adhk tarafından

19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız! ATİK Aktivistlerine ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük!

Aralık 5, 2016 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

atik-tutuklulari19 Aralık katliamı ve buna karşı gösterilen görkemli direnişin yeni bir yıl dönümünün yaklaştığı bugünlerde, dün Türkiye-Kuzey Kurdistan hapishanelerinde birlikte omuz omuza direndiğimiz ATİK’li 10 devrimcinin 19 Aralık 2016 tarihininde Münih’te yapılacak olan mahkemelerine katılarak, onlarla geçmişte ördüğümüz siper yoldaşlığını, yeniden örmek ve güncellemek üzere karşılamaya hazırlanıyoruz.

ADHK (05-12-2016) 19 Aralık 2000 tarihinde, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da bulunan 28 hapishaneye eşzamanlı ve eşgüdümlü gercekleştirilen operasyon sonucu, 30 devrimci tutsak kalleşce katledildi. 30 devrimciyi katleden faşizm, bu operasyonun adına da “Hayata Dönüş” dedi. Bundan kastettikleri, teslim almak, yola getirmek ve biat ettirmekti. Ama başaramadılar!

Her hapishane, direnişin teslim olmayan birer onur siperi haline geldi. Tarih bir kez daha, ezilen halkların çocuklarının kanlarıyla yazıldı. Orada, katliamın vahşiliğiyle birlikte, gözü dönmüş faşist zulmün saldırganlığı da, halka, devrime ve ideolojik politik ilkelerine bağlı devrimci tutsakların direnişi de zirve yaptı. Devrimci tutsaklar teslimiyeti dayatan faşist zulme, direnişin doruklarından kahramanca cevap verdiler.

Faşist Türk devletine “F Tipi” aklı ve silahı ihraç ederek, devrimcilerin teslim alınması stratejisini sunan batılı emperyalist efendiler, uşaklarının her türlü zulmüne boyun eğmeyerek, bu stratejiyi boşa çıkartan devrimcileri bu kez de emeperyalist-kapitalist Alman devletinin mahkemelerinde tam 2 yıldır sınamaya calışıyorlar.

MÜSLÜM  ELMA, SEYİT  ALİ  UĞUR, HAYDAR  BERN, ERHAN  AKTÜRK, MUSA  DEMİR, BANU  BÜYÜKAVCI, SİNAN  AYDIN, SAMİ  SOLMAZ, MEHMET  YEŞİLÇALI  ve  DENİZ  PEKTAŞ 2 yıldır Alman Emperyalizminin adaletsizliğiyle cezalandırılıyor.

Onların şahsında yargılanmak istenenin tüm devrimciler olduğunu iyi bilen tutsak 10 ATİK’li devrimci, kendilerine isnad edilen tüm suçlamalara cevaben, devrimciliğin haklı ve onurlu öfkesiyle, faşizme ve emperyalizme karşı direnen bir devrimciliğin suç olmadığını, kriminalize edilerek itibarsızlaştırılamayacağını ve yargılanamayacağını haykırarak, onları yargılayanları yargılayan bir devrimci iddianameyi tarihe yazmışlardır.

Evet yargılanması gerekenler faşizme, emperyalizme ve dünya gericiliğine karşı direnen devrimciler değil, dünya halkarını savaşlarla katliamlardan geçiren, sürgün yollarında toplu katliamların yaşandığı göçmen trajedilerinden sorumlu olan, eli kanlı tekelci diktatörlükler ve emperyalizmin insanlık tarihine yazılan suçlarıdır.

Yargılanması gerekenler, DAİŞ denilen şeriatçı faşist katilleri besleyip büyüten, işbirlikçisi Erdoğan eliyle sınırları açtıran, Orta Doğu’da ve Avrupa metropollerinde masum insanların bombalarla parçalanmasında politik sorumluluğu olan, işbirlikçileri ve efendileriyle tüm egemen sınıf bloğudur.

Bu bilinç temelinde 19 Aralık 2000 tarihinde emperyalizm destekli, Faşist Türk Devleti egemenleri eliyle gercekleştirilen katliama karşı öfkemizi kuşanıyor, bu sürecin direniş saflarında alnının akıyla sınavını vermiş ATİK’li devrimcilerle dayanışmayı güncel bir görev olarak önümüze koyuyoruz. Bu temelde, tüm duyarlı kişi ve kurumların da bu görevle karşı karşıya olduklarını hatırlatıyoruz.

Katliamın ortaklığında geçmişte birleşen, bugün “düşman kardeşler” rolüyle cilveleşen Alman ve Türk egemen sınıf güçlerine karşı, 19 Aralık 2016 duruşma gününde, mahkeme önünü birleşik öfkemizin siperleri olarak tutmalıyız. 19 Aralık 2000’de yükseltilerek, direnişin doruklarında bayraklaştırılarak bize devredilen dayanışmayı ve siper yoldaşlığını kıymetli bir miras olarak sahiplenelim.

Unutmayalım, tüm saldırılarla eskitilmeye ve unutturulmaya çalışılan dünya halklarının özgürlük ve sosyalizm geleceği için direnen ve savaşanların siper yoldaşlığı, tarihin pırlantası olarak dayanışmanın ellerinde yeniden parlatılacak ve baskının ve zulmün olduğu her yerde birleşik direnişin surları yüreklerimizle örülecektir.

Türkiye-Kuzey Kürdistan hapishanelerinde kurşunların, bombaların ve faşist çakal sürülerinin üzerine yürüyen ölümsüz yoldaşlarımızın güne vasiyeti budur.

Bu temelde 19 Aralık’ta ölümsüzleşen devrimci tutsakları, eylemine ve anılarına pratikte bağlılığın devrimci sorumluluğuyla bir kez daha anıyor ve bu bilinçle 19 Aralık katliamının yıl dönümünde, 19 Aralık 2016 günü Münih’te görülecek olan ATIK’li 10 devrimcinin mahkemesine duyarlı herkesi katılmaya, mücadelelerine güç ve omuz vermeye davet ediyoruz.

19 Aralık Katliamını Unutmadık, Unutturmayacağız!

ATİK Aktivistlerine ve Tüm Politik Tutsaklara Özgürlük!

Devrimcilik Suç Değildir, Yargılanamaz !

Yaşasın Devrimci Siper Yoldaşlığı !

Miting:

Tarih: 19 Aralık 2016 (Pazartesi)

Saat: 11.00

Yer: Oberlandesgericht

Nymphenburger Strasse 16

80335 München

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Kanfederasyonu)

Aralık 2016

adhk tarafından

AVRUPA DEMOKRATiK HAKLAR KONFEDERASYONU İÇ TÜZÜĞÜ

Eylül 8, 2015 de ADHK adhk tarafından

AVRUPA DEMOKRATiK HAKLAR KONFEDERASYONU

İÇ TÜZÜĞÜ

   Madde 1 : Konfederasyon’un adı ve merkezi

  1. Konfederasyon’un adı: Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu.
  2. Konfederasyon’un merkezi: FRANKFURT’tur.

Madde 2 : Amaçları

  1. Emekçilerin, ekonomik, demokratik, akademik vb. taleplerini savunur. Özel olarak Avrupa’da yaşayan Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı göçmenler, mülteciler ve yabancı işçilerin; genel olarak ise Avrupa’da yaşayan tüm işçi ve emekçilerin demokratik haklarının korunması ve ilerletilmesi için mücadele eder, demokratik mücadelelerini yürütür ve örgütler.
  2. Avrupa’da yaşayan çeşitli milliyetlere mensup, ezilen halklar arasında kardeşlik ve dostluk bağlarını geliştirir. Demokratik halk kültürünün gelişmesi için çalışır. Bilim, kültür ve sanat alanında işçi sınıfı ve emekçilerden taraf çalışmaları destekler.
  3. Türkiye-Kuzey Kürdistan halkının bağımsızlık ve Halk demokrasisi mücadelesini destekler ve savunur.
  4. Emperyalizme, Kapitalizme, Faşizme, Irkçılığa, Şovenizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele eder.
  5. Dünya halklarının ve ezilen uluslarının (devrimci hareketler, demokratik muhtevası olan ulusal mücadeleleri, sınıfsal kurtuluş mücadeleleri ve savaşları dahil) tüm haklı ve meşru mücadelelerini destekler.
  6. Bütün gerici, yağmacı haksız savaşlara karşı çıkarak, haklı savaşları destekleyip, dünyadaki tüm işçilerin ve emekçilerin her türlü anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal, bağımsızlık ve sosyal kurtuluş mücadeleleriyle enternasyonal dayanışmaya girer.
  7. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunur.
  8. Ïnsanlara cinsel kimlikleri ya da tercihlerinden dolayı ayrımcılığa ve kadınlar üzerindeki cins baskısına karşı çıkar, mücadele eder.
  9. Doğanın, çevrenin ve insanlık değerlerinin tahribine karşı mücadele eder.

Madde 3 : Birlikte çalışma

  1. Faşizme, emperyalizme, feodalizme, şovenizme, erkek şovenizmine ve milliyetçiliğe karşı olan kişi, örgüt ve kuruluşlarla birlikte çalışır.
  2. Kendi gücünü esas almak koşuluyla birlikte, ortak eylemlilikleri benimser.
  3. c)Dünya halklarının haklı ve meşru mücadelelerinin anti-emperyalist bir uluslararası kitle hareketini oluşturmak için çalışır.

Madde 4 : Üyelik

  1. Konfederasyon’un tüzüğünü benimseyen federasyonlar, federasyonun olmadığı ülkelerde ise dernek ve komiteler, konfederasyon’a üye olabilir.
  2. Konfederasyon’a üye olan federasyon, dernek ve komiteler, konfederasyon’un faaliyetlerini desteklemek ve merkezi kararlarını uygulamak zorundadır.
  3. Üye federasyon, konfederasyon’a üyelik aidatı olarak aylık 50 € ödemek zorundadır.
  4. Konfederasyon’a direk bağlı olan dernek ve komiteler, konfederasyon’a üyelik aidatı olarak yıllık bünyesindeki üye başına göre; dernek 30 €, komite 5 € ödemek zorundadır.

Madde 5 : Üyelik koşulları

  1. YÖNTEM:
  2. Konfederasyon’a kongre sürecinde üye olmak isteyen federasyon, dernek veya komite, konfederasyon’un kongresine gözlemci olarak katılır, üyelik için baş vurur.
  3. Kongre’yi dernek veya federasyon hakkında bilgilendirdikten sonra, kongre iradesi müracaatı salt çoğunlukla kabul veya reddeder.
  4. Kongre sürecinde üyeliği kabul edilen federasyon, dernek ve komitenin söz hakkı var, oy hakkı yoktur.
  5. Kongrede üyeliği kabul edilen federasyon, dernek yada komite üyesinin seçme hakkı yoktur. Seçilme hakkı vardır.
  1. YÖNTEM:
  2. Üye olmak isteyen dernek veya komite, konfederasyon yönetim kurulu’na (genel konseye) baş vurur, derneğin tüzüğü ve çalışmasıyla birlikte Konfederasyon Genel Konseyi bilgilendirir.
  3. Konfederasyon Genel Konseyi, müracaattan sonraki ilk toplantısında üyelik hakkında olumlu yada olumsuz kararını gerekçeleriyle birlikte müracaat edene bildirir.
  4. Reddedilmesi durumunda başvuru yapan ilk kongrede 1. yöntemi izliyebilir.

   Madde 6 : Üyelikten çıkarılma ve dondurma

  1. Üyelikten çıkmak isteyen federasyon, dernek veya komite, yazılı istifasını ADHK Genel Konseyine sunar.
  2. Konfederasyon tüzüğünü çiğneyen, faliyetlerini desteklemeyen, kararlarını tanımayan dernek ve komitenin üyeliği, Konsey tarafından ve denetim kurulu’nun salt çoğunluğuyla dondurulur.
  3. Dondurulan dernek ve komiteler, delege seçerek Kongreye gelebilir ve kendi durumuyla ilgili oy kullanma hakkına sahiptir.

Madde 7 : Delegelik

  1. Her üye derneğin, ilk on beş (15) üye için iki (2) delege, ondan sonraki her on (10) üye için bir delege hakkı vardır.
  2. Her üye komitenin bir (1) delege hakkı vardır.
  3. Delegeler, dernek üyeleri ve komite üyeleri tarafından seçilir.
  4. Delegeler, dernek kitlesinin ve komitelerin ortak görüşünü savunmak ve bu irade doğrultusunda, oyunu kullanmak zorundadır.
  5. ADHK programıyla çelişen düşünce, kongre’de tartışılabilinir. Ancak dernek kitlesi veya komite üyelerince tartışılmamışsa, delegelerin oy kullanma hakları yoktur.

Madde 8 : Üye dernek ve komitelerin hakları ve yükümlülükleri

  1. HAKLARI:
  2. Her üye federasyon, dernek ve komite, Konfederasyon Konseyini eleştirme hakkına sahiptir.
  3. Her üye federasyon, dernek veya komite, Konfederasyon’un kongresinde eleştiri ve özeleştirisini sunabilir.
  4. Üçte ikilik (2/3) çoğunluğu sağlayan üye dernek ve komitelerin, olağanüstü Kongre talep etme hakkı vardır.
  1. YÜKÜMLÜLÜKLERÏ:

Her üye fedreasyon,dernek ve komite, Konfederasyon Kongresinde alınan kararlara ve Konfederasyon Genel Konseyi kararlarına uymak zorundadır.

Madde 9 : Konfederasyon’un kolları, kurumları ve işleyişi

  1. Konfederasyon ; kendine kalıcı ihtisaslaşmayı esas alır.
  2. Konfederasyonu oluşturan ülke federasyonları, Federatif birer yapı olan Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ve Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi, direk bağlı olan dernekler ve komiteler konfederasyonun bileşenleridir.
  3. Konfederasyon Genel Konseyi denetiminde; KADIN, KÜLTÜR-SANAT, AJİTASYON-PROPAGANDA ve ENTERNASYONAL İLİŞKİLER kollarını kurar, gerektiğinde ihtiyaca göre, diğer kollarını da oluşturur
  4. Kongre’den sonra en yüksek merci, yönetim (konsey) ve denetim kuruludur.
  5. Konfederasyon yönetim kurulunda, federatif birer yapı olan, Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ve Avrupa Demokratik Gençlik Hareketinin seçilmiş Komisyonunun bir temsilcisi ayrılan Kadın ve Gençlik Kontenjanında yer alır.
  6. Konfederasyonun örgütlenme prensibi demokratik merkeziyetçiliktir.

Madde 10 : Kongre

  1. Kongre tarihi ve tartışma belgeleri, kongreden en az iki ay önce dernek ve komitelere yazılı olarak gönderilir.
  2. Kongre, Konfederasyon’un en yüksek organıdır.
  3. Kongre, üye ülke federasyonları, dernek ve komitelerin delegeleri toplamının salt çoğunluğunun katılımı ile yapılır.
  4. Salt çoğunluk sağlanamazsa Kongre, ikinci bir çağrı ile yapılır. Bu durumda salt çogunluk aranmaz.
  5. Kongre’de, kararlar iradenin salt çoğunluğuyla alınır.
  6. Kongre yılda bir (1) defa yapılır.
  7. Kongre, bir önceki kongre’de alınan kararları salt çoğunlukla bozabilir.
  8. Kongre’de yönetim kademelerine, dernek ve komitelere üye olan herkes seçilebilir.
  9. Kongre’ye katılan tüm delegeler seçme hakkına sahiptir. Sadece doğal delegeler, eğer aynı zamanda seçilmiş delegeler değillerse, oy kullanma ve seçme hakkına sahip değildirler.

Madde 11: Olağanüstü Kongre

  1. Özel durumlarda konfederasyon konseyi’nin çağrısıyla bir (1) ay içinde toplanır.
  2. Üye federasyon, dernek ve komite üçte ikisinin (2/3) yazılı müracaatı üzerine, müracaat tarihi esas alınarak, en geç bir (1) ay içinde konge toplanır.
  3. Olağanüstü kongre delegeleri, bir önceki olağan dönemdeki yapılan kongre delegeleri üzerinden hesaplanarak yapılır.
  4. Konsey üçte iki (2/3) çoğunluğu yitirmişse, konfederasyon’u olağanüstü kongreye taşıyabilir.

Madde 12: Denetim Kurulu

  1. Denetim kurulu, konfederasyon konseyini denetler.
  2. Genel konseyin çalışmaları hakkında, üç (3) ayda bir federasyon, dernek, komite ADKH ve DGH üyelerine rapor sunar.
  3. Konsey, denetleme kurulu’na rapor sunmak zorundadır.
  4. Denetleme kurulu üç (3) kişiden oluşur.
  5. Denetim kurulu toplantısına gerekçesiz iki defa katılmayan denetim kurulu üyesinin üyeliği, denetim kurulu tarafından dondurulur.

Madde 13: Konfederasyon’un yükümlülükleri

  1. Konfederasyon; konfederasyon’la, federasyon, ADKH, ADGH, dernek ve komiteler arasındaki düzenli ilişkileri sağlamakla yükümlüdür.
  2. b) Konfederasyon; federasyon, dernek ve komitelerine perspektif sunmakla, sevk ve idareyi sağlamakla yükümlüdür. ADHK; bileşenlerine güncel ve siyasal gelişmelere yönelik perspektif sunmakla, bileşenleri arasında koordinasyonu sağlamakla yükümlüdür.“
  3. Konfederasyon; kendi iç tüzüğü doğrultusunda yayın çıkarma hakkına sahiptir.

Madde 14: Genel Konseyin görev ve yetkileri

  1. İki kongre arasında en yüksek organdır.
  2. Genel konsey üyelerinin sayısı dönemin faliyetlerine ve ihtiyaca göre kongre tarfından belirlenir.
  3. Yönetim kurulu seçimi, açık oyla yapılır. İtiraz olursa gizli oy açık seçimle yapılır.
  4. Seçilen yeni konsey, kongre’den sonra en geç onbeş (15) gün içinde toplanır, kendi içinde görev bölümü yapar. Bu toplantıda eski yönetim devir-teslim yapar;
  5. Konsey yedek üyeleri, konsey toplantılarına katılır, asıl üyeler gibi faaliyet yürütür.
  6. Konfederasyon Konseyi, kadın-erkek ve LGBTİ’den oluşan dönem temsilcilerini seçer ve bu temsilciler içe ve dışa karşı temsiliyetinden sorumludurlar.
  7. Konsey, kongre’nin kararlarını pratiğe uygulamakla yükümlüdür.
  8. Kongre karalarına uymayan federasyon, dernek ve komiteleri, denetim kurulu’nun onayını alarak askıya (dondurma) alma yetkisine sahiptir.
  9. Konfederasyon’un Genel Konseyi, yeni üye alma yetkisine sahiptir.
  10. Konsey raporu, salt çoğunluğuyla yazılır.
  11. Farklı düşünenler şerh düşer. Önemli konularda konsey vasıtasıyla derneklere açmasını önerir. İrade birliğini parçalamıyorsa, konseyin çoğunluğu bunu yapmak zorundadır.
  12. Konsey çalışmalarını, genel kongre’de tespit edilen program doğrultusunda oluşturur. Bu irade doğrultusunda, üç (3) aylık çalışma programını oluşturup, bu programı hayata geçirmekle yükümlüdür.
  13. Bir konsey üyesi hakkında, dernekler bağlayıcı karar alamazlar. Her hangi bir iddia var ise, bu iddiayı konseye sunar cevap ister.
  14. Konsey toplantısına, iki (2) defa gerekçesiz katılmayan konsey üyesinin, üyeliği, konsey tarafından dondurulur.
  15. İstifa etmek isteyen YK ve DK üyesi, yazılı başvuru yapmak zorundadır.
  16. Genel konsey ihtiyaca göre dönem, dönem “ADHK Genişletilmiş Genel Konseyi”ni toplayabilir ve kadro/aktivist konferansları düzenliyebilir. ADHK Genişletilmiş Genel konseyi, ADHK’a bağlı tüm federasyon ve federatif yapı yönetimlerinden ve doğrudan bağlı dernek ve komitelerin temsilcilerinden oluşur.

Madde 15: Konfederasyon’un gelir ve giderleri

  1. Konfederasyon’un düzenli gelirleri; üye aidatlarıdır. Ayrıca; bağış, gece vb. yöntemlerle düzensiz gelir elde edilebilir.
  2. Konfederasyon bütçesi, kişisel çıkarlar doğrultusunda kullanılamaz. Konfederasyon bütçesi, yönetim kurulu tarafından düzenlenir. Harcamalar, denetim kuruluna rapor halinde bildirilir.
  3. Yönetim kurulu üyelerinin, yalnızca konfederasyon işleriyle uğraşabilmeleri için, kişisel masrafları konfederasyon tarafından karşılanabilir, ancak, bu durum kişinin insiyatifine bırakılmamalıdır.
  4. Esas olarak, konfederasyon üyelerinin harcamaları bölgelerce karşılanır.

Madde 16: Tüzük değişikliği

Konfederasyon’un tüzüğü, dernek ve komitelerde tartışıldıktan sonra, üçte iki (2/3) Genel kurul çoğunluğuyla bütün noktalarında değişiklik yapılabilir.

Madde 17: Konfederasyon’un feshedilmesi

  1. Konfederasyon’a bağlı kurumların iradesiyle Genel kurulu’nda beşte dörtlük (4/5) delege çoğunluğunun alacağı kararlarla konfederasyon feshedilebilir.
  2. Konfederasyon’u dağıtma kararı alan Genel kurul, Konfederasyon’un mal varlığına ilişkin kararı da kongre iradesiyle alır.

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

Eylül 2015

 

 

adhk tarafından

8 Ağustos Köln Mitingi Çağrısı: Faşizme ve Savaşa Geçit Vermeyeceğiz-No Pasaran!

Ağustos 2, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

ABDEM (Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi) ve Demokratik Güçbirliği Platformu bileşeni kurumlar  ile Avrupa’da örgütlü bulunan toplam 39 devrimci-domokrat kurum,  ortak imzalı bir açıklama ve çağrı yayınlayarak,  “AKP ve IŞİD Faşizmine Geçit Vermeyeceğiz-Savaşa HAYIR-No Pasaran!” sloganıyla,  8 Ağustos Cumartesi günü Köln’de gerçekleştirilecek olan merkezi miting ve yürüyüşe katılım çağrısında bulundu. 

ALMANYA (02-08-2015) “AKP ve IŞİD Faşizmine Geҫit Vermeyeceğiz-Savaşa HAYIR !

Kobanê’nin yeniden inşası için Pirsus (Suruç)’da bulunan SGDF (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) üyesi gençlerin, basın açıklaması yaparken; Türk devletinin organizatörlüğünde Daiş çetesinin canlı bombayla saldırıp, 31 genci katletmesiyle, AKP hükümeti Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da saldırıları tırmandırarak yeni bir savaş süreci başlattı. Saldırı ve katliamları protesto eden 1000’i aşkın Kürt, Alevi ve devrimci gözaltına alındı. Türk devleti, PKK tarafından ilan edilmiş bir ateşkes olmasına rağmen; 7 Haziran seҫimlerinden önce Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uyguladığı tecriti devam ettirmiş, Suruҫ katliamıyla verdiği yeni savaş startını Kandil dağında PKK mevzilerini bombalamayla  kirli savaş politikalarını tırmandırmaya devam etmektedir.

Türk polisi Gözaltı terörünü yoğunlaştırıyor

24 Temmuz’dan bu yana, saldırıları protesto eden Kürt, Alevi ve devrimci eylemcilere karşı büyük ölçekli gözaltı ve dalgası yürütülmektedir. Çoğunluğu HDP (Halkların Demokratik Partisi) ve DBP (Demokratik Bölgeler Partisi) üyeleri yüzlerce insan, PKK üyeliği ile suçlanıp linç edilmekte, sokakta infaz edilmekte ya da işkenceli gözaltıların ardından tutuklanmaktadır.

Cenaze törenlerine bile saldırılmaktadır

İstanbul Terörle mücadele şubesine bağlı polislerin, evinde infaz ettiği bir devrimcinin cenaze törenine, Özel Harekat Polislerince saldırılmış ve cenazenin üç gün boyunca defin edilmesi engellenmiştir. İstanbul’daki ilerici ve devrimcilerin etkili olduğu bilinen Gazi’de, saldırılara büyük bir direnişle karşılık verilmiştir. Cemevinde yapılacak törene polis tarafından yapılan saldırılara, Gazi halkı ve ilerici devrimci güçler, sokak sokak direnip, polisin saldırılarını geri püskürtmüştür.

Türk Hava Kuvvetleri Türkiye Kürdistan’ında ve Güney Kürdistan’daki PKK alanlarını bombalamaya devam ediyor

Türk Hava Kuvvetleri, ateşkese rağmen eşzamanlı bir şekilde; Kuzey Irak’taki Medya savunma alanları ve Türkiye’nin Güney doğusundaki PKK üslerini bombalamaya başladı. Bombalanan  alanlar arasında sivil Kürt halkının yaşadığı bölgeler de bulunmaktadır. Bugüne kadar saldırılarda 4 gerilla ve sayıları halen belirlenemeyen birçok sivil yaşamını yitirmiştir. AKP Hükümeti ve Tayyip Erdoğan’ın da Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen taraf oldukları ve PKK ile birkaҫ yıldır sürdürülen ҫözüm süreci, yine AKP ve Tayyip Erdoğan tarafından inkar edilerek: gerҫekte ҫözüme hiҫ de niyetli olmadıklarını, başlattıkları bu hava saldırılarıyla, bir kez daha ilan etmiştir. Türk Hükümeti ve Tayip Erdoğan hırsızlıkları ve katliamların hesabını vermekten kurtulmanın yolunu, demokratikleşme için ayağa kalkan güçlere savaş açmakta, Türkiye’yi kaosa sürüklemekte bulmuştur.

Türk Ordusu Kürdistan’da çevre katliamı yapmaktadır

Türk devleti, sadece halka karşı savaş yürütmemektedir. Yapılan bombalı saldırılarla kelimenin gerçek anlamıyla bir doğa katliamı yapmaktadır. Bugüne kadar Kalekol, baraj ve elektrik santralları ile, doğayı tahrip eden Türk devleti, binlerce yıldır doğayla uyumlu bir şekilde yaşayan halkın yaşam alanlarını yok etmektedir. Kürdistan’da ormanların yakılması, bitki örtüsü ve hayvanların vahşice katledilmesi, bir devlet politikası haline getirilmiştir. Köy bombalamalar ve yakmalar aracılığla insanlar doğal ortamlarından zorla koparılıp şehirlerde yaşamaya zorlanarak, geçim kaynakları, yaşam alanları yok edilmektedir.

Erdoğan ve AKP’nin  amacı Türkiye’de tek başına mutlak güç olarak kalmaktır

AKP 7 Haziran 2015’den bu yana Türkiye’de tek başına hükümet olma hakkı ve yetkisini kaybetmiştir. Sol-Liberal  HDP’nin seçimlerde %10 barajını aşarak gelmesi, AKP’nin mecliste mutlak çoğunluğu almasını engellemiştir. Bu durum; Erdoğan’ın seçim sürecinde ısrarla kazanmak istediği yeni başkanlık sistemine geçişini engellemiş oldu. Sadece başkanlık değil, Erdoğan’ın otoriterliğini kalıcılaştırmasına karşı, ama aynı zamanda, Kürt sorunun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesine ilişkin HDP’nin geliştirdiği politikalar; O’nun toplumda demokratik muhalefet partisi olarak güçlenmesini beraberinde getirmiştir. AKP ve Erdoğan, demokratik muhalefeti sindirmek ve yok etmek için Türkiye’de saldırgan bir plan harekete geçirip, çatışma ortamının yaratacağı kaosta HDP’yi demokratik muhalefetin merkezi olarak tasfiye etmeyi amaçlamaktadır.

Erdoğan ve AKP hükümeti için Rojava devrimi göze batan bir dikendir

Rojava’da Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden esinlenip PYD öncülüğünde geliştirilen demokratik öz yönetim, Türk devleti için kabusa dönüşmüştür. Halkların demokratik öz yönetiminin yaşam pratiği, bütün gerici bölge devletlerinde anti-demokratik, ırkçı ve cinsiyetçi dogmaları kırması nedeniyle de bir devrim niteliği taşımaktadır. Tayyip Erdoğan ve Türk Başbakanı Ahmet Davutoğlu “Suriye’de bir bölünmeye izin vermeyiz” derken, Rojava devriminin Demokratik Özerkliğine saldırmaktadırlar.

AKP Hükümeti ve Erdoğan, DAİŞ çetesiyle, insanlığa karşı ittifak halindedir

Erdoğan ve AKP iktidarı, kendi hegamonik ideallerine ulaşmak için, salt politik- pragmatik değil aynı zamanda aynı ideolojik bakış açısına sahip olmaları nedeniyle de, DAİŞ çetesine destek vermiştir. Erdoğan ve AKP iktidarının  vermiş olduğu maddi , askeri ve lojistik destek sayesinde, Daiş çetesi Şengal’de Ezidi halkına karşı soykırımda bulunmuştur. Yapılan bu soykırımda, binlerce masum insan Daiş çetesi tarafından vahşi bir şekilde katledildi ve binlercesi de kaçırıldı. Özellikle de kaçırılan binlerce Ezidi kadın, insanlık düşmanı bu barbarlar tarafından tecavüze uğramış ve köle pazarlarında satılmıştır.

Türk devletinin vermiş olduğu destek sayesinde Kobanê ’ye saldırılmış ve onbinlerce insan göç etmek zorunda bırakılmış ve aylar süren kahramanca direnişler sayesinde, insanlık düşmanı AKP ve Erdoğan yandaşı bu çete sökülüp atılabilmiştir.

Daiş çetesi, AKP ve Erdoğan’ın etkisinde olmayan ve onlar tarafından kontrol edilemeyecek bir güç olarak gösterilmektedir. Ancak Rojava devrimine saldırıları ve Türk devletinin Daiş’e gönderdiği iki bin tır dolusu askeri mühimmat ve halen sağlamaya devam ettiği lojistik destek, Daiş’e karşı mücadele edecek bir gücün pratiğini göstermemektedir. Türk devleti uluslararası kamuoyunda ne kadar Daiş çetesine karşı savaşacağını ilan ederse etsin, AKP iktidarının esas amacı Suriye’nin kuzeyinde gelişmekte olan demokratik öz yönetimi ezmek, en azından özgürlükçü kürt güçlerini zayıflatmaktır. Uluslararası politik çevrelerin eleştiri ve uyarılarına rağmen, ABD ve NATO Türkiye devletinin başlatmış olduğu savaş politikalarıyla dayanışma içinde olduğunu ilan etmiştir.

Başta Almanya olmak üzere; Avrupa ve NATO, Türkiye’nin bu saldırgan insanlık düşmanı politikalarını desteklemektedir

Federal Alman hükümeti tarafından son dönemlerde Türkiye’ye silah ihracatı ve Patriot füzelerinin Türkiye’ye konuşlandırılmasının onaylanması; PKK yasağının sürdürülmesinde takınılan inatçı tutum, Türkiye ile AB arasında daha da güçlendirilen ekonomik işbirliği, NATO eliyle istihbari bilgilerin Türk devletine aktarılması, Avrupa’da yaşayan Türk ve Kürt muhaliflerin (ATİK, NAV-DEM) tutuklanmasıyla, Türkiye ve Kürdistan’da halka hertürlü terörü uygulayan Erdoğan ve AKP iktidarının eli güçlendirilmektedir.

Almanya, AB ve NATO bununla doğrudan ve dolaylı olarak, Daiş çetesine destek vermekle kalmamakta aynı zamanda Erdoğan ve AKP’nin Suriye’ye karşı geliştirdiği katliamcı politikalar, Daiş’e verdiği fiili destek, Kürtlere karşı yürüttüğü savaş, Alevi, Hiristiyan, Ezidi ve diğer inançlara karşı yürüttüğü katliamcı politikalar, ülke içerisinde işçilere karşı uyguladığı neo liberal politikalarla açlığa mahkum etmesi, kadınlara karşı uyguladığı cinsiyetçi politikalar, gençlere karşı uygulanan otoriter ve yaşam hakkını gasp eden politikalara  da destek vermiş olmaktadır.

Milyonlarca insan artık Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’sinin iktidar hırsına kurban olmak istememektedir !

Türk devletinin başlattığı savaş derhal durdurulmalıdır !

Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrite derhal son verilmeli, Sayın Öcalan ve diğer siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır !

Alman devleti Türkiye devletinin katliamcı savaş politikalarına desteğini çekmelidir !

Almanya Orta doğu  ve Türkiye’ye silah ihracatını durdurarak, PKK yasağını kaldırarak, Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sağlamalıdır !

Rojava statüsü zaman geçirilmeden kabul edilmelidir !

Yaşasın halkların kardeşliği !

Yaşasın Enternasyonal dayanışma !

8 Ağustos 2015 tarihinde Köln’de yapılacak olan Yürüyüş ve Mitinge sen de katıl !

Çağrıcılar;

  1. NAV-DEM ( Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi)
  2. AvEG-Kon ( Avurpa Ezilen Göcmenler Konfederasyonu)
  3. TJKE ( Tevgera Jinen Kurd Europa)
  4. SKB (Sosyalist Kadınlar Birliği)
  5. AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu )
  6. ATIF (Almanya Türkiyeli Işçiler Ferasyonu)
  7. Yaşanacak Dünya/Devrimci Proletarya
  8. DIDF ( Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu)
  9. ADHK ( Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)
  10. Nor Zartonk
  11. ADEF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu)
  12. FKE ( Federasyona Komele Ezidiya)
  13. Young Strougle
  14. FEDA( Demokratik Alevi Fedeasyonu)
  15. MDDP (Mezopotamya Demokratik im Partisi)
  16. FCIK ( Federayona Civaka İslami)
  17. YXK( Yekitiya Xwandekane Kurdistan)
  18. FIDEF ( Federal Almanya Işçi Dernekleri Federasyonu)
  19. KCD-E ( Kongra Civaka Demokratika Kurde Europa)
  20. SYKP ( Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi)
  21. ÖDA ( Özgürlük Dayanışma Almanya)
  22. YSGP ( Yeşil Sol Gelecek Partisi)
  23. PIK (Partiya Islamiya Kurdistan)
  24. ASM ( Avrupa Sürgünler Meclisi)
  25. KKP ( Kurdistan Komünist Partisi)
  26. Aktionsgruppe für Aufbau der dritten Reihe
  27. BIR-KAR
  28. Assembbly of Armenians of Eurpe Sektion Deutschland( Avrupa Ermeni Konseyi)
  29. SDP (Sosyalist Demokrasi Partisi)
  30. Cîwanên Azad
  31. Jinên Cîwanên Azad
  32. Young Struggle
  33. BDAJ – Bund der alevitischen Jugendlichen in Deutschland
  34. BDAS – Bund der alevitischen Studierenden in Deutschland//Bundesweite
  35. Kampagne TATORT Kurdistan Bündnis,
  36. YDG (Neue Demokratische Jugend),
  37. MLPD ( Almanya Marksit Lenininst Komünist Partisi)
  38. Der Revolutionär Sozialistische Bund (Köln)
  39. Bundesweite Montagsdemo

 

Sorularınız destekleriniz veya basın için ilişki

Nav-Dem

www.navdem.com // info@navdem.com

Tel:  0211/1711451,  Mobil: 0157/33881294

 

Civaka Azad
www.civaka-azad.org // info@civaka-azad.org
Tel.: 069/84772084,  Mobil: 01573/8485818″

 

 

 

adhk tarafından

ADHK: Saldırının boyutu, faşist T.C. devleti ve AKP’nin korkusunun büyüklüğünü anlatmaktadır

Temmuz 27, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

SALDIRININ BOYUTU; FAŞİST TC DEVLETİNİN VE AKP’NİN KORKUSUNUN BÜYÜKLÜĞÜNÜ ANLATMAKTADIR!

ADHK_LOGOADHK (27-07-2015) Kobané’deki yeniden inşa ҫalışmalarına destek olmak amacıyla yola ҫıkan Sosyalist Genҫlik Dernekleri Federasyonu üyelerine karşı 20 Temmuz günü Urfa’nın Suruҫ ilҫesinde gerҫekleştirilen bombalı saldırıdan sonra, tüm Türkiye-Kuzey Kürdistan ҫapında Kürt özgürlük hareketinin kadro ve taraftarlarına ve devrimci, sosyalist ve komünist hareketlere karşı imha ve sindirme operasyonları başlatıldı. Yine aynı gün, Kürt özgürlük hareketinin bulunduğu Medya Savunma Alanları, savaş uҫakları aracılığıyla yoğun şekilde bombalandı ve bu bombalama operasyonu hala sürmektedir.

Suruҫ’ta 32 sosyalist insanın yaşamını yitirmesini sağlayan bombalı patlama, şu anda hayata geҫirilen topyekün saldırının ön hazırlıklarının bir parҫasıydı. Yıllardır Türk sömürücü egemen sınıflarının devleti tarafından dile getirilen „Güvenlikli Bölge“ oluşturulması, Kandil’e karşı imha operasyonunun gerҫekleştirilmesi istemi ve son Rojava devrimi,  Kobané direnişi, Gre Spi başarısı ve Kürt halkı başta olmak üzere Batı Kürdistan’da yaşayan halkların kendi kendilerini demokratik bir şekilde yönetme iradesinin ortaya ҫıkmasının yarattığı korku; Faşist TC diktatörlüğünü saldırıların ön hazırlıklarını ve zeminini oluşturmaya yönlendirmiştir. Faşist rejim, Batı Kürdistan’daki Kürt ulusal devrimini  IŞİD (DAEŞ) aracılığıyla boğmaya ҫalışmış ancak başarılı olamayacağını anlayınca, kendisi tarafından desteklenen, eğitilen, silahlandırılan, barındırılan bu örgüte „karşıymış“ ve ona karşı operasyon „başlatmış“ görünümünü yaratmak iҫin sahte görüntüler yayınlamıştır. Suriye tarafından da askeri karakola IŞİD tarafından ateş aҫıldığı haberini yayınlatarak da artık sınır güvenliğinin olmadığı; dolayısıyla burada bir „Güvenlik Duvarı“nın oluşturulmasının zorunlu olduğu iddiasında bulunarak Kürt özgürlük hareketine karşı geniş kapsamlı silahlı-bombalı saldırısını fiilen hayata geҫirmiştir. Kobané, Gre Spi direnişleri sırasında oluşan devrimci dayanışmanın  ve 7 Haziran seҫimlerinde oluşan devrimci, demokratik halk ittifakının AKP şahsında TC devletine yaşattığı yenilginin hırsı ve gelecekte oluşabilecek daha boyutlu ittifakların kendileri aҫısından yaratacaği tehlikelerin korkusuyla ve aynı zamanda Batı ve Güney Kürdistan’a olası bir askeri operasyon sırasında cephe gerisini sessizliğe boğmak amacıyla, Türkiye-Kuzey Kürdistan genelinde geniş ҫaplı tutuklamalar başlatmıştır.

Faşist hükümet, başlatılan bu operasyonlarda başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, Batılı emperyalist devletlerin de desteğini almış ve bunun mükafatı olarak da Incirlik Hava Üssünden uҫakların kalkışına „izin“ veren Bakanlar Kurulu kararını ҫıkartmıştır. Birkaҫ gün iҫinde Türk hükümetinin ҫağrısıyla yapılacak olan NATO’nun olağanüstü toplantısında Kürdistan ve Orta-Doğu politikalarına ilişkin görüşmelerin yapılacaği ve yeni kararların alınacağı kesindir. Bunlar, kuşkusuz bölge halklarının yararına olmayacaktır.

Faşist TC devletinin, yıllardır „ҫözüm süreci“ safsatasıyla halkları oyalayıp Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme planlarının bu aşamada başarıya ulaşmamış olmasının ve Kürt özgürlük hareketinin bölgede ve dünya ҫapında kazandığı etki ve sempatinin de yarattığı korkuyla; yeniden başlattığı kirli savaşını kınıyoruz ve tüm halkları, emperyalizme ve kapitalizme karşı olan tüm güҫleri bu savaşa karşı tavır almaya ҫağırıyoruz!

Faşist TC rejimi tarafından başlatılan operasyonlarda gözaltında olan veya tutuklanan devrimci, demokrat, komünist ve yurtseverlerle dayanışma iҫinde olduğumuzu ilan ediyoruz!

Kürt Özgürlük Hareketine, Devrimci, Sosyalist ve Komünist  Hareketlere Karşı  Gerҫekleştirilen İmha ve Sindirme  Saldırılarını Kınıyoruz!

Yaşasın Halkların Birleşik Devrimci Mücadelesi!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU ( ADHK )

adhk tarafından

ADHK: HDP’ye yapılan saldırıları nefretle kınıyoruz!

Haziran 4, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

hdpADHK (05-06-2015) Seçime üç gün kala HDP nezdinde ezilen halklara yönelik gerçekleştirilen saldırılar, AKP patentli ırkçı-tekçi-faşist devlet geleneğince örgütlendirilmeye devam ediyor. Bu süreçte gerçekleştirilen 170’e yakın fiili saldırı sonucu onlarca insanımız yaralanmış, Bingöl’de Hamdullah Öğe katledilmiş, Erzurum’da HDP seçim otobüsünün ateşe verilmesi sonucu bir çok kişi yapılan faşist saldırılar sonucu yaralanmış, Aydın Taşkesen ise ağır yaralanmıştır.

Tüm bu saldırıların arkasında yatan bir tek gerçeklik  vardır, o da; ezilen halkların yakaladığı birliktelik ve bu birlikteliğin başarısı karşısında faşist AKP’nin kayıp hezayanı ve tahamülsüzlüğüdür. Seçime son üç gün kala AKP, saldırı ve provakasyonlarla içine düştüğü bataklıktan kurtulma gayretindedir. Ama nafile. Ezilen halklar, HDP etrafıdaki kenetlenişini ve kazanımlarını daha da güçlendirerek süreci devam ettireceklerdir. Bizler bu kazanımları yalnızca seçim süreciyle sınırlı tutmayacağız ve  bundan sonraki süreçte de daha da ileriye taşımak için fedakarlığımızı en üst seviyede göstereceğiz.

Irkçı-Faşist saldırılara karşı duralım!

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu-ADHK

adhk tarafından

ADHK-ADKH-ADGH: DHF Gözaltılarını Protesto Eylemliklerine Çağrı(Güncellendi)

Mayıs 27, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

ddBaskılar, gözaltılar, tutuklamalar Demokratik Haklar mücadelesini engelleyemez

ADHK (27-05-2015) Yağma, talan, hırsızlık, yolsuzluk, emek sömürüsü, sosyal hak gaspları ve siyasal yasaklarla halkın yaşamını zapturapt altına almak isteyen, halkın büyüyen örgütlü öfkesini parçalamak isteyen gerici egemen güçler bu sabah 05:00 sularında, Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) ve bileşeni Demokratik Gençlik Hareketi (DGH) Demokratik Kadın Hareketi (DKH) ve Halkın Günlüğü Gazetesi üye ve çalışanlarına yönelik İstanbul merkezli bir gözaltı saldırısı düzenleyerek 22 kişiyi gözaltına aldı. Bu saldırılar halkın büyüyen örgütlü öfkesine karşı AKP nezdinde devleti saran korkunun açık göstergesidir.

İşcilerin, köylülerin, kadınların, öğrencilerin haklı ve meşru mevzisi olan DHF-Demokratik Haklar Federasyonu’nun mücadelesini hiç bir güç engelleyemeyecektir.

Avrupa’da bulunan ve daha yaşanılır bir gelecek mücadelesinden yana olan tüm kesimleri, „Gözaltı baskınlarıyla yaşattığınız terör karşısında, insanca yaşamanın tüm erdemliğini kuşanarak bulunduğumuz tüm alanlarda geleceğimizi zorbaların ellerinden almak için kavgayı daha da büyüteceğiz.“ „çabalarınız nafile; demokratik haklar mücadelesi mutlaka bir gün zaferle taçlanacaktır“ kararlılığını haykıran Demokratik Haklar Federasyonu’nun haklı mücadelesini ve kavga kararlılığını büyütmek için yapılacak eylem ve basın açıklamalarına ortak olmaya çağırıyoruz.

Baskılara Karşı Direnişi Yükselt ! DHF ile Dayanışmada Ol !

Halkın Meşru Mücadelesi- Devrimci İradesi Teslim Alınamaz !

Gözaltılar Serbest Bırakılsın !

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi-Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi

Almanya-Avusturya-İsviçre-Fransa Demokratik Haklar Federasyonu, Londra YÇKM

Kesinleşen Eylemlikler

  • 28 Mayıs Perşeme, Saat 09:00-10:00, İsviçre Cenevre, BM Uluslararası Af Örgütü, İşkenceyi Önleme Komitesi ve Dünya Basını Masası’nda Basın Açıklaması
  • 28 Mayıs Perşembe, Saat 17:00, Londra Wood Green Kütüphanesi önü, Protesto Gösterisi
  • 28 Mayıs Perşembe, Saat 17:30, Zürich Türk Konsolosluğu önü, Basın Açıklaması
  • 29 Mayıs Cuma Saat 18:00, Avusturya İnnsbruck, Basın Açıklaması
  • 29 Mayıs Cuma Saat 17:00, Hamburg Sternschanze Bhf.,  Basın açıklaması ve Protesto Eylemi
  • 29 Mayıs Cuma Saat 18:00, Köln Dom, Basın açıklaması ve Protesto Eylemi
  • 29 Mayıs Cuma, Saat 19:00, Stuttgart-Schloßplatz, Basın Açıklaması
  • 30 Mayıs Cumartesi, Saat 18:00, 10. Paris Strasbourg-Saint Denis,Basın Açıklaması ve Miting
  • 30 Mayıs Cumartesi Saat 18:00, Viyana Konsolosluğu Önü
adhk tarafından

ADHK: Kobanê’de kazanılan zafer, dünya halklarının mücadele tarihine yazılmıştır, selamlıyoruz !

Ocak 26, 2015 de ADHK, ANASAYFA adhk tarafından

10944716_838568606199497_2989617514180502101_nADHK (27-01-2015) 3 Ağustos’ta Şengal’de DAİŞ’i (İŞID) üzerinden Ezidi halkına karşı başlatılan, 15kaniya_kurda_5 Eylül 2014 tarihinden itibaren Kobanê’ye yönlendirilen katliam ve soykırım girişimi, Kobanê halkının direniş duvarına ҫarptı. Tam 134 gündür emperyalist devletlerin ve bölgedeki  kimi faşist devletlerin (Türkiye, Katar başta olmak üzere) beslemesi DAİŞ faşist örgütünün her türlü güҫlü silahına ve hiҫbir savaş kuralını tanımayan saldırılarına rağmen, direnişi sürdüren Kobanê halkı, 26 Ocak 2015 tarihi itibariyle zaferini ilan etmiştir.

Direnişi başından beri yönlendiren ve yürüten YPG ve YPJ savaşҫıları başta olmak üzere; direnişte yeralan bütün savaşҫıları ve savaşın arka cephesinde her türlü zorluğu göğüsleyerek direnişe destek olan Kobanê halkını selamlıyoruz! Bu zaferin kazanılmasında bedenlerini siper ederek katkıda bulunan ve yaşamlarını yitiren tüm direnişҫileri saygıyla anıyoruz.10945697_891480044205375_9167188208983854397_n

Kobanê’de kazanılan bu zafer, Rojava Kürt ulusal devrimini boğmak isteyenlerin suratına bir tokat, kirli amaҫlarına vurulan bir darbedir. Beslemesi ÎŞID güçleri üzerinden  pusular kuran AKP’nin, Kuzey’de “çözüm” hipnozuyla “uyutmak” istediği kürt direnişine, güney batı Kürdistan’da yani Kobanê’de vurmak istediği darbenin boşa çıkartılıp yenilmesidir.

Kazanılan bu zafer, emperyalizme ve uşaklarına karşı olan herkesin, her komünist, devrimci, demokrat örgüt ve kurumların da yapacağı dayanışma ile Kobanê’nin yeniden inşaası sağlanarak   taҫlandırılmalıdır. Kobanê’de yaşayan halkların dik duruşu esas olmak üzere; Halkların dayanışmasının güҫlülüğü zaferin garantisi olacaktır.

118782-_uHhJfXKaDR_fFRfttKnsQBiz ADHK olarak; şimdiye kadar nasılki kendimizi bu mücadelenin bir parҫası olarak görüp öyle hareket ettiysek, bundan sonra da Kobanê’nin inşaası ҫalışmalarının bir parҫası olacağımızı ilan eder, zaferi  tüm coşkumuzla selamlarız!10931356_447491468737754_8426677660025850943_n

-BIJİ BERXWEDANA KOBANÊ !

-BIJİ SERKEFTİNA KOBANÊ !

– YAŞASIN KOBANÊ DİRENİŞİ !

-YAŞASIN KOBANÊ ZAFERİ!

26 Ocak 2015

ADHK-Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

 

adhk tarafından

DHF-ADHK- ADKH-ADGH ile Ovacık ve Mazgirt Belediyeleri Heyetinin 5-7 Aralık 2014 Amed Ziyareti Gözlem Raporu

Ocak 25, 2015 de ADHK adhk tarafından

DAİŞ’in 3 Ağustos 2014 tarihinde, Ezidilerin yaşadığı Şengal kentine saldırarak gerçekleştirdiği katliam ve 15 Eylül 2014 tarihinde Rojava’nın Kobane kantonuna yoğunlaştırdığı saldırıların ardından; çeşitli yollardan Kuzey-Kürdistan’ın çeşitli yerlerinde oluşturulan ortak yaşam alanlarına yerleştirilenlerin, (yaklaşık 30.000 Şengalli Ezidi ve 200.000 Kobaneli) temel fiziki ve sosyal bakımdan sorun ve ihtiyaçları (barınma, gıda, ısınma, sağlık, güvenlik ve psikolojik vb.) Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği (GABB), Demokratik Bölgeler Partisi Yerel Yönetimler Komisyonu, Demokratik Toplum Kongresi-DTK, Halkların Demokratik Partisi-HDP, Avrupa Ezidi Federasyonu, Demokratik Özgür Kadın Hareketi-DÖKH, Rojava Derneği ve Diyarbakır Tabibler Odası temsilcilerinden oluşan Merkezi Koordinasyon tarafından oluşturulan alt komisyonlarca giderilmeye çalışılmaktadır. Bu koordinasyon bünyesinde yerellerde oluşturulan alt komisyon ve komiteler içindeyse, Eğitim-Sen, SES, Psikolojik Danışmanlar Derneği gibi çeşitli sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, öğrenciler ve kişiler bulunmaktadır.

Kuzey Kürdistan’da yerleşimleri tespit edilen toplam Şengalli Ezidi sayısı Kasım ayı itibariyle 20.603’tür. Bunlardan, kültürel yaşam biçimleri-inançları ve hassasiyetleri dikkate alınarak Merkezi Koordinasyon’un planlamasında oluşturulan yerleşim alanlarına (Amed, Mardin, Şırnak, Adıyaman, Urfa, Siirt ve Batman) yerleştirilen toplam 17.783 Şengalli Ezidi bulunmaktadır. 2.840 kişi ise Mardin’in Midyat ilçesinde kurulan AFAD (Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) Kampında bulunmaktadır.

Suruç Belediyesi ile ortak çalışan Kobane Kriz Koordinasyonu’nun belirlediği rakamlara göre, Kobane’den göç edenlerin 12 Kasım itibariyle toplam sayısı; 184.332’dir. Bunların 116.912’si ilçe ve köyler dahil Urfa’da, 54.300’ü Mardin, Malatya, Antalya, Antep, Amed ve diğer K.Kürdistan illerinde, 7000’i ise Güney Kürdistan’da bulunmaktadır.

Devletin Kobaneliler için Suruç’ta oluşturduğu 2 AFAD kampında ise, 6.120 kişi bulunuyor. Bu sayıyla birlikte T.C. Devletinin Şengal ve Kobaneliler için Midyat ve Suruç’ta oluşturduğu 3 AFAD Kampında sadece 8.960 Şengal ve Kobaneli bulunuyor.

Şengal ve Kobane’den K.Kürdistan’a göç eden kişilerin, kaldıkları yerlere göre cinsiyet ve yaş dağılımları ve diğer istatistiki vb. ayrıntılar, GABB’ın hazırladığı Kasım 2014 tarihli raporunda mevcuttur.

Heyetimizin 5-7 Aralık 2014 tarihlerinde, Amed’deki Şengal Kampı ve Silvan’da metruk-kullanılmayan evlere yerleştirilen Kobanelilerin fiziki-sosyal-psikolojik koşullarına, sorun ve ihtiyaçlarına ilişkin yaptığı ziyaret ve görüşmelerden edindiği gözlemler;

Amed-Ezidi Kampı Gözlemleri;

Barınma-Beslenme-Giyim ve Güvenlik

Amed merkez sınırları içerisinde 27.000 m²’lik alana kurulan, bugüne kadar 6000’e yakın kişinin giriş-çıkış yaptığı ve Aralık 2014 itibariyle 3.874 Şengalli Ezidinin kaldığı Kampta, 843 çadır bulunuyor. Her çadırda, yerden ısıtmalı döşeme-halı, yataklar, bir kalörifer peteği, elektrikli ısıtıcı ve yemeklerin ısıtılması için bir ısıtıcı bulunuyor. Herkesin giyim ve temel ihtiyaçları, imkanların yetersizliklerine rağmen karşılanmaya çalışılıyor. Çadırların kapısında, içinde yaşayanların ayakkabı numarasından hastalıklarına kadar çeşitli temel bilgilerin olduğu bir dosya bulunuyor. Kamp alanı 5 mahalleye ayrılarak her mahalleden bir ilçe belediyesi ( Yenişehir, Sur..) sorumlu olarak bulunuyor. Kampta ayrıca üç öğün sıcak yemeğin pişirildiği 1 büyük mutfak, çamaşır makinelerinin (12 adet-yetersiz) olduğu bir oda, banyo ve tuvalet yerleri, park, oyun sahası ve çocuklar için oyun çadırları gibi yerler bulunuyor. Kampta kalanların güvenliği için belediye zabıtaları ve gönüllü görevliler belli noktalarda ya da seyyar olarak gece-gündüz nöbet tutuyor. Bu kampta bulunanların önemli bir bölümü kadın ve çocuklardan oluşuyor, her mahallede yaklaşık olarak ortalama 100 çocuk bulunuyor.

Amed’deki Şengal Kampı’nda kalanların Gıda-giyim ve ısınma ihtiyaçları ülkeden ve Avrupa’dan duyarlı kurum ve kişilerin ve yerel esnafların yardımlarının toplandığı Gıda-Giyim ve temel ihtiyaç Deposundan temin ediliyor. İhtiyaç kalemleri güncel olarak tespit edilerek, yardım etmek isteyenlere kalem kalem ve miktarıyla birlikte aktarılarak gelen destekler ana depoda toplanıyor, aynı yöntemle ana depodan kamptaki depoya aktarılıyor. Bu destekler ayrıntılı olarak, kimlerden hangi tarihte, hangi ihtiyaçtan ne kadar olduğuna ve bunların ne kadarının depodan çıktığına varana kadar kaydediliyor. Deponun güvenliği belediye zabıtaları ve gönüllüler tarafından alınıyor.

Sağlık

Alanda sürekli olarak 2 doktor ve 2 hemşirenin bulunduğu bir sağlık merkezi ve bir hasta nakil aracı bulunuyor. Hafta içi Fakülte hastanelerinden gelen doktorlar, haftasonu ise; Tabibler odasından gelen doktorlar görev yapıyor. Sağlık Merkezinde sadece genel hastalıkların tedavisi değil, olabilecek hastalıkları engelleme amaçlı ve aile planlaması ile ilgili bilgilendirmeler de yapılıyor. Tedavisi yapılamayacak durumda olanlar nakil aracıyla çevredeki devlet hastanelerine sevkediliyor. Ancak kaçarak geldikleri için Yabancılar şubesine kendilerini tanıtacak belgeleri olmadığı gerekçesiyle bir çok konuda olduğu gibi tedavi görme konusunda da sıkıntılar yaşanıyor. Devlet hastaneleri tedavi konusunda sıkıntı çıkarmasa da, örneğin; Dicle Hastanesi’yle bu konuda sorun yaşanıyor. Yine Eczanelerden ilaç temin etme konusunda da sorunlar yaşanıyor. AFAD ile ilaçların temini için görüşmeler yapılsa da, bu konuda yardımcı olabilmeleri için Bakanlar Kurulu kararının gerektiği gerekçesiyle yardım talepleri geri çevrilmiş. Sağlık merkezinde, Kasım ayına kadar 4.500’e yakın kişinin tedavisi yapılmış. Bugüne kadar tespit edilen 256 tane ameliyat ve 100’e yakın yeni doğum bulunuyor. Kampta şimdiye kadar önemli bir salgınla karşılaşılmamış.

Kampta Sosyal-Psikolojik Durum ve Yaşam

Kampta kalan Ezidilerin %80’i DAİŞ’in katliamına direk olarak maruz kalmadan önce kaçmayı başaranlar, %20’lik bölümü ise saldırıyı birebir yaşayarak, ailelerinden insanların katledildiği, kaçırıldığı ancak buna rağmen sağ olarak kaçabilenlerden-kurtulanlardan oluşuyor. Bu kampta kalanların ellerinde, kaçış esnasında yaşadıklarının kendi cep telefonuyla çekilmiş görüntüleri mevcut ve yaşadıklarından dolayı büyük bir bölümü bir daha Şengal’e dönmek istemiyor. Katliamdan kaçış esnasında yitirilen çocuk sayısı 48.

Kampın bulunduğu ortak yaşam alanı Suruç ve diğer yerlerdeki alanlara göre daha temiz ve düzenli. İlk zamanlara göre günlük yaşam alışkanlıkları gelişmeye başlamış. İlk zamanlarda, kampta kötü yemek ve erzakların dağıtımındaki adaletsizlik nedeniyle 2 kez de eylem gerçekleştirilmiş, eylem sonrasında yapılan görüşmelerle sorun çözülmüş.

Başlangıçta yaşanan sorun ve tecrübelerden yola çıkılarak, kampta kalan Ezidilerin kapalı bir toplum ve hassasiyetlerinin olmasından dolayı, hem kamp kollektifine hem de kendilerine güven duymaları ve kolektifin parçası olabilmeleri için, yemek, erzak vb.dağıtımına ve kampta yaşanan belli başlı sorunların çözümüne kendileri de temsilcileri aracılığıyla dahil oluyorlar. Gelen eşyaların kendi elleriyle dağıtılmasına dikkat ediliyor. Kampa ilk yerleşimin başladığı sıralarda, polis ve askerin panzerlerle alanı sarıp baskın yapma girişimi, Kamp kolektifinin bütün gücüyle karşı koyuşuyla engellenmiş. Kamp kollektifindekilerin devletin kolluk kuvvetlerine karşı kendileri için direndiklerini gören kamptaki genç erkekler de direnişe katılmışlar. Kamp kollektifindekiler, bu olayın, Şengal’de yaşadıklarının da etkisiyle iyice kendi içlerine kapanan Ezidilerle kendi aralarında bir güven oluşmasını sağladığını söylüyor.

Çağlardır, farklı inanç ve kültürlerinden dolayı defalarca katliamlara maruz kalan Ezidiler, son DAİŞ katliamından sonra önemli oranda bir güven kaybı yaşıyorlar. Şengal Dağı’nda kalanlarla, katledilenlerle, tecavüz edilenlerle, kaçırılıp köle olarak satılanlarla karşılaştırıldığında kendi durumlarının burada iyi olduğunu söylüyorlar, ancak devletin kendilerini oraya götürüp yeni bir katliamın içine düşüreceği endişesini büyük oranda taşıyor ve bir daha Şengal’e dönmek istemiyorlar. Burada kalan Ezidiler, kolektif yaşam ve paylaşımın etkisiyle içlerindeki katı kuralları kısmen yıkmaya başlıyorlar. Psikolojik olarak ilk zamanlara göre rahatladıkları söylense de, güven kaybı ve korku ön planda. Yüzyıllardır yaşamış olduklarının da etkisiyle kapalı ve katı kurallara sahip olmalarının yanında, kültürel hassasiyetlerine özen gösterildikçe, gelişime açık bir toplum. Yapılan samimi ziyaretler kendilerini çok memnun ediyor.

Yaşamış oldukları travmanın etkisi büyük ve özellikle psikolojik desteğe ve güvene büyük ihtiyaç var. Sınırlılıklara rağmen temel insani ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılsa da, özellikle kadınlara psikolojik anlamda destek sunulmada ciddi yetersizlikler var. Bu anlamda tek olumluluk, Psikolojik Danışmanlar Derneğinin bünyesinde gönüllü PDR öğrencilerinin 5 grup halinde her mahallede haftanın 6 günü, çocuklara yönelik yaptıkları 2-3 saatlik çalışmalar. Ortak çadırlarda resim, oyun vb. yöntemlerle yapılan çalışmalarla çocukların yaşadıkları travmayı atlatabilmelerine çalışılıyor. Çocukların yaşadıkları ve tanık olduklarının DAİŞ çetecileri, silah, YPG, PKK figürleriyle resme yansıtmaları, içinde bulundukları psikolojiyi kolaylıkla gösteriyor. İlk zamanlar çocukların kız-erkek ayrı çadırlarda eğitim görmelerini isteyen aileler, çocukların bu çalışmalardan sonra daha rahatlamış olarak döndüğünü görünce karma eğitimi desteklemişler.

Silvan’daki Kobanelilere Dair Gözlemler;

Amed’in Silvan ilçesindeki 3 aydan beri, kullanılmayan metruk evlere ya da mahalle sakinlerinin açtığı evlere, her mahalleye 10-15-20’şer kişilik olmak üzere yerleştirilen 95 aileden oluşan 712 Kobaneli bulunuyor. Kobanelilerin buraya gelmesinden sonra ilk etapta ihtiyaçlar, Eğitim Destek Evi bünyesinde karşılanmaya başlanmış ancak daha sonra sorun ve ihtiyaçların çeşitliliği üzerine, daha uzun vadeli ve koordineli planlamalar yapılarak Silvan komitesi oluşturulmuş. Bu komite DHF(Demokratik Haklar Federasyonu)’nin de içinde bulunduğu Belediye, SES, Eğitim-Sen, Eczacılar Birliği gibi kurum temsilcileri, sağlık memurları, cerrah, doktor, öğretmen ve gönüllü kişilerden oluşuyor. Silvan’da kalanların durumları barınma açısından çadırda kalanlara nazaran olumlu olsa da, bunun dışındaki diğer bütün sorunlar aynı şekilde görülüyor.

  • Gıda ve temel ihtiyaçlar oluşturulan Gıda Bankası üzerinden çözülüyor. Gıda malzemeleri haftalık olarak evlere dağıtılıyor, yemekler (sadece makarna, pirinç ve çorba) evlerde bulunan küçük elektrikli ocaklarla yapılıyor. Her evde halı, yatak, elektrikli ısıtıcı ve yemek pişirme malzemesi bulunuyor. Gıda bankası öteki yerlere göre oldukça yetersiz.
  • Sağlık sorunları periyodik olarak evlerde yapılan sağlık taraması yöntemiyle çözülüyor.
  • İlçedeki esnafların da desteğiyle kadın erkek yaklaşık 100 kişi, kobane’de yaptıkları işlere denk düşen işlerde çalışmaya başlamış. Kadınlar kuaför ya da terzi, erkekler ise esnaflarda, çeşitli iş kollarında çalışıyor. Bu durum hem maddi anlamda hem de manevi-psikolojik anlamda olumluluk arzediyor. Komite özellikle kadınların ucuz iş gücü olarak kullanılmamasına dikkat ederek çalışan kadın sayısını arttırmaya yönelik girişimlerde bulunuyor. Çalışanlar açısından iş koşullarının iyi olduğu söylense de, çalışma koşullarının detaylarına dair yeterli bilgimiz yok.
  • Özellikle kadın ve çocukların savaş psikolojisinin atlatmalarına özen gösteriliyor.
  • Psikolojik destek ve eğitim sorunu burada da aynı şekilde.
  • Silvan’da kalan aileler içinde, DAİŞ tarafından kaçırılan, rehin tutulan kişilerin yakınları da bulunuyor. Burada kalan kişilerden iki kişi DAİŞ’in elinden yakın zamanda (15-20 gün önce) kaçmayı başarmış, ancak babaları hala DAİŞ’in elinde.
  • Burada yaşayanlara ve komiteye, maddi ve manevi anlamda destek diğer yerlere göre daha yetersiz. Komite içinde sendikaların katılımı yetersiz, merkezi anlamda koordinasyon ve insan kaynağı eksiklikleri var.

Ezidi Kampı ve Silvan’da Genel Sorun ve İhtiyaçlar

Emperyalistlerin halklar üzerinde uyguladığı savaş ve katliam politikaları gerçekliğinde, manevi ve maddi travmalarla topraklarını terk etmek zorunda bırakılan halkların sorun ve ihtiyaçlarının, gerek Avrupa’da gerekse T.Kuzey Kürdistan gibi yerlerde çeşitli ve uzun süreli olacağı aşikar. Kuzey Kürdistan’daki ortak yaşam alanlarında yaşamaya çalışan halkların sayısı arttıkça ve geçen zamanla birlikte, kış koşullarının da etkisiyle barınma, ısınma, gıda, tıbbı malzeme, çocuk ihtiyaçları vb. temel ihtiyaç stokları tükenmeye başlıyor. Devletin AFAD’ın kontrolü dışındaki genel yaşam alanlarında yaşayanlara dair tek yaptığı şey, telefonla günlük kalan kişi sayısını öğrenmek oluyor. Amed’deki Ezidi kampı’nda bulunan 843 çadırdan sadece 117’si AFAD’a ait. Yaklaşan zorlu kış koşullarında bu çadırların yeterli olmamasından dolayı AFAD’ın elinde bulunan barınma konteynerları ise yapılan tüm girişimlere rağmen temin edilememiş. K. Kürdistan’da devletin depolarında 5000 barınma konteynerı bulunuyor. Kamp kolektifi, devlet depolarında orta vadeli temel ihtiyaçları karşılayacak kadar gıda ve giyim, tıbbi vb.malzemenin bulunduğunu, ancak yapılan bir çok girişime rağmen devletin bunları vermediğini söylüyor.

  • Genel olarak K.Kürdistan’a geçenlerin hepsinin devlet tarafından mülteci olarak değil “misafir” olarak görülmeleri, devletin emperyalist devletlerle giriştiği katliamları, savaş gerçeğini ve bu anlamda sorumluluklarını üzerinden atması anlamına geliyor. Bu kişilerin hukuki anlamda hiçbir statülerinin olmaması, kendilerine yaşamlarının her alanında (iltica, barınma, sağlık hakkı, eğitim, çifte sömürü, insan ticareti vb.) önemli zorluklar çıkarıyor.
  • Genel anlamda gıda, giyim, çoçuk maması ve tıbbı malzeme stoğu oldukça yetersiz. İnsan sirkülasyonunun diğer yerlere göre oldukça fazla olmasından dolayı elde bulunan stokların özellikle Suruç’a aktarılmasına öncelik veriliyor.
  • Çamaşır yıkama ve kurutma makinelerinin yetersizliğinden çamaşırlar kadınlar tarafından elde yıkanıyor.
  • Barınma, ısınma ve elektrik sorunu. Amed genelinde devlet tarafından sürekli olarak yapılan elektrik kesintileri, kamp alanında daha fazla sıkıntılara neden oluyor.
  • Çocuklara yönelik yapılan kısmi çalışmaların dışında Psikolojik-Sosyal destek çalışmalarının neredeyse hiç olmaması.
  • Eğitim sorunu; Kamp alanında genel eğitimin verildiği bir okul henüz yok. Ancak Eğitim-Sen’in Çınar’ın çıkışındaki Buğday Pazarı’nda arapça alfabesinde eğitim vermeyi planladığı bir okul projesi var. Mardin Mazıdağı’nda ise daha sistematik bir eğitimin verildiği bir okul Aralık ayında açılmış.
  • Ucuz işgücü sorunu ve Sendikal çalışmaların yetersizliği
  • Gelen yardımlarda hassas davranılmaması, eski ve yırtık giysilerin bulunması. Kültürel hassasiyetleri gözönüne alınmadan yapılan giysi yardımlarında sıkıntıların olması. (örn. Mavi renk, Marul)

Genel Önemli Noktalardan bazıları

  • Devlete 250.000 mültecinin ihtiyaçlarının karşılanması için Avrupa’dan destek geliyor. Bugüne kadar AB’den 20 milyonluk bir fon aktarılmış, 30 ila 50 milyonun daha aktarılması bekleniyor, bu paranın takibinin yapılması.
  • AFAD kamplarında çocuk ve kadınlara taciz, evlendirme adı altında kadın bedeninin pazarlanmasına yönelik iddialar. Yine AFAD kamplarında eğitim adı altında çocuklara Arapça kuran kursları verilmesine yönelik iddialar.
  • Yurtdışına çıkma girişimlerinde insan tacirlerinin rolü, çocuk dilenciliği. Ucuz işgücü…
  • Kobane’den gelen yaralıların tedavilerinin engellenmesi, yaralıların gözaltına alınmaları.

Ziyaretlerin Bizler Açısından Anlamı,

Emperyalist devletler ve Faşist T.C. devletinin DAİŞ üzerinden uyguladığı savaş ve katliam politikalarının bir sonucu olarak, 3 Ağustos Şengal Katliamı ve 15 Eylül Kobane’ye yoğunlaşan saldırılarla katliama uğrayan, tecavüz edilen, kaçırılan, köle pazarlarında satılan ve katliam tehlikesiyle yüzyüze kalan halkların topraklarını terkederek Kuzey Kürdistan’a sığınmalarıyla başlayan süreçle birlikte, fiziki-sosyal-sağlık-psikolojik-hukuksal anlamda birçok sorun ve ihtiyaçlar gündeme geldi.

İnsanı değil sermayeyi esas alan kurulu düzene karşı konumlanan ve ileri toplum projesinin bir parçası olma perspektifiyle hareket eden tüm devrimci, demokrat kurumlar gibi bizlerin de, böylesi bir duruma, ‘yetersizliklerimiz-sınırlılıklarımız’ gerekçesiyle kayıtsız kalmamız ya da “destekçi” pozisyonuyla yetinmemiz, kendi varlık gerekçemizin inkarı haline gelecekti. Gerek ülkedeki ve gerekse de Avrupa’daki kurumlarımızla süreç boyunca politik ve maddi anlamda gücümüz ölçüsünde atmış olduğumuz adımları hepimiz bilmekteyiz. T. Kuzey Kürdistan ayağında, kurumlarımız DHF, DKH, DGH ve Mazgirt-Ovacık belediyelerinin yürütmüş oldukları çalışmalar, kampanyalar, eylemlilikler ve Suruç ve çevresindeki köylere hem maddi bir destek olmak hem de oradaki kollektifin içinde var olmak amacıyla; birkaç kez yapmış olduğu ziyaretler vardı. Avrupa açısından da, yürütülen politik çalışmalarda, eylemlerde ve çeşitli maddi destek çalışmalarında yer alındı. Yine geçtiğimiz aylarda Suruç-Kobane sınırına bir de delegasyon gönderildi. Yapılan tartışmalar sonucunda meseleyi kurumsal bir kampanyayla devam ettirmeyi daha uygun bulan ADHK-ADKH ve ADGH (bu maddi destek kampanyasının Almanya bölümünde ADEF de yeralmıştır), yürütmüş olduğu maddi destek kampanyasını (özellikle Ezidilere) ulaştırmak ve ülkedeki kurumlarımızla (DHF-Ovacık ve Mazgirt Belediyeleri) ortak bir birliktelikle “destekçi” değil öznesi olma perspektifiyle bir girişimde bulunarak, oluşturulan heyetle Kuzey Kürdistan’a 4-8 Aralık 2014 tarihleri arasında bir ziyaret gerçekleştirdi.

Çıkarılan Dersler

Esas olarak mütevazi bir maddi kampanya olarak görülse de, bizler açısından daha önemli olan politik olarak o sahada kurumsal varlığımızı göstermenin önündeki engelleri aşmaktı. Bu anlamda daha önce oradaki merkezi ve yerel örgütümüzün, sınırlılıklarına rağmen yapmış oldukları girişimler, ziyaretler ve kurumsal görüşmelerin bu amacımızı gerçekleştirmemizde kolaylık sağladığını söyleyebiliriz. DHF Amed-Silvan-Siverek ve Dersim örgütlülüğü ve Ovacık Belediyesi ile ortak bir çalışma yürütüldü, planlamalar esas olarak Amed yerel örgütlülüğünün insiyatifinde gerçekleştirildi. İki ayaklı böyle bir heyetle gerçekleştirilen bu ziyaretin, oradaki yerel örgütlülüğümüz üzerinden sürecin öznesi olmamızın kanallarını açmada faydası olduğunu söyleyebiliriz. Kurumsal olarak yapılan girişimlerin ardından DHF Amed örgütlülüğü, oluşturulan Merkezi Koordinasyon’unun alt komitelerinde temsiliyetle yer aldı. Daha öncesinde Silvan Komitesi’nde de bulunuluyordu.

  • Kurumumuzun geçmiş pratikleri ve emek verenlerin ve yerelin insiyatifini gözeten samimi yaklaşımı, Koordinasyon Komitesi ve görüşmelerde bulunduğumuz kurum ve kişilerce oldukça olumlu karşılandı.
  • Basın, Sendika, Belediye, GABB, Yerel Yönetimler Komisyonu, Alt Komite temsilcileri, Kamp Kollektifi, Doktor, Hemşire, Öğretmen, Öğrenciler, gönüllü aktivistler ve katliamı bizzat yaşayan, tanık olan, kaçıp kurtulmayı başaran Şengal ve Kobanelilerle, yapabildiğimiz ölçüde bir çok görüşme ve ropörtaj gerçekleştirdik. Bu görüşmelerin yazılı ve görsel dökümanları heyetin elinde mevcuttur.
  • Maddi ve politik anlamda amaçlanan çerçevede (olabildiğince çok insan ve kampı ziyaret etmek) bir çalışmanın daha sağlıklı ve nitelikli yürütülmesi için belirlenen süre aralığının yetersiz olduğu anlaşıldı. (en az 1 hafta ila 10 gün) Suruç ziyareti de bu nedenle gerçekleştirilemedi.
  • Maddi kampanya sonuçları, komite tarafından belirlenen miktar ve kalemler üzerinden bizzat alınarak teslim edildi. (Raporlar mevcuttur.)
  • Genel olarak, zaman ve diğer anlamdaki sınırlılıklara rağmen bizler açısından, ilişkiler yakalamada, politik vb anlamda öznesi olmamızın adımlarının atılması gibi konularda yetersizliklerine rağmen, olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Oradaki yerel kurumlarımız açısından da bir motivasyon yarattı.

ve Önerilerimiz

  • Çıkarılan dersler sonucunda yapılan ortak bir değerlendirmeyle konuyla ilgili maddi, hukuksal-sosyal-psikolojik politik bir mücadelenin somut kısa-orta ve uzun vadeli bir yol haritasını çıkarmak. Bu çalışmaları mutlaka diğer devrimci demokrat kurumlarla ortaklaştırarak sürdürmek.
  • Bu gibi çalışmaların maddi ve politik olarak sürdürülmesinin yollarını aramak. Her ne kadar bir yerel örgütlülüğümüzle orada bulunmamız önemli bir gelişme olsa da, özne olarak var olabilmek için uzun süreli bu gerçeklikte maddi ve politik varlığımızı belli aralıklarla beslememiz gerekmektedir. Bu anlamda;
  • Maddi desteğin sürdürülmesi ve insan kaynağı aktarımı. Buradaki kurum faaliyetçilerimizin –gençlik-kadın-federasyon-dernek- belli dönemlerde, (örneğin yaz aylarında) yerel komitede yer alan kurumlara destek olmak amacıyla, ülkeye gitmesi. Bu gidişlerde varsa maddi desteklerin de götürülmesi.
  • Uluslararası Mülteci Statüsüne kabul edilmeleri için devrimci-demokratlarca uluslararasında yürütülecek ortak bir hukuksal ve politik mücadelenin aciliyeti.
  • 3-4 yıl gözönüne alınarak kerpiç, prefabrik evler gibi barınma mekanları ihtiyacının acil olarak giderilmesinin yollarını aramak. Geçici olarak kış koşullarına dayanıklı konteyner ihtiyacının acilen giderilmesi.
  • Kampanya ve ziyaret sonuçlarını, kampanya çerçevesinde maddi destek sunanlara, mali raporlarla birlikte teşekkür mektubu şeklinde teslim etmek. Bu, hem kurumumuzun şeffalığı açısından bir olumluluk teşkil edecek, hem de kişilerin güven duymalarını sağlayacaktır.
  • Heyet ziyaret sonuçlarının, dernek vb. yerlerde yapılacak panel, söyleşi vb. çalışmalarla kitlemize aktarılması.

Heyet Kararı: Oradaki heyetle yakın zaman için uygun gördüğümüz planlama, 7-8 Şubat, aynı içerikte (maddi ve politik) DHF-ADHK-ADKH-ADGH Sosyalist Belediyeler’den oluşan bir ziyaret daha gerçekleştiriiecektir.

Bu konuyla ilgili ülke özgülündeki bütün planlamalar DHF bünyesindeki Yerel Yönetimler Komisyonu üzerinden yapılacaktır.

ADHK- ADKH-ADGH Heyeti

Aralık 2014

Heyetin bu kararı, ADHK Genel Konseyi tarafından onaylanmıştır ve yukarda belirtildiği gibi; 7-8 Şubat tarihlerinde ADHK, ADKH ve ADGH temsilcilerinden oluşan bir heyet tarafından ikinci bir ziyaret gerҫekleştirilecektir.

Raporun yayınlanmasında yaşanan gecikmeden dolayı özür diliyoruz.

Emperyalist haydutların beslemeleri faşist ҫeteler aracılığıyla Şengal ve Kobane’de gerҫekleştirilmek istenen soykırıma karşı direnen halklar başta olmak üzere; bu katliamlara, soykırım girişimlerine sessiz kalmayıp, bulundukları alanlarda eylemler ve etkinlikler gerҫekleştiren, maddi ve manevi dayanışmada bulunan tüm duyarlı insanları; yoldaşlarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı selamlıyoruz! Güҫlerimizi birleştirerek; daha güҫlü, daha örgütlü bir mücadele geliştirmemiz halinde, kapitalist-emperyalist sistemin efendilerinin ezilenlere reva gördüğü ҫekilmez yaşamı rededip; yerine, yaşanabilir bir dünyayı inşa edebiliriz!

-YAŞASIN DÜNYA HALKLARININ DEVRİMCİ DAYANIŞMASI!

ADHK 23. Dönem Genel Konseyi

adhk tarafından

ADHK Delegasyonunun Kobanê İzlenimleri

Ekim 6, 2014 de ADHK adhk tarafından

Almanya’dan yola çıkan heyet İstanbul üzerinden Amed’e gitti. İstanbul Havaalanı’nda karşılaştığımız İstanbul’daki Süryani Kilise Papazı Dr. Behnan Konutgan ve yanındaki Süryani Papazlardan oluşan Süryani heyeti Şengal ve Rojava’ya gitmek, orada incelemelerde bulunmak için yola çıkmışlardı. Heyet ile gelişmeler üzerinde düşünce alış verişi yaptık. Papaz Dr. Behnan Koutgan’ın “Biz Süryaniler Kürtlere güvenmiyoruz fakat PKK, PYD, PJK gibi Kürt örgütlerine güveniyoruz.” demesinde Kürtlerin din motifli olan bir toplum olduğundan dolayı yarın ne yapacakları beli olmaz anlayışı hakimdi Süryani temsilcilerinde. Heyet olarak AMED’de akşam Havaalanı’ndan indiğimizde Türk Savaş Uçaklarının birinin inip bir diğerinin kalkması oradaki herkesi dehşete çevirmişti. Tam bir savaş havasını AMED Havaalanında hissediliyordu.

Bize ayrılan otele gittiğimizde DTK (Demokratik Toplum Kongresi) temsilcisi Sayın Kerem Çelik bizi karşıladı. Çelik IŞİD çetesinin Kobanê”deki saldırıları üzerine ve son durum hakkında bizi bilgilendirdi. Bizim rahat incelemelerde bulunmamız için AMED Belediyesine ait bir minibüs tesis ettiklerini, yarın sabahtan sonra gidene kadar bize ait olduğunu söyledikten sonra ayrıldı.

AMED’de Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Yezidiler Temsilcilerinin de heyete katılımıyla sabah saat 7:30’da yola çıktık. Amed çıkışında özel hareket timleri, kontrol noktasında bizi durdurdular. Kimlik kontrolü adı altında sadece bizi değil gelip giden her aracı durdurmaktaydılar. Amed, Siverek, İlvan, Urfa giriş ve çıkışlarında heyetin içinde olduğu araç durduruldu, kimlik kontrolleri yapıldı. Urfa çıkışındaki kontrol noktasında Avrupa’dan gelen heyet olduğunu, Suruç’a oradan Kobanê’ye gitmek istediğimizi söyledik. Yol boyu heyet ile güvenlik güçlerinin arasında yoğun tartışmalar yaşandı.

Suruç’a girerken burası tam bir 12 Eylül Askeri Faşist Cuntasını anımsatıyordu. Suruç’ta bizi heyet ile ilgilenen HDP temsilcisi karşıladı.. İlk uğradığımız yer Belediyeye ait kültür merkezinin bahçesiydi. Bu bahçe Kobanê’den gelen insanlarla dolup taşmıştı. En çok göze çarpan kadın ve çocukların olmasıydı. Eli silah tutan Kobanêlilerin bir şekilde geldikleri yere geri savaşmaya gittiklerini ilerleyen zaman içerisinde öğrendik. Bahçeye serili minder, battaniye ve benzeri eşyalar üzerinde kendilerinin barınma yerleri olarak konaklamışlardı. Bunları bir arada tutan HDP’dir. Bu Partinin çok çaba harcadıklarını kendimiz de tanık olduk. HDP’nin buradaki amacı gelen insanların başka büyük şehirlere dağılmasını ve yok olup gitmesini önlemektir. Koşullar olgunlaşıp tekrar köylerine, evlerine dönmeleri için bu savaş mağdurlarını ikna etmek ve onları barındırmak, elde tutmak oldukça zor olsa gerek, ama bu partinin büyük çabalarla kazanımlar elde ettiğine inanıyorum.

Buradan ayrılıp Suruç Belediyesi’ne gittiğimizde yoğun bir kitlenin orada beklediğini gördük. Buraya gelen çeşitli Partilerden Milletvekillerin de orada olduğunu öğrendik. Belediyenin önünde halkın içinde HDP Milletvekili Aysel Tuğluk ile birebir sohbet etme olanağı buldum. ADHK’nın temsilcisi olduğumu iletince, 15 Eylül’den bu yana yoğunlaşan IŞİD çetelerinin saldırılarına karşı uluslararası destek verenlerden bölge halkı ve savaşan PYD, YPJ denetimindeki savaşçılara   büyük moral ve motivasyon olduğunu, bundan dolayı çok mutlu olduklarını, kurumumuzun bu gibi konularda sessiz kalamayacaklarını  geçmişinden bildiklerini bize ifade ettiler. IŞİD çetelerine karşı PYD ve diğer güçlerin vermiş oldukları muazzam direnişi üzerine görüş alış verişinde bulunduk. Ancak HDP Mv. Sayın Tuğluk Kobanê hakkında oldukça kaygılı olduğunu her defasında dile getiriyordu “Her an her şey olabilir. Ortam fazlası ile gergin, sular deyim yerindeyse burada sadece kaynamadı, buharlaşmaya başladı bile” diyordu.

Suruç ile Kobanê arasındaki suni sınırda IŞİD çetelerinin geliş ve gidişlerini engellemek için 15 Eylül’den bu yana sınırda boydan boya  insan zinciri oluşturulan eylemler vardı. Biz de o insan zincirine katılma, yerinde izleme ve destek vermek için Suruç-Kobanê sınır kapısına gittik heyet olarak. Dünya basını, değişik ülkelerden yazarlar, aydınlar, sivil toplum örgütleri gibi kurum ve kuruluşlar oradaydı. Burada Kobanê’den gelen halkın geri gitme konusunda talepleri vardı. Oradaki heyetler ve diğer kuruluşlar tarafından bu talebin yerine gelmesi için yoğun baskı oluşturuldu. Bu baskı sonucu kapılar açıldı, kimlik göstermek kaydıyla geçişlere izin verildi. Yer yer itişmeler olsa da esasında saldırı olmadı.  Saldırıların, Birleşmiş Milletler (UN) heyeti ve  CHP Milletvekillerinin orada oluşundan kaynaklı olmadığını düşünüyorum.

Bu sıfır noktasında ilk önce KESK heyeti basın açıklaması yaptı, sonra heyet olarak biz basına açıklamada bulunduk. Bu basın açıklamasında ben de heyetin bir üyesi, aynı zamanda da kurumumuz olan ADHK temsilcisi sıfatı ile yaptım. Tüm medya bu konuşmalarımıza yoğun ilgi gösterdi DİHA, Tv10, Sterk kanalları başta olmak üzere birçok basında da canlı naklen verdi.

KESK Genel Başkanı Lami Özgen ile tanışarak ve bilgi alış verişinde bulunduk.

Suruç Belediye Eş Başkanı Zuhal Ekmez ile görüşme:

Belediyeyi de heyet olarak ziyaret ettik. Heyet içerisindeki kurumlar tek tek kendilerini tanıtıp neden orada olduklarını anlattılar. Bu ziyaret öncesi HDP’li dostların yanımıza verdikleri, bölgeyi iyi bilen belediyede görevli rehberimiz Sabri Çelik arkadaş ile yol boyu sohbetimizde, C. Çakmak yoldaşımız ile Ankara Ulucanlar zindanında beraber kaldıklarını öğrendim. Ortak noktalarımız oluşunca Belediyede ben kendimi ve kurumumuzu tanıttıktan sonra bu dostumuzun da ADHK’yı kalkıp başkana kendisinin tanıtması sanki C. Çakmak’a bir vefa borcunu ödemiş gibi yardımcı oldu bizlere.

Suruç Belediye Eş Başkan Zuhal Ekmez:

“15 Eylülde başlayan IŞİD çeteleriei en iyi psikolojik destek veren AKP ve onun yandaş medyasıdır. ‘Kobanê boşaldı’ yaygarasını psikolojik savaş ile IŞİD çetelerine destek vermektedir. Kobanê’in düşmesi hepimizin düşmesi anlamına geliyor. Bunu başaramadılar ama şimdi Tampon bölge ya da buna benzer bir işgal yapmak istiyor AKP. Buradaki kolluk güçleri saldırılarda hedef tanımıyor. TOM tacizden tutalım da her türlü küfür hakaret vb. tehditler yapmaktadır. Bir gün önce Etmane köyüne saldırı yapan özel hareket ve çevik kuvvet ilk saldırıyı basın mensuplarına yaptı. Korkunç bir saldırıydı ve saldırı esnasında ‘Kökünüzü getireceğiz, canlarınızı alacağız’ gibi bağırarak saldırı yaptılar. Bu saldırıların, yani savaşın en büyük mağdurları yine kuşkusuz ki biz kadınlar ve çocuklardır. AKP medyasının dediği gibi yüz elli bin insanın Kobanê’den göç ettiği doğru değil. Bizler de  kamuoyuna yönelik yaptığımız açıklamalarla tamamen bu AKP medyasının psikolojik savaşına karşı cevap verdik. Buraya maddi manevi destek ve katkılarınızı bizzat bölgeye gelerek sunmanızdan yanayız. Çocuk, kadın, yaşlılarımızın yani buraya gelen temsilcilerin ihtiyaçları yerinde görmek ve güçleriniz oranında kendiniz buralarda temin edilirse, bölge esnafı ve halkı da bu katkılardan faydalanacaktır diye düşünüyoruz. Gelen herkese şunu tekrar tekrar söylüyoruz, size de bir kez daha tekrar edelim: Avrupa’dan buraya elbise, yiyecek, ilaç, vb göndermeyin. Sizden tek bir isteğimiz var o da: Para toplayın ve buraya kendiniz gelip ihtiyaca göre bölgeye sığınanların nelere ihtiyaç olduklarını tespit edip yardımlarınızı sunarsanız daha yerinde ve doğru olacağı gibi aynı zamanda da bölge halkına da katkı yapmış olacaksınız.” dedi ve  konuşmasını sürdürdü.

Kurumlarımızın yapacağı yardımlar hemen, derhal yapılmalıdır aksi durum çok geç olmuş olacak. Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yapılan etkinlikler ve kampanyalarla kurum temsilcilerimizden oluşacak bir heyet ile bölgeye gidip ihtiyacı olan halka yardımlarını sunmalıdır.

Bu görüşmnine oldukça olumlu geçtiğine inanıyorum, biz görüşmede iken yerel basın ve haber ajansları görüşmelerimizi haber olarak geçtiler.

24 Eylül 2014 DİHA Haber Ajansında geçen haberi olduğu gibi paylaşmak isterim

“URFA (DİHA) – Kobanê halkının direnişiyle dayanışmak ve IŞİD saldırılarını protesto etmek amacıyla Avrupa, Türkiye ve bölge illerinden gelen çok sayıda sendikacı ve demokratik kitle örgütü temsilcisi, Suruç’ta incelemelerde bulundu.

Avrupa Demokratik Aleviler Derneği Eşbaşkanı Ali Köylüce,

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu temsilcisi Kasım Koç,

Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu Temsilcisi Mustafa Uçar,

Kobanê’de verilen mücadelenin insanlık mücadelesi olduğunu, kendi mücadeleleri olduğunu, insanlığın hemgemonik güçlerden kurtuluşun projesi olduğunu ve sonuna kadar Kobanê halkının yanında olacaklarını dile getirdiler.”

İnsan zinciri ve on beş noktada da, aileler, sanatçılar sivil inisiyatifli dernek ve örgüt temsilcilerin katıldıkları nöbet tutma eylemleri biz oradayken de devam ediyordu.

İkinci Günümüz

İkinci günümüzde Suruç merkezinde bir araya geldik. Buraya da birçok inanç örgüt temsilcileri gelmişti ve sınır bölgesinde nöbet tutulan yerlere büyük kalabalık grup ile ABDEM ve DGB, Türkiye’deki Alevi kurum temsilcileri (ABF), DEMOKRATIK ALEVI FEDERASYONU (FEDA), Yezidi, Asuri temsilcilerinin de içinde olduğu grup ile birlikte yola çıktık. Sınır boyu nöbet tutulan yerler ve insan zincirinin oluşturulduğu bölgeleri ziyaret etmek için ilk uğradığımız yer Alişeri mevkiisi ve köyüdür. Köyün girişinde Maskeli YPG milisleri araçları durdurup kimlerin olduğunu tespiti yapıldıktan sonra devam etmesi için araçların Köye girmesine izin verdiler. Bu köyde çıplak göz ile IŞİD ile Türk Askerinin mevzilerini yan yana oldukların gördüm. IŞİD’ın yüzlerce aracı çöl arazisinde çıplak yerde mevzilenmiş bekliyordu. Gecenin karanlığını bekliyordu cehennem saçan araçlar. Sabahın erken saatlerinde Kobanê’’nin şehrin girişindeki tepesinin arkasında mevzilenen YPG savcılarına yaptıkları top atışlarının çıkarmış oldukları toz dumanının gökyüzüne doğru yükselişini benim ile birlikte yüzlerce kişi seyretti.

Köy halkı başta olmak üzere ve aynı zamanda Kobanê’den gelen insanların acı feryatlarının bir tek amacı vardı, o da bu çağda kendilerine reva görülen bu hayatın tüm dünyanın görmesini istemeleri, bu konuda da bizleri güvenilir  olarak bildikleri için bizleri adeta rehin aldılar.

Alişeri köyünde, her bir yanından terler akan İbrahim Ali isimli bir orta yaşlı bizlere anlatıyor: “Namusumu ve çocuklarımı buraya getirdim, bu gece de Hewallerin yanına gideceğim. Hewallerin moralleri gayet yerinde, dün akşam Cumali köyü etrafında savaş sürdü. İnanmazsınız ama IŞİD çetelerine mensup on beş leş o köyde yatmakta halen kaldırılmış değil. Siz haber, ajans izleyin bu söylediklerimi duyacak ve öğreneceksiniz. Şunu bilin ve tüm dünyaya da duyurun ki; Alem, yani dünya bir olsa da KOBANİ düşmez. Biz Kobanêliler, sizin aracılığınızla dünyadaki Sosyalist ve Komünistlere sesleniyoruz; savunduğunuz dünya görüşü gereği ne gerekliyse onu yerine getirin… İspanya’da Franko’ya karşı enternasyonal Komünistler neler yaptıysa, Stalingrad’a nasıl bir tavır sergiledilerse, KOBANİDE de Mazlum Kürt halkı bunu sizlerden beklemektedir.” Feryad ederek dile getiriyordu düşüncesini.

Kobanê’den gelen insanların ve aynı zamanda Alişeri köylülerinden bilgi almak için dışarıdan gelen basın ve diğer kurum temsilcileri sohbetler ederek düşünce alış verişinde bulundular. Kurumlar adına buradaki halkla konuşmayı ADHK’nın da içinde olduğu DGB temsilcisi konuşmalar yaptı.

İkinci nöbet tutulan QOP Köyüdür

Bu köy de sıfır noktada olan bir yerdedir. Geceleri köylüler burada dışarı çıkmaktan dahi korkar hale gelmiş durumdalar. Kobanê tarafından zaman zaman IŞİD mevzilerinden gelen kurşunların olduğunu söylüyorlardı. Burada da nöbet tutanlar yoğunlukla Kürdistanın başka illerinden gelen çoğu kadınlardan oluşmaktaydı.

Dewaşan Köyü

Uzun tozlu yollardan sonra bu köye vardığımızda oldukça kalabalık bir grubun nöbet tuttuğunu ve biraz daha fazla derli toplu organizeli olduklarını gördük. Burada nöbet tutanların temsilcisi yaşlı bir kadındı. Kadın Kürçe ve Türkçe dillerinden Kobanê’de olup bitenlere ve neden nöbet tuttuklarına dair açıklamalar yapıtı. Heyet temsilcileri de birer konuşmalar yaptılar.

Burada bire bir bilgi toplamak için orada nöbet tutan kadınlar ve diğer bansın mensupları ile birlikte güneşten korunmak için ağaç gölgeliğinde oturan bir grup kadın ile sohbet diyoruz. Konuştuğum Makbule Ökmen isimli kadın şöyle diyordu: “Allahu ekber seslerini duyduğum an kafam kesilecekmiş gibi dehşete düşüyorum. Ya da şimdi hangi çocuğumuzun boynunu kesiyorlar diye gözlerim çeşmeye dönüyor. Bakın top seslerine ve toz dumana. Buraya gelen Kobanêli gençlerimiz hepsi geri gitti, yanlızca kadınlar ve çocuklar kaldılar. Ya kelleleri kesilecek ya da namusunu korumak için kelle alacaklar. Şimdi burada kalan çocuklarımızın sonu ne olacak. Ben de bir anayım, oğlum on yıldır PKK saflarında. Bir kızım vardı onu okutmak için elimden ne geldiyse yaptım. Kızım kendi ayaklarının üzerinde dursun, okusun dedim ama henüz 17 yaşındaydı, Lise son sınıfında Kobanê’ye gitti. Ben de burada nöbet tutuyorum. Şilan, Kürtlerde İlkbaharın simgesidir,. Kızımın adı da Şilan’dır. Ondan dolayı da umutluyum ve gurur duymaktan başka yapacak bir şeyim yok. Kız kardeşimin tüm çocukları bu savaşa katıldılar. Kürt gençleri eskiden eğitimsizdi, kandırılıyolar deniyordu oysa şimdi hepsi eğitimli ve kendi iradeleri ve bilinçleri ile katılıyorlar mücadeleye.” diyor.

Tekrar Suruç’a dönerek izlenimlerimizi basın aracılığı ile yaptığımız  açıklamalarla ilettik.

Üçüncü Gün

Kobanê Sınır Kapısı, ( Murşit )

Özelikle Türk burjuva medyasında söylenen, ‘yüzbinlerce Kobanêli Suruç kapısından Türkiye’ye geldi’ haberleri kocaman bir yalandan ibarettir. Bu üçüncü günümüzde sınır kapısına oldukça yığınak yapıldı, gelen Kobanêliler geri gitmek istiyorlardı. Sadece gençler değildi geri gitmek isteyen,  yaşlısından bebeğine kadar herkes geri gitmek için sınıra yığılmıştı. Kobanê’ye gitmek isteyenlerin arasına karıştım bire bir sohbet ettim. Konuştuğum insanların tek ortak bir iki önemli şeyleri vardı. Birincisi, Esas IŞİD Türkiye imiş bunu iyi anladık diyorlar. İkincisi, buraya geldiğimizde Türk devleti uluslararası mülteci konumunu dahi bize uygulamadı. Bize Partimiz sahip çıktı, şimdi de öleceksek de partimizin emrinde Kobanê’de evimizi koruyarak ölmek istiyoruz. Bunlar geri gidenlerin ortak düşünceleriydi.

Buraya ayrıca CHP Milletvekilleri de gelmişlerdi, bundan kaynaklı da güvenlik güçleri fazla sorun yaratmadılar ilk etapta. Kitle sınırı zorlayınca bir yetkilnini “üst araması yaparak izin vereceğiz” demesi ile kapılar açıldı. Ancak bu arama kadın polisin olmaması üzerine, kadınları arama konusunda tartışmalar yaşandı, sonrasında arama yapılmadan geçmelerine izin verildi. Milletvekilleri bölgeden ayrılana kadar Sınır denen Misaki Milli sınırları ortadan kalkmıştı. Heyetler bölgeden ayrıldıktan sonra çevik kuvvet Kobanêli olmayan kitleye müdahale ederek iki yüz metre kadar uzaklaştırdı sınır kapısından. Orada da bulunan tüm basına ve Tv’lere canlı yayınlarında açıklamalar yaptık kurumumuz ADHK’nın plan ve projelerini anlattık.

15 Eylül’de başlayan IŞİD’ın yoğun saldırıları biz oradayken de tüm şiddeti ile devam ediyordu. ABD’nin uçaklarının Rakka ve Deir El Zor gibi bölgeleri vurması ile IŞİD’ın de Kobanê’ye yoğunlaşmasına neden oluyordu. Oysa Kobanê’de insanlık dramı yaşanırken ABD ve Koalisyon güçleri istemiş olsalar Kobanê’nin doğusunda çöl ortasında çıplak bir arazide mevzilenen IŞİD’ı rahatlıkla vurabilir ve oradaki katliam da durmuş olurdu. Kobanê ve bölge halkı kendisinden başka hiçbir gerici güce güvenmiyor.

Kürtler çıplak yürekleriyle tüm gerici güçlere karşı meydan okuyordu-okumaya da devam ediyorlar. Kobanê Filistin gibi olmayacak, Kürtler Kobanê’de ya yok olacaklar ya da silip atacaklar bu IŞİD kangrenini. Bu yüzyıl Kürtlerin kurtuluş, ulusallaşma ve tarihi haksızlıkları da ortadan kaldırma yüzyılı olacaktır.

İnsan zinciri ve on beş noktada nöbet tutma, aileler, sanatçılar sivil inisiyatif dernek ve örgüt temsilcilerinin katıldıkları nöbet tutma eylemleri biz oradayken de devam ediyordu. Bu onurlu direnişin sembolü olan Zincir eylemi ve benzeri  değişik eylemlere katılmak için Kobanê’ye… Görev Başına

ADHK Delegasyonu

4 Ekim 2014

adhk tarafından

HER YERE KOṢTURMAK DEḠİL, HEDEFE KOṢMAK….

Temmuz 2, 2014 de ADHK adhk tarafından

Tüm Federasyonlarımıza, Derneklerimize ve Komitelerimize!

HER YERE KOṢTURMAK DEḠİL, HEDEFE KOṢMAK….

Sevgili Arkadaşlar

23. Dönem Kongremizin başarıyla sonuçlandığı kamuoyunun ve hepimizin bilgisi dahilindedir. Her kongre doğal olarak geçmiş çalışmalarının bir değerlendirmesini yapar ve yapabildiklerinin ya da yapamadıklarının sebeblerini ortaya koyar ve böylelikle kongrede seçilen yeni konseyin önüne belirlediği sorunları çözmek, aşmak ve daha başarılı yönelimlere girmek amacıyla görevlendirir. İşte 23. Dönem Genel Konseyimiz 1. toplantısında kongrenin belirlediği sorunlar üzerinde tartışmış ve bazı sonuçlara ulaşmıştır.

Konseyimiz, 23. Kongre sırasında açığa çıkan sorunların kaynakları üzerinde tartışmış ve çözüm için ulaştığı bu sonuçları sizlerle paylaşma kararı almıştır.

23. Dönem konseyimiz, bazı bölgelerimizde; örneğin Almanya Biefeld, Bremen, Kassel, Mannheim, Hannover, Saarbrüken, Berlin, Ravensburg, Kirchheim, Nürnberg gibi yerlerde, ya da başka bazı diğer yer veya ülkelerde küçümsenmeyecek kitle ilişkilerimizin olduğunu: ama ADHK olarak bazı yerlerle örgütsel ilişkilerimizin olmadığı ve bazı yerlerde ise ilişkilerimizin sağlam temellere oturmadığı anlaşılmıştır. Bazı bölgelerimizin ise sorunlu olduğu görülmüşür. Almanya’da adı geçen bölgelerle Almanya Federasyon’umuzun, hemen, bir şekilde ilişki kurmasını ve komiteleşmeye gitmesini, karar altına almıştır. Hangi ülke ve bölge olursa olsun, ilişkisi olmayan ama ilişki kurmak isteyen taraftar kitlemizle ilişkilenmek acil bir görevdir. İlişkilerimizin zayıf olduğu, bağlarımızın sağlam temellere oturmadığı bölgelerde ise, bağlarımızın sağlam temellere oturtulması ve güçlendirilmesi karara bağlanmıştır.

Bütün bu görevlerimizi başarıyla yerine getirebilmemiz ve aldığımız kararları layıkıyla hayata geçirebilmemiz için; kaçınılmaz olarak pratik işlerimiz arasında bazı ayrımlar yapmak, bazı işlerimizi ertelemek, bazılarını ise iptal etmek gerekmektedir. Hepimiz hayatın canlı ve de oldukça hızlı değiştiğini gözlemleyebiliyoruz. Dünyada olsun, yaşadığımız ülkelerde ya da Türkiye-Kuzey Kürdistan’da olsun artık sınıf mücadelesi bakımından gündem eskisinden çok daha hızlı değişmekte ve bu hızlı değişim neticesinde halk kitleleri politik hayatın içine girmek durumunda kalmaktadır. Değişen ülke ve dünya gündemi, ister istemez bizi yeni pratiklere, değişik eylem biçimlerine çekmektedir. Görüşümüzce kitlelerin politik eylemlere girmesi gayet olumlu bir durumdur. Bu olumlu duruma müdahale etmeyi şayet bilinçli, planlı ve doğru ele almaz isek; kaçınılmaz olarak sadece eylemlerin arkasında sürüklenir ve örgütlenmeyi, toparlanmayı bir yana bırakır ve böylelikle de geleceğe önderlik edebilme imkan ve şansımızı asla yakalayamamış oluruz.

Biliyoruz ki, bir kitle örgütü, gelişen olaylara ve gündeme giren meseleler üzerinde bir tutum geliştirmek, eylemler örgütlemekle mükelleftir. Ve elbette bizim ADHK olarak, bu görevlerimizi yapmak gibi bir zorunluluğumuz vardır. Görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışacağımız mutlak ve kesindir. Ancak biz, bütün bu işlerimizi daha planlı ve daha derli-toplu ve dahası, daha bilinçli yapmak göreviyle karşı karşıyayız. Bu noktada sorun, görevler icra edilirken uzun vadeli bir planlama ile mi hareket edeceğiz, yoksa günü kurtarmak üzere olayların arkasında gelişi güzel koşacak mıyız? Elbette yapmak istediğimiz çalışma kendiliğindenci, olayların arkasında rastgele koşmak değildir. Ne varki pratikte önemli derecede kendiliğindenci davrandığımızı görüyoruz. Biz konsey olarak, bu kendiliğindenciliğin önüne geçmek istiyoruz. Konsey olarak kararımız şudur: Pratik mücadeleden kesinlikle kopmadan, bizimle ilişki kumak isteyen, örgütlenmek isteyen kitlelerimizle bağ kuracağız ve komiteleşerek, dernekleşerek vs bu alanlarda derlenip toparlanacağız.. Bunu başarabilmek için günlük pratiklerin tümünün arkasından koşmayı bırakmak zorundayız. Çoğu kereler bölgelerimizde her olayda bayraklarımızı alarak koşturmak, gösterilere katılmak durumunda kalıyoruz. Bu iyi bir niyet olmakla beraber, doğru bir çalışma tarzı değildir. Biliyoruz ki; bir çok iş ve görev her bölgedeki belli sınırlı sayıda fedakar arkadaşların üzerinde yürümektedir. Bu ise, yapılacak işleri zevk ve şevkle yapmak yerine, bu fedakar arkadaşlarımızı ağır derecede yormakta ve yıpratmaktadır. Peki ne yapacağız ya da ne yapmalıyız? Biz, hak ve özgürlükler mücadelesinin üzerimize yüklediği görevlerden kaçacak mıyız? Elbette hayır!

Biz, bu görevlerin daha fazlasını yapmaya çalışacağız. Bunu başarmak için her olayın arkasında bayraklarımızı, flamalarımızı alıp koşmayacağız. Koşmamızın bir yararı yoktur. Her olayın arkasında koşmak yerine, gelişen ve kamuoyunda büyük gündem oluşturan olaylara katılırken ya da örgütlerken; nispeten etkisi zayıf olaylarda ise, koşturmamız hiç de gerekmeyebilir. Bu,o eylemi küçümsediğimizden değil, bize ilerde daha etkin işler yapmamızı sağlayacak işlere zaman ayırmak içindir. Bir etkinlik örgütlerken en iyisini yapmaya çalışmalıyız ama benzeri etkinlikleri aynı bölgede, çok gerekmedikçe, birden fazlasını yapmamalıyız. Şayet güncel olaylar yada etkinlikler arasında doğru ayrımlar yapabilirsek ve kalan zamanlarımızı elimizdeki faaliyetçilerimizin, aktivistlerimizin eğitimine ayırırsak ya da ilişkisiz bölgelerimizle bağlar kurmaya ayırırsak, daha verimli, planlı, ve programlı pratik içinde olmuş oluruz. Dahası, bu doğru çalışma tarzı sayesinde yeni yeni faaliyetçiler örgütlemiş, yeni insanlarla ilişkilenmiş oluruz ve doğal olarak da, önümüzdeki dönemlerde daha etkili ve kitlesel eylemlere imza atmış oluruz.

Sevgili Arkadaşlar,

Bazı yerlerde bulunmamamız boşluk yaratır gibi bir izlenim verebilir hatta kısmen boşlukta yaratabilir. Ama bunu göze almamız gerekir. Politik sahalara daha güçlü ve kitlesel dönebilmek için, bazen bazı eylemlerden feragat etmek ve bu eylemlerden geri adımlar atmak gerekli olabilir. Yeni yeni alanlarla ve bu yeni alanlardaki taraftar kitlemizle sağlıklı bağlar geliştirirsek ve toparlanırsak, emin olunuz ki, çok daha etkili ve sağlam eylemlere ve etkinliklere imza atmış oluruz. Bazı eylemlerden geri adım atmamız demek tüm eylemlerden geri çekilelim şeklinde anlaşılmamalıdır. Bir örnek verelim. Yakın zaman önce başbakan Tayyip Erdoğan Almanya’ya ziyarette bulundu ve buna karşı güçlü bir protesto gerekliydi ve bu gösteri yapıldı. Bu tip bir eylem sırasında merkezi olarak bütün gücümüzü bir merkezde harekete geçirmek ve gerçekten kitlesellikle göz doldurmak için militanca çalışmak gerekirken; bir başka eylemde, biz de olsak iyi olur ama olmasak bile, sorun olmayacak eylemlere katılmak yerine yukarda saydığımız işlerimizi veya başka işlerimizi ve görevlerimizi yerine getirmek ve tamamlamak üzere o eyleme katılmamak gerekli olabilir. Kuşkusuz bu genel yaklaşımımızı her bölge kendi somut durumuna göre ele alacak ve uygulayacaktır. Her bölgenin durumu kendine has özellikleri olduğundan dolayı, bu genel anlayışımızın bir bölümü, bir ya da birkaç bölgeye uygun düşmeyebilir, ya da kısmen denk düşebilir. Bu bakımdan, her bölgenin konseyimizin bu kararını, somut ele almasının önemini özellikle hatırlatıyoruz.

ADHK çevresinde bulunan mevcut kitle ilişkimizi sağlamlaştırmaya ve bize yakın duran ama örgütsel olarak uzak olan kitlemizi toparlamaya çabalarken; bu faaliyet içinde öne çıkan ve gelişme vaad eden arkadaşlarımızı, her bölgedeki sorumlu arkadaşlarımızın belirleyeceği bazı önemli konular üzerinde eğitim çalışmaları içine çekmek ve yeteneklerine göre görevler vermek, çok çok gereklidir diye düşünüyoruz. Sağlamlaşmak, bilinçli bir pratik yürütmek, kalıcı sonuçlar almak, ancak böyle mümkün olabilir. Kitle örgütleri kendiliğindenci ve yapabildiği kadar iş yapar mantığıyla asla büyüyemezler. Bir kaç fedakar arkadaşın çabalarıyla istenilen verimli sonuçlar alınamaz. Çalışan arkadaşlara yapabildikleri kadar ve yeteneklerine göre iş vermek, faaliyeti zevk haline getirmek, çok önemlidir. Kollektif bilinç ve girişim geliştikçe yeni yeni faaliyetçiler ortaya çıkar ve daha çok iş yapma imkanlarımızın önünü açar. Aksi halde, az sayıdaki faaliyetçimize, bütün işleri yükleyerek her yere yetişmelerini beklersek, hem arkadaşlarımızı aşırı ve gereğinden fazla yorarız ve verimlerini düşürürüz, hem de, o arkadaşlara haksızlık etmiş oluruz. Ve böylelikle de, olayların arkasında sürüklenir dururuz! Değişik gruplarla eylem birliklerimizin olduğunun farkındayız. Platformlarda o gruplarla birlikte yer aldığımızı biliyoruz. Doğal olarak; beraber olduğumuz her yapı kendi gündemlerine uygun eylemler, pratikler öneriyor. Ya da kendisince önemli gördüğü eylem kararları veya önerileri ileri sürüyorlar. Biz, bütün bunların farkındayız. Ancak biz her önerileni, her ileri sürüleni kabul etmek zorunda değiliz. Bilinçli bir faaliyet, ne yaptığını bilen bir örgüt ve önderliği, planlı ve aktif çalışmaların bizi geliştireceğini asla aklımızdan çıkarmamalıyız. Biz bu gruplarla eylem birliğindeyiz. Aynı örgüt içinde değiliz.

Arkadaşlar,

Dünyaya, ülkemize, bulunduğumuz ükelere baktığımızda etrafımızda büyük olayların döndüğünü görürüz. Bazı yerlerde ve zamanlar da aktif ve militanca hareket etmemiz gerekirken bazı zamanlarda ve yerlerde görüntüde “sessiz” ve “atıl” kalabiliriz. Bu sessizlik bilinçli ve planlı ele alınmış ise, bu hiç sorun değildir. Ya da bazılarının bayrakları var “biz neredeydik” diyerek gereksiz baskılanmalar altında kalmamıza hiç gerek yoktur. Anlatmak istediğimiz, biz örgütlenerek, toparlanarak, ne yapacağımızı anlayarak en doğrusunu yapmış olacağız. ADHK olarak biz, Avrupa’da geniş kitlelere yön verme, önderlik edebilme zeminimiz fazlasıyla var. Avrupa’da geniş bir kitleye sahip olduğumuz açıktır. Ama kitlemiz önemli ölçüde atıl ve dağınık durumdadır. Kitle çalışması yapmak, evlere gitmek, bazı olayların arkasından koşmaktan daha devrimci eylemler değil midir? Ya da en az sokak pratiği kadar devrimci özelliği yok mudur?

Bu noktada tekrar tekrar vurgulayalım ki; biz, pratik eylemlerde yer almayalım, gösterilere katılmayalım demiyoruz. Bizim dediğimiz, eylemler içinde seçim yaparak yer almak olmalıdır. Yeni ilişkilerimizle sağlam bağlar kurdukça büyürüz. Kitlemizi eğitmeye çok önem vermeliyiz. Değişik konular üzerinde tartışmalar düzenlemeliyiz. Mesela her bölge kendi özgülünde haftada bir eğitim çalışması neden yapmasın? Bu da, bir tür kitle çalışması değil de nedir? Kitle çalışması içinde ise öne çıkan arkadaşlarımızı ileri çekerek görevler veririz. O zaman göreceğiz ki, yer aldığımız her eylemimiz daha kitlesel ve daha etkili olacaktır. Böyle bir durumda hem moralimiz yüksek olur, hem de etkimiz büyük olur. Bu durumumuz dost yapılanmalara da moral ve motivasyon kazandırır!

Bir kararımızdan hareketle üzerinde durduğumuz ҫalışma tarzına ilişkin bu önermemiz, kısa zamanlı bir önerme değildir. Uzun ve genel bir çalışma ilkesi olarak kafamızda bir kültüre ve tarza kavuştuğunda, biz ADHK olarak, hiç de tahmin etmediğimiz olumlu noktalara ulaşmış oluruz. Bilinçli ve programlı bir faaliyet ile bu görevlerimizi başarabiliriz. Yeterince bilgi ve tecrübemizin olduğuna inanarak söylüyoruz bunları.

Sevgili Arkadaşlar,

Bu kararımız, kimi bölge veya yerlerde bazı faaliyetçilerimiz arasında yanlış ve kendilerine göre yorumlanma durumu çıkabilir. Kararımızı bir tembellik gerekçesi haline getirmek riskinin farkındayız. Buna meyil vermemeye özellikle dikkat edilmelidir. Biz bir sorumsuzluktan, rahavetten söz etmiyor ve bunları salık vermiyoruz. Tam tersine biz, Konsey olarak, doğru bir çalışma tarzını yakalamak, kitlelerimizle bağ kurmak, ilişkilerimizi derinleştirmek ve derinden örgütlenmek üzere; yeni bir davranış ve çalışma hattından söz ediyoruz ve kararlarımızın özü de, biçimi de tamamen budur. Dışımızda kimi dost kitle örgütleri yana yana kitle örgütlemenin arayışında iken biz, hazır bizi bekleyen potensiyel kitlemiz ile bağ kurmuyorsak bu bir suç değil midir? O halde neden çalışma tarzımızı amatörlükten kurtarmayalım? Neden bilinçli bir faaliyet yerine olayların arkasından sürüklenelim? Hiç bir taraftarımızın, faaliyetçimizin yan gelip yatma ya da işi ağırdan almaya asla ve asla hakkı yoktur ve zaten buna izin de vermeyeceğiz. Başta konseyimiz olmak üzere, bütün arkadaşlarımız enerjileriyle çalışacaklardır. Ama planlı, ama sonuç alıcı olmak zorundayız. Bütün derdimiz budur. Ve öyle bir plan ile çalışalım ki, az sayıdaki arkadaşlarımızı bıktırmak, boğmak yerine, görevlerini yerine getirmekten zevk almalarının şartlarını yaratmalıyız. Saflarımıza yeni aktivistler katalım ve kitlesel olarak ise; mümkün olduğu kadar genişleyelim.

Ayrıca, her federasyonumuz, her derneğimiz, her komitemiz kendi çalışmalarının raporunu ADHK konseyinde yer alan temsilciler üzerinden Konseyimize iletmelidirler. Zayıf ve güçlü yanlarını raporlarda ortaya koymalıdırlar. Eleştiri ve önerilerini belirtmelidirler. Böylelikle konseyimiz, bölgelerimizin sorunlarını, zayıf yada güçlü yanlarını kavrayabilir ve gelen raporlar ışığında çözümler sunabilir. Bu raporlar, uzun olmamak kaydıyla konsey toplantısında hazır olmalıdır.

Son olarak; her bölge, kendi somut durumunu ele alır, nasıl uygulayacağını tartışır ve pratiğe geçirir. Anlamakta zorlandığı noktalar üzerinde konseyimizle tartışabilir. Biz daha iyisine layık bir kitle örgütüyüz ve daha iyisini yapabileceğimize gönülden inanıyoruz. Dost düşman karşısında neden güçlü bir atılıma girmeyelim?

BİRLİK-MÜCADELE-ZAFER!

ADHK 23. Dönem

Genel Konseyi

Haziran 2014