VOLKAN YARAŞIR tarafından

GEZİ VE KÜRT DİNAMİĞİ SANDIĞA SIĞMADI

Mart 31, 2014 de VOLKAN YARAŞIR VOLKAN YARAŞIR tarafından

SANDIK: BURJUVA LEJİTİMASYON ARACI

Yerel seçimler, her şeyin aynı kaldığını ama her şeyin değişme potansiyeli taşıdığını gösteren sonuçlarla bitti. Rejim krizinin derinleşeceği bir sürecin içine girildi. Rejim içindeki yarılma sürüyor. Türkiye, seçilmiş bir otoriteryanizmin yaratacağı politik anafora hızla sürükleniyor.

AKP aldığı oyla meşruluk kazandığını iddia ederek, ganimet, yağma ve talanlarına devam edecek. Siyasal gerilimi artıracak ve baskıyı yoğunlaştıracak.

Gerilim stratejisi, AKP’nin seçimlerde konumunu (nispi azalmaya rağmen) korumasını sağladı. AKP’nin aynı yöntemleri sürdürerek Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere hazırlanması beklenmelidir.

Seçimler AKP’nin kendi orta sınıfını yarattığını ve bu kesimin konformist eğilimlerinin gücünü ortaya koydu. Öte yandan “hayırsever” kapitalizmin* kitleler içinde olağanüstü nüfuzunu açığa çıkardı. Kitlelerin çürüme süreci olarak da okunabilecek bu durum, kitle sosyolojisi üzerinde düşünmeyi zorunlu kılıyor.

“Hayırsever” kapitalizmin bir karşı devrim strateji olarak hayata geçirdiği sistematik güvencesizleştirme, yoksullaştırma, geleceksizleştirme, işsizleştirme yöntemleri, kitleleri enkazlaştırdığı gibi onları muhtaçlar yığınına dönüştürüyor. Bu noktada devreye giren hayırseverlik uygulamaları yaşamsal rol oynuyor. Siyasal İslamın ve geleneklerin beslediği tabi olma, biat etme hali şiddetli ötekileştirme politikalarıyla ve sadaka kültürüyle pekiştiriliyor.

Sistem çok geniş bir ağ kurarak kitle mobilizasyonu ve eğilimi yaratabiliyor. Medya burada muazzam bir manipülasyon aracı ve zihniyet inşa etme aygıtı olarak işlev görüyor. Ayrıca vahşi bir tüketim toplumunun yaratılması bu süreci besliyor. Yoğun borçlandırma operasyonları kitlelerin felç edilmesi ve tabi kılınmasının önünü acıyor.

Kitleler yağma sofrasından ya da yaratılan saadet zincirinden pay almaya itiliyor. Ya da pay alabileceği umudu canlı tutuluyor. Kolektif suç ortaklığının önü açılıyor. AKP bu operasyonlarla varlığını üretti ve finans kapitalin en militan aktörü konumuna geldi.

AKP “hayırsever” kapitalizm uygulamalarıyla kitlelere hayaller sundu, onlara kendilerini manalı hissettirdi ve onların içine sızabilmeyi ve nüfuz etmeyi başardı. Gustave Le Bon’un belirttiği gibi, kitleleri bir nevi bu esarete ihtiyaç duyar duruma getirdi. Seçim sonuçları böylesi bir sosyolojinin ifadesidir.

SOKAK, GEZİ, KÜRDİSTAN

Seçimler diğer burjuva partilerin kudretsizliğini açığa çıkardı. Kasetlerle ve tapelerle pozisyon arayanların politik sınırını ortaya koydu. Aynı zamanda politik krizin, yeni konjonktürde derinleşerek süreceğini gösterdi.

Seçimlerin “öldüren cazibesi”, parlamentarist ve legalist solun hezimetini sergiledi. Mevcut sistemin çatlaklarından yararlanma çabası, çatlakların arasında kaybolmayı beraberinde getirdi.

Seçimler, Taksim ayaklanmasının sandığa sığmayacağını ve bu ruhun ve pratiğin yıkıcı gücünü ortaya koydu. Ayaklanmanın ikinci dalgası olarak da değerlendirebileceğimiz Berkin’in cenazesi ve Taksim ayaklanması izlenmesi gereken yolu işaretliyor. Sistemden kopuş hamlelerinin devamının ancak sokakta, kavgada ve burjuva lejitimasyonunun aşıldığı noktalarda gerçekleşebileceğini ortaya koyuyor.

Kürdistan pratiği de bu tespiti doğruluyor.

Örgütlü bir halkın çok boyutlu mücadeleyle sandığı nasıl kullanabileceği, legaliteyi nasıl istismar edeceği ve fiili durumlar yaratarak geleceğe nasıl yürüyebileceğini gösteriyor. Kürt halkı sandığı, sermayeye ve devlete bela ediyor. Sistemin lejitimasyonunu kırıyor. Anlaşılan fiili kantonlaşma süreciyle sistem iyice sıkışacak.

Kürt halkı ayrıca alternatif toplumsal oluşumlarla seçimleri etkin bir platforma çevirdi. Kazanılan büyük şehir, ilçe ve beldelerde alternatif toplumsal ilişkilerin örülmesi bekleniyor. Özellikle kadın komünalitesi ve ekolojik komünal örgütlenmeler dikkat çekecek. Başka bir yaşamın örülmesi için ciddi olanaklar doğuyor.

Batı da HDP pratiğinin programatik, örgütsel ve pratik sorunları üzerinde düşünmekte yarar var.

Taksim ayaklanması ve Berkin’in cenazesi, işçi sınıfının yaygınlaşan işgal pratikleri ve eylemleri bize yol gösteriyor. Sokağın, mücadelenin ve kavganın yıkıcı gücünü ortaya koyuyor. Bu güç, hiç bir sandığa sığmaz.

Politik krizin derinleştiği, ekonomik krizin her an senkronize bir şekilde patlayabileceği koşullarda, burjuva lejitimasyonu aşan, kitlelerin ve işçi sınıfının yaratıcı yıkıcılığının önünü açacak çalışmalar ve örgütlenmeler yaşamsaldır.

Leviathan’a irade teslim edilmesini reddederek, finans kapital ve modern Leviathan’la her düzeyde mücadeleyi esas almalıyız. Bu da ancak sokakta olmak ve sokaktan öğrenmekle mümkündür.

 

Volkan Yaraşır

* “Hayırsever” kapitalizm için bkz.; Volkan Yaraşır, Cemaatçi/ Hayırsever Kapitalizm Kökleşiyor

adhk tarafından

MAHİR

Mart 31, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

kızıldere-mahir-çayanMuzaffer ORUÇOĞLU (31-03-2014) Mahir’i ilk kez 1968’de gördüm Doğu Perinçek’le birlikte Ankara’dan gelmişlerdi FKF ‘ nin klodfarer caddesindeki darcık binasında, onbeş yirmi kişi toplanmıştık. Ben o zamanlar Çapa Y Ö Okulu FKF kurucularındandım. Amerikan 6. Filosunun İstanbula gelişi vesilesiyle yayınladığımız bildiriden dolayı, İbo’nun da içinde olduğu on kişiyle birlikte okuldan atılmıştım. Evsizdim. Biraz Nabi Yağcı’nın (Haydar Kutlu), biraz da amcam oğlu Kemal’ın evinde kalmıştım. Ama günlerimi FKF binasına sığınan Çapalı arkadaşlarımla birlikte geçiriyordum. Her neyse, sohbet sakin bir havada geçti. Mahir’i Paris’e gitmiş, ordaki Latin Amerika gruplarıyla ilişkiye geçmiş birisi olarak biliyordum. Sırtında temiz bir parke vardı. Taranmış saçları, parlak ve uyumlu yüz hatları, sarkık bıyıkları ve özellikle de merakçıl, sorgulayıcı bakışlarıyla sohbetin dikkat merkezi haline gelen tek adamıydı. Doğu, TİP içindeki durumu, Mahir ise Vietnam savaşında gelinen son noktayı anlattı. İki üç saatlik sohbet anında Mahir’in bende bıraktığı izlenim olumluydu. Sağlam bir algı, imgelem ve anlamlandırma olgusuyla karşı karşıya olduğumu sezinledim. Söylemi, dünyayla haylice alakalı, biraz iddialı ama sakin ve duru bir iklime sahipti.

Mahir’i ikinci kez, 1969 ‘da Akhisar ve Ödemiş Tütün Mitingleri sırasında gördüm. İzmir’de bir gece Taner Kutlay ‘ın evinde kaldım, ertesi gün Taner’le birlikte üniversite kampüslerİne gittik. Mahir’le öğrenci kantininde karşılaştık. Sırtında yine cepleri kitaplarla şişmiş bir parke vardı. Taner çok iyi bir militandı ve Mahir’le de ilişkileri oldukça samimiydi. Üçümüz, çaylarımızı alıp bir masaya geçtik. Mahir’i bir yıl öncesine nazaran oldukça sıkıntılı ve sinirli gördüm. Gençlik hareketi içindeki sağlam kadroları kucaklayan illegal bir partinin kaçınılmaz hale geldiğinden ve silahlanma ihtiyacından söz etti. Mihri’yi ve Doğu’yu eleştirdi. Ayaklarını bastığı maddi dünyayı bir an önce aşma arzusuyla yüklü, sancılı bir ses. Taner, söylenenlere katılıyor, sorularla karşısındaki ateş parçasını deşiyor, ben ise dinliyordum. Gözlerimin önünde, asıl gerçek varlığım ile asıl olmayan, aldatıcı sanal varlığım arasında duran, çoğalan, arayışa çıkan, gerilimli insanlar belirmişti. O gece uyumak için kampüsün gençlik örgütü tarafından bize ayrılan odasına geçtik. Oda dört yataklıydı ve birinde bir kişi uyuyordu. Mahir, kapıya yakın karyolaya geçti, parkesini astı, cebinden bir kitap, ve bir kalem çıkardı, hiç soyunmadan yatağa uzanıp okumaya başladı. Taner ve ben, hayatın normal düsturunu rencide etmeden uyuduk.

Koridordan örgütün, ‘kahvaltı hazır, kalkın,’ sesi gelince, gözlerimi açtım, esnedim, bir baktım, Mahir kitap okuyor. “Sen uyumadın mı?” dedim. Lenin’in iki taktik Adlı kitabını yüzünden çekti, gülümsedi. İkl kez tanık oluyordum gülümseyişine. “Yok,” dedi, “üç sayfam kaldı bitmesine.” Kalktım. Yüzümü yıkamak için yanından geçip giderken göz göze geldik. Küçülmüş, hafif kızarmıştı gözleri. Odaya döndüğümde Mahirle Taner yoktu. Parkesi ranzasında asılıydı. Kitap, içindeki kalemle birlikte yatağın üzerinde duruyordu. Aldım baktım, altı çizili paragraflar, kenar notları. Tanımadığım dördüncü adam kalkmış, picamasını yerleştiriyordu çantasına. “Ben bunu iyi tanıyorum,” dedi. “Sonu iyi değil, okuya okuya ya kör olacak, ya da delirecek.”

Mahir’in durumunu en son, Dev-Genç’in 12 Mart darbesinden önceki son kongresinde gördüm. Sahnede, mikrofonun başındaydı. Tam bir lider konumundaydı. Kollarını havaya kaldırıyor, bağırıyor, muhalefeti ve onun lideri Doğu’yu, oportünizm, revizyonizm ve silahlı mücadele karşıtlığıyla suçluyordu. İbo’ya dedim, ‘Mahir şu anda ezici çoğunluğa dayanıyor ve muhalefetin söz hakkına tahammülsüzlük gösteriyor. Ne oldu buna, ne yapmak istiyor?” İbo sakin, ama içi yanmış bir eda ile, “Tahammülsüzlüğü doğru, ama eleştirilerinde haklı,” dedi. Dahil olduğumuz muhalefetin ibo tarfından kaleme alınan on bir ilke adlı yazıya eleştiriletiyle bizim eleştirilerimizi anımsadım birden. Sustum.

Mahir ve arkadaşları vurulduğunda Kürecik köylerindeydim. Kızılderede bir grup devrimcinin kuşatıldığını duyunca, radyoyu dinlemek için İbo ve Ali Taşyapan’la birlikte, sanırım Ali Meral’ın evine gittik. TRT’nin akşam spikeri, kuşatılan “anarşistlerin ölü ele geçirildikleri” ni bildirip, öldürülenlenlerin tek tek isimlerini okuyunca üzerimize mezar toprağı serpilmiş gibi oldu. Köylüler, bizden daha çok etkilendiler. İbo, “faşist diktatörlük, imha taktiği izliyor, halk ile yeraltına inmiş devrimcilerin moraline ve ilişkilerine kurşun sıkıyor. Denizlerin idamı kaçınılmaz hale geldi,” diye mırıldandı. Ordan kalkıp Balhacı köyüne doğru yola çıktık. Halkın yokluğu ve içinde bulunduğu ürkütücü karanlığı ile ölümün kanlı kara yüzü arasında gidip geldim. Köye yaklaştığımızda, “Kürecikte daha fazla kalamam, yarın Dersim’e gidiyorum, ” dedim.

30 mart 2014

Muzaffer ORUÇOĞLU

adhk tarafından

Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu 7. Genel Kurulunu başarıyla tamaladı

Mart 31, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

avusturyaAvusturya (31-03-2014) ADHF, Emperyalizme-Kapitalizme, Cins ve Ulus baskısına, İnsan ve Doğa katliamına karşı, Halkların Devrimci isyanıyla Omuz Omuza şiarıyla; 7. Genel Kurulunu toplayarak başarlı bir şekilde sonuçlandırmıştır. 29-30 mart 2014 tarihinde genel kurulunu toplayan ADHF, Innsburck, Linz, Ternitz, ve Viyana delegelerinin katıldığı genel kurulda, bir yıllık geçmiş süreç tartışılmış, gelecek süreç için verimli tartışmalar yürütülmüştür.

İki gün boyunca yürütülen tartışmalar sonucunda, 7. dönem yönetim ve denetim kurulunu seçerek genel kurulunu sonuçlandırmıştır.

adhk tarafından

DDHD’den yüzlerce araçlık konvoy

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

DHDDH konvoy1Dersim Demokratik Halk Dayanışması, yerel seçimlerin çalışmaları kapsamında yüzlerce araçlık konvoyla Dersim sokaklarında dolaşırken, Dersim halkının evlerinden ve dükkanlarından çıkarak araç konvoyunu selamladı

DERSİM (29-03-2014)- Dersim Demokratik Halk Dayanışması (DDHD) yerel seçim çalışmalarının son gününde yüzlerce araçtan oluşan konvoyla Dersim sokaklarında dolaştı. Devrimci halkçı yerel yönetimler için “Söz yetki karar Dersim halkına” şiarıyla yürütülen çalışmalar kapsamında Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Dersim sokaklarında dolaşan yüzlerce aracı,Dersim halkı dükkanlarından ve evlerinden çıkarak selamladı.

adhk tarafından

DDHD ve DHF seçimlerden çekilmedi

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

DDHD115Dersim Demokratik Halk Dayanışması, çeşitli internet siteleri ile yerel yayınlarda yerel seçimlerden çekildiği şeklinde yapılan yayınlara ve yürütülen kara propagandalara karşı bir açıklama yaptı

HABER MERKEZİ (29-03-214)- Dersim Demokratik Halk Dayanışması, çeşitli internet siteleri ile yerel yayınlarda yerel seçimlerden çekildiği şeklinde yapılan yayınlara ve yürütülen kara propagandalara karşı bir açıklama yaptı.

“Dersim’de çeşitli internet siteleri ve yerel yayınlarda Dersim Demokratik Halk Dayanışması (DDHD)’nın seçimlerden çekildiğine dair yalan haberler yer almaktadır. Bu tür haberler gerçekliği yansıtmamaktadır. Bir kez daha ilan ediyoruz “Söz Yetki Karar Dersim Halkına” şiarıyla biz kazandık yarın da sandıkta biz kazanacağız.

Dersim’de çekilmedik, başka bir parti veya birliği desteklemiyoruz. Yalanlara inanmayın sandıkta oyunuza ve geleceğinize sahip çıkın. 2009 yerel seçimlerinde de karşılaştığımız bu tablonun bugünki yansımasının nedeni, DDHD’nin dünden bugüne ‘Söz yetki karar Dersim halkına’ şiarıyla yürüttüğü yerel seçim çalışmalarının ortaya çıkardığı coşku ve heyecanı burjuva yöntemlerle altetme girişimidir. Dersim Merkez, Ovacık, Hozat, Mazgirt, Pülümür, Nazimiye’de DHF’nin desteklediği adaylar geri çekilmedi: Hiçbir güç de halkın taleplerinin geri çekemez.

Bu nedenle;

Dersim Bağımsız Belediye Başkan Adayı  Ali Tacar (Bağımsız aday olarak giriyor)

Desim İl Genel ve Belediye meclis üyeleri  (TKP çatısı altında giriyor)

Ovacık Belediye Başkan Adayı Mehmet Fatih Maçoğlu (TKP çatısı altında giriyor)

Hozat Belediye Başkan Adayı Kahraman Kılıç (TKP çatısı altında giriyor)

Mazgirt Belediye Başkan Adayı Tekin Türkel (ÖDP çatısı altında giriyor)

Pülümür İl Genel Meclis Üyesi Erdal Duman (TKP çatısı altında giriyor)

Nazimiye İl Genel Meclis Üyesi Alişer Timurtaş, Alattin Eker (TKP çatısı altında giriyor)

Nazimiye Belediye Meclis Üyesi Adayları Pakize Durgun, Ümit Gürbüz, Gönül Gökbaş (TKP çatısı altında giriyor)

Biz DDHD olarak biliyoruz ki Dersim halkı, DDHD’nin etrafında kenetlenerek bu tür kara propagandalara geçit vermeyecektir.”

adhk tarafından

ADHK; Dersimin aydınlık geleceginin umudunu büyütenlere selam olsun

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK_LOGODDHD’nın 23 Mart 2014 de gerçekleştirdigi büyük mitinge ADHK’ın gönderdigi mesajı aşağıda siz okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz

ADHK (29-03-2014) Dersimde söz, yetki, karar halka şiarı ile, Devrimci, Halkcı yerel yönetimler programı etrafında kenetlenen emekçi Dersim halkını devrimci coşkumuzla selamlıyoruz. Oğullarını ve Kızlarını halklarımızın kurtuluş mücadelesine adayan emekçi ve fedekar kadınlarımıza selam olsun.

Yeni bir dünya düşüyle dağları ve barikatları mesken eyleyen dersimin yigit gençligine binlerce kez selam olsun.

Dostlar, yoldaşlar.

Dersimin aydınlık gelecegi için, Demokratik halk dayanışmasının devrimci, halkçı yerel yönetimler programı etrafında bir araya gelerek gelecek güzel günlerin umudunu muştuladınız.

Dersimin tarihsel devrimci emek ve birikiminin sarsılmaz savunucusu Kaypakkaya güzergahı etrafında birleşerek geleceginize sahip çıktınız.

Devrimci perspektif ve eyleminizle Gezi halk direnişi ile Rojova arasında sosyalist bir köprü inşa ederek ezilenlerin birleşik mücadele umudunu büyüttünüz.

Tüm bu tarihsel devrimci kazanımları dahada çoğaltmak ve dersimin aydınlık gelecegini dahada büyütmek için hepinizi Dersim demokratik halk dayanışmasının devrimci,halkçı yerel yönetimler programı etrafında birleşmeye ve Bağımsız,devrimci,sosyalist adayları desteklemeye çağırıyoruz.

Emperyalizme, Kapitalizme, Cins ve Ulus baskısına,insan ve doğa katliamına ve her türden gericilige karşı hepinizi Kaypakkaya güzergahının aydınlık yolunda birleşmeye ve yeni bir dünya umudunu dahada büyütmeye çağırıyoruz.

 Yaşasın devrimci, halkçı yerel yönetimler

 Söz,yetki,karar dersim halkına

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu

adhk tarafından

Ali Tacar; Hedefimiz halkın iradesinin yerel yönetimlere net olarak yansıması

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

ali tacar12Dersim Belediye Başkan Adayı Ali Tacar’le yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (28-03-2014)- Hozat Belediye Başkan Adayı Ali Tacar’le yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz

Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın sloganı “Söz yetki karar Dersim halkına”. Bu slogan nasıl bir politikaya, nasıl bir yerel yönetim anlayışına tekabül ediyor?

Şimdi bizim Halk Meclisi dediğimiz bir olgu var. O da şöyle;  halk bizi seçtikten sonra biz oranın bir mülkü, amiri,  şefi veyahut patronu değiliz. Biz orada o Halk Meclisi’nin altında bir koordinatörüz. Örneğin Halk Meclisi önümüze bir proje ve program koyduğu zaman biz o proje ve programı hayata geçirmek için tüm kaynakların yaratılmasının mücadelesini vereceğiz.

Mesela şehirlerarası ulaşım terminalinin yapılmasındaki çabalarımız olumsuz gelişirse veyahut biz hiçbir gayret gösteremezsek Halk Meclisi bizi orada denetleyebilmeli şunu söyleyip uyarıda bulunabilmeli: “Evet, biz belediye başkanlığına bu görevleri verdik ama belediye başkanı bu konularda suiistimalde bulunmuştur. Gerekli çaba ve gayretlerde bulunmamıştır. Kendisine belirli bir süre daha veriyoruz.” Bu şekilde eğer bu süre içerisinde de gerçekleştirilmezse Halk Meclisi bizi görevden alabilmeli. Bunun aslında anayasada yeri yok. Mevcut yasa ve kanunlarda bir meclis oluşturup, belediye başkanına bir görev verip o görevin yapılmaması halinde o görevi bırakması şeklinde bir kanun yoktur. Bu bilinen bir gerçektir. Ancak buna karşın biz irademizi Halk Meclisi’ne teslim ediyoruz. Yani biz bu iradeyi tanıyoruz birey olarak. Bundan dolayı da kendi programımıza koyuyoruz, taahhüt ediyoruz. Bu nitel değişim şu anda hiçbir belediyede söz konusu değildir. Yani insanların birçoğu bunu teorik olarak kabul etse de bunu gerçek anlamda pratikte bir karşılığı yoktur. Ama şu bir gerçektir; şimdi biz kamuoyuna kendimizi bağlayıcı bir açıklama yapıyoruz ve gittiğimiz yerlerde de bunun propagandasını yapıyoruz. Hem kentin, hem halkın beş yılını çalmamak ve zamanı doldurmak için Halk Meclisi’nin yaptırım gücünü biz irade olarak tanıyoruz ve bunun hayata geçirilmesinin mücadelesini vereceğiz.  Bundan sonra da bu kentte seçilecek insanların bu model oturduktan sonra orada beş yıl oturarak halkın zamanını ve kentin zamanını çalma gibi bir lüksü olmayacak, orada iş ve icraatını kendi çağdaşlaşmasının mücadelesini yürütecektir.

Peki, Dersim’in başlıca yerel sorunları nelerdir? Buna dair Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın politikası nedir? Hedefleri nedir?

Şimdi DDHD’nin birinci projesi toplumun demokratikleşmesi mücadelesindeki yerel yönetimlere, halkın iradesinin esas ve net düzeyde yansımasıdır. Esas hedeflerinden biri budur. Yani bizim burjuva partiler üzerinden bir proje yarıştırma, işte onun projesi çok iyi, benim projem çok kötü tartışmasından ziyade gerçekten yapılabilir ve acil çözüm bekleyen sorunları çözme çabamız var. Halkın en temel ihtiyaçları olan kanalizasyon, altyapı, çöp, su veyahut otogar sorunu, otopark sorunu gibi şehirde acil olarak ilk bir yılda çözümlenmesi gereken sorunları çözümleyeceğiz. Bunun kaynağı nerede dendiği zaman, herkes de biliyor ki hiç kimse bir projenin yaratılmasında özel kaynak yaratmıyor. Halktan vergi adı altında çalınan değerin halka dönmesini sağlıyoruz. Burada şuna dikkat çekmek gerekiyor. Yerel yönetimlerde en iyi proje halkın iktidarlaşma projesidir. En önemli olgu ise halkın kendi geleceğine ve kentine kendisinin sahip çıkma çabasıdır. Toplum kendi kendini yönetecek bilgi ve demokrasi kültürüne sahiptir. Ancak gerici düzen bunun hayata geçmesini yasal olarak engellemektedir. Düzen erkanı halkı soyulacak yönetilecek birer köle olarak görmekte ve bu şekilde kalmasını koşullamaktadır.

Ülke genelinde şöyle bir algı var; “işte iktidar partisidir. İktidar partisinin adayına veyahut yerel yönetimdeki temsilcisine oy verirseniz yatırımların önü açılır.” Aslında bu anayasal olarak insanları şantaj altına almaktır. Yasalar ve kanunlar üzerinden şantajla oradaki o yatırımları veyahut halkın o temel ihtiyaçlarının karşılanmasını oya dönüştürme devşirme politikasıdır. Biz bunun karşısındayız. Örgütlü bir halk muhalefetiyle bizden çalınanı geri almaya ve bizim adımıza bizi yönetenleri istemiyoruz.

Seçim çalışmalarına dair biraz sohbet edelim. Seçim çalışmaları nasıl gidiyor? Hangi araçlarla yürütüyorsunuz? Halktan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Samimi duygularımla ifade ediyorum ki DDHD, Dersim’de karşılığı olan bir kurum haline gelmiştir. 12 yıl önce biz bunun tartışmasını yürüttüğümüz zaman bilfiil ben de içinde bulunmaktaydım bunu bir macera,  bir ütopya gibi görmek isteyen çevreler de vardı aslında. Siz hayal kuruyorsunuz gibisinden. Esasta bir hayalin kurulmadığını, bunun yapılabilir dönüşebilir bir uygulama olabileceğinin ve Dersim halkında bir karşılığı olabileceğinin tartışmasını dersim halkıyla yürüttük. Daha sonra 2009’da programımızın Murat Kur ve yoldaşlarımızla birlikte, Dersim halkı tarafından sahiplenilerek zirveye taşındığını biz gördük. Şuan DDHD’nin en önemli vasıflarından biri insanın önce birey ve toplum olma çabası içerisinde, çağdaş bir kentin yaratılması mücadelesinde DDHD’nin programının ve yaptırım gücü olan bir halk meclisinin artık herkes tarafından kabul görmesidir.  Bakın bizim dışımızdaki diğer devrimci örgütler veya Güç Birliği gibi kurumlarda da artık Halk Meclisi’nin belediye üzerinde yaptırım gücü olması gerektiğini tartışmaktadır.  DDHD, bu olguyu, bir devrimci mevzi olarak  Dersim’de kabul ettirmiştir. Bu DDHD şahsında Dersim halkının başarısıdır, bu başarı elbette ki 30 Mart’ta somut karşılığını bulacaktır.

Son olarak ülke gündemine dair, ülke gündeminin buraya yansımasına dair biraz sohbet edelim. Son süreçte ülke gündemini meşgul eden bir dizi gelişme yaşandı; Gezi Ayaklanması, “Yolsuzluk ve rüşvet” operasyonu adı altında AKP ve Cemaat arasında başlayan çatışmalı süreç, Berkin Elvan’ın katledilmesi ve akabinde başlayan eylemler. Bunlar Dersim halkını nasıl etkiledi? Buradaki çalışmalara nasıl yansıdı?

Ülkede yaşanan olaylar bizi de yakından etkiliyor. Berkin Elvan olaylarında Dersim’de de çok olumlu tepkiler verilmiştir. Berkin Elvan’ın katledilmesini Dersim halkı canı gönülden protesto etmiştir ve buna da önderlik eden DDHD’dir.  DDHD’nin bu ciddi tepkisi Dersim halkında olumlu karşılık bulmuştur, pozitif değerlendirilmiştir. Bir çocuğun katledilmesini açıkça protesto etmek meşrudur. Yani zulme karşı direnmek her zaman meşrudur. DDHD’nin iki gün üst üste yapmış olduğu protestolar sonucunda direnen o gençlik, gerçekten de Dersim halkına bir umut vermiştir. İşte bizim temsilcilerimiz bunlardır. Temsilcilerimiz bunların içinden çıkmalıdır. Diğer taraftan öğrenci eylemlerinde de bir direniş geliştirdi ve bir umut verdi. Liseli öğrencilerimiz de Berkin için okulları boykot edip protesto yürüyüşlerine katıldı. Gerek boykot etmek, gerek seçimlere katılmak gerekse dönem dönem direnişler geliştirmek toplumsal muhalefetin örgütlülüğünü ve kitleselliğini sağlamak içindir. Yoksa onun ötesinde seçimlere büyük devasa anlamlar yüklemek doğru değildir. Örgütler de hiçbir zaman amaç değildir. Biz bu meseleye böyle bakıyoruz. Ve bundan dolayı da Gezi eylemlerinde Dersim’de damgasını vuran DDHD ve DHF’nin programıdır. programımız halkın örgütlü olarak herşeyi başaracak olgunluğa ve niteliğe sahiptir. Dersim halkı her bir toplumsal özneye kendi geleceğine kendisinin sahip çıkmasını göstermekle kelmemış aynı zamanda halka rağmen söz söyleyenleri şefçilik, bürokratlık yapanları tarihin çöplüğüne atacağı gerçekliğini de ifade etmiştir. Toplumsal muhalefeti örgütleyen kurumlarımız da buna hizmet etmektedir.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kahraman Kılıç; Söz, yetki, karar Hozat halkına

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

kahraman kilic11Hozat Belediye Başkan Adayı Kahraman Kılıç’la yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (28-03-2014)- Hozat Belediye Başkan Adayı Kahraman Kılıç’la yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz

“Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Sizi HDHD’nin seçim programına ve bu program üzerinden belediye başkanlığına aday olmaya yönelten nedir?

Hozat’ın Akseki köyünde doğdum. İlk ve orta öğretimimi Hozat, Liseyi ise Ankara’da tamamladım. DDHD’nin 2004 ve 2009 yerel yönetim deneyimlerinin ardından yarattığı rüzgar ve yankı, aslında sadece beni değil ülkenin ve dünyanın birçok yerinden dostlarımızın beğenisi ve hoşgörüsüyle karşılanmıştı. Benim de bu yankıyı yaratan kültürle olan yakınlığım ve yoldaşlığım vesilesiyle bu konuda ilk kafa yormam 2009 yerel seçimleri dönemidir. DDHD’nin yerel yönetimlerle ilgili her türlü ezberi ve mevcut hiyerarşiyi tersine çeviren programının mutlaka yaşamsallaşması gerektiğini düşünüyordum. Açıkçası bu cüreti ve cesareti kendimde bulduğum için Hozat halkının iradesine sundum kendimi.

Seçim çalışmalarında “Söz, yetki, karar Hozat halkına” şiarıyla yola çıktınız. Bu şiar nasıl bir politikaya, nasıl bir yerel yönetim anlayışına tekabül ediyor?

Evet, aslında şiarın kendisi bile burjuva demokrasisi ve hukukuna bir başkaldırıyı ifade ediyor. Bir de bunun Yeni Demokrasi iklimi ve kültürünün kök saldığı böyle bir coğrafyadan yaşama geçmesi çok daha anlamlıdır. Dersim halkı 72 devrimci çıkışının, ezilen ulus, mezhep ve sınıflar üzerine ortaya koyduğu devrimci başkaldırının önemli bir toplumsal bileşeni olmuştur. Bu anlamda ortaya koyduğu tavır buralarda bir aydınlanma ve ilerleme yarattı. Devrimcilerin bu ilerlemeyi özellikle yerel yönetimler alanında, merkezi otoritenin faşizan uygulamalarına karşı birer soluk boruları olarak değerlendirmeleri gerekirdi. Uzun yıllar boyunca aslında gerici düzen partilerinin insafsızlığı ve yağmasına teslim edilen yerel yönetimlerin halkta da yarattığı rahatsızlığı doğru okuyan bu gelenek 2000’li yılların başı itibarıyla bu alanda alternatifi yaratma çabasına başladı. Bu anlamda önemli bir yol da kat ettiğine inanıyorum. Deyim yerindeyse kısa sürede yerellerden merkeze yayılan büyük bir enerji yarattı. Bu enerji şimdi bu coğrafyanın önemli bir kısmında sözü, yetkiyi, kararı halka yani Halk Meclislerine teslim etme, bu iradeyi öncüleştirme şeklinde algılanıyor. Bu algının oluşması şiarın ne kadar büyük bir ihtiyaç ve ne kadar doğru bir tespitin sonucu olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Şiarınızdaki halkı yönetime dahil etme ve yönetimde söz sahibi yapma politikası programınızda nasıl bir karşılık buluyor?

Aslında bu yazılı programdan çok bugünden pratik olarak yaşanan bir olgu. Olgu diyorum çünkü, Hozat DHD olarak Dersim DHD’nin programatik olarak ortaya koyduğu anlayışı biz örgütlü yerel gücümüzü temel alarak, çalışmalarımızı kitlelerden kitlelere şeklinde organize ederek başardık, başarıyoruz. Hozat’ta yaşayan her kesimi çalışmalarımıza dahil ederek, gençlik, sendikal, kadın, esnaf, mahalle ve köy komisyonlarımızı oluşturduk. Her alanın kendi özgün sorunlarını ve çözüm önerilerini tespit etmek için komisyonlarımız vasıtasıyla hemen her kesime ulaştık. Bu çalışmanın sonuçlarını komisyon bileşenlerimizle değerlendirerek kısa, orta ve uzun vadede yine her aşamasına halkımızı dahil ederek hayata geçireceğimiz somut projeler oluşturduk. Bu projeler halkımızın önümüze koyduğu sorun ve çözümlerini içerdiği için doğal olarak yönetimde söz, yetki ve karar süreçleri oluşturulmuş oluyor. Artık bize kalan sandıktaki irade tecellisini doğrudan yönetime katacak mevcut mekanizmaları halkın tamamına yaymak.

DDHD’nin öne çıkardığı bir diğer anlayış başkan ve meclis ekibinin sadece kağıt üzerinde bir resmiyetinin bulunduğu ve halkın bu ekibin çalışma tarzını doğru bulmazsa seçimi beklemeden geri alabileceği gerçekliği var. Bu çalışmayı biraz açar mısınız?

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi halkın tüm kesimlerini içinde barındıran komisyonlarımız örgütlü çalışma disiplini içerisindedir. Biz yerel seçimleri, bu alanda yarattığımız alternatif tutumla birlikte öz güçlerimizi en geniş çerçeveye ulaştırma çabasıyla hareket ediyoruz. Zaten kurguladığımız resmi yönetim şeması, bu komisyonlarımızın içerisinden seçildi. Kadını, erkeğiyle genç ve dinamik bir yapı oluşturduk. Bizler elbette bugün olduğu gibi kazansak da kazanmasak da bu durum hiç değişmeyecek. Kazanmış olursak ve bu resmi mekanizmanın üstünde olan halk meclislerinin önümüze koyduğu görevleri yerine getiremezsek elbette ki koltukları boşaltırız. Aksi halde geri burjuva bürokratları gibi koltukların hükmüne teslim olup halka sırt çevirmiş oluruz. Biz bunu baştan reddediyoruz.

Seçim çalışmalarını nasıl, hangi araçlarla yürütüyorsunuz? Halktan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çalışmalar son derece iyi gidiyor. Çünkü salt bir yerel yönetim çalışması olarak değil, bir seferberlik ruhu içerisinde, kolektif bir çalışmanın enerjisi mevcut. Bu çalışma kollektif çalışma anlayışını büyütüyor, hem de kitlelere güven veriyor. Bu toprakların özellikle seçim dönemlerinde daha görünür bir hal alan feodal aşiretsel işleyişinin gerici- düzen partileri tarafından nasıl kullanıldığını iyi gözlemliyoruz. Öyle ki beş yılda bir halkın kapısını çalan bu ceberut sistem, bir de utanmadan onun yoksulluğundan faydalanarak özgürce seçme, seçilme hakkını satın almaya çalışıyor. Bu gerici yapılaşma karşısında ileri ortak değerlerimizi ön plana çıkaran, kişilerin ya da düzen partilerinin ‘insafına’ teslim edilemeyecek bir Hozat için mücadele ediyoruz. Bu da ancak doğru devrimci bir çizgiyle yaşam bulabilir. Bu düzlemde köy köy, ev ev, kapı kapı sohbetler ederek halkımıza programımızı sunuyoruz. Tartışıyor, tartıştırıyoruz. Bu çalışmalarımız halkımızın takdiriyle karşılanıyor. Yine inanıyoruz ki bu kadim toprakların insanları hakkı, hak edene teslim etmesini iyi bilir.

Umutluyuz, halk kazanacak, halkın örgütlü gücü kazanacak.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Fatih Mehmet Maçoğlu; Ovacık halkı söz ve yetki sahibi olmak istiyor

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

fatih11Ovacık Belediye Başkan Adayı Fatih Mehmet Maçoğlu’yla yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (28-03-2014)- Ovacık Belediye Başkan Adayı Fatih Mehmet Maçoğlu’yla yaklaşan yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz.

“Söz yetki karar Ovacık halkına” şiarıyla yola çıkan Ovacık Demokratik Halk Dayanışması’nın Belediye Başkan Adayı Fatih Mehmet Maçoğlu 30 Mart yerel seçimleri ve DDHD’nin seçim çalışmalarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Sizi DDHD programı üzerinden Ovacık Belediye Başkanlığı’na aday olmaya iten neydi?

Öncelikle 1968 Ovacık doğumluyum. Uzun süre Ovacık’tan hem okul hem de görev nedeniyle uzak durdum. 1992’den beri Dersim’in çeşitli ilçelerinde sağlık emekçisi olarak görev yapmaktayım. Uzun süreden beri Dersim coğrafyasında yaşıyorum. 1999’dan beri yerel yönetimlerle ilgili çalışmaların içerisindeyim. Daha önce Pertek’te böyle bir çalışmamız olmuştu, 2004 ve 2009 sürecinde de Dersim merkezde yerel yönetim çalışmasının içerisinde yer aldım. Buraya bizi iten neden aslında uzun süreden beri Ovacık’la ilgili bir yerel yönetimler eksenli örgütleme, bir çalışmanın olmayışıdır. Bu sebeple DDHD’nin de bir alt komisyonu olarak Ovacık Demokratik Halk Dayanışması’nı kurduk ve 2012’nin eylülünden beri bu çalışmanın içerisindeyiz. Kurmuş olduğumuz komisyonlarımız var. Tabii ki bu komisyonlarda çeşitli düşüncelerdeki insanlar, halkın içerisinde sevilen kadın ve genç birçok kesimden arkadaşımız var.

Programda, siyasal çalışmada ön plana çıkan slogan “Söz yetki karar Ovacık halkına“.  Bu şiarla yola çıktınız. Peki, bu şiarın tam olarak tekabül ettiği politika nedir, nasıl bir yerel yönetim anlayışıdır?

Aslında şöyle, burada oluşturduğumuz komisyonla “Söz yetki karar Ovacık halkına” şiarı burada artık bir somut karşılık buldu. Çünkü oluşturmuş olduğumuz komisyondaki arkadaşların hiçbiri herhangi bir siyasal yapıyı öne alan değil tam tersi Ovacık’la ilgili, Ovacık halkıyla ilgili kaygılarıyla hareket ediyor. Şimdi mesela oluşturulan 16 kişilik bir seçim komisyonu var. Bu seçim komisyonu içerisinde komisyonun da kendi yürütmesi var.  Bu yürütmede mesela Belediye başkan adayı yok. Bu çalışmaları yaparken mahalle komisyonları ve mahalle çalışmalarının denetimiyle ilgili evlerdeki gezilerden sonra haftada bir gün hatta bazı durumlarda üç gün toplantı yaparak değerlendirme yapıp halkı kendi öz yönetimine sahip çıkması düşüncesi üzerine tartışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmaların özellikle kadınlar ve gençler üzerinde müthiş bir etkisi oldu. Mesela 8 Mart’la ilgili bir çalışma yaptığımızda özellikle kadınların ön plana çıkması, çağrılarımıza karşılık vermesi yapmış olduğumuz çalışmalarımızın bir karşılığıydı. Bu somut karşılığı ve enerjiyi görünce de bunun bizde de bir karşılığı oluyor. Bugün toplum bu heyecanı yakaladı. Yani ilk geldiğimizde üzerlerindeki ölü toprakla konuşan kimi dostlarımız “Burada çok düşük oy alınır” ya da  “Burada çok fazla bir şey yapılamaz” ruh halinden sıyrılarak Ovacık halkının kendi kendini yönetmek için programına sahip çıktığını gördüler.

Şiarda politik olarak şöyle bir söylem var; halkı yönetime dahil etme ve söz sahibi yapma. Bunun programdaki karşılığı nasıldır?

Şimdi aslında şöyle bir durum var; bizim programımız içinde bir şemamız var. Şemamızda yerel yönetimlerde en üstte Halk Meclisleri, ona bağlı kadın ve mahalle komisyonları, tekrar ona bağlı engelli ve gençlik komisyonu, bir altında belediye meclis üyeleri ve en altında halkın kararlarını halkın memuru olarak yürüten ve çalışmaların içerisinde yer alan bir Belediye Başkanı var. Yani yönetim bu söylediğimiz komisyonlardan oluşuyor. Bunun şu andaki karşılığı ne oldu? Mesela ilk geldiğimizde biz komisyonlar için çalışmalar yaptığımızda arkadaşlarımız insanları buna dahil etmek için çok çaba harcarken bugün komisyonların içine onlarca insan girmeye başladı. Biz insanları o komisyonlara alırken de içimizde isimleri tartışıyoruz ve oy birliği ile onaylıyoruz.

DDHD’nin öne çıkardığı bir anlayış var. Bu da başkan ve meclis ekibinin sadece kağıt üzerinde bir resmiyetinin bulunduğu ve halkın bu çalışma tarzını doğru bulmazsa eğer seçimleri beklemeden geri alabileceği yönünde bir anlayış var programda. Bu çalışmayı biraz açar mısınız?

Mahalle komisyonları, gençlik komisyonları, halk meclislerinin de söz sahibi olması ve o yerel yönetim üzerindeki etkinliğinin somutta bir karşılık bulabilmesi ve gerçekten hayata geçirmesi için bizim programımızda şöyle bir maddemiz var; Diyoruz ki bize oy veren arkadaşlarımızın ya da toplumun, halkın söylediklerimizi yapmadığımız takdirde bir iki yıl sonra, üç yıl sonra, sonuna kadar beklemeden bizi tekrar oradan çekebilme hakkının olduğunu söylüyoruz. Yani eğer toplum bizi istemiyorsa, söylediklerimizi yapamıyorsak bunun üzerine geri çekebilme hakkının olduğunu söylüyoruz. Bu anlamda da devrimci yerel yönetimler programının Hozat’ta, Mazgirt’de, Dersim’de, Ovacık’ta da aynı temelde gideceğini düşünüyorum.

Peki, buranın Ovacık’ın başlıca yerel sorunları nelerdir? Buna dair Ovacık Demokratik Halk Dayanışması’nın politikası nedir? Hedefleri nedir?

Aslında fiziken gerçekten de coğrafyanın çok sorunları var. Bu sorunların başında özellikle sosyo-ekonomik temelde iş alanlarının olmayışını ve işsizlerin çok fazla oluşunu sıralayabiliriz. Ama bütün bunlara karşın toplumun en çok önemli hissettiği şey birlik ve bütünlük içerisinde biz olabilmek. Toplumun şu an yerel yönetimlerin o bürokratik yapısından ve kapıların kendisine kapalı oluşundan kaynaklı temel isteği şu; mesela evlere girdiğimizde bizlere diyor ki halk; bir;  o kapının bize açık olduğu hissinin bizde uyanması gerekiyor. İki gerçekten de biz oraya geldiğimizde sözümüzün para ettiği, sözümüzün karşılık bulduğu hissinin bizde uyanması gerekiyor. Artı bir de en aşağıdaki tabaka yani yoksulla bürokrasi arasındaki o zincirlerin sıkı bir şekilde alta doğru yayılmasından kaynaklı bir rahatsızlık var. Yani diyor ki halk ben direkt belediye başkanıyla görüşmek istediğimde görüşebilmeliyim. Ovacıkla ilgili iki projemiz var. Birincisi turizmle yaz ve kış turizmiyle, ikincisi hayvancılık ve tarımla ilgili. Bu toplumun içerisinde karşılık da bulmaya başladı. Bunun üzerine toplumun bize önerileri olmaya başladı. Mesela Ovacık halkı bize organik tarım üzerine bir projesinin olduğunu ve bunun için destek istediğini belirtiyor. Burada toprak analizleri de yaptığımızı özellikle söylemek istiyorum.

Seçim çalışmalarına dair biraz sohbet edelim. Seçim çalışmaları nasıl gidiyor? Hangi araçlarla yürütüyorsunuz? Nasıl tepkiler alıyorsunuz halktan?

Şimdi burada üç mahalle var. Üç mahalle ama bir mahallenin büyüklüğünden kaynaklı, onu  ikiye bölerek dört bölge olarak ayırdık. Her bölgenin üçer kişilik komisyonu var. Ayrıca çapraz bir çalışma biçimimiz de var. Bugün birinci bölgeye bakan bir sonraki hafta ikinci bölgeye bakıyor. Birbirini denetleyen, birbirini besleyen bir çalışma biçimimiz var. Bu çalışmanın dışında kadın ve gençlik komisyonumuz var. Ama her komisyonda mutlak kadın arkadaşlarımız da var. Genelde gündüzleri evlere gidip kadın arkadaşlarla kapıda, içerde çay içerek sohbet ediyoruz, tartışmalar yapıyoruz. Ama tepkiler bundan önceki söylediklerimle örtüşen tepkiler. Bize yöneltilen en ciddi tepkiler mevcut Belediye başkanı ve bir önceki başkanların halkın sorunlarına yeterli ciddiyeti gösterememesi ve halkla arasına mesafe koyma durumu.  Halka birlikte hareket etmeyen ve halkın yönetime katılma isteğini yerine getirilememesi mevcut politikalarının burada karşılık bulmayışından somutta o programın karşılık bulmamasından kaynaklı bir güven sorunu var. Bize karşı şimdiye kadar eleştirel bir tutum olmadı. Ama şu çok oldu; “Yerel Yönetimlere müdahalede geciktiniz. Şimdiye kadar müdahale olmayışınız Ovacık halkıyla belediye arasında uçurumu doğurdu”. Devrimci yerel yönetimlerle yeniden ortaya çıkan devrimci anlayış ve siyasetin burada gerçekten çok uzun süreden beri kendini soyutladığını, uzaklaştığını ve toplum içerisinde artık unutulmaya başlandığı bir anda ortaya çıkması müthiş bir enerjiye dönüşerek bir heyecan yarattı. Mesela büro açılışımızda evlere gidip de büro açılışına çağırmamıza rağmen sadece bir anonsla gerçekten kitlesel bir katılım sağlandı. Birçok dostumuz da şunu dedi. Ben 1970’lerdeki ‘80’lerdeki heyecanı hissetmeye başladım. Çalışmalarımız hiç halktan oy isteme temelinde olmuyor. Burayla ilgili toplumun eleştirilerini ve önerilerini dinledikten sonra tartışmalara katılıyoruz. Bunun dışında girerken o soğuk, her zamanki siyasetçileri karşılamanın tam tersine evlerden çıkarken muhakkak gülen bir yüzle birbirimize sarılarak çıkıyoruz. Bu iyi. Yani süreç bizim için çok iyi.

Son süreçte ülke gündemini meşgul eden bir dizi gelişme yaşandı; Gezi Ayaklanması, “Yolsuzluk ve rüşvet” operasyonu adı altında AKP ve Cemaat arasında başlayan çatışmalı süreç, Berkin Elvan’ın katledilmesi ve akabinde başlayan eylemler.. Bunlar Ovacık halkını nasıl etkiliyor, buradaki çalışmalara nasıl yansıyor bu gündemler?

Halkımız gündemi iyi takip ediyor. Mesela Berkin için yapmış olduğumuz bir eylem vardı. İki bine yakın bir kitlenin katılması bizi heyecanlandırdı. Yani bütün esnafın kepenklerini kapatarak oraya gelmesi ve yetişmek için koşarak gelmesi bizi mutlu eden yan. Halkımız  devrimci bir kültür almış ve o kültürü bedeller ödeyerek korumuştur bu nedenle AKP’nin ve diğer gerici düzen partilerine karşı zafer kaçınılmaz olacaktır.  Yeter ki halka ve programımıza güvenelim.

 

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Tekin Türkel; Şiarımız: Üretenler yönetecek

Mart 29, 2014 de ANASAYFA adhk tarafından

tekin trkel11Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel’le yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. Sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz 

HABER MERKEZİ (28-03-2014)-Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel’le yaklaşan yerel seçimlere dair yaptığımız röportajı gazetemizin 79. sayısında yayınlamıştık. Bu röportajı güncelliğini taşıdığı için sitemizde de yayınlıyoruz.

“Siz iki dönemdir Mazgirt’te Belediye Başkanlığı’nı yürütüyorsunuz. Bu sürece nasıl geldiniz? Sizi DDHD’nin programına yönelten neydi?

Ben kendimi bildim bileli DHF geleneğinin içerisinde yer alan ve o gelenek içerisinde mücadele eden emekçiden yana mücadele eden devlet tarafından ötekileştirilmişlerin arasında yer alan insanlardan biriyim. Yaklaşık olarak 30 yıllık bir devlet memurluğu sürecim de var 12 Eylül öncesi ve sonrası. Emekli olduktan sonra İstanbul’a gittim. Ondan sonrasında bu bölgede yerel yönetim sürecinde ilçemizde buradaki insanlarımızdan, gençlerimizden benim buraya gelip aday olmam noktasında bir talep oldu. Alttan üste doğru bir talebi vardı halkın. Yani bu bir gereksinimden öte bir sorumluluğun getirdiği ve omuzlarımıza yüklediği bir gereksinimdi. Uzakta durup seyirci kalamazdık. Demokratik halkçı yerel yönetimler üzerinden burada yeni bir yerel yönetim anlayışının geliştirilmesi ve bu halkın sorun ve sıkıntıları, özlem ve talepleriyle örtüşen politikaların üretilmesine yönelik böyle bir gereksinim sonucunda sorumluluk aldık. Burada halkımız sağ olsun bizi yalnız bırakmadı ve AKP’nin elinde olan yerel yönetimi devraldık. Ama devralırken de gerçekten çok sorunlu ve sıkıntılı bir belediye devraldık hem ekonomik boyut itibarıyla hem yaşamsal biçim itibarıyla.

Sorunlu bir belediyeden bahsettiniz. Mazgirt’in sorunları nelerdir? Siz burada bir dönemdir belediyeyi yürütüyorsunuz; bunları ne kadar çözebildiniz ya da ne gibi adımlar atabildiniz bunlara dair? Hala hangi sorunlar var önünüzde?

Belediyenin ekonomik sıkıntıları zaten mevcut. 2 trilyon borçla alınan bir belediyedir. O belediyenin mevcut olan yapılandırma borçları yapılandırmaya gittiğimizden dolayı iller bankasından paylarımızdan kesinti olarak geliyor. Bütün mal varlıkları hacizlidir ve onun dışında bütün genel su gelirlerimizin hiçbiri belediyeye gelir olarak kaydedilmiyor. Otomatikman sosyal sigortalara veya mal müdürlüğünün hanesine geçiyor. Dolayısıyla başta bir kere belediye ekonomik sıkıntılar içerisindedir. İlçenin nüfusu da düşüktür. Ama diğer çok önemli sorunlardan biri dediğim gibi su sorunudur. Biz devir teslim alırken şöyle diyeyim bizim su gelirlerimizin bütünü elektrik giderimizin yarısı kadarını karşılamıyordu. Yani elektrik gideri daha fazlaydı. Yani yüz lira elektrik gideri varsa 10 liralık 50 liralık da bir su geliri vardı. Yani burada belediye çok zora sokuldu. Biz bu su sorununu kısmen çözdük, ama hala kısmen devam ediyor. Onu da bu süreçte kalkınma ajansı, iller bankasına sunduğumuz, SODES’e vermiş olduğumuz projeler var. Bu projeler üzerinden biz bu dönem su sorununu mutlaka çözeceğiz. Altyapı sorununu da kısmen çözdük. Ama tamamı çözülmüş değildir. Biz devir teslim alırken mahallelerimizin çoğu ve ana arterlerimizin çoğu fosseptikti. Çok kötüydü. Biz 2.5 km’lik bir kanalizasyon işini çözdük. Ama yaklaşık olarak bir buçuk- iki km’ye yakın kanalizasyon sorunu daha duruyor. Bu dönem onu da yapacağız. İller Bankası’na, İçişleri Bakanlığı’na, bir de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na suyla ve alt yapıyla ilgili verdiğimiz iki tane projemiz var.

Programınızda şöyle bir şiar var “Söz yetki karar Mazgirt halkına”. Bundan yola çıktınız. Bu nasıl bir politikaya tekabül ediyor? Nasıl bir yerel yönetim anlayışına tekabül ediyor?

Genel hatlarıyla şöyle bir olay var. Yani burada geniş katılımlı demokratik, halkçı, söz ve yetki sahibi olan halk kitleleriyle beraber kendi yerelini yönetmek, ona sahip çıkmak, sorun ve sıkıntıları onlarla beraber paylaşmak ve onlarla beraber aşabilmek. Bütün hayatın her alanında alınmış olan kararların sadece kendi belediye meclisiyle değil de aynı zamanda o coğrafyada yaşayan halkın da görüş ve taleplerini alarak, analiz ederek harmanlayarak ona göre bir politika üretmek. Yani bu “Söz yetki karar halkındır” bir bütünsellik olarak halkın her kademesinden insanları sürece katmaktır. Zaten şiarımız “Üretenler yönetecek” tir. Ve belediyenin de alanını aşarak kendisine bağlı olan köylerin de sorun ve sıkıntılarını gündeme getirebilmek için onların da kendi muhtarları üzerinden veya muhtar azalarıyla beraber o köylerin de sorun ve sıkıntılarını aşabilen politikalar üretme gayretindeyiz.

Halkı yönetime dahil etmekten bahsettiniz. Kendisini ilgilendiren konularda karara dahil olma konusunda. Bunu nasıl yapıyorsunuz tam olarak? Programda nasıl bir karşılığı var bunun?

İşin açıkçası biz onu tam anlamıyla başaramadık. Yani bu bir özeleştirinin ötesinde, özeleştiri de demeyeyim merkezi sistemin veya merkezi iktidarların ve on yıllardır özellikle 12 Eylül sonrası bu halkın yoksullaştırılmış ve ötekileştirilmiş halkın ve gençliğin üzerindeki o ölü toprağı ilk beş yıl yani biz bunu tamamıyla attık desek abartılı olur. Çünkü bizim düşüncemize de aykırı bir olay. Her şeyi gerçekçi objektif olarak değerlendirmemiz gerek. Belediye yönetimi içirişinde birinci yılın içerisinde halk meclisi tüzüğümüzü oluşturduk, halk meclislerini oluşturduk. Bu halk meclislerinin üzerinde de beraber hareket etmeyi başarabildik. Neydi bu; biz burada ilçemizde yaşayan demokratik kitle örgütleri, siyasal partilere, il genel meclis üyelerimize, esnaflarımızın bir bütününe resmi yazı yazarak halkımızı da ses anons cihazlarıyla davet ederek rutin olarak en kötü koşullarıyla yılda üç ya da dört sefer geniş katılımlı halk toplantıları gerçekleştirdik. Yine de şunu söylüyoruz; buradaki yaşayan insanlarımızın genel hatlarıyla tamamıyla yani örgütlü bir hale geldiğini söylersek bu doğru olmaz. Ama sabırla çalışmak zorundayız.

Seçim çalışmaları nasıl gidiyor? Hangi araçlarla yürütüyorsunuz? Nasıl tepkiler alıyorsunuz halktan?

Seçim çalışmasını biz kitle çizgisini esas alarak yürütüyoruz. Bire bir ve yüz yüze görüşerek, insanlarımızı gidip ziyaret ederek yapıyoruz. Kadın ve gençlik hareketi de farklı çalışıyor. Komisyonlarımız var birlikte ev ziyaretlerine gidiyoruz. Orada hem beş yıllık süreç içerisinde yapmış olduğumuz işleri kendilerine anlatıyoruz, aynı zamanda da neyi hedeflediğimizi, yapmamız gereken şeyler ne ise onları anlatıyoruz. Hatalarımızı ve bize gelen eleştirileri not ediyor ve yönümüzü tayin ediyoruz. Seçim çalışmalarımız genel hatlarıyla çok iyi.

Son süreçte ülke gündemini meşgul eden bir dizi gelişme yaşandı; Gezi Ayaklanması, Berkin Elvan eylemleri.. Bunlar Mazgirt halkını nasıl etkiliyor? Buradaki çalışmalara nasıl yansıyor bu gündemler?

Başta şunu söyleyeyim ki Mazgirt halkı gerçekten çok onurlu bir halktır. Dersim halkının bir bütünü böyledir. Zaman zaman dönemsel olarak yoksulluğundan dolayı kendi çıkarlarını esas alarak merkezi iktidar veya hükümetlerin veya gerici siyasi partilerin yedeğine düşen insanlarımız olsa da bu süreçte özellikle halkımız tepkisini en üst boyutta gösterdi ve göstermeye de devam ediyor.

Özellikle Gezi Ayaklanması sürecinde gerçekten faşizmin çok açık ve aleni bir biçimde saldırıları, halk tarafından gözlemlendi. Çünkü artık aleni ve açık bir biçimde insanlarımız, gencecik insanlarımız sopalarla katlediliyor, sokaklarda görüntülenerek katlediliyor. Ve failleri belli olmasına karşın yargılanma veya cezalandırılması noktasında herhangi bir şey yapılmıyor. Burada yaşayan halk da bu acıları yüzyıllardır yaşamıştır. 1915’lerden 1938’e,12 Eylül’e ve günümüze kadar da bu acıları dönem dönem yaşamıştır ve yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden bu acıları daha da derinden yüreğinde hissettiğine ve buna karşı da çok duyarlı olduğuna ben inanıyorum. Mazgirt de tabii ki bu sürecin bir parçasıdır. Ve Mazgirt halkı kendi geleceğine sahip çıkacaktır.”

 

http://www.halkingunlugu.net/