Kadın Kurumlarından Avusturya Parlementosu işgali

VİYANA (13-11-2018) Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkını kazanmalarının ūzerinden tam 100 yıl geçti Tüm bu kazanılmış hakların ve seçme ve seçilme hakkının da kuşa çevrildiği gūnūmūzde bu haklarını korunması, geliştirilmesi ve görūnūr kılınması için Avusturya’da Emekçi kadın kurumları birlikte hareket ederek mūcadeleyi būyūtme çağrısıyla biraraya geldiler. Avusturya parlementosunu  kısa sūreli işgal eden kadın kurumları,­ Demokratik haklarını koruyacaklarını ve geliştireceklerini beyan ettiler.

Avusturyalı Demokratik Kadın Kuruluşlarıyla birlikte KOMintern Kadın İnsiyatifi, Yeni Kadın ve Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin de (Viyana) içinde olduğu kadınlar, Parlamento önūnde yapılan mitingte “birlikte daha gūçlūyūz, daha kararlıyız” mesajını verdiler. Demokrasi mūcadelesi Emekçi Kadınlarla būyūyecek denilerek miting sonlandırıldı.

Fikret Başkaya: AKP’yi seçimlerle püskürtmek zor görünüyor

Hamburg Demokratik Haklar Derneği tarafından düzenlenen “Ekonomik Siyasal Gelişmeler ve Görevlerimiz” konulu panelde konuşan Fikret Başkaya ekonomik ve siyasal alan başta olmak üzere Türkiye’de toplumun her alanında bir çöküş tablosunun yaşandığına dikkati çekti

HAMBURG (12-11-2018) Hamburg Demokratik Haklar Derneği tarafından düzenlenen “Ekonomik Siyasal Gelişmeler ve Görevlerimiz” konulu panelde konuşan Fikret Başkaya ekonomik ve siyasal alan başta olmak üzere Türkiye’de toplumun her alanında bir çöküş tablosunun yaşandığına dikkati çekti.

Dünyadaki ekonomik krizden Türkiye’nin de payını aldığını ifade eden Başkaya, “Türkiye’deki kriz ile dünyadaki kriz birbirinden ayrı şeyler değil. Şu anda Türkiye’nin çöküş tablosunu yaşıyoruz. Ancak AKP iktidarı gerçekleri gizliyor. Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya üye olmasıyla birlikte dış politika ve ekonomi tamamıyla ABD güdümlü hale  gelmiştir” dedi.

Türkiye’de parlamento diye bir şey yok artık

AKP’nin izlediği dinci-İslamcı devlet anlayışı sonucunda Türkiye’de siyasal anlamda da kriz yaşandığını vurgulayan Başkaya, “AKP iktidara ilk geldiği yıllarda islamcı-dinci damarını önce belli etmedi. AKP’nin cumhurbaşkanı çıkarabildiğini görmesi ve özellikle de 2010 Anayasa değişikliğini takiben AKP gerçek yüzünü gösterdi. Şu anda Türkiye’de demokrasiden bahsetmek mümkün değil. Parlamento diye bir şey kalmadı. Arada parlamenterlerin dayak yemesi dışında, bırakın bir kanun önerisini, kanuna ilişkin bir maddeyi dahi Meclis’ten geçiremiyorsunuz. Muhalefet partileri de bunu normal bir kriz gibi algılıyor. Oysa siyasal ve ekonomik kriz zannedildiğinden çok daha ciddi ve vahim” şeklinde konuştu.

Seçimlerle bu iktidarı püskürtmek zor görünüyor

Başkaya seçim ile AKP iktidarının düşürülmesinin mümkün olmadığına da dikkati çekerek konuşmasını şöyle sürdürdü: AKP kazanamayacağı seçime izin vermez, izin verse dahi hile yapma yolunu arar. Belediye seçimlerinde de durum aynı görünüyor. Seçimler ile bu iktidarın püskürtülmesi mümkün görünmüyor.

Ne iktidarlar gördüm, bunlar kadar yolsuzuna rastlamadım

AKP iktidarının aynı zamanda hukuk tanımayan bir iktidar olduğunun altını çizen Başkaya, “Ben ne iktidarlar gördüm bugüne kadar, AKP kadar yolsuzuna, talancısına rastlamadım. Yine diğer iktidarlar dengeyi koruyorlardı. Bunlar ölçüyü kaçırdı. Herşeyi özelleştirdiler. Telekom’u, Tüpraş’ı, sendikaları dahi özelleştirmeye destek veren bir alan haline getirdiler” dedi.

AKP iktidardan düşerse yargılanacaklarını çok iyi biliyor

AKP iktidarının her yönden suçlu olduğunu sözlerine ekleyen Başkaya, “AKP iktidarı düşerse ertesi gün yargılanacaklarını çok iyi biliyor. O nedenle iktidarlarının mevcudiyeti  için bütün yolsuzluk ve hileyi yapmaya devam ediyorlar’ şeklinde konuştu.

Parlamento aracılığıyla  bu iktidarla başedilebileceğine inanmıyorum

Başkaya AKP iktidarına parlamento gücüyle baş edilebilineceğine inanmadığını da belirterek şu çözüm önerilerinde bulundu: Türkiye’de yurttaş yok. İnsanların yurttaş olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez. İleriye yönelik benim önerim toplumun her kesiminden, ezilenlerin, sömürülenlerin biraraya geleceği demokratik halkçılığı esas alan bir ulusal kongre gerçekleştirilmesi ve burada programın yazılması. Yurttaşın özne olmadığı bir sistem bocamalaya mahkumdur. Haysiyetli insanlar olarak yaşamak istiyorsak Türkiye’deki bütün sorun odakları biraraya gelmelidir. Kapitalizmi hedef almadığınız müddetçe hareket etme şansınız yoktur.

Öte yandan panelde Hamburg Demokratik Haklar Derneği’nden Devrim Renas ve Sınıf Teorisi Dergisinden Zeki Demirçivi de Türkiye ve dünyadaki güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundular.

Kaynak / Artı Gerçek

Tek tipleştirilmeye karşı farklılıkların zenginliğiyle güçlenen kömünal bir yaşam örgütleyelim

Hapishanelerden sokaklara tek tipleştirmenin, emperyalist ve ırkçı saldırıların artığı Ya Barbarlık Ya Sosyalizm  sloganın yükseldiği bugünlerde  Ludwigsburg Demokratik Kültür Merkezinde  Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH) 10. Dönem kampanya şiarıyla   “Irkçılığa emperyalist saldırganlığa ve yaşamın tek tipleştirilmesine karşı örgütlü gücümüzle direneceğiz”  paneli düzenlendi.

LUDWIGSBURG (12-11-2018) ADKH aktivisti yaptığı sunumda  ” Tek tipleştirilme sınıflı toplumlardan önce cinsiyetçilikle başlamıştır. Ulus devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte Cinsiyete, sınıfa ve dine bağlı tekçilik de şekillenerek günümüze kadar gelmiştir” diyerek tek tipleştirilmenin tarihsel gelişimi“kapitalist medeniyetlerin” ulus devlet çıkarları için Asya, Afrika, Güney Amerika da katliamlar yaptığını , Hitlerin iktidara gelişinden sonra Ari ırkının varlığı için Yahudileri yakarak, yok etmeye çalıştığını, Çingenelere ve ötekileştirilen uluslara yönelik yapılan kanlı operasyonlar örnek verildi.

Tek tipleştirilmeye karşı farklılıkların zenginliğiyle güçlenen kömünal bir yaşam örgütleyelim.

Türkiye Kuzey Kürdistan da yapılan Ermeni ve Dersim katliamının tek ulus, tek bayrak, tek din, tek dil anlayışının ürünü olduğu vurgulandı. Tek tipleştirmenin günümüze kapitalizmle bağının şekillenişi günlük hayatımıza nasıl yansıdığını, teknoloji, medya, reklam, moda ve pazarlama aracılığıyla yaşamımıza nasıl şekil verdiğini ve toplumsal cinsiyet rollerine nasıl büründüğünü vurguladı. “Tek tipleştirilme toplumsal  kontroldür. Sistem kontrol edemediği farklılıklardan, denetleyemediği bilgiden korkar. Bunun için sistemini sürdürebilmek için hem emeğini sömürdüğü hem de kendisine biat eden bireyler yaratmak ister. Kontrol edemediğinde hapishanelere kapatarak hizaya getirmeye çalışır” diyerek içerde ve dışarda tek tipleştirmeye karşı örgütlü , bilinçli mücadele sürdürmek gerektiği vurgulandı. Tek tipleştirmeye karşı farklılıkların zenginliğiyle güçlenen çoğulcu, komünal bir yaşam örgütleyelim denildi. Katılımcıların fikir ve sorularıyla canlı bir tartışma ile paneli gerçekleştirildi.

SMF davası Dersimde bugün görüldü; Tutukluluğun devamı kararı verildi

22 Ağustos 2017 tarihinde Dersim’de Sosyalist Meclisler Federasyonu’na yönelik gerçekleştilen baskınlarda gözaltına alınarak tutuklananların üçüncü duruşması bugün Dersim’de görüldü

DERSİM (12-11-2018) 22 Ağustos 2017 tarihinde Dersim’de Sosyalist Meclisler Federasyonu’na yönelik gerçekleştilen baskınlarda gözaltına alınarak tutuklananların üçüncü duruşması bugün Dersim’de görüldü.

Dersim Konak, Sertan Önal Bülent Yılmaz ve Ovacık belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun danışmanı olan Hayati Güngören’in tutuklu olarak yargılandığı dava bugün Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Tutuklu aileleri, Avukatlar ve SMF üyelerinin katıldığı duruşmada yine tahliye çıkmadı. İfade ve savunmaların tamamlanmasından sonra kararını açıklayan mahkeme heyeti yargılananların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek duruşmayı 18 Şubat 2019 tarihine erteledi.

Sistematik şiddeti örgütlü gücümüzle yok edelim!

Her 25 kasımda daha fazla kadın şiddetsiz ve özgür bir dünya istemini haykırmak için sokaklara çıkıyorlar Şiddet, sahip olunan gücün ve iktidarın, fiziksel ya da ruhsal bir yaralanmaya ve kayba neden olacak biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba, bir fikre, bir yaşam tarzına, bir varoluşa, doğrudan ya da dolaylı yolla uygulanması olarak tanımlanmaktadır

ADKH (11-11-2018) Bireylere , özelde de kadınlara ve çocuklara karşı uygulanan sistematik ve akut şiddet ekonomik, psikolojik, cinsel ,fiziksel yıkımları ile tüm toplumlardaki en büyük sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet bazen ev içindeki erkek -baba-ağabey-eş-sevgili tarafından, bazen kışkırtıcı giyindiği gerekçe gösterilerek , sokaktan geçen herhangi bir erkek tarafindan pervasızca uygulanır.Yeri gelir fabrikada bir işçidir, hastanede haklarını arayan sağlık görevlisidir, okulda öğretmen veya öğrencidir, dini sorgulayan, aykırı bireydir, savaşta ganimet gözü ile bakılan, tarlada karnında çocuğu ile amelelik yapan ırgattır. Kısaca kadın için her an, her yer şiddete maruz kalabileceği bir suç mahalidir. Yani kadın, hem erkek hem de sistem tarafindan hayatın her alanında şiddete maruz kalma ihtimali ile yüzyüzedir.

İktidar sahipleri direnişteki kadına akıllarınca esktra cezalandırıcı “ metodlarla müdahele eder. Örneğin, 25 kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyetinde, özgürlük savaşındaki üç kızkardeş, Mirabel kardeşler faşizmin askerleri tarafından tecavüze uğramış ve öldürülürmüşlerdir.Rosa Luxenburg ise öldürüldükten uzun süre sonra, cesedi bir kanalda bulunabilmiştir. Yine Türkiye Kürdistan’ın da kadın savaşçılar öldürülüp, tecavüz edilip, vücutları teşhir edilmeye çalışılarak,  kendilerince özgün metodlarla kadın cezalandırılmaktadır.

Egemenler hem sınıf hem de cinsi eşitlik mücadelesi veren kadını büyük tehlike olarak görür. Çünkü, bilirler ki kadın ayağa kalktığında toplum ayağa kalkar.

Bilirler ki kadın ve çocuklar teslim alındığında, direnişi yok etmek daha kolaydır.

Bu yüzdendir ki tüm faşizan sistemler kadına karşı şiddeti sistematik olarak uygular ve yasaları ile teşvik eder. Bize düşen ise bu sistematik şiddete, bilinçli mücadele ile cevap vermektir.

Özelde kadına, genelde tüm ötekileştirilen canlılara uygulanan şiddete karşı örgütlü gücümüzü yükseltmek her duyarlı bireyin görevi olmalıdır. Unutulmamalıdır ki eşit hak mücadelesinde, eşit koşullara sahip bireyler başarılı olacaktır. İlk adımımız kadına karşı uygulanan sistematik şiddeti yok etmek olmalıdır. Özgür insanlık mücadelesinin başlangıcı cinsiyet ayrımının yok edilmesi ile başlar.

Sistematik şiddeti, örgütlü gücümüz ile yok edelim!

Özgürlük mücadelesi kadın mücadelesine giden yoldan geçer.

Kadına şiddete son !

Ötekileştirilenlerin sesi olalım !

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

Kasım 2018

Dino’ Asaf Koçak’ın Belgesel-Filmi innsbruck’da Seyirci ile Buluştu!

Yönetmen Keremo (Kerem Tekoğlu) Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden karikatürist Asaf Koçak’ın yaşam öyküsünü “Dino” (Deli) isimli belgesel ile beyaz perdeye taşıyarak innsbruck Alevi kültür merkezinde Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu orta çalışmasıyla 11 Kasım Pazar günü gösterildi

Innsburck (11-11-2018) Yönetmen Keremo (Kerem Tekoğlu) Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden karikatürist Asaf Koçak’ın yaşam öyküsünü “Dino” (Deli) isimli belgesel ile beyaz perdeye taşıyarak innsbruck Alevi kültür merkezinde Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu orta çalışmasıyla 11 Kasım Pazar günü gösterildi. Sabah kahvaltı etkinliği ile başlayan ve daha sonra film gösterimine geçilen etkinlik katılımcılardan olumlu tepkiler aldı.

Donmaktan kurtulduğu şehirde yanarak can verdi!

Asaf Koçak belgeseli gösterimi öncesi Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu adına bir Açıklama yapıldı Açıklamada özetle, Faşist “TC” tarihinde olan  katliamlara baktığımızda bu katliamların kuruluş felsefesi Tekçi Türk İslam sentezi üzerine kurulu devlet geleneği ve onun pratik politikaları yatmakta olduğunu ve Gerek Türk devleti kuruluş tarihinde gerekse de Osmanlı’dan devir alınan tarihte gerçekleştirilen tüm Alevi, kürt, Rum, Ermeni, Süryani katliamlarının Altında yatan bu gerçekliğin olduğu altı çizildi.

Devlet geleneği katliamlarla dolu

Alevi kültür merkezi adına yapılan konuşmada ise gerek Osmanlı döneminde gerekse Osmanlı’dan devir alınan devlet geleneğinin katliamlarla dolu olduğunu ve bu katliamları lanetleyen konuşmasında şehit düşen tüm canları andıklarını söyledi konuşmalardan sonra film gösterimi yapıldı.

Belgesel gösteriminin ardından izleyiciler tarafından belgesel için olumlu tepkiler gelmesi ve bu tür organizasyonların daha çok yapılması gerektiği katılım sağlayan izleyiciler tarafından vurgulandı.

Komünist Başkan’dan seçim açıklaması; Dersim il merkezi için SMF’den aday adayıyım

2014 yerel seçimlerinde Ovacık belediye başkanı olan Maçoğlu 2019 yerel seçimlerinde Dersim il merkezinde SMF’ye aday adaylığı başvurusunda bulunduğunu açıkladı

DERSİM (11-11-2018) SMF’li Ovacık Belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu Dersim il merkezinden aday adayı olduğunu açıkladı. 2014 yerel seçimlerinde Ovacık belediye başkanı olan Maçoğlu 2019 yerel seçimlerinde Dersim il merkezinde SMF’ye aday adaylığı başvurusunda bulundu. Gazetemize konuşan Maçoğlu; “Gelinen noktada söz yetki karar halka şiarı ve devrimci halkçı yerel yönetimler programının Dersim il merkezinde de hayata geçirilmesi hedefiyle ve her birimizin özneleşme sorumluluğunun bilinciyle SMF’nin Dersim’de belediye başkanlığı aday adayı olarak kurumuma başvurumu yapmış bulunmaktayım.” İfadelerine yer verdi.

Maçoğlu’nun Gazetemize yaptığı açıklama şöyle;

Dersim il Merkezinden SMF’den aday adayıyım

“2014 yılında örgütlü olduğum SMF önceli DHF’nin devrimci halkçı yerel yönetimler programını Ovacık yerelinde hayata geçirmek üzere belediye başkanlığına aday oldum.

Ovacık halk dayanışması öncülüğünde yerel seçimde başarı kazanılmış ve 5 yıl süresince devrimci halkçı yerel yönetimler programı başarıyla hayata geçirilmiştir.

Gelinen noktada söz yetki karar halka şiarı ve devrimci halkçı yerel yönetimler programının Dersim il merkezinde de hayata geçirilmesi hedefiyle ve her birimizin özneleşme sorumluluğunun bilinciyle SMF’nin Dersim’de belediye başkanlığı aday adayı olarak kurumuma başvurumu yapmış bulunmaktayım.

Tarihin bize öğrettiği en önemli ders kitlelerin öğretmenimiz; bizlerin de kitlelerin öğrencisi olduğumuz gerçeğidir. Bu bilinçle halkımızla birlikte sosyalistlerin yerel yönetim anlayışını daha ileriye taşıyıp üretenin ve yönetenin halk olduğunu pratik olarak göstereceğiz.” ifadelerine yer verdi.

Gazete Patika

DEDEF ve ADEF; 81. yılında hiç bir şeyi unutmadık, hiç bir şeyi affetmedik!

ADEF (10-11-2018) Bundan tam 81 yıl önce 14/15 Kasım1937 de Dersim’in önde gelenleri, Seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê Elazığ buğday meydanında Bir Pazar günü Ankara’dan özel görevli gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yeni bir savcı atanarak ve yasadışı bir şekilde pazar günü mahkeme açılarak, ısmarlama idam kararı alınmış ve bir kaç saat sonra da infaz Elazığ Buğday meydanında gerçekleştirilmişti. . İdam edildiğinde Seyit Rıza 75 yaşın üzerindeydi ve yine hileli mahkeme kararı ile yaşı küçültülerek idam edilmişti.

1937/ 1938, Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir.. 15 Kasım 1937 tarihinde Dersim’in önde gelenleri, Seyitleri idam edildi. İdam edilenlerin mezar yerleri belli değil. Yakınları 80 yıldır atalarının mezar yerlerini arıyorlar.

Evlatlık verilmiş ya da çocuk yetiştirme yurtlarına verilmiş binlerce dersimli çocuğun akıbeti belli değildir.

Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ilerde benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.

1938’de kendini Munzur Suyuna atan genç kızlarımızın çığlığını yalnızca Laç Deresinin yalçın kayaları ve Munzur duydu. Annesi öldürülmüş çocukların ağlamasını kimseler duymadı. Bu haykırışı dünyaya duyurmak için bir ses de sen ol. İnsanlığın bu kara lekesinin aydınlatılması için bir mum da sen yakmak 15 kasım Perşembe Günü saat 19,38 de Taksim Galatasaray meydanında buluşuyoruz 1937–38 yıllarında Dersimde yaşanan katliamın izlerini travmalarla hala taşımakta ve yaşamakta olan biz Dersimliler ve Dersim dostlarını bekliyoruz.

Buna bağlı olarak; Ülkede, Dersim’de ve Avrupa’da yapılacak olan anma etkinliklerine güçlü katılmaya çağırıyoruz !!!

DERSİM DERNEKLERİ FEDERASYONU (DEDEF)

AVRUPA DEMOKRATİK DERSİM BİRLİKLERİ FEDERASYONU (ADEF)

Erdoğan’ın Fransa’ya davet edilmesine sert tepki!

Fransa’da çok sayıda Kürt ve Türkiyeli sol örgüt, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 Kasım’da Paris’e davet edilmesine tepki göstererek, “Barış etkinliğinde bir savaş suçlusuna yer yok” dedi

Paris (09-11-2018) Erdoğan’ın İkinci Dünya Savaşı’nın son ermesi törenine davet edilen liderler arasında yer alması, çok sayıda dernek tarafından kınandı.

ACTIT, CDK-F, DİDİF, ODAK, BİR-KAR, FEDA, SYKP, ADHK, SKB, ADKH, TJK-F ve Avrupa Partizan tarafından yapılan ortak açıklamada, “Bizler, Türkiyeli ve Kürdistanlı dernekler olarak, 2014 yılında Türkiye Kürdistan illerinde savaş başlatan; evlerin bodrumlarında çocuk, kadın yüzlerce sivili diri diri yakan; 15 Temmuz darbesini bahane ederek son iki yıldır tüm muhalif güçlere karşı siyasi soy kırım yapan ve halklar nezdinde DİKTATÖR unvanını alan Recep Tayip Erdoğan’ın barış etkinliğine davet edilmesini kınıyoruz” denildi.

Açıklamada AKP rejiminin kin ve nefret politikası, Kürtlere yönelik işgal saldırıları, belediye eş başkanlarının hapse atılması, yerel yönetimlerin gasp edilmesi ve basına yönelik baskılar başta olmak üzere, oluşturduğu faşizan sisteme dikkat çekildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Barışı dillendiren yediden yetmişe herkesi suçlu ilan eden bir savaş suçlusunun barış etkinliğine davet edilmesini Fransız halkına karşı bir haksızlık olarak görüyoruz. Diktatör Erdoğan’a yapılan davet, onun savaş, işgal, rehine politikalarını meşrulaştırmak ve ortak olmaktır.”

ANF

25 Kasım’a doğru…

Kadın örgütlülüklerini esas almalı, en geniş birlikteliklerde yer alıp kadın katliamlarına karşı yaşam hakkını savunmalıyız! Bu eşitsiz yapıyı değiştirmek için ise kadının özne ve iktidar olma mücadelesi açısından yaşamı sorgulamaya başlaması hayati önemdedir

HABER MERKEZİ (08-11-2018) İnsan olmanın gitgide utanç verdiği bugünlerde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma gününü karşılamaya hazırlanıyoruz. Yalanın gerçekle at başı gittiği bu ülkede cinsiyetçilik her zaman olduğu gibi bugün de egemenlerin elinde işlevsellik kazanmaya devam ediyor. Şiddet araçlarının biz ezilenlerin yaşamındaki tezahürü burjuvaların sınıf aidiyetidir, saltanatlarının teminatı, ideolojisidir. Kadına, işçiye, artlarında coplarla örgütlenmemesini salık veren burjuva sınıfının terbiye aracıdır. İşte tam da buradan, alanlarda da haykırdığımız gibi bu düzenin ‘fıtrat’ında kadın düşmanlığı vardır. Çünkü kadının gündelik yaşamı da direniş alanıdır. O dört duvar ardına atılan, mutfaklara hapsedilen, yetmez deyip kendinden başka herkesin ‘malı’ görülen kadının, çok yönlü bu şiddet karşısında kendini nasıl koruyacağını düşünmesi bile günlük yaşamının bir direnme biçimine dönüşmesine gebedir. Kadınlar için yaşam hakkı, insan olma onuru, onların her saniye yeniden uğraşarak kazanması gereken bir mücadele alanıdır çünkü.

Eril yargı sisteminin kontrolünde olan TC mahkemelerinden adalet beklemek bir yana, kadın cinayetlerine yönelik yargı sürecinin erkeğin ‘namusu’ üzerinden yürütülüyor olması erk zihniyetin göstergelerinden biridir. Erk zihniyetin görünen yüzü olan Erdoğan, önce erkek adalet diyerek eşitsizliği savunuyor, kadın düşmanlığını hak haline getiriyor, üstüne de “Kadın cinayetleri mi? İnançlı insan kadına şiddet uygulamaz” diyor aymazca. Bu nutuklara şaşırmıyoruz çünkü eril iktidarın ‘erkekliği’ toplumsal kurum ve pratiklerde sürekli olarak onaylaması sınıf varlığının zorunluluğudur. Özgürleşmemizin, yaşam hakkımızı savunmamızın hatta gündelik yaşamımızı örgütlememizin karşısına böyle çıkarlarken, kadın katilleri tahrik indirimiyle salıverilirken soruyoruz; şiddet ne kadar sınır ötesinde, ne kadar başka evde, ne kadar yanı başımızda, ne kadarı içimizdedir? Sorumuza bir yanıt direniştedir. Evde, mutfakta, yatak odasında, fabrikada, kamyon kasasında yaşamaya bırakmadığınız her kadın bugün kadın örgütlenmesinin filizinde yaşıyor.

Irkçılık nasıl hastalık değilse, kadın düşmanlığı da sapıklık da tecavüz de bir hastalık değil, münferit olaylar hiç değil, bizzat erkek egemen devlet tarafından toplumsal bir olgu haline getirilen sistemli bir politikadır. Bugün tam da taciz-tecavüz şebekesi gibi çalışan devlet yetkililerin açıklamalarını hatırlamanın yeridir. Erkek yargıyı hatırlamanın zamanıdır. Televizyon programlarında “Babam bana tecavüz etti” diyen kızını öldüren babaya kamuoyunda mahcup olduğu yönünde indirim veren, tecavüz edene zaten bakire değildi indirimi veren, tecavüz gerçekleşmediği için “yarım kaldı” indirimi veren erkek yargıyı hatırlamanın zamanıdır. Demokrasi öyle yaman bir işmiş ki bu memlekette, her şeyden tahrik oluyor. Kadının tayt giymesinden tahrik oluyor, işçinin hak aramasından, gencin gelecek mücadelesinden, sanatçının sanatını icra etmesinden, devrimcinin ilericinin yaşam hakkı mücadelesinden tahrik olup gazla, copla, işkenceyle, tankla, topla saldırıyor. Ve bunun adı ultra demokrasi oluyor.

Kadına yönelik şiddetin bu kadar normalleşmesi, değersizleşmesi ve teşvik edilmesinde medyanın cinsiyetçi dili bir kenara bırakılır gibi değil. Her güne bu manşetlerle uyanıyoruz. Çileden çıkan adam, öfkesine yenik düşen adam, kıskanan adam, reddedilen adam, tecavüz edemeyen adam… Cinsiyetçi medya için bir kadın katliamının haber değeri ancak şu satırlar oluyor: “Çocukların annesiz kalması”… Şiddeti teşhir etmek ne demek, medya erkeğin kadını katletmesinin toplumsal ahlaka dayalı nedenleri açarak etek giydiğinden, boşanmayı istediğinden, onu reddettiğinden öldürüldüğünü yazarak hak ettiğini buldu ifadesini haberleştiriyor… Çokça gördüğümüz gibi; kocası, eski-yeni sevgilisi, abisi, akrabası kadını öldürüyor “aldattı” ,“namusumuza leke sürdü” ,“evden kaçtı”, “evlenmek istemedi” diyor ve cinsiyetçi medya haberi “aldattığı için öldürdüğünü söyledi!” “namusunu lekelediği için kızını öldürdüğünü söyledi! “barışma teklifini kabul etmediği için öldürdüğünü söyledi!” diyerek veriyor. Mesaj çok net: “Geleneksel cinsiyet rollerinin dışına çıkarsan, evinin penceresinde erkeğini beklemezsen, yaşamak istersen, itaat etmezsen, seni öldürürüz, bu bizim hakkımız!”

Erkek egemen devlet, yargı kurumları ve cinsiyetçi medya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini korumaya devam ederken, katili savunmaya ve bir bütün toplumun kadın katili olmasını teşvik etmeye devam ediyor. Yapılmak istenen budur aslında. Katili korumak bir yana bir toplumun kadınlık üzerinden katil olması sağlanmaya çalışılıyor. Geçmişten bugüne eril bakış açısı devlete kurumlarına ve topluma öyle hâkimdir ki ensest, kadına yönelik şiddet  “aile içi sorun”, tecavüz “bir rıza sorunu” olarak değerlendirilmekte, kadının kendisi ve bedeniyle ilgili tüm kararları da yine bu eril söylemlerle belirlenmeye çalışılıp yaşam hakkı yok sayılmaktadır. Eril politikalara bağlı giden medyadaki dil ve yasalar vasıtasıyla topluma sirayet edince haliyle kadına yönelik her türlü kötü muamele meşrulaşmış olup tecavüz, taciz ve ölüm karşısında kadının itiraz etmemesi doğal hale gelirken birbirinden daha vahim şiddet ve ölüm haberleri malumun ilanı oluyor yalnızca.

Ama şiddetin ne dili ne ırkı ne de bölgesi vardır. Cinsleri milliyetleri inançları bölerek yönetmek yüzyıllardır gericilerin tutturduğu nakarattır. Tıpkı inkâr ve asimilasyona dayalı devlet politikasının yıllardır şiddeti ve ‘cahilliği’ Kürdistan’la sınırlandırmaya çalışması, gerçekleştirdiği her katliama vatan adı takması gibi. Şiddetin kaynağı ne halk veya sokak hareketi, ne devrimciler, ne beyaz atletli paşa bıyıklı insanlar, ne şiddete eğilimli insanlardır. Şiddetin bir tek kaynağı vardır, o da iktidarın, gerici devletin kendisidir. Kapitalizm ve ataerkin geliştirdiği toplumsal cinsiyet hiyerarşisi ve ideolojisine dayalı eril söylem kadının ‘mağduriyetinin’ temel nedenidir. Kadının bu toplumsal konumu sistem tarafından sürdürüldüğü, şiddetin olağanlaştırıldığı ve yaygınlaştırıldığı kadın örgütlenmesinin zayıf olduğu her gün kadına yönelik şiddet kader olarak algılanmaya devam ederken, erkek de ‘dayanamayıp’ kadını katlettiği için ödüllendirilmeye devam edilecektir.

Kadın örgütlülüklerini esas almalı, en geniş birlikteliklerde yer alıp kadın katliamlarına karşı yaşam hakkını savunmalıyız! Bu eşitsiz yapıyı değiştirmek için ise kadının özne ve iktidar olma mücadelesi açısından yaşamı sorgulamaya başlaması hayati önemdedir. Yoksa devlet ve gericiler bize sokağa çıkmamayı, sanat icra etmemeyi, hak aramamayı, erkeğe katil olmayı, Kürde Çerkese Türkleşmeyi çözüm olarak sunmaya devam edecektir…

Gazete Patika