nedenle içinden geçtiğimiz günlerde, hepimiz için hava kadar, su kadar yaşamsal olan ‘adalet ve özgürlük’ talebini önemseyen, başta basın mensupları olmak üzere herkesi, 6 Nisan günü saat 9.30da Çağlayan Adliyesinde gerçekleştirilecek olan Berkin Elvan’ın davasına katılmaya, takip etmeye, sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi. Yapıcı, “Biliyoruz ve inanıyoruz ki, katilleri yargılanıp azmettiricileri ile birlikte hak ettikleri cezalara çarptırıldığı zaman adları Berkin konmuş çocukların oynadığı tüm parklarda ve ülkemizin dört bir yanında Elvan Elvan çiçekler açacak” diye konuştu.

Hesap sormak için çağlayan’da olacağız’

Berkin Elvan’ın babası Sami Elvan ise, “Milyonlar olup uğurladığımız; bir halkın yalnızca toprağına ve yüreğine değil aynı zamanda azmine ve umuduna emanet ettiğimiz Berkin’imizin katledilmesinin hesabını sormak için önemli bir tarihin arifesindeyiz” diyerek, Türkiye’nin karanlık günlerden geçtiğini söyledi. Baba Elvan, “Berkin’i haince katledilmesinin hesabını sormak sadece canımız oğlumuzum anısına sahip çıkmak için değildir. ‘Emri ben verdim’ diyen başta olmak üzere en alttakinden en üsttekine, tüm katillerden hesap sorma mücadelemiz, tüm bu zifiri karanlıktan çıkış için önemlidir. Biz, hem tetiği çeken elin hem de emri verenin hesap vermesi gerektiğini işte bu nedenle unutmadık, unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi. 6 Nisan 2017’de görülecek davayı sahiplenmeye çağıran Elvan, “Tetiği çekerken de emri verenden de hesap sormak için 6 Nisan 2017’de Çağlayan’da olacağız” diye konuştu.

‘İsteseydiler 3 saate bulurlardı’

Berkin Elvan’ın avukatlarından Oya Aslan, “Emniyet eğer isteseydi 3 saatte Berkin’i vuranları bulabilirdi. Polislerin kimliği saklandı. Yanlış bilgi verildi. Şu ana kadar da zet silahı kullananların listesi verilmedi. Uyduruk şeyler söylüyorlar zimmet listesi yok diyorlar. Görüntü kayıtlarını uzun süre sakladılar. Vermedikleri görüntülerin de olabileceğini düşünüyoruz. Kimlik açıklanabilecekken açıklamıyorlar. Savcının elde ettiği görüntülerde bilgilerde bilirkişililerin ulaşmaya çalıştığı bilgiler var. Bu bilgilerde bir sanık bulundu. Bunun yargılanması yapılacak” diye belirtti.

Sanık segbis yöntemiyle katılacak

Elvan’ın avukatlarından Can Atalay ise, “Mahkeme sanığın, SEGBİS yöntemi ile katılmasına karar verdi. Sanığın haklarından bahsedebileceği kadar, çocuk yaşta öldürülen Berkin Elvan’ın haklarından söz edilmeli. Çocuğa karşı işlenen suç nedeniyle takip edilmesi gereken soruşturma ve kovuşturmadan söz edilmesi gerekir. Devletin yapması gereken budur” diye ifade etti. Sanıkları teşhis etmede ciddi zorluklar çıkarıldığını dile getiren Atalay, “Sanık Fatih Daldal’ın mahkeme salonunda hazır olmasını bir kez daha buradan talep ediyoruz. Bu suçu övünerek anlatanlar da sorumludur” dedi.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

HBDH: Kızıldere ruhuyla faşizmi yıkmak için mücadeleyi büyütelim

Mart 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

HBDH-Yürütme Komitesi, halkları Kızıldere direniş ruhu temelinde faşist sistemi yıkma perspektifiyle tüm alanlarda mücadeleyi büyütmeye ve somutta da referandumda Hayır demeye çağırdı

HABER MERKEZİ  (29-03-2017) HBDH-Yürütme Komitesi, Kızıldere Katliamı’nın yıldönümü vesilesiyle bir açıklama yaptı. HBDH açıklamasında,  “Türk devleti, faşizmiyle topyekün saldırı ve tasfiyeciliğini derinleştirmiştir. Tüm halklar her alanda daha fazla örgütsüzleştirilerek faşizme mahkum edilmek istenmektedir. Keza en küçük bir kıvılcımdan korkmaktadır. İşte bu nedenle saldırganlaşarak faşizme daha çok sarılma ihtiyacı duymaktadır. Pervasızlaşmakta ve açık faşizminin tek tek tüm kartını devreye sokmaktadır. Ve evet en küçük bir düşünce ve ileri adımdan hemen huysuzlanarak, tekçi faşist hezeyanlarıyla topyekün saldırmaktadır. Ama nafile…” denildi.

‘DEVRİMCİ KAHRAMANLARIMIZIN MİRASI ÜZERİNDEN YÜKSELİYORUZ’

“Bizler, geçmişimiz ve tarihimizin nice direniş ve devrimci savaşıyla yoğrulmuş, son derece onurla dalgalandırdığımız devrimci kahramanlarımızın önemli mirası üzerinden yükseliyoruz” denilen HBDH Yürütme Komitesi, şu hususlara dikkat çekti:

“Tıpkı Kızıldere’de Mahir Çayan önderliğinde sekiz THKP-C ve iki THKO kadro ve savaşçısı olmak üzere toplam 10 devrimci yoldaşımızın 30 Mart 1972’ de ölümsüzlüğe gülerek yürüdüğü gibi. Bedenlerinde, devrim için görülmemiş çiçekler açtıran Kızıldere şehitlerini saygıyla anıyoruz. Devrimci demokratik hareket, sistem içileşen reformizm ve her türden tasfiyeci akıma göğüs gererek Mahirler, Denizler, İbrahimler ve Mazlumların açtığı devrimci çığır ve gösterdiği güzergahta ısrarla yürümelidir. Devrimci tarihimize bütünlüklü sahip çıkma kültürü ile Mahirlerin “dönmeye değil, ölmeye geldik” kararlılığı ve ruhunu ortak devrimci değerlerimiz olarak kuşanmalıyız. Böyle bir ruhu kuşanmanın önemli bir parçası da devrimci dayanışma kültürünün söylemden çıkarılıp pratik yoldaşması tutumlarında somutlaştırılmasıdır.

‘HER ALANDA SAVAŞI BÜYÜTMEK TEMEL GÖREVİMİZDİR’

Bugün, Mahirler, Denizler, İbrahimler ve Mazlumların açtığı radikal ve militan devrimci pratik de ısrar etmek elzemdir. Devrimci tarihimize bütünlüklü sahip çıkma kültürü ile Denizlerin idam sehpalarını tekmeleme cüretini, Mahirlerin “biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” haykırışını, İbrahimlerin ser verip sır vermeyerek celladına karşı duruşu ve çizgideki kararlılığını,  Mazlumların bağımsız demokratik Sosyalist Kürdistan şiarıyla Newrozlaşıp Kawalaşan yiğitliğini, ortak devrimci değerlerimiz olarak kuşanmak şarttır. İçerisinden geçtiğimiz süreçte emperyalizm, kapitalizm ve onlarla iç içeleşen faşizmin topyekün saldırıları ve tasfiyesine karşı her alanda yoldaşlaşarak savaşı büyütmek, temel görevimizdir. Faşizme karşı halkların birleşik devrimci savaşıyla demokratik ve özgür bir sisteme ulaşmamız gerektiği açıktır.

‘FAŞİZME HAYIR BİRLEŞİK DEVRİME EVET’

Faşizme Hayır, Birleşik Devrime Evet şiarıyla başlattığımız politik yürüyüş, Kızıldere yoldaşlığının birleşik devrimci karakteriyle de örtüşmektedir. Faşizmin daha fazla kurumsallaşması hedefiyle gerçekleştirilen referandum aldatmacasına karşı, halklarımızı Kızıldere direniş ruhu temelinde faşist sistemi yıkma perspektifiyle tüm alanlarda mücadeleyi büyütmeye ve somutta da referandumda Hayır demeye çağırıyoruz.

Biliyoruz ki 30 Mart 1972’de Kızıldere’de ölümsüzleşen 10 yoldaşımız şahsında gelecek, tarihi yapan gerçek kahraman halk kitlelerinin mücadelesi ve onun köşe taşları olan şehitlerimize sahip çıkılarak kazanılır.

Bu perspektifle; 30 Mart Kızıldere devrimci direniş ruhunu selamlarken, katliama ve yoldaşlarımıza verilecek en iyi cevap, devrimci yoldaşlaşma kültürü ve mirasının layıkıyla temsil edilip yaşatılması olacaktır. Bir kez daha Kızıldere ve Onlar şahsında, tüm devrim şehitleri önünde saygıyla eğiliyoruz.”

ANF

adhk tarafından

MKP: “Dönmeye Değil Ölmeye Gelenlerin” Yazdıkları Tarih Bizimdir!

Mart 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Maoist Komünist Partisi Siyasi Büro ‘ “Dönmeye Değil Ölmeye Gelenlerin” Kızıldere’de Yazdıkları Tarih Bizimdir! On’ların Destansı Direnişini Selamlıyoruz!’ başlığını taşıyan yazılı bir açıklama yaptı

HABER MERKEZİ (29-03-2017) Maoist Komünist Partisi Siyasi Büro katledilişlerinin 45. Yılı vesilesiyle , Kızıldere’de ölümsüzleşen Mahir Çayan ve dokuz devrimci destansı direnişlerini selamladıkları yazılı bir açıklama yaptı. ‘ “Dönmeye Değil Ölmeye Gelenlerin” Kızıldere’de Yazdıkları Tarih Bizimdir! On’ların Destansı Direnişini Selamlıyoruz!’ başlıklı yapılan açıklamayı siz okurlarımızla paylaşıyoruz:

“Coğrafyamız devrimci hareketinin saygın önderlerinden Mahir Çayan ile birlikte THKP-C ve THKO’lu dokuz devrimci kadro 30 Mart 1972 günü Tokat-Niksar’ın Kızıldere köyünde 12 Mart AFC’sinin faşist güçleri tarafından kuşatılarak hunharca katledildiler.

Katledilişlerinin 45. yıldönümü vesileyle, Kızıldere’de ölümsüzleşen Mahir Çayan ve dokuz devrimcinin unutulmaz anıları önünde saygıyla eğilirken, katliamın sorumlusu askeri faşist cunta şahsında faşist katliamı sınıf bilinçli öfkemizle lanetliyoruz.

Hangi siyasi perspektiften olursa olsun tüm devrimci tarih ortak değerimiz ve tarihimizdir. Sahipleniyor, miras alıp kılavuz ediniyoruz. Devrimci sınıf hareketinin teorik-pratik birikim hazinesi devrimci belleğimizdir. Doğru tarih bilinciyle tarihimizin devrimci gelenek ve değerlerine sarılarak devrime manivela etmemiz tercih değil, devrimci gereksinimdir.

Devrimci tarihimizin önemli kesitlerinden biri olan Kızıldere direnişini de siyasi iktidar mücadelemizin bir dinamizmi haline getirmek durumundayız. Can bedeliyle yaratılmış devrimci tecrübe ve kazanımlardan ders çıkararak bu miras ve birikimleri sınıflar mücadelesi pratiğinde proletarya ve emekçiler lehine mücadele silahına dönüştürmek tek doğru devrimci perspektiftir. Bu bağlamda Kızıldere direnişinin doğru okuması ve ondan öğrenilmesini ertelenemez bir görev telakki ediyoruz.

Bu bilinçle, Kızıldere direnişini biçimsel bir etkinlik derekesine indirgemeden, devrimci özünden öğrenme ve pratikleştirme bilinciyle güncel mücadelede tutarlı biçimde temsil edilmek durumundadır. Özellikle faşizmin pervasız baskı ve katliamlarına tanık olan günümüz şartlarında Kızıldere devrimci ruhunun kuşanılması gereken genel bir ihtiyaç olduğu inkar edilemez gerçektir.

Emperyalist dünya gericiliğinin yoksul dünya halklarını daha derin açlık ve sefalet boyunduruğu altına aldığı, ezilen mazlum ulusları en acımasız biçimde ezip köleleştirdiği, dünya hegemonyası uğruna gerici dalaş ve çatışmalar zemininde yürüttüğü sistematik savaş saldırganlığıyla Ortadoğu coğrafyasını kana boğduğu, çocuk ve kadınları çağdışı barbar zulüm altında vahşice kıyımdan geçirdiği günümüz şartlarında, ezilen-sömürülen dünya halklarının devrime sarılmaktan başka çaresi yokken, dünya ve onun her bir parçasındaki örgütlü sınıf hareketinin emperyalist haydutluk ve onun uzantısı faşist iktidarlara karşı değişik türevlerde ortak mücadele cephelerinde buluşarak devrimci savaşını yükseltmeleri tarihi görev ve sorumluluktur.

Aynı görev ve sorumluluk, çok ulus ve azınlıktan teşekkül olan Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında egemen Türk hakim sınıfları devleti ve tekçi ırkçı-faşist paradigmanın temsilcisi tüm siyasi iktidarlarının kesintisiz biçimde sürdürdükleri ve özelde de sivil darbeci Erdoğan-Saray tek adam sultası iktidarının açık faşizm niteliğinde derinleştirerek vahşi katliam ve kıyımlarla en ağır boyutlara taşıdığı koyu faşist saldırganlık şartlarında çok daha yakıcı ve ertelenemez bir zorunluluk olarak kendisini dayatmaktadır.

Coğrafyamız devrimci hareketinin üçlü saç ayağı ve üç tartışmasız önderleri olan Mahir, Deniz, İBO anti-emperyalist, anti-faşist ve anti-feodal mücadele süreçlerinin pratiğinde, önemli ideolojik mücadeleler içinde ideolojik-siyasi perspektiflerini oluşturup siyasi mücadelelerini yükseltirken, devrimci dayanışma kültürü açısından da muazzam bir bilinç ve pratik sergilediler. Öncülük yaptıkları devrimci ve Komünist çıkışlarla siyasi mücadele tarihimizde çığır açıcı rol oynamalarının yanı sıra, devrimci dayanışma kültürü bakımından biz takipçilerine büyük bir miras bıraktılar. Bu gün devralınan bu miras temsil edilmek, yürütmek ve bilhassa geliştirilmek durumundadır. Bunun için onlardan öğrenmek şart olduğu kadar, devrimci gelişmelerin doğasına uygun biçimde sağlanması için onların pratiğini benimsemek yaşamsal değerdedir.

Mahir’lerden, Deniz’lerden ve İbrahim’lerden öğrenmek zorunlu olduğu kadar, onları geliştirerek ilerletmek de bir o kadar zorunlu ve nesnele dayanan diyalektik devrimci tarih bilinci gereğidir. Kuşkusuz ki, onların devrimci feda ruhu ve direniş tutumundan öğrenmek günümüz şartlarında özel bir anlam ve büyük bir önem taşımaktadır. Ancak onları geliştirerek ilerletmek de diyalektik yasa güdümünde teorik-pratik zeminde yaşanan nesnel gelişmelerin toplumsal koşullarda yarattığı somut değişimin dayattığı bir ihtiyaçtır.

Mahir ve yanındaki dokuz devrimcinin Kızıldere katliamında noktalanan devrimci serüveni, coğrafyamız kaynağında derin sınıf çelişkileri ekseninde keskinleşerek gelişen somut siyasi şartlara dayanırken, uluslar arası bağıntısında 68 Gençlik Hareketi olarak coğrafyamızda da yankı bulan Gençlik Hareketi, buna feyiz olan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya sathındaki büyük etkisi başta olmak üzere, Vietnam, Küba, Arnavutluk gibi devrimler dalgası sürecinin tesirinden beslenir.

Mahir’leri Kızıldere’ye çekilerek faşist katliamla karşı karşıya getiren somut gelişme ise, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in darağaçlarında asılarak idam edilmelerini engellemek amacıyla Ünye’deki NATO üssünde görev yapan İngiliz ve Kanada’lı teknisyenleri rehin alma biçiminde gerçekleştirdikleri devrimci eylemdir! Burada dikkat çekmek istediğimiz şey, asla yapılan eylem veya eylem gerekçesinin katliama neden gösterilerek sorumlu tutulması değildir. Bilakis devrimci harekette egemen olan devrimci dayanışma kültürü ve eylemsel birliğin ne kadar güçlü olduğu, söylemin pratikle en samimi biçimde birleştiği gerçeğidir.

Devrimci samimiyet, dayanışma ve eylemsel birliğin devrimci harekete egemen olması abartılı söylem olmadığı gibi, Mahir’lerin bu pratiğiyle de sınırlı değildir. Sinan Cemgil’lerin ihbarcısı Mustafa Mordeniz’in İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşları tarafından sorgulanıp ölümle cezalandırılması bu dayanışmanın devrimci harekete egemen olduğunun başka bir örneği-kanıtıdır… Bugün belli zayıflıklar taşısa da devrimci hareket tarihinde bir dizi olumlu örnekten söz etmek tamamen mümkündür. Ancak, özellikle bugün devrimci hareketin bu dayanışma kültürü ve devrimci yapılar arası samimi ilişkiyi Mahir ve İbo’ların pratiğinden görmesi, elbette bu pratikten öğrenmesi elzemdir.

6 Mayıs 1972 tarihinde Denizlerin idam sehpalarına onurlu yürüyüşü ve 18 Mayıs 1973 tarihinde Amed zindanlarında aylarca süren ağır işkencelere karşın ‘’ser verip sır vermeyerek’’ ölümsüzleşen Komünist önder Kaypakkaya’nın temsil ettiği kızıl direniş ruhu, devrimci direniş, devrimci kararlılık ve devrimci dayanışma bilinci itibarıyla 30 Mart 1972 direnişiyle aynı damardan beslenirler.

Kızıldere katliamı devrimci hareket açısından ağır darbe olmakla birlikte, THKP-C ve THKO’nun daha ilk yıllarında aldığı ilk örgütsel yenilgisi olarak da özel bir anlam taşır.

Kızıldere devrimci hareket önderlerinden Mahir Çayan ve dokuz arkadaşının katledilmesi bakımından devrimci hareketin büyük bir kaybı olmakla birlikte, devrime bağlılık zemininde feda ruhuyla sergilenen kararlı direniş tavrı ve devrimci dayanışma kültürü açısından devrimci hareke kazandırılmış büyük siyasi hazine ve mirasın da yatağıdır. Kızıldere, her türden teslimiyet ve pasifizme karşı keskin devrimci bilinç ve kararlılığın ölüm pahasına yükseltildiği bir direniş mevzisi, coğrafyamız evrimci hareketinin ortak kazanım ve değeridir.

Bu anlamda Kızıldere’nin siyasal muhtevası salt faşist bir katliama indirgenemez, böyle kavranamaz. O, destansı bir direnişin tarihi, devrimci kararlılığın yüksek ifadesi ve devrimci iradenin yenilmezlik tutanağıdır. Kızıldere’nin en derin ve en gerçek anlamı işte budur.

Bir kez daha Kızıldere direnişini selamlıyor, Mahir’lerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.”

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

İlk iki gün de ‘HAYIR’ önde ama yetmez…

Mart 29, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 16 Nisan’da yapılacak referandum için Avrupa’nın 6 ülkesinde 27 Mart’tan itibaren oy verme işlemi başladı Hayırcıların yoğun ilgi gösterdiği oy kullanımı 9 Nisan’a kadar devam edecek

BRÜKSEL (29-03-2017) Türkiye’de Başkanlık sistemi için 16 Nisan’da yapılacak halk Referandumu için bütün taraflar yoğun bir çalışma içerisinde. AKP-MHP “Evet” blokunun karşısındaki “Hayır” cephesinin listesi de oldukça kabarık. HDP, CHP, sendikalar, sivil toplum kuruluşları İslamcılar, sosyalist hareketler olmak üzere toplumun birçok katmanları bu cephede buluşuyor. Birçok kesiminin “Hayır” gerekçesi farklı olsa da ortak noktaları ise tek adamlık rejimine ve faşizme “Hayır”. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da yapılan anketlerde, “Hayır”ın “Evet” önünde olduğu görülürken her iki tarafta 2 milyon 895 seçmenin yaşadığı yurt dışında çalışmalarına hız vermiş durumda. 27 Mart’tan itibaren ise Avrupa’nın Almanya, Fransa, Belçika, İsviçre, Avusturya, Danimarka’da da oy kullanımı başladı. Referandum için oy verme işlemi 9 Nisan’a kadar devam edecek.

AKP CAMİLERİ ÜS OLARAK KULLANIYOR

Avrupa’nın 6 ülkesinde kullanılan oy oranı, 70 bin civarı. Bu oran 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimlerine göre değerlendirildiğinde oldukça yüksek. Bu iki günlük bilançoda özellikle “Hayır” oyunun önünde olduğu görülüyor. Bunu gören AKP başta Almanya’nın bazı kentleri olmak üzere hilelere başvuruyor. Bazı iddialara göre seçmenlerin “Evet” oyu kullanması için para dağıttığını ve hilelere vurduğu ortaya çıktı. Strasburg ve Düsseldorf kentinde hilelerin belgeleri olduğu iddia ediliyor. AKP Avrupa’da özellikle diyanete bağlı cami, konsolosluklar ve devlet kurumlarını kendi büroları gibi kullanıyor. Özellikle daha önce Almanya’da ajan imamlarla gündeme gelen camiler, üs konumunda.

OY KULLANILAN YERLER

1 milyon 410 bin 248 seçmenin yaşadığı Almanya’da oy kullanımı şu kentlerde yapılıyor: Berlin, Düsseldorf, Essen, Frankfurt, Hamburg, Hannover, Karlsruhe, Köln, Mainz, Münster, Stuttgart, Dortmund, Hannover, Münih ve Nürnberg gibi kentlerde oylarını kullanıyor. Avusturya’da ise 106 bin 779 seçmen yaşıyor. Bu ülkedeki seçmenler ise, Viyana, Bregenz ve Salzburg, konsolosluklarında oy kullanıyor. 132 bin 688 seçmenin yaşadığı Belçika’da da Brüksel ve Anvers’de sandıklar kuruldu. 318 bin 342 seçmene sahip olan Avrupa’nın en büyük seçmen sayısına sahip olan Fransa’da ise başkent Paris, Bordeaux, Lyon, Marsilya ve Nantes’te oy kullanılıyor. İsviçre’de 94 bin 32 seçmen, Cenevre, Zürih ve Bern’de sandık başına gidiyor. Danimarka’da ise 33 bin 621 seçmen başkent Kopenhag’ta oy kullanıyor. 6 ülkede şimdiye kadar en çok oy kullanılan merkez ise Almanya’nın Essen kenti oldu.

Norveç’te 1 Nisan, Hollanda’da 5 Nisan, İngiltere 6 Nisan, İsveç ise 8 Nisan’dan itibaren seçmenler oylarını kullanabilecek.

‘9 NİSAN’A KADAR SEFERBER OLALIM’

Avrupa’da yapılan oy kullanımına ilişkin ANF’ye konuşan KCDK-E Eşbaşkanı Yüksel Koç, AKP’nin Türkiye ve Kürdistan’da başvurduğu hilelere burada başvurduğunu belirterek, “Devletin bütün imkanlarını burada da kullanıyorlar. Onun için her kesin mutlaka sandığa gidip oyunu kullanmalı. Çünkü Avrupa oyları bu referandumda belirleyici olur. Newroz’da nasıl bir direniş ile AKP politikalarını boşa çıkartıldıysak, referandum da kullanılan her oy buna karşı çıkmasıdır. Evet oyu Kürdistan’daki AKP politikalarının kurumsallaşması anlamına geliyor. Onun için her kes sandığa gidip hayır oyunu kullanmalı” diye konuştu.

Koç, daha 12 günlük bir zamanlarının olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: “Bu zamanı çok iyi değerlendirirsek sonuç alırız. Kapı kapı dolaşmalıyız. Çünkü birçok AKP ve MHP seçmenin kafası karışıktır. Eğer iyi çalışırsak bu insanları örgütleyebiliriz.”

Muhalif, Kürt ve demokratik kesimlere de Koç “Oy kullanmamak gafletliktir. Onun için bütün bölgelerde otobüsler tutulmuş, seçmenleri sandık başına götürüyoruz. Gidemiyorsa en yakınındaki hayır platformuna haber versin. Gün evde oturma günü değil. Hesap sorma günüdür. Tek adamlık sistem ve faşizm ancak bu şekilde yenilir” diye konuştu.

ANF

adhk tarafından

Münih TKP/ML davasında Devrimci tutsaklardan Deniz Pektaş mahkeme heyetine suç duyurusunda bulundu

Mart 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Münih (28-03-2017)  Dün 48’inci duruşması yapılan Münih TKP/ML davasında Devrimci tutsaklardan Deniz Pektaş mahkeme heyetine suç duyurusunda bulundu

17-03-2017 Cuma günü görülen duruşma sonrası Tutsakların hapishanelere götürülmesi esnasında polis arabaları trafik kazası yapmış ve Polis aracında bulunan Deniz Pektaş`ın  kafası cama çarpmış ve fenalık geçirmiştir.Trafik kazası sonrası Hapishaneye gidildiğinde Deniz Pektaş doktora çıkarılmadığı gibi, 5,5 saat camsız ve havasız açık tuvaleti olan lağım kokulu bir hücrede bekletilmiştir. Ancak ertesi gün Deniz Pektaş ın ısrarı ve itirazları üzerine doktora götürülmüştür.

Deniz Pektaş suç duyurusunda ve kamuoyuna yönelik olarak sunduğu 4 sayfalık savunmasında; ” Sayın Yargıçlar, 2 yıla yakındır tutukluyum ve son bir yıldır yürüttüğünüz mahkemeniz tam bir tiyatrodur. Gülünçsünüz… Bu davanın politik bir dava olduğunu herkez biliyor. Siz bana ve diğer yoldaşlarıma devrimci mücadelmizden dolayı cezalar vererek özgürlüğümüzü ve mücadelemizi engellemeye çalışıyorsunuz. Bunun bilincinde olarak sizlerin mahkemelerinin tarafsız olmadığını biliyoruz ve mahkemenizi tanımıyoruz. Bizler devrim,sosyalizm ve komünizm mücadelesi yürütmeyi göze alırken hert türlü baskı ve zulme mağruz kalacağımızı da göze aldık. Bu zulüm ve baskı politikalarınız bizleri asla yıldıramaz. Biz işçi sınıfı ve ezilen halkların özgürlüğü, kurtuluşu için mücadele ediyoruz. Bundan da vazgeçmeyeceğiz ! Bunu ifade ederek sizin tutukevlerinizde yapılanlara ve bana yönelik uygulamalarınıza dikkat çekmek istiyorum.

Alman hapishanelerinde sistematik olarak uygulanan tecrit, kitap ve dergi kısıtlaması, TV yasağı, Hücrelerin Köpeklerle aranması, Tutuklulara yönelik hakaret edici baskı ve davranışlar İşkencenin çeşitli biçimleridir. Ben Trafik kazası geçiren polis aracından sonra hastahaneye götürülmek yerine Kapalı, camsız ve havasız bir hücrede 5,5 saat tutularak insanlık dışı kötü bir muameleye mağruz kaldım.Yüksek tansiyon ilaçlarım verilmedi, aksine sürekli kaldığım hücreye değil başka camsız ve havasız açık tuvalet olan lağım kokulu bir hücrede tutuldum. Bu yapılanda insan yaşamına önem vermeyen faşist bir uygulamadır. Alman hapishanelerinde yapılan tüm baskıcı uygulamalar, Demokrasi havariliği yapan Alman Emperyalist sisteminin baskıcı devletinin politiklarıdır. Sadece gardiyan ve polis hatası olarak gösterilemez. Emperyalist kapitalist sömürü sistemlerinin mücadele eden halklara, devrimcilere ve komünistlere karşı uyguladıkları faşist zulmün Almanyadaki uygulanış biçimidir. Bu anlamıyla Alman Devletinin Sistematik işkence politikasını buradan kamuoyuna ve Yargıç heyetine duyuruyorum. ” şeklinde özetlenebilecek savunması ardından Yargıçlar heyeti tek bir kelime etmeksizin suçluluk psikolojisiyle duruşmayı bitirmişlerdir.

Mahkeme salonunda bulunan tutsak devrimcilerin izleyici yoldaşları Deniz Pektaş `ın suç duyurusu dilekçesi sonrası, Mahkemenin görüldüğü salonda, ” İnsanlık onuru İşkenceyi Yenecek !” sloganını haykırarak, devrimcilere sahip çıkacaklarını polisin tüm engellemelerine rağmen birkez daha ilan etmişlerdir.

Münih Komünistler davası olarak bilinen dava 07. Nisan Cuma günü saat 9.30 da devam edecek.

http://www.atikonline.org/

adhk tarafından

ADHK’nın niteliğine dair tartışmalar bölge toplantılarıyla devam ediyor

Mart 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu –ADHK’nın geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleştirdiği 25’inci kongre sonucunda, kongre iradesince karara bağlanan “ADHK’nın niteliği, amaç ve çalışma prensipleri”nin tartışmaya açılarak bir konferansla sonuçlandırması planlaması üzerine çalışmalarına başlayan ADHK 25’inci Dönem Genel Konseyi, hazırladığı yeni taslağını bileşenlerine, yerellere ve internet üzerinden geniş kamuoyuna sunarak başlattığı tartışmaları bölgesel toplantılarla sürdürüyor.

Avrupa (28-03-2017) ADHK 25. Dönem Genel Konseyi tarafından 2016 Ekim ayında bileşenler, federasyonlar, dernekler, komiteler ve geniş kamuoyuna sunulan tartışma taslakları, dernekler üzerinden yürütülen tartışmalar sonrasında, bölgesel toplantılarla sürdürülmeye devam ediyor. Bölgesel yapılan toplantılar 26 Mart Pazar günü Almanya’nın NRW Köln, Avusturya’nın Viyana ve Innsburck şehirlerinde ve İsviçre’de bileşenlerimizin üye ve taraftarlarının katılımı ile gerçekleştirildi.

ADHK 25. Dönem Konseyi adına, tartışmaların hangi ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıktığı, neyi amaçladığı ve ADHK’nın ortaya çıkışından itibaren gelinen süreçte üzerine düşen roller bağlamında nasıl bir niteliğe kavuşturulması gerektiği üzerine yapılan ön bilgilendirmeler sonrasında, hazırlanan nitelik taslağı bölümler üzerinden bölge iradelerine sunularak tartışmaya açıldı. Tartışma süresi içerisinde bölgelerden gelen öneriler ve alternatif taslakların da sunulduğu toplantıda, katılımcılar tarafından değerlendirilen program taslağına dair somut fikir ve öneriler alındı.

ADHK’nın hangi tarihsel ve toplumsal koşulların ürünü olarak ortaya çıktığı, geçmişten günümüze ezen ve ezilen sınıflar cephesinde yaşanan toplumsal gelişmeler ekseninde kendi içerisinde yaşadığı değişim ve gelişmeler bağlanımda bugün kendini hangi nitelik ve hedeflerle konumlandırması gerektiği üzerine katılımcıların fikir ve önerilerinin alındığı toplantılarda, politik kitle örgütlerinin isimlerinin, niteliklerini karşılayan bir gerçekliğe denk düşmesi gerekliliğinden hareketle isim önerileri de yapıldı.

26 Mart’da dört bölgede yapılan toplantılarda, tartışmaların canlılğı, taslağa gelen öneri ve eleştiriler bu sürecin olumlu yandır. Konseyimiz bölgelerde gelen önerileride dikkate alarak taslağı yeniden düzenleyerek bir kez daha federasyon, dernek, komite ve bileşenlerimize sunacaktır.

Avrupa’da bütün bölgelerde, bütün bileşenlerce yütülecek tartışmaların olgunluğa kavuşmasının ardından, gelen eleştiri ve öneriler ekseninde ADHK’nın nitelgi, amaç ve hedefleri ve tüzük tartışma taslağı 25. Dönem Genel Konseyi tarafından gözden geçirilerek, 2017 sonbaharında yapılacak olan ADHK Nitelik, amaç ve hedefleri ve tüzük konferansına sunularak sonuçlandırılacak.

Tartışmaları internet üzerinden takip edip dahil olmak isteyenler, https://adhkprogram.blogspot.de linki üzerinden tartışmalara katılabilirler.