adhk tarafından

Suriye kazanı kaynıyor

Ağustos 31, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Kimyasal silah kullanıldığı iddiasıyla Suriye’de incelemelerde bulunan BM heyeti Şam’dan ayrılırken ABD şimdiden savaş tamtamlarını çalmaya başladı. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan ise Suriye’ye saldırının bir dünya savaşı anlamına geleceğini belirtti

HABER MERKEZİ (31. 08. 2013)- Uzun süredir Suriye üzerinde sürdürülen savaş çığırtkanlığı emperyalistlerin iştahını kabartan Ortadoğu coğrafyasını yine kana bulamanın bilindik senaryolarla hazırlığının göstergesi. Başta ABD olmak üzere TC, İsrail, Fransa gibi ülkeler Suriye’ye saldırmak için fırsat kolluyor.

Suriye’de 21 Ağustos’ta kimyasal silah bulunduğu iddiasıyla araştırmalarda bulunan BM denetçileri incelemelerini tamamladı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığına dair raporun hazırlanmasının iki haftayı bulabileceğini açıkladı.

ABD kimyasal silah kullanıldığından eminmiş (!)

Öte yandan ABD’yse BM raporunu dahi beklemeden saldırıya geçeceğinin sinyallerini veriyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ABD istihbaratını raporuna dayanarak 21 Ağustos’ta Şam yakınlarında 426’sı çocuk 1429 kişinin hayatına mal olan sinir gazı saldırını gerçekleştirdiğini iddia ederek bu bilgilerin doğruluğundan şüphe duymadıkları öne sürdü. ABD Başkanı Barack Obama’ysa kara ekipleri kullanılmadan “sınırlı” bir askerî ‘müdahalenin’ olabileceğini belirtti.

AB’de bölünme

AB ülkeleri arasındaysa saldırı noktasında bir anlaşmazlık söz konusu. Fransa’nın sözde sosyalist Başbakanı François Hollande her fırsatta Suriye’ye saldırıda ABD’nin yanında olacaklarını vurgularken Almanya’ysa diplomatik bir çözümden yana olduklarını ısrarla belirtiyor. Kendi çıkarları çerçevesinde Suriye’ye müdahaleyi desteklemeyen Almanya Başbakanı Angela Merkel Rusya devlet başkanı Putin’le telefon görüşmesi yaptıktan sonra her iki tarafın da siyasi bir çözümden yana oldukları belirtti. Bilindiği gibi İngiltere’deyse hükümetin Suriye’ye saldırırıyla ilgili önergesi, parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda yapılan oylamada 272’ya karşı 285 oyla reddedilmişti.

Duran Kalkan: “Suriye’ye müdahale bir bölgesel savaş, Ortadoğu savaşı olur, bunu herkes görmeli”

Öte yandan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan’sa Sterk TV’de dün akşam yayınlanan Sela Sor programında Suriye’ye yönelik olası bir saldırıyı değerlendirdi. Bölge halklarının, demokrasi güçlerinin ve Kürt halkının tutumunun bu savaşa karşı çıkmak olduğunu kaydeden Kalkan şöyle konuştu; “Suriye’ye dönük bir dış askeri müdahalenin, 1989-90’dan beri var olduğu söylenen 3. dünya savaşını en kanlı, en çatışmalı bir gerçeklik haline getireceğini söyleyen Kalkan, böyle bir savaşın da sadece Suriye ile sınırlı kalmayacağını, bölgesel bir savaş olacağını vurguladı. Kalkan, “Şimdiye kadar 20 yılı aşkın süredir bu savaş, ideolojik ve siyasi ağırlıklı askeri boyutu geri planda olan bir savaş olarak var oldu. Bu da 3. dünya savaşının bir karakteri, özelliği dendi. Ama şimdi Suriye’ye bir dış müdahale olursa bu ister ABD-Avrupa-Çin-Rusya anlaşmış olarak müdahale etsinler; isterse ikiye bölünsünler ABD-Avrupa-NATO müdahalede bulunsun, Rusya-Çin İran karşı çıksın bir çatışma durumuna gelsin, hangisi olursa olsun tıpkı 1. Dünya savaşı gibi Ortadoğu’da gerçekleşen yeni bir askeri dünya savaşı haline gelir. İdeolojik-siyasi boyutlu savaş, askeri boyutlu bir savaşa dönüşür. Bu savaş kesinlikle Suriye sınırları içinde kalmaz. Irak’a yayılır. Bütün Kürdistan’ı içine alır, Türkiye işin içine girer. İran zaten içinde, Araplar zaten içinde; dolayısıyla bir bölgesel savaş olur.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Palalı saldırgan serbest bırakıldı

Ağustos 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Dün gece gözaltına alınan palalı saldırgan Sabri Çelebi serbest bırakıldı. Gezi Parkı Direnişi’nde kitleye saldıran palalı saldırgan devlet eliyle korunuyor

HABER MERKEZİ (29.08.2013)- Kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle serbest bırakılan ve hemen ardından Fas’a kaçan palalı saldırgan Sabri Çelebi, dün gece gözaltına alındı.

Hakim Fatma Şeker’e yaklaşık bir saat ifade veren Çelebi ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Hakim Şeker, “yakalama kararının savunma alınabilmesi için çıkarıldığı ve herhangi bir tutuklama tedbiri bulunmadığı” gerekçesiyle Sabri Çelebi’yi serbest bıraktı.

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Çelebi, Gezi direnişi sırasında direnişçilere palayla saldırmış ve 2 kişiyi yaralamıştı.

Gezi Direnişi sonrasında ‘polis destanın’ yanı sıra, yargının verdiği hapis cezalarıyla yazdığı ‘destana’ bir yenisi daha ekledi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

3 MKP/HKO gerillası memleketlerine uğurlandı

Ağustos 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

29 Ekim 1994’te şehit düşen 3 MKP/HKO gerillasının cenazesi Alibeyköy Cemevi’nde yapılan tören sonrasında defnedilmek üzere memleketlerine gönderildi

HABER MERKEZİ (29.08.2013)-Yeni Demokrasi Aile Birliği (YDAB) tarafından düzenlenen tören saat 12.00’de Alibeyköy Cemevi’nde saygı duruşuyla başladı. Cenaze töreninde “Halk Savaşçıları Ölümsüzdür” pankartı açıldı. 1994 yılında şehit düşen Mehmet Doğanoğlu (Pir Ahmet), Daimi Kişin (Piro Şiar) ile Nihat Aydın (Taylan) için yapılan törende Yeni demokrasi Aile Birliği (YDAB) adına yapılan açıklamda ; “29 Ekim 1994 tarihinde Dersim’in Ovacık ilçesi Ziyaret Köyü vadisi mevkiine Erzincan tarafından avlanmak için gelen korucularla karşılaşan gerilla birliği, kendilerini fark eden (ilk başta avlanmak için gelen köylüler zannettikleri) korucuları uyarmak için korucuların bulunduğu alana hareket eder. Gerillaları fark eden koruyucular alandan kaçmaya çalışır.   Diğer korucular kaçarken bir tanesi gerillaya fark ettirmeden kayalıkta saklanır. Saklandığı yere doğru giden gerillalar kayalıkta mevzilenen bu korucu tarafından Mavzer silahıyla vurulur. Keskin nişancı olan korucu saklandığı yerden gerillalara görüntü vermeyerek mavzerle belli bir mesafeden kendisine doğru gelen Mehmet Doğanoğlu (Pir Ahmet), Daimi Kişin (Piro-Şiar) ile Nihat Aydın (Taylan)’nı vurur. Çatışma seslerini duyan ana birlik bölgeye gelerek kayalıkta gizlenen korucuyu saklandığı yerde etkisiz hale getirir.” ifadelerine yer verildi.

Kitle cenazeleri omuzlarında taşırken sık sık “Halk savaşçıları öldümsüzdür”, “Yaşasın Partimiz Maoist komünist partisi” sloganları atıldı.

Mehmet Doğanoğlu (Pir Ahmet) ve Nihat Aydın (Taylan) Dersim Düzpelit Köyüne gönderilirken, Daimi Kişin (Piro Şiar) Bingöl’ün Gözeler köyüne gönderildi.

http://www.halkingunlugu.net/

 

adhk tarafından

Sivil halklara yönelik yapılan katliamları lanetliyoruz!

Ağustos 29, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

BASINA VE KAMUOYUNA

İSVİÇRE (29.08.2013) Ezen, gerici sınıfların emekci, yoksul halklara ve farklı inançlara karşı geçmişten bugüne başvurdukları en etkili susturma ve yok etme yöntemi katliamlardır. Egemen siyasal iktidarların varlıklarını sürdürebilmelerinin yolu, kendi sistemlerini “tehlikeye“ atacak veya “tehdit“ edecek unsurları ortadan kaldırmaktır. Bu gelenek yüzyıllardır bozulmadan devam ederek günümüze kadar gelmiştir.

Son yüzyılın en büyük katliamlarının yaşandığı bölgelerin başında Ortadogu gelmektedir. Özellikle zengin yeraltı kaynaklarından kaynaklı emperyalistlerin iştahını kabartan ve üzerine planlar yapmalarına neden olunan bu bölge, son yıllarda ki halk hareketleri ve buna karşı girişilen katliamlarla yeniden gündemde ki yerini korumaktadır.

Halk hareketlerinin yaşandığı ve mevcut yönetimin devrildigi ülkelerden biri Mısır’dır. Bilindiği gibi, gün geçtikçe daha yoksullaşan ve katmerli baskı altında kalan Mısır halkının, iki yıl önce başlattığı başkaldırı sonucu Hüsnü Mübarek yönetimi devrilmişti. Ancak yapılan seçimler sonucu işbaşına gelen Muhammed Mursi yönetimi de, yapısı gereği önceki yönetimin düzenini özünde devam ettirmiştir.

Bunun üzerine kitleler tekrar ayaklanmışlardır. Kitlelerin ayaklanması üzerine, Mısır ordusu mevcut düzeni korumak, gelişen halk muhalefetini bastırmak ve sarsılan konumunu düzeltmek için darbe yapmıştır. Yapılan askeri darbeye karşı çıkan kesime yönelik hunharca saldırarak vahşi bir katliam gerçekleştirmiştir. Bu katliamda şu ana kadar binlerce insan öldürülmüş binlercesi de yaralanmıştır.

Yine aynı bölgede bulunan bir diger ülke olan Suriye`de de iki yılı aşkın bir süredir Esad ordusu ve kendine “muhalif“ diyen gücler arasında çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmalarda gerek Esad taraftarları, gerekse de kendine özgür  Suriye Ordusu diyen gücler tarafında emekçi sivil halka ve yönelik katliamlar gerçekleştirilmiştir. Bunların sonuncusu gectigimiz günlerde Şam’a bağlı Guta kentinde kimyasal silahlarla yapılan katliamda cogu çocuk olmak uzere yüzlerce sivil ve savunmasız insan yaşamını  yitirmiştir.

Suriye’de ki katliamlar bunlarla sınırlı degildir. Yaklaşık bir yıl önce Rojava’daki Esad’a bağlı hükümet güçlerinin çekilmesi ile birlikte her türlü baskıya maruz kalan bölgenin gerçek sahibi Kürtler bir araya gelerek Kürt Yüksek Konseyi’ni kurdu ve bu bölgede kendi yönetimlerini oluşturdular. Bu durumdan rahatsiz olan başta faşist Türk devleti ve diğer emperyalist devletlerin desteklediği El Kaide ve El Nusra çeteleri dünyanın gözleri önünde yüzlerce Kürdü kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden katletmektedirler.

Biz İsviçre‘de faaliyetlerini sürdüren demokratik kurumlar olarak sivil ve savunmasız halklara yönelik yapılan bu katliamları kınıyor, sorumlularının bir an önce acıga çıkarılıp cezalandırılmasını istiyoruz.

İsviçre‘de yaşayan demokrat, ilerici güçler başta olmak üzere, tüm duyarlı kesimleri bu katliamları lanetlemeye ve yeni saldırılara karşı duyarlı olmaya ve tepki göstermeye çagırıyoruz.

Yaşasın Halkların Kardeşliği!

İTİF (İsviçre Türkiyeli İşçiler Federasyonu)   İGİF (İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu)

FEKAR (İsviçre Kürt Dernekleri Federasyonu ) İDHF (İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu) İABF (İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu)

28.08.2013

adhk tarafından

Londra’da Taksim/Gezi direnişi ile dayanışma çadırı

Ağustos 28, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Londra (28.08.2013) Londra Taksim/gezi direnişi ile dayanışma çadırı, 2 ağustos günü Londra’nın Manor House bölgesinde açıldı. Amacı, gezide yaşamını yitirenlere, tutulanlara, yaralılara destek olmak, Türkiyedeki demokratik mücadeleyi yükseltmek, ezilen halkların, inançların, cinslerin dayanışmasını sağlamak ve direniş merkezi olması için kuruldu.

Çadırda hergün uygun bir etkinlik kondu. Tartışma forumları, film gösterimi, work-shop lar, Taksim’de tutsak edilenlere kart gönderme, her cumartesi müzik dinletisi yapıldı. Her pazar kahvaltı forumu yapılarak çadırın yeni yürütmesi seçilir. Yürütme haftalık seçiliyor. Çadır programıda haftalık belirleniyor. Bunlar forum haftası, tutsaklar haftası, ezilen inançlar ve halklar haftası vb. gibi.

adhk tarafından

Katiller Yargılansın! Taksim Tutsaklarına Özgürlük!

Ağustos 28, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

ADGP (28.08.2013) AKP iktidarı, Gezi parkında kıvılcımı çakılan ve tüm Türkiye’ye yayılan halk ayaklanmasından intikam amaçlı saldırılarını sürdürüyor. Ayaklanmanın örgütlü güçlerine yönelik gözaltı ve tutuklama terörü kesintisizce devam ediyor. Şu ana kadar 119 gösterici tutuklandı. Halen çeşitli illerde gözaltı operasyonları sürüyor.

KCK operasyonu adı altında haksız yere tutuklanan 10 bin civarında BDP’li Kürt siyasetçi yetmedi. Yüzlerce tutuklu devrimci, sosyalist siyasetçi, gazeteci, avukat, sendikacı yetmedi… Şimdi sıra Gezi direnişinin örgütlü güçlerinde… Zalimler yeni tutuklamalarla koltuklarını sağlamlaştıracağını düşünüyor. Ama yanılıyorlar. Aslında çöküşlerini hızlandırıyorlar. Ayaklanmaya katılan 2.5 milyon insanı tutuklayacak gücünüz yok sizin.

İşte AKP iktidarının adalet anlayışı…

AKP iktidarı, göstericileri kurşunlayan, öldüren katilleri koruyup kolluyor.

Ankara-Kızılay’da gösterici Ethem Sarısülük’ü kasten öldüren polis Ahmet Şahbaz serbestçe dolaşmaktadır. Bütün delilleriyle, kamera görüntüleriyle ortada olan bu cinayet, tüm dünyanın gözü önünde işlendi.

Eskişehir’de dövülerek öldürülen gösterici Ali İsmail Korkmaz’ın katilleri, “kimliği belirsiz kişiler” hâlâ ortaya çıkarılmadı.

Ve diğerleri… Abdullah, Mehmet, Medeni… Toprağa düşen insanlarımızın sorumlularından hiçbirisi cezalandırılmadı.

Ama temel insan haklarından olan söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğü hakkını kullananlar, baskıcı, demokrasi düşmanı AKP iktidarını protesto edenler, trajikomik iddialarla, asılsız suçlamalarla intikam için tutuklanıyor. İşte AKP iktidarının adalet anlayışı…

Halklar Adalet istiyor…

Türküyle, Kürdiyle Türkiye halkları adalet istiyor.

Söz, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü istiyor.

Demokrasi istiyor. Özgürlük istiyor.

Adil, onurlu bir barış istiyor.

Katillerin yargılanmasını istiyoruz…

Almanya Demokratik Güçbirliği Platformu (ADGP) olarak, onurlu Taksim ayaklanmasını destekledik. Şimdi yeni bir görevle daha yüz yüzeyiz. Ethem’in, Ali’nin, Abdullah’ın, Mehmet’in, Medine’nin katillerinin yargılanmasını istiyoruz.

Taksim tutsaklarına özgürlük istiyoruz…

Taksim tutsaklarının serbest bırakılmasını istiyoruz. Taksim tutsaklarına özgürlük istemi, Taksim direnişini sahip çıkmanın yeni bir eşiğidir.

İlerici Alman kamuoyunu, insan hakları savunucularını, göçmen halklarımızı katillerin yargılanması ve Taksim tutsaklarının özgürleştirilmesi mücadelesine destek olmaya ve duyarlılığa davet ediyoruz…

ALMANYA DEMOKRATİK GÜÇBİRLİĞİ PLATFORMU (ADGP) 08. 08. 2013

AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu), ABM (Avrupa Barış Meclisi), ADHF (Almanya Demokratik Haklar Federasyonu), AGİF (Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu), ATİF (Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu), ADDBF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu), Avrupa Sürgünler Platformu, CENI (Buroya Aştiyê ya Jinên Kurd), Devrimci Proletarya (Yaşanacak Dünya),  DİDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu), FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu), FKÊ (Ezidi Dernekleri Federasyonu), KOMKAR (Kürdistan Dernekleri Federasyonu Almanya) Kürdistan Halkevleri (Mala Gele Kurdistan e.V.), ÖDA (Özgürlük ve Dayanişma Almanya), TÜDAY (Türkiye / Almanya İnsan Hakları Derneği ),  YEK-KOM (Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu ), YXK (Kürdistan Öğrenciler Birliği), ZAVD (Almanya ve Orta Avrupa Asuri Federasyonu)

adhk tarafından

Kolektif Yaşam

Ağustos 26, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Kolektif yaşam sadece bir grup kafadarın kendi keyfine savunduğu bir istem değildir. Bu dünya ve üzerinde yaşayan tüm canlı ve cansız varlıklar için kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Dünyanın milyarlarca yıllık serüveninin son 30 bininde ortaya çıkan insan sayıları binlerle ifade edilen topluluklarla dünyada hayat mücadelesi verirken, gelinen aşamada 7 milyarı geçmiş ve dünyada tüm doğayı ve içindeki varlıkları tehdit eden bir duruma gelmiştir.

İnsanlık sadece doğaya müdahaleyle kalmamış, aynı zamanda kendisini de sınıflara bölmüş ve adaletsiz toplumsal sistemler ortaya çıkarmıştır.

Küçük bir azınlık büyük bir kesimi acımasızca sömürmekte kar hırsı temelinde tüm zenginlikler ve doğa tahrip edilmektedir.

Bölgesel savaşlar, darbeler, savaş kışkırtıcılığı, suikastler, faili meçhul cinayetler, doğa katliamları,etnik ve inanç aryımcılığı, ırkçılık, inkar, imha, cins baskısı, zam, zulüm, sömürü ve daha sayabileceğimiz binlerce kaos cenderesinde insanlık ve doğa bağazlanmaya çalışılmaktadır. Dünyanın ve insanlığın bu zorbaca yok edilmesine siyirci kalamayız. Kalmamalıyız.

Bu adaletsiz gidişata karşı durmak tek başına yeterli değildir. Alternatif bir yaşam projesi ortaya koymak zorunludur. Sınıfsız, sınırsız aryımsız bir dünyada üretimin, yönetimin ve denetimin kitlelerce yapıldığ,ı doğanın temel alındığı bir yaşam bilimsel olarak mümkün ve zorunludur.

En özet haliyle bu yaşam kolektif yaşamdan başkası değildir.

Bu tatil kampı da, savunmak zorunda olduğumuz bu ortak yaşam hayalinin küçük bir minyatürü olarak burada tüm katılımcıların ortak emekleriyle icra edilmektedir. Her birimiz olanaklarımızı ve yeteneklerimizi birleştirerek 10 yıldır sürdürdüğümüz bu tatil kampının, bu yılda sonuna doğru yaklaşmaktayız.

Kamp sakinlerinin katkıları ve birbirleriyle dayanışmalarıyla kampımız son günlerini olumlu bir havada geçirmekteyiz.

Dün tatillerini tamamalayan bir kesim arkadaşımız aramızdan ayrıldı. Tatlı bir hüzünle yolculadığımız bu arakdaşlarla yaşamın değişik alanlarında hem karşılaşacağız hemde iletişim araçlarıyla haberleşmeye devam edeceğiz.

Bu günde emekleri ve neşeleriyle kampımıza katkı sunan bir bölüm arakadaşımız aramızdan ayrılacak şimdiden bu arakaşlarımıza iyi yolculuklar diliyor yaşamlarında başarılar diliyoruz.

(Kampın Sesi Sayı / 178 / 14 Ağustos 2013)

adhk tarafından

Gürhan-Erol Ailesi Geri gönderilmekle tehdit ediliyorlar!

Ağustos 26, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İsviçre (26.08.2013) Türkiyede siyasal çalışmalarından  dolayı maruz kaldıkları baskılanmalar ve onları bekleyen davalar can güvenliklerini tehdit ettiği için İsviçrede sığınma talebinde bulunan Orhan Gürhan, 05.01.1984 eşi Zuhal Erol ve 16 aylık çocukları Ağit Erol, „türkiyede demokrasi var“ diyen İsviçre Federal Göçmenler Dairesi (BFM) tarafından, hakkında binlerce insani hak ihlali davaları bulunan ve yine bu davalarda Avrupa insan hakları mahkemesince mahkum olan Türkiyede demokrasi olduğunu iddia ederek geri göndermek istemektedir. İnsan hak ve hürriyetinin Türkiyedeki gelişiminde İsviçre göçmenler dairesine şu örnekleri vermemiz yeterli olacağını umuyoruz.

En son Türkiye genelinde sistem karşı gösterilerde devletin ve onun kolluk güçlerinin saldırıları sonucu 6 insan öldürülmüş, yaklaşık 3 bin kişi gözaltına alınmış (bunlarda tutuklananların sayisi henüz tam olarak belli değil), yaklaşık 10 bin insan çesitli biçimlerde yaralanmıştır. Yüzlerce yazar, aydın, sanatçı bu gösterilere katıldıkları için haklarında davalar açılmış, bir zat başbakan tarafından kitle gösterilerinde teşhir ve tehdit edilmişlerdir. Bu tehditler sonucunda galiyana gelen kitleler sözkonusu sanatçı, yazarlara linç girişiminlerinde bulunmuştur. Roboskide (Uludere) yaşları henüz çocuk denilebilecek 34 kürt insanı bir zat Başbakanlık-Mit-Genelkurmay tarafından verilen emirle katledildiler. Kürtler ulusal demokratik haklar mücadelesinde  devletin jopundan, gözaltısından, infazından kurtulamamışlardır, hergün bunlara bir yenisi eklenmektedir. Kısa örneklendirmeye çalışıtığımız türkiyede demokrasinin gelişimi bu şekildeyken, isviçre göçmenler dairesinin farklı bir şekilde görmesi sınıf çıkarları gereği anlaşılır bir durumdur ama bu doğru olduğu anlamına gelmez. Isviçre Göçmenler dairesi bahsini ettiği sözkonusu „demokratik gelişimi“ doğrulamak için çabalamakta fakat türkiyenin bugünkü devlet yapılanmasında bunu ispatlamak mümkün değildir  çünkü bu tamamen bir yanılgıdan ibarettir.

Orhan Gürhan, Zuhal ve Agid Erol “türkiye demokrasisine” teslim edilmelerini istemek insanlık suçu işlenmesi demektir. İsviçre Devleti imzasının bulunduğu 1951 cenevre antlaşmasına karşı sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğun bilincinde olmaya çağırıyoruz. Gürhan-Erol ailesinin geri gönderilmesi demek en hafiften onlarca yıl hapiste kalmaları demektir. Insan hak ve özgürlüklerinden yana olduğunu söyleyenler bu durumu göze almamalıdırlar.

İsviçrede iltica statüsü için geliştirilen yasa modelleri her ne kadar referandumlarda onaylansada isviçre kaçınılmaz olarak, geçmişte olduğu gibi(yahudilerin salt geçişlerine izin vermeleri)gelecektede tarih karşısında mahkum olacaktır. Bu mahkumiyetin esas faturası kitleleri dezenformasyonlarla, manüpülasyonlala aldatanlara ve yine onlar üzerinden kendini var etmeye çalişanlara kesileceği bilinmelidir. Bu vesileyle gerici, ırkçi, faşist anlayışlara karşı mücadele etmek insanliğin geleceğini bu ülkede sağlamak anlamına gelmektedir.

Biz İDHF olarak bu mücadelede seve seve yer alırız çünkü biz insalığın vede doğanın gelecegini merkezimize koymuş bir kurumuz.

Gürhan-Erol ailesinin geri gönderilmelerini durduralım!

Birlik-Mücadele-Zafer

İDHF (İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu)

26 Ağustos 2013

adhk tarafından

DHF: Baskılar bizi yıldıramaz

Ağustos 23, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Demokratik Halklar Federasyonu , İstanbul  İnsan Hakları Dernek Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Yapılan basın toplantısında DHF: taraftarına dönük polis tacizlerini kamuoyuna teşhir etti

HABER MERKEZİ (23.08.2013)- Saat 12.00’de Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Taksim’de bulunan İstanbul İnsan Haklar Derneği’nde basın toplantısı düzenledi. DHF taraftarlarına dönük gerçekleştirilen taciz ve tehdidler kamuoyuna teşhir edildi.

Basın toplantısında Erdal Güneri yaşadıklarını anlattı: arkadaşlarımla birlikte eve dönerken benimle arkadaşlarım arasında biraz mesafe vardı. Önümü polisler kesti “… Gitar mı öğrenmeye başladın, pikniğe mi gidiyorsunuz, arkadaşlara selam söyle” diyerek Daha sonra diğer DHF’li taraftarlarının yanına araçlarını park eden siyasi polisler, evine gitmekte olan Erdal Güneri’nin tekrardan önünü kesti.  Polislerin Erdal Güneri’ye “arkadaşların ne yapıyor” , “çocuğun var yazık olur sana” , “Demokratik Haklar Federasyonu nerede”, “DHF’liler nerede gelsin seni kurtarsında görelim, seni istesek alırız”  şeklinde tehdid ettiler.

Baskılar demokratik haklar mücadelemizi engelleyemez

Erdal Güneri yaşadıklarını anlatmasının ardından basın metni okundu. Basın metninde şu ifadelere yer verildi: “DHF üye ve taraftarlarımıza yönelik son birkaç ay siyasi polis tarafından ve tehditler yönelmektedir. Gezi Parkı formlarına katılan bir taraftarımız önce sokakta tehdit edildi daha sonra ailesi aranarak çocukları illegal örgütle bağlantısı olduğu yalanı ifade ederek, tedirgin edilen aile Vatan TMŞ’ye götürüldü. Burada aileye çocuğunun katıldıkları Gezi Parkı eylemlerinin fotoğrafları gösterilerek, çocuklarının eylem ve forumlardan uzak tutmak gerektiğini çünkü yakında gözaltı baskınlarını yapacaklarını tehdidinde bulundu.

Diğer bir taciz saldırısı ise 17 Ağustos günü Zeytinburnu’nda gerçekleşti. Evine gitmek üzere olan üyemiz Erdal Güneri, siyasi polisler tarafından önce fiziki takibe maruz kalıyor daha sonra ise önü kesilerek hukuksuz bir şekilde arama adı altında taciz saldırısına uğruyor. Eşyaları didik didik aranan üyemiz, siyasi polise “arama kararınız var mı” sorusu yöneltilmesiyle beraber siyasi polisler ellerindeki bir kağıdı hızlı bir şekilde gösterip çektikten sonra, diğer faaliyetçilerimizin isimlerini telaffuz ederek “kendilerine dikkat etsinler” tehdidinde bulundu.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Suriye’de 1 milyon çocuk mülteci oldu

Ağustos 23, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

PARİS (23.08.2013) Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Suriye’deki iç savaştan dolayı yurtdışına çıkan mülteci çocuk sayısının bir milyona ulaştığını belirtirken, ülke içinde de iki milyon çocuğun yer değiştirmek zorunda kaldığını kaydetti.

BM rakamlarına göre çocuklar Suriyeli mültecilerin en az yarısını oluşturuyor. Bunların çoğu Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır’a sığınırken, giderek daha fazla sayıda mülteci Kuzey Afrika ve Avrupa’ya doğru kaçıyor.  BM’nin 11 yaş altı Suriyeli çocuk mültecilere ilişkin son verileri 750 bin çocuk mülteci olduğunu gösteriyordu.

UNİCEF, Cuma günü itibariyle Suriye dışına çıkan çocuk mülteci sayısının bir milyona ulaştığını açıkladı. İki milyon çocuğun ise ülke içinde mülteci durumuna düştüğü kaydedildi.

UNİCEF Müdürü Anthony Lake, “Bu bir milyonuncu çocuk diğerleri gibi değil, gerçek anlamda bir çocuk, evinden koparılmış, belki de ailesinden bile koparılmış, korkunçluklarla karşılaşmış” dedi.

EVLERİNİ, AİLELERİNİ VE GELECEKLERİNİ KAYBEDİYORLAR

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Gueterres ise buradaki tehlikenin  “hayatta kalma” meselesi ve “masum bir geleceğin rahatlığı” olduğunu belirterek, “Suriye’nin gençleri evlerini, ailelerini ve geleceklerini kaybediyor. Ama sınırı geçtikten sonra, travmatik ve depresif halde kalmaya devam ediyorlar, ve umutlanmak için bir nedene ihtiyaçları var”  diye ifade etti.

7 BİN ÇOCUK ÖLDÜ

BM’ye göre iki yılı aşkın bir süredir yaşanan çatışmalar nedeniyle 100 bini aşkın kişi öldü. Bunlar arasında 7 bin çocuğun olduğu belirtiliyor. BM, Irak, Ürdün ve Lübnan’da ailelerinin yanında olmadığı 3 bin 500 çocuk olduğuna dikkat çekiyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiseryası (UNHCR) her mülteci çocuğu kendi ismiyle kayıt altına aldı. UNHCR’nin sürgünde doğum yapan annelerin çocukları için doğum sertifikası alabilmeleri için yardım ediyor. Bunun çocukların “vatansız” durumuna düşmemeleri için yapıldığı belirtiliyor.

ANF