Diyarbakır’daki yürüyüşe polis saldırısı

Diyarbakır’da HDP’nin yaptığı açıklamanın ardından yürüyen gruba, polis tazyikli suyla saldırdı Saldırıda 5 kişi darp edilerek gözaltına alındı

HABER MERKEZİ (21-08-2019) İçişleri Bakanlığı kararıyla Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediye eşbaşkanlarının görevden alınması ve yerlerine kayyum atanmasının ardından başlayan tepkiler sürerken, Diyarbakır Lise Caddesi’nde HDP’nin yaptığı basın açıklamasına katılan milletvekilleri, belediye eşbaşkanları ile toplanan kitle Dağkapı Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Grup “Amed uyuma iradene sahip çık” sloganıyla bir süre yürüdü. Esnaf ve halkın destek verdiği kitleye, polisler TOMA’larla saldırdı. Saldırı sırasında 5 kişi darp edilerek gözaltına alınırken, grup ara sokaklara dağıldı.

Kayyum protestoları sürüyor

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bedia Özgökçe Ertan İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmasına karşın HDP’nin kesintisiz direniş kararı çerçevesinden eylemler sürüyor

HABER MERKEZİ (21-08-2019) Yerel seçimin üzerinden henüz 4,5 ay geçmişken üç büyükşehir belediyesine ikinci kez kayyım atandı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bedia Özgökçe Ertan İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmasına karşın HDP’nin kesintisiz direniş kararı çerçevesinden eylemler sürüyor.

İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine kayyum atanmasının ardından üç ilde de eylemler 3’üncü gününde. Saat 11.00’de, üç ilde eş zamanlı olarak HDP milletvekilleri, Meclis üyeleri, il ve ilçe eş başkanları ve halk belediye binaları önünde eylemde olacak.

Ayrıca Özgürlükçü Hukukçular Derneği, başta Diyarbakır olmak üzere birçok kentte yapılan gözaltılar ve hukuksuzluklara ilişkin saat 13.30’da Diyarbakır Adliyesi önünde açıklama yapacak.

Kayyum saldırısını birleşik mücadelemizle püskürteceğiz!

Aralarında Konfederasyonumuz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)’nın da olduğu, 30’a aşkın parti ve kitle örgütlerinin HDP’li belediyelerinin gasp edilmesine karşı yaptıkları ortak açıklamayı yayınlıyoruz

Avrupa (20-08-2019) Faşist Türk Devleti, halk iradesini gasp etmeye devam ediyor. Amed, Van ve Mardin büyükşehir belediyeleri 19 Ağustos’ta tekrar kayyum darbesiyle işgal edildi. Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Adnan Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Bedia Özgökçe Ertan görevlerinden alınarak yerine yeniden sömürge valileri atandı.

Kürdistan’da halkımız devletin tüm baskı, şiddet gözdağı ve tehditlerine rağmen, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde kayyum politikasını paçavraya çevirerek, gasp edilen belediyeleri geri almıştı. Kürt halkı, Erdoğan’ın HDP’nin belediyeleri kazanması durumunda tekrar kayyum atayacağı tehditlerine boyun eğmeyerek, 31 Mart’ta iradesini ortaya koymuştu. Kayyum saldırısı, Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL sürecinde devreye konulan sömürgeci, faşist topyekûn savaşın bir parçası olarak devreye sokulmuştu. Eylül 2016 dan itibaren HDP’li 102 belediyeden, 93’üne kayyum atanarak, belediyeler gasp ve talan edilmişti. 31 Mart’ta halkın iradesiyle geri alınan belediyelerde yapılan incelemeler, kayyumların belediyeleri nasıl yağmaladığını ve halka hizmet etme koşullarını ortadan kaldırdığını göstermişti. Yeni kayyum saldırısı bu sömürgeci siyasetin devam ettiğini göstermektedir.

Kayyum saldırısının yapıldığı gün 29 ilde aralarında HDP yöneticisi, aktivisti ve belediye meclis üyesinin de olduğu yaklaşık 450 kişi gözaltına alınarak, kayyum darbesine karşı gelişecek eylemler önlenmeye çalışıldı.

2015’ten bu yana faşizmin başta Kürt halkımız olmak üzere, Süryaniler, Araplar, Ermeniler, Rum Pontuslular, Aleviler ve Türkiye’de devrimci, ilerici, faşizme biat etmeyen herkese uyguladığı kirli savaş politikasının bir parçası olan bu saldırılar, özgürlük ve demokrasi isteyen herkese yapılmıştır. Bu saldırıların bir boyutu da Rojava’ya yönelik işgal tehditlerinin doruğa çıktığı, sınıra askeri yığınağın yapıldığı bir sürece denk gelmesidir.

Avrupa’da mücadele yürüten demokratik kurumlar olarak, faşist AKP/Erdoğan diktatörlüğünün bütün halklarımıza, Kürt halkımızın demokratik iradesine karşı yapılan bu saldırıyı kabul etmediğimizi ve etmeyeceğimizi belirtiyor ve şiddetle protesto ediyoruz. Seçilmiş belediye başkanlarının derhal görevlerine iade edilmelerini istiyoruz.

Kayyum darbesini püskürtmek ve AKP/MHP savaş koalisyonunu tarihin çöplüğüne göndermek için Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen mücadeleyi Avrupa’da birleşik bir duruş ve pratikle güçlendireceğimizi belirtiyoruz.

Erdoğan diktatörlüğüne askeri, siyasi ve ekonomik her türlü desteği sunan, onun suçlarına ortak olan Avrupa devletlerini bir kez daha kınıyoruz.

Göçmen ve yerli tüm demokrasi güçlerini faşist AKP/Erdoğan diktatörlüğünün Mezopotamya ve Anadolu halklarına karşı estirdiği terörü ve belediyeleri gasp etme saldırısına karşı Avrupa’nın her alanında kitlesel olarak sokağa çıkmaya ve protesto etmeye çağırıyoruz.

20.08.2019

İmzacı kurumlar:

  • KCDK-E ( Avrupa Demokratik Kurdistanlilar Toplum Kongresi)
  • AVRUPA ve ISKANDINAVYA ASURI SURYANI ORTADOX KILISESI TEMSILCILIGI
  • AvEG-KON( Avrupa Ezilen Göcmenler Konfederasyonu)
  • TJK-E ( Avrupa Kürdistan Kadin Hareketi)
  • ESU ( Avrupa Suryaniler Birligi)
  • PIK ( Kurdistan Islam Partisi)
  • NOR-ZARTONK (Avrupa Ermeni Örgütu)
  • ATIK ( Avrupa Turkiyeli Isciler Konfederasyonu)
  • Avrupa Karedenizler Insiyatifi
  • ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)
  • Devrimci Parti- Avrupa
  • Yeni Kadin Hareketi
  • NAV-YEK ( Avrupa Ezidi Dernekler Federasyonu)
  • Yesil Sol Parti. Avrupa
  • KKP ( Kurdistan Kominist Partisi)
  • MSD ( Sengal Disapora Meclisi)
  • CIK ( Ciwaka Islamiya Kurdistan)
  • SKB ( Sosyalist Kadinlar Birligi)
  • Yasanacak Dunya
  • FIDEF ( Federal almanya Isci Dernekleri Federasyonu)
  • FEDA ( Demokratik Alevi Federasyonu)
  • ASM ( Avrupa Surgunler Meclisi)
  • Young Struggle
  • Avrupa Koçgirililer Platformu
  • Dersimi Yeniden İnşa Kongresi
  • BAF (Avrupa Savaşa ve Diktatörlüğe Karşı Avrupa Barış Formu)
  • Mezapotamya Halk Kongresi (Asuri süryani)
  • MDDK (Mezopotamya Demokratik Değişim Kongresi )
  • Almanya Alternatif Dernegi
  • Mezopotamya Özgurluk Partisi. (Asuri Partisi)
  • Mezopotamya Dayanisma Dernegi.
  • Mezopotamya Kultur Centrum
  • Kurdische Gemeinde zu Berlin-Brandenburg e.V.
  • Mala Gele Kurdistan e.V.
  • Kurdische Gemeinde Stuttgart e.V

Hamburg’da Kayyum atamaları protesto edildi

Hamburg (20-08-2019) Hamburg’da Demokratik Kürt Toplum Merkezinin çağrısıyla Amed,Wan ve Mardin Büyükşehir belediyelerinin eşbaşkanlarına yapılan kayyum atamalarına karşı bir protesto mitingi ve yürüyüşü gerçekleştirildi

Hamburg merkez tren istasyonunda başlayan miting şehir merkezine (jungfernstieg) gerçekleştirilen yürüyüşle devam etti. Eyleme ADHK, DİDF, ATİF ve AGİF’de katılarak kurumlar konuşmalar yaptı. Konuşmalarda kayyum atamalarındaki hukuksuzluğa anti demokratik uygulamalara karşı tüm kitleleri harekete geçmeye bugün Amed, Wan ve Mardin’e sessiz kalınırsa bu kayyım atamalarının devamının geleceğinin altı çizilerek faşizme karşı hepbirlikte mücadelenin önemine değinildi. Yürüyüş şehir merkezinde yapılan miting ile sona erdi.

ADHK; Halkın meşru iradesi, faşizmin zorbalığıyla engellenemez!

ADHK olarak; faşist diktatörlüğün özelde Kürt halkına genelde ise, tüm devrimci demokratik muhalefete karşı başlattığı faşist saldırılara karşı ortak direniş hattında kenetlenmeye çağırıyoruz

ADHK (20-08-2019) Türk- İslam sentezli faşist AKP- MHP iktidarı, özelde Kürt halkının, genelde ise K. Kürdistan – Türkiye halklarının, bütün dünyaca kabul görmüş en meşru haklarını (seçme – seçilme hakkı) bir kez daha hiçe sayarak; 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde halkın seçtiği Amed, Van ve Mardin belediye eşbaşkanlarını görevden almıştır.

Tamamen faşist diktatörün iradesiyle, burjuva hukuku bile ayaklar altına alınarak sivil faşist bir darbeyle 3 belediye başkanı görevlerinden alınarak, yerlerine tekrar kayyum atanmıştır.

Bu,bir siyasi soykırımdır.

Dünyanın her yerinde, iktidara gelen faşizm, iktidarını sürdürebilmek için kendisi dışındaki tüm muhalif güçlere karşı, katliamlar, gözaltıları, işkencelerden ibaret olan politikalar ve bu politikaları halklara yönelik olarak uygulamanın dışında başka da bir alternatifleri olmamıştır, olamaz da. Cumhuriyet tarihi boyunca faşist diktatörlükle yönetilen ülkemizde de yaşananlar farklı olmamıştır. Tamamen inkar, asimilasyon ve tekcilik üzerine kurulmuş olan faşist Türk Devletinin tarihi katliamlar, kıyımlar, yıkımlar ve işkenceler tarihidir. Özellikle 2007`den bu yana Hitler’i bile gerilerde bırakan faşist bir diktatörlükle karşı karşıya bırakılmıştır K. Kürdistan – Türkiye halkları.

Son dönemlerde gerek yükselme yönünde ivme gösteren devrimci-demokratik mücadele, gerekse Kürt halkının onurlu mücadelesi ve baş eymezliği sonucu; daha önceden kayyum atanmış, neredeyse tüm belediyelerin, halkın iradesiyle tekrar sahiplerine teslim edilmesi, faşizmi hem korkutmuş, hem de çileden çıkarmıştır. Bu yüzdendir ki; halkın demokratik iradesi hiçe sayılabilinmiştir. Ama ne korkunun ölüme çaresi var, ne de baskılar, katliamlar, gözaltılar halkın devrimci mücadelesi önünde engel teşkil edebilir. Sözkonusu illere kayyum atamasıyla birlikte kitlelerin direnişiyle karşılaşan FAŞİZMİN hempaları yüzlerce direnişciyi gözaltına alarak, “korku imparatorluğu” nu devam ettirebileceğini sanmaktadır. Aslında bunun geçici bir “önlem” olduğunun, asıl fırtınanın kaçınılmaz, kendi sonlarının tarihin çöplüğü olacağının da farkındalar.

ADHK olarak; faşist diktatörlüğün özelde Kürt halkına genelde ise, tüm devrimci demokratik muhalefete karşı başlattığı faşist saldırılara karşı ortak direniş hattında kenetlenmeye çağırıyoruz.

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

SMF’den açıklama: Tayin Edici Olan Meşruluktur, Kayyumları Tanımıyoruz!

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye’lerine atanan kayyumlara ilişkin açıklama yayımladı Yapılan açıklamada: AKP/Erdoğan iktidarı tarafından HDP’li belediyelere atanan kayyumları tanımadığımızı ve darbelenen haklarımızı sonuna kadar savunacağımızı tekrardan dile getiriyoruz Faşist kuşatmaya karşı tüm coğrafya işçi ve emekçilerini en tabii haklarını kullanmaya davet ediyoruz

SMF (19-08-2019) Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye’lerine atanan kayyumlara ilişkin açıklama yayımladı. Yapılan açıklamada: AKP/Erdoğan iktidarı tarafından HDP’li belediyelere atanan kayyumları tanımadığımızı ve darbelenen haklarımızı sonuna kadar savunacağımızı tekrardan dile getiriyoruz. Faşist kuşatmaya karşı tüm coğrafya işçi ve emekçilerini en tabii haklarını kullanmaya davet ediyoruz

Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

AKP iktidarı coğrafyamız işçi, emekçi ve azınlık inanç ve milliyetlere yönelik azgın saldırılarına hız kesmeden devam ediyor. Kuruluşundan bugüne dek halklarımıza yönelik geliştirdiği siyasal hegemonya bugün farklı konsept ve koalisyonlarla ivme kazanmış durumda. Coğrafyamız açık faşizm konseptiyle kuşatılarak, toplumsal dinamikler tasfiye edilmeye çalışılıyor. Dün olduğu gibi bugün de Kürtler başta olmak üzere diğer azınlık milliyetler tasfiye edilerek tekçi, hegemonik siyasal yönelim kalıcı hale getirilmeye çalışılıyor. Tarihsel bağlamdaki direniş ve mücadelelerin bir sonucu olarak elde edilmiş olan haklar bir bir ortadan kaldırılıp dikensiz gül bahçesi yaratılmak isteniyor. Açık faşizm ve bununla harmanlanan tekçi ve hegemonik yönelim özellikle son yıllarda zirveye sıçramış durumda. Kayyumlar, tutuklama ve gözaltı furyası, işkence, kaçırma ve demokratik kurumların kriminalize edilerek etkisizleştirmek istendiği bir süreci yaşıyoruz. En küçük hak ve talep mücadelesi bilindik “terör” yaftalamasıyla hedeflenip olası toplumsal gelişmeler darbeleniyor. Pervasızlaşarak devam eden bu kesit yine bugün kayyum siyasetiyle kendini ifşa etmiş durumdadır.

Bugün Van, Mardin ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyeleri faşist saldırıların hedefi olmuş durumdadır. Daha öncesinden hemen hemen tüm HDP’li belediyelere kayyum atanarak, Kürtlerin direnci bozguna uğratılmak istenmişti. 31 Mart 2019 seçimleriyle birlikte, Kürtler ve diğer toplumsal dinamikler tüm baskılara ve faşist saldırılara karşı göğüs germiş ve boyun eğilmeyeceği ve teslim alınamayacağı mesajını vermişlerdi. Bugün ki aşamada ise AKP/Erdoğan iktidarı tekrardan HDP’li belediyeleri tasfiye ederek toplumsal politik dalgayı engellemeye çalışmakta ve Kürtleri siyaset dışı bırakmak istemektedir. Buradaki yönelimin bir yanı bu iken diğer bir yan ise devrimci, demokratik güçlerin aynı biçimde etkisizleştirmektir. İktidarını yeniden tesis etme, geleceğini baki kılma ve coğrafya işçi, emekçi ve azınlık inanç ve milliyetleri politik arenada darbeleyip muhtemel gelişmeleri engellemek hedefiyle konumlanmıştır. Bugün 500’e yakın HDP’linin gözaltına alınması ve bu durumla pekişen bir yan taşımaktadır. Kentlerin kan revan içerisinde bırakıldığı, bombaların kent merkezlerini hedef aldığı, işkencenin adeta bir hobiye dönüştüğü süreçlere tanıklık yaptık. Taybet Analardan ve Cemilelere yankı bulan feryatlar hala kulaklarımızda çınlamaktadır.  Kürtlere reva görülen hiçbir şey egemenlerin deyimiyle alın yazısı değildir. Planlı, programlı bir yönelimin somut yaşama geçirilmesidir. Tarihseldir ve günceldir.

SMF olarak AKP/Erdoğan iktidarı tarafından HDP’li belediyelere atanan kayyumları tanımadığımızı ve darbelenen haklarımızı sonuna kadar savunacağımızı tekrardan dile getiriyoruz. Faşist kuşatmaya karşı tüm coğrafya işçi ve emekçilerini en tabii haklarını kullanmaya davet ediyoruz. Zulüm tiranlığına karşı isyan etmenin hak olduğu gerçekliğini bilinçten çıkarmadan konumlanmak bugünün temel görevidir. Faşizm “alın yazısı” değil, ortadan kaldırılması gereken bir egemenlik sistemidir.

Diyarbakır’da kayyuma tepki gösteren halka polis saldırdı

Diyarbakır’da seçilmiş belediye başkanının görevden alınmasını protesto eden halka polis sert şekilde saldırdı Halk yapılanın zulüm olduğunu söyleyerek tepki gösterdi

DİYARBAKIR (19-08-2019) Diyarbakır’da seçilmiş Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçık Mızraklı’nın İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyum atanmasını protesto etmek için belediye önünde toplanan kitleye polis saldırdı.

İçişleri Bakanlığı tarafından Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın görevden alınması ve yerine kayyum atanmasına yönelik tepkiler sürüyor. HDP’li milletvekilleri, belediye eş başkanları, parti yöneticileri ve halkın Mızraklı’nın görevden alınması ve yerine kayyum atanmasını protesto etmek için HDP il binasından belediye binasına doğru yürüyüşe geçmişti. Belediye önüne gelen kitleye polis tomalarla saldırdı.

Diyarbakır, Mardin ve Van’a kayyım darbesi

Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye’lerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atandı Belediye binaları yüzlerce polis ve çelik bariyerlerle ablukaya alınırken belediye başkanlarının haklarında herhangi bir hüküm yokken görevden alınmaları hukuksuzluğu ortaya koydu

HABER MERKEZİ (19-08-2019) Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ve Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alındı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne Mardin Valisi Mustafa Yaman, Van Büyükşehir Belediyesi’ne Van Valisi Mehmet Emin Bilmez başkan vekili olarak atandı.

İçişleri Bakanlığı’nın Gerekçesi: Haklarında Soruşturma Var

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada;  Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı hakkında ağır ceza mahkemelerinde süren 9 soruşturma, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk hakkında 6 soruşturma, Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bedia Özgökçe Ertan hakkında ise 7 soruşturma yürütüldüğüne vurgu yapılarak, görevden almalar bu gerekçeye dayandırıldı.

Seçimin üzerinden henüz 4,5 ay geçmesine rağmen İçişleri açıklamasında, belediye başkanlarına ‘belediye imkanlarını PKK’ye kullandırma’ suçlaması yöneltildi.

Açıklamada, şu gerekçeye yer verildi:

Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, suçu ve suçluyu övmek suçlarından hakkında bir (1) kovuşturma, sekiz (8) ayrı soruşturma dosyası bulunan Adnan Selçuk Mızralı’nın Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı, hakkında iki (2) kovuşturma, dört (4) ayrı soruşturma dosyası bulunan Ahmet Türk’ün Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı, hakkında bir (1) kovuşturma, altı (6) ayrı soruşturma dosyası bulunan Bedia Özgökçe Ertan’ın Van Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra da halkın mahalli ve müşterek ihtiyaçlarını karşılamak yerine bölücü terör örgütünün amaçları, ideolojik söylemleri ve eylemlerini destekler mahiyette uygulamalara başladıkları, davranış ve söylemlerde bulundukları, belediyenin imkânlarını terör örgütünü destekleyecek şekilde yönlendirdiklerine ilişkin bakanlığımıza birçok ihbar, şikâyet ve bilgi ulaşmıştır. Belirtilen bu hususlara ilişkin Bakanlığımızca gerekli soruşturmalar derhal başlatılmıştır.”

Kendisi küçük yüreği büyük dağların özgür çocuğu Şiar Munzur’a

Birinin kod adı Fırat birinin gerçek adı Fırat bu bir tesadüf mü? Ben bilmem ama tarih bu yoldaşları Fırat kadar coşkun, Fırat kadar asi, Fırat kadar özgür olarak yazacak ve anımsayacaktır

Cafer YILMAZ (18-08-2019) Bazı günler vardır ki insanın kendi duygularını ifade edemediği! Söyleyecek bir söz bulamadığı, söylemlerin ve duyguların anlamını yitirdiği… İnsan olanın kendi insanlığını sorguladığı, ne yapacağını bilemediği bir an… Hiç bir zaman unutamayacağım bir tarihtir 18 Ağustos 2017.

O gün sabah normal bir ritimle başlamıştı. Keşif kahvaltı derken bir yoldaş haberler başladı yoldaşlar diye sesleniyordu. Radyo açılmış, spiker her zamanki gibi o berbat sesiyle başlamıştı haberlerini sunmaya. Spiker önce bir kaç özet vermiş sonra bir son dakika haberiyle haberimize başlıyoruz demişti. Spikerin verdiği son dakika haberinde Tunceli Hozat’ta bir eve yapılan baskında iki gerillanın teslim olmayarak ölü ele geçirildiği bilgisini veriyordu. Bir anda ortalık bir buz haneye dönüşmüştü. Kısa bir sessizlikten sonra bir yoldaş operasyonun olduğu tarafta başka örgütlerin olup olmadığını soruyordu gelişi güzel bir şekilde. Ortama bunlar sanki bizim yoldaşlar değil havası sinmişti. Elbette her şehit değerlidir bizim için fakat bu anlarda hep insanın içinde bir his, umarım bizim yoldaşlar değildir diyordu. Ve bu sessizlik ortamını başka haber kanallarını karıştıran yoldaşın yaklaşımı biraz olsun dağıtmıştı;

-merak etmeyin bizimkiler oraları iyi bilir onlara bir şey olmaz…

Komutan yoldaş; “haberciye sen haberleri kaçırma, muharebeci de hemen telsizi açsın belki diğer örgütlerden haber alırız” şeklinde komut veriyordu. Bir sonraki haberde burjuva basın her zamanki salyalı ağzıyla zafer kazanmışçasına “iki terörist sağ ele geçmemek için kendini patlattılar” şeklinde haber geçiyordu. Evet, artık durum netleşmişti. Bunlar bizimkilerdi, çünkü bunu yapsa yapsa Şiar yapardı. Herkeste bunu iyi biliyordu.

***

Şiar daha küçükken zulmü zorbalığı görmüş, yaşamış bir yoldaştı. Dersimli olması ve yurtsever bir ailede yetişmesi onun için büyük bir avantajdı. Şiar, bu avantajı bilinçli olarak kullanan bir kişiliğe sahipti. Çocukluğunda yurtsever çevrede büyümenin etkisiyle, önceleri yurtsever gençlik içinde yer almış hatta barış süreci denilen süreçte şehitliğin yapımında çalışmış, orada yapılan bütün eğitim çalışmalarında devletle uzlaşının sonunun ölüm, yıkım olacağını dile getirip sert tartışmalarda yaşamıştı. Henüz on yedisine yeni girmişken lisede farklı arayışlar içinde olmasından kaynaklı bir arkadaşından aldığı Tohum adlı romanı okurken yanına gelen yurtsever gençlik hareketinden arkadaşları; “bırak bu Türk Solunun kitabını, gel bu gün gidelim geri çekilme için kurulan çadırda çalışmamız var” demişler ve elinde ki kitabı alıp yere vurmuşlardı. Bu olayla birlikte Şiar’ın onlardan kopuşu bir olmuştu. Ben artık sizinle hareket etmeyeceğim çünkü siz sistemle uzlaşı içindesiniz, üstelikte devrimcileri aşağılıyorsunuz demiş ve onlardan ayrılarak önceden tanıdığı HKO kuryesinin yanına giderek ben gerillaya katılacağım beni götür demişti. Kurye, ben seni tanıyorum götürürüm ama alıp almayacağına onlar karar verir diyerek, Şiar’ı götürmüştü gerillaya.

Uzun bir yolculuktan sonra artık gerillanın yanındaydı Şiar. Şahin ile beraber başka bir yoldaş karşılamıştı Şiar’ı. Kuryeyle yapılan kısa bir görüşmede, kurye Şiar’ı ve ailesini tanıdığını, fakat bildiği kadarıyla bizden olmadığını, yurtsever çevreden olduğunu bildiğini, yolda barış sürecine karşı çıktığını ve bu yüzden Maoistlerin çizgisini doğru gördüğü bilgisini vermiş, “siz bir konuşun olmazsa, geri götürürüm” demişti. Şahin ve yanında duran yoldaşın karşısında daha bıyıkları yeni terlemiş bir doksan boyuna yakın, zayıf yakışıklı bir delikanlı duruyordu. Şahin önce yukarıdan aşağı süzmüş sonra

-Senin adın ne yoldaş? Şiar gerçek adın mı, yoksa kod mu?

-Kod yoldaş, gerçek adım Fırat, Fırat Kasun

-Ha sen Kasun’lardansın. Peki, niye gerilla olmak istiyorsun, hem sen yapar mısın?

-Yoldaş böyle göründüğüme bakma, ben boksörüm.

Şahin, iyi dedi gülerek, desene kışın stres atacak birilerini sonunda bulduk. Hemen araya giren Şiar, yani şimdi beni alıyor musunuz sorusunu sormuş, Şahin’de dur bakalım biraz konuşalım, neden Şiar ismini kullanıyorsun sorusuna kimden geliyor Şiar ismi sorusunu eklemişti. Şiar, Dersimin ilk şehitlerinden Kazım Kulu’dan geliyor cevabını vermişti hemen. Şahin, çok güzel demiş birkaç tane daha soru sorduktan sonra, sen burada otur, biz bir kendi aramızda değerlendirelim, yoldaşlar Şiar yoldaşıma çay getirin diyerek yanında ki yoldaşı ile beraber kenara çekilmişti. Şahin’in, “bu çok iyi bir çocuk, bunu alalım bu sene geçti seneye eğitime göndeririz bu senede yanımızda biraz yetiştiririz” önerisine yanında yer alan yoldaşı “hayır almayalım hem tanımıyoruz hem de ideolojik olarak değil duygusal olarak katılım kararı almış” diyerek cevap verdi. Şahin, bir sürü çözümleme yaparak neden alınması gerektiği konusunda yanında duran yoldaşını ikna etmiş, Şiar sonucu açıklamadan önce şaka yoluyla biz seni almayacağız demişti. Şiar her zamanki mimikleriyle dudakları sarkmış ağlamaklı bir ruh haliyle ben gitmiyorum, hem yoldaşlarda beni sevdi, deyip kendisine çay getiren yoldaşlara dönerek onaylatır gibi yapınca; Şahin “ama bu organ kararı ne yapalım” diyerek cevap vermiş, Kurye yoldaşa dönerek “bu yoldaşı al götür” demişti. Şiar, “hayır ben gitmiyorum” diyerek araya girince, Şahin, “dur hele daha sözümüzü bitirmedik üstünü başını düzelt al gel” demesiyle Şiar adeta yeni bir dünyaya adım atmışçasına sevinçten ne yapacağını bilememişti. Şiar, “yoldaş ben kalayım üstümdeki elbise iyidir, yoldaşların eskileri varsa giyinirim yeter bana” diyerek yeniden söze girmiş sözünü ise Mercan yoldaş hafif gülümseyerek “depoda elbise çok silahta burada hazırda var hemen veririz” hem de Şahin’in en baştan beri yanında duran yoldaşı kast ederek, “yoldaşta burada askeri eğitimi” verir demişti. “Tamam, o zaman” diyen Şahin kurye yoldaşa dönerek “sen git yoldaş, yoldaşlar kurye yoldaşa refakat edin köyün yakınına kadar” demişti.

***

Evet, küçük Şiar’ın büyük düşü böyle başlıyordu. Kısa zamanda gerillanın en sevilen ve en tutarlı özverili yoldaşı olmuş, herkesle çok iyi ilişkileri olan tam bir komünist sıfatını abartı olmadan almıştı. Partiye ve yoldaşlarına inanılmaz bir bağı vardı Şiar yoldaşın. Katıldığı senenin kışında eğitime ve genel yaşama katılımda diğer yoldaşları aşıp sıyrılmıştı. Yaşı küçüktü ama duruşuyla tam bir asker ve sanki yıllardır gerillaydı. Böyle bir yapısı vardı. Katılışın birinci yılında bu duruşuyla gelecek vadeden bir kişiliğe bürünmüştü. Bu yüzden alan yönetimi onu eğitim kampına gidecekler listesinin başına yazmıştı. Güneyde özelikle TKP-ML üyesi Nubar Ozanyan yoldaştan aldığı eğitimden bahsederken: “Orhan yoldaş çok nitelikli bir yoldaştır, bana çok emeği oldu ve gerçekten de aldığı eğitimin hakkını veren biriydi” diyordu sık sık. Güneyden gelirken çok güzel bir Kanas tüfeği de getirmişti. Kendisi gibi uzun silahları seviyordu. Zaten Kanas’ta en güzel onun eline yakışırdı. 2017 de Ovacıkta Bilgeç karakoluna yapılan suikast eyleminde bizzat kendisi yer almıştı. Daha sonra düzenlemesi Hozat’a yapılmış, Hozat taburunun benden çekeceği var demişti. Hozat’a gittikten sonra birçok eylem girişimi olmuş fakat bir türlü sonuç alınamamış olması herkeste bir daralma getirmişti. Doğası gereği gerilla hareketli olduğu, orada başarı elde ettiği zaman coşkulanır motive olur, sonuç alamadığında da hırslanır ve hata yapmaya meyilli hale dönüşür. Aceleciliğe düşer tamda böyle bir süreçte Ovacık’ta yoldaşların şehit düşmesi herkeste bir an önce eylem yapma intikam alma yetisi geliştirmişti. Şiar yoldaş kendini sürekli öneriyor ve saldıralım diyordu. Önce koordine tepesinin komple kaldırılması hedeflenmişti. Buraya önceden yerleştirilecek mayın patlatılıp bütün tepe havaya uçurulacaktı. Mayınlar bütün birlikle döşenecek kumandanın başında ise Şiar ve Fırat yoldaşlar olacaktı fakat düşman erken davranmış tepeyi tutmuştu. Yani bütün çabalar boşa gitmişti. Hemen B planına geçilmiş Hozat-Pertek yolu güvenliğine eylem yapılması planlanmış, daha önceden yapılan keşif sonuca bağlanmıştı. Fırat bu bölgeyi biliyordu. Şiar ise mayından anlıyordu ve ısrarla ikisi de kendilerini önermişlerdi. Tarih 17 Ağustos’u 18’e bağladığı gece onlar Şahin yoldaşlarıyla olan randevuları için çoktan yola çıkmışlardı. Birinin kod adı Fırat birinin gerçek adı Fırat bu bir tesadüf mü? Ben bilmem ama tarih bu yoldaşları Fırat kadar coşkun, Fırat kadar asi, Fırat kadar özgür olarak yazacak ve anımsayacaktır.

Ve bir kez daha köleliğe ve teslimiyete karşı direniş bayrağını yükselten bu yoldaşların anısı önünde saygıyla eğiliyorum zafer direnenlerin olacak.

Fırat Kasun (ŞİAR)  ve Uğur Yalçın (FIRAT) anısına… Cafer Yılmaz-Halkın Günlüğü okuru

Yeni Demokrasi’nin Sorunu İlkelerde ‘‘Ben‘ci‘‘ ve Demokrasi Anlayışında ‘‘Tekçi‘‘ Olan Çizgi Sorunudur!

“Anlayışların tartışılması esastır Anlayış belli bir bilimden, amaçtan ve ilkeden beslenir, son tahlilde bir çizgiye tekabül eder, çizgidir Pratik sorunların tümüne hükmeden anlayış, ilke ve çizgi kavrayışıdır Anlayış olgun, oturaklı ve doğru ise, davranış da pratik de genellikle bununla doğru orantılı olur. Anlayış sağlam değilse, siyaset de, pratik de, sorunlara yaklaşım da sağlam değildir. Sosyal pratiğin tüm cereyanı, günlük yaşamın her tür sorunu kesinlikle bir anlayışın veya dünya görüşünün damgasını taşır. Bu bakımdan, anlayışların netleştirilmesi ve anlayışlar düzeyinde tartışmanın yürütülmesi makul olanıdır…”

Anlayışların tartışılması esastır. Anlayış belli bir bilimden, amaçtan ve ilkeden beslenir, son tahlilde bir çizgiye tekabül eder, çizgidir. Pratik sorunların tümüne hükmeden anlayış, ilke ve çizgi kavrayışıdır. Anlayış olgun, oturaklı ve doğru ise, davranış da pratik de genellikle bununla doğru orantılı olur. Anlayış sağlam değilse, siyaset de, pratik de, sorunlara yaklaşım da sağlam değildir. Sosyal pratiğin tüm cereyanı, günlük yaşamın her tür sorunu kesinlikle bir anlayışın veya dünya görüşünün damgasını taşır. Bu bakımdan, anlayışların netleştirilmesi ve anlayışlar düzeyinde tartışmanın yürütülmesi makul olanıdır…

Bundan hareketle;

Yeni Demokrasi, önce, Demokrasi anlayışını, bu bağlamda farklı görüş ve eğilimlere, guruplara vb. karşı yaklaşımını ortaya koymalıdır. İki, Halk arası veya halk güçleri arasındaki sorunların çözüm metoduna ilişkin genel anlayış ve özel yaklaşımını evirip çevirmeden anlatmalıdır. Üç, değerler’den ne anladığını, hangi değerleri esas aldığını somut olarak izah etmeli ve buradan hareketle, değerlerle ilkeler arasındaki ilişkiyi izah etmeli ve iki ilkeden birini uygulayıp ötekini tepetaklak etmenin ne demek olduğunu açıklamalı. Dört, ilke’den ne anladığını yalın biçimde yazarak kayda geçmelidir. Beş, Bütün bunlarla birlikte, neyin iç sorun olup neyin iç sorun olmadığını tarif etmelidir. Dolayısıyla, hangi sorunlar kendi tekelindedir, hangileri ortak devrimci değerler-sorunlar kapsamında dokunulmazlık dışındadır sorusuna yanıt vermeli, işine geldiği gibi yorumlamaktan kaçınarak artık buna bir karar vermelidir…

Bunlarda fikrini ve anlayışını ortaya koymakla birlikte, somut yaklaşımını da ortaya koyarak muhasebesini yapmalıdır. Ortaya koyup yapsın ki, ayracın ne ve nerde olduğunu kendisi saptasın ve doğru ip uçlarını yakalayarak dostlarıyla tartışma yürütme normlarını tutturabilsin. En önemlisi de çocuksu kaygılarla hareket etmekten kurtulup sol reklamcı laflara tenezzül etmekten geri dursun. Laf etme yarışından kurtularak ‘‘ideolojik savaşım‘‘ noktasına çekilmesi yararlı ve yararına olacaktır. Aksi halde, şu bölgede bu oldu, onlar bunu yaptı, biz anlattık kimse dinlemedi, beklentimiz buydu, tavır alınmadı vb. ayrıntılarında boğulup kalmaktan bir adım ileri gidilemez…

Dahası, kendinden olmayanı, kendisine karşı olanı ya da eleştireni hangi kıstaslara bağlı ele alıp ilişki geliştireceğini ya da hasım belleyeceğini berrak bir kavrayışla ortaya koymalı. Aksi halde parti değerleri, ilkeleri, halkın değerleri gibi keyfince tarif ettiği gerekçeleri ileri sürerek sekter ve yıkıcı pratiklerden ve anlayışlardan başını kaldıramaz. Enerjisini doğru kullanamaz. Devrimcileri yeren ve kısmen de olsa hedef haline getiren anlayışlardan sıyrılamaz. Kendini ‘‘doğrular bataryası‘‘ görüp dışındaki herkesi oportünist vb. niteleyerek kendi eliyle kendisini tecrit etmekten ileri gitmez. İlke’yi kendi yorumuna hapsedip ilkeci tekel olma pozisyonuyla kendi doğrusu ve çıkarı dışındaki her şeyi ilkesizlik olarak tanımlayıp hatalı pratik ve anlayışlarını sürdürmekten geri durmaz. Demokrasiyi kendi şartları ve çıkarları tekeline alarak anti-demokratik anlayışlardan kurtulmaz. Nihayetinde hatalı anlayışlarla biçimlendirdiği sekter dar çizgisinin arkasında sıkıca durup kendisini tüketmekten kurtulmaz… Kimseye güvenmeyen anlayış son tahlilde kendisine de güvenmez. Devrimcilere asgeri ölçüde de olsa güvenmeyi becermeden, her kesi samimiyetsizler yığını olmakla suçlamaktan kurtulmaz… Ne olur? Her şeyin, her hatanın dışında ‘‘dört başı mamur‘‘, ‘‘mükemmel‘‘ ve ‘‘muntazam‘‘ bir Yeni Demokrasi ve ‘‘siyasi çevresi‘‘ olma egosu içinde bir mumya olur. Mevcut çizgi ve misyonel kurgu ile satın alacağı yalnızca bu sonuçtur…

Evet yukarıda maddeler halinde önerdiğimiz konularda Yeni Demokrasi’nin görüşlerini ısrarla beklemekteyiz. Ortaya koyacağı bu görüş ve anlayışlarında, kollektifimizin sahip olduğu görüş ve anlayışlardan ne kadar farklı olduğunu gösterebilir. Göstermeli ki, kollektifimizin görüş ve anlayışlarını keyfince ve sübjektif niyet ve algısına göre yorumlayıp kollektifimize bilenmekten kurtulsun, kurtulma şansı yakalayarak haksız eleştirilerden uzak durabilsin. Kollektife karşı önyargılı yaklaşımını ancak yukarıdaki meselelerde görüşlerini ortaya koyarak yıkabilir. Eleştiri hazımsızlığını böyle giderebilir. Gidersin ki, kollektifimize karşı anlaşılmaz reaksiyonunu ve tumturaklı sözcüklerle sadece kulağa hoş gelip gerçekte bir değer taşımayan yakıştırma ve sıfatlamalarıyla rencide etmeye dönük yürüttüğü ya da yürütmeyi hayal ettiği ‘‘ideolojik savaşımını‘‘ bir nebze de olsa anlamlı yere oturtabilsin…

Ve eğer Yeni Demokrasi bu konularda anlayışlarını bizlerle paylaşma zahmetinde bulunur ise, günlük yorum ve pozisyon alışlarına göre tartışmaktan kurtulur, bunlarla tartışma yürütme olanağı yakalayarak yol alma şansı bulabiliriz. Yok eğer yapmazsa, sadece kollektifimizin devrimci kaygıyla inşa ettiği devrimci eleştirilerinden değil, unutulmaması gereken devrimci örgütler platformunun şiddete karşı ortak aldığı değerli tavırdan da kurtulamaz!…

Asıl tartışmamız Yeni Demokrasi’nin yukarıda belli başlıklar altında talep ettiğimiz konularda anlayışlarını ortaya koyduktan sonraya da kalsa, mevcut tutum ve anlayışları üzerine birkaç söz de olsa söylemek durumundayız.

Uyanık ‘‘MLM’ler‘‘  İnce Taktiklerle Bir Kez Daha  İŞ Başında

Yeni Demokrasi, devrimci anlayış ve ilkelerle bağdaşmayan dostlar arası sorunların şiddet metoduyla çözülmesi tavrına dönük tutumu, yalnızca kollektifimize malederek sorunu çarpıtıp özel bir tutum olarak pazarlamaya çalışıyor. Sorununun özünü saklamaya uğraşıyor. Ama bu tutmaz. Devrimci örgütlerin şiddete karşı ortak tavrı saklanamaz. Dolayısıyla, dostlar arası sorunlarda şiddet yöntemine alınan tavır kollektifimizin özel tutumu olarak sunulamaz, kollektifimizin ünlemlenmiş devrimci kaygısı şeklinde ucuz hesaplara hasır edilemez. Bunda demagoji yürütmeye yer yoktur… Kitlenizi koruyup karşıtlık zemininde şekillendirmeye gayret eden çabanız Kolektifimizi ‘‘günah keçisi‘‘ göstermeye itmektedir sizi. Yazıktır, yanlıştır, boştur; Yapmayın!…

Eleştiri, damgalama ve suçlamalarda somut olmak, ispatlı konuşmak ve bu zeminde iddialarda bulunmak etik bir sorundur; devrimci ciddiyet ve sorumluluk gereğidir. Devrimciler gerçekler karşısında çıplak ve sorumludur; gerçeklere bağlıdır. Onların çarpıtılması, saklanması ve manüpüle edilmesi nafiledir. Basit kaygılarla, dar küçük hesaplarla ve kurnazlıklarla bunu yapmaya çalışmak ise gülünç ve küçük düşürücüdür. Bütün meram Kolektif’in Yeni Demokrasi karşıtlığı içinde olduğunu ispata dönüktür. Zira, Kolektif’e karşı kendi tabanında bir karşıtlık yaratarak, ileri akıma karşı küçük dükkanların korunup sürdürülmesi arzulanmaktadır. Devrimci kaygı bunu aşar, yerle bir eder, tutuculuğu ve tutucu korumacılığı tanımaz. Bu korumacılık hareketi küçük dükkana çevirmekten ileri gitmez. Kast yaratır, karşıtlık yaratır, kendini üretmez, tüketir… Yeni Demokrasi’nin yaşanan ayrılık sorununda gündeme gelen zor-şiddet meselesinde eleştirilmesi neden Kolektifimizin özel tutumu, bencil kaygılar ve hesaplardan (bilinci budur YD’nin) ileri gelen özgün tutumu olarak lanse edilmektedir? Kolektif’in ne gibi bir örgütsel hesabı, kazanımı ve menfaati vardır? Şiddet metodunu eleştirmekten öteye ne gibi bir taraflı tutumu vardır? Diğerlerini eleştirmemek mi? Bu doğru değil, iftiradır. Kolektifimiz diğer tarafın hatalı, ilkesiz vb. tarzını eleştirip tavır takınmıştır. O halde Kolektifimizin taraflı davranması, hesap gütmesi nasıl iddia edilebilir? Kolektifimizin Yeni Demokrasiye özel karşıtlık tavrında olduğu nasıl ileri sürülebilir? Kolektifimize paralel şekilde diğer devrimci yapılar da aynı tavrı almadı mı? Kolektifimizi tek tavır alıp eleştiren odak olarak sunmanız somut gerçeği çarpıtarak saklamak değil midir? Bu manipülasyona neden ihtiyaç duymaktasınız? Kolektifimizin siz iki kesime de aynı birlik yaklaşımı yok mudur? Varsa bu birlik yaklaşımının bir değeri yok mudur, bu birlik yaklaşımı bir gösterge değil midir?…

Özel bir tutumumuz olmadığı gibi, özel bir kaygımız, hesabımız da yoktur! Bu sizlerin hayal ürünü kurgunuz, sübjektif ve mesnetsiz önyargınızdır. Bunu defalarca söylesek de anlamamakta ısrar ediyor, önyargılarınızın esiri olduğunuz için de anlamıyorsunuz. Anlasanız sorun çözülmüş olur. Her defasında aynı tutumla ortaya çıktığımızı, tasfiyeci hizibi koruduğumuzu, bunun bayat bir tavrımız olduğunu vb. söylemektesiniz. Koruduğumuz kimse yok. Koruduğumuz ve savunduğumuz devrimci anlayış ve ilkelerdir. Kavrayış ve yeteneğimiz oranında devrimci ve dost güçler arasında uygulanan şiddet tavrına karşı çıkıp eleştirmekten geri durmayacağız. İç sorun da deseniz, devrimcilerin devrimcilere uyguladığı hatalı yöntemlere tavır almayı devrimci sorumluluk ve kaygımızdan ötürü terk etmez, edemeyiz. ‘‘Bu tür durumlarda gerginliğin olabileceğini sizler de iyi bilirsiniz‘‘ şeklindeki sözleriniz, itiraf niteliğindedir özünde. Gerginlik yaşanır ama bunun ilke ve anlayışlara uygun zeminde yaşanması zorunludur. Bu sınırları aştığında şiddete de başka biçimlere de girer. İşte, sizlerin açık-gizli, utangaç ve bazen de gerekçelendirerek savunduğunuz şiddet tavrı, işte diğer kesimden burjuvazinin hakemliğine başvurma tavrı ve karşılıklı olarak birbirinizi teşhir, deşifre etme, ağır suçlamalarla ihtam etme tavırları bunun örneğidir. Gerginliğin uzandığı bataktır. Bu batağı anlayışla karşılamamızı bekleyemezsiniz, yumuşatıp anlaşılır da kılamazsınız. Ön alınmadığında, maruz kaldığınız haksızlıklar da, maruz bıraktığınız haksızlıklar da kaçınılmaz olur. Anlamanız ve anlaşılması gereken budur…

İster genel doğruları söyleyip tekrarlamış olsak ve isterse sizlere hoş gelmeyen eleştiriler yürütmüş olsak, son tahlilde söylediklerimiz dostlar arasındaki sorunların nasıl ve hangi yöntemlerle çözülmesi gerektiğine dair fikirlerimizden ibarettir. Siz nasıl çarpıtıp nasıl yorumlarsanız yorumlayın, devrimciler arası sorunlarda şiddete karşı çıkmaktan başka hesabımız yoktur, olmaz da.  Ki, bu konudaki yaklaşımlarımız doğrudur, sizler de özünde bunları kabul etmektesiniz. Fakat, ‘‘neden darbecilere, hizibe‘‘ karşı aldığımız ve uyguladığımız tavırları eleştirip onları savunuyorsunuz diyerek, somut sorunu kavramadığımızı iddia ederek eleştirel tavrımıza reaksiyon gösteriyorsunuz. Kısacası, neden bizim gibi değerlendirip bizim gibi tavır almıyorsunuz? Oysa biz sizlere durumu açıkladık ve kamuoyuna dönük açıkladığımız belgeler vb. bu ‘‘hizipçilerin‘‘ işlediği ‘‘suçları‘‘ ortaya koymaktadır demektesiniz. Partiden koparak görevlerini de fiilen yok hükmüne getirdiler vb. demektesiniz…

Bir, sizin gibi tavır almamız mümkün değildir. Bunu bekleyemezsiniz, beklememelisiniz. Size göre ‘‘hiziptir‘‘, bize göre devrimci bir kesimdir, guruptur ya da örgüttür. Bizim için önemli olan bu kesimin devrimci niteliğidir. Örgüt içindeki sorunda haklı-haksız olmaları, hizip ya da darbeci olmaları veya örgüt çizgisini temsil edip etmedikleri vb. bizlerin konusu değildir. Bu örgüt içi sorundur. Kimin haklı-haksız olduğuna, kimin örgüt çizgisini temsil edip etmediğine biz karar veremeyiz, karışamayız da. Örgüt içi soruna müdahale budur işte. Sizin dediğiniz gibi, devrimcilerin birbirine uyguladığı hatalı yöntemleri eleştirmek iç soruna müdahale değil, tüm devrimcileri bağlayan bir sorun olarak haklı müdahale zeminidir, her devrimcinin müdahalesine-eleştirisine açıktır…  Sizin gibi tavır alamayız çünkü, uyguladığınız hatalı yöntemleri benimseyip savunamayız. Onların benimsediği yöntemleri de…

İki, diğer kesimin hatalarına, olumsuzluklarına vb. dönük tavır almadığımız ya da bir kelam etmediğimiz doğru değildir. Hem kişiselleştirilmiş tartışma metodunu, hem kişilere dönük ağır suçlama ve karalama yöntemlerini, deşifrasyona yol açan ve doğru olmayan eleştiri-mücadele yöntemlerini ve özelde de sizlerin zorla alıp onların ne pahasınaa olursa olsun cinsinden yaklaşımlarla o malum binayı geri almak üzere burjuvaziye gitme ilkesizliklerini açık biçimde eleştirerek görüşlerimizi paylaştık, muhattaplarına da çeşitli vesilelerle ilettik. Bunları inkar ederek, yok sayarak bizleri suçlamanız açıklanabilir değildir. Ki, ilgili yazınızdaki sözlerinizle de kendinizi çürütmekte, kendinizle çelişmektesiniz. Bir tek kelam etmediniz dedikten sonra, onlara dönük yetersiz gördüğünüz eleştiri ve görüşlerimizi paylaşmaktasınız…

Bu konularda ben-merkezci ve dayatmacı anlayış, yaklaşım ve kültüre sahip olduğunuz açıkça görülmektedir. Her kesin sizin gibi değerlendirmede bulunmasını, sizin değerlendirme ve tavrınıza uygun olarak diğer kesimi ele almasını bekleyip istemektesiniz. Ben’ci-ben merkezci ve tekçisiniz ki, demokrasi anlayışınız burada tartışılır duruma gelmekte ve diğer kesime demokratik davranma ve demokratik hak tanımaktan yoksun görüşe sahipsiniz. Hareketten kopup gitmişler ve harekete karşı görevlerini de fiilen tüketmişler demektesiniz. İyi fakat bunlar sizden koptu, başka yerden gelmedi. Sizden çıktıklarına göre, bu güne kadar harekette emekleri, çabaları, katkıları mutlaka vardır. Bu anlamda ellerinde kalan ‘‘değerlere“ sahip çıkma hakları da vardır. İddialarına uygun olarak harekette de hakları vardır. hareketi kendilerinin temsil ettiğine dair iddiaları vardır, olabilir ve bundan men edilemezler. Hele baskı ve şiddet yoluyla hiç edilemezler. Kısacası, demokratik anlayış, değer  ve kültür temelinde bunlara belli değerleri müstahak görme kabul edilmelidir. Aksi halde, zorla ellerinden alma kaçınılmaz olur. Bunun varacağı nokta da zor-şiddetten başka bir şey olmaz.

Hareketin değerleri demektesiniz. Anlaşılır bir şey. Fakat bunlar da aydan inmediler. Dahası en azından size göre de devrimcidirler. Dolayısıyla hareketin değerlerini, hareketten kopmuş olan ve karşı-devrimci olmayıp da devrimci olan bu kesimle kısmen de olsa, ellerinde bulunan kadarıyla da olsa paylaşmak makul olan değil midir? Hareektin değerlerini koruma adına ve bunu bir ilke olarak algılama tarzındaki yaklaşımın yanında, bunlara karşı, yani devrimcilere karşı uygulanan zor-şiddet de bir ilke sorunu değil midir? Hangisi ilke, hangisi değil? Hareektin değerlerini koruma-alma sizler için bir ilkedir ama devrimcilere zor-şiddet uygulama bir ilke değil midir? Bir bina, maddi değer mi gerçek ilkedir yoksa devrimciler arası sorunların çözüm metodu mu gerçek ilkedir. Hangisi daha esas ve önemlidir? İlkede kafa karışıklığı buradadır. Değerlerin korunmasındaki anti-demokratik anlayış ve tutum buradadır. Sakat çizgi bu zeminde yansımakatadır. Çizgi burada düzeltilmek durumundadır…

Siz bizleri ders veren, eğitmen havasına girme vb. şeklinde eleştirseniz de, bunları söylemekten sakınmayacağız. Yeni Demokrasi’de bir küçüklük kompleksinin olduğunu belirterek, takınılı olduklarının altını çizelim. Zira, her vesileyle bıkıp usanmadan, bizleri kast ederek ‘‘eğitmen pozisyonuna girip ders veriyorlar‘‘ demektedirler. Oysa, bizler kavrayışımız oranında doğru bildiklerimizi ifade edip eleştirilerimizi yürütüyoruz. Eleştiri ve görüşlerimizi paylaşıp hatalara dikkat çekmemiz garip biçimde kendilerine ders verme biçiminde anlaşılmaktadır. Eğer bundan rahatsız oluyorsanız, hata yapmazsınız olur biter. Kendi görüş ve eleştirilerimizi paylaşmak olağan bir davranışken, Yeni Demokrasinin algısı kendilerine eğitmenlik yapıldığıdır ve bizlerin bu edaya girdiğimiz şeklindedir ki, bu çıplak biçimde takıntı haline gelmiş küçüklük kompleksinden başka bir şey değildir. Madem biliyorsunuz uygun davranın, yanlış yapmayız biz de eleştirip öğüt vermeyelim. İç işlerine karışma konusu da aynı biçimde başka bir takıntı ya da saplantı noktasıdır. İç işlerine karışma ile ortak devrimci değer ve ilkeler karşısında kimsenin bir kalkanının olmadığını ve olamayacağını daha önce de eleştiriler vesilesiyle açıklamıştık. Lakin Yeni Demokrasi aynı düdüğü çalmaktan vazgeçmiyor. Üstelik, iç sorundur neden müdahale ediyorsunuz eleştirisi yürütmekle birlikte, bunu unutarak, ‘‘devrimci örgütlere çağrıda bulunduk‘‘ demekte ve tavır almamamız eleştirilmektedir. Elbette bahsettikleri konuda tavır aldık. Ötesi, işine gelmediğinde iç sorundur karışma denmekte ama işine geldiğinde de çağrı yapıp bu ‘‘iç sorun‘‘ dediğin şeye tavır almaya davet ediyor, neden tavır alınmadı diye eleştiri yürütüyorsun… Benim lehime tavır al ama benim aleyhime olduğunda tavır alma! Dayatma budur, benci ve tekçi yaklaşım budur. Demokrasi anlayışında sorunlu olan kültür budur. Terk edilmesi gereken de budur.

***

Yazımız vesilesiyle isyan kılıçlarını kaldırarak hırsına yenik düşen Yeni Demokrasi, bizlerin yaklaşım ve anlayışlarımızı MLM olmamakla suçluyor ama bu suçlamayı üzerinde yükselttiği Mao yoldaşın ilgili ilke ve anlayışlarından esin alarak ifade ettiğimiz genel doğrulara katıldığını söyleyerek öfkesinin esiri olup kendisiyle çelişiyor. Önyargı ve ucuz öfkelerin kölesi olan kolektifimiz karşıtlığı damarı itirafa da iftiraya da taşır. Anlamsız öfke sahibini vurur. Yeni Demokrasi‘nin durumu tam da budur. Kendilerine birşeyler dayattığımızdan söz etmektedirler. Bu bahis konusu Kolektif takıntısının dışavurumudur. Sübjektif niyetlerini gerçek sanarak eleştiri yürütmektedirler. Kimseye dayattığımız bir şey yok, devrimci değer ve ilkelere bağlı kalmaktan başka… Ayrılan kesimi bir realite, bir gerçek olarak kabul etmeleri doğru, tersi hatalarıdır. Onların harekette hak iddia etmeleri, hareketi biz temsil ediyoruz demeleri olağandır ve haklarıdır da. Görevleridir de. Onların da sizlerin de durum ve tavrı budur. Kendilerini hareket olarak ifade ediyor, hareketi temsil ettiklerini iddia edebilirler. Siz kabul etmeyebilirsiniz, onlar gerçekte mevcut hareketi temsil etmiyor olabilir. Fakat ortada bir gerçek var ve bizler bunu görmezden gelemez ya da sizler gibi değerlendirerek siz hareekti temsil etmiyorsunuz diyemeyiz. Demokratik tavrımız-tutumumuz bir dayatma olarak lanse edilip eleştiriliyor. Ya ne demeliyiz? Hareketi siz değil, onlar temsil ediyor mu dememiz gerekir? Bu bizim işimiz değildir.

Samimiyetsizlik ve dürüst olmamakla suçluyor bizleri Yeni Demokrasi. 94 ayrılığına atıf yapıyor. Hatalarımızdan ötürü özeleştiri vermediğimizi iddia ediyor. Devrimci Halkın Günlüğü’ne yaklaşımımızı örnekleyerek, Yunanistan’da yerel örgütümüz tarafından kendilerine dönük alınan tavrı konu ederek özeleştirel yaklaşmadığımızı, kendilerine dönük eleştirileride ve anlayışlarımızda dürüst olmamakla itham ediyor bizleri…

Bu kadar kaba bir sorumsuzluk karşısında söze gerek kalmıyor ama bizler kadar özeleştirel davrandıklarını ispatlarlarsa bütün söylediklerine hak verip özür dileriz. Ya iddialarının altı boş ise, Yeni Demokrasi aynı şeyi yapar mı? 94 ayrılığına dönük ilk kendini eleştiren tavır bizlere aittir! Muhasebe belgesinden sonraki Sınıf teorisinde yayınlanan ilgili yazı ve açıklamalar tanıktır. Bakılabilir. Bunlarda 94 ayrılığındaki hatalarımıza, hem de ciddi hatalarımıza dönük ciddi özeleştiriler yoksa biz Yeni Demokrasi‘yi onaylayacağız ama varsa Yeni Demokrasi ne diyecek bu yazdıklarına? Bu sözleri yazanın tarihten, bu belgelerden, özeleştirilerden vb. haberi var mı merak konusudur!? Peki sizlerin hangi konuda özeleştiriniz var. O dönem partinin başını ve ayrılıkta sizin başınızı çeken arkadaşın hizip yaptığına dair açık beyanı ve yazısı elimizde varken siz hizipçiliğinize dair ne açıklama yaptınız? Şimdi sizden ayrılanları (daha doğrusu ilk ayrılık açıklamasını-bildirisini siz yaptınız, sizden duyduk, sizden ayrılanlar desek de), hizip olarak değerlendiriyor ve parti değerlerini ellerinden almayı, zorla almayı savunuyorsunuz. 94 Ayrılığında sizlerin açık hizip yaptığınız ve hizipçi olduğunuz başınızı çeken arkadaş tarafından alenen itiraf edildiği üzere, kendinize ne demektesiniz, daha da önemlisi hizip olarak elinizdeki değerlerin alınmasına ne demektesiniz? Onlar hizipçi ve ellerindeki değerler alınmalı, ya siz? Sizin elinizdekiler de alınmalı mıydı?…

Devrimci Demokrasiyle diyaloğumuz da samimi ve dürüst olmadığımız iddiasına gerekçe olarak ileri sürülmektedir. Küçük bir gurubun olduğu Devrimci Halkın Günlüğü gazetesi çıkaran arkadaşların ayrılığında, kendilerine siyasi mücadele ve yaşamlarında başarılar diledik ve hatta bu kesimlere çizgi birliği bağlamında Yeni Demokrasi gibi çevrelerde örgütlenmelerini salık verdik. Bu guruba dönük değil zor şiddet, kaba davranışımızdan bahsedilemezken, sizler ne demekte, neden bahsetmektesiniz? Bizi neyle eleştirmekte, kendinizle nasıl kıyaslamakta ve utanmazca dürüst olmamakla suçlamaktasınız bizleri. Bu gurup bizlerin eski bildirilerini güncelleyerek kollektif adına, olmayan MK-SB adına bildiriler yayınladı, bizlere dönük etmedikleri teşhir, karalama, deşifrasyon ve hatta kişisel küfürler kalmadı. Peki bizim bunlara karşı sert bir davranış ve tutumuzu görebildiniz mi, gösterebilir misiniz?

Kibirlice Yunanistan tavrınızı savunmaktasınız. Devrimci kurumların ortak afiş ya da görsel propaganda araçlarını yırtıp sökmekten geri durmayarak saygısızlık yaptığınız halde, kendinize alınan tavrı eleştirmektesiniz. Burada da sadece yerel örgütümüz değil, yerel örgütümüzün de dahil olduğu devrimci kurumlar platformu ortak tavır aldı. Hatta bizlerin tavrı daha esnek olmasına karşın, devrimci kurumların ortak tavrı olarak bu ilişki kesilmesi tavrı alınmıştır. Ve bu yerel örgüte has, yerel bir tavırdır eleştiride genelleştirilemez. Ayrıldığınız kesim tarafından kişisel olarak şahsınıza ağır saldırı ve haksızlıklar yapılmış olabilir. Bunu bizler de benimsemiyor, eleştiriyoruz da. Fakat bundan dolayı sokak kabadayıları gibi davranırsanız olumlanamaz, alkışlanmayı beklemeyin… Şahıslar kendilerine dönük yapılan kişisel saldırılardan hareketle devrimci gurupları-tarafları bir gerginliğe çekmez, çekmeye gerekçe yapmaz. Haklı da olsa kişisel tepkinin devrimci kurumların ilişkilerine yansıtılması ve devrimci örgütlere saygısızlık düzeyine çıkarılması benimsenemez. Kendini görmeyip devrimci dürüstlüğümüzü tartışıp sorgulamak aymazlığın daniskasıdır. Bizlerin dürüstlüğünü sorgulayacak hakka sahip olmadığınız gibi, bunu yaparak haddinizi aşıyorsunuz.

Kolektifimizin devrimci yapılarda yaşanan ayrılıklarda sorun olan maddi değerlerin taraflar arasında makul biçimde paylaşarak ya da kimlerde ne kalmışsa ona rıza gösterilmesi vb. şeklinde sorunun çözümene dönük makul ve mantıklı önerileri eleştiri konusu yapılıp, Kolektifimiz için kendi değerlerini paylaşma-pazarlık konusu yapma şeklinde ‘‘bu denkleme‘‘ koyabilir diyerek, Kolektife duyulan tahammülsüzlük sorumsuzca çirkin bir saldırıya vardırılmaktadır. Maddi değerleri devrimcilere şiddet uygulama gerekçesi yapan anlayış ve bozuk çizgiden başka bir şey de beklenemezdi. Kolektife atfedilen ya da reva görülen değerlendirme sahibini resmetmektedir, başka bir şey değil… Değerler üzerinde söz edecek en sonuncularsınız. Ahkam kesmenize gerek yok. Halep burada değilse arşın buradadır. Kim maddi değerler üzerine devrimci değerleri ayağının altına alıyor, kim devrimcilere şiddet uyguluyor ortadadır. Bir kurum, bir bina için devrimci ilkeleri çiğneyerek devrimcilere şiddet uygulayanlar değerlerden bahsedemezler, Kolektife değerler konusunda ahkam kesilemezler…

Lafa bakın, ‘‘Proletaryaya bir küçük burjuvazinin öğüt vermesine benzer bir tablo söz konusudur.‘‘  Bu kibir bu küstahlıkla Yeni Demokrasi’ye ait olabilir ancak. Proletarya bu hale düştüyse, küçük-burjuva olmak çekici gelebilir?! Ama mesele şu ki, Yeni Demokrasi’nin proletaryayı da küçük-burjuvaziyi de bizlere açıklaması gerekmektedir. Mesela, Kolektifin küçük-burjuva olduğunu açıklayarak ispatlamalı, en azından ikna edici bir açıklamayla bunu anlatıp gerekçelendirmelidir. Ezbere laflarla işi kotaramaz. Siyasi-ideolojik damgalamalar yapmak ama altını doldurmamak; işte bu siyasi sahtekarlıktır. Kolektife dair küçük-burjuva damgalamasında bulunup bunun altını doldurmamak budur…

***

Yeni Demokrasi’nin okununca proleterya saçıp dünya görüşündeki sorunları anında çözüveren sözlerinden bizler gibi diğer okuyucular da yararlansın diye(?!) alıntı yapmak faydalı olacak. Görmek için iyi olur… Bakın ne diyor Yeni Demokrasi;

‘‘… ; olanaklarına, değerlerine sahip çıkan Proletarya Partisi’ni suçlu ilan etmek, hangi aklın ürünüdür cevaplanması gerekir. Bu konuda gerekli açıklamalar yapılmasına rağmen inandığı yalanda ısrar eden Kolektif, kamuoyuna kendi küçük burjuva dünya görüşünü ve ilişki biçimini empoze etmeye devam edeceğini bu yazı vesilesi ile bir kez daha deklare etmiştir.‘‘

Paragrafın ilk cümlesinde soru sorarak ‚‘‘hangi aklın ürünüdür‘‘ diyerek cevap istenmektedir. Cevap verelim. Dediğiniz ‘‘Proletarya Partisi’ni‘‘ kimse olanak ve değerlerine sahip çıktığı için suçlu ilan eden kimse yok. Bu çıkarsama sizin kurgunuz ve olmayan üzerinden olmuşu var ederek mukayese yürütme yeteneğinize hastır. Keyfince düzmece-uydurmaca şeyler üretip soru sormak muhatapsızdır fakat buna rağmen cevap verelim. Kimse bahsettiğiniz eylemlerden dolayı sizleri suçlu ilan etmemektedir. Ama devrimcilere karşı zor ve şiddet uygulama tavrınızı eleştirmektedir. Hepsi bu. Bir soruyu da siz yanıtlayın. Sizler değer ve olanaklara sahip çıkma yaklaşımınızla devrimci değerlendirdiğiniz grup veya kişilere vb. zor ve şiddet uygulamayı öngörüyor musunuz, yoksa görmüyor musunuz? Bunu açıklıkla yanıtlamanız yeterlidir.

Satırların devamında ise, Kolektifin küçük-burjuva dünya görüşünü ve ilişki biçimini empoze etmeye devam edeceğini deklere ettiğini söyleyerek, birinci sorusundaki çarpıklığını ve soyut söylem yüzeyselliğini bu ikinci satırına taşıyarak Kolektif’nın küçük-burjuva dünya görüşüne sahip oldduğunu aynı harika dünya görüşüyle ortaya koyuyor. Bunda mantıklı olan, gerekçelendirlmiş olan bir küçük-burjuva dünya görüşünün kanıtlarına rastlamak mümkün değil. İspat ve altını doldurma sayfası boştur…

Benzer yetenekte devam eden başka bir paragraftan başka cümleleri ise şöyle;

‘‘… Dostlarımız ya bu durumu fark etmekten uzak bir kavrayışa sahipler ya da bu suçları meşrulaştırmaktan çekinmemekteler. Ama her iki durumda da halk karşısında suç işlemekteler. Çünkü ortada, olmayan pratikleri “şiddet” olarak lanse etmekten daha ağır suçlar vardır.‘‘

Okuyucunun dikkatine! Bakın halk karşısında nasıl ‘‘suç‘‘ işlemekteyiz. Okuyup öğrenin Yeni Demokrasi‘den… Yani onların devrimcilere şiddet uygulamasını eleştirmek ve onların sağcı ve hizipçi vb. dediği kesimi eleştirmemek (ki, eleştirmediğimiz yalandır), ya da yine kendi değerlendirmeleri ışığında bu ‘‘hizipçilerin‘‘  ‘‘suçlarına‘‘ tavır almamak, hatta açık ifadeleriyle dostlarının kavrayışsızlıkla vb. bu kesimin suçlarını meşrulaştırmaktan çekinmemeleri halk karşısında ‘‘suç‘‘ işlemekmiş… İyi de siz halkmısınız, size karşı yapılan ‘‘suç‘‘ halka karşı yapılmış bir ‘‘suç‘‘ olsun. Kendinize karşı ‘‘suç‘‘ görebilirsiniz ama kendinizi nasıl halkın yerine koyarak kendinize karşı işlenmiş ‘‘suçu‘‘ halka karşı işlenmiş olarak değerlendirebilirsiniz? Bu kadarına pes. Kibir bu işte. Zorlama bu işte. Ben merkezcilik ve dayatma bu işte… Neresinden tutsan boş, neresinden tutsan elinde kalır Yeni Demokrasi. Zira ‘‘suç‘‘  kavrayışı ve algısı ifade ettikleriyle ortadadır ki, bu anlayış tutarlı tek tarafı yoktur.

Başka bir paragraf başka bir garabet: Bu kez ‘‘sağ tasfiyeci‘‘ gurubun suçlarını izah ediyorlar.

‘‘Sağ tasfiyeci grubun daha önce de defalarca ifade edilen bu suçlarını kısaca tekrar hatırlatmakta fayda vardır. Yoldaşlarımızı isim vererek deşifre etmek. Gerilla alanındaki yoldaşlarımızın ve dostlarımızın hareket tarzını deşifre ederek açık hale getirmek. Yoldaşlarımız hakkında aleni bir biçimde ajan karalaması yapmak. Gerilla alanında kendilerine askeri koşullar gereği zorunlu olarak verilen ve Proletarya Partisi’ne ait olan malzemeler de dahil olmak üzere çaldıkları cephanelerin düşmanın eline geçmesine sebep olmak. Devletin kaymakamlık ve polis gücü eliyle kurum almaya çalışmak ve bu konuda başarısız olunca mafyayı devreye koymak…‘‘

Peki onların yaptıkları suç. Ya sizin yaptıklarınız. Karşılıklı olarak karalama, deşifre etme, teşhir etme ve yürütülen tartışma kültürü, biçimi iki tarafın da düştüğü hatalı tarz. Eğer suçsa da iki taraflıdır. Ve elbette benimsenemez tutumlardır. Ama karşı tarafı görürken, kendimizi saklamayalım… Gerilla alanında askeri koşullar gereği kendilerine verilen ‘‘Proletarya partisine ait‘‘ olan ve ‘‘çaldıkları‘‘ cephanelerin düşman eline geeçmesine sebep olmak. Kısacası, bu malzemelerin yakalanması, düşmanın eline geçmesinden bahsediliyor bu ‘‘suçta.‘‘ Bilerek veya bilinçli olarak düşmana yakalatılsa suç denmesi anlaşılır da, istemeden ve iradeleri dışında bu malzemeleri düşmanın ele geçirmesi nasıl suç oluyor?… Bunlar neyi gösterir, zorlamayla suç yaratma. Başka neyi gösteriyor? Yeni Demokrasi’nin suç kavramı hakkında bilgi veriyor, bu konulardaki anlayışını ele veriyor… Yani sorunlu anlayış ve yaklaşımını deşifre etmiş oluyorlar… Aslında hiç bir söze gerek kalmadan Yeni Demokrasi’nin anlayışlarını kendi yazılarından aktarmak bile nasıl bir sakat anlayışa sahip olduğunu göstermeye yeterdir.

Kolektife saldırı perspektifinin battığı bir paragraf ya da kendisiyle çelişen garipliklerden bir kaç satır daha Yeni Demokrasi’den.

‘‘Niyeti devrimci kaygılar (!) olan Kolektif, bugüne kadar bunlara dair tek bir açık söz söylememişken yazdığı bu yazı vesilesiyle; “düşmanla işbirliği yaparak kurum alma” tutumu sanki Proletarya Partisi’nin pratiğiymiş gibi; “bu dar ‘kavgalar’ ikliminde birbirlerini düşmana şikayet edecek düzeyde ilkesiz ve devrimci normlar dışı örnekler” diyerek, …‘‘ ‘‘… Tüm bu pratikler de sağ tasfiyeci gruba aittir. Ancak Kolektif, meseleyi o kadar basit ele almış ki olmayan şiddet pratiğine duyduğu anda “tavır” gösterirken, işlenmiş bu suçlara tarafımızca tavır takınılması çağrısı yapıldığı halde aylar sonra üstü kapalı, “şöyle bir geçerken değineyim ama onu da bölüştüreyim” mantığıyla yaklaşmıştır.‘‘

‘‘Yani yaşanan sorun, parti içinde bir sorun olmaktan çıkmış, kendisini parti dışına çıkarmış bir hizip faaliyetinin pratiği olarak var olmuştur.‘‘

Kolektifin devrimci kaygılarından kesin şüphe eden Yeni Demokrasi, ‘‘… bugüne kadar bunlara dair tek bir açık söz söylememişken‘‘ diyerek eleştiri konusu yaptığı bu yazımızda söylediklerimizi basit kılıp önemsemiyor ama söylediğimizi kabul etme büyüklüğü gösteriyor. Fakat, daha önce verilen mektuplarda yazdıklarımızı inkar ediyor, yazdığımız yazılarda iki tarafın tutumlarının hatalı olduğuna dönük yaptığımız vurgu ve eleştirileri inkar ediyor… Kolektifin tavrını yetersiz görüyor çünkü, Kolektif‘nın da bu guruba-yapıya kendileri gibi tavır alıp baskı uygulamak istiyor. Söylediklerinden başka anlam çıkmaz. Beni desteklersen iyisin, desteklemezsen her türlü hakarete layıksın… İşte Yeni Demokrasi‘nin Demokrasi anlayışı, ilişki anlayışı ve objektivitesi budur…

Öte taraftan, iç sorun diyerek eleştirilerimize set çekmeye çalışan Yeni Demokrasi yine kendi ağzıyla ifade ederek itiraf ediyor ki, soruna müdahale etme çağrısında bulunuyor!? Ama şu şartla, kendi lehine olan durumda ve kendi lehine müdahale edilmesi çağrısında bulunuyor. Yani, yaptıkları çağrı temelinde müdahale iç sorunlara müdahale olmuyor ama bunun dışında müdahale-eleştiri iç sorunlara müdahale oluyor. Madem iç sorundur ve eleştirmemiz yanlıştır, neden müdahale edin çağrısında bulunuyorsun? İç sorun mu değil mi, eleştirelim mi eleştirmiyelim mi, karar vermeli Yeni Demokrasi. İşte Yeni Demokrasinin durumu bu!

Eleştiri yürütülürken, eleştirilere karşı savunulan şey sorunun iç sorun olduğu ve müdahale edilmesi şeklindeydi Yeni Demokrasi‘nin tavrı. Ama yukarıdaki sözlerinde ne diyor; parti içi sorun olmaktan çıkmış, parti dışına çıkmıştır!!! Sorunu tanımlamakta sancı çeken Yeni Demokrasi, hangi değerlendirmesini dikkate almamızı istemektedir, karar versin… Eleştirilere karşı ‘‘iç sorun‘‘ kalkanı, ama işine geldiğinde ‘‘dış sorun‘‘ tarifi… Tahrifat, ne yazık ki Yeni Demokrasi’nin Kolektife eleştirilerinin de anlayış ve suçlamalarının da temel tarzı olmuştur…

Devam edelim Yeni Demokrasi hikayelerine. Bakın ne diyorlar, nasıl yalandan medet umacak kadar acizleşiyorlar. Acizleşiyorlar çünkü, Kolektif‘e iftira atma pahasına saldırıp sakınmadan ‘‘ideolojik küçülmesinden‘‘ bahsediyorlar…

‘‘… Sağ tasfiyeci grubun manipülasyonlarını esas alma ve Proletarya Partisini “kınama” konusunda pek gayretli olan Gazete Kolektif ve siyasi çevresi, bu konuya genel geçer birkaç cümleyle, ad belirtmeksizin, öznesinden yalıtarak değinmeyi tercih ediyor. Bu da bir sınıf karakteridir ve denk düştüğü bir ideoloji vardır. Tam da bu ideolojik küçülme halidir ki Kolektif’i sağ tasfiyeci grubun yalanlarının yaygaracılığına sürüklemekte, onu devrimci dürüstlük ve samimiyetten uzaklaştırmaktadır. Oysa tam da bu “devlete ve mafyaya başvurma” yöntemi -diğer şeyler bir yana- Kolektif’in devrimci dürüstlüğü ve samimiyetini ortaya koyması için önemli bir fırsat ve sınavdı. …‘‘

İdeolojik çürümenin taş ve betondan ibaret binalar için devrimci ilkeleri ayaklar altına alarak devrimcilere şiddet uygulayan anlayış ve pratiğe has olduğu su götürmez gerçektir. Kolektifi ekonomist yaklaşımla suçlayan Yeni Demokrasi, taş ve betondan ibaret maddi değerler uğruna, devrimcilere zor ve şiddet uyguladığını görerek, hangi değerleri koruduğunu ve hangi değerleri ezip geçtiğine bakmalıdır. Kolektifin değil ama Yeni Demokrasi’nin ideolojik çürümesinden bahsedilebilir ancak. Kolektifin değil, Yeni Demokrasi’nin ideolojik küçülmesinden söz edilebilir. ‘‘Çamur at yapışmazsa izi kalır‘‘ anlayışıyla Kolektifimize çamur atmak ve iftirada bulunmak bu küçülmenin tezahürü ve göstergesidir. Acizlik ve siyasi sersemliktir…

Dürüstlük ve samimiyet, devrimci norm ve ilkeler karşısındaki tutumda açığa çıkar, mesnetsiz yakıştırmalar ve aymazca saldırılar gerçeği karartmaz. Kolektifin samimiyet ve dürüstlük sınavına ihtiyacı yoktur. Buna muhtaç olan Yeni Demokrasi’nin ta kendisidir. Kolektif samimi ve dürüsttür. Devrimci şiddete de, devrimci kültür ve değerler dışına taşan bozuk tüm tarzlara da eleştirisi ve tavrı somut ve istikrarlıdır. Başından beri tutarlı olarak savunduğu ve açıkladığı devrimci tavrı samimi ve dürüstür. Bunu karartmaya Yeni Demokrasi’nin yalanları yetmez. Dürüst ve samimi olmayan, şiddeti savunmakla savunamamak arasında zikzaklar çizen ve turnusol gibi renk değiştiren Yeni Demokrasi’nin tavrına içkindir. Sınıf karakteri burada açığa çıkar, sınıf karakteri devrimci sınıf güçlerine şiddet uygulamakta açığa çıkar, sınıf tavrı devrimci yapılara sorumsuzca ve şuursuzca saldırıp hakaret etmekte, çarpıtma ve iftirada bulunmada açığa çıkar…

‘‘Kolektif ve siyasi çevresi‘‘, açıktan yalan ve inkara sığınan Yeni Demokrasi’nin soyut iddialarına karşın, ‘‘ihbar‘‘ meselesinde net ve açık tavır almış, taraflara da bildirmiştir, tarafların hatalı dar yaklaşımlarını eleştiri vesilesi yapmıştır. ‘‘İhbar‘‘ tavrını ilkesel ve ideolojik bir kırılma olarak değerlendirmiş, özeleştirisi yapılarak düzeltilmesine dönük öneride bulunmuştur. Muhataplar bu kapsamdaki yaklaşım ve eleştirilerimize tanıktır. Burjuvazinin hakem olarak çağrılması veya bu yola başvurulması devrimci ilkeler açısından kabul edilemez bir tavır olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki, buna koşut olarak bu zemini doğuran sorunlu-hastalıklı yaklaşımlara ve bu yaklaşımların payına da dikkat çekmiştir. Sebepsiz gelişmeden söz edilemeyeceğine göre, yaşanan gelişme mahkum edilirken bu gelişmeyi yaratan şartların da dikkate alınmasını diyalektik metot ve tavır olarak ortaya koymuştur. Yeni Demokrasi’nin hazmedemediği nedir? Yalana ve inkara başvurmasının nedeni nedir?

‘‘Anlamayana davul-zurna az, anlayana sivri-sinek saz…‘‘

Yeni Demokrasi, Kolektif‘dan alıntı yaparak, Kolektif‘in son derece açık olan ifadelerini ve anlayışını anlaşılmaz görüp ne denmek istediğini ve neyin hedeflendiğini anlamadığını söylüyor. Alıntıladığı ve anlayamadığı ya da neyin hedeflendiğini seçemediği Kolektif’in söyledikleri şunlar:

“Parti-örgütü koruma, örgütün ve halkın değerlerini koruma adına, bu değerlere en büyük zararların verildiği anlaşılmamakta, görülmemektedir. Herkes partiyi-örgütü koruma noktasında aynı hakka sahiptir. Koruduğu müddetçe kimse bu zeminden ve değerlerden men edilemez. Parti-örgütün çıkarlarını, değerlerini ve hatta birliğini koruma adına burjuva yoz yöntemler ve devrimci anlayışla bağdaşmayan metodlar kullanamaz.” (Gazete Patika)

Yapılan alıntıya Yeni Demokrasi’nin bazı sözleri şöyle; ‘‘Totoloji yapmayı çok seviyor Patika. Anlaşılmaz, hedefsiz, genellemeci söz dizinleri… Yazıdaki bu bölüm okunduğunda yazarın ne demek istediği, neyi hedeflediği pek anlaşılmamaktadır… ‘‘… Zira eleştiri, kendi dışında bir örgütün iç işleyişinde ortaya çıkan sorunu hedeflemektedir…‘‘ (Yeni Demokrasi)

Bunda anlaşılmayacak hiç bir şey yokken, hedeflenenin ne olduğunu ve anlatılmak istenenin ne olduğu gayet açık ve nettir. İş o ki, Yeni Demokrasi olağan ve objektif yaklaşarak ve yazılanı olağan çıplaklıkta okuyarak anlama kabiliyeti göstermekten imtina ederek, ‘‘öküzün altında buzağı arama‘‘ ısrarını sürdürmektedir. Açık değil mi; örgütü koruma ve halkın değerlerini koruma adına devrimciler arasında şiddet yöntemine başvurularak ve öte taraftan burjuva yoz yöntemler kullanılarak, bu değerlere büyük zararların verildiği görülmemektedir değerlendirmesi yapılıyor… Bu açıktır. Eğer anlaşılmaz bulunuyorsa, bu Yeni Demokrasi’nin algı sorunudur, yazarı bağlamaz. Anlayabilseydi zaten bu zararlı anlayışlarında ısrar etmezdi… Daha ne diyor alıntıda; örgütü ve halkın değerlerini koruduğu müddetçe her kes bu değerleri koruma hakkına sahiptir ve kimse bu zeminden men edilemez diyor… Bu da açık. ‘‘Anlamayana davul-zurna az, anlayana sivri-sinek saz.‘‘

İsterse ayrılmış olsunlar, eğer ayrılmış olan bu devrimciler halkın değerlerini savunuyor, savunmayı görev ediniyorlarsa buna yasak koymak ve hatta ayrılmış olup savunmaya devam ettikleri parti-örgütün değerlerini koruyorlarsa buna yasak koymak doğru değil, anlamsızdır. Örneğin partinin propagandasını yapıyorlarsa, neden yapmasınlar, yapsınlar. Anlayış ve ilkelerini savunup örgütlüyorlarsa, neden yapmasınlar, yapsınlar. Bunda elbette ideolojik vb. eleştiriler yürütülebilir. Partinin temsili, savunusu vb. meselelerinde eleştiri ve görüşler ileri sürülebilir… Ama bunda yasakçı, ipotekçi ve zora dayalı metotlar kullanmak doğru olmaz. Özcesi, söylenenler bunlar. Ve bu anlayışlar, somut tutumlara denk gelen somut muhtevaya sahip olmakla birlikte genel sorunlar kapsamında ele alınıp işlenmiştir. Yarası olanlar da elbette konu edilmiştir hatalı tavırları özgülünde ama esasta da genel bir anlayış ve yaklaşım resmedilmeye çalışılmıştır. Ne ki, gocunanlar her şeyi kendi üzerine alarak kendi dışındakilere atfen söylenenleri göremiyor, genel anlayış çerçevesinde değerlendirmiyor. Bundandır ki, ne hedeflendiği, ne anlatılmak istendiğinde zorluk çekiliyor ama son tahlilde kendisini dünyanın merkezine koyduğu için her şeyi üzerine alıyor Yeni Demokrasi. Sakıncası da yok, alsın… Belki ‘‘biriken çöp yığınını‘‘ mütalaa ederkenk kolektifimiz sancısını unutup kendisine de ayna tutar. Ve belki, ‘‘Devrimciler arası hukukun berhava‘‘ olmasında-edilmesinde, kendisinden ayrılan devrimci guruba reva gördüğü ‘‘kıymetli‘‘ hukukun rolünü ve ağır bir sancı sebebi gördüğü hareektimize karşı tutumunda sergilediği devrimciler arası hukuka uygun normlarının payını da müşaade eder…