SMF: Garbis Altınoğlu’nun anısına saygıyla

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) Garbis Altınoğlu’nun yaşamını yitirmesi ile ilgili kısa bir açıklama paylaştı SMF yaptığı açıklamada; “Garbis Altınoğlu, zulme ve sömürüye karşı mücadelenin ağır bedellerini kabul etti, ezilenlerin yanında kaldı ve doğa yasasının davetiyle aramızdan ayrıldı” ifadelerine yer verdi

SMF (16-10-2019) Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Garbis Altınoğlu’nun yaşamını yititmesi ile ilgili kısa bir açıklama yayımladı. “Garbis Altınoğlu: Anısına saygıyla” başlığını taşıyan açıklama şöyle;

“Garbis Altınoğlu, zulme ve sömürüye karşı mücadelenin ağır bedellerini kabul etti, ezilenlerin yanında kaldı ve doğa yasasının davetiyle aramızdan ayrıldı.

1946 da Amasya’da doğan Garbis Altınoğlu, 12 Mart askeri faşist darbesi döneminde Boğaziçi üniversitesinde öğrenim görmekteyken politik faaliyetleri sebep gösterilerek tutsak edildi.  İbrahim Kaypakkaya hareketiyle tutsaklık koşullarında birleşen Garbis Altınoğlu, 1974 ki “af” yasası ile tahliye oldu. TKP-ML’nin 1976’da yaşadığı ayrılıkta, Garbis, TKP-ML Hareketi olarak kamuoyuna deklere edilen siyasi harekette yer alarak mücadeleye devam ederken; 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğü döneminde yeniden tutsak düştü. Onun 12 Eylül işkencecilerinin ilgisini çeken özelliği, devrimci olmasından başka Ermeni milliyetine mensup biri olmasıydı. Bu kimlik, 12 Eylül işkencehaneleri ve zindanlarında işkencecilerin onu adeta bir kobay gibi karşılamalarının nedenine dönüştü. Daha sonra, ona işkence yapan polislerden birinin Nokta dergisindeki anlatımları ve yakın zamanda da kendisinin NTV’deki bir röportajında, yapılan bu işkenceleri, çok yerinde olarak, “Ölmeyi nasıl başaramadım, ben de merak ediyorum” cümlesiyle özetlemiştir. Garbis Altınoğlu, sosyalizm ve devrimci mücadeleye adadığı yaşamının işkence seanslarında ve hapishanelerde geçirdiği dönemlerde, sadece Ermeni ulusunun tarihsel acılarına saygısını korumakla kalmadı, yüzyılın başında Ermenilere yaşatılan bu acılar, yüzyılın sonundaki bu süreçte de taşıdığı Ermeni kimliği nedeniyle Garbis’e karşı devlet tutumunda adeta güncelledi.

Bir kalp krizi sonucu yitirmiş olmanın vesilesiyle Garbis’in yaşayanlara bıraktığı anılarından söz ederken, onun da maruz kaldığı ve genel olarak devrimci harekete bulaşmış çeteci eğilimlerin devrimci ilke ve değerleri acımasızca hırpaladığını da hatırlayarak, her tür burjuva değer, yöntem ve düşünüş tarzından arınmaya da azmetmek gerekir. İşçi sınıfı ve emekçi halkın sömürü baskı ve kölelikten kurtulması amacına yaşamlarını katmış ve değerler bırakmış devrimcilerin giderken yarattıkları boşlukları doldurmanın yollarından biri de budur. Devrimci safların içinden pratikleşmiş durumlar olarak, düşünce ayrılıkları sürecinde ortaya çıkıp devrimcileri inciten ve hırpalayan burjuva sistem esinlenmesi düşünce ve tutumları bu vesileyle hatırlamak ve onlara karşı ilkeli bir tutum geliştirmek, devrime değerler katmış devrimcilerin anılarına bağlılığın gereklerindendir.

Hem mücadeleci hem direnişçi hem de mazlumdun Garbis…

Hatırlanacak, öğrenilecek ve hatırlandıkça sana yaşatılanlara öfkelenecek halkın yaşamında kalacaksın.

Anılarına saygıyla…”

Frankfurt’ta ” Söz, Yetki, Karar Halka” Etkinliği Başarıyla Gerçekleştirildi

Frankfurt ADHK  tarafından organize edilen ‘’ Söz Karar Yetki Halka’’ etkinliği başarıyla gerçekleşti  Yoğun bir kite çalışmasının ardında  Frankfurt’ta 13 Ekim 2019 Pazar günü  halkçı, devrimci yerel yönetimler anlayışını kitlelerle buluşturma, geliştirme ve güçlendirme amacıyla gerçekleştirilen etkinlik amacına uygun bir şekilde kitlesel  ve yoğun ilgiyle gerçekleştirildi

FRANKFURT (15-10-2019) Etkinlik daha güzel ve yaşanabilinir bir dünya yaratmak için ölümsüzleşen  halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm  mücadelesinde yitirdiklerimiz anısına  yapılan saygı duruşuyla başladı. Tertip komitesi tarafından mevcut emperyalist –kapitalist saldırganlığa ve faşist Türk devletinin bu dünya sisteminin gerici bileşeni olarak Rojava’ya yönelik işgal, ilhak ve talan savaşına giriştiğine dikkat çekerek, emperyalist-kapitalist gericiliğe ve faşist Türk devletinin Rojava işgaline karşı  bulunduğumuz her alanda mücadeleyi yükletmeyi ve dayanışmayı büyütme çağrısında bulundu.

Etkinliğin kültürel bölümü ilk olarak Seranet Ezgican’nın sahne almasıyla devam etti. Bir birinden   güzel bir çok dilden söylediği marş ve türküleriyle  beğeni ve ilgiyle dinlenen Seranet Ezgican, Rojava’ya ilişkin verdiği dayanışma mesajı  katılımcılar tarafında coşkuyla karşılandı. Seranet Ezgican’nın ardında  söylediği güzel zazaca ve Kürtçe klamlarıyla  Musa Baki sahnede  yer aldı. Program Meddet Aslan  Müzik Akademisi  öğrencilerinden Işıl, Dilera, Frat, Eren ve Tayfun tarafından Kürtçe, Türkçe dilerinde ilgi ve beğeniyle dinlenen türkü ve marşlarla  etkinliğe renk katılar. Etkinlik programının birinci bölümü YÇKM tarafından hazırlanan  yerel yönetimler deneyimlerini  ele alan ‘’ Topraktan Göğe’’ belgesel filmi katılımcı kitleler tarafında ilgiyle izlendikten sonra, etkinlik programı ikinci bölüme geçmek için ara verildi.

Söz, Yetki, Karar Halka etkinliğinin ikinci bölümü planlandığı gibi panel şeklinde başlatıldı. Panel başlamadan önce, panelist olarak etkinliğe davetli olan Mut belediye seçimlerinde SMF adayı olan Devrim Şimşek vize alamadığından kaynaklı  Skype üzerinden bağlanarak katılımcıları selamlayarak etkinliğe katılamamanın nedenini açıkladıktan sonra kısaca  Mut’taki yerel  yönetimler çalışması ve kooperatif çalışmaları hakkında  bilgilendirme ve deneyimlerini aktardı.  Daha sonra etkilikte hazır bulunan SMF / HDP ittifak milletvekili Dilşat Canbaz Kaya, Dersim Belediye Başkanı  F. Mehmet Maçoğlu’yla  panele geçildi. Panel, Moderatörlüğünü  ADHK temsilcisi Mazlum Ceylan’nın  açılış konuşmasıyla başladı. Kısaca Dünyada, Ortadoğu’da, Türkiye / Kuzey Kürdistan’daki gelişmelere  dikkat çeken Mazlum Ceylan, bu gelişmeler karşısında örgütlenmenin önemine dikkat çekerek ‘’ hangi devrimci, demokrat, ilerici kurum olursa olsun mutlaka kendimize yakın olanın içinde örgütlenelim’’ dedikten sonra  sözü ilk önce  Dilşat Canbaz Kaya’ya verdi.

Dilşat Canbaz Kaya katılımcı kitleyi selamladıktan sonra Türkiye /Kuzey Kürdistan’daki mevcut faşist uygulamalara ve  somut güncel duruma ilişkin  somut örnekler vererek  mevcut durumu izah ettikten sonra, Rojava’ya yönelik işgal savaşına, kadın mücadelesine ve kadın cinayetlerine, Sosyalist ve Kürt kurumlarına yönelik devlet politikaları konularında kitleleri bilgilendirdi. Canbaz konuşmasına tüm bu uygulamalar karşısında  birleşik mücadele etmenin önemine dikkat çekerek konuşmasını  sonlandırdı.

Panelin ikinci konuşmacısı Dersim Belediye Başkanı F.Mehmet Maçoğlu  sözlerini   Zazaca ve Türkçe  olarak kitleyi selamlayarak Dersimde selamlar getirdiğini belirterek başladı. Daha sonra  konuşmasını yerel yönetimler anlayışını ve bunun  pratik sonuçları hakkında detaylı  örnekler vererek konuşmasını sürdürdü. Özelikle kooperatifçilik  çalışmalarının önemine  değinen Macoğlu, üreticiden tüketiciye ulaşan ürünlerin kapitalist sistemdeki  işleyişine ve bunun yaratığı fiyat farkına dikkat çekerek , kooperatifçiliğin önemine vurgu yaptı.  Maçoğlu konuşmasına  muhalif belediyeler üzerindeki devlet baskısı ve kayyum politikalarına değinerek  tüm zorluklara karşı çalışmalarını sürdüreceklerini  insanların  daha iyi ve daha onurlu yaşama  hakkını  savunmaya  ve buna uygun çalışmaları yapmayı sürdüreceklerini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

Panel daha sonra   katılımcı kitleden sorular alınarak soru cevap biçiminde sonlandırıldı. Etkinlik programı son olarak  koma Se bra sahne alarak güzel Kürtçe ve Türkçe ezgiler söyledikten sonra, tertip komitesi tarafından katılımcı kitleye ve destek dayanışmasında bulunan  devrimci ve dost kurumlara teşekkür edilerek  sonlandırıldı.

Bulut: Anlaşma savaşın seyrini değiştirebilecek bir gelişme

İSTANBUL -(15-10-2019)  Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetim ile Suriye Hükümeti arasında yapılan anlaşmayı değerlendiren Ortadoğu uzmanı Faik Bulut, anlaşmanın savaşın seyrini değiştirebilecek bir gelişme olduğunu vurguladı

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırısı devam ederken, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Suriye Hükümeti arasında önceki gün sınır güvenliğine ilişkin anlaşma yapıldı. Anlaşma kapsamında rejim askerleri, Girê Spî’nin Eyn Îsa ilçesinden geçerek uluslararası M4 Karayoluna konuşlandı. Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları ve bundaki amacı ile Özerk Yönetimi’nin Suriye Hükümeti ile yaptığı anlaşmayı Ortadoğu uzmanı yazar Faik Bulut değerlendirdi.

‘TAMPON BÖLGE OLUŞTURMAK İSTİYOR’

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyon yapmasının ilk nedeninin Kürtlerin siyasi varlık alanını hedef alan ve bunu tümüyle ortadan kaldırmaya dönük olduğunu belirten Bulut, Türkiye, “Milli güvenliğim tehdit ediliyor” dediği şeyin bu olduğunu vurguladı. Türkiye’nin ikinci hedefine değinen Bulut, “Türkiye oranın demografisini değiştirmek, mültecileri oraya yerleştirmek istiyor. Bu Afrin’den başlayan belki Şengal’e kadar uzanacak olan bir projedir. Genel olarak “Fırat’ın Doğusu” deniliyor ama Fırat’ın batısı buna dahildir. Türkiye burada kendine bir tampon bölge oluşturmak istiyor. Bölgede uzun zamandır çekilmek istemiyor” diye belirtti.

‘ELİNİ GÜÇLENDİRMEK İSTİYOR’

Bulut, üçüncü nedenin uluslararası bir anlaşmanın olması halinde Türkiye’nin oradaki masaya eli güçlü bir şekilde oturmayı hedeflemesi olduğunu söyledi. Türkiye’nin Suriye ordusuna alternatif bir ordu kurmasının o bölgeden çekilmemesi anlamına geldiğini belirten Bulut, “Türkiye Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) denilen grupları şimdi Milli Suriye Ordusu adı altında topladı. Yani Türkiye istediği kadar biz Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız desin ama toprak bütünlüğü için çalışan bir ülke kalkıp mevcut Suriye ordusuna alternatif bir ordu kurmaz. Yani bu kendi içerisinde çelişkili bir durumdur. Türkiye burada kurulacak her hangi bir masaya eli güçlü bir şekilde gitmek istiyor. Yani Türkiye elinde toprak, asker, milis güçleri ve yatırımların olmasını istiyor. Dolaysısıyla üç nedenden dolayı operasyon düzenlendi” ifadelerini kullandı.

‘DAİŞ İLE MÜCADELE ZARAR GÖRDÜ’

Türkiye’nin düzenlediği operasyonla birlikte DAİŞ ile mücadelenin zarar gördüğünü ifade eden Bulut, şunları söyledi: “IŞİD dediğimiz örgüt zaten kamptayken bile dışarıdan içeriye silah sokmuştu.  Hatta Hol kampındaki İŞİD’li kadınlar içeride bir kadını da idam etmişlerdi. Hatta bir ara DSG’nin güvenlikçilerine de saldırmışlardı. Demek ki bunların dışarıyla bir bağlantıları vardı.  Bunlar Türkiye’nin operasyonundan faydalanarak iki yerde bombalar patlattılar. IŞİD’in serbest kalması kimin işine yarayacak? Türkiye’nin işine yarayacak. Çünkü bunlar sokağa dökülünce DSG’ye karşı savaşacak. Bu hem ÖSO’cuların işine yarıyor hem de Türkiye’nin işine yarıyor. Türkiye’de bu işlerle uğraşan, deyim yerindeyse o bölgede seferberlik yapan, o bölgede bu örgütlerle görüşen, onlarla hareket eden güçler biçimsel olarak belki IŞİD’i benimsemezler ama özünde İŞİD’çileri kendi askerleri gibi kullanabilirler. En basitinden ‘tövbe etti ve geldi ÖSO’nun şemsiyesi altına girdi’ denilebilir. Sanki ÖSO’nun şemsiyesi altındakiler çok iyiymiş gibi. Onların IŞİD’ten, El Kaide’den hiçte az kalır bir yanı yok.”

‘SAVAŞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRİR’

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Suriye Hükümeti arasında yapılan anlaşmayı da değerlendiren Bulut, bu gelişmenin Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) elinde daha önceden de bir alternatif olduğunu ancak Suriye Hükümeti’nin buna yanaşmadığını ifade etti. Rusya’nın araya girmesiyle orta yolun bulunduğunu söyleyen Bulut, “Burada güç birliği üzerinden bir anlaşma yapıldı. Bu güç birliğinden kim ne aldı kim ne verdi bilmiyoruz ama en azından ortak hareket etme üzerinden bir anlaşma yapıldı. Bu gelişme çatışmaların ve operasyonun seyrini değiştirebilecek bir gelişme olabilir. DSG yetkilileri de ABD’lilere sert bir şekilde ‘bize sırtımızı döndünüz. Dolayısıyla sizden bize hayır yok. Biz de Rusya seçeneğine yöneliyoruz’ dediler. Onu da yapmış oldular. Şimdi burada konu ABD’nin ileride tavrı ne olacağıdır. ABD bundan sonra Türkiye’nin önünü açar mı bilmem ama eğer Rusya ile bir anlaşma olmuşsa bu sefer Rusya hava sahasını kapatabilir. Suriye ordusu ve Kürt güçleri de ortak bir direnme mevzisi kurabilirler. Bu da savaşın, operasyonun seyrini değiştirir” ifadelerini kullandı.

‘DSG’YE MEŞRUİYET KAZANDIRDI’

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ile Suriye Hükümeti arasında yapılan anlaşmanın aynı zamanda DSG’ye de meşruiyet kazandırdığını vurgulayan Bulut, “Suriye ve  Rusya hatta İran’la yapılan anlaşma DSG’ye meşruiyet kazandırmıştır. Gördüğüm kadarıyla Türkiye, Suriye’deki planını uygulamakta kararlı. Ancak Türkiye operasyonlarına devam ederse Suriye rejimi ile karşı karşıya kalabilir. Suriye’nin yanında Rusya ve İran olduğu zaman Türkiye hem diplomatik, hem de siyasi açıdan bir denge değişikliğine gidebilir. Türkiye yine girişimlerde bulunur ama cephede eğer ilerleme sağlayamazsa bu Türkiye’nin işini de zorlaştırır. Ki Suriye ile bir çatışmanın içerisine girilmesi halinde Rusya her şekilde Suriye’yi destekleyecektir. Zaten Putin de yaptığı açıklamayla ‘Bütün yabancı güçler bu bölgeden ayrılmalıdır’ dedi. Putin bu tavrında devam ederse Türkiye manevra alanının kısıtlanması anlamına gelir. Oluşan ya da oluşacak denge Türkiye lehine olmayacağı da açıktır” şeklinde konuştu.

 MA / Ferhat Çelik 

Paris’te On binler Faşist Saldırganlığa Karşı Yürüdü!

PARİS (13-10-2019)  Komprador faşist hakim sınıflar devletinin, “Barış Pınarı Harekatı” adını verdiği işgal operasyonuna karşı on binlerce kişinin katıldığı yürüyüş République meydanında başladı Saat 14:00’de meydanda toplanan on binler saat 16:00’da Châtelet’ye doğru yürümeye başladı. “Katil Erdoğan”, “Diktatör Erdoğan”, “Bijî Berxwedana Rojava”, “Kürdistan Faşizme Mezar Olacak” sloganları hep bir ağızdan atıldı. Yürüyüşün bitim yeri olan Châtelet’de, Paris Demokrasi Platformu ve Fransalı kurumlar adına konuşmalar gerçekleştirildi. Rojava ile dayanışmaya devam etmek gerektiği, emperyalistlere asla güven duyulamayacağı vurgulandı.

Köln’de Onbinler Bijî Berxwedana Rojava diye haykırdı

Faşist Türk devletinin Rojava işgaline karşı günlerdir Avrupa’nın çeşitli alanlarında yapılan protestolara NRW merkezi bir miting ve yürüyüşle kitleler Kölnde buluştu

Köln (13-10-2019) Yoğun sloganlarla protesto edilen faşist Türk devleti bu yenilgiyi tatmaktan kurtulamayacaktır. Bugün Rojava’da ki gerillanın silahına mermiyiz,  Bijî Berxwedana Rojava, Bijî Berxwedana YPG sloganlar ile Deutz merkezden yürüyüşe geçen kitle tekrar miting alanına geldiğinde kitle katılımı on binleri aştı.

Miting alanında  ADHK adına konuşan konuşmacı işgale karşı halkların ortak direnişi üzerine vurgular yaparak Rojava direnişini selamladı. Bunun yanı sıra MLPD ve Kürt örgütlerinin de konuşmacı olarak katıldığı miting başarıyla sonuçlandı.

Frankfurt’ta binler Rojava’ya yönelik işgale, talana, faşist saldırganlığa karşı  alanlardaydı

Frankfurt (13-10-2019) Faşist Türk devletinin Rolava’ya yönelik işgal ve talan  saldırganlığına karşı Frankfurt’ta  binler sokaklara indi Çok sayıda demokratik, devrici, sosyalist, savaş  ve işgal karşıtı  kurum ve örgütlerin çağrısıyla Rojava’ya yönelik Faşist Türk devletinin işgal ve talan saldırganlığına karşı kitleler sokaklarda protesto eylemleri gerçekleştirdi.  Saldırının ilk gününde  başlayarak  yapılan eylemlerin sonuncusu 12 Ekim Cumartesi  günü binlerce kitlenin katıldığı yürüyüş ve miting şeklinde gerçekleştirildi.

Frankfurt  merkezi  tiren garında  toplanan binlerce  kişi tek bir yürek ve öfkeyle   Rojava’ yla enternasyonal dayanışma  içerinde bulundular.  Yürüyüş boyunca yapılan konuşmalar ve atılan  sloganlarla  Faşist Türk devletinin işgalci,ilhakçı ve talancı saldırganlığı teşhir edilirken, Rojava’da oluşan demokratik sistem ve kazanımlarının savunulmasına yönelik çağrılarda bulunuldu.  Protesto yürüyüşü daha sonra Römer meydanında miting şekilde devam etti.  Tüm Kürdistan ve devrim şehitleri için  yapılan saygı duruşunun ardında,  yapılan konuşmalar ve söylenen marşların ardında eylemlerin işgal devam ettiği süre boyunca devam edeceğini çağrısı yapılarak  miting sonlandırıldı.

“Fırat’ın Doğusuna” Saldırının Özeti: “Stratejik Derinlik” Düşünden Stratejik Bataklığa Doğru!

SMF (10-10-2019) AKP iktidarı tarihsel sömürgeci kültürün üzerine oturmuş bir diktatörlük sistemi olarak, hükümet ettiği koşulların tarihte kaldığını kabule yanaşmıyor ve geçmişin fetihçi bilinçaltı hatırlatmasıyla boğuşup duruyor “Kendi Kürtleri”nin kanını döküp durması yetmemiş gibi şimdi de Rojava’nın başına çullanma fırsatı yakaladığını düşünerek, ordularını sınıra yığmış “Fırat’ın doğusuna” giriyor.

Bir yönüyle iç politikanın krizine cevap olmaya kitlenmiş AKP-MHP faşist iktidarı, sınır içinde yarattığı işsizlik, açlık, hukuksuzluk ve zulümden ibaret bataklığı, sınırın dışına kanlı hamleler yapmak yoluyla kurutacağını umuyor. İktidar Rojava halklarını terörist göstererek, kendi bataklığından kurtulmanın olanağına tahvil etmeye çalışıyor. AKP-MHP savaş hükümeti gerçekleri perdeleme ve çarpıtmak yoluyla yarattıkları, puslu atmosferde çaldırdıkları savaş tamtamlarını neredeyse “kutsal sesler” diye yutturma çırpınışı içinde; düne kadar “diktatör, hukuksuz, yalancı, BOP eş başkanı” diyen tüm “muhalefet” görünümlü sermaye partilerine bu argümanlarını da unutturarak, ne manaya geldiği belirsiz bir “milli birlik” fotoğrafını da tarihin kayıtlarına geçirdiler.

İstiyorlar ki kimse soru soracak düşünme zamanı ve takati bulmasın. İstiyorlar ki, geçmişte bugünküne benzer saldırganlıklara cüret edenlerin ülkeyi düşürdükleri duruma tarihin kestiği faturanın bugün daha ağırlaşarak geleceğini düşünüp endişelenmesin. Ne var ki gerçek hayatın yasaları bunların hiçbirine uymuyor, uymayacak. Hiçbir hakları olmadığı halde Rojava Kürtlerinin yurtlarını tank paletleriyle çiğnemeye niyet eden savaş koalisyonunun sorumlularına tarih, umdukları değil yaptıklarının faturasını kesecektir.

Tankları Rojava halklarının üzerine süren diktatörlük bu dizginlenemez öldürme iştahlarıyla her tür insani ve ahlaki değerden yoksunlaşmanın da bayrağını kaldırıyorlar. AKP-MHP savaş kliği bu işgalle Türkiye halklarının geleceğine, birbirlerinin kanını dökmeye şartlanmış kutuplaşmaları mayalıyor. ABD, emperyalist büyük Ortadoğu projesinin stratejisi olan halklar arasındaki doğal her tür farklılığı “kaşıyarak çeliştirmek” görevini Türkiye’ de de sonuca götürmeyi bizzat bu iktidar eliyle yapıyor.
“Fırat’ın doğusunda veya batısında ne işiniz var?” sorusuna, “Ülkenin geleceğini garantiye almak ve terör tehdidini savuşturmak” diye cevap veriyorlar. Oysa sorulduğu halde duyulması bastırılan ana soru şudur: Kobane kuşatmasından itibaren Türkiye’nin güney sınırları boyunca IŞİD canilerine karşı savaşa savaşa kendi iradelerini can güvenliklerinin yegâne garantisi olarak inşa eden Rojava halkının şimdiye dek Türkiye’ye karşı tehdit anlamına gelecek tek silah patlatılmış mıdır? Patladı; diyecek tek bir yetkili ve patladığına kanıt olacak tek bir silahta olmadığına göre, aksine birkaç yıl önçe MİT Başkanı’nın “gerekirse sınırın o tarafından dört beş roket göndertiriz” sözüne bu ülkede yaşayan her kişi şahitken AKP-MHP iktidarının hala uluslararası hukuk nezdinde egemen bir ülke olan Suriye sınırlarını aşarak, Suriye halklarının iradelerine açacağı savaşın ne tur bir gerekçesi ve meşruiyeti olabilir ki?

Kuşkusuz bizler açısından bu sorunun birden fazla cevabı vardır ve bunların içinde en can alıcı olan birkaçı da şudur:

İlki, bu işgal girişiminde Türkiye halklarının en küçük bir çıkarı yoktur, o kadar ki daha tankların sınıra yönlendirilmesiyle aynı anda benzine, elektriğe, doğalgaza ve demir yolları ücretlerine getirilen yüzde yirmiyi bulan zam, savaşın kimin cebini boşalttığını ve maliyetinin hangi sosyal kesimlere kesildiğini gösteren en tartışmasız kanıttır. Aynı şekilde 301 madencinin öldüğü katliamdan sonra işten çıkarılan, beş yıldır ödenmeyen tazminatlarını almak için Ankara’ya yürüyen ve jandarma tarafından yolları kesilen Soma maden işçileri de başka çarpıcı bir örnektir. Savaşa, işgale para var ama işe, aşa, maaşa ve hak edişe hiçbir şey yok! Dolayısıyla yalandan ve aldatmadan ibaret işgal gerekçelerinin sakladığı asıl gerçek, Türk egemen sınıflarının ana korkusu olan Rojava Kürtlerinin kendi kendilerini yönetme iradesinin Kürtlerin yaşadığı her yere yapacağı etkinin sonuçlarıdır. Yani amaç Kürtlerin kendi ulusal kimlikleri doğrultusunda yürüttüğü mücadelenin birleşik bir iradeye kavuşma ihtimalini sarsmak için çare olarak sömürgeciliği devam ettirmek ve yaymaktır.

İkincisi, ABD, İsrail, İngiliz emperyalistlerinin laboratuvar ürünü olan cihatçı örgütlerin dağılmasını engellemek, onları yeni bir savaş atmosferinde Kürtlerin üzerine salmaktır ki, zaten bu durum AKP ve Erdoğan’ın aynı zamanda ideolojik angajmanının gereğidir.

Üçüncüsü de, ABD emperyalizmi, kendileriyle ilişkisi dünya halkları nezdinde ortaya çıkmış IŞİD ve benzer cihatçı örgütleri Erdoğan’ın kollarına iterek, onları yeni bir sahada kullanma sırasına kadar bu algıyı unutturmak istemektedir. Asıl stratejik hedef de şartlar ve zaman olgunlaştığında “Büyük Ortadoğu Projesi” eş başkanı Erdoğan planlamasında yirmi yıldır tarihsel, sosyal, inançsal farklılıkları kutuplaştırmak yoluyla olgunlaştırılan çelişmeleri patlatarak onun yönettiği coğrafya üzerinde planı tamamlamaktır. Gelişmelerin varacağı son durak burasıdır. Bunun başarılması halinde gerçekleşebilecek sosyal bir “uyanışın” ise yıkımı engellemesi şöyle dursun, bu kez emperyalist merkezler “terörü besleyen ülke” olarak Türkiye’yi adreslerken tartışmasız kanıtı olarak, “Fırat’ın doğusuna operasyon” iznine karşılık IŞİD ve benzeri cihatçı örgütlerin sorumluluğunu aldığını ilan eden Erdoğan’ı gösterecektir. Bu operasyon iznini koparmanın karşılığında Erdoğan IŞİD’in yetmiş seksen bin kişiyi bulan mevcudunun sorumluluğunu almış ve ABD Başkanı Trump’a, “Merak etme onlar bende!” demiştir.

Bu sürece ve işgal hazırlıklarına karşı SMF olarak tutumumuz nettir:

Fırat’ın doğusu da güneyi de orada yaşayanlardan başka kimsenin tapulu malı değil, orası tamamıyla ve amasız olarak orada yaşayanların yurdu, toprağı, yaşam yeridir. Rojava halkları her türlü işgal girişimini boşa çıkardı, bundan sonrakilerini de boşa çıkaracak; direnerek kazanacaktır. Türkiye’nin işçileri, emekçileri ve ezilen halkları, emperyalistler ve onların uşakları savaş baronlarının yanında değil, kendi meşru yurtlarını, yaşam alanlarını ve evini savunan Rojava halkının yanında olacaktır. Emperyalizme, kapitalist talana ve sömürgeciliğe karşı enternasyonal dayanışma büyüyecek; ilhak, işgal ve sömürgecilik kaybedecektir.

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

10 EKİM 2019

Ankara Katliamın 4’üncü yılında yaşamını yitiren 103 karanfil anıldı

Ankara Gar katliamının dördüncü yılında yaşamını yitirenler anılırken, yaşamını yitirenlerin yakınları alanda bulunan CHP’li vekilleri “Savaşa neden evet dediniz” diyerek yuhaladı Ayrıca yürüyüşte Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgale karşı “İşgale hayır barış hemen şimdi” sloganları ile protesto edildi

HABER MERKEZİ (10-10-2019) 10 Ekim Katliamının 4’üncü yılında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği (TTB), Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin çağrısıyla yüzlerce kişi Ulus Metro İstasyonu önünde bir araya geldi. Anmaya katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ve yaralıların yanı sıra Hakların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri ile demokratik kitle örgütleri katıldı.

 ‘İşgale hayır’ sloganına müdahale 

Yürüyüş devam ederken kitlenin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgale karşı “İşgale hayır barış hemen şimdi” sloganını atmasıyla birlikte polisle eylemciler arasında kısa süreli gerginlik yaşandı. Çevik kuvvet bir süre alanda durduktan sonra eylemcilerin itirazı sonrası alandan çıkmak zorunda kaldı. Garın önüne gelen kitle, yaşamını yitirenlerin isimlerinin okunmasıyla, “yaşıyor” diye bağırdı. Katliamın yaşandığı saat 10.04’te saygı duruşuna geçen kitle alkış ve sloganlarla yaşamını yitirenleri andı. Anmaya katılımcıların isimlerinin okunduğu sırada CHP’yi duyan katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları, yuhalamalarla CHP’ye tepki gösterdi. “Savaşa evet diyen bir partinin burada işi yok” diye tepkilerine devam eden kitle ve CHP’liler arasında kısa süreli gerginlik yaşandı.

‘Savaş çığırtkanlığına karşı barışı savunmaya devam edeceğiz’

Anmada kurumlar adına ortak açıklamayı ise TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz okudu. 4 yıl önce alanı barış sevgisi ile doldurduklarını dile getiren Emin, “Yine 4 yıl sonra ülkemizde savaş çığırtkanlığının yapıldığı bir dönemde buradayız. Bizler emperyalist saldırılara, savaş çığırtkanlıklarına karşı barıştan yana olmaya devam edeceğiz. Yaşasın hakları kardeşliği demeye devam edeceğiz” dedi.

’10 Ekim’i hala yaşıyoruz’

Ortadoğu hakları olarak yıllardır barış içerisinde yaşadıklarına dikkat çeken Emin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özgürce, eşitlik içerisinde bir arada yaşam mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Özgürlük, barış yolunda yitirdiğimiz tüm canlarımıza boynumuzun borcudur. Burada 4 yıl önce art arda patlayan 2 bomba 103 arkadaşımızı aldı. 500’den fazla kişi yaralandı. Aramızdan ayrılanları uğurladık ama geriye kalan bizler hala 10 Ekim’i yaşıyoruz. Hala bu meydanı kana bulayan o alçak saldırıyı yaşıyoruz.”

Katliamda sorumlulukları olan siyasilerin derhal yargı önüne çıkarılması gerektiğinin altını çizen Emin,  eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 7 Haziran ile 1 Kasım arasında yaşananlara dair sözlerini hatırlattı. Emin, “Bu bir itiraftır. Bu itiraf söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor. Bunları dava süreçlerine katmaya davet ediyoruz” dedi.

‘Burası yeniden düzenlenecek’

Belediyenin kararına rağmen alanın Demokrasi Meydanı yapılmamasını eleştiren Emin, şunları söyledi: “Ne yazık ki aradan 4 yıl geçti ama bir şey yapılmadı. Bizler 5 örgüt olarak uluslararası bir yarışma hazırlayacağız. Bu projeyi Kasım 2020’de bitirmeyi düşünüyoruz. Umarım vicdanı kararmamış tüm kesimler bu projenin hayata geçmesi için ellerinden geleni yaparlar. Siyasilere sesleniyorum, suçluları ortaya çıkarmazlarsa onlar da en az burayı kana bulayanlar kadar sorumludur”

“Bu meydanda kaybettiğimiz eşitlik barış ve demokrasi mücadelesinden şehit düşen tüm arkadaşlarımızı emanetine sahip çıkacağız” diyen Emin, mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

‘Benim oğlumu kim öldürdü Davutoğlu’

Açıklamanın ardından kitle sembolik olarak 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi. Katliamda oğlu Güney Doğan’ı kaybeden Mustafa Doğan oturma eylemi sırasında söz aldı. Ahmet Davutoğlu’na seslenen Mustafa, “Vicdan sahibi ise tüm bildiklerini açıklamalıdır. Çocuklarımızı kim öldürdü Davutoğlu soruyorum sana. Benim oğlumu kim öldürdü Davutoğlu” dedi.

‘Neden savaşa evet dediniz’ tepkisi

Ardından derneğin yaptığı sembolik anıtına karanfil bırakıldı. Bu sırada yine ailelerden biri CHP’li Özgür Özel’e dönerek “Neden savaşa evet dediniz. Niye sessiz kaldınız” diye tepki gösterdi. Yine başka bir kişi de “Halkı, beni nasıl koruyacaksınız? Orada kimi öldürüyorsunuz” dedi. CHP’li Özgür Özel’in cevap vermeyerek alandan hızlıca uzaklaşması dikkat çekti.

‘Savaşa evet diyenler buraya gelemez’

Kitle dağılmak üzereyken CHP’lilere yönelik öfke kitlesel tepkiye dönüştü. Bu sırada konuşan Ankara Alınteri gazetesi Temsilcisi Zarife Çamalan, “10 Ekim Katliamı da savaş fezlekeleri yüzünden oldu. Yoldaşlarımız, insanlık istediği için katledildi. Savaşa evet diyenler buraya gelemezler. Yüzleri yoktur. Burada 10 Ekim Katliamı, savaş politikalar yüzünden gerçekleşti” şeklinde konuştu.

‘İşgale evet diyenler utansın’

Yine katliamda yakını kaybeden başka bir birey ise, “Bu işgale evet diyenler utansın. Artık Kürtlere yönelik zulüm yeter. Siz insan değil misiniz” diye tepki gösterdi. CHP’ye yönelik tepkiler devam ederken polis müdahale edeceği anonsunda bulundu.

Anma slogan ve alkışlarla son buldu.(JINNEWS)

SYM; Faşist TC’nin işgal saldırılarına karşı alanlara!

Dün saat 16:00 itibarı ile “TC” faşist diktatörlüğünün başlatmış olduğu, sömürgeci-işgalci saldırılara karşı, en abiyene tabiri ile kendine “demokrat” diyen herkesin alanlara çıkıp bu saldırganlığa dur demesi gerekmektedir!

SYM ÜYE, TARAFTARLARINA VE TÜM AVRUPA  GENÇLİĞİNE

SYM (10-10-2019) Yaşadığımız Avrupa coğrafyasında, özellikle Alman emperyalizminin sattığı silahlar ve mali destekle ayakta duran “Saray” faşizmine dur demek için; Kürt, Arap vb. olmamız gerekmez. Haksız savaşlara karşı olan tüm Avrupalıların Ortadoğu’da soykırımvari savaş usulleriyle katledilen halklarla yalnızca dayanışma temelinde değil,eyleme geçerek fiili desteklerini göstermeleri enternasyonal devrimci bir görevdir.

Rojava sadece bölge halklarının değil, Türkiye-Kuzey Kürdistanlı ve Avrupalı devrimcilerinde kan ve can bedeli ile ilmek ilmek ördüğü devrimci bir coğrafyadır. Devrimci kazanımlara sahip çıkmak, gerici kuşatmayı kırmak için Kaypakkaya’nın ihtilalci ruhu ile yaşayan, Maoizm silahı ile ideolojik olarak yüklenmiş dünyadaki tüm insanlara açık çağrımızdır;

Mevzilerimizi tutmanın ve ilerletmenin, her nerede olursak olalım militan devrimci duruşla alanlara çıkmanın, feda ruhu ile ezilen halklar ve yoldaşlarımıza omuz vermenin günü ve zamanıdır.

SYM – Socialist Youth Movement

Faşist Saldırganlık Paris’te Protesto Edildi!

Komprador hakim sınıflar devletinin Rojava’ya dönük başlattıkları işgal harekatı, Fransa’nın başkenti Paris’te protesto edildi

PARİS (10-10-2019)  Paris Demokrasi Platformunun çağrısı üzerine, Demokratik Kürt Toplum Merkezinde toplanan yüzlerce kişi, buradan toplu halde Concorde meydanına geçti. Yaklaşık olarak 1-1:30 saat kadar burada kalan kitle, faşist T.C. devletinin Kürt ulusunun kazanımlarına dönük olan saldırı girişimini Türkçe, Kürtçe ve Fransızca olarak yapılan konuşmalarla ve atılan sloganlarla teşhir etti.

Daha sonra buradan Dışişleri Bakanlığına doğru yürüyüşe geçildi. Dışişlerine yakın bir mesafede durdurulan yürüyüşte Fransız milletvekilleri ve bazı kurum temsilcileri konuşma yaptılar. Fransa devletinin Suriye politikasında, T.C. ile yaşadığı karşıtlıktan ötürü Fransa polisinin “esnek” tavrı dikkat çekti.