Tarihsel ve güncel olarak hapishaneler gerçekliği ve devrimci sorumluluk!

Hapishanelerde devrim ile karşı devrim arasında keskin bir biçimde devam eden mücadeleye hiçbir koşulda kayıtsız kalınamaz Hiçbir gerekçe ve politik kaygıyla hapishanelere karşı duyarsızlık asla ve asla kabul edilemez Sınıf mücadelesinin birer devrimci mevzisi olan hapishaneler her daim ve tartışmasız olarak politik mücadelemizin birinci gündemlerinden olmak zorundadır Burjuva gerici siyasal iktidarın hapishanelerde devrimci ve komünist tutsaklara yönelik saldırı ve teslim alma politikalarına karşı çıkmak ve tutsakların sesini ve soluğunu toplumsal mücadeleyle birleştirerek güçlü bir kamuoyu duyarlılığı oluşturmak proleter devrimcilerin temel görevlerinden biridir

HABER MERKEZİ (09.04.2017)- Hapishaneler her tarihsel süreçte sınıf mücadelesinin en diri alanlarından biri olmuştur. Sınıf mücadelesinin tarihsel seyrine bağlı olarak farklılıklar arz eden hapishaneler gerçekliği tartışmasız olarak sınıf mücadelesinde hep önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu gerçekliği uluslar arası komünist ve devrimci hareketin mücadele deneyimlerinden açıkça görebileceğimiz gibi kendi mücadele tarihimiz anlamında da berrak biçimde görebiliriz. Özellikle yakın mücadele tarihimize baktığımızda hapishanelerde devrim ile karşı devrim arasında meydana gelen keskin savaşım ve mücadele toplumsal mücadelenin seyrini etkileyen hatta bazı süreçlerde direk belirleyen bir muhteva taşımaktadır. Ülkemizdeki hapishaneler gerçekliği de devrim ile karşı devrim arasındaki savaşımın seyrine göre sürekli farklı muhteva ve biçimlere bürünmektedir.

Hapishaneler sınıf mücadelesinde düşmanla birebir çelişki ve savaşımın keskin biçimde yaşandığı alanların başında gelmektedir. Bu nesnel gerçeklikten dolayı da hapishaneler her tarihsel kesitte sistemin birinci hedeflerinden biri olmuştur. Toplumsal mücadelenin en diri alanlarından olmasından dolayı hapishaneler sistematik olarak sistemin sürekli saldırı ve katliamlarına maruz kalmıştır. Öncesi olmakla birlikte yakın tarihimiz açısından Ulucanlar ve 19-22 Aralık vahşi katliamları bunun en canlı örnekleridir. Sistem tarafından barbarca gerçekleştirilen bu katliamlarda onlarca devrimci ve komünist tutsak hunharca katledilmiştir. “TC” devletinin genetik kodları olan barbarlık, katliam ve zulüm geleneği sistematik olarak değişik toplumsal kesimlere uygulandığı gibi, hapishanelerde de en vahşi biçimde hayata geçirilmiştir. Tüm bu gerçekliklerden dolayı hapishaneler sınıf mücadelesinin en diri devrimci mevzilerinden biridir. Dün olduğu gibi bugünde bu gerçeklik en berrak biçimde kendini somut olarak ifade etmektedir. Somutta hapishanelerde yaşanan hak gaspları, baskılar, işkence ve buna karşı ilmik ilmik örülen devrimci direniş geleneği bu gerçekliği açıkça ortaya koymaktadır.

Hapishaneler aynı zamanda sınıf mücadelesinde kan ve can bedeli örülen devrimci direniş ve ideolojik olarak yenilmezliğin somut devrimci mevzileri olmuştur. Burjuva gerici siyasal iktidarların tüm vahşi saldırıları ve teslim alma politikaları devrimci ve komünist tutsakların devrimci direnişi ile boşa çıkarılmıştır. 1984, 1996, 2000 ölüm oruçları, Metris başta olmak üzere onlarca firar eylemi, Ulucanlar, Ümraniye, Buca ve Amed direnişleri başta olmak üzere daha burada sayamayacağımız onlarca tarihsel direniş ve mücadele geleneği ile hapishaneler devrim ve komünizm mücadelesinin mevzilerine dönüştürülmüştür. Hapishaneler yine aynı mücadele zemininde devrim ve komünizm bayrağının dalgalandırıldığı ve burjuvazinin yargılandığı mücadele arenasına dönüştürülmüştür. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanlarında burjuvaziyi yenilgiye uğratan ve kızıl direniş geleneğini kuşanan ardılları da hapishaneleri devrim ve komünizm mücadelesinin birer devrimci mevzisine çevirmiştir. Tarihi firarlardan tutalım da açlık grevleri ve ölüm oruçlarına oradan da burjuvaziyi yargılayan ve komünizmin kızıl şiarını haykıran onlarca, yüzlerce direniş ve mücadele geleneği ile yoğrularak bugünlere gelen ve hala devam eden bir tarihsel kesitin adıdır proleter öncünün hapishaneler tarihi. Süleyman Cihan’lardan, Hakkı Erdoğan’lara, Mehmet Zeki Şerit’lere, Baba Erdoğan’lara, Mustafa Kaya’lara, Cafer Cangöz’lere, Aydın Hanbayat’lara, Ender Can Yıdız’lara, Cafer Tayyar Bektaş’lara, Ali İhsan Özkan’lara, Adil Kaplan’lara, Zeynel Karataş’lara, Celal Alpay’lara, Berna Ünsal’lara, Yeter Güzel’lere, Aygün Uğur’lara, Hayati Can’lara, Ali Ayata’lara ve ismini sayamadığımız yüzlerce komünizm savaşçısının direniş ve kanıyla yoğrularak bugünlere taşınmıştır proleter öncünün hapishaneler tarihi.

Bugün sınıf mücadelesinde ve yaşamın bütün alanlarında yukarıda özet olarak ifade ettiğimiz tarihsel direniş ve mücadele kazanımlarını ve geleneğini kuşanmak tarihsel anlamda oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Hapishanelerde devrim ile karşı devrim arasında keskin bir biçimde devam eden mücadeleye hiçbir koşulda kayıtsız kalınamaz. Hiçbir gerekçe ve politik kaygıyla hapishanelere karşı duyarsızlık asla ve asla kabul edilemez. Sınıf mücadelesinin birer devrimci mevzisi olan hapishaneler her daim ve tartışmasız olarak politik mücadelemizin birinci gündemlerinden olmak zorundadır. Burjuva gerici siyasal iktidarın hapishanelerde devrimci ve komünist tutsaklara yönelik saldırı ve teslim alma politikalarına karşı çıkmak ve tutsakların sesini ve soluğunu toplumsal mücadeleyle birleştirerek güçlü bir kamuoyu duyarlılığı oluşturmak proleter devrimcilerin temel görevlerinden biridir. Devrimci tutsakları ve onların ailelerini sahiplenmek için her türlü özgün mücadele araçları ve biçimleri devreye sokulmak durumundadır. Diğer toplumsal mücadele alanlarında olduğu gibi hapishaneler alanında da güçlü birleşik bir mücadele hattı yaratmak bugün devrimcilerin önündeki kaçınılmaz görevlerden biridir. Bu tarihsel devrimci gerçeklikler ışığında hapishaneler alanına dair görev ve sorumluluklar bu alana dair çalışma yürüten örgütlenmelerin birinci dereceden inisiyatif ve sorumluluğunda olmakla birlikte bütün örgütlenmelerin asla kayıtsız kalamayacağı temel devrimci görevlerinden biridir.

Son olarak Yurtsever tutsakların çeşitli taleplerle başlatmış oldukları açlık grevleri artık kritik bir aşamaya gelmiş durumdadır. Bu bağlamda Yurtsever tutsakların başlatmış olduğu açlık grevlerini desteklemek, dayanışma ve kamuoyu duyarlılığını oluşturmak ve daha ileri bir düzeye taşımak için aile örgütlenmeleri başta olmak üzere bütün devrimci ve demokratik kurumlar üzerine düşen görev ve sorumluluklardır.

http://www.halkingunlugu.org/