adhk tarafından

ADGH Köln’de mülteci gerçekliğine dönük stand ve sokak çalışması gerçekleştirdi

Şubat 29, 2016 de ADGH, ANASAYFA adhk tarafından

kllKÖLN ( 29-02-2016) ADGH NRW (Kuzey Ren Westfalya) bölge örgütlülüğü, Köln Dom Meydanı’nda ADHK’nın “Biz Buradayız Çünkü Siz Oradasınız ” başlıklı mültecilik- göçmenlik, ırkçılık ve emperyalist savaşlar içerikli kampanyası çerçevesinde almanca ve türkçe bildiri ve bilgilendirme broşürleri dağıtımı gerçekleştirdi. ADHK’nın Avrupa genelinde başlattığı, birçok ülke ve kentte paneller örgütleyip, göçmen kamplarına yapmış olduğu destek ziyeretleri gibi çalışmalarla sürdürdüğü kampanya, ADGH aktivistlerinin sokak çalışmalarıyla sürüyor. Özellikle pazar olmasından dolayı Köln Dom Meydanı’nın yoğun olduğu vakitte standt açıp kitlesel bir çalışma yürüten ADGH aktivisleri, kitlelerle mülteci gerçekliğini var eden ekonomik siyasal ve toplumsal nedenler, emp. kapitalist devletler eliyle medya vb. araçlar üzerinden halkta yaygınlaştırılmaya çaılışılan ırkçı politikalar ve sonuçlarının yanında, emperyalist savaşlar üzerine tartışmalar gerçekleştirerek, halkı konunun gerisindeki gerçeklere yönelik sorgulayıcı ve duyarlı olmaya çağırdı. Stand ve sokak çalışması turistlerde de ilgi ve merak uyandırdı. Turistlerle de göcmelik üzerine sohpetler gerçekleştiren ADGH aktivistleri, Avrupa Birliği emperyalistlerinin Ortadogu‘da paylaşım savaşında izlediği iki yüzlü savaş politikasını teşhir etmeye, emperyalist savaşların parçası olmayı reddedip; dağılıp, yağmalanan coğrafyanın halklarıyla her türlü ırkçı ve faşist saldırılara karşı dayanışmayı büyütüp özgürlük ve sosyalizm için örgütleme ısrarı mesajıyla faaliyetlerini sürdüreceklerini belirtiler.

 

adhk tarafından

ADHK, Strasburg kentinde süren oturma eylemine kitlesel ziyarette bulundu

Şubat 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

st 1ADHK, Fransa’nın Strasburg kentinde Avrupa Konseyi (AK), Avrupa Insan Hakları Mahkemesi (AIHM) ve İşkenceyi Önleme Örgütü’nün (CPT) önünde süren oturma eylemine kitlesel ziyarette bulundu

Strasburg (28-02-2016) Sur ve Cizre başta olmak üzere Kuzey Kürdistan’ın ilҫelerindeki işgal ve katliam karşı AK, AHİM ve CPT’nin harekete geҫmesi talebiyle Avrupa Konseyi önünde 22 Şubat tarihinde başlatılan ve sürmekte olan oturma eylemine desteğini sürüdren ADHK, bugün (28 Şubat 2016) tarihinde kitlesel bir ziyaret gerҫekleştirdi.

Yoğun bir kitlesel katılımla süren eylem ҫadırında bütün kitleye yönelik ADHK adına ADHK Genel Konseyi üyesi bir arkadaş tarafından selamlama konuşması yapıldı.

Kısa konuşmada; „ADHK adına sizleri selamlıyorum. Biz sizlerle birlikte, özgürlükleri uğruna bedenlerini ateşe sürenlerin, bombalar karşısında, tanklar ve panzerler, uҫaklar karşısında koca yüreklerini öne sürenler iҫin; kahramanca o mücadelede şehit düşenler iҫin buradayız. Onların mücadelesinin daha da yükseltilmesi ve başarıya ulaştırılması iҫin buradayız. Biz, ADHK olarak; bu mücadelenin bir parҫasıyız. Yaşamın neresinde olursa olsun Kürt özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşması iҫin; Kürtlerin kendi kendini yönetmesi, kendi kendisi iҫin karar vereceği aşamaya gelene kadar bu mücadelemiz sürecektir…

„Düşmanımız, düşmanlarımız silahlarıyla bizden güҫlü olabilir, ama onlar şunu bilsinlerki; halkların birlikte, özgürce ve dayanışma iҫerisinde bulunup, mücadelelerini yükselttikleri sürece, onların her türlü silah üstünlükleri boşa ҫıkacaktır. ..

„…Bizler, geҫici olarak bazı mevzilerde yenilgiye uğrayabiliriz. Ama, bu demek değildirki bizler onlar karşısında yenilgiye uğradık. Zaferler yenile yenile kazanılır, kimse zaferi bize bahşetmez, ancak biz onu kazanırız…

„…Özgürlükler ve demokratik haklar mücadelesinde birlikte mücadelemizi geliştirdikҫe başarıya ulaşabiliriz. Bizler Avrupa’da bulunanlar olarak bu mücadelenin, özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşması iҫin elimizden geleni yapmalıyız. Hepinizi saygıyla selamlıyor, şehitlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.“

st 2

adhk tarafından

“Mültecilerin ve göçmenlerin uluslararası konferansı“ devam ediyor

Şubat 28, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

hamburg-konferans-devam-ediyor 1Hamburg‘da 26 ve 28 şubat tarihleri arasında mülteci ve göçmenlerin kendilerinin organize ettikleri, “Mültecilerin ve göçmenlerin uluslararası konferansı“ yoğun tartışmalarla devam ediyor

HAMBURG (28-02-2016) – Ağustos ayında Berlin, Hannover ve Hamburg‘dan gelen aktif politik mültecilerin, Hannover‘de Almanya genelinde organize ettikleri ortak mülteci konferansının işbirliğine dayanarak, bu kez de Hamburg‘da 26 ve 28 şubat tarihleri arasında mülteci ve göçmenlerin kendilerinin organize ettikleri, “Mültecilerin ve göçmenlerin uluslararası konferansı“ yoğun tartışmalarla devam ediyor.

Tartışmalarda emperyalist-kapitalist sistemin dünya ezilen halklarına saldırıları ve bu saldırıların nedenleri yoğun bir şekilde dile getirildiği konferansta özellikle emperyalistlerin dünyanın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını daha fazla sömürebilmek için bölgelerde kendi ihtiyaçları temelinde halkları birbirine kırdırarak insanları zorunlu göçlere zorlamakta olduğu ve halklara baskı, zulüm ve ölümlerden baksa bir şey vermediği belirtildi.

Konferansta, “Biz bunları Irak`a Afganistan`a vb. ülkelere demokrasi götürmelerinden tanıyoruz. Buğun Suriye`de Irak`ta vb ülkelerde yaşananlar bu demokrasi oyunundan bağımsız değildir” denildi.

Bunun dışında uzun yıllardır Afrika ülkelerine uygulanan baskı, zulüm ve sömürü politikalarına değinildi.Zorunlu göçlerle ülkelerini terk edenlerin yollarda karsılaştıkları olumsuzluklar ve geldikleri ülkelerde yaşanan sıkıntılar dile getirildi.

ADHK`nin “Biz buradayız, çünkü siz oradasınız“ kampanya materyallerinin kitlelere ulaştırıldığı etkinlikte bir de kampanyayı kapsayan bir sunum gerçekleştirildi. Sunumda ADHK`nin kuruluş sureci, misyonu ve çalışmaları emperyalist- kapitalist dünya sisteminin geldiği boyut, bunun dünya ezilen halklarına yansıması aktarıldı. Göçmenliğin bir tercih olmadığı ve bir zorunluluk olduğu ifade edilerek göçe neden olan gerekçeler ,Türkiye-Kuzey Kürdistan`da faşist “TC” devletinin basta Kürt ulusu olmak üzere devrimci, demokrat ve ilericilere uyguladığı baskı ve Ortadoğu’da IŞİD gericiliği üzerinden yaratılan zulüm ve katliamlar ve buna karşı yaratılan mücadele ve kazanımları ifade edilerek başka bir dünyanın mümkün olduğunu, bununda bizlerin birleşerek, mücadele ederek örgütlenerek olacağı dile getirildi.

hamburg-konferans-devam-ediyor 2hamburg-konferans-devam-ediyor 4

adhk tarafından

DKH ve ADKH’den 8 Mart çağrısı

Şubat 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dkh-amblemadkh-amblemDKH ve ADKH ortak bir açıklama yaparak tüm kadınları 8 Mart’ta alanlara çağırdı

HABER MERKEZİ (27-02-2016) – Demokratik Kadın Hareketi (DKH) ve Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) “Çıplak bedenlerimizle örgütlü mücadeleyi büyütelim!” başlıklı ortak bir açıklama yayınladı

Yapılan açıklamada 8 Mart’a çağrı yapılarak; ” Yaşatılmak istenen dünyadan yaşanılası dünyayı yaratma azmi ve bilinciyle kuşanarak önderleşen kadındır özgür dünyaları yaratacak olan. Bizler bu yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde karanlığa mahkum edilmenin dayatıldığı bu günlerde aydınlığa birer meşale olmuş tüm kadınların kararlılığıyla sizleri alanlara çağırıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

ADKH ve DKH tarafından yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde;

“Savaşların, yoksulluğun, sömürünün, farklı coğrafyalara sürülen yaşamların, kadın ve nefret cinayetlerinin sürdüğü ve aynı zamanda da önderleşen kadının savaş mevzilerinde, sokaklarda gericiliğe karşı belirginleşen mücadelelerinin ışığında bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü, daha karşılıyoruz.

Emperyalist saldırganlık savaşının Ortadoğu’da yarattığı ortamda, kadim halkların yaşamak durumunda bırakıldıkları katliam ve sürgün, Ezidi kadınların köleleştirilmesi ve yine Türkiye-Kuzey Kürdistan’da AKP hükümetinin faşist saldırganlığı ile çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden katlettiği, cenazelerinin bile defnedilme olanağı tanınmadığı, bir ulusa topyekun saldırının yaşandığı bugünlerde, kazılan hendeklerle yaratılan direniş mevzilerinde direnen Kürtlerin mücadelesini sahipleniyoruz.

Bu süreçte özellikle katledilen kadın devrimcileri öldürme biçimleri, önderleşen kadından ne kadar korktuklarını gösteriyor bize. Sokakta teşhir edilen bedenlerimizdir mücadeleyi büyüten ve çıplaklığımızdır sarı sıcak güneş kadar parlak ve yol gösterici olan.

Her gün yeni bir fetva ile kadına dair hüküm veren AKP ve uşakları kadını hedefe alarak gerici ahlak anlayışlarına dayanan bir algı yaratmaya çalışıyor. Ana okullarına kadar indirilen kuran kurslarında kız çocuklarının özel hedef alınması uzun vadede yapılmak isteneni gözler önüne seriyor. Eril zihniyet kadın bedeni üzerinden tüm halklara karşı bir savaş sürdürüyor. Bu savaş sonucu yaşanan göç ve kadına yansımaları son süreçte gerek Türkiye-Kuzey Kürdistan’da gerekse de Avrupa’da farklı boyutlarda, insanlığın vicdanının almayacağı koşullarda yaşanıyor. Göç yollarında yitirilen ve Avrupa kapılarında başlayan yeni yaşamların önümüzdeki süreçlerde nasıl bir durum yaratacağını hep birlikte göreceğiz. Şu ana kadar 1 milyonu aşkın insanın Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gelmeleri ve bundan dolayı AB ülkelerinin başında bağırdıkları ‘welcome’ (hoş geldiniz) kültürü bu gün itibariyle ırkçılık hortlatılarak, göçmenlere karşı bir kabusa dönüştürülmüştür.Buna karşı duruş ise bulunduğumuz her cephede örgütlü mücadeleyi büyütmek olacaktır.

Kadına yönelik tüm bu saldırıların en savunmasınız hedeflerinden birini ise LGBTİ’ler özelliklede trans kadınlar oluşturuyor. Katiller ‘ağır tahrik’ ve ‘iyi hal’ indirimleri ile ödüllendirilirken AKP’li bakanların verdiği demeçlerle saldırıların önü açılıyor.

Yaşatılmak istenen dünyadan yaşanılası dünyayı yaratma azmi ve bilinciyle kuşanarak önderleşen kadındır özgür dünyaları yaratacak olan. Bizler bu yılki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde karanlığa mahkum edilmenin dayatıldığı bu günlerde aydınlığa birer meşale olmuş tüm kadınların kararlılığıyla sizleri alanlara çağırıyoruz.”

adhk tarafından

DHF ve Devrimci Parti’den pankart eylemi

Şubat 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

dhf-ve-dev-par-pankartDemokratik Haklar Federasyonu ve Devrimci Parti’liler, İstanbul Esenler Otogar köprüsüne ” Sur’dan Cerattepe’ye direnen halklar kazanacak” yazılı pankart astılar

HABER MERKEZİ (27-02-2016) – Demokratik Haklar Federasyonu ve Devrimci Parti’liler, İstanbul Esenler Otogar köprüsüne ” Sur’dan Cerattepe’ye direnen halklar kazanacak” yazılı pankart astılar.

Pankart Sur ve Cerattepe’de devlet güçlerine karşı direnen halkların direnişini selamlamak için asıldı.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Sur’da sivillerin olduğu bina bombalanıyor

Şubat 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

surda-catisma-200 sivilin mahsur kaldığı Sur’da çocuklarıyla birlikte bir evin bodrumuna sığınan Remziye Tosun, telefonla bağlandığı DİHA’ya, kaldıkları yerin sabah saat 04 00’ten bu yana bombalandığını belirterek, “Bulunduğumuz alana değil, resmen olduğumuz binaya düşüyor Bugün son gündür Ya girin ya da bizi ölüme bırakın” diye seslendi

HABER MERKEZİ (27-02-2016)- Amed’in Sur ilçesinde katliam tehdidi altındaki 200 sivil arasında yer alan Remziye Tosun, kaldıkları binanın sabah 04.00’ten bu yana tanklarla bombalandığını belirtti, “Bugün son gündür. Bugün öleceğiz. Ya girin ya da bizi ölüme bırakın” çağrısı yaptı.

88 gündür kuşatma altında bulunan Sur’dan art arda gelen büyük bombalama sesleriyle uyandı. Bombalamanın hala sürdüğü Sur’da saldırı altında bulunan 200 sivilden biri olan Remziye Tosun, telefonla DİHA’ya konuştu.

‘Bugün öleceğiz, öleceğiz’

Bulundukları binanın tankla vurulduğunu kaydeden Tosun, “Bulunduğumuz alana değil, olduğumuz binaya düşüyor. Gidecek yerimiz de yok. Tanklar rastgele atıyor” bilgisini verdi.

Sur’da büyük bir vahşet uygulayanların “koridor açtık, çıkmadılar” şeklinde yalan propaganda yaptıklarına işaret eden Tosun, “Sabah 04.00’ten bu yana binamız tankla vuruluyor. Biz en alt kattayız. Görseniz gerçekten şaşırırsınız, nasıl yaşadınız burada diye. Bomba, tank ne kullanmıyorlar ki. Eğer bu durumdan sağ kurtulursak size binayı göstereceğiz ne durumda diye. Gerçekten şu ana kadar nasıl ölmemişiz ona şaşırıyoruz. Tankla vuruluyor. Biz en alt kattayız. Lanet gelsin diğer ihtiyaçlardan vazgeçtik, tek kaygımız çocuklarımızın canıdır. Sabahtan bu yana çok yoğun saldırı var. Tank ve kepçe sesleri geliyor. Gerçekten öleceğiz burada. Son gündür. Ya girin ya da kökten bizi ölüme bırakın” şeklinde konuştu.

Sur’daki sivillerin ölüme terk edilmemesi gerektiğini kaydeden Tosun, “Biz ölürsek buradaki bütün aileler olarak öyle kararlaştırmışız, kimseyi cenazemizde istemiyoruz” dedi.

Bulundukları alanda üç yetişkin üç çocuk toplam altı kişi olduklarını kaydeden Tosun, şunları söyledi: “Çocuklar artık ‘Biz burada öleceğiz’ diyor. Biz kendimizi ölüme hazırladık. Biz sizden çoktan umudu kestik. Gerçekten kestik. Sur’daki herkes için bugün son gün, herkes katliamla karşı karşıya. Eğer biz burada ölürsek kimse gelmesin. Cenazemizi de alıp kollarınızda gezdirmeyin. Gerçekten Balıkçılarbaşı’nı artık yasaklayın, ondan aşağısına kimse girmesin. Çocuklarım uyanıktır. Korkudan ağlıyorlar. ‘Bugün öleceğiz, öleceğiz’ diyorlar. 9 yaşındaki kızım (Şevin Tosun) kendini ölüme hazırlamış. ‘Anne korkma zaten öleceğiz’ diyor.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

“Mültecilerin ve Göçmenlerin Uluslararası Konferansı“ Hamburg’da başladı

Şubat 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

cropped-header_website2

HAMBURG (26-02-2016) 2015  Ağustos  ayında Berlin, Hannover ve Hamburg‘dan gelen aktif politik mültecilerin, Hannover‘de Almanya genelinde organize ettikleri ortak mülteci konferansının  işbirliğine dayanarak, bu kez de Hamburg‘da 26 ve 28 şubat tarihleri arasında mülteci ve göçmenlerin kendilerinin organize ettikleri,  “Mültecilerin ve Göçmenlerin Uluslararası Konferansı“ organize ediliyor.  “Mültecilerin ve göçmenlerin hakları için –Politik Mülteci mücadelesi. Nasıl devam etmeli? Göçmen ve mültecilere karşı geliştirilen savaşı durdurun!“ başlığıyla deklare edilen ortak metinde ‘Mültecilerin ve göçmenlerin politik mücadelelesinin en önemli sözlerini toplayan‘ konferansa katılma çağrısı yapıldı.  26 şubat cuma günü  (bugün) yapılan basın toplantısıyla başlayan Konferansta ADHK da  „biz buradayız, çünkü siz oradasınız“ başlıklı kampanyasıyla yer alıyor. 27 şubat Cumartesi günü bir sunum gerçekleştirecek olan ADHK, üç günlük konferans boyunca bir de atölye oluşturacak.

Farklı yerlerden gelen mültecilerin, göçmenlerin ve gönüllü aktivistlerin çeşitli aktiviteler etrafında tecrübelerini ve fikirlerini paylaşacakları ve üç günlük bir kampanya şeklinde ele alınan konferansla, mültecilere ve kurmuş oldukları ağlarına güç verip geliştirmenin yanı sıra, yürütülecek tartışma ve forumlarla mülteci ve göçmenlik gerçekliğinin arka planı, güncel durumu, göçmen ve mültecilerin hak alma mücadelesinden politik mücadelelerine, var olan  mücadelesinin hareket alanlarının genişletilmesine dair  yeni olanaklar yaratılması hedefleniyor. Mülteci ve göçmenlerin yaşam koşullarını olumlu bir şekilde değiştirebilmek için somut fikirler üzerine ortaklaşmaya dönük konferansta, ele alınacak başlıca noktalardan bazıları şöyle;

  • Mültecilere karşı geliştirilen yeni ve sıkılaştırılmış kanunlar
  • AB‘nin sınırlarındaki koşullar ve mücadeleler
  • Sınır dışı etmeler,
  • Irkçı saldırıların artması,
  • çeşitli sebeplerle kaçmak ve göç etmek zorunda bırakılan kadınların durumları, talepleri ve mücadeleleri
  • Mültecilerin kendi örgütlenmeleri ve bugüne kadar mültecilerin politik mücadelelerinin başarıları,
  • Devletin propagandasını yapıtığı “iyi‹ ve ›kötü‹ mülteci ayırımı.
  • Müslümanlara ve Roma/Sinti‘lere karşı olan ırkçılık
  • Ayrıca konferansta merkezi kaçış nedenleri konu edilecek: kovulma, mülkiyete el konulması, ekolojik temellerinin yok edilmesi, sömürge ve savaş.

Konferans bilgilerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://refugeeconference.blogsport.eu

http://refugeeconference.blogsport.eu/2016/01/23/aufruf-zur-beteiligung-aufruf-fuer-erfahrungen-aufruf-fuer-vorschlaege/

12771553_10207501399086049_4932212058562125595_o 12779154_10207501399206052_794112050374727970_o 12768339_10207501399326055_6352840066147058452_o 12764521_10207501399366056_7593259741853266553_o 12779128_10207501399246053_8543620064147575861_o 12768130_10207501399446058_6742620943022101827_o

adhk tarafından

Duisburg’da ADGH aktivistleri, bildiri ve broşür dağıtımı gerçekleştirdi

Şubat 26, 2016 de ADGH, ANASAYFA adhk tarafından

duDuisburg (26-02-2016)  ADGH aktivistleri Duisburg merkezde bildiri ve broşür dağıtımı yaparak, ADHK’nın ‘Biz Buradayız, Çünkü Siz Oradasınız’ adıyla yürüttüğü göçmenlik kampanyasını kitlelere taşıdılar. ADGH aktivistleri Duisburg Formun önünde kitlenin yoğun olduğu saatlerde bildiri ve broşür dağıtımı yaparken, aynı zamanda kitlelerle bire bir tartışma ve fikir alış verişi yürütülüp kampanyanın içeriğine ilişkin olumlu tepkiler alındı. ADGH aktivistleri, genelde Avrupa’da özelde ise Almanya’da yükselen ırkçılığa, neo-nazi örgütlerinin giderek güçlenmesine, emperyalistlerin Orta Doğu’da yürüttükleri haksız savaşlara karşı, mücadelelerini yükselteceklerini belirttiler.

adhk tarafından

Emperyalist gerici savaşlara karşı tek panzehir devrimci savaşlardır

Şubat 25, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

savasOrtak hareket ve birliklerin gerçekleştirilmesinin sorunsuz düz bir süreç olarak algılanıp basite indirgenmesi hayal edilemez-edilmemelidir Ancak bu gerçeğe rağmen, sosyalist, devrimci, ilerici güçlerin ortak düşmana karşı ortaklaşan savaşımda bir araya gelip güçlerini birleştirmeleri ve ortak eylemde bulunmaları da bir zorunluluktur Bu zorunluluk devrimci kaygılardan beslenen bir zorunluluktur. Dahası sorun ve zorluklarına rağmen, sınıflar arası mücadelede devrimci sınıf güçlerinin ortak düşmana karşı mücadele zemininde bir araya gelmeleri reddedilemez bir görevdir Bunda ideolojik mücadele öncelenerek siyasi mücadele ötelenemez. Siyasi sınıf düşmanlarına karşı siyasi savaş esas, sınıf etkilenmeleri ve sınıf tezahürünün bir sonucu olan ideolojik mücadele (yok sayılmama şartıyla) ikincildir. Ki, ideolojik mücadelenin daha da netleşip keskin ayrışımlara oturmasının en gerçek zemini keskin siyasi savaş şartlarıdır

HABER MERKEZİ (25-02-2016)- Gazetemizin 116. sayısında “Emperyalist gerici savaşlara karşı tek panzehir devrimci savaşlardır” başlıklı perspektif-analiz yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Ortadoğu eksenli olma kaydıyla dünya ölçeğinde yoğun ve hızlı gelişmelerin yaşadığına tanık olmaktayız. Öyle ki, mevcut çelişki ve gelişmeler takip edilip tavır takınılmaya zaman tanımayacak kadar hızlı değişmekte, bir gün içinde başka bir niteliğe bürünmekte, daha ileri gelişmeler boyutuna taşınarak rutin dışı aksiyonlar kaydetmektedir. Emperyalist bloklar arası çelişki ve çatışmalardan, bu çatışmaların keskinleşmiş düzeyinden bağımsız olmayan söz konusu tarihsel süreç ciddi gelişmelere gebe olup, önemli siyasi gelişmelere uygun koşullar ve elbette uygun devrimci şartlar barındırmaktadır. Emperyalist strateji ve çatışmalara kayıtsız ve alakasız olmayan, aynı zamanda Ortadoğu gelişmelerinden tecrit olmayan Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın da konjonktürel şartların atmosferinde olup aynı koşul ve özellikler taşıdığını, daha da önemlisi Kuzey Kürdistan’da cereyan özel koşulları açısından daha ağır ve keskin bir süreçten geçtiğini söylemek yetersiz değilse, tam isabettir. Gerek hâkim sınıflar(devlet) cephesinde ve gerekse de devrimci sınıf hareketi cephesinde dinamik bir sürecin yaşandığı ve devam edeceği, sıra dışı bir sürecin aktüel olduğu ve olacağı bilinmek durumundadır.

Özellikle Suriye çatışmasında “çözüm” arayışlarının Cenevre Görüşmeleri’nde açıkça başarısız kalması ve bu başarısızlığın arkasında yatan emperyalist hegemonya çatışmasının yol açtığı derin gerçek, emperyalist paylaşım savaşı tehdidi olarak büyük felaketlere kapı aralayan dinamik durum olarak insanlığın karşısında durmaktadır. Suriye’de emperyalist gerici çıkarlar uğruna yol açtıkları ve bizzat yaşattıkları gerici çatışma ve savaşla mal oldukları büyük insani dram ve acılar emperyalist haydutlara yetmedi ki, şimdi bir dünya savaşına hazırlanmakta, bu savaştan söz etmekte ve alenen dile getirmekten çekinmemektedirler. Suriye’de planlanan kara operasyonu kimi emperyalist haydutlarca bir dünya savaşının patlak vereceği son damla olarak değerlendirilirken, diğer emperyalist haydutlar hegemonya ve nüfuzları uğruna bundan geri durmamakta, insanlığı felakete sürüklemekten beis duymamaktadırlar. Duymamaktadırlar çünkü emperyalist sistem veya emperyalist gericilik ve emperyalizm tam da budur: Savaş, kriz, bunalım ve buhran… Ne ki, her emperyalist paylaşım savaşı sürecinin büyük insani kıyımlara yol açmasının yanı sıra, emperyalist gericiliğe karşı devrimci sınıf iktidarları ve ulusal bağımsızlıklara yol açan devrimci sınıf ve ulusal kurtuluş savaşlarıyla sonuçlandığı unutulamaz. Bir avuç kan emici haydut, gerici çıkarları uğruna toplumları kana boğup kan gölüne çevirirken buna karşı başkaldırı ve uyanışın gündeme gelmemesi tasavvur edilemez. Nasıl ki, diğer emperyalist paylaşım savaşları devrimlere ve devrimci iktidarların doğmasına yol açtıysa, bugün de aynı toplumsal patlamalar ve devrimci değişimler kaçınılmaz olacaktır. Dünyada yaşanan gerici çatışma ve savaşların, dolayısıyla ezilen ulus ve emekçi halkların yaşadığı büyük acıların kaynağı ve yaratıcısı emperyalist dünya gericiliğiyken, bu gerici çatışma ve savaşların sonuçları da buna kaynaklık yapan emperyalist gericiliğe fatura edilecek-olacaktır…

Yukarıda özetle işaret edilen bu koşullarda devrimci sınıf mücadelesinin temel bir ihtiyaç olup evrensel olarak tayin edici rolde durduğu açıktır. Aynı biçimde bilinçli sınıf hareketinin tarihsel sorumluluk ve görevlerle karşı karşıya olduğu da ortadadır. Elbette sınıf mücadelesi salt bilinçli sınıf hareketinin karşı karşıya olduğu sorumluluk ve görevlerle sınırlı dar bir alan değildir. Bilinçli-örgütlü sınıf hareketinin yanı sıra, biçimsel açıdan özgünlükler taşıyan değişik çelişkiler zeminindeki toplumsal muhalefet ve dinamikler, somut siyasal süreçte demokratik mücadelede çıkarı olan ve onunla bütünleşen etnik, inançsal ve cinsi ayrımcılığa karşı ve bu ayrımcılığın mağduru olan, aynı zamanda çevreci-yeşilci, doğacı vb. tüm güçler de aynı yelpazede yer almakta, süreçte rol oynamaktadırlar. Sınıf mücadelesi stratejik yerde duran ve son tahlilde tayin edici eylem de olsa, mücadele süreçlerine, toplumsal ve ulusal çelişkilere ve baskılara bağlı olarak ilerici rol oynayan tüm güçler somut tarihsel koşullarda rol oynar ve devrimin müttefiki olarak anlam kazanırlar. Dünya ölçeğinde bu müttefiklik anti-emperyalist, anti-faşist harçla karılırken, dünya gericiliğine tabi tek tek gericiliklerde-parçalarda müttefiklik zemini somut olarak içerik kazanır, kazanmalıdır. Büyük-küçük, devrimci-demokratik, sınıfsal-ulusal gibi nitelik ve nüanslar öne çıkarılmadan bütün bu dinamiklerin verili toplumsal ilerleme veya değişim sürecinde sınıflar mücadelesi lehine rol oynayacağı, oynaması gerektiği bilince çıkarılarak buna uygun adımların atılması sürecin önemli görevlerindendir. Zira bu güçlerin ortak zeminde buluşturulması doğrudan sınıf mücadelesinin geliştirilmesi ve sınıf mücadelesinin bir konusudur.

Sınıf mücadelesi ve birleşik mücadele

İster sosyalist-devrimci, ister demokratik-ilerici nitelikteki dinamikler olsun, ister büyük siyasi-örgütsel hareketler ve isterse de küçük örgütsel güçler olsun, hepsinin ortak mücadele zemininde görece birleştirilmesi hiçbir kaygı ve dar yaklaşıma prim verilmeden gerçekleştirilmesi gereken önemli bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç tek tek her parçada somut olarak ele alınıp biçimlendirilmesi gerektiği gibi, uluslararası örgütlenmede-örgütte de somut karşılığa kavuşturulmak durumundadır. Uluslararası komünist birlik, uluslararası devrimci birlik ya da anti-emperyalist cephe gibi enternasyonal örgütlenmeler ve kuşkusuz ki bunların bölgesel örgütlenme biçimleri tarihsel ödev olarak öne çıkmaktadır. Elbette aynı ihtiyaç her coğrafya somutunda da ülke ölçekli birleşik örgütlenme zemininde; cephe, ittifak ve eylem birliklerini oluşturmada karşılık bulur-bulmak durumundadır. Emperyalist dünya gericiliği ve tek tek parçalardaki hâkim sınıflara karşı daha etkin bir mücadelenin sergilenerek proletarya ve geniş halk kitleleri cephesinden güçlü bir karşı koyuşun hayata geçirilmesi için bu güçlerin sığ yaklaşımlara düşülmeden birleştirilmesi devrimci görev ve zorunluluktur. Dahası, tarihsel bir sorumluluk ve görevdir!

Bu görev ve ihtiyacın salt emperyalist paylaşım savaşı veya bu tehditten doğmadığını belirtmekte özellikle fayda vardır. Gerek uluslararası örgütlenmeler ve gerekse de ulusal çapta sağlanacak ortak mücadele kurumları tamamen devrimci sınıf savaşının stratejik ihtiyaçları, somut çelişkiler bazında anlam kazanan devrimci araç ve mücadeleler bakımından tüm devrimci mücadele boyunca gereklilikle geçerlidir. Geniş halk kitleleri ve sınıfın birleştirilmesi, devrimin kendi güçleriyle buluşturulması ve devrimci iktidarların dinamikleri üzerinde yükselmesi için bu ittifaklar, birlikler, ortaklık ve cepheler zorunlu olup her aşamanın görevleri durumundadır. Dolayısıyla, gerek uluslararası ölçekte ve gerekse de ulusal çapta doğru bularak önerdiğimiz cephe, ittifak ve eylem birlikleri ya da değişik niteliklerdeki enternasyonal örgütlenmeler sadece bir emperyalist paylaşım savaşı şartları için önerilmiş değildir. Stratejik bir sorun olarak benimsenmektedir fakat emperyalist gerici çatışma ve savaşın adeta çığırından çıktığı, emperyalist gericiliğin uzantısı olan coğrafyamızdaki gericiliğin devasa katliamlarla yürüttüğü soykırım ve koyu faşist baskılar bu örgütlenmeleri daha ivedi kılmakta, nesnel zeminini güçlendirmektedir. Dolayısıyla günün şartlarında bu birlik ve ortak harekette bulunma bilinci çok daha yakıcı öneme sahiptir…

Tarihsel sürecin yaşamsal ihtiyaçla, sınıf hareketi ve tüm ilerici güçlerin önüne koyduğu bu görev, elbette ki ideolojik mücadele ve siyasi iradenin bağımsızlığını yadsıyan salt birlikçi bir yaklaşım olarak düşünülemez. Bilakis değişik format ve zeminlerde ve ortak paydalarda da olsa ortak hareket ve birliklerin düz bir süreç, sorunsuz bir eylem olmadığı-olamayacağı açıktır. Bu realite doğrudan sınıflı toplum zemininde sınıflardan, sınıfların ideolojik etkilenmelerinden, düşünce ile eylem arasındaki çelişkiden ve nesnel bir durum olan farklı fikirlerden ileri gelir. Dolayısıyla ortak hareket ve birliklerin gerçekleştirilmesinin sorunsuz düz bir süreç olarak algılanıp basite indirgenmesi hayal edilemez-edilmemelidir. Ancak bu gerçeğe rağmen, sosyalist, devrimci, ilerici güçlerin ortak düşmana karşı ortaklaşan savaşımda bir araya gelip güçlerini birleştirmeleri ve ortak eylemde bulunmaları da bir zorunluluktur. Bu zorunluluk devrimci kaygılardan beslenen bir zorunluluktur. Dahası sorun ve zorluklarına rağmen, sınıflar arası mücadelede devrimci sınıf güçlerinin ortak düşmana karşı mücadele zemininde bir araya gelmeleri reddedilemez bir görevdir. Bunda ideolojik mücadele öncelenerek siyasi mücadele ötelenemez. Siyasi sınıf düşmanlarına karşı siyasi savaş esas, sınıf etkilenmeleri ve sınıf tezahürünün bir sonucu olan ideolojik mücadele (yok sayılmama şartıyla) ikincildir. Ki, ideolojik mücadelenin daha da netleşip keskin ayrışımlara oturmasının en gerçek zemini keskin siyasi savaş şartlarıdır.

İçinden geçtiğimiz süreçte siyasi gelişmeler yaşanacaksa, bu gelişmelerin ezilen yoksul dünya halkları ve ezilen uluslarından bağımsız gelişmesine müsaade edilemez. Zira emperyalist dünya gericiliği ve sistemi şartlarında yaşanan gelişmeler doğrudan yoksul dünya halkları ve ezilen uluslarının ağır bedeller ödemesi pahasına yaşanacaktır, yaşanmaktadır. Eğer bir tarih yazılacaksa, kuşkusuz ki o tarihe son noktayı dünya proletaryası ve yoksul halkları koyacaktır. İşte bu tarihsel gelişmelere ilerici sınıflar adına müdahale etmek için devrimci sınıf hareketinin her ölçekte hazırlıklar yapması, donanımını güçlendirerek güçlerini ortak mücadelede birleştirmesi zorunlu bir şarttır. Yarınlar bugün direnen ve savaşan güçlerin gelişimine, büyük hareketler haline gelerek devrim yürüyüşüne önderlik yapmasına tanık olacaktır. Görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyenlerin ise yarınların gerisinde kalmaları kaçınılmazdır.

Suriyeli göçmen çocukların soğuk denizlere gömülen ve kıyılara vuran küçük bedenleri ne kadar dramatikse, Sûr’da, Silopiya’de, Cizîr’de bombalanıp binaların yıkıntılarına gömülen, kurşunlanarak sokaklara serilen, çıplak teşhir edilen Kürt kadını, çocuğu ve ana rahminde katledilen bebeğinin ölümü de o kadar dramatik ve acıdır… Suriye’deki kıyım ne kadar insanlık dışı ise, Kuzey Kürdistan’da uygulanan soykırım barbarlığı o kadar insanlık dışıdır, o kadar insanlık suçudur… Modern toplum ve demokrasi yaftasıyla her türlü zulüm ve barbarlığa imza atan “Batı’nın” Kürt kıyımına seyirci kalması da şaşırtıcı olmayıp ikiyüzlülüklerinin yeniden tastık olmasıdır.

Bu barbarlıkların daha da derinleşerek devam etmesinin gündemde olup önümüzdeki sürece damgasını vuracağı muhtemel olan koşullarda, proleter devrimci tavır ölüm-kalım ikilemi keskinliğinde sürece müdahil olmakla yüz yüzedir. Bütün bu barbarlıklara kayıtsız kalmak, hiçbir açıdan ve hiçbir sebeple açıklanamaz, açıklanması da mümkün olamaz.

Kısacası, proleter devrimciler bugün tarihsel önemde ciddi görevlerle karşı karşıya olduğunun bilincindedir, bu bilinçle hareket etmek durumundadırlar. Görevlerin devasa ağırlığı ortadayken, tarihsel önemi de bir o kadar ortadadır. Bu ağır görev ve tarihsel öneme karşın, proleter devrimcilerin zayıf olan örgütsel durumu, onların mevcut pratik pozisyonunu tayin eden tek unsurdur. Proleter devrimciler güçleri oranında çabalar içinde olup zayıf da olsa belli görevler sahiplenip yürütmektedirler. Elbette bunlarla yetinen bir durumda da değildirler. Ancak daha ciddi görev, pratik ve eylem çizgisi belli bir zeminde mümkündür. O halde tüm yakıcılığıyla yaşanıp his edilen sürecin ihtiyaçları, bu sürecin bizlere yüklediği tarihsel görev ve sorumluluklara cevap olmak için ertelemeden-geciktirmeden gerekli tüm donanımlar sağlanmalı, önümüzdeki sürece hazırlanmalıdır. Bu hazırlık süreci dinlenme süreci değil, bilakis nispeten küçük eylem ve çatışmalarda pişerek pratikte pişme süreci olarak algılanıp ele alınmalıdır.

Devrimci görevlerimize sarılıp, mücadeleyi büyütelim

Haklı ve nesnel de olsa hiçbir gerekçe yüz yüze olduğumuz süreçte tamamen atıl kalmanın sebebi olamaz. Ki, en zayıf örgütsel güç şartlarında bile yapılacak eylem ve etkinlikler vardır. Kuşkusuz ki bunlar örgütsel güçle orantılı olacak ve büyük-sistemli eylemsel pratikler düzeyinde olmayacaktır. Ama sokak direnişleri, protestolar, tek tek eylemler vb vs mevcut güç durumunda ötelenemez tavır ve duruşlardır. Gücümüz oranında pratik çalışma ve eylemlerle devrimci görevlerimize sarılmalı, sürecin seyircisi değil, müdahili olarak devrimci pozisyonumuzu güçlendirmeliyiz. Elbette devrimci savaş tüm görev ve sorumlulukların en ileri mevzisi ve en devrimci biçimidir. Ancak her düzey ve her nitelikte mücadele pratiği küçümsenemeden sergilenmek durumundadır.

Daha da önemlisi şantaj ve savunma amaçlı da olsa, bahsi bile içinden geçilen sürecin kırılganlığını tanıtlayan kritik bir durum olarak dünya savaşından bahsedildiği mevcut şartlarda enternasyonal örgüt-örgütlenmelerin önemi bir kez daha ve kendiliğinden açığa çıkmışken, emperyalist savaşlara karşı etkili bir mücadele ve bu mücadelenin dinamiklerinin buluşturulmasının aracı olması bakımından enternasyonalist örgütlenme ivedi görev olarak önümüzde durmaktadır. Elbette bu, salt bizlerin sorunu değil, tüm dünya komünist ve devrimci hareketinin görevidir. Aynı mantık zemininde ulusal çap veya tek tek siyasi coğrafyalarda da proletarya ve devrimci halk kitlelerinin devrimci birliği, örgütlü sınıf ve halk güçlerinin devrimci mücadelenin ortak siperlerinde buluşması aynı derecede ivedi görevdir. Yerli gericiliklerin kılması kadar dünya gericiliğinin yıkılması da zorunludur. Dolayısıyla işbirlikçi iktidarların yürüttüğü gerici savaş ve saldırganlıklara, uyguladıkları kıyım ve zulme karşı mücadele ne kadar hayati ve somut görev ise, aynı biçimde dünya gericiliğinin nüfuz ve hegemonik çıkarlarına endeksli yürüttükleri kendi çatışmalarını ezilen ulus ve emekçi halklara fatura edip ezilen yoksul dünya halklarını bir birine kırdıran gerici savaşlara karşı mücadele de aynı derecede hayati ve somut bir görevdir. Daha somut olarak Erdoğan/AKP güruhunun Kürt ulusuna karşı yürüttüğü soykırımcı haksız savaşa karşı kararlı sınıf tavrına uygun mücadele tutumunu pratikleştirmeye paralel olarak, emperyalist savaşlara karşı da aynı kararlılıkla somut mücadele ve kampanyalar geliştirerek devrimci direniş bentleri oluşturmamız ötelenemez bir sorumluluktur. Emperyalist ve bilumum gerici savaşların panzehiri yalnızca ve yalnızca devrimci sınıf savaşlarıdır. Amaçlara uygun olan hiçbir mücadele biçimi ilkesel olarak reddedilemez, bunu tamamlamak adına ise devrimci savaştan asla kopulamaz! Faşizmin, katliamın, soykırım ve barbarlığın geçerli olduğu yerde, devrimci savaş olmadan diğer mücadele biçimleri köksüz olup devrim adına gerçek bir gelişme sağlayamazlar. O halde sürece hazırlanmanın esas yönelimi buna dönük olmalıdır. Ancak demokratik alanda yükseltilecek mücadelenin sonuna kadar yükseltilmesi görevi de burjuva reformist güçlere havale edilmeyecek, burjuvaziye ter edilmeyecek kadar önemlidir.

Unutulmamalıdır ki, süreç dünya gericiliği ve onun uzantısı gericiliklerin kırım-kıyımları altında ne kadar karanlık, gerici savaş saldırganlıkları altında ne kadar acı ve dram dolu ise, aynı süreç gerici savaşlara karşı devrimci savaşların; baskıcı ırkçı-faşist diktatörlüklere karşı devrimci durum ve gelişmelerin; karanlığa karşı aydınlık şafağın; faşist baskı ve kıyıma karşı isyan ve başkaldırının; karşı-devrimci taarruza karşı devrimci sınıf mücadelesinin filizlenip boy vermesine, yeni ufukların açılmasına da o kadar uygundur. Sorun, dıştan etkinin iki yönlü çelişkinin hangi yanına müdahale edip geliştireceği, egemen hale getireceğidir. Yani, gerici ve devrimci olmak üzere ikili özellik barındıran sürece devrimci güçler mi müdahale edip çelişkinin devrimci yönünü geliştirecek, yoksa devrimci sınıf güçleri atıl kalıp gerici sınıflar mı sürece damgasını vuracak? İşte temel sorun ve sorun budur. Bu sorunu ve soruyu devrimci sınıflar lehine çözmek için tüm enerjimizle sürecin aktörü olma bilincini pratikleştiren iradeyi ortaya koymamız gerekir.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

‘Teslim olun’ çağrısına anında karşılık!

Şubat 25, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

sur-teslim-olma-videoBurjuva basın tarafından yakın zamanda yayınlanan “teslim olma” görüntüleri sosyal medyada alay konusu oldu Videoda “teslim ol” çağrısında anında karşılık veren ve “montlarınızı çıkarın” talimatı gelmeden, teslim olanlardan birinin montunu çıkarması, videonun ‘kurmaca’ olduğunu düşündürdü

HABER MERKEZİ (25-02-2016) – Burjuva basın tarafından yakın zamanda yayınlanan “teslim olma” görüntüleri sosyal medyada alay konusu oldu. Videoda “teslim ol” çağrısında anında karşılık veren ve “montlarınızı çıkarın” talimatı gelmeden, teslim olanlardan birinin montunu çıkarması, videonun ‘kurmaca’ olduğunu düşündürdü.

Burjuva medya tarafından yayınlanan videoda, çatışmaların devam ettiği Sur’da, Jandarma Özel Harekatçılar ellerinde silah olan kişilere “teslim olun” çağrısı yapıyor. Teslim ol çağrısına anında karşılık veren 3 kişiden biri ise videoda, “İnsanları zor durumda bıraktık, pişman olduk, devlete teslim olmaya karar verdik” açıklamasını yapıyor. Videoda bir asker, ‘teslim olan’ şahıslara “Gençler artık devletin güvencesi altındasınız. Bize emanetsiniz. Size kimse zarar vermeyecek” diyor.

Sosyal medyada çokça tartışılan videoda, “montlarınızı çıkarın” talimatı gelmeden, teslim olanlardan birinin montunu çıkarması alay konusu oldu. Sosyal medyada gündem olan videoda, videonun “kurmaca” olduğunu düşünenler ağırlıktaydı.

http://www.halkingunlugu.net/