ATİK’li Tutsaklardan Haydar Bern’den Mesaj; Mayıs’ın Güneşi Sizlerle Olsun

ADHK’lı kardeşlerime Stadelheimer de sevgiyle, sağlıklı başarılar dilerim Bizler için yürüttüğünüz onurlu desteğiniz ve mahkemelere katılarak sunduğunuz değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim

Haydar Bern (25-05-2018) Stadelheimer de devrimci kardeşlerim ADHK duvar gazetesi ile gönderdiğiniz sıcak selamınızı aldım.Çok sevindim. Küresel emperyalist güçlerin, faşist Türk devletine sundukları destekle Suriye’nin Kuzeyi, Kürt Ulusnun toprağı olan Efrin’i işgal etmesi, uluslararası Küresel diktatör devletlerin planı dahilinde; Kürt Ulusal hareketi şahsında, proletarya ve ezilen dünya halklarına karşı vurulmak istenen bir darbedir diye düşünmekteyim. Bunun yanında başka etmenlerde mevcuttur. Dolayısıyla bu sene ve önümüzdeki yıllarda,orta-doğu ve Türkiye ‘de katliamlar, sürgünler giderek artacağa benziyor. Bu durumu gören demokratik kitle örgütleri ve devrimcilerin ortak dayanışma, mücadeleyi büyütme, halkların haklı meşru mücadelesi olan sokaklarda, alanlarda demokratik hak mücadelesinin yürütülmesini, biz tutsaklar olarak tüm kalbimizle destekliyoruz.

ADHK’lı kardeşlerime Stadelheimer de sevgiyle, sağlıklı başarılar dilerim. Bizler için yürüttüğünüz onurlu desteğiniz ve mahkemelere katılarak sunduğunuz değerli katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim. MAYIS’IN GÜNEŞİ SİZLERLE OLSUN.

Haydar Bern

23 Mart 2018

Almanya/Stuttgart’ta Kaypakkaya anması gerçekleştirilecek

Sosyalist Halk Savaşımızın siperlerinde ölümsüzleşen Yılmaz Kes yoldaşın, cüret edip ileri atılma bilinci, Kaypakkayacı kazanma bilincidir Bugün, nitel ilerleme sürecinin, teorik, ideolojik, politik, örgütsel beyanlarını, Şahin’le, Mahir’le, Mercan’ la, Eren’le, Eylem’le, Cemile ve On Bir’lerle, sosyalist halk savaşı mevzilerinde, örgütsel nitelikle buluşturma pratiğimiz, Kaypakka’nın açtığı tarihsel çığırdan niteliğini almaktadır. Kaypakkaya ve ardılları,  devrimi esas alan, ezilen-sömürülen halkların, mazlum ulus ve inançların özgürlük düşünü gerçekleştirecek, bağımsızlık-sosyalizm ve komünizm yürüyüşünün yolunu gösteriyor

HABER MERKEZİ(24.05.2018)- Her yıl geleneksel olarak Avrupa’da yapılan Kaypakkaya ve şahsında devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerin anıldığı anma etkinlikleri bu yılda kitlesel ve coşkulu bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Bu anmalardan biride merkezi olarak 26 Mayıs tarihinde Almanya’nın Ştuttgart kentinde yapılacaktır.

Anma etkinliklerine dair Tertip Komitesinin yayınlamış olduğu çağrı metnini öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Faşist  diktatörlük tarafından, Amed zindanlarında katledilmesinin 45. Yılında, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası ve her milliyetten halkların, enternasyonalist komünist önderi İbrahim Kaypakkaya’yı, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında, Marksist felsefeden kopan bağları, ideolojik, politik, devrimci pratik ile daha ileri bir düzeyde buluşturan, O’nun, proletaryanın siyasal iktidar mücadelesinde açtığı tarihsel çığırın devamcıları olarak anıyoruz. Marksist ve ilerleyen tarihsel koşulların nitel aşamaları olan Leninist ve Maoist felsefe ve kuramın, devrimci özle bağlarını kurarak, ihtilalci komünist ideoloji-teori-strateji-örgüt, devrim, tarih anlayışı ve genel siyasal çizgi gibi temel başlıklarda, stratejik bir konumlanıştır KAYPAKKAYA. Türk egemenler sistemi tarafından, Amed zindanlarında aylarca süren hunharca işkencelerle katledilişinin, ideolojik-politik sebebi budur. Ama çabaları beyhude. 24 Nisan manifestosu ile Vartinik ve 18 Mayısta göndere çekilen kızıl bayrak, devrim-sosyalizm ve yüce komünizme ulaşmak için, sürdürülen devrimci savaşta, kazanmak bilinci, doğru temeller üzerinde oturmuş, emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin saflarında tohum olarak serpilmiş, büyümüş, tesis edilmişti. Ve tüm engellemelere rağmen kazanacaktır. Dönemsel gerilemelere, yaşanan ve daha da yaşanması olası olan yenilgilere, uzun erimli devrimci savaştaki bazı tökezlemelere karşın, devrime, sosyalizme-komünizme olan bilimsel inancımızın mayası budur.

Marksist-Leninist-Maoist dünya görüşü,  her bir toplumsal koşulda, özgürleşme bilinci ile politik varlık kazanır. Kaypakkaya, proletarya bilincinin, Türkiye-Kuzey Kürdistan sahasında, pratik-politik bir eksene oturmasında, mihenk taşıdır.  Burjuva ideolojisine bulaşık, her türlü politik yaklaşımı red ederek, burjuva ideolojisinin diktatörlüğü olan Kemalizm’in cepheden reddi, Kürt Ulusal sorunu başta olmak üzere, Ermeni ve diğer azınlıklara karşı geliştirilen soykırım-katliamlarda ortaya konan teorik-politik tezler ve alınan devrimci tutum, egemen sınıflar siyasetine, On’ların devletli kanlı  tarihlerine ve bu siyasetin farklı renklerde topluma sirayet eden anlayışlarına karşı tarih sahnesinde yerini alan komünist bir duruştur.

Kaypakkaya’da tarih, devrimci savaşta güçlü bir silah haline getirilmesi perspektifidir. Bunun temel yolu, tarih içinde, burjuva iktidarlarını onaylayıcı, ona bulaşmış tüm tarihsel “miraslardan” köklü kopuşla olanaklıdır. Halkın tarihi ile burjuvazi ve türevleri gericiliklerin tarihi arasına çekilen kalın çizgiler üzerinden, kendi tarihsel koşullarındaki önderliklerinin bütün problemlerine karşın, ezilen halkların, mazlum ulusların ve inançların tarihini, materyalist bir yöntemle kalıba dökmek, halkın tarihini, kurtuluş mücadelesinde bir silah haline dönüştürmek, komünistler açısından doğru bir tarih okumasıdır. Ve Kaypakkaya, aydınlanmacı-pozitivist, ilerlemeci çizgilere, egemen ulus şovenizmi, resmi tarih yorumu ve etkilerine karşı köklü bir kopuşu ifade eder. Yalnızca, Türk egemenler sisteminin, inkârcı-tekçi-katliamcı-soykırımcı geleneklerini değil, “sosyalist” maskeli şöven-milliyetçi paradigmaları deşifre etmesinin gücü, üzerinde yükseldiği diyalektik-materyalist tarih anlayışındaki ileri kavrayıştır.

“Sosyalist” maske ile parlamentarist- revizyonist- oportonist kulvarda yüzen anlayışları, siyasal iktidarın zorla zapt edilmesi neşteri ile aşan Kaypakkaya yoldaş, aynı zamanda, devrimin niteliği, verili tarihsel koşullardaki stratejik-taktik araçları, gelecek toplum projesi, devrimci şiddetin uygulanma sahası, sınıfların tahlili ve karşı devrim iktidarının niteliği, ulusal sorun ve çözümü gibi temel meselelerde ortaya koyduğu teorik tezler ve politik tutumla, Marksist felsefe çizgisiyle, sosyal toplumsal zeminle doğru buluşamamış devrimci anlayışlarla da, devrimci bir çizgide hesaplaşmıştır.

Kaypakkaya’nın tarihsel nitelikteki, sadece sağcı revizyonist çizgilerden değil, aynı zamanda, küçük burjuva devrimciliği ve küçük burjuva “sosyalizm” anlayışından kopuşunun gücü, kuşkusuz, felsefi-ekonomik politik ve sınıflar mücadelesi bağlamında, tarihsel gelişmelere denk nitel ilerlemeler sürecinin son halkası olan Büyük Prolater Kültür devriminin mirası üzerinde yükselmesinden gelmektedir. Kaypakkaya’yı, bu ideolojik-politik özle kavranmayıp, tarihsel koşullardaki doğru tespitleriyle sınırlamak, dogmatizmdir, statükoculuktur, O’nun, hakikatleri yorumlama ve devrimci politika ile değiştirme çizgisini anlamamaktır.

Çünkü Kaypakkaya, Marks-Engels-Lenin-Mao çizgisinde, komünist ilerleme bilincidir. Diyalektik-Tarihsel materyalizmin somut durum ve nedenlerinin tahlili üzerinden, geleceğin toplumsal dinamiklerini, her verili tarihsel koşullarda yeniden ve yeniden, stratejik araçlarla kalıba dökme felsefesidir. Bilimsel dünya görüşümüz, tarihsel koşullara göre ilerletilmesi gereken bir eylem kılavuzudur. Kaypakkaya’nın öğrettiği, devrimci savaş içinde yarattığı miras budur. O’nun çizgisinde, Sosyalist Halk Savaşı siperlerinde yürümeye azmettiğimiz yol, bu tarihsel birikimden ışık almaktadır.

Sosyalist Halk Savaşımızın siperlerinde ölümsüzleşen Yılmaz Kes yoldaşın, cüret edip ileri atılma bilinci, Kaypakkayacı kazanma bilincidir. Bugün, nitel ilerleme sürecinin, teorik, ideolojik, politik, örgütsel beyanlarını, Şahin’le, Mahir’le, Mercan’ la, Eren’le, Eylem’le, Cemile ve On Bir’lerle, sosyalist halk savaşı mevzilerinde, örgütsel nitelikle buluşturma pratiğimiz, Kaypakka’nın açtığı tarihsel çığırdan niteliğini almaktadır. Kaypakkaya ve ardılları,  devrimi esas alan, ezilen-sömürülen halkların, mazlum ulus ve inançların özgürlük düşünü gerçekleştirecek, bağımsızlık-sosyalizm ve komünizm yürüyüşünün yolunu gösteriyor.

Türkiye-Kuzey Kürdistan ve bölgedeki gelişmeler, emperyalist ve bölgesel güçlerin bunca kuşatması altında, devrime çağrı yapıyor. Karşı devrimin tüm bitirme planları, emperyalist-kapitalist hegemonya ve onun yedeğine düşen anlayışlara karşı, Dersim’den Efrin’e, Kaypakkaya’cı güzergâhın tarihsel hükmünü emrediyor. Süreç budur, görev açık ve nettir. Kazanacağımız dünya için, Kaypakkayacı çizgide birleşelim…

İşçiler, Emekçiler, Devrimciler, ezilen ulus ve inançlara mensup halklar, Yoldaşlar,

Bu bilinçle, 45. Ölümsüzlük yılında, Komünist önderimiz Kaypakkaya şahsında düzenleyecegimiz, “parti ve devrim şehitlerini anma” etkinliğimize katılmaya çağırıyoruz’’

Halkın Günlügü

Oyun oynayan çocuk polis kurşunuyla kalbinden vuruldu

Muş’ta 10 yaşındaki bir çocuk evinin önünde oynadığı sırada zırhlı araçtan açılan ateş sonucu vurularak ağır yaralandı

Muş (24-05-2018) Kürt sorununda barış sürecinin sona erdirilmesinin ardından sık sık karşılaşılan zırhlı polis ve askeri araçlardan çocukların üzerine ateş açılmasına bir yenisi daha eklendi.

Çarşamba günü Muş’un İstasyon Caddesi üzerindeki Duvarbaşı mahallesindeki evlerinin önünde oynayan 10 yaşındaki Veysel Toplu adlı çocuk, saat 18.00 sıralarında zırhlı araçtan bilinmeyen bir nedenle açılan ateşle vuruldu. Açılan ateşle kalbine çok yakın bir yerden vurulan çocuk ağır yaralandı.

Çevredekiler tarafından Muş Devlet Hastanesi’ne kaldırılan küçük çocuk, yoğun balıma alındı. Tedavisi süren çocuğun hayati tehlikesi halen ciddiyetini koruyor.

POLİS, ÇOCUĞA KURŞUN İTİRAZ EDENE BİBER GAZI SIKTI

Çocuğun vurulması sonrası olayın yaşandığı İstasyon Caddesi üzerinde toplanan halk, polise tepki gösterdi. Polisler ise halkın üzerine biber gazı sıkarak müdahalede bulundu. Yaşanan olaya dair ne Muş Valiliği ne de başka bir resmi kurum tarafından henüz bir açıklama yapılmadı. (MEZOPOTAMYA AJANSI)

Gummersbach’da 24 Haziran Seçimlerine ilişkin Panel yapıldı

21 Mayıs 2018 Pazartesi Almanya/ Gummersbach Şehrinde ADHK, AABF, NAV-DEM, DİDF ve AvEG-Kon’un katılımıyla 24 haziran seçimlerine ilişkin panel gerçekleştirildi

Gummersbach (23-05-2018) İlginin yoğun olduğu panel, katılım ve  tartışma açısında oldukça canlı ve zengin geçti. İlk turda katılımcılar hangi koşullarda seçime gidiyoruz sorusuna cevap aradı. Türkiye’de ve dünyada olan bitenin burjuva ideologların tarihin yol kazaları yalanına sarılarak yorumladıkları, özünde ise burjuvazinin ekonomik ve siyasi çıkarlarını savunma ve genişletme cabasını ifade eden seçimler ve Türkiye’de ne anlama geldiği konusu tartışıldı.

Burjuvazi kitleleri aldatma fakat zor ve açık baskıyı kullanarak yönettiği burjuva demokrasisi ve  kitlelere özellikle terör uygulayarak fakat aynı zamanda aldatma yöntemine de başvurarak yönettiği faşizm ve açık askeri diktatörlük bu yönelimler burjuvazinin iktisadi ve siyasi durumunun içinde bulunduğu durumla alakalıdır.

Askeri diktatörlük silahlı güçlere dayanırken faşizm ise kitle tabanı oluşturur bunun için kendi sosyal- faşist demagojiyi kullanır denilerek; dünyada faşizmin tırmanışına ve bazı Avrupa ülkelerinde nasıl iktidara geldiği ve bugünkü durum  örnekler verilerek anlatıldı.

İkinci turda ise,  Avrupa’da neler yapılabilir başlığı altında tartışma yürütüldü. Bütün Panelistlerin ortak paylaştıkları  belirleme; dağınık kitleleri sınıf çıkarları etrafında birleştirme ve siyasallaştırma, faşizmin kitle tabanını zayıflatma temelinde propaganda ve ajitasyonu yoğun kullanmanın önemi üzerine vurgular yapılarak, tartışmalar sona erdi.

ADHK; 26 Mayıs Kaypakkaya Yoldaşı Anma Gecesine Katılalım!

26 Mayıs Cumartesi günü, Almanya’nın Sturtgart şehrinde ”  KOMÜNİST ÖNDER İBRAHİM KAYPAKKAYA’YI VE TÜM YİTİRDİKLERİMİZİ ANIYORUZ” şiarıyla yapılacak olan Anma Etkinliğine duyarlı herkesi katılmaya çağırıyoruz

45’inci ÖLÜMSÜZLÜK YIL DÖNÜMÜNDE, İBRAHİM KAYPAKKAYA’YI SAYGIYLA ANIYORUZ !

ADHK (23-05-2018) Bundan tam 45 yıl önce, Türkiye Kuzey Kürdistan siyasal coğrafyasının öne çıkardığı, 3 devrimci önderden biri olan İbrahim KAYPAKKAYA, ardında büyük bir devrimci miras bırakarak, düşmanlarını kıskandıran bir direnişin doruklarında ölümsüzleşti..

O Faşist Diktatörlüğe her düzeyde meydan okuyup, onu tepeden tırnağa devrimci teori asitiyle çözdü. Bununla da yetinmedi. Vakit kaybetmeksizin “önümüzde zorlu ama şanlı mücadele günleri var diyerek” sınıf mücadelesinin engin denizine atılarak, nihai hedefi insanlığın komünist kurtuluşu olan, eylemli devrimciliğin önderliğiyle, başta Türkiye Kuzey Kürdistan ezilen halkları olmak üzere, tüm Dünya halklarına kıymetli bir mücadele perspektifi bırakarak, tarihi rolünü oynadı.

Bugün görev, O’nun ölümünden tam 45 yıl sonra da, teorik ve pratik olarak açtığı mevzileri inadına Devrim, inadına Sosyalizm kararlığıyla tutarak, Faşizme, Emperyalizme ve Dünya Geriliğine karşı mücadeleyi, somut şartların somut tahlili ilkesi temelinde ileri taşımaktır.

Bu temelde, Devrim ve Sosyalizm mücadelesinde Mayıs ayı içinde ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Haki Karer’i saygıyla anıyor, onların şahsında mücadelede ölümsüzleşen tüm yoldaslarımıza ideallerine bağlı kalma sözümüzü yineliyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerimizle, 26 Mayıs Cumartesi günü, Almanya’nın Sturtgart şehrinde ”  KOMÜNİST ÖNDER İBRAHİM KAYPAKKAYA’YI VE TÜM YİTİRDİKLERİMİZİ ANIYORUZ” şiarıyla yapılacak olan Anma Etkinliğine duyarlı herkesi katılmaya çağırıyoruz..

Devrim Şehitleri Ölümsüzdür !

6 Mayıs’ı, 18 Mayıs’ı Unutma !

Kaypakkaya’yı Anmak Onurdur !

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Hamburg’da Kaypakkaya anması gerçekleştirildi!

Enternasyonal proletaryanın Türkiye-Kuzey Kürdistan kolunun temsilcisi olan komünist devrim çizgisinin kuramcısı, komünist önder Kayapakkaya’ nın, Amed zindanlarında, faşist diktatörlük tarafından en vahşi işkencelerle katledilişinin 45 yılı, Almanya’nın Hamburg kentinde düzenlenen bir etkinlikle anıldı Etkinlikte Kaypakkaya şahsında devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerin devrimci komünist mirasları sahiplenildi

HABER MERKEZİ(23.05.2018)- Her yıl Avrupa’da geleneksel olarak düzenlenen, Komünist Önder Kaypakkaya şahsında “ Parti ve devrim Şehitlerini Anma” etkinliği, bu yıl Stutgart  (Merkezi) ve Hamburg (Bölgesel) merkezli olarak planlanmış ve bu planlama gereği, anma etkinliklerinin ilki Hamburg’da gerçekleştirildi. Başından sonuna, Kaypakkaya’ nın ardılları ve yoldaşlarının sürdürdüğü devrimci kolektif emek ve çalışmanın, devrimci bir disiplinle, anma etkinliğine katılan kitle ile buluşturulması ve Kaypakkaya şahsında, tüm devrim-komünizm davasında yitirilenlerin kitle ile birlikte sahiplenilmesi, anma etkinliğinin ayrı bir anlam ve önemiydi ve etkinlik bu emek ve coşku ile başladı.

Anma etkinliği, “Teslim Olmak Yok, Başlar Dik Namlular Kızıl Olsun Yoldaşlar” şiirinin okunduğu, Dünyada, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, Bağımsızlık, Halk demokrasisi, Sosyalizm ve yüce Komünizm davasında yitirdiklerimiz için yapılan saygı duruşu ile başladı. Türkiye Kuzey-Kürdistan siyasal-devrimci mücadele tarihi, Kaypakkaya’nın çıkışı ile temsil ettiği komünist nitelik, bu niteliğin ideolojik, siyasal,  örgütsel ve askeri planda temsili,  ısrar ve cesaretle sürdürülen mücadelede köşe taşı olmuş, devrim-komünizm neferlerinin ifade edildiği açılış konuşmasının ardından, etkinliğin siyasal bölümü ekseninde planlanan sempozyuma geçildi.

Komün Gücü dergisi temsilcisi, HDP eski Van milletvekili ve HDK Avrupa MYK üyesi Kemal Aktaş, Araştırmacı Yazar Ragıp Zarakolu ve Sınıf Teorisi temsilcisinin konuşmacı olarak katıldığı sempozyum, moderatörün sempozyumun gündemi hakkında yaptığı konuşma ile başladı.

Sempozyumda ilk sözü alan Komün Gücü temsilcisi, dünyada ve Türkiye’de, 68 hareketi süreci, bunun yarattığı devrimci dalga ve bu devrimci dalganın sonucu olarak, Deniz, Mahir, İbrahim’lerin önderliğinde gerçekleşen 71 devrimci kopuşu üzerine, tarihsel örneklerle bir değerlendirme yaptı. TKP nin, reformist-revizyonist çizgisi ve hatalı politik-teorik tespitlerinde, Komüntern’in payını, konuşmasında ifade eden Komün Gücü dergisi yazarı, güncel süreçle ilgili bir değerlendirme yaparak sunumunu tamamladı.

Ardından söz alan araştırmacı yazar Ragıp Zarakolu, tanığı olduğu tarihsel verilerle, 68 hareketi süreci, bu süreçte yaşanan politik ayrışma ve tartışmalar ve 71 devrimci çıkışı ile yaşanan kopuş üzerine, somut yaşanan örneklerle zenginleştirdiği bir sunum yaptı.

Sempozyumun bir diğer konuşmacısı olan Kemal Aktaş, 71 devrimci çıkışının, Kürt Ulusal Hareketi ve Kürt Ulusal mücadelesine önemli  katkılar yaptığını ve Kürt Ulusal hareketi önderliğinin, özgürleşme mücadelesinde, Deniz-Mahir- İbrahim’leri rehber edindikleri, özellikle Kaypakkaya’nın çizgisinin önemi üzerine vurgular yaparak başladığı sunumuna, Türkiye-Kuzey Kürdistan ve Bölgede var olan bazı güncel gelişmelere değinerek, devrimci-demokrasi güçlerinin birlikte hareketi üzerine yaptığı vurgularla konuşmasını tamamladı.

Kaypakkaya, statik- dondurulmuş bir tarihsel an değil, nitel bir çığırdır!

Komünist Önder Kaypakkaya şahsında, sömürülen ve ezilen halkların, mazlum ulus ve inançların özgürlük mücadelesinde bayraklaşanların anıları önünde saygıyla eğilerek konuşmasına başlayan Sınıf Teorisi temsilcisi, “ dönemin ruhuna uygun ulaştığı sentezlerle, işkencedeki direniş tavrıyla Kaypakkaya’yı sınırlamak, Kaypakkaya’yı anlamak değildir. Bu tek yanlı hatalı sahiplenme, hem Kaypakkaya’nın, ideolojik-teorik-politik duruşunda boşluklar bırakır, hem de O’nun, komünist çıkışıyla mahkum ettiği, cumhuriyetçi, ilerlemeci, kalkınmacı, modernist “Marksist”  anlayışlara alan bırakır. Burjuva ideolojiye bulaşık tüm anlayışlarla, uzlaşmasız bir şekilde hesaplaşan Kaypakkaya, resmi ideolojiden, resmi tarihten ve burjuva feodal devletin tüm kurumlarından, geri dönüşümsüz ve net bir kopuş gerçekleştirirken, üzerinden yükseldiği ve politik çizgisinde sistemli hale getirdiği ideolojik  zemini görmemek, Kaypakkaya’yı, sadece yıllar öncesine bazı şeyleri fark etmiş bir devrimci düzeyine indirger. Oysa kavranması gereken, Kaypakkaya, bu sonuçlara ulaşırken, benimsediği yol, yöntem ve ideolojik olarak tuttuğu saftır. Her dönemsel proleter devrimler sürecinde Marksizm, sadece gerici-eskiyen sınıf ve sınıf ilişkilerini yıkmadı, aynı zamanda her devrim döneminde kurduğu paradigmaları yıkarak gelişti. Bu gelişimin sonucu olarak, Marksizmin, toplumsal ilerlemelerin sonucu olarak ulaştığı 3. Nitel aşama Maoizm Kaypakkaya’nın, bastığı ideolojik zemindir. Bu zemin kavranmadan Kaypakka’ya anlaşılmaz. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi açısından, Kaypakkaya sahiplenilmesinde bu gerçeklik hala derin bir boşluktur, kavranamamıştır.”

68 hareketi, bunun 71 devrimci kopuşuna dair ortaya çıkardığı devrimci toplumsal-sosyal-siyasal olanaklar, 71 devrimci çıkışının, devrimci silahlı mücadele ve 50 yıllık reformist-parlamenterist anlayışların parçalanması üzerine yapılan değerlendirmelerle konuşmasını sürdüren sınıf teorisi temsilcisi, “Deniz’ler, Mahir’ler, devrim ve sosyalizm perspektifi ile yola çıkmışlardır. Bu tartışmasız bir durumdur. Ama geçmişin bazı hatalı yanlarından kurtulamamışlardır. Özellikle Kemalizm ve Ulusal sorun konusunda, geçmişin hatalı yaklaşımlarından kopamamışlardı. Mirasını sahiplendiğimiz Mustafa Suphi’nin TKP si dahil, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrim mücadelesinin anlayış bağlamındaki çok önemli çıkmazlarına Kaypakkaya son vermiştir” değerlendirmesini, II. Enternasyonalin durumu, III. Enternasyonalin özellikle Lenin sonrası hataları, bunun uluslarası komünist harekete sirayeti, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci-komünist hareketinin bu merkezlerden doğrudan etkilenmesi kapsamında yaptığı vurguların ardından, güncel politik gelişmelere, ve somut olarak gündemde olan seçimlere ilişkin alınması gereken stratejik ve taktik siyaset üzerine yaptığı değerlendirmelerle konuşmasını tamamladı.

Devrimci savaş siperlerinden TKP/ML-TİKKO Rojava komutanlığı, DKP( Devrimci Komünarlar Partisi), MLKP Rojova komutanlığı, Komalên Ciwan, Komalên Jinên Ciwan ve PKK Konsey üyesi Duran Kalkan’ın Kaypakkaya anma gecesine gönderdikleri video görüntülü mesajları geceye katılan kitle tarafından ilgi ve coşkuyla dinlendi. Görüntülü mesajların ardından sahne alan Sinan Şanlı nın ardından, etkinliğe yarım saat ara verildi.

Devrimci-dost kurum ve örgütlerden, hapishanelerdeki kadın tutsaklardan gelen mesajların okunmasıyla başlayan anma etkinliğinin ikinci bölümü, sinevizyon gösterimi ile devam etti. Kitlenin, sinevizyon da kesitler halinde sunulan devrimci tarihe ve devrimci tarihi yaratan yitirdiklerimize slogan ve alkışlarla eşlik etmesi, etkinliğe ayrı bir devrimci coşku kattı. Kadının emeği, sesi ve devrimci itirazının kolektif emeği olan Anka kadın korosunun sahne almasıyla devam eden anma etkinliği devrimci coşku ve kitlenin, etkinliğin ruhuna uygun ortak tutumu, Gurup Munzur’un sahne almasıyla, Türkülerle, marşlarla, sloganlarla birleşti ve Abdal-Haluk Tolga nın yorumlarıyla, anma etkinliği, doğal bir disiplin altında başarıyla sonuçlandı.

Kaypakkaya’yı anma etkinliğinin ikincisi, merkezi olarak 26 Mayıs 2018’de Almanya’nın Stutgart kentinde gerçekleştirilecek.

Komünist Başkan’dan HDP çağrısı

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, ‘Tüm renkleri temsil eden HDP ile dayanışma içinde olmamız lazım’ dedi

Dersim (18-05-2018) Cumhur İttifakı’nın 24 Haziran erken seçim kararından sonra CHP-İYİ Parti-Saadet ve DP tarafından oluşturulan Milli İttifak’ın dışında bırakılan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) çeşitli kesimlerden destek gelmeye devam ediyor.

Artı Gerçek’e konuşan Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu, HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girebilmesi için dayanışma ve destek çağrısında bulundu.

HDP İLE İTTİFAK HALİNDEYİZ

“HDP’nin siyasete bakışı, düşüncesi ve halkları birarada tutma çabası ve bütün renkleri buluşturma programına dair bir çalışmamız ve desteğimiz olacak” diyen Maçoğlu,  HDP ile bir ittifak içinde olduklarını belirterek şunları söyledi:

“Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun yerel yönetim komisyonu merkezi kararımızla HDP’yi destekleme kararı aldık. Bu bizim için şunun için değerlidir: Bütün renklerin birarada olması önemli. Türkiye halklarının temsiliyetinin HDP’de olmasını hem birbirini anlama hem de birlikte yaşam kültürü açısından çok değeri görüyoruz. Bizim de buna dair bir ittifak çabamız var. Bunun için HDP ile bir çalışma yürütüyoruz.”

‘HEPİMİZE İŞ DÜŞÜYOR’

Destek çağrısının sebeplerinden birinin, HDP’nin bu süreçte bütün halklardan birçok rengi, demokratik ve ilerici insanları içinde barındırması ve her kesimden insanları Meclis’e sokarak herkesin temsiliyetini sağlama gibi bir çalışma içinde olmasını gösteren Maçoğlu, Türkiye halklarına bir çağrıda bulunarak “Tüm renkleri temsil eden birlikte yaşamı savunan HDP parlamentoda olmadığı sürece birlikte yaşama olanağımız da o kadar azalır. HDP baraj konusunda zorlanabilir ama aşacağına inanıyorum.  O yüzden hepimize bu noktada bir iş düşüyor. Bu ülkede birlikte yaşamayı güçlendirmek için dayanışma içinde olmamız lazım. HDP’nin her zamankinden daha çok bu dönemde dayanışmaya ve desteğe ihtiyacı var” dedi.

‘ADAY OLMAYACAĞIM’

Maçoğlu, HDP’den aday olup olmayacağı yönündeki sorumuza, “Benim şu an yerel yönetimde daha iyi olduğum ve başarılı uygulamalara devam etmemin daha yararlı olduğu yönünde bir kanaat var. En azından bu dönem için milletvekili adayı olmak gibi bir düşüncem yok” şeklinde cevap verdi.

Rıfat DOĞAN / ARTI GERÇEK

SMF: İbrahim Kaypakkaya Yoldaş Sosyalizm Mücadelemizde Yaşıyor!

İşçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesi can bedeli devam etmektir Dünden bugüne işçi sınıfı ve emekçi halkların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinde milyonlarca isimsiz kahraman yaşamını yitirmiştir Bazı dönemler bazı isimler, bu isimsiz kahramanlar içinden tarihte önemli roller üstlenirler. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş da enternasyonal proletaryanın ülkemizdeki bayrağını layıkıyla omuzlamış, bilimsel sosyalizmin sancağını ülkemiz topraklarında göndere çekmiştir

HABER MERKEZİ(18.05.2018)- 18 Mayıs 1973 komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ölümsüzlük yıl dönümü dolayısı ile Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) yazılı bir açıklama yaptı. ‘’ İbrahim Kaypakkaya yoldaş sosyalizm mücadelemizde yaşıyor’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Tarih, tüm baskı ve ablukalara rağmen hakikatte ısrar edenleri hiçbir zaman unutmaz. Önemli olan rüzgâra göre yön değiştirmek değil, fırtınaya karşı bile hakikati savunmaktır. İbrahim yoldaş tüm yaşamını hakikatin, gerçeğin, bilimin yoluna adamıştır. İbrahim Kaypakkaya mücadele ettiği dönemde ülkemiz sosyalizm mücadelesi için çok önemli çıkışların ve kopuşların sembolü olmuştur. Kemalizme dizilen güzellemeler o dönem devrimci hareketi esir almış, kuşatmıştır. İbrahim yoldaş hemen hemen bütün sol-sosyalist yapıların teslim olduğu ülke faşizminin resmi ideolojisi Kemalizme neşter vurarak sosyalist hareketin iliklerine kadar nüfus etmiş bir hastalığa kesin teşhisi koymuştur: Kemalizm Faşizmdir! O, ezilen Kürt ulusu üzerindeki milli baskıya karşı ezilen ulusların tam hak eşitliği ve bağımsızlık mücadelesi konusunda açık tavır ortaya koymuştur. Yarım ağızla dillendirilen çözümleri, ezilen ulusun taleplerini görmezden gelen sosyal-şoven yaklaşımları açıkça eleştirmiş, mahkûm etmiştir. Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız-şartsız tanımıştır.

 İbrahim Kaypakkaya 45. Ölümsüzlük Yılında Yaşıyor!

Diyarbakır işkencehanelerinde katledilişinin 45. yılında faşist burjuva diktatörlüğün İbrahim Kaypakkaya korkusu devam ediyor. Son bir yıllık süreçte Kaypakkaya yoldaşa yönelik sürdürdükleri abluka bunun en somut karşılığıdır. Geçen yıl Ankara ve Çorum’da İbrahim Kaypakkaya anmasına katılan toplamda 100’den fazla kişiye soruşturma açıldı, İstanbul anması polis tarafından yasaklandı ve saldırıya uğradı, anma nedeniyle iki sosyalist tutuklandı. Altınçağ Yayıncılıktan çıkan İbrahim Kaypakkaya’nın Seçme Yazılar kitabı ve Nihat Behram’ın Everest Yayınlarından çıkan Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit kitabı yasaklandı. Dersim’de 2017 ve 2018 1 Mayıs’larında İbrahim Kaypakkaya’nın fotoğraflarının bulunduğu SMF ve Partizan dergisi flamaları miting alanlarına alınmadı. İstanbul 2018 Newroz’unda Partizan dergisinin İbrahim Kaypakkaya fotoğraflı flamaları miting alanına alınmadı, flamaları taşıyan Partizan okurları tutuklandı. Son olarak ise sanatçı dostumuz Pınar Aydınlar Dersim’de İbrahim Kaypakkaya için sarf ettiği sözler ve sahiplenme çağrısı yaptığı için tutuklandı. Gelinen aşama bize gösteriyor ki; İbrahim Kaypakkaya’nın yolu faşist burjuva diktatörlüğünü hala korkutmaktadır. Bunca saldırı, bunca yasaklama, bunca gözaltı ve tutuklama bunun en somut göstergesidir. Bizlere düşen görev ise İbrahim yoldaşın bizlere bıraktığı mücadele bayrağını zafere ulaştırmak, sınıfsız ve sınırsız bir dünya yaratma mücadelesinde ısrar etmektir.

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş şahsında demokrasi, devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren, sonsuzluğa uğurladıklarımızı saygıyla anıyoruz.

Andları andımız, kavgaları kavgamızdır’’

İbrahim Kaypakkaya, ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu ve ihtilalin manifestosudur

Devriminin diyalektiğini kavraması ve sistematiğine uygulaması Kaypakkaya’nın kopuştan kopuşu gerçekleştirmesini sağladı Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemelerindeki olağanüstülük ve yıkıcılık buradan kaynaklanır Kaypakkaya’nın açılımları tesadüfi değil, devrimin diyalektiğidir ve devrimin imkanını aramasının sonucudur İbrahim Kaypakkaya sadece solun tek başına öne çıkardığı işkencede direnen bir devrimci değildir. Bu tavır İbrahim’i yok saymanın, onu politik bir figüre indirgemenin yöntemidir. Bu tutum bir ikonoklastın, ikonlaştırılmasından başka bir şey değildir.İbrahim Kaypakkaya ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu, ihtilalin manifestosudur

Volkan Yaraşır (18-05-2018) İbrahim Kaypakkaya’nın idelojik-teorik mimarisi tarihsel olarak; Anadolu ve Mezopotamya halklarının isyan ve komünalite geleneğine, yerel olarak; 1960 sonrası, Türkiye’deki zengin sınıf mücadelesine, uluslararası boyutta; 1968 küresel isyan hareketine, kültür devrimine ve ulusal kurtuluş savaşlarına dayanmaktadır.

Devrimci hareket açısından 1970’lerin başı bir momentumu ifade eder. 1971 devrimcileri, uçurumun kenarında yürümenin cüret ve cesaretini simgeler. Aynı zamanda ’71 pratiği, sistem dışı ve açık bir devlet karşıtı olmanın pratiğidir.

1971 devrimcileri bir tarihsel kopuş gerçekleştirdi. 50 yıllık revizyonist, parlamentarist ve legalist çizgi ’71 ihtilalciliğiyle aşıldı. İbrahim Kaypakkaya ise kopuştan kopuşu ifade etti. Yani ihtilalin yolu, ruhu ve manifestosu oldu.

İbrahim Kaypakkaya 20. yüzyılın iki büyük devriminin yolundan yürüdü: Rusya ve Çin devrimleri, kendini en net ll. Enternasyonal’de ve devamı olan anlayışlarda somutlayan determinizme, ekonomizme, “evrimci sosyalizme”, pozitivist yozlaşmaya ve sol skolastiğe (metafizik materyalizme) bir yanıttır. Dondurulmuş diyalektiğin parçalanmasıdır. Militan diyalektiğin devrimci praksisle yeniden kuruluşudur.

Rusya ve Çin Devrimi, İbrahim’in sistematiğinin temel zeminlerini oluşturdu. Devrimin diyalektiği onun ideolojik, teorik ve pratik atılımını sağladı. Çünkü her devrim bir diyalektiktir. İbrahim, bu devrimlerden ve diyalektiğinden beslendi ve öğrendi. Bu devrimler onun düşünsel sistematiğine yön verdi.

Devriminin diyalektiğini kavraması ve sistematiğine uygulaması Kaypakkaya’nın kopuştan kopuşu gerçekleştirmesini sağladı. Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemelerindeki olağanüstülük ve yıkıcılık buradan kaynaklanır. Kaypakkaya’nın açılımları tesadüfi değil, devrimin diyalektiğidir ve devrimin imkanını aramasının sonucudur.

İbrahim Kaypakkaya sadece solun tek başına öne çıkardığı işkencede direnen bir devrimci değildir. Bu tavır İbrahim’i yok saymanın, onu politik bir figüre indirgemenin yöntemidir. Bu tutum bir ikonoklastın, ikonlaştırılmasından başka bir şey değildir.

İbrahim Kaypakkaya için Kemalizm ve ulusal sorun üzerine önemli şeyler söyledi demek de tek başına bir şey ifade etmez. Bu totolojik bir yaklaşımdır.

Bu tavır da İbrahim’in sistematiğini vulgarize etmektir, yani kabalaştırma ve içeriğini boşaltmaktır.

İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemeleri bir devlet tahlili olması yanında, bir tarih tezidir. TC’yi ayakta tutan iki ana kolonu (ya da aşil noktalarını) göstermesi bağlamında devrimin olanağını açığa çıkarmaktır.

Ve bu çözümlemeleri onun parti anlayışıyla bir bütünlük taşır. Partinin adının Komünist olması bir yanıyla tarihsel bağ, diğer yanıyla işçi sınıfının devrimci rolüne, “tarihsel özneliğine” vurgudur. Marksist Leninist vurgusu ise bir kopuş ve devrimci rotanın ifadesidir.

15-16 Haziran yazıları, kır kent diyalektiği, mikro sosyoloji çalışmaları, sınıfın tarihsel rolüne vurgular, proletarya diktatörlüğünün altının çizilmesi, halk savaşı, devlet analizi, diğer alt üst edici ilkler gibi bir ilk olan Ermeni Sorunu ve soykırımı açılımı İbrahim’in sistematiğinin katmanlığını göstermektedir.

İbrahim Kaypakkaya compact bir yapıdır ya da sistematik bir bütünselliktir. Bu bütünsellik içinde tabii ki gerilim noktaları vardır. Olması da doğaldır. Marksizmin en karakteristik özelliğinin de bütünsellik olduğu unutulmamalıdır. Gerilim noktaları bütünselliğin sadece ayrıntılarıdır.

Onun tarih tezi, devrim anlayışı, çalışma ve örgütlenme tarzı ve parti anlayışı bir diyalektiktir. Bu diyalektik kavrandığı ölçüde İbrahim Kaypakkaya kavranabilir ve anlaşılabilir.

Son olarak İbrahim Kaypakkaya Lenin gibi her zaman sınıfsal antagonizmanın tarafı oldu ve militan diyalektikle hareket etti. Bunun anlamı, devrimin güncelliğini yaratmaktır. Lenin’i Marx’a bağlayan en belirleyici özellik budur. Devrimin güncelliği yani devrimin olanağı ve imkanını aramak. İbrahim’in Kemalizm analizini ve ulusal soruna bakışını, bu perspektifle ele almak gerekir.

Ayrıca İbrahim Kaypakkaya’nın diğer belirleyici özelliği Lenin gibi uzlaşmazlığıdır. Rusya’da devrimin yolu Lenin’in Narodniklerle, ekonomistlerle, legal Marksistlerle, Menşeviklerle ve hatta eski Bolşeviklerle hesaplaşması ve uzlaşmazlığıyla oluştu.

Bu karakteristik yön, çelişkide taraf olmanın yaratıcı yıkıcılığıdır. Diyalektiğin pratiğe geçmiş halidir. Sınıfsal antagonizmayla sürece bakma ve müdahale etmedir. İbrahim hiç bir şartta ve koşulda ne ideolojik ne de pratik düzeyde uzlaşmamıştır. İbrahim’i belirleyen en temel yönlerden biri onun uzlaşmazlığıdır. Bir devrimci komünist önder olarak bu noktada bedel neyse, onu da layıkıyla ödemiştir. Devrimci diyalektik, İbrahim’in bu özelliğini şekillendirmiştir.

İbrahim Kaypakkaya devrimin güncelliğidir.

İbrahim Kaypakkaya yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.

İbrahim Kaypakkaya ihtilalciliktir.

İbrahim Kaypakkaya ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu, ihtilalin manifestosudur.

Volkan Yaraşır

Kaypakkaya yolumuzu aydınlatan kızıl bir meşaledir

Nitel bir seviyede temsil edilmeyen bir Kaypakkaya’cılık gösterisi boştur. Gerçeğe hürmet etmek ile, o gerçeği keşfedene tapmanın farkı budur

Bilincini ve yüreğini, ezilenlerin kurtuluş davasına adayan komünist önderi anmanın yeni bir yıl dönümüzdeyiz. Ufkunu var olanla sınırlamayan, yaşadığı her anı hakikatleri yeniden ve yeniden gün yüzüne çıkarmaya hasreden bir komünist önderin katledildiği Mayıs ayındayız. Kendi döneminin devrimci önderlerinin ulaştıkları ideolojik-politik sonuçları kökten reddetmekle kalmayıp, gerçek bir komünist alternatif ileri sürerek, devrim için nitel bir çığır açan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı anıyoruz.

Dünya çapında devrim ve sosyalizm davası uğruna ileri kitlelerin ayakta olduğu ve emperyalizme karşı Vietnam ve başka ülkelerde süren büyük devrimci başkaldırılar; özellikle de Çin’de başkan Mao önderliğinde kapitalist yolculara karşı başlatılan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya komünist hareketi üzerinde yarattığı göz kamaştırıcı şahlanış, ve yine ülke içerisinde kitlesel direnişlerin, sokak çatışmalarının ve özellikle de 15-16 Haziran işçi sınıfının ayaklanması şartları altında yeni ve genç bir komünist hareketin ortaya çıkmasına vesile oluyordu.

Önder İbrahim Kaypakkaya’yı diğer devrimci önderlerden ayırt eden iki ana temel özellik vardır. Birinci özellik, O’nun Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimini sıkı kavramasıdır. Önder Kaypakkaya geleneksel epistemolojiden, burjuva medeniyetçi-uygarlıkçı, Avrupa merkeziyetçi “aydınlanmacı” çizgiden ve o çokça bilinen ünlü Üretici Güçler Teorisi ile malul kalkınmacı ezber kavrayış ve çizgiden köklü olarak koptu. Bu kopuşun dayandığı temel, MLM felsefi, ideolojik, siyasal ve devrimci metottur. “Barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” şeklinde ifade edilen burjuva idealist felsefi yaklaşımın tali de olsa Marksizm ve Marksist hareket üzerindeki etkisinden hem felsefi hem de politik bakımdan bir kopuştur. Sözünü ettiğimiz böylesi derin ve köklü kopuş, elbette önder İbrahim Kaypakkaya’ya yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu birinci ayırt edici özelliktir.

İkincisi özellik ise, kazanmış olduğu bu devrimci Marksist bakış açısı sayesinde, bugüne dek savunula gelen resmi tarihe yaklaşımda ortaya çıkar. Mustafa Suphi, Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş gibi sosyalist önderlerin liderlik ettikleri tüm devrimci hareketler, ilerici-devrimci bir miras olarak kabul ettikleri Kemalizm ve cumhuriyet aşkına karşı tamamen karşıt bir tutum aldı. Bu tutum, kaynağını MLM ideolojik-politik çizgi, metot ve bakıştan almıştır. Böylelikle yanlış tarih kavrayışına karşı, ihtişamlı bir tutum belirmemiş oldu. O döneme kadar, Milli Şef’li tek partili zulüm makinasının adı “ilerici ve anti-emperyalist” olarak konuluyordu. 1927 yılında Adana-Nusaybin demiryolu işçi grevini kanla bastıran Kemalist faşist yönetim, işçi sınıfına ilerici bir miras olarak anlatılıyordu. 1915 Ermeni soykırımını sahiplenen ve 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Said, 1937-38 Dersim kırımlarını yaşatan bir yönetimi Kürtlere-Alevilere ilerici olarak anlatmak, niyetlerden bağımsız olarak, kanlı kılıçtan geçirilmiş toplulukları karşına almak olacaktı. Öyle de oldu! “Kemalistler burjuvaydı ancak ilerici oldukları için “yeni genç cumhuriyete isyan edenler feodal ve gerici güçler” olarak telakki edildi. Yani “barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” idealist felsefenin siyasal sonuçları, dünya komünist hareketi üzerinden ülkemiz devrimci hareketine miras kalan olumsuz etkisi böyle dışa vuruyordu. “Geri ve feodal Kürtlerin”, ilerici-anti-emperyalist genç Türk burjuvazisi tarafından terbiye edilmesine onay veriliyordu. Ki, genç ve ilerici Türk burjuvazisi sanayiyi geliştirecek ve sosyalizm için temel teşkil eden işçi sınıfının büyümesi ve çoğalmasını sağlamış olacaktı. İşte ünlü Üretici Güçler Teorisi’nin coğrafyamız devrimci hareketi üzerindeki etkisi yine böyle açığa çıkıyordu!

Kaypakkaya MLM kavrayışın ortaya çıkardığı yeni, nitel bir sentezdir

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ayırt edici bu iki temel özelliği öylesine söylenmiş, rast gele ortaya atılmış söz ve belirlemeler değildir. Keskin bir MLM kavrayışın ortaya çıkardığı yeni, nitel bir sentezdir. Kaypakkaya bu açıdan kendisinden önce ve kendi döneminin sosyalist önderlerinden ve bilinen yanlış çizgilerden bütünlüklü ve köklü bir kopuştur diyoruz. Elbette o dönem Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in önderlik ettikleri sosyalist hareketlerin sisteme karşı silahlı çıkışları takdire şayan devrimci bir nitelik ve çıkış özelliği taşımaktadır. Ancak burada tartıştığımız konu, büyük devrimci çıkışlarına rağmen resmi tarihten köklü bir kopuş yapamamış olmalarıdır. Önder Kaypakkaya ise sahip olduğu bilimsel görüşler neticesinde uzak geleceğin sinesine seslenerek, tarihe bilimsel bir not düştü. Hafızalarımızı bugün kimlerin ne dediğine değil de, elli yıl önceki şartlarda kimlerin bu meselede ne dediklerini dikkate alarak yokladığımızda, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Ne var ki, O’nun bu bilimsel görüşleri büyük ve haksız saldırılara uğradı. “Miras alınması gereken halkımızın ilerici ve devrimci tarihinin reddedilmesi” olarak karşılandı. “Dar ve sekter görüşler” olarak eleştirildi. Bu toptan yanlış yaklaşımın dayandığı temeli bildiğimiz için, böyle karşılanması şaşırtıcı gelmemiştir. Zira bilimsel her bir yeni yaklaşımın, istisnasız böyle karşılandığı tarihi örneklerle doludur. Durum bu olmasına rağmen, önder Kaypakkaya hem düşünsel, hem de sosyal pratikte bu bilimsel görüşleri ısrarla savundu, inatla temsil etti. Önder İbrahim, elbette komünistlerin miras alacakları ilerici-devrimci bir tarihin olduğunun çok iyi farkındaydı. Zira, on binlerce yıllık insanlık tarihinin bu uzun süreci içinde sömürüye, talana, yalana, haksızlıklara, yanlışlara direnen ve bu hareketlerden öğrenilmesi ve miras alınması gereken sayısız sosyal hareket ve sosyal harekete liderlik edenlerin olduğu bilinir. Coğrafyamızda süren büyük halk mücadeleleri içinde durum budur. Bu bakımdan yaşanmış olan her bir sosyal-siyasal olayı somut olarak ele alır ve olumlu olanı, ilerici-devrimci olanı tereddütsüz savunur. Önder İbrahim Kaypakkaya’yı diğer konularda olduğu gibi, bu konuda sekter ve inkârcı bulanların yine yanıldıklarını hatırlatalım. O ilerici tarihi miras alma konusunda gayet duyarlı ve hassastı. O’ “miras al” diye salık verdikleri ancak emeğin/emekçinin yeminli düşmanı Mustafa Kemal’leri değil, yeni bir dünyanın kuruluşuna önderlik etmeye çalışan ve yukarıda izah ettiğimiz ideolojik-politik yanlışlıklarından kaynaklı, kendisinin ve yoldaşlarının ölümüne sebep olan Mustafa Suphi olmuştur. Kurtuluş savaşında Sütçü İmamlar gibi halkın nice doğal önder temsilciler olmuştur. 15 Haziran 1915 yılında İstanbul’da Osmanlı tarafından idam edilen Ermeni sosyalist Paramaz ve 19 yoldaşı olmuştur.

Önder Kaypakkaya’nın Marksist-Leninist-Maoist kavrayışı ve bilimsel metodu sayesinde tarih 24 Nisan 1972’yi gösterdiğinde, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasına bilimsel görüşlerle donanmış komünist güneş doğdu. Vartinik’te dalgalanan kızıl bayrak, coğrafyamızda komünizm tarihine kaydedilmiş yeni bir parti olarak devrimci sahnede yerini aldı. Partimiz, Çin’de başkan Mao önderliğinde kapitalist yolculara karşı tüm muhteşemliği ile yürütülmekte olan “Büyük Proleter Kültür devriminin ürünüdür” diyen bir komünistin önderliğinde tarihe geçiyordu. Ve bu yeni kızıl güneş, genel olarak resmi tarih, resmi ideoloji, milli mesele, özel olarak Kürt Milli meselesi üzerine bilimsel yaklaşımlarını ortaya koyarak, revizyonizme, şovenizme, sosyal şovenizme ve her türden gericiliğe karşı bilimsel bir tavır aldı. Bir millet olarak Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı olan, devlet kurma hakkını tereddütsüzce savundu ve bunun yanı sıra komünistlerin ulusal sorunda çözüm tezlerini berrak olarak ortaya koydu. Zalimin yanında değil, mazlumun yanında yer aldı. Resmi tarih anlayışını devrimci eleştiri süzgecinden geçirerek tüm gerçek dışı çizgileri yerle yeksan etti. O “Barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” olarak ifade edilen burjuva medeniyetçi-uygarlıkçı idealist felsefeden kopamayan yaklaşımları red ederek, Ermeni soykırımı, Koçgiri-Dersim’de yapılan kitlesel katliamları lanetledi. Osmanlı’dan Cumhuriyet ve Kemalist diktatörlüğe giden süreçte, istilacı-talancı- gerici egemenliklere karşı direnen mazlum ulus Kürtlerin direnişlerini selamladı ve hareketin demokratik özünü ve haklı yanını destekledi. Kendi ulus birliğini, bölgesel kimliğini ya da inançsal kimliğini koruma ve yaşama hakkını, gerici egemenliklerin istila etmesine ve kendine bağlı hale getirme yönelimlerine tavır aldı. Kendisinden önceki ve kendi dönemindeki devrimci hareketlerin düştükleri yanlış çizginin kaynağına ışık tuttu. Bilimsel sosyalist bir bilinç ve metot ile donanmadan, doğru siyasi sonuçlara ulaşmanın imkânsızlığına işaret etti.

Ekim devrimi, Çin devrimi ve sonrasında sosyalist ülkelerdeki deneyimlerin ışığında, yeni bilimsel bir sentez olarak ortaya çıkan ve Marksizm-Leninizm’i, Marksizm-Leninizm-Maoizm (o dönem Mao Zedung Düşüncesi olarak bilinen) seviyesine çıkaran Büyük Proleter Kültür Devrimi dersleri ile donandığı için coğrafyamızda esasa ilişkin doğru tespitlere varabilmiştir. Böylesi bir bilimsel metodolojiye sahip olmadan ülkenin mevcut ekonomik-politik yapısını çözümlemek ve somut şartların somut tahlilini yapmak mümkün olmayacaktı. Böylesi bir bilimsel dünya görüşü olmaksızın çarpıtılmış bir tarih, karayı ak gösteren sahtekârlık, gericiliği ilericilik olarak yutturan yaklaşım ve emperyalizm ile el altından alış veriş yapan Kemalistleri anti-emperyalist göstermek uğraşında olan çizgileri anlamak asla mümkün olmayacaktı.

Kaypakkaya’ya asıl rengini veren komünizmin bilimsel görüşleri ile donanmış olmasıdır

Israrla ve inatla, önder Kaypakkaya coğrafyamızda yeni, nitel komünist bir çıkıştır derken anlatmak istediğimiz budur. Körü körüne bir inat ve ısrar değildir bu. Israrlı savunumuz tamamen bilimsel ve doğruya en yakın olmasından kaynaklıdır. Komünizmin bilimsel ideolojisi, perspektifi, felsefesi ve politikasına yaslanarak ezilen ve sömürülenlerin direniş tarihlerini kendi tarihi ve mirası olarak kabul etmesinin yanı sıra, yeni nitel öncü bir parti olarak emperyalizmi ve ülkedeki işbirlikçi sistemi yıkmanın engin pratiğine girmiştir. Tepeden tırnağa silahlı ve tarihi kan üzerine kurulu böyle bir sistemi parçalayıp dağıtmak ve yepyeni ve farklı bir yaşam kurabilmek için bilimsel bir analiz ile durumu açığa çıkarmış, Baba İshak, Bedreddin, Pir Sultan ve daha nice halk önderini ve liderlik ettikleri hareketlerin deneyimlerinden öğrenmeyi bilmiştir. Bunlar, önder Kaypakkaya’nın belirgin özellikleridir.

Görüşümüzce burada bir noktaya değinmek yararlı ve uyarıcı olacaktır. İstisnalar hariç, devrimci hareket ve aydınların ezici çoğunluğu komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı yok saymayı tercih etmiştir. O’nu en fazla devletin resmi faşist güçleri tarafından katledilmiş bir köylü devrimcisi olarak anmaktadırlar. Bu elbette olumludur ancak önder İbrahim’i İbrahim yapan ana ve asıl özellikler her daim bilinçli olarak göz ardı edilmiş, yok sayılmıştır. O’nu köylü ya da işçi devrimcisi seviyesi ile anmak yeterli değildir. O’na asıl rengini veren şey komünizmin bilimsel görüşleri ile donanmış bir önder olmasında yatar. Sosyal yaşam bu gerçeği defalarca doğrulamasına rağmen, bugün için nispeten azalsa da, bazı devrimci aydın ve örgütler tarafından o bilinen geri değerlendirme yaklaşımı maalesef hala devam edilmektedir. Devrimin yazılı, sözlü kayıtlarında, kültür ve edebiyatında, sinemaya aktarımında vs., denebilir ki önder İbrahim Kaypakkaya’nın yok sayılmasından medet umulmuştur. Bu eleştirimiz elbette dostlarımızadır. Bilim ve bilimsel görüşler karşısında şapka çıkarmak, devrime ve devrimcilere yakışandır. Dolayısıyla Kaypakkaya meselesindeki bu yanlış tutumun aşılması devrimin lehinedir. Zaten sosyal pratik doğru ve yanlışı eleyerek gerçekleri ortaya çıkarır.

Düşman cephesinde ise, önder Kaypakkaya’ya yaklaşım zaten bilinmektedir. “Şimdiki halde yıkıcı komünizmin en tehlikeli görüşleri” olarak Milli İstihbarat Teşkilatı’nın raporlarında yer alması boşuna söylenmiş değildir. Bu tehlikeli kuramcının ele geçirildiği günden itibaren ihanet ettirilerek “tehlikeli görüşlerin” tehlike olmaktan çıkarılma uğraşları ayları almıştır. Fakat granitten daha sağlam komünist irade ve direniş, beklenti içindeki faşist ve gerici kuvvetlerin bütün umutlarını boşa düşürmüştür. Ve komünist önder, işkencehanelerde de devrimcilere sarsılmaz bir miras bırakmış, bu noktada da bir çığır açmıştır. O’nun direnmesine vesile olan şey, elbette şahsi kahramanlığından çok, esas olarak sahip olduğu komünist çizgi ve dünya görüşünden ileri gelir. Tamn da bu sebeple denebilir ki, önder İbrahim Kaypakkaya işkenceden başarıyla çıkmış ve aslında sorgusu bitmiştir. Ancak düşman Kaypakkaya’nın yaşamasına tahammül edemezdi, zira İbrahim’in yaşaması demek, gerici sistem için tehlikenin devamı demekti. Bu açıdan komünist önderin, Ankara’da, kontra-dairenin en yüksek tepelerinde verilen özel ve gayet bilinçli bir kararla 18 Mayıs 1973 yılında parçalanarak imha edilmesine gidilmiştir. Bunlar tarihin gerçekleridir. İnkâr edilemez.

Yoldaşları olarak bizler, komünist önder İbrahim Kaypakkaya’dan öğrenmeye devam ediyoruz. O’nun sahip olduğu diyalektik, tarihi materyalist dünya görüşü bize her şeyin hareket halinde olarak değişeceğini ve değişmeyen hiçbir şeyin olamayacağını salık verir. Karşıtların birliği yasasının tezahürünü biliriz. Bir dönem doğru ve bilimsel olan şey, gelişmeler karşısında kendisini yeni şeylere bırakır. Tarihsel olanı akıldan çıkarmamak önemlidir. Gelişmelere hazır reçetelerle yaklaşmak diyalektikten kopmak olur. Somut durumun somut tahlilinin yapılması bu bakımdan elzemdir. Dünyada, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaklaşık elli yıllık sosyal pratik içinde yaşanan iktisadi, siyasi, sosyal değişimi görmek elzemdir. Bunun bilincinde olan Maoist parti , komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu bilimsel çizgisini nitel olarak ilerletmeyi bilmiştir. Bugün ortaya konulan teorik, politik, örgütsel, askeri belirlemeler, ezilenlerin elinde büyük bir silah olarak bulunmaktadır. Nitel bir seviyede temsil edilmeyen bir Kaypakkaya’cılık gösterisi boştur. Gerçeğe hürmet etmek ile, o gerçeği keşfedene tapmanın farkı budur.

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü dergisinde yayımlanmıştır