Tarihsel Mirasımız Üzerinde İlerliyoruz! / Mazlum CEYLAN

Her sınıfın ideolojik, siyasal, kültürel olarak bir tarihsel geçmişi, birde geleceği vardır.  Geçmişi sınıfların ortaya çıkmasıyla bugüne kadar gelen siyasal, pratik, kültürel davranışıdır; geleceği ise, gelecek toplum tasavvurudur.

Bilinçli üretim faaliyetin ortaya çıkması veya insanın üretim sürecinde iki ayak üzerine yürümesiyle tarihimizin başlangıcı olduğu vurgusu yanlış olmadığı kanısındayız. Yani bizim; tarihimizin köklerini çok derinlerde aramamız, bize bırakılan mirasın olumu ve olumsuz yönleriyle bilmemiz, olumsuz yönlerinde arınmamız, olumlu yönlerini korumamız elzemdir.

Unutulmaması gerekir ki, bugüne kadar süren zaman diliminde kadınların ezilmişliğine karşı direnen, Orta çağ karanlığın ve köhnemiş feodal beyliğin despotluğuna karşı mücadele edenlerin haklı mücadelesi bizim geçmişimizin tarihsel kökenidir.

Modern işçi sınıfının ortaya çıkması, burjuvaziye karşı çok farklı mücadele ve örgüt biçimleriyle savaşmaları en yakın tarihimizdir. Türkiye ve K. Kürdistan topraklarında, Ermeni, Süryani, Asuri, Kürt, Alevi, Rum milliyetine uygulanan soykırım, bize bırakılan mirasımızın acı hatıralarıdır.

Paramaz ve yoldaşları, Deniz, Hüseyin, Yusuf’ların idamı, Mahir ve yoldaşların Kızıldere’de kahpece vurulması, İbrahim’in işkencede katledilmesi geniş anlamda ezilen halkın tarihsel gelişmesinde ortaya çıkan bulgular  gelecek kuşağın acı tarihidir. Dolaysıyla yaşadığımız acıları, yenilgileri ve bedel ödeyerek kazanılan  zaferleri gelecek kuşağa taşınmalıdır. Gelecek kuşak bu birikimler üzerinde yükselmelidir.

İdamlara giderken Paramaz ve yoldaşların haykırışları,

‘‘Deniz Gezmiş: Korkuyor musun Dede?

Hüseyin İnan: Biz korkumuzu Kerbela’da bıraktık Deniz Yoldaş‘‘ vurgusu, kuşaktan kuşağa gelen cürettir. 12 Eylül faşist askeri darbesi döneminde, idam edilen devrimcilerin idam sehpasına tekme vurmaları, Deniz, Yusuf, Hüseyin‘lerin cesareti onlara ilham kaynağı olmuştur. Kaypakkaya‘nın işkencede direnişi, ser verip sır vermemesi, devrimcilerin işkencede direnmesine örnek olmuştur. Düşman çemberi içinde bizler teslim olmaya değil, ölüme geldik!  Mahirin çağrısı, teslim olmamayı, direnmeyi, devrimcilere öğretmişti.

Daha geniş tutarsak, Celâlî isyanları, Babai ayaklanmaları, Spartaküs ayaklanması, Dersim, Koçgiri,  Zilan vs.  tümü devrimci hareketin tarihsel mücadele zemini oluşturmaktadır.

Geçmişi hatırlatmakla yetinemeyen, kendi tarihine sahip çıkanların daha fazla Mehmet Zeki Şerit’lerin, Cemil Okan’ların, Baba Erdoğan’ların, İsmail Oral’ların, Barbara Anna Kistler’in,Tuncay Çarıkçıoğlu’ların cesaretine mücadele biçimlerine ihtiyacı vardır. Bunların tümü geçmişe dönük olduğu, bugün bize ışık tutan tartışmaların olmadığı anlayışı yanlıştır.

Lenin bazı makalelerinde Rus devrimci siyasetine dikkat çeker. Günlük siyasal pratik sorunların çözümü veya tartışma konularını tarihin ortaya çıkardığı olgular üzerinde tartışma yürüterek siyasal teorik konularla bütünleştirir. Geçmişin tartışmaları üzerinde örneklendirerek hakikati gösterir. Sovyet sosyalist sistemi  bu olgular  üzerinde gerçekleştirir.

Kendi tarihine  burun kıvırmak, tarihin tozları olarak değerlendirmek, Ortodoks Marksizmi olarak ele almak dar deneyciliktir. Kendi pratik deneyleri dışında, toplumsal pratik tarafında doğrulandığı tarihin ortaya çıkardığı sentezleri göremeyen darlıktır. Dar deneyciler olarak bilinen bu akım, tarihin akışı içinde sürekli var olmuştur. Özelikle yeni ve eski kuşak arasında kültürel ve pratik alanda süren farklılık, bazen dar deneyci akımın teorik  maddi zemini olmuştur. Bu kaba materyalist düşüncenin sonucu, her şeyin kendisiyle başladığı zannedenlerin geleceği olması mümkün değildir.

Teorik, siyasal, pratik ve kültürel olarak geçmiş tarihimizle bütünleşmeyen,  geçmişi bugüne aktaramayanlar; kökleri olmayan ağaca benzetilir. Esen rüzgâr karşısında sallanmasına, eğrilmesine, yıkılmasına mahkûmdurlar. Ayrıca kalıcı önderligini sağlamayan kurumların, her yenilgi ve kadroların şehit olmaları akibinde, kuşaktan kuşağa aktarılan pratik tecrübede yok oluyor. Kurumların hazinesindeki birikimler de azalıyor. Bu her kurum için objektif gerçekliktir; yani bu gerçekliği görerek geçmişin köklerine daha fazla sarılmalıyız.