adhk tarafından

Söz, yetki, karar Dersim halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

Ocak 25, 2019 de ADHK adhk tarafından

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi) ve SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

ADHK (24-01-2019) Emperyalist-kapitalist sistemin uzun süredir içine girdiği üçüncü ekonomik ve siyasal krizin devam ettiği, bundan kaynaklı emperyalist haydutların topyökün dünya halklarına yönelik saldırılarının bütün şiddetiyle devam ettirildiği bu süreçte, Türkiye K. Kürdistan’da faşist TC devleti Türk islam sentezli AKP- MHP iktidarına “güven” tazeletmek adına yeni bir seçim aldatmacasıyla kitlelerin gelişen öfkesini silikleştirmeye çalışmaktadır.

Seçimlerin, halklarımız için bir kurtuluş olmadığını her fırsatta açıkladık ve bu yönlü söylemlerimizi söylemeye devam edeceğiz. Ancak içinde bulunulan süreci dikkate alarak (halklarımıza yönelik yürütülen saldırıların, gözaltıların, kıyım ve yıkımların sistematik bir şekilde devam ettirilerek bir korku imparatorluğunun yaratılmak istendiği bu süreçte) gündemdeki yerel seçimlere aktif olarak katılıp, faşizmin saldırılarına karşı durmayı, kitlelerle omuz omuza olmayı sosyalist mücadelenin taktik bir aşaması olarak ele alan SMF’nin yürüttüğü mücadeleyi desteklediğimizi ADHK olarak belirtmek isteriz.

Bu seçimlerin AKP- MHP faşist klikleri için ne denli önemli olduğunun kuşkusuz farkındayız. Sürekli kan kaybeden bu Türk- İslam sentezli iktidardaki faşist kliklerin her türlü hileye, yalana dolana baş vuracaklarını ve devletin bütün imkanlarını kullanarak, aslında sadece kağıttan kaplan olan iktidarlarının ne denli “güçlü” bir iktidar olduklarının çabası içerisine gireceklerini de biliyoruz. Ancak bütün bu faşist çırpınışlar nafile. Faşist AKP iktidarı aslında gerçek anlamıyla özellikle Anayasa referandumundan bu yana hiç bir dönem gösterilen oy oranına sahip olamadı. Emperyalistlerin desteği ve CHP’nin koltuk değnekliği sayesinde olmayan oylar varmış gibi gösterildi. Bir proje partisi olan AKP’nin, Orta Doğu’daki emperyalist dalaşlardan ötürü, onların çıkarları gereği iktidarda kalması gerekiyordu. Kuşkusuz başka başka nedenler de sıralamak mümkkün. Ancak şimdilik meselemiz bu değil.

Bu yerel seçimler, hakim sınıflar için olduğu kadar, devrimci- demokrat, yurtsever ve sosyalistler için de elbette ayrı bir önem arzetmektedir. Kendisinden olmayan herkese saldırıyı bir amaç haline getirmiş olan AKP- MHP faşist iktidarına karşı, geniş tabanlı bir demokratik cephenin oluşturulması, ortak düşmana karşı, ortak devrimci ittifakların yaratılması elbetteki en büyük arzumuzdur. Bu konuda SMF’nin mücadele tarihinin örnek bir tarih olduğu gerçeğini hiç kimse reddedemez. İttifaklar hiç bir zaman “hep bana, hep bana” anlayışı üzerinde şekillenemez. Karşılıklı tavizler, esnek politikalarla mümkündür. Devrimci mücadelede “büyük abi”, “küçük kardeş” anlayışlarına yer yoktur. Halkın ve devrimin çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre şekillenmek esasdır. Aynı zamanda hiç bir kurumun özgün iradesine gem vurulamaz. Bunlar sosyalistlerin vazgeçilmezleridir. Bu seçimlerde de SMF, bu zemin üzerinde hareket ederek taktik mücadele biçimini belirlemiştir. Bu seçimlerdeki tevrımızın bir yanını bu anlayış oluştururken, diğer bir yanını da Dersim’in, esasa itibariyla tarihi boyunca devlete muhalif duruşu ve devrimci yanıyla birlikte, herkes de kabul eder ki geleneğimiz açısından özel bir yerde durduğu gerçeğidir. Bundan ötürüdür ki Dersim her dönem ilgi alanımızın merkezi ve Dersim halkıyla bütünleştiğimiz bir mücadele alanı olmuştur. Dostlarımızın bu gerçeği bilmiyor olmaları düşünülemez. Bizim istem ve yaklaşımımızdan çok, dostlarımızın “sizinle omuz omuza olacağız, desteğimiz sizedir” demelerini beklerdik. Ama hayır, tam tersi bir tutumla karşı karşıya kaldık.

Dersim yerelinde daha başından itibaren HDP tabanı, yazarları, çizerleri dostane bir ilişki içinde olmak yerine, deyim yerinde ise dilmizin varmadığı hiçte hoş olmayan tutum ve davranışlar içine girerek sosyal medyada SMF’nin ilk başta aday adayı sonrasında adayı olan Mehmet Fatih Maçoğlu nezdinde aslında SMF hedef seçilerek akla hayale sığmayacak karalamalar, suçlamalar, küçümsemeler ileri sürebilmişlerdir. Yıllardır faşizme karşı, SMF geleneği ile HDP arasındaki dostane ilişkiler ve ittifaklar bir çırpıda yok sayılabilmiştir. Tüm uyarılara rağmen HDP’nin bu çirkin saldırıların önüne geçmemesi, en ufak bir resmi açıklama yapmaması meselenin tuzu biberi olmuştur. Elbette her bireyin söylemleri dikkate alınamayabilinir. Ama resmi bir yayın organındaki söylemler, hayatın gerçekliğiyle bağdaşmayan iddialar ve karalamalar düşündürücüdür. Şu söylem ciddi bir söylemdir. “Aday olan Maçoğlu’nun kazanması mevcut siyasi ortamda demokrasi güçleri açısından bir politik değeri yoktur.” Her şeyden önce Maçoğlu bir birey değildir. Biz meseleye Maçoğlu olarak değil, (ki bu yoldaşımızı önemsemediğimiz demek değildir) SMF olarak bakarız. SMF’nin kazanması durumunda bunun nasıl bir politik değeri olmuyor anlamak mümkün değil. Sosyalistleri bu denli küçümseme hakkını hiç kimse kandisinde görme hakkına sahip olamaz. HDP kazanınca politik bir değeri oluyor da, SMF kazanınca neden politik bir değeri olmuyor. Kayyum politikalarını geriletmek sadece HDP’nin tekelinde mi ? Ayrıca sosyalistlere olan bu güvensizlik niye. Kayyum atamalarında kurumumuzun tavırı açık ve net orta yerde duruyorken görmemezlikten gelmek kime ne yarar sağlar. Her bir iddiayı, karalamayı, suçlamayı ayrı ayrı ele alıp üzerinde uzun uzun yorumlar yapmayı, akla karanın karşılaştırmasını yapmayı en azından şimdilik uygun bulmuyoruz. Gerekte görmüyoruz. Fakat bunca suçlamanın, karalamanın üstüne kalem çektiğimiz, es geçtiğimiz anlamı da çıkartılmamalı. Elbette yeri ve zamanı geldiğinde dostane söylemlerimizi söyleyeceğiz. Unutulmasınki, SMF’nin Dersim yerelinde kazanması durumunda, kazanan Dersim halkı, devrimci demokratlar ve yurtseverler olacaktır. Bu faşist devletin en büyük düşmanı ve yine halkın en samimi dostları sosyalistlerdir. Bundandır ki üzülmeniz, dövünmeniz yerine sevinmeniz gerekir. SMF’nin kazanımını, kendi kazanımınız gibi görmelisiniz. Çünkü SMF, siz de kabul edersiniz ki dost, devrimci bir kurumdur. HDP’nin adayları nasıl bizleri mutlu kılıyorsa, SMF’nin kazanması da sizleri mutlu etmelidir. Dostluk, yoldaşlık bunu gerektirir.

SMF’nin bugüne kadarki yerel yönetimler deneyimleri, iktidar yürüyüşümüzün küçük küçük adımlarıdır. Özel olarakta Ovacık deneyimimiz eksiklikleri ve yetmezlikleriyle birlikte bu coğrafyanın da ötesinde kitlelerce kabul görmüş, umut olmuştur. “Nohut, Fasuliye” diyerek, gerçekleri kitlelerin gözünden uzak tutma anlayışınızı anlamış değiliz. Küçümsediğiniz o fasuliye ve nohut iktidar yürüyüşümüzde önemli bir yer tutmaktadırlar. Stratejik düşlerimiz, hedeflerimiz olan kolektifizmin, ortak üretimin, ortak paylaşımın ve ihtiyaçlara göre şekillenmenin ön adımlarıdır. Tüm ezilen kesimlerce kabul gören bu uygulamanın eksik ve gediklerini gidererek yolumıuza devam etmemizi, genişleyerek yaygınlaştırmamızı, “bir Dersim yetmez, bin Dersim gerek” şiarımıza uygun hareket tarızmızdan vaz geçmemizi kimin bizden isteme hakkı olabilir. Bizler nasıl ki ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına müdahale hakkımızın olmadığı bilincinde isek, dostlarımız da sosyalistlerin iktidar yürüşlerine müdahale etme hklarının olmadığı bilincinde olmalılar.

Sonuç olarak, bu mücadele sürecinde, faşist devlet yönetimlerinin alternetifi olarak ve devrimin bir adım öne çıkmasında rol oynayacak olan yerel yönetimlerdeki halkın alternatif yönetim şekilini birfiil pratikte halka göstermek adına, sosyalistlerin kendi politikalarını hayata geçirme çabaları onların vazgeçilmez görev ve sorumlulukları arasındadır. Halkın söz, yetki ve karar hakının geliştirilip genişletilmesi devrimin bir adım ilerletilmesinin vesilesi olacaksa komünistler bunu hayata geçirmekte en ufak bir tereddüt duymazlar. Bu asla halk saflarındaki dostlarına karşı zarar verici bir tutum değil, tam aksine onların lehine, çıkar ve menfaatlerine olan bir tutum olur. Tamda bu anlayış içinde hareket eden SMF’nin tüm adaylarını desteklemek, dolayısıyla halkı söz, yetki ve karar sahibi kılmak için çıkılan yolda yürümek ADHK ve bileşenleri olan SYM ve ADKH’nın görev ve sorumlulukları içindedir. Aynı zamanda, adaylarımızın olmadığı yerlerde sosyalist, devrimci, yurtsever adayları desteklemek, onlarla omuz omuza olmak devrimci sorumluluğumuz gereğidir.

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Devrimci Dayanışma!

Faşizme, AKP/Erdoğan İktidarının Kayyumlarına Karşı Sosyalist Adayları Destekleyelim! Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)

SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)

adhk tarafından

Kimse Yarattığı Puslu Havada Ava Çıkmasın: Kaypakkaya’nın Tarihe Vurduğu Neşter, Politik Güzergahımızdır!

Kasım 18, 2018 de ADHK adhk tarafından

SMF, “söz yetki karar doğrudan halkındır” perspektifi ile, yerel yönetimlerde programıyla yer alarak politika belirlemektedir.  Ve SMF’nin her adayı bu programı uygulama görevini bilerek aday olmaktadır. SMF’nin yerel yönetimler programına bazı eleştirilerin olması son derece normaldir… Ama bu programın hiç sözü edilmeden, SMF’nin adayları üzerinden kişiselleştirilen bazı saldırıların yapılması, tam bir burjuva siyasettir. Veysi Sarıözen ve Eylem Kahraman, köşe yazılarıyla, bu burjuva siyasetin örneklerini sunmuşlardır

Yusuf Ozan (18-11-2018) SMF’nin Dersim Ovacık belediye başkanı M. Fatih Maçoğlu’nun, Mart 2019 yerel seçimlerinde, Dersim merkezde SMF’nin aday adayı olduğunu açıklamasından sonra, genelde Türkiye-Kuzey Kürdistan ve özel olarak ta Dersim’de birçok tartışmayı kamuoyunun gündemine taşıdı. Hemen belirtelim ki, bu adaylık açıklaması, genel anlamda olumlu karşılanmış ve halk tarafından ciddi bir destek almıştır. Bu desteğin yanında, devrimci kaygılarla bazı eleştirilerin olması son derece normaldir ve özellikle belirtelim, SMF ve adayları, kitlelerden, devrimci kaygılarla gelen bu eleştirileri dikkate alarak çalışmalarına yön verecektir. Çünkü her politik çalışma ve süreç, olumlu ve olumsuz pratiklerle vuku bulmaktadır ve komünistler, kitlelerin eleştirel gücüne kendilerini sunmaktan tereddüt etmeyerek, her türlü eksik ve yanlışlarıyla hesaplaşmakta açıktırlar. Bu anlamıyla, doğru veya yanlış, devrimci kaygılarla gündeme gelen her eleştiriyi tartışma konusu yapmaktan çok, bu eleştirinin neyi anlatmak istediğini kavramak, eleştirinin dönüştürücü gücüne kendisini sunmak, kitlelerin istem ve taleplerinin, eleştirilerinin, sistemli süzgecinden geçmek, “tarihin ve geleceğin yaratıcısı kitlelerdir” ilkesini benimseyen komünistler açısından sorun teşkil eden bir durum değildir. Bu anlamıyla tartışma konumuz, daha iyisini yaratma, daha ilerisini temsil etme ve daha ileri düzeyde kitlelerle birleşme perspektifiyle gündeme gelen eleştiriler, öneriler değildir. Eleştirinin değiştirme ve dönüştürme silahı olma özelliğini kullanan, tüm devrimci dostlara, aydınlara, kitlelere söyleyecek tek sözümüz, bu tür eleştiriler bizi geliştirir-güçlendirir… Komünistler bu gibi eleştirilerden gocunmazlar.

Ama burjuva ideolojik doku ile politika yapan ve eleştiri sınırlarını aşarak saldırı-kara çalma argümanları ile devrimci-demokratik cepheye zarar veren anlayışlara karşı da net tutum almak, komünistlerin görevidir. SMF’li Maçoğlu’nun, Dersim Belediye başkanlığı için aday adaylığını açıklamasından sonra, bazı gazete köşelerinde, sosyal medya diye tanımlanan sanal alanlarda gündeme gelen bu gerici saldırıları, kitlelerle, devrimci kurum ve kuruluşlarla doğru siyasetle birleşerek geriye püskürtmek elzem bir hal almıştır. Her şeyden önce, karşı durduğumuz bu siyaset tarzı gericidir ve devrim-demokrasi saflarına hizmet etmemektedir. SMF, “söz yetki karar doğrudan halkındır” perspektifi ile, yerel yönetimlerde programıyla yer alarak politika belirlemektedir. Ve SMF’nin her adayı bu programı uygulama görevini bilerek aday olmaktadır. SMF’nin yerel yönetimler programına bazı eleştirilerin olması son derece normaldir… Ama bu programın hiç sözü edilmeden, SMF’nin adayları üzerinden kişiselleştirilen bazı saldırıların yapılması, tam bir burjuva siyasettir. Veysi Sarıözen ve Eylem Kahraman, köşe yazılarıyla, bu burjuva siyasetin örneklerini sunmuşlardır. Özellikle Eylem Kahraman’ın, sınırları aşarak yalan örnekler sunması, kuşkusuz kendisini bağlar ama hatırlatalım ki, bu siyasetin ezilen ve sömürülen halklara, mazlum uluslara-inanç kesimlerine bir getirisi yoktur. Yalan-eksik ve tek yanlı örneklemelerle, devrimci kurum ve kişileri yıpratmak, itibarsızlaştırmak, “Dersimde yaratılmak istenen tehlikeli algı” ile mücadele etme iddiasıyla bağdaşmamaktadır. O kadim coğrafyada, sömürülen halklar, ezilen ulus ve inançların kurtuluşu için, tırnağı dahi kanamış her insan, devrimci bir değerdir. Bu değeri görmezden gelerek, devrim ve demokrasi güçleri arasındaki birliği dinamitleyen, devrimci kurum ve kişileri itibarsızlaştırmaya çalışan bir anlayış, içinde bulunduğu ideolojik-politik çıkmazla hesaplaşmalıdır. Bölgenin somut sorunlarına ilişkin örgütlenen kooperatifleşmeyi, “nohut ve fasulye” denkleminde bir algı operasyonuna çevirmek, bir siyasettir, ama burjuva bir siyasettir. Burjuvazinin minderinde gündeme gelen bazı pratikleri, “radikal-devrimci” naralarla gündemleştirmek bir siyasettir, ama kirli bir siyasettir.

Bu koroya, Avrupa’da yayınlanan Özgür Politika gazetesi yazarlarından Veysi Sarısözen de aynı siyaset tarzıyla katılarak, 14 Kasım 2018 tarihli köşesinde “Örnek bir grup konuşması ve Maçoğlu’nun adaylığı” üzerine bir yazı kaleme almıştır. Dikkat çeken bir yaklaşım. Kişilerin her hangi bir konu üzerinde eleştirilerde, önerilerde bulunması gayet normal bir durumdur. Eleştiri ve önerilere katılmasak da söylenenleri saygı ile karşılarız. Buraya kadar her hangi bir sorun olmaz, ancak adı geçen başlıklı yazı eleştiri, öneri ve dostluk sınırlarını çok aşan, karalayıcı, suçlayıcı ve hatta HDP ile Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF)’yi birbirlerine düşürecek düzeyde yanlış bir yaklaşım içinde olması kaçınılmaz olarak bizi cevap vermeye götürdü. Durumu anlamak için öncelikle Veysi Sarısözen’in yazdıklarının bir bölümünü okumakta fayda var.

Veysi Sarısözen söz konusu yazısında AKP’nin Kürt belediyelerine atadığı gaspçı kayyumların yolsuzluklarından söz etmiş olan HDP eş başkanı Pervin Buldan’ın grup konuşmalarını aktarmış ve bu konuşmadan aktarmalar sonrasında sözü Dersim belediyesine getirmiş, gaspçı kayyuma eleştiriler yöneltmiş ve daha sonrasında ise hiç de ilgisi olmayan zorlamayla bir eleştiri ve öneri adı altında Dersim-Ovacık belediye başkanlığı yapmış ve oldukça da başarılı çalışmalara imza atmış yoldaşımız Mehmet Fatih Maçoğlu’nun Dersim merkez belediye başkanlığına aday adaylık girişimini konu ederek “kendine demokrat diyen her insanın, Dersim belediye başkanlığı ile ilgili alacağı kararda bu gaspı hesaba katması gerekir. Elbette herkesin seçme ve seçilme hakkı vardır. Ama birde ahlaki kurallar vardır. Hapisteki eş başkanın, onu aday gösteren DBP’nin, onu seçen halkın “rızasını” almadan gasp edilen belediye eş başkanlığına aday olmak çok büyük bir ahlaki zaafa işaret eder” belirlemesinde bulunuyor. Ayrıca Maçoğlu’nun Belediye başkanlık girişimini “kadın özgürlük hareketinin kazanımlarına karşı da yanlış bir adım olacaktır” şeklinde değerlendirip Maçoğlu’na 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde TİP’ten iki adayın HDP’ye başvurmasında izlenen prosedürü izlemesini salık vermektedir. “Bu yapılmadığında adaylık, faşist rejimin HDP’yi tasfiye etmeye yeltendiği, ona üye vekilleri, belediye eş başkanları ve muhtarları görevden aldığı, hapse attığı koşullarda yalnız büyük bir ahlaki yanlış olmakla kalmaz, aynı zamanda Dersim’de faşizme karşı mücadeleyi parçalayarak güçten düşürme amaçlı politik bir yanlış olur” diyerek “önerisini” “adaylık için HDP’ye başvurması ve onun kararına saygı duymasıdır” ile sonuçlandırmaktadır.

Özet olarak söylenen budur. Bu yazının akla getirdiği ilk şey, sanki Mehmet Fatih Maçoğlu Dersim belediyesini basmış ve gasp etmiştir. Demokratik kamuoyu da biliyor ki AKP’nin atadığı gaspçı kayyum çok önceden vuku bulan bir olaydır. Ovacık belediyesi başkanı olsun onun üyesi olduğu Sosyalist Meclisler Federasyonu olsun bu geleneğin tümünün bu gaspçı kayyumlara karşı tavrı çok açık net ortadadır. Zamanında gerekli tavrı almıştır. Ve durumun farkında olmasına rağmen Veysi Sarısözen aday olmak ile aday adayı olmayı birbirine karıştırmış ya da bildiği halde böyle ele almayı bilerek tercih etmiştir. Diğer aday adaylarımız gibi Dersim-Ovacık belediye başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu’nun da üyesi olduğu Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF)’nin ilgili kurumlarına adaylık başvurusu yapmıştır. Diğer aday adaylarımızın tersine Mehmet Fatih Maçoğlu’nun bunca görünür ve gündem olması O’nun ve Ovacık Halk Meclisinin halkçı-devrimci çalışmasındaki başarısından ileri geldiğini belirtmeliyiz. Ve çok net olarak başta Dersim olmak üzere halkın geniş kesimlerinden büyük destek görmüştür. SMF, tıpkı diğer ilerici kurumlar gibi adaylarını belirleme süreci içindedir ve bu çalışmasına devam etmektedir. Böyle olduğu içindir ki aday adaylıkları kabul etmektedir. Ve süreç devam etmektedir. Yani merkez Dersim için kesin adayın kim olacağı henüz karara bağlanmış değildir. Dahası son karar sadece dar meclis ile sınırlı kalmayacak, mümkün olan en geniş şekilde halk kesimlerin katılımıyla sonuca gidilecektir. Dolayısıyla bizim hareketimizde başkanlar ya da eş başkanların burjuva yasal-hukuki prosedürün yerine getirilmesi zorunluluğundan başka bir anlamı yoktur. Son karar esas olarak ve en başta da kadınlar olmak üzere, şartlar el verdiği ölçüde, gençlik ve tüm halk kesimleri kendi temsilcilerini doğrudan seçecektir. Yani doğrudan demokrasi metoduyla! Bunu Veysi Sarısözen ve benzerleri anlamayabilirler ama gerçek durum budur. Ve Maçoğlu yoldaşın aday adaylığını “Kadın özgürlük hareketinin kazanımlarına karşı da yanlış bir adım olacaktır” gibi suçlama laf içi boştur. Zira kadın veya erkekten ziyade, hareketimiz temsili demokrasi yerine halkın doğrudan kararıyla temsilcilerini seçmelerini benimser. Veysi Sarısözen’in ettiği lafın içinin boş olduğunu söylememizin bir nedeni de çoğu kere ve çoğu yerde birlikte hareket etmekte olduğumuz Kürt ulusal hareketinin savunuculuğuna soyunmasıdır. Şunu açık ve net ifade edelim. Kaypakkaya geleneği ve Kaypakkaya’nın ideolojik çizgisinde politik faaliyetlerini sürdüren SMF ve adaylarına, Kürt ulusal sorununa, Kürt Ulusunun demokratik ve Kendi Kaderini Kendisi Tayin etme hakkına dair, bu tür anlayış sahipleri söz söylerken, düşünmeleri gerekir. Dersim soykırımında, Seyh Sait, Ağrı-Zilan-Koçgiri kitlesel katliamlarında, “modernitenin barbar kabileleri terbiye” etmesi olarak alkışlayan anlayış sahipleriyle tarihsel kökleri olanlar, bu gün gelişen Kürt Ulusal Mücadelesi karşısında dümen kırmaları, “olumlu bir değişim” olsa da, Kaypakkaya’nın tarihsel anlamda nitel bir çığırı ifade eden bayrağını görmezden gelmeleri, tarihi ve dolayısıyla bugünü doğru ele almamalarının sonucudur. Bu anlayış sahipleri güçler dengesine göre politik rotalarını belirlemeye çalışa dursunlar ama Kaypakkaya çizgisinin hükmü açık ve nettir. Bu anlamıyla SMF ve adayları, politik areneda sürdürdükleri her faaliyette, Kürt ulusunun mücadelesini boşa düşüren değil, o mücadeleyi programsal olarak ele alan, güçlendiren ve birleştiren bir rol oynayacaktır.

İkincisi, HDP ile Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve diğer tüm dost devrimci-ilerici kurumlar arasındaki ittifak görüşmelerinin devam ettiği bir süreçte böylesi yıkıcı bir yazının ileri sürülmesi dikkat çekicidir. Bizim temennimiz ilerici-devrimci güçlerin ortak bir aday etrafında birleşmeleridir. Kaypakkaya hareketi bu konuda yapıcıdır, birleştiricidir, sorumluluklarının bilincindedir. Gel gör ki bu görüşmelerin nasıl bir netice vereceğii henüz ortaya çıkmadan alelacele ve tepeden SMF’yi ve onun aday adayını karalamak, suçlamak, ağır ithamlarda bulunmanın kabulü mümkün değildir. Ayrıca hatırlatalım ki bu konu Veysi Sarısözen’i aşmaktadır. Kırıcı olmak istemeyiz ancak Veysi Sarısözen arkadaş haddini bilmesinde fayda var. Üçüncüsü, özellikle tekrardan altını çizerek belirtmeliyiz ki İbrahim Kaypakkaya geleneği ve onun bir parçası Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), gericiliğe ve faşizme karşı her daim dost güçlerle, birliğe, ittifaklara özel önem vermiş bir harekettir. Enternasyonal komünist hareketin Türkiye-Kuzey Kürdistan öncü kolu Kaypakkaya hareketinin Ermeni soykırımına, Kürt katliamlarına karşı duruşu, Veysi Sarısözen ve benzerlerince iyi bilinir. Bu gibi arkadaşlar hatırlamaları ve kabul etmeleri kendilerine zor gelse de biz bu gerçeği tekrar tekrar kendilerine hatırlatmakta fayda görüyoruz. Resmi tarihin parçalanmasında, Kemalist hareketin sınıfsal niteliğinin deşifre edilmesinde, Milli Meselede; özellikle Kürt milli sorununda çığır açan ve gerçek manada sistemden köklü bir kopuş sağlayan çizgi Kaypakkaya çizgisidir. Bugün bu çizgiyi, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve üyesi olan Mehmet Fatih Maçoğlu temsil etmektedir. Bu bilimsel çizginin yarattığı örgütlerden biridir SMF ve tarihi gayet berraktır/nettir. Veysi Sarısözen’in içinde geldiği gelenek olan TKP, Kemalizm’i ilerici bir miras olarak sahiplenirken ve Kemalist orduların Dersim kırımı sırasında “vurun eşkıyaya” başlık yazıları gazetelerini süslerken, “Kemalist faşist ordunun katliamlarını Dersim’de “feodal gericiliğe karşı zafer” olarak kutlarken, Önder İbrahim Kaypakkaya hareketi ve yoldaşları, ezilen Kürt ulusu ve diğer ezilen kimliklerin yanında saf tutmuş ve bu uğurda ağır bedeller ödemiştir. Bu bugünde böyledir. Bu hareket kendi bağımsız bayrağı altında, komünizm doğrultusunda ezilen bütün kimliklerin çığlığına ses olma ve yanında olma azmi içinde olmuştur hep. Bunun böyle olduğunu Kaypakkaya’cı SMF’nin HDP ile daha yakın zaman önce yaptığı ittifaka dönüp bakmak yeterlidir. Son 24 Haziran 2018 seçimlerinde Dersim’de HDP milletvekili Alican Önlü’nün vekil seçilmesinde Kaypakkayacı SMF’nin yeri ve rolü bilinmiyor olamaz, ama bunlarda dert-tasanın başka olduğunun farkındayız. Tüm bu gerçekler orta yerde duruyorken Veysi Sarısözen’in kabul edilemez bu sorumsuzca tutumu ve bu sorumsuz tutuma yer verenler neyin peşindedirler? Bu türden girişimler daha en başında birlik çalışmalarının önünü kesen ve dost güçleri karşı karşıya getiren bir girişim değil midir? Dost güçleri karşı karşıya getiren bu sorumsuz yazılarla yapılmak istenen, hedeflenen nedir? Dost güçler arasında ittifak görüşmelerin sürdüğü bir süreçte “Bu yapılmadığında adaylık, faşist rejimin HDP’yi tasfiye etmeye yeltendiği, ona üye vekilleri, Belediye eş başkanları ve muhtarları görevden aldığı, hapse attığı koşullarda yalnız büyük bir ahlaki yanlış olmakla kalmaz, aynı zamanda Dersim’de faşizme karşı mücadeleyi parçalayarak güçten düşürme amaçlı politik bir yanlış olur” belirlemesi sahte olur ve Dersim’de faşizme karşı var olan birliğin altına dinamit yerleştiren asıl yıkıcı tavırdır. Asıl “büyük ahlaki zaaf” tam da bu tutumdur. “Faşizme karşı mücadeleyi parçalayıp güçten düşürme” çizgisi budur. Yerel seçime gidilirken her kesimin ama istinasız herkesim aday adaylarını belirleyecek fakat komünistler bunu yapmayacak öyle mi? Herkese hak olan komünistlere olmayacak öyle mi? Dersim’de gözaltına alınan, tutuklanan ve onlarca yıl cezalara çaptırılanlar sadece HDP’liler midir? Bu nasıl çapsız bir yaklaşımdır? Sadece yakın zamandan küçük bir örnek verelim. Hayati Güngören ve yoldaşları Dersim-Ovacık belediyesinde büyük emek sahibi insanlar olarak hala yargılanmaları devam ediyorken bunları nasıl yazıp-çizebiliyorsunuz? Bu vicdansızlık değil midir? Ahlaki zaaf bu değil midir? Yerel seçimlere gidilirken komünistlerin girişimini “ahlaki zaaf” olarak açıklayanların demokrasi kavramını nasıl da çarpıttıklarını, işine geldikleri gibi süslü ve alakasız yaklaşımlarla yorumladıklarını öğrenmiş oluyoruz.

Asıl muhatabımız olmamakla beraber bu sorumsuzca kaleme alınmış yazıdan yola çıkarak birkaç değini de bulunmak yerinde olur. Biz dost güçlerle birlik ve ittifakları hep önemsedik. Faşizme, gericiliğe ve sömürüye karşı ortak mücadele içinde olmak bizim stratejik varlık gerekçelerimizden biridir. İttifak, cephe gibi araçlar bizim stratejik çizgimizin bir gereğidir. Bunlar bizim için taktik manevralar olarak ele alınacak konular değildir. Kaldı ki biz hiçbir dost güç ile yarış içinde olmadık/olmayacağız. Devrimin çıkarlarını esas aldık. Yanlışlara karşı dostça eleştirel tutum aldık. Şimdi aldığımız gibi. Doğruları ise kıskanmadan sahiplendik. Durum bu kadar açıktır. Ne var ki hiçbir şey tek taraflı, tek yönlü taviz ve fedakârlıklarla ele alınmaz/yürümez. Şayet “bize tabi değilseniz birlik yıkıcısınız” demek istiyorsanız işte orada durun deriz. Taviz ve fedakârlık karşılıklı olur. Bunu Veysi Sarısözen’ler kavrayabilirler mi bilemiyoruz? Bu gibiler bu gerçeğe kafa yormak yerine Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF)’yi gaspçıların yanında yer almakla ve birliği parçalamakla suçlayacak kadar insafını ve vicdanını yitirebilmişlerdir. Bu gibi arkadaşlara şunu hatırlatalım. Komünist hareketimiz 50 yıldır Dersim’i her karış toprağı ölümsüzleşen yoldaşlarımızın kanıyla sulanmıştır. Şunu aklınıza iyice yerleştirmenizi özellikle istiyoruz. Biz Honduras’tan gelip sınırlarına dayanan ya da Suriye’den yollara düşmek zorunda kalarak başka kapılara dayanan mülteciler topluluğu değiliz. Biz Dersim halkı içinde örgütsel, politik, kültürel vs. oldukça güçlü bağları olan komünist bir hareketiz. Ölümsüzleşen yüzlerce yoldaşımız Dersim’lidir, bu toprakların evlatlarıdır. Size zor geliyor olabilir ama bu gerçeği kabul etmek zorundasınız. Aslında bildiğiniz halde ama kabul etmek çok zor geldiği için yokmuş gibi davrandığınız bu gerçeği yeri geldikçe yeniden hatırlatacağız. Mehmet Fatih Maçoğlu yoldaş, tıpkı Dersim-Mazgirt ilçesinde halk tarafından belediye başkanlığına seçilen SMF üyesi Tekin Türkel yoldaş gibi, Dersim-Ovacık belediye başkanlığına halk tarafından seçilmiş ve yaptıkları büyük ve önemli katkıları ülke sınırlarının ötesine geçerek değer gören Kaypakkaya takipçisi bir komünist devrimcidir. Bu gerçek bile tek başına ne demek istediğimizi anlatıyor. Veysi Sarısözen, Maçoğlu yoldaşın Kaypakkayacı gelenekten geldiğini söylemeye bile cesaret edememektedir. Bu durum bir yana, Mehmet Fatih Maçoğlu aday adaylığını açıklar açıklamaz bunca ilgi ve alakaya mahzar kalması, üyesi olduğu SMF’nin ve temsil ettiği çizginin ve planın uygulanmasının başarısından ileri gelmektedir. Yani aday adaylığı öyle bedavadan, emeksiz ortaya çıkmamıştır, dolayısıyla ilgi görmesi boşuna değildir.

Burada bir önemli konuya daha parmak basalım. Bizi dışardan gelmiş gaspçı ya da mülteciler gibi lanse etmeye çalışan Veysi Sarısözen gibi arkadaşlar ya kötü niyet beslemektedir ya da dışardan gazel okuyan ve güç karşısında diz çökenlerdir. Veysi Sarısözen kusura bakmasın ama geldiği gelenek olan TKP, 1980 darbesinin faşist olup olmadığını dahi dönemin Sovyet yöneticilerine soracak kadar icazetli bir çizginin savunucusuydu. Bu alışkanlık bugün devam mı ediyor diye aklımıza gelmedi değil? Veysi Sarısözen’in yaklaşımı açık söyleyelim birlikçi görünüm altında devrimciler arası birliği parçalama girişimi olan tekçi zihniyetin ürünüdür. Herkesi HDP’den izin almayı salık veren bir yaklaşımın adına başka ne denir? Biz faşizme karşı mücadele sürecinin çok önemli bir parçasıyız. Bu nedenle hangi demokratik güç ne tür bir baskıya maruz kalıyorsa SMF’de aynı baskılara maruz kalıyor. Takibata uğrayan, tutuklanan, ağır cezalara çarptırılan ve dahası öldürülen yoldaşlarımızın büyük mücadele deneyleriyle donanmış ve dostluğu da düşmanlığı da iyi bilen bir hareketiz. Dost ve düşman bilsinler ki biz ittifaklar içinde kendi bağımsız bayrağımızla yer alırız. Farklılıkları yok sayarak, diğerlerini kendilerine tabi kalmayı birlik olarak adlandıranlar ne kadar aleyhte konuşurlarsa konuşsunlar bu gibiler tekçilikten kopamamışlardır. Biz hiç kimseye iltihak etmedik/etmeyiz. Ne kimseye tekçiliği dayatırız ne de tekçiliği dayatanlara boyun eğeriz. Dolayısıyla Veysi Sarısözen gibi arkadaşlara söyleyeceğimiz şey, Kürt hareketini desteklemeleri gayet iyi ve doğrudur ama destekleme adı altında birliği parçalayan, ittifak çalışmalarını dinamitleyen, herkesi bu harekete yedeklenme yaklaşımı ise gayet kötüdür, yanlıştır, tekçi kafadır. Kendisine bundan uzak durmasını özellikle öneririz. Demokrat olmaya bize öneren birinin, burjuvazinin yasal sınırları içinde ve yarın ne olacağı belli olmayan oldukça dar ve güdük olan demokratik bir hakkı kullanmaya çalışan komünistlere karşı önce saygılı ve sonra ise demokrat olmalıdır.

adhk tarafından

Efrîn özgülünde gelişen halkların birleşik direnişi, Orta-Doğu’da yeni bir tarih yazacaktır!

Şubat 15, 2018 de ADHK adhk tarafından

Emperyalistler, birinci Dünya savașı sonrası bölüp parҫalayıp ve ikinci Dünya savașı sonrasında yapay devletler olușturarak Orta-doḡu’yu fașist, gerici, totaliter rejimler aracılıḡıyla yönettiler. Bölgenin halklarının zaman zaman  bu baskıcı rejimlere karșı geliștirdiḡi özgürlük ve demokrasi  mücadeleleri kanla bastırıldı. Bu rejimler, 40 yılı așkın bir süre varlıklarını sürdürdü, ama bunlar emperyalist kapitalist sistemin öngördüḡü günün koșullarına uygun yapılanmalara da sahip deḡillerdi, dolayısıyla; yeniden dizayn edilmesi gerekiyordu. ABD yöneticileri tarafından yazılan Büyük Orta-Doḡu Projesi 2000’li yılların bașında uygulamaya sokuldu. Bu projenin eșbașkanlıḡını yürütenlerden biri de, bugünkü TC Cumhurbașkanı Recep Tayyip Erdoḡan’dır. Irak’ın ișgali, Kuzey Afrika ülkelerinin iҫișlerine müdahale ve Suriye’de örgütlenen iҫ savaș zinciri, gündemdeki Efrin ișgaline kadar gelmektedir. Bunun daha ne kadar süreceḡi de bir anlamıyla Efrin ve Rojava’daki halkların, fașist ișgalci Türk ordusu ve devșirme ҫetelerine ve dolaylı olarak emperyalist güҫlere karșı kazanacakları zafere baḡlıdır.

Hükümet olarak devleti yönettikleri 15 yıllık süre iҫinde AKP ve Șefi Recep Tayip Erdoḡan, Orta-Doḡu’da ișgal, kaos, savaș ve katliamlarda rol aldılar. ABD tarafından, bölgede kaosun, güvensizlik ortamının yaratılması ve bölgedeki egemenliḡinin güҫlendirilmesinde kullanacaḡı bir vurucu güҫ olarak örgütlenen İȘİD (DAEȘ)‘in eḡitilmesinde, müdahale bölgelerine tașınmasında, silahlandırlması ve barındırılmasında Recep Tayyip Erdoḡan yönetimindeki TC devleti hep rol aldı. Irak ve Suriye’deki halkların canına, malına, tarihine ve kültürüne karșı geliștirilen her türlü vahși saldırının failleri olan İȘİD, El-Nusra, El-Kaide ve benzeri gerici-fașist devșirme ҫetelerin korumacılıḡını ve organizatörlüḡünü üstlendi. ABD ve Avrupalı emperyalist devletleri tarafından Suriye’deki rejime karșı örgütlenen ÖSO (Özgür Suriye Ordusu)‘nu olușturanların önemli bir kısmı da bu fașist ҫetelerden olușmaktadır.

Ve șimdi bu ҫetelerin artıkları Türk ordusunun geliștirdiḡi Efrin’i ișgal girișiminde yeralmaktadır. Öncesinde; Kürt ulusal demokratik hareketinin Rojava’da kendi kaderini kendi belirleme yönünde geliștirdiḡi ulusal devrim ve burada yașayan bütün kültürlerden halkların temsiliyetine, kadınların toplumsal rolünün öne ҫıkarılmasına, doḡanın korunmasına dayanan bir düzenin inșaasına ve yașatılmasına rıza göstermeyen bașta Rusya ve Amerika olmak üzere; bütün emperyalist güҫler ve onların bölgedeki ușaḡı rejimler, aralarındaki ҫelișki ve ҫatıșmaları geҫici olarak bir yana bırakıp Türk devletinin Efrin’i ișgal yoluyla Rojava devrimini boḡmaya teșvik ettiler.

Dünyaya düzen vermekle kendilerini görevli sayan ve halkların katliamı, yer ve yurtlarının talan edilmesi üzerinden düzenlerini yașatan emperyalist-kapitalist haydutlar, dünyanın herhangi bir bölgesinde ve özellikle de insanlık tarihinin olușmasında ҫok önemli bir yere ve doḡal zenginliklere sahip olan Orta-Doḡu’da kendilerinden baḡımsız ve kendi ҫürümüș sistemlerine muhalif herhangi bir olușuma izin vermek istemezler. Bu nedenledir ki; Efrin direniși, Rojava’nın savunulması, tarihi bir öneme sahiptir. Bütün dünya halklarının bu meșru savunma ve direnișe destek sunmaları bir görevdir.

Daha önce Suriye’nin bașkenti Șam’da Cuma namazını kılmaya heveslenen ve bu hevesle binlerce insanın katledilmesinde rol alan ama hevesi kursaḡında kalan Recep Tayyip Erdoḡan, „bir haftada Efrin’i teröristlerden temizleyeceḡiz“ diyerek; 20 Ocak’ta fașist ordusu ve devșirme fașist ҫeteleriyle birlikte Efrin’i ișgal hereketini bașlattı. O terörist dedikleri, kendi topraklarını, inșa ettikleri düzeni korumak iҫin yüreklerini ve bedenlerini ortaya koyan ve korkusuzca her türlü teknik üstünlüḡe karșı bașarılı direniș sergileyen Efrin halkının kendisidir. Bașta Kürtler olmak üzere, burada yașayan halkların görkemli direniși, NATO’nun en güҫlü ikinci ordusunun haftaları așan isgal girișimini sınır bölgesinde durdurdu. Bu direnișle, bütün hayalleri yıkılan Tayyip, iҫerdeki saldırganlıḡını daha da geliștirdi ve her türlü savaș karșıtı söylemi, direniși yansıtan görüntü ve yazıyı, gösteriyi yasakladı. Ülkenin her köșesinde devlet terör estirmektedir. Korkunun ve bașarısızlıḡın sebep olduḡu bu saldırganlık, O’nun ve temsil ettiḡi rejimin ömrünü uzatmayacaktır.

Baskı, zulüm, aҫlık ve sefaletle, korku ve kaos ortamı yaratarak yönetmeye ҫalıștıḡı  sessiz ҫoḡunluk, birgün bu sessizliḡini ayaḡa kalkarak bozacak ve  sarayların saltanatını yıkacak görkemli direnișleri yaratacaktır. Ama böyle bir günü beklemeden yaratılacak en ufak bir karșı koyuș eylemi, geleceḡin bu görkemli gününün hazırlayıcısı olacaktır.

Efrin’deki direnișin bașarısı, emperyalistlerin ve ușaklarının perde arkasındaki oyunlarının ve bölge halklarının kaderi üzerine yaptıkları kirli hesaplarının boșa ҫıkarılmasına hizmet edecektir.

Efrin’de elde edilecek zafer, bașta Orta-Doḡu halkları olmak üzere: dünya halklarına moral üstünlüḡü ve özgüven saḡlayacaktır.

Kürt ulusunun kendi kaderini kendi belirleme yönünde saḡlayacaḡı bașarı, Orta-Doḡu tarihinde yeni bir sayfa aҫacaktır.

Efrin’de elde edilecek zafer, emperyalist devletler ve bölgenin sömürücü egemen güҫleri tarafından bölünüp parҫalanarak yönetilen bölge halkları artık eskisi gibi yașamayı kabul etmeyeceklerdir.

Öyleyse, bu sonuҫları alabilmek iҫin; bütün güҫlerimiz ve enerjimizle Efrin halklarının direnișine katılmalı, destek olmalı ve daha fazla insanı harekete geҫirmeye ҫalıșmalıyız!

Zafer, direnenlerin, emperyalizme ve fașizme karșı güҫlerini birleștirenlerin olacaktır!

Yașasın Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı!

Yașasın Halkların Birleșik Devrim Mücadelesi!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

11 Şubat 2018

adhk tarafından

19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız! ATİK Aktivistlerine ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük!

Aralık 5, 2016 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

atik-tutuklulari19 Aralık katliamı ve buna karşı gösterilen görkemli direnişin yeni bir yıl dönümünün yaklaştığı bugünlerde, dün Türkiye-Kuzey Kurdistan hapishanelerinde birlikte omuz omuza direndiğimiz ATİK’li 10 devrimcinin 19 Aralık 2016 tarihininde Münih’te yapılacak olan mahkemelerine katılarak, onlarla geçmişte ördüğümüz siper yoldaşlığını, yeniden örmek ve güncellemek üzere karşılamaya hazırlanıyoruz.

ADHK (05-12-2016) 19 Aralık 2000 tarihinde, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da bulunan 28 hapishaneye eşzamanlı ve eşgüdümlü gercekleştirilen operasyon sonucu, 30 devrimci tutsak kalleşce katledildi. 30 devrimciyi katleden faşizm, bu operasyonun adına da “Hayata Dönüş” dedi. Bundan kastettikleri, teslim almak, yola getirmek ve biat ettirmekti. Ama başaramadılar!

Her hapishane, direnişin teslim olmayan birer onur siperi haline geldi. Tarih bir kez daha, ezilen halkların çocuklarının kanlarıyla yazıldı. Orada, katliamın vahşiliğiyle birlikte, gözü dönmüş faşist zulmün saldırganlığı da, halka, devrime ve ideolojik politik ilkelerine bağlı devrimci tutsakların direnişi de zirve yaptı. Devrimci tutsaklar teslimiyeti dayatan faşist zulme, direnişin doruklarından kahramanca cevap verdiler.

Faşist Türk devletine “F Tipi” aklı ve silahı ihraç ederek, devrimcilerin teslim alınması stratejisini sunan batılı emperyalist efendiler, uşaklarının her türlü zulmüne boyun eğmeyerek, bu stratejiyi boşa çıkartan devrimcileri bu kez de emeperyalist-kapitalist Alman devletinin mahkemelerinde tam 2 yıldır sınamaya calışıyorlar.

MÜSLÜM  ELMA, SEYİT  ALİ  UĞUR, HAYDAR  BERN, ERHAN  AKTÜRK, MUSA  DEMİR, BANU  BÜYÜKAVCI, SİNAN  AYDIN, SAMİ  SOLMAZ, MEHMET  YEŞİLÇALI  ve  DENİZ  PEKTAŞ 2 yıldır Alman Emperyalizminin adaletsizliğiyle cezalandırılıyor.

Onların şahsında yargılanmak istenenin tüm devrimciler olduğunu iyi bilen tutsak 10 ATİK’li devrimci, kendilerine isnad edilen tüm suçlamalara cevaben, devrimciliğin haklı ve onurlu öfkesiyle, faşizme ve emperyalizme karşı direnen bir devrimciliğin suç olmadığını, kriminalize edilerek itibarsızlaştırılamayacağını ve yargılanamayacağını haykırarak, onları yargılayanları yargılayan bir devrimci iddianameyi tarihe yazmışlardır.

Evet yargılanması gerekenler faşizme, emperyalizme ve dünya gericiliğine karşı direnen devrimciler değil, dünya halkarını savaşlarla katliamlardan geçiren, sürgün yollarında toplu katliamların yaşandığı göçmen trajedilerinden sorumlu olan, eli kanlı tekelci diktatörlükler ve emperyalizmin insanlık tarihine yazılan suçlarıdır.

Yargılanması gerekenler, DAİŞ denilen şeriatçı faşist katilleri besleyip büyüten, işbirlikçisi Erdoğan eliyle sınırları açtıran, Orta Doğu’da ve Avrupa metropollerinde masum insanların bombalarla parçalanmasında politik sorumluluğu olan, işbirlikçileri ve efendileriyle tüm egemen sınıf bloğudur.

Bu bilinç temelinde 19 Aralık 2000 tarihinde emperyalizm destekli, Faşist Türk Devleti egemenleri eliyle gercekleştirilen katliama karşı öfkemizi kuşanıyor, bu sürecin direniş saflarında alnının akıyla sınavını vermiş ATİK’li devrimcilerle dayanışmayı güncel bir görev olarak önümüze koyuyoruz. Bu temelde, tüm duyarlı kişi ve kurumların da bu görevle karşı karşıya olduklarını hatırlatıyoruz.

Katliamın ortaklığında geçmişte birleşen, bugün “düşman kardeşler” rolüyle cilveleşen Alman ve Türk egemen sınıf güçlerine karşı, 19 Aralık 2016 duruşma gününde, mahkeme önünü birleşik öfkemizin siperleri olarak tutmalıyız. 19 Aralık 2000’de yükseltilerek, direnişin doruklarında bayraklaştırılarak bize devredilen dayanışmayı ve siper yoldaşlığını kıymetli bir miras olarak sahiplenelim.

Unutmayalım, tüm saldırılarla eskitilmeye ve unutturulmaya çalışılan dünya halklarının özgürlük ve sosyalizm geleceği için direnen ve savaşanların siper yoldaşlığı, tarihin pırlantası olarak dayanışmanın ellerinde yeniden parlatılacak ve baskının ve zulmün olduğu her yerde birleşik direnişin surları yüreklerimizle örülecektir.

Türkiye-Kuzey Kürdistan hapishanelerinde kurşunların, bombaların ve faşist çakal sürülerinin üzerine yürüyen ölümsüz yoldaşlarımızın güne vasiyeti budur.

Bu temelde 19 Aralık’ta ölümsüzleşen devrimci tutsakları, eylemine ve anılarına pratikte bağlılığın devrimci sorumluluğuyla bir kez daha anıyor ve bu bilinçle 19 Aralık katliamının yıl dönümünde, 19 Aralık 2016 günü Münih’te görülecek olan ATIK’li 10 devrimcinin mahkemesine duyarlı herkesi katılmaya, mücadelelerine güç ve omuz vermeye davet ediyoruz.

19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız!

ATİK Aktivistlerine ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük!

Devrimcilik Suç Değildir, Yargılanamaz !

Yaşasın Devrimci Siper Yoldaşlığı !

Miting:

Tarih: 19 Aralık 2016 (Pazartesi)

Saat: 11.00

Yer: Oberlandesgericht

Nymphenburger Strasse 16

80335 München

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Kanfederasyonu)

Aralık 2016

adhk tarafından

AVRUPA DEMOKRATiK HAKLAR KONFEDERASYONU İÇ TÜZÜĞÜ

Eylül 8, 2015 de ADHK adhk tarafından

AVRUPA DEMOKRATiK HAKLAR KONFEDERASYONU

İÇ TÜZÜĞÜ

   Madde 1 : Konfederasyon’un adı ve merkezi

  1. Konfederasyon’un adı: Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu.
  2. Konfederasyon’un merkezi: FRANKFURT’tur.

Madde 2 : Amaçları

  1. Emekçilerin, ekonomik, demokratik, akademik vb. taleplerini savunur. Özel olarak Avrupa’da yaşayan Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı göçmenler, mülteciler ve yabancı işçilerin; genel olarak ise Avrupa’da yaşayan tüm işçi ve emekçilerin demokratik haklarının korunması ve ilerletilmesi için mücadele eder, demokratik mücadelelerini yürütür ve örgütler.
  2. Avrupa’da yaşayan çeşitli milliyetlere mensup, ezilen halklar arasında kardeşlik ve dostluk bağlarını geliştirir. Demokratik halk kültürünün gelişmesi için çalışır. Bilim, kültür ve sanat alanında işçi sınıfı ve emekçilerden taraf çalışmaları destekler.
  3. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkının bağımsızlık ve Halk demokrasisi mücadelesini destekler ve savunur.
  4. Emperyalizme, Kapitalizme, Faşizme, Irkçılığa, Şovenizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele eder.
  5. Dünya halklarının ve ezilen uluslarının (devrimci hareketler, demokratik muhtevası olan ulusal mücadeleleri, sınıfsal kurtuluş mücadeleleri ve savaşları dahil) tüm haklı ve meşru mücadelelerini destekler.
  6. Bütün gerici, yağmacı haksız savaşlara karşı çıkarak, haklı savaşları destekleyip, dünyadaki tüm işçilerin ve emekçilerin her türlü anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal, bağımsızlık ve sosyal kurtuluş mücadeleleriyle enternasyonal dayanışmaya girer.
  7. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunur.
  8. Ïnsanlara cinsel kimlikleri ya da tercihlerinden dolayı ayrımcılığa ve kadınlar üzerindeki cins baskısına karşı çıkar, mücadele eder.
  9. Doğanın, çevrenin ve insanlık değerlerinin tahribine karşı mücadele eder.

Madde 3 : Birlikte çalışma

  1. Faşizme, emperyalizme, feodalizme, şovenizme, erkek şovenizmine ve milliyetçiliğe karşı olan kişi, örgüt ve kuruluşlarla birlikte çalışır.
  2. Kendi gücünü esas almak koşuluyla birlikte, ortak eylemlilikleri benimser.
  3. c)Dünya halklarının haklı ve meşru mücadelelerinin anti-emperyalist bir uluslararası kitle hareketini oluşturmak için çalışır.

Madde 4 : Üyelik

  1. Konfederasyon’un tüzüğünü benimseyen federasyonlar, federasyonun olmadığı ülkelerde ise dernek ve komiteler, konfederasyon’a üye olabilir.
  2. Konfederasyon’a üye olan federasyon, dernek ve komiteler, konfederasyon’un faaliyetlerini desteklemek ve merkezi kararlarını uygulamak zorundadır.
  3. Üye federasyon, konfederasyon’a üyelik aidatı olarak aylık 50 € ödemek zorundadır.
  4. Konfederasyon’a direk bağlı olan dernek ve komiteler, konfederasyon’a üyelik aidatı olarak yıllık bünyesindeki üye başına göre; dernek 30 €, komite 5 € ödemek zorundadır.

Madde 5 : Üyelik koşulları

  1. YÖNTEM:
  2. Konfederasyon’a kongre sürecinde üye olmak isteyen federasyon, dernek veya komite, konfederasyon’un kongresine gözlemci olarak katılır, üyelik için baş vurur.
  3. Kongre’yi dernek veya federasyon hakkında bilgilendirdikten sonra, kongre iradesi müracaatı salt çoğunlukla kabul veya reddeder.
  4. Kongre sürecinde üyeliği kabul edilen federasyon, dernek ve komitenin söz hakkı var, oy hakkı yoktur.
  5. Kongrede üyeliği kabul edilen federasyon, dernek yada komite üyesinin seçme hakkı yoktur. Seçilme hakkı vardır.
  1. YÖNTEM:
  2. Üye olmak isteyen dernek veya komite, konfederasyon yönetim kurulu’na (genel konseye) baş vurur, derneğin tüzüğü ve çalışmasıyla birlikte Konfederasyon Genel Konseyi bilgilendirir.
  3. Konfederasyon Genel Konseyi, müracaattan sonraki ilk toplantısında üyelik hakkında olumlu yada olumsuz kararını gerekçeleriyle birlikte müracaat edene bildirir.
  4. Reddedilmesi durumunda başvuru yapan ilk kongrede 1. yöntemi izliyebilir.

   Madde 6 : Üyelikten çıkarılma ve dondurma

  1. Üyelikten çıkmak isteyen federasyon, dernek veya komite, yazılı istifasını ADHK Genel Konseyine sunar.
  2. Konfederasyon tüzüğünü çiğneyen, faliyetlerini desteklemeyen, kararlarını tanımayan dernek ve komitenin üyeliği, Konsey tarafından ve denetim kurulu’nun salt çoğunluğuyla dondurulur.
  3. Dondurulan dernek ve komiteler, delege seçerek Kongreye gelebilir ve kendi durumuyla ilgili oy kullanma hakkına sahiptir.

Madde 7 : Delegelik

  1. Her üye derneğin, ilk on beş (15) üye için iki (2) delege, ondan sonraki her on (10) üye için bir delege hakkı vardır.
  2. Her üye komitenin bir (1) delege hakkı vardır.
  3. Delegeler, dernek üyeleri ve komite üyeleri tarafından seçilir.
  4. Delegeler, dernek kitlesinin ve komitelerin ortak görüşünü savunmak ve bu irade doğrultusunda, oyunu kullanmak zorundadır.
  5. ADHK programıyla çelişen düşünce, kongre’de tartışılabilinir. Ancak dernek kitlesi veya komite üyelerince tartışılmamışsa, delegelerin oy kullanma hakları yoktur.

Madde 8 : Üye dernek ve komitelerin hakları ve yükümlülükleri

  1. HAKLARI:
  2. Her üye federasyon, dernek ve komite, Konfederasyon Konseyini eleştirme hakkına sahiptir.
  3. Her üye federasyon, dernek veya komite, Konfederasyon’un kongresinde eleştiri ve özeleştirisini sunabilir.
  4. Üçte ikilik (2/3) çoğunluğu sağlayan üye dernek ve komitelerin, olağanüstü Kongre talep etme hakkı vardır.
  1. YÜKÜMLÜLÜKLERÏ:

Her üye fedreasyon,dernek ve komite, Konfederasyon Kongresinde alınan kararlara ve Konfederasyon Genel Konseyi kararlarına uymak zorundadır.

Madde 9 : Konfederasyon’un kolları, kurumları ve işleyişi

  1. Konfederasyon ; kendine kalıcı ihtisaslaşmayı esas alır.
  2. Konfederasyonu oluşturan ülke federasyonları, Federatif birer yapı olan Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ve Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi, direk bağlı olan dernekler ve komiteler konfederasyonun bileşenleridir.
  3. Konfederasyon Genel Konseyi denetiminde; KADIN, KÜLTÜR-SANAT, AJİTASYON-PROPAGANDA ve ENTERNASYONAL İLİŞKİLER kollarını kurar, gerektiğinde ihtiyaca göre, diğer kollarını da oluşturur
  4. Kongre’den sonra en yüksek merci, yönetim (konsey) ve denetim kuruludur.
  5. Konfederasyon yönetim kurulunda, federatif birer yapı olan, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ve Avrupa Demokratik Gençlik Hareketinin seçilmiş Komisyonunun bir temsilcisi ayrılan Kadın ve Gençlik Kontenjanında yer alır.
  6. Konfederasyonun örgütlenme prensibi demokratik merkeziyetçiliktir.

Madde 10 : Kongre

  1. Kongre tarihi ve tartışma belgeleri, kongreden en az iki ay önce dernek ve komitelere yazılı olarak gönderilir.
  2. Kongre, Konfederasyon’un en yüksek organıdır.
  3. Kongre, üye ülke federasyonları, dernek ve komitelerin delegeleri toplamının salt çoğunluğunun katılımı ile yapılır.
  4. Salt çoğunluk sağlanamazsa Kongre, ikinci bir çağrı ile yapılır. Bu durumda salt çogunluk aranmaz.
  5. Kongre’de, kararlar iradenin salt çoğunluğuyla alınır.
  6. Kongre yılda bir (1) defa yapılır.
  7. Kongre, bir önceki kongre’de alınan kararları salt çoğunlukla bozabilir.
  8. Kongre’de yönetim kademelerine, dernek ve komitelere üye olan herkes seçilebilir.
  9. Kongre’ye katılan tüm delegeler seçme hakkına sahiptir. Sadece doğal delegeler, eğer aynı zamanda seçilmiş delegeler değillerse, oy kullanma ve seçme hakkına sahip değildirler.

Madde 11: Olağanüstü Kongre

  1. Özel durumlarda konfederasyon konseyi’nin çağrısıyla bir (1) ay içinde toplanır.
  2. Üye federasyon, dernek ve komite üçte ikisinin (2/3) yazılı müracaatı üzerine, müracaat tarihi esas alınarak, en geç bir (1) ay içinde konge toplanır.
  3. Olağanüstü kongre delegeleri, bir önceki olağan dönemdeki yapılan kongre delegeleri üzerinden hesaplanarak yapılır.
  4. Konsey üçte iki (2/3) çoğunluğu yitirmişse, konfederasyon’u olağanüstü kongreye taşıyabilir.

Madde 12: Denetim Kurulu

  1. Denetim kurulu, konfederasyon konseyini denetler.
  2. Genel konseyin çalışmaları hakkında, üç (3) ayda bir federasyon, dernek, komite ADKH ve DGH üyelerine rapor sunar.
  3. Konsey, denetleme kurulu’na rapor sunmak zorundadır.
  4. Denetleme kurulu üç (3) kişiden oluşur.
  5. Denetim kurulu toplantısına gerekçesiz iki defa katılmayan denetim kurulu üyesinin üyeliği, denetim kurulu tarafından dondurulur.

Madde 13: Konfederasyon’un yükümlülükleri

  1. Konfederasyon; konfederasyon’la, federasyon, ADKH, ADGH, dernek ve komiteler arasındaki düzenli ilişkileri sağlamakla yükümlüdür.
  2. b) Konfederasyon; federasyon, dernek ve komitelerine perspektif sunmakla, sevk ve idareyi sağlamakla yükümlüdür. ADHK; bileşenlerine güncel ve siyasal gelişmelere yönelik perspektif sunmakla, bileşenleri arasında koordinasyonu sağlamakla yükümlüdür.“
  3. Konfederasyon; kendi iç tüzüğü doğrultusunda yayın çıkarma hakkına sahiptir.

Madde 14: Genel Konseyin görev ve yetkileri

  1. İki kongre arasında en yüksek organdır.
  2. Genel konsey üyelerinin sayısı dönemin faliyetlerine ve ihtiyaca göre kongre tarfından belirlenir.
  3. Yönetim kurulu seçimi, açık oyla yapılır. İtiraz olursa gizli oy açık seçimle yapılır.
  4. Seçilen yeni konsey, kongre’den sonra en geç onbeş (15) gün içinde toplanır, kendi içinde görev bölümü yapar. Bu toplantıda eski yönetim devir-teslim yapar;
  5. Konsey yedek üyeleri, konsey toplantılarına katılır, asıl üyeler gibi faaliyet yürütür.
  6. Konfederasyon Konseyi, kadın-erkek ve LGBTİ’den oluşan dönem temsilcilerini seçer ve bu temsilciler içe ve dışa karşı temsiliyetinden sorumludurlar.
  7. Konsey, kongre’nin kararlarını pratiğe uygulamakla yükümlüdür.
  8. Kongre karalarına uymayan federasyon, dernek ve komiteleri, denetim kurulu’nun onayını alarak askıya (dondurma) alma yetkisine sahiptir.
  9. Konfederasyon’un Genel Konseyi, yeni üye alma yetkisine sahiptir.
  10. Konsey raporu, salt çoğunluğuyla yazılır.
  11. Farklı düşünenler şerh düşer. Önemli konularda konsey vasıtasıyla derneklere açmasını önerir. İrade birliğini parçalamıyorsa, konseyin çoğunluğu bunu yapmak zorundadır.
  12. Konsey çalışmalarını, genel kongre’de tespit edilen program doğrultusunda oluşturur. Bu irade doğrultusunda, üç (3) aylık çalışma programını oluşturup, bu programı hayata geçirmekle yükümlüdür.
  13. Bir konsey üyesi hakkında, dernekler bağlayıcı karar alamazlar. Her hangi bir iddia var ise, bu iddiayı konseye sunar cevap ister.
  14. Konsey toplantısına, iki (2) defa gerekçesiz katılmayan konsey üyesinin, üyeliği, konsey tarafından dondurulur.
  15. İstifa etmek isteyen YK ve DK üyesi, yazılı başvuru yapmak zorundadır.
  16. Genel konsey ihtiyaca göre dönem, dönem “ADHK Genişletilmiş Genel Konseyi”ni toplayabilir ve kadro/aktivist konferansları düzenliyebilir. ADHK Genişletilmiş Genel konseyi, ADHK’a bağlı tüm federasyon ve federatif yapı yönetimlerinden ve doğrudan bağlı dernek ve komitelerin temsilcilerinden oluşur.

Madde 15: Konfederasyon’un gelir ve giderleri

  1. Konfederasyon’un düzenli gelirleri; üye aidatlarıdır. Ayrıca; bağış, gece vb. yöntemlerle düzensiz gelir elde edilebilir.
  2. Konfederasyon bütçesi, kişisel çıkarlar doğrultusunda kullanılamaz. Konfederasyon bütçesi, yönetim kurulu tarafından düzenlenir. Harcamalar, denetim kuruluna rapor halinde bildirilir.
  3. Yönetim kurulu üyelerinin, yalnızca konfederasyon işleriyle uğraşabilmeleri için, kişisel masrafları konfederasyon tarafından karşılanabilir, ancak, bu durum kişinin insiyatifine bırakılmamalıdır.
  4. Esas olarak, konfederasyon üyelerinin harcamaları bölgelerce karşılanır.

Madde 16: Tüzük değişikliği

Konfederasyon’un tüzüğü, dernek ve komitelerde tartışıldıktan sonra, üçte iki (2/3) Genel kurul çoğunluğuyla bütün noktalarında değişiklik yapılabilir.

Madde 17: Konfederasyon’un feshedilmesi

  1. Konfederasyon’a bağlı kurumların iradesiyle Genel kurulu’nda beşte dörtlük (4/5) delege çoğunluğunun alacağı kararlarla konfederasyon feshedilebilir.
  2. Konfederasyon’u dağıtma kararı alan Genel kurul, Konfederasyon’un mal varlığına ilişkin kararı da kongre iradesiyle alır.

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

Eylül 2015

 

 

adhk tarafından

8 Ağustos Köln Mitingi Çağrısı: Faşizme ve Savaşa Geçit Vermeyeceğiz-No Pasaran!

Ağustos 2, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

ABDEM (Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi) ve Demokratik Güçbirliği Platformu bileşeni kurumlar  ile Avrupa’da örgütlü bulunan toplam 39 devrimci-domokrat kurum,  ortak imzalı bir açıklama ve çağrı yayınlayarak,  “AKP ve IŞİD Faşizmine Geçit Vermeyeceğiz-Savaşa HAYIR-No Pasaran!” sloganıyla,  8 Ağustos Cumartesi günü Köln’de gerçekleştirilecek olan merkezi miting ve yürüyüşe katılım çağrısında bulundu. 

ALMANYA (02-08-2015) “AKP ve IŞİD Faşizmine Geҫit Vermeyeceğiz-Savaşa HAYIR !

Kobanê’nin yeniden inşası için Pirsus (Suruç)’da bulunan SGDF (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) üyesi gençlerin, basın açıklaması yaparken; Türk devletinin organizatörlüğünde Daiş çetesinin canlı bombayla saldırıp, 31 genci katletmesiyle, AKP hükümeti Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da saldırıları tırmandırarak yeni bir savaş süreci başlattı. Saldırı ve katliamları protesto eden 1000’i aşkın Kürt, Alevi ve devrimci gözaltına alındı. Türk devleti, PKK tarafından ilan edilmiş bir ateşkes olmasına rağmen; 7 Haziran seҫimlerinden önce Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uyguladığı tecriti devam ettirmiş, Suruҫ katliamıyla verdiği yeni savaş startını Kandil dağında PKK mevzilerini bombalamayla  kirli savaş politikalarını tırmandırmaya devam etmektedir.

Türk polisi Gözaltı terörünü yoğunlaştırıyor

24 Temmuz’dan bu yana, saldırıları protesto eden Kürt, Alevi ve devrimci eylemcilere karşı büyük ölçekli gözaltı ve dalgası yürütülmektedir. Çoğunluğu HDP (Halkların Demokratik Partisi) ve DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) üyeleri yüzlerce insan, PKK üyeliği ile suçlanıp linç edilmekte, sokakta infaz edilmekte ya da işkenceli gözaltıların ardından tutuklanmaktadır.

Cenaze törenlerine bile saldırılmaktadır

İstanbul Terörle mücadele şubesine bağlı polislerin, evinde infaz ettiği bir devrimcinin cenaze törenine, Özel Harekat Polislerince saldırılmış ve cenazenin üç gün boyunca defin edilmesi engellenmiştir. İstanbul’daki ilerici ve devrimcilerin etkili olduğu bilinen Gazi’de, saldırılara büyük bir direnişle karşılık verilmiştir. Cemevinde yapılacak törene polis tarafından yapılan saldırılara, Gazi halkı ve ilerici devrimci güçler, sokak sokak direnip, polisin saldırılarını geri püskürtmüştür.

Türk Hava Kuvvetleri Türkiye Kürdistan’ında ve Güney Kürdistan’daki PKK alanlarını bombalamaya devam ediyor

Türk Hava Kuvvetleri, ateşkese rağmen eşzamanlı bir şekilde; Kuzey Irak’taki Medya savunma alanları ve Türkiye’nin Güney doğusundaki PKK üslerini bombalamaya başladı. Bombalanan  alanlar arasında sivil Kürt halkının yaşadığı bölgeler de bulunmaktadır. Bugüne kadar saldırılarda 4 gerilla ve sayıları halen belirlenemeyen birçok sivil yaşamını yitirmiştir. AKP Hükümeti ve Tayyip Erdoğan’ın da Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen taraf oldukları ve PKK ile birkaҫ yıldır sürdürülen ҫözüm süreci, yine AKP ve Tayyip Erdoğan tarafından inkar edilerek: gerҫekte ҫözüme hiҫ de niyetli olmadıklarını, başlattıkları bu hava saldırılarıyla, bir kez daha ilan etmiştir. Türk Hükümeti ve Tayip Erdoğan hırsızlıkları ve katliamların hesabını vermekten kurtulmanın yolunu, demokratikleşme için ayağa kalkan güçlere savaş açmakta, Türkiye’yi kaosa sürüklemekte bulmuştur.

Türk Ordusu Kürdistan’da çevre katliamı yapmaktadır

Türk devleti, sadece halka karşı savaş yürütmemektedir. Yapılan bombalı saldırılarla kelimenin gerçek anlamıyla bir doğa katliamı yapmaktadır. Bugüne kadar Kalekol, baraj ve elektrik santralları ile, doğayı tahrip eden Türk devleti, binlerce yıldır doğayla uyumlu bir şekilde yaşayan halkın yaşam alanlarını yok etmektedir. Kürdistan’da ormanların yakılması, bitki örtüsü ve hayvanların vahşice katledilmesi, bir devlet politikası haline getirilmiştir. Köy bombalamalar ve yakmalar aracılığla insanlar doğal ortamlarından zorla koparılıp şehirlerde yaşamaya zorlanarak, geçim kaynakları, yaşam alanları yok edilmektedir.

Erdoğan ve AKP’nin  amacı Türkiye’de tek başına mutlak güç olarak kalmaktır

AKP 7 Haziran 2015’den bu yana Türkiye’de tek başına hükümet olma hakkı ve yetkisini kaybetmiştir. Sol-Liberal  HDP’nin seçimlerde %10 barajını aşarak gelmesi, AKP’nin mecliste mutlak çoğunluğu almasını engellemiştir. Bu durum; Erdoğan’ın seçim sürecinde ısrarla kazanmak istediği yeni başkanlık sistemine geçişini engellemiş oldu. Sadece başkanlık değil, Erdoğan’ın otoriterliğini kalıcılaştırmasına karşı, ama aynı zamanda, Kürt sorunun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin HDP’nin geliştirdiği politikalar; O’nun toplumda demokratik muhalefet partisi olarak güçlenmesini beraberinde getirmiştir. AKP ve Erdoğan, demokratik muhalefeti sindirmek ve yok etmek için Türkiye’de saldırgan bir plan harekete geçirip, çatışma ortamının yaratacağı kaosta HDP’yi demokratik muhalefetin merkezi olarak tasfiye etmeyi amaçlamaktadır.

Erdoğan ve AKP hükümeti için Rojava devrimi göze batan bir dikendir

Rojava’da Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden esinlenip PYD öncülüğünde geliştirilen demokratik öz yönetim, Türk devleti için kabusa dönüşmüştür. Halkların demokratik öz yönetiminin yaşam pratiği, bütün gerici bölge devletlerinde anti-demokratik, ırkçı ve cinsiyetçi dogmaları kırması nedeniyle de bir devrim niteliği taşımaktadır. Tayyip Erdoğan ve Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu “Suriye’de bir bölünmeye izin vermeyiz” derken, Rojava devriminin Demokratik Özerkliğine saldırmaktadırlar.

AKP Hükümeti ve Erdoğan, DAİŞ çetesiyle, insanlığa karşı ittifak halindedir

Erdoğan ve AKP iktidarı, kendi hegamonik ideallerine ulaşmak için, salt politik- pragmatik değil aynı zamanda aynı ideolojik bakış açısına sahip olmaları nedeniyle de, DAİŞ çetesine destek vermiştir. Erdoğan ve AKP iktidarının  vermiş olduğu maddi , askeri ve lojistik destek sayesinde, Daiş çetesi Şengal’de Ezidi halkına karşı soykırımda bulunmuştur. Yapılan bu soykırımda, binlerce masum insan Daiş çetesi tarafından vahşi bir şekilde katledildi ve binlercesi de kaçırıldı. Özellikle de kaçırılan binlerce Ezidi kadın, insanlık düşmanı bu barbarlar tarafından tecavüze uğramış ve köle pazarlarında satılmıştır.

Türk devletinin vermiş olduğu destek sayesinde Kobanê ’ye saldırılmış ve onbinlerce insan göç etmek zorunda bırakılmış ve aylar süren kahramanca direnişler sayesinde, insanlık düşmanı AKP ve Erdoğan yandaşı bu çete sökülüp atılabilmiştir.

Daiş çetesi, AKP ve Erdoğan’ın etkisinde olmayan ve onlar tarafından kontrol edilemeyecek bir güç olarak gösterilmektedir. Ancak Rojava devrimine saldırıları ve Türk devletinin Daiş’e gönderdiği iki bin tır dolusu askeri mühimmat ve halen sağlamaya devam ettiği lojistik destek, Daiş’e karşı mücadele edecek bir gücün pratiğini göstermemektedir. Türk devleti uluslararası kamuoyunda ne kadar Daiş çetesine karşı savaşacağını ilan ederse etsin, AKP iktidarının esas amacı Suriye’nin kuzeyinde gelişmekte olan demokratik öz yönetimi ezmek, en azından özgürlükçü kürt güçlerini zayıflatmaktır. Uluslararası politik çevrelerin eleştiri ve uyarılarına rağmen, ABD ve NATO Türkiye devletinin başlatmış olduğu savaş politikalarıyla dayanışma içinde olduğunu ilan etmiştir.

Başta Almanya olmak üzere; Avrupa ve NATO, Türkiye’nin bu saldırgan insanlık düşmanı politikalarını desteklemektedir

Federal Alman hükümeti tarafından son dönemlerde Türkiye’ye silah ihracatı ve Patriot füzelerinin Türkiye’ye konuşlandırılmasının onaylanması; PKK yasağının sürdürülmesinde takınılan inatçı tutum, Türkiye ile AB arasında daha da güçlendirilen ekonomik işbirliği, NATO eliyle istihbari bilgilerin Türk devletine aktarılması, Avrupa’da yaşayan Türk ve Kürt muhaliflerin (ATİK, NAV-DEM) tutuklanmasıyla, Türkiye ve Kürdistan’da halka hertürlü terörü uygulayan Erdoğan ve AKP iktidarının eli güçlendirilmektedir.

Almanya, AB ve NATO bununla doğrudan ve dolaylı olarak, Daiş çetesine destek vermekle kalmamakta aynı zamanda Erdoğan ve AKP’nin Suriye’ye karşı geliştirdiği katliamcı politikalar, Daiş’e verdiği fiili destek, Kürtlere karşı yürüttüğü savaş, Alevi, Hiristiyan, Ezidi ve diğer inançlara karşı yürüttüğü katliamcı politikalar, ülke içerisinde işçilere karşı uyguladığı neo liberal politikalarla açlığa mahkum etmesi, kadınlara karşı uyguladığı cinsiyetçi politikalar, gençlere karşı uygulanan otoriter ve yaşam hakkını gasp eden politikalara  da destek vermiş olmaktadır.

Milyonlarca insan artık Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’sinin iktidar hırsına kurban olmak istememektedir !

Türk devletinin başlattığı savaş derhal durdurulmalıdır !

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrite derhal son verilmeli, Sayın Öcalan ve diğer siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır !

Alman devleti Türkiye devletinin katliamcı savaş politikalarına desteğini çekmelidir !

Almanya Orta doğu  ve Türkiye’ye silah ihracatını durdurarak, PKK yasağını kaldırarak, Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sağlamalıdır !

Rojava statüsü zaman geçirilmeden kabul edilmelidir !

Yaşasın halkların kardeşliği !

Yaşasın Enternasyonal dayanışma !

8 Ağustos 2015 tarihinde Köln’de yapılacak olan Yürüyüş ve Mitinge sen de katıl !

Çağrıcılar;

  1. NAV-DEM ( Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi)
  2. AvEG-Kon ( Avurpa Ezilen Göcmenler Konfederasyonu)
  3. TJKE ( Tevgera Jinen Kurd Europa)
  4. SKB (Sosyalist Kadınlar Birliği)
  5. AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu )
  6. ATIF (Almanya Türkiyeli Işçiler Ferasyonu)
  7. Yaşanacak Dünya/Devrimci Proletarya
  8. DIDF ( Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu)
  9. ADHK ( Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)
  10. Nor Zartonk
  11. ADEF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu)
  12. FKE ( Federasyona Komele Ezidiya)
  13. Young Strougle
  14. FEDA( Demokratik Alevi Fedeasyonu)
  15. MDDP (Mezopotamya Demokratik im Partisi)
  16. FCIK ( Federayona Civaka İslami)
  17. YXK( Yekitiya Xwandekane Kurdistan)
  18. FIDEF ( Federal Almanya Işçi Dernekleri Federasyonu)
  19. KCD-E ( Kongra Civaka Demokratika Kurde Europa)
  20. SYKP ( Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi)
  21. ÖDA ( Özgürlük Dayanışma Almanya)
  22. YSGP ( Yeşil Sol Gelecek Partisi)
  23. PIK (Partiya Islamiya Kurdistan)
  24. ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi)
  25. KKP ( Kurdistan Komünist Partisi)
  26. Aktionsgruppe für Aufbau der dritten Reihe
  27. BIR-KAR
  28. Assembbly of Armenians of Eurpe Sektion Deutschland( Avrupa Ermeni Konseyi)
  29. SDP (Sosyalist Demokrasi Partisi)
  30. Cîwanên Azad
  31. Jinên Cîwanên Azad
  32. Young Struggle
  33. BDAJ – Bund der alevitischen Jugendlichen in Deutschland
  34. BDAS – Bund der alevitischen Studierenden in Deutschland//Bundesweite
  35. Kampagne TATORT Kurdistan Bündnis,
  36. YDG (Neue Demokratische Jugend),
  37. MLPD ( Almanya Marksit Lenininst Komünist Partisi)
  38. Der Revolutionär Sozialistische Bund (Köln)
  39. Bundesweite Montagsdemo

 

Sorularınız destekleriniz veya basın için ilişki

Nav-Dem

www.navdem.com // info@navdem.com

Tel:  0211/1711451,  Mobil: 0157/33881294

 

Civaka Azad
www.civaka-azad.org // info@civaka-azad.org
Tel.: 069/84772084,  Mobil: 01573/8485818″

 

 

 

adhk tarafından

ADHK: Saldırının boyutu, faşist T.C. devleti ve AKP’nin korkusunun büyüklüğünü anlatmaktadır

Temmuz 27, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

SALDIRININ BOYUTU; FAŞİST TC DEVLETİNİN VE AKP’NİN KORKUSUNUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLATMAKTADIR!

ADHK_LOGOADHK (27-07-2015) Kobané’deki yeniden inşa ҫalışmalarına destek olmak amacıyla yola ҫıkan Sosyalist Genҫlik Dernekleri Federasyonu üyelerine karşı 20 Temmuz günü Urfa’nın Suruҫ ilҫesinde gerҫekleştirilen bombalı saldırıdan sonra, tüm Türkiye-Kuzey Kürdistan ҫapında Kürt özgürlük hareketinin kadro ve taraftarlarına ve devrimci, sosyalist ve komünist hareketlere karşı imha ve sindirme operasyonları başlatıldı. Yine aynı gün, Kürt özgürlük hareketinin bulunduğu Medya Savunma Alanları, savaş uҫakları aracılığıyla yoğun şekilde bombalandı ve bu bombalama operasyonu hala sürmektedir.

Suruҫ’ta 32 sosyalist insanın yaşamını yitirmesini sağlayan bombalı patlama, şu anda hayata geҫirilen topyekün saldırının ön hazırlıklarının bir parҫasıydı. Yıllardır Türk sömürücü egemen sınıflarının devleti tarafından dile getirilen „Güvenlikli Bölge“ oluşturulması, Kandil’e karşı imha operasyonunun gerҫekleştirilmesi istemi ve son Rojava devrimi,  Kobané direnişi, Gre Spi başarısı ve Kürt halkı başta olmak üzere Batı Kürdistan’da yaşayan halkların kendi kendilerini demokratik bir şekilde yönetme iradesinin ortaya ҫıkmasının yarattığı korku; Faşist TC diktatörlüğünü saldırıların ön hazırlıklarını ve zeminini oluşturmaya yönlendirmiştir. Faşist rejim, Batı Kürdistan’daki Kürt ulusal devrimini  IŞİD (DAEŞ) aracılığıyla boğmaya ҫalışmış ancak başarılı olamayacağını anlayınca, kendisi tarafından desteklenen, eğitilen, silahlandırılan, barındırılan bu örgüte „karşıymış“ ve ona karşı operasyon „başlatmış“ görünümünü yaratmak iҫin sahte görüntüler yayınlamıştır. Suriye tarafından da askeri karakola IŞİD tarafından ateş aҫıldığı haberini yayınlatarak da artık sınır güvenliğinin olmadığı; dolayısıyla burada bir „Güvenlik Duvarı“nın oluşturulmasının zorunlu olduğu iddiasında bulunarak Kürt özgürlük hareketine karşı geniş kapsamlı silahlı-bombalı saldırısını fiilen hayata geҫirmiştir. Kobané, Gre Spi direnişleri sırasında oluşan devrimci dayanışmanın  ve 7 Haziran seҫimlerinde oluşan devrimci, demokratik halk ittifakının AKP şahsında TC devletine yaşattığı yenilginin hırsı ve gelecekte oluşabilecek daha boyutlu ittifakların kendileri aҫısından yaratacaği tehlikelerin korkusuyla ve aynı zamanda Batı ve Güney Kürdistan’a olası bir askeri operasyon sırasında cephe gerisini sessizliğe boğmak amacıyla, Türkiye-Kuzey Kürdistan genelinde geniş ҫaplı tutuklamalar başlatmıştır.

Faşist hükümet, başlatılan bu operasyonlarda başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, Batılı emperyalist devletlerin de desteğini almış ve bunun mükafatı olarak da Incirlik Hava Üssünden uҫakların kalkışına „izin“ veren Bakanlar Kurulu kararını ҫıkartmıştır. Birkaҫ gün iҫinde Türk hükümetinin ҫağrısıyla yapılacak olan NATO’nun olağanüstü toplantısında Kürdistan ve Orta-Doğu politikalarına ilişkin görüşmelerin yapılacaği ve yeni kararların alınacağı kesindir. Bunlar, kuşkusuz bölge halklarının yararına olmayacaktır.

Faşist TC devletinin, yıllardır „ҫözüm süreci“ safsatasıyla halkları oyalayıp Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme planlarının bu aşamada başarıya ulaşmamış olmasının ve Kürt özgürlük hareketinin bölgede ve dünya ҫapında kazandığı etki ve sempatinin de yarattığı korkuyla; yeniden başlattığı kirli savaşını kınıyoruz ve tüm halkları, emperyalizme ve kapitalizme karşı olan tüm güҫleri bu savaşa karşı tavır almaya ҫağırıyoruz!

Faşist TC rejimi tarafından başlatılan operasyonlarda gözaltında olan veya tutuklanan devrimci, demokrat, komünist ve yurtseverlerle dayanışma iҫinde olduğumuzu ilan ediyoruz!

Kürt Özgürlük Hareketine, Devrimci, Sosyalist ve Komünist  Hareketlere Karşı  Gerҫekleştirilen İmha ve Sindirme  Saldırılarını Kınıyoruz!

Yaşasın Halkların Birleşik Devrimci Mücadelesi!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU ( ADHK )

adhk tarafından

ADHK: HDP’ye yapılan saldırıları nefretle kınıyoruz!

Haziran 4, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

hdpADHK (05-06-2015) Seçime üç gün kala HDP nezdinde ezilen halklara yönelik gerçekleştirilen saldırılar, AKP patentli ırkçı-tekçi-faşist devlet geleneğince örgütlendirilmeye devam ediyor. Bu süreçte gerçekleştirilen 170’e yakın fiili saldırı sonucu onlarca insanımız yaralanmış, Bingöl’de Hamdullah Öğe katledilmiş, Erzurum’da HDP seçim otobüsünün ateşe verilmesi sonucu bir çok kişi yapılan faşist saldırılar sonucu yaralanmış, Aydın Taşkesen ise ağır yaralanmıştır.

Tüm bu saldırıların arkasında yatan bir tek gerçeklik  vardır, o da; ezilen halkların yakaladığı birliktelik ve bu birlikteliğin başarısı karşısında faşist AKP’nin kayıp hezayanı ve tahamülsüzlüğüdür. Seçime son üç gün kala AKP, saldırı ve provakasyonlarla içine düştüğü bataklıktan kurtulma gayretindedir. Ama nafile. Ezilen halklar, HDP etrafıdaki kenetlenişini ve kazanımlarını daha da güçlendirerek süreci devam ettireceklerdir. Bizler bu kazanımları yalnızca seçim süreciyle sınırlı tutmayacağız ve  bundan sonraki süreçte de daha da ileriye taşımak için fedakarlığımızı en üst seviyede göstereceğiz.

Irkçı-Faşist saldırılara karşı duralım!

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu-ADHK

adhk tarafından

ADHK-ADKH-ADGH: DHF Gözaltılarını Protesto Eylemliklerine Çağrı(Güncellendi)

Mayıs 27, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

ddBaskılar, gözaltılar, tutuklamalar Demokratik Haklar mücadelesini engelleyemez

ADHK (27-05-2015) Yağma, talan, hırsızlık, yolsuzluk, emek sömürüsü, sosyal hak gaspları ve siyasal yasaklarla halkın yaşamını zapturapt altına almak isteyen, halkın büyüyen örgütlü öfkesini parçalamak isteyen gerici egemen güçler bu sabah 05:00 sularında, Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) ve bileşeni Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) Demokratik Kadın Hareketi (DKH) ve Halkın Günlüğü Gazetesi üye ve çalışanlarına yönelik İstanbul merkezli bir gözaltı saldırısı düzenleyerek 22 kişiyi gözaltına aldı. Bu saldırılar halkın büyüyen örgütlü öfkesine karşı AKP nezdinde devleti saran korkunun açık göstergesidir.

İşcilerin, köylülerin, kadınların, öğrencilerin haklı ve meşru mevzisi olan DHF-Demokratik Haklar Federasyonu’nun mücadelesini hiç bir güç engelleyemeyecektir.

Avrupa’da bulunan ve daha yaşanılır bir gelecek mücadelesinden yana olan tüm kesimleri, „Gözaltı baskınlarıyla yaşattığınız terör karşısında, insanca yaşamanın tüm erdemliğini kuşanarak bulunduğumuz tüm alanlarda geleceğimizi zorbaların ellerinden almak için kavgayı daha da büyüteceğiz.“ „çabalarınız nafile; demokratik haklar mücadelesi mutlaka bir gün zaferle taçlanacaktır“ kararlılığını haykıran Demokratik Haklar Federasyonu’nun haklı mücadelesini ve kavga kararlılığını büyütmek için yapılacak eylem ve basın açıklamalarına ortak olmaya çağırıyoruz.

Baskılara Karşı Direnişi Yükselt ! DHF ile Dayanışmada Ol !

Halkın Meşru Mücadelesi- Devrimci İradesi Teslim Alınamaz !

Gözaltılar Serbest Bırakılsın !

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi-Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi

Almanya-Avusturya-İsviçre-Fransa Demokratik Haklar Federasyonu, Londra YÇKM

Kesinleşen Eylemlikler

  • 28 Mayıs Perşeme, Saat 09:00-10:00, İsviçre Cenevre, BM Uluslararası Af Örgütü, İşkenceyi Önleme Komitesi ve Dünya Basını Masası’nda Basın Açıklaması
  • 28 Mayıs Perşembe, Saat 17:00, Londra Wood Green Kütüphanesi önü, Protesto Gösterisi
  • 28 Mayıs Perşembe, Saat 17:30, Zürich Türk Konsolosluğu önü, Basın Açıklaması
  • 29 Mayıs Cuma Saat 18:00, Avusturya İnnsbruck, Basın Açıklaması
  • 29 Mayıs Cuma Saat 17:00, Hamburg Sternschanze Bhf.,  Basın açıklaması ve Protesto Eylemi
  • 29 Mayıs Cuma Saat 18:00, Köln Dom, Basın açıklaması ve Protesto Eylemi
  • 29 Mayıs Cuma, Saat 19:00, Stuttgart-Schloßplatz, Basın Açıklaması
  • 30 Mayıs Cumartesi, Saat 18:00, 10. Paris Strasbourg-Saint Denis,Basın Açıklaması ve Miting
  • 30 Mayıs Cumartesi Saat 18:00, Viyana Konsolosluğu Önü
adhk tarafından

ADHK: Kobanê’de kazanılan zafer, dünya halklarının mücadele tarihine yazılmıştır, selamlıyoruz !

Ocak 26, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

10944716_838568606199497_2989617514180502101_nADHK (27-01-2015) 3 Ağustos’ta Şengal’de DAİŞ’i (İŞID) üzerinden Ezidi halkına karşı başlatılan, 15kaniya_kurda_5 Eylül 2014 tarihinden itibaren Kobanê’ye yönlendirilen katliam ve soykırım girişimi, Kobanê halkının direniş duvarına ҫarptı. Tam 134 gündür emperyalist devletlerin ve bölgedeki  kimi faşist devletlerin (Türkiye, Katar başta olmak üzere) beslemesi DAİŞ faşist örgütünün her türlü güҫlü silahına ve hiҫbir savaş kuralını tanımayan saldırılarına rağmen, direnişi sürdüren Kobanê halkı, 26 Ocak 2015 tarihi itibariyle zaferini ilan etmiştir.

Direnişi başından beri yönlendiren ve yürüten YPG ve YPJ savaşҫıları başta olmak üzere; direnişte yeralan bütün savaşҫıları ve savaşın arka cephesinde her türlü zorluğu göğüsleyerek direnişe destek olan Kobanê halkını selamlıyoruz! Bu zaferin kazanılmasında bedenlerini siper ederek katkıda bulunan ve yaşamlarını yitiren tüm direnişҫileri saygıyla anıyoruz.10945697_891480044205375_9167188208983854397_n

Kobanê’de kazanılan bu zafer, Rojava Kürt ulusal devrimini boğmak isteyenlerin suratına bir tokat, kirli amaҫlarına vurulan bir darbedir. Beslemesi ÎŞID güçleri üzerinden  pusular kuran AKP’nin, Kuzey’de “çözüm” hipnozuyla “uyutmak” istediği kürt direnişine, güney batı Kürdistan’da yani Kobanê’de vurmak istediği darbenin boşa çıkartılıp yenilmesidir.

Kazanılan bu zafer, emperyalizme ve uşaklarına karşı olan herkesin, her komünist, devrimci, demokrat örgüt ve kurumların da yapacağı dayanışma ile Kobanê’nin yeniden inşaası sağlanarak   taҫlandırılmalıdır. Kobanê’de yaşayan halkların dik duruşu esas olmak üzere; Halkların dayanışmasının güҫlülüğü zaferin garantisi olacaktır.

118782-_uHhJfXKaDR_fFRfttKnsQBiz ADHK olarak; şimdiye kadar nasılki kendimizi bu mücadelenin bir parҫası olarak görüp öyle hareket ettiysek, bundan sonra da Kobanê’nin inşaası ҫalışmalarının bir parҫası olacağımızı ilan eder, zaferi  tüm coşkumuzla selamlarız!10931356_447491468737754_8426677660025850943_n

-BIJİ BERXWEDANA KOBANÊ !

-BIJİ SERKEFTİNA KOBANÊ !

– YAŞASIN KOBANÊ DİRENİŞİ !

-YAŞASIN KOBANÊ ZAFERİ!

26 Ocak 2015

ADHK-Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu