Macron’un emeklilik reformuna karşı milyonlar grevde

Fransa’nın son yıllardaki en büyük genel grevi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un getirmek istediği puan bazlı emeklilik sisteminin sendikalar tarafından kabul görmemesi üzerine örgütleniyor

FRANSA (05-12-2019) Fransa’da daha geç yaşta emekli olma veya emeklilik maaşlarında düşüş tercihiyle karşı karşıya bırakılan işçiler bugün genel greve gidecek.

Aralarında polisler, hukukçular ve havalimanı çalışanlarının da bulunduğu milyonlarca işçinin greve gitmesi nedeniyle eğitim, ulaşım, çöp toplama ve sağlık hizmetleri gibi hayatın pek çok alanında aksamalar yaşanması bekleniyor.

Fransa’nın son yıllardaki en büyük genel grevi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un getirmek istediği puan bazlı emeklilik sisteminin sendikalar tarafından kabul görmemesi üzerine örgütleniyor.

Bugün başlayacak grevin bir günden fazla süreceği öngörülüyor. Bazı sendikalar Macron emeklilik reformunu geri çekene kadar greve devam edeceklerini belirtiyor.

Konuyla ilgili yapılan bir ankette greve desteğin yüzde 69 oranında olduğu, en büyük desteğin de 18-34 yaş grubu tarafından verildiği tespit edildi.

Macron hükümeti, emeklilik reformu girişiminin 1995’teki gibi sonuçlanmamasını umuyor.

O yıl yapılmak istenen emeklilik reformuna karşı üç hafta süren ve halkın desteğini alan grev sonucu hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Fransa’nın Nice kentindeki bir posterde “Herkes 5 Aralık’ta grevde” sözleriyle greve çağrı yapılıyor.

Grevle ilgili bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Christophe Castaner, “Bu protestolara katılacak çok insan var ve risklerin farkındayız. İsyan veya şiddet olayları olduğunda derhal gözaltı yapılması emrini verdim” dedi.

ÜLKE GREVDEN NASIL ETKİLENECEK?

Fransa’da pek çok kişi işe gitmeyecek ama gitmek isteyenler de toplu taşıma bulmakta zorlanacaklar. Tren ve otobüs emekçileri perşembe gününnden itibaren greve katılma konusunda uzlaştı.

Şehirlerarası trenler ve hızlı trenlerin yalnızca yüzde 10’u çalışacak. Bazı bölgesel trenler tamamen iptal olacak. Eurostar ve Thalys gibi uluslararası tren hatları da grevden etkilenecek.

Paris metrosunda da büyük aksamalar bekleniyor. Kentteki 16 metro hattından yalnızca 5’i çalışacak. O hatlarda da sefer sayıları azaltılacak.

Emeklilik reformuna karşı eylül ayında yapılan metro grevinde Parisliler şehirde scooter ve bisikletlerle seyahat etmeyi tercih etmişti.

Hava trafik kontrolörleri de greve katılacak. Air France’ın uçuşlarının yüzde 30’u iptal oldu. EasyJet de 200’den fazla uçuşunu iptal etti.

Hemşireler, hastane çalışanları, hukukçular, polisler, çöpçüler, enerji çalışanları ve postacılar da greve katılacak diğer gruplar arasında yer alıyor.

Sağlık Bakanlığı, hastanelerin grevden ne kadar etkileneceğini hesaplayamadıklarını fakat önlemler aldıklarını açıkladı.

Ülkedeki en büyük ilkokul öğretmenleri sendikası her 10 okuldan dördünün kapanmasının beklendiğini, ilkokul öğretmenlerinin yüzde 70’inin greve katılmasını beklediklerini duyurdu.

Orta okul ve liselerde ise bu oranın yüzde 60 civarında olması öngörülüyor.

Emeklilik maaşı en düşük grup olan çiftçiler ise greve katılmayacaklarını açıkladı.

MACRON’UN REFORMU NEDEN TARTIŞILIYOR?

Fransa’da onlarca farklı emeklilik sistemi bulunuyor ve Macron bunları tek bir sistemde birleştirmek istiyor.

Yeni plana göre işçiler çalıştıkları her gün için ödüllendirilecek ve kazandıkları puanlar emekli olduklarında kendilerine çeşitli faydalar sağlayacak.

BBC’de yer alan değerlendirmeye göre, Fransa’da son 10 yılda emeklilik yaşı 60’tan 62’ye yükseltilse de Fransa OECD içindeki zengin ülkeler arasında en düşük emeklilik yaşına sahip ülkelerden biri.

Yeni sistem, emeklilikte en avantajlı gruplar arasında yer alan denizciler, hukukçular ve opera sanatçılarının bazı avantajlarını ellerinden alacak.

Fransa’da onlarca farklı emeklilik sistemi bulunuyor ve Macron bunları tek bir sistemde birleştirmek istiyor.

64 yaşından önce emekli olanlar ise yüzde 5 daha az maaş alacak.

Fransa gayrı safi yurtiçi hasılasının yüzde 14’ünü emekliliğe harcıyor. Bu dünyadaki en yüksek oranlardan biri. OECD verilerine göre Türkiye’de aynı oran yüzde 7,7.

Macron Fransa’nın yaşlanan nüfusu nedeniyle reform yapmanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Metro işçileri ise on yıllar önce mücadele ederek kazandıkları ve uzun saatler yer altında çalışmanın karşılığı olarak gördükleri erken emeklilik haklarını kaybetmek istemiyorlar.

Fransa’da yapılan bir ankete katılanların yüzde 75’i emeklilik sisteminde reforma ihtiyaç olduğunu söylese de yalnızca üçte biri mevcut hükümetin doğru değişiklikleri yapabileceğine inanıyor.

Artı Gerçek

İngiltere; Dersim belediyesiyle dayanışma kampanyası başarıyla sonuçlandırıldı

Londra Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi ve Britanya Alevi Federasyonu’nun örgütlediği ve   Dersim-Der, Tilkililer Dayanışma Derneği, İngiltere Pazarcıklılar Sosyal ve Kültürel Dayanışma derneği,  Kırkısraklılar Dayanışma Merkezi, Alxas Kom (Britain Alxas Community Centre), Bozcader, Tohum Kültür Merkezi ve Londra Koçgiri Derneği’nin desteklediği Dersim belediyesiyle dayanışma kampanyası, sürdürülen bir dizi etkinlik sonucu başarıyla sonuçlandırıldı

İNGİLTERE (05-12-2019) 21 Kasım ile 2 Aralık 2019 arasında kampanya, beklenenden daha yoğun kitlesel katılımlarla ve tartışmalarla gerçekleşti. Oxford ve Cambridge üniversitelerinde “Ekoloji ve Yerel Yönetimler” üzerine yapılan paneller oldukça öğretici oldu. Paneller sonrasında sürdürülen sohpetler ayrıca anılmaya değerdi.

Bunların yanı sıra, Londra YÇKM’de “Topraktan Göğe” belgesel gösterimi ve Söyleşi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’de “Dersim ve Yerel Yönetimler” ve yine Doncaster Cemevinde yapılan “Dersim ve Yerel Yönetimler” panelleri hem kitlesellik bakımından oldukça olumlu oldu hem de halkın gayet canlı ve pür dikkatle izlemesi dikkat çekiciydi. Başkan Maçoğlu’nun geleceğe dair açıklamaları dinleyenler arasında   umut yarattı. Sorulan sorular, yapılan öneriler bir kez daha gösteriyor ki, halkın ileri kesimi konuya belediyecilik sınırlarının ötesinde yaklaşmaktadır.

Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu’nun kendine özgü sade, halkçı dili ve metodu ile hem akademik ortamda hem de kitle örgütlerinde ve inanç kurumlarında yaptığı sunumlarıyla abartısız büyük beğeni topladı. Güncel siyasi konulara yaklaşımında olsun, belediyecilik anlayışı ve somut uygulamalarıyla geleceği bugünden nasıl kurabileceği meselesi üzerine olsun gayet ikna edidici açıklamalarda bulundu. Doğrudan sosyalist-komünal bir yaşama vurgu yapan Maçoğlu, kapitalist-emperyalist sistemin talan ve yıkım savaşlarını teşhir etti. Kayyumları kınayan ve ortak mücadele çağrısında bulundu. “Alternatif Yeni Bir Dünya Mümkündür” çağrısında ısrar etti.

Çeşitli yöre derneklerinin yoğun katılımlı kahvaltılarına katılarak söyleşi ve sohpetler yaptı. Neredeyse her dakikası dolu geçen etkinlikler dizinin en sonuncusu Liverpool kentinde yapılarak kampanya başarıyla sonuçlandırıldı. Kampanya boyunca gazeteciler Kemal Göktaş ve Çiğdem Anad Maçoğlu ile röportajlar yaptılar. Yine Euro Genç TV ve London TV Maçoğlu ile söyleşi yaptılar. Söyleşiler ve röportajlar binlerce kişi tarafından izlendi/okundu. Türkçe-Kürtçe yayınlanan yerel basın Maçoğlu’nun açıklamalarına ilgi gösterdi.

 

 

 

 

 

 

 

Müslüm Elma’ya Özgürlük Kampanyası Münih eylemi ile sonlandırldı

2 Aralık pazartesi günü yapılan eyleme ADHK olarak katılım sağladık ve dayanışmada bulunduk

ADHK (04-12-2019) Almanya ve Türk devletinin işbirliği ile 15 Nisan 2015 tarihinde Almanya,Yunanistan, İsviçre ve Fransa’da yürütülen bir operasyonla Müslüm Elma ve dokuz arkadaşı göz altına alınmıştı. Dört yılı aşkın bir süredir ceza evinde kaldılar. Diğer yoldaşları peyder pey bırakılmalarına rağmen, Müslüm Elma hala cezaevinde tutuluyor.

Deyim yerindeyse yaşamının büyük bir kısmı Türkiye ceza evlerinde geçmiş Müslüm Elma için, ATİK’in başlatmış olduğu “Müslüm Elma’ya Özgürlük” kampanyasına, ADHK olarak, devrimci demokratik kamuoyuna bir açıklama yaparak, destek sunacağımızı belirtmiştik.

Bu kapsamda Pazartesi günü Münih’te yapılan mahkeme önünde, mitinğ ve yapılan yürüşe ATİK’li dostlarımızla birlikte olup, diğer devrimci demokratik kurumlarla devrimci dayanışmada bulunduk, destek sunduk.

2019 yılı tarihteki en sıcak üçüncü yıl oldu

Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) 2019 yılının, 1850 yılından bu yana en sıcak üçüncü yıl olduğunu açıkladı Örgüt, 10 milyon kişinin ise iklim felaketlerinden dolayı ülke içinde göçe maruz kaldığına işaret etti

HABER MERKEZİ (03-12-2019) Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ) 2019 yılının kuraklıklar, aşırı sıcaklar ve kasırgalarla birlikte 1850’den bu yana en sıcak üçüncü yıl olduğunu açıkladı.

DMÖ, Madrid’deki iklim zirvesi COP25 vesilesiyle yaptığı açıklamada, 2019 yılının insan faaliyetlerinden kaynaklı sera gazları nedeniyle istisnai sıcaklıkların yaşandığı, buzulların gerilediği ve deniz seviyesinin rekor düzeye çıktığı dönem olarak tanımlanan son 10 yılı kapattığını belirtti.

Okyanuslar daha asitli hale geliyor

DMÖ, 2019 yılının sistematik olarak hava sıcaklığı kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850 yılından bu yana en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olabileceğini kaydetti. Açıklamaya göre El Nino doğa olayının istisnai bir yoğunluk göstermeye başladığı 2016 yılı en sıcak yıl olarak kalmaya devam etti.

İnsan faaliyetlerinin bir sonucu olarak deniz seviyesindeki yükselme hızlanırken, okyanuslar giderek daha asitli hale geliyor, Arktika buzulları küçülüyor, Grönland buzulları eriyor. Bu ısınmaya, aşırı iklim olayları eşlik ediyor. Örneğin İran’da su baskınları, Avustralya’da ve Orta Amerika’da kuraklık, Avrupa’da aşırı sıcaklar, Sibirya, Endonezya ve Güney Amerika’da orman yangınları bunlar arasında sıralanıyor.

10 milyon kişi göçe maruz kaldı

İç Göç Durumları Gözlemevi’ne göre yılın ilk yarısında 7 milyonu iklim felaketlerinden dolayı 10 milyon kişi kendi ülkeleri içerisinde göçe maruz kaldı. Sel felaketleri birinci neden olurken, bunu fırtınalar ve kuraklıklar takip ediyor. En fazla etkilenen bölgeler ise Asya ve Pasifikler oldu. DMÖ Genel Sekreteri Petteri Taalas, “Daha önceleri yüzyılda bir kez vuran aşırı sıcak dalgası ve sel felaketleri, giderek daha düzenli olarak gerçekleşiyor. Bahamalar’dan Japonya’ya, oradan Mozambik’e, ülkeler tropikal kasırgaların yıkıcı etkilerine maruz kalıyor. Orman yangınları Arktika ve Avustralya’yı kasıp kavurdu” diye hatırlattı.

Ayrıca 2018 yılından bu yana açlık çekenlerin sayısı da yeniden artışa geçerek, 820 milyonu aştı.

ADHK; Maraş, 19 Aralık Hapishaneler, Roboski Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız!

Aralık ayları içinde gerçekleştirilen bu üç katliam, sadece iktidarların güç gösterisi değil   kanlı devletin bekası için “istikrarını tescillediği” operasyonlardır

ADHK (02-12-2019) Emperyalist-Kapitalist sistem, ezilen ulus ve halkları katlederek, sürgünler yaşatarak, yaşam alanlarını işgal edip, mal varlıklarını talan ederek varlığını sürdürmüştür. Dünyanın değişik ülkelerinde işsizliğe, yoksulluğa, adaletsizliğe isyan eden halklara karşı muamele hep aynı.

Türkiye- Kuzey Kürdistan’da ise Osmanlı mirası üzerinden sürdürülen katliamlar hız kesmeden faşist TC tarihi boyunca devam etmiştir. Alevi, Ezidi, Kürt, Süryani, Rum ezilen halklar ve inançlar defalarca kez saldırı ve soykırıma uğramıştır. Tarihin önemli bir kesitinde yer alan Maraş katliamı ve yine Aralık ayına denk düşen Roboski, 19 Aralık Hapishanelere yönelik “Hayata Dönüş Operasyonları” da TC devletinin kanlı operasyonları   olarak tarihe geçti.

Aralık ayları içinde gerçekleştirilen bu üç katliam, sadece iktidarların güç gösterisi değil   kanlı devletin bekası için “istikrarını tescillediği” operasyonlardır. Devrimci tutsakların ölüm orucu eylemine yönelik binlerce militer güçle 22 hapishaneye eşzamanlı olarak yapılan operasyon güçsüzlüğün gösterisine dönmüştür. Çünkü, tutsakları diri diri yakarak, özel kimyasal maddeler kullanılarak teslim almayı başaramadılar. İçerde ve dışarda tek tipleştirme politikaları, hizaya getiremediklerini de ortadan kaldırarak yolunu açmaya çalışan kapitalist sistem, katliamlara devam etti. Ankara garı , Sur katliamı da bu politikanın parçasıydı.

Bugün on binlerce özel yetişmiş komandolar ve IŞİD çeteleriyle, Batı Kürdistan’ a düzenlediği askeri işgalde, Türk devleti yüzlerce çocuğun ve kadının ölümüne, on binlerce kişinin yaşam alanlarını yıkarak, ülkelerinden göç etmek zorunda bırakılarak, mülteci yaşama   mahkum etmiştir. Alevi ve Kürtlerin olduğu bölgelere göçmenleri yada cihatçıları   yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmeye yönelik politikalar halkları, inançları   karşı karşıya getirerek soykırım politikalarına zemin hazırlamaktır.

Tarihimiz’de yaşanan bugüne kadar gelen bu katliamları anımsayarak, yitirdiklerimizi anarak, öfkemizi örgütleylim.

Türk devletinin Maraş, Roboski, cezaevleri katliami ve güncel sorunları   tartıştığımız panellere tüm dostlarımızı davet ediyoruz.

Acıların ve katliamların son bulması için, sömürünün, yağmanın ve talanın son bulduğu, eşitliğin sağlandığı, doğa ve tüm canlıların haklarının korunduğu; ırk, dil, din ve cins ayrımı gözetmeden herkesin ortak yaşayacağı Sosyalizm için mücadele çağrımızdır bu davet.

Kuşkusuz ki bedel ödeyenlerimizi andığımız Aralık ayında yaşanan katliamları kınadığımız bu etkinliklerimize davetimizdir.

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Aralık 2019

Ludwigsburg Demokratik Kültür Derneği olağan Genel Kongresini başarıyla gerçekleştirdi

1977 den beri Güney Almanya’da kendi bölgesinde devrimci ve demokratik alanda mücadele eden Ludwigsburg Demokratik Kültür Derneği yıllık olağan kongresini üyelerinin büyük çoğunluğunun katılımıyla başarlı bir şekilde gerçekleştirdi

Ludwigsburg (02-12-2019) Kongre açılış konuşması ve dünya da devrim ve demokrasi mücadelesinde yitirdiklerimiz için saygı duruşu yapıldıktan sonra delege tespiti yapıldı. Divan kurulu seçimi üyelerin oy birliği ile ADHF yönetim kurulundan arkadaşların kongreyi yönetmesi için karar verildi. Divan kurulu seçiminden sonra da siyasi taslak yazısı okundu.   Dünyada, Avrupada ve Türkiye-Kuzey Kürdistanda yaşanan siyasi gelişmeler ve Kuzey Suriye batı Kürdistanda yaşanan gelişmelerin aktarıldığı siyasi taslak yazısını tartışmak için üyelere söz hakkı verildi. Üyelerin siyasi taslak yazısıyla ilgili eleştirileri ve eksik gördüklerini eklemeleriyle siyasi taslak yazısı onaylandı.

Daha sonra derneğin faaliyet raporu görüntüler eşliğinde okundu. Faaliyet raporunda özellikle yönetimden bir kaç kişinin üstün gayretleriyle başarılı çalışmalar yapıldığının altı çizildi.   Üyelerin yoğun ilgi gösterdiği üzerinde konuştukları bir bölüm oldu. Eksik ve tamamlamalarla birlikte faaliyet raporu da onaylandı.

Denetleme kurulu raporu okundu.Derneğin mali raporu okundu. Derneğin bir yıl için de başarılı faaliyetlerinden dolayı mali yapısının da iyi olduğu gözlendi. Mali rapor oy birliği ile onaylandı.

Daha sonra Derneğin yeni yönetim kurulu seçimine geçildi. Özellikle gönüllü adayların olmasından dolayı çok kısa sürede yeni yönetim ve Denetleme kurulu seçildi.

Kongre dilek ve temenniler bölümüyle devam etti. Üyeler yeni yönetime seçilen arkadaşlara başarılar dileyip yeni dönemde başarılı çalışmalar yapmak için hep birlikte katılımcı bir politika izlenmesi gerektiğine vurgu yaptılar. Kongre kapanış konuşması ile sonuçlandı.

Demokratik kamuoyundan açıklama: Müslüm Elma serbest bırakılsın

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde 1980’li yıllarda Müslüm Elma’yla birlikte çeşitli işkence süreçlerinden geçen siyasetçiler Münih’te 2015’ten bu yana tutuklu olarak yargılanan Müslüm Elma’ya özgürlük istedi

HABER MERKEZİ (29-11-2019) Aralarında Hatip Dicle, Recep Maraşlı, Mehdi Zana gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda siyasetçi Diyarbakır Askeri Cezaevi’nden tanıdıkları Elma için kamuoyuna açık mektup yayınladı. “Sizlere Müslüm Elma gibi Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunmuş kişiler olarak yazıyoruz. Bizler Müslüm Elma’yı askeri cezaevinde tanıdık” diyen siyasetçiler, 4 yılı aşkın süredir tutuklu yargılanan Elma’nın serbest bırakılmasını isteyerek, “Bu haksızlığa son verilmeli ve Müslüm Elma derhal serbest bırakılmalıdır” çağrısında bulundu.

Müslüm Elma ve arkadaşlarının ‘terörist’ muamelesi görmesinin Türkiye’deki AKP-MHP faşist koalisyonunun talebi olduğunun açık olduğu vurgulanan mektupta, “Müslüm Elma gibi, Diyarbakır Askeri Cezaevi’nden sağ kurtulmuş birinin Türkiye’nin isteği üzerine tutuklanmasının büyük bir skandal olduğunu düşünüyoruz. Böylelikle ona işkence eden, ona kötü muamelede bulunan devletin isteği yerine getirilmektedir” denildi.

26 yılı cezaevinde geçti

Elma’nın 22 yıllık tutsaklık ardından Almanya’da da tekrar rehin alınmasının kabul edilemez olduğunun altı çizilen mektupta şu ifadeler yer aldı: “Müslüm Elma’yı tanıyoruz. Onun akıl almaz işkencelere direnmiş bir insan olduğuna, askeri cezaevinin koşullarında insanlığını korumuş olduğuna tanıklık edebiliriz. Şüphesiz biliyor olsanız da size şunu hatırlatmak isteriz: Müslüm Elma 12 Eylül 1980 tarihinde askeri cuntanın iktidarı zorla ele geçirmesinin kısa süre ardından tutuklandı. Cuntacılar, öldürülmesine gerekçe bulmak için onu altı ay boyunca işkence sorgusu altında tuttular ve sonunda işkencenin ağırlaştırılarak sürdürüldüğü Diyarbakır E-Tipi Askeri cezaevine koydular. Bu cezaevinde, dört koğuş arkadaşının kendisini yakmasına tanık oldu. Bu onlara kalan tek direniş şekliydi. Aylarca veremlilerle aynı hücrelerde yaşamak zorunda bırakıldı. Ölüm orucu yapmak zorunda kaldı. Bunun sonucunda sağlığını yitirmesi üzerine 1992’de tahliye oldu.

1993 yılında İnsan Hakları Vakfı’nın desteğiyle tedaviye başladı. Serbest bırakıldığı bu dönem aynı zamanda Kürtlerin, sosyalistlerin ve demokrat insanların kaçırılıp kaybedildiği, binlerce köyün boşaltıldığı, milyonlarca insanın göçe zorlandığı, çok sayıda aydın ve yazarın suikastlara kurban gittiği ve binlerce insanın katledildiği dönemdi. Müslüm Elmayı’da Kasım 1993’te İstanbul Kadıköy’de bir kafeteryada arkadaşlarıyla otururken yeniden gözaltına aldılar. Kafeteryada dostlarla oturmak, dönemin Tansu Çiller-Mehmet Ağar hukuku gereği ‘örgüt buluşması’ sayılmıştı ve 18 yıl ceza verdiler. Müslüm Elma, 1996 ve 2000 yıllarındaki cezaevi katliamlarında ordaydı ve bu vahşetleri de yaşamak zorunda kaldı. Ölüm orucundan kaynaklanan ‘Wernicke Korsakoff sendromu’  tanısıyla Nisan 2002’de şartlı olarak tahliye edildi. Fakat sürekli taciz ve tehdit altındaydı, yalnızca kendisi değil, yakınları, komşuları ve dostları da… Artık Türkiye’de yaşayabilmesi zordu. Türkiye’yi terketmek zorunda kaldı ve Almanya’ya iltica talebinde bulundu. Alman makamları ‘politik mülteci’ statüsüyle talebini kabul etti. Almanya’da, uzun süre kötü cezaevi koşullarında yaşamaktan dolayı yakalandığı hastalıklardan dolayı tedavi gördü.”

Siz de hayatından çalmayın

Müslüm Elma’nın cezaevinde tutulmaya devam edilmesinin sadece insan hakları açısından bakıldığında bile kabul edilemez olduğunu belirten siyasetçiler, “Türk devleti ona işkence etmekle kalmamıştır. Askeri savcı ve hakimler de skandal davalarda onun yaşamından çok fazla yılı alıp götürmüşlerdir. Hayatta kalmış olması bir mucize. Bu kadar yıl boyunca haksız bir şekilde tutuklu olan bir insanın şimdi yeniden ve bu denli uzun bir süre cezaevinde tutulması insani değildir” dedi. Mektuba imza atan isimler şunlar: H.Hayri Aslan, Recep Maraşlı, Nuran Maraşlı, Kazım Akkuş, Paşa Uzun, Hatip Dicle, M.Emin Tüysüz, Mehdi Zana, Metin Cansız, Metin Aslan, Fuat Kav, Kemal Aktaş, Mustafa Sarıkaya, Kamber Akbalık, Zeynep H. Kıllı, Fuat Çavgun, Ayhan Toprak, Haydar Yücel, Cemal Miran, Hüseyin Yeşildağ, Ruşen Aslan.

Bir Kez Daha Birlik Üzerine

Kitlelerin birleştirilmesi devrimin tılsımıdır Büyük kitleleri birleştirme yeteneği gösteremeyenlerin o kitleleri devrime seferber etmesi de tasavvur edilemez Büyük kitlelerin birleştirilmesi, alelade bir birleşme değil, proletarya partisi öncülüğünde birleşmesidir Devrimci sınıf ve halk güçlerinin proletarya partisi önderliğindeki devrimci birleşik cephede birleşmesidir. Bu birliklerin gerçekleşmesi, Komünistlerin birliği ile mümkün olup yol alacaktır

HABER MERKEZİ (28-11-2019) Birlik meselesinde aktüel bir tartışmanın yaşanmaması genel bir eksikliktir. Her ne kadar güç-eylem birlikleri tartışılıp pratikleştirilse de, bu birliklerden daha ileri ve birliğin nitel bir türü olan örgütsel birliğin ya da Komünistler arasında birliğin güncel olarak tartışılmaması sorundur. Örgütsel birlikler bakımından sorunlu olduğu kadar olumlu zemin de mevcuttur. Bu olumlu yanın daha da öne çıkarılması için birlik üzerine tartışmaların yapılması şart ve ihtiyaçtır. Ancak bu tartışmalar sonucunda, somut birlik adımları atılabilir, somut çalışmalara geçilebilir. Eğilim ve anlayışlar açığa çıkmadan ya da birlik için negatif olan zemin belli bir rotaya sokulup geliştirilmeden somut birlik adımlarının atılması yüzeysel kalır. Bundandır ki, birliği gündeme getirip üzerinde tartışma yürütmek öncelikle gereklidir, gerekli bir süreçtir. Anlayış ve yaklaşımlar açığa çıkarılmadan, tek taraflı yaklaşımlarla somut birlik adımları atmak yetersiz ve karşılıksız kalır. Bundandır ki, birlik üzerine bir tartışmanın başlaması ve bu tartışmalarda gün yüzüne çıkacak anlayış ve yaklaşımlarla somut adımların atılması doğru olacaktır. Bu ön tartışmaların kamuoyuna açık yapılmasında da bir sakınca yoktur. Bilakis açık yürütülmesinin birliğe katkıları olacaktır. Kuşkusuz ki, birliğin tüm süreci ve her aşaması, adımı vb güvenlik açısından aleni yürütülmeyebilir. Ama güvenlik dışında kalan anlayış ve yaklaşım tartışmalarının kamuoyuna açık yürütülmesinde sakınca yoktur. Fayda vardır. Özetle, bu tartışma sürecinin daha fazla geciktirilmeden ve ihtiyaç olan birliğin gündeme alınması için ön bir tartışma zemini olarak bir yazı kaleme aldık. Bu, ön tartışma veya tartışmaların başlatılması amacıyla yazılmış bir yazıydı.

Bir not daha düşelim ki, ilgili güçlere dönük açtığımız bu birlik tartışması ya da birlik uğruna tartışmaya, birliğe çağrıda bulunmamız, mevcut genel siyasi çizgimizde bir kırılma veya taviz verme anlamı taşımamaktadır. Somut tahlil ve tespitlerin tartışılması ya da bütün meselelerin tartışılmasına dönük yapmış olduğumuz vurgular, genel siyasi çizgimizde ve genel savunularımızda esnediğimiz biçiminde yorumlanamaz, yorumlanmamalıdır. Bu vurgumuz birlik tartışmasının tutarlı ya da mantıki gereksinimidir. Elbette birlik çağrısı yaptığımız, yapacağımız tüm ilgilileri kendi çizgimize davet etmekteyiz. Ancak bu, birlik muhatabı her bileşenin demokratik hakkıdır. Hangi çizgide birleşileceği ise tamamen birlik tartışmasıyla kararlaştırılabilir bir şeydir. Lakin bir birlik tartışılacaksa, bu bütün meselelerin tartışılması anlamına gelir ve birlik ise bunlarda esasta birleşmekle mümkün olur. Kibir ve ukalalık Komünistlerin işi değildir. Komünistler kendi fikirlerine güvenirler ve onları tartışmaktan sakınmazlar. Tersine tartışarak ikna etmeyi, değiştirmeyi hedeflerler. Dolayısıyla birlik çağrısında bulunacakları güçlere, ön şart koşmazlar. Zira, birlik çağrısı yapılacak veya tartışması yürütülecek güçlerle genel müşterekler zaten tespit edilmiştir, edilmiş olduğu için tartışma yürütme ihtiyacı duyulur. Belli esaslarda birleşme şartları taşıyan ilgili güçlerle diğer meselelerde esasta birliğin sağlanması ise birlik tartışması süreciyle mümkündür ve bu oranın işidir. Komünistler birliği olasılık dahilinde gördükleri güçleri ezme, hırpalama, kırıcı davranma, kendini inkar etme durumuna zorlamaz, bunu doğru görmezler. Dolayısıyla da, birlik muhataplarına ayrıldığın ya da hizip yaptığın için özeleştiri ver ondan sonra gel’’, ‘’kendini fes et gel katıl’’ gibi gibi samimiyetsiz tutumlara sahip olamaz. Birliğin önünü kesen bu yaklaşımlara başvurmaz… Büyük ya da küçük olsun demokratik ve eşit şartlarda tartışmayı benimser. Çünkü, birlik meselesi kişisel bir mesele, öç alınacak, burun sürtecek bir mesele değil, bir devrim meselesi, devrime ve devrimci güçlere karşı sorumluluk meselesidir. Birlik davamız buradan beslenir… Her türlü kibir ve kaba yaklaşım birlik dışıdır. Her türlü ideolojik mücadele ve eleştiri birlik dahilindedir. Birliğe katkı sağlayan her yaklaşıma açığız ve onu değerli bulmaktayız. Birliği gündemine almayanlar bunun gerekçelerini açıklamalıdırlar. Kendilerini ikna ederlerse, bizi de ikna edebilirler…

***

Birlik sorunu olmayanların devrim sorunu da olamaz, yoktur. Devrim, dar bir kadro ya da kadro eylemi değil, bir yığın hareketi, büyük kitlelerin eylemidir. Kitlelerin birleştirilmesi devrimin tılsımıdır. Büyük kitleleri birleştirme yeteneği gösteremeyenlerin o kitleleri devrime seferber etmesi de tasavvur edilemez. Büyük kitlelerin birleştirilmesi, alelade bir birleşme değil, proletarya partisi öncülüğünde birleşmesidir. Devrimci sınıf ve halk güçlerinin proletarya partisi önderliğindeki devrimci birleşik cephede birleşmesidir. Bu birliklerin gerçekleşmesi, Komünistlerin birliği ile mümkün olup yol alacaktır. Bunsuz bir birlik, birlik olabilir ama devrime çıkan bir birlik olamaz. Komünistlerin birliği,  sınıfın birliği ve halkın birliği perspektifi, birlik meselesinin yetkin içeriği ve somut yönelimidir. Özcesi, birlik, bu perspektif ve bu yönelim halkalarında yoğrulup gerçekleştirilmeden devrim gerçekleştirilemez. Devrim için, Komünist Parti, bunun önderliğinde ordu ve yine bunun önderliğinde ya da proletaryanın damgasını taşıyan devrimci birleşik cephe şart olan üç silahtır. Bu silahlardan birinin eksik olması, devrimin gerçekleştirilememesi ya da gerçekleştirilse bile sürdürülememesi anlamına gelir.

Bu birlik sürecinin kaçınılmaz olan ilk ayağı Komünistlerin birliğidir. (Komünist Partide birlik!) Komünistlerin birliği bir Komünist Partide sağlanamaz ise, sınıfın ve halkın birliği hayal olmaktan ileri gitmez. Komünistlerin birliği ya da Komünist Partide birlik, kesinlikle Komünist ilkelerde birliği şart koşar. Komünist ilkelerde birlik zemininde, genel siyasi çizgide esasta birliğin olması diğer temel şarttır. Bu şarta uygun olarak, Komünist partinin temel örgütlenme ilkesi olan demokratik-merkeziyetçilik ilkesi zemininde olmak kaydıyla, ideolojide, yani uluslar arası çizgide esasta birlik, devrim programında esasta birlik ve devrimin stratejisi ve temel taktiklerinde esasta birlik gibi meselelerde esasta bir birliğin olması zorunlu birlik şartlarıdır… İlkeli birlik olarak ifade edilen bu birlik sağlandıktan sonra, sınıfın birliği ve halkın birliği Komünistlerin birliğini takip eden devrim gereksinimleridir. Devrim iddiası olanın birlik iddiası da olmak durumundadır. Devrime kalkışıp birlikten kaçmak kavrayışsızlık değilse, açık sorumsuzluk ve tutarsızlıktır.

***

Komünistler ve samimi devrimciler, devrim ve Komünist devrimci hareketin durumu karşısında sorumluluk duyarlar. Genel devrim mücadelesi açısından da, tek-tek Komünist ve devrimci hareketler açısından da mevcut durum ve örgütsel şartlar istenenin son derece altında seyretmektedir. Bundan rahatsızlık duyanlar da, hoşnut olanlar da bellidir. Komünist ve devrimciler bu dağınıklıktan, bu zayıflık ve edilgenlikten asla hoşnut değildirler ama gerici sınıflar bu durumdan hoşnutturlar. Dağınıklığın ve parçalanmışlığın giderilmesi devrimci bir istemdir. Birlik devrimci taleptir. O halde birlik zemini bulunan güçlerin birlik istemesi ve yapması kadar daha devrimci bir tutum olamaz. Eğer öyle ya da böyle bir birlik zemini varsa bunu geliştirip ileriye taşımak devrimci kaygıdır. Bu kaygıya sahip olanlar birlik meselesine burun kıvıramazlar. Birlik siyasetinde gerçeklerden hareket etmek doğru, teorik zorlamalarla birliği baltalamak yanlıştır. Birliğe ilgi duyan her ilgili gücün birliğe dönük fikirlerini paylaşıp tartışması doğru ve devrimci olandır. Önerdiğimiz veya öngördüğümüz birlik tartışması dışında daha ileri bir fikri olan varsa paylaşmaktan sakınmamalıdır.

Biz birlik tartışmalarında da birlik çağrılarında da ısrarlı olacağız. Birlik bir tartışa süreci işidir ve biz bir kez daha bunu çağrısında bulunuyoruz. Komünist güçlerle örgütsel birlik, devrimci güçlerle devrimci birlikler yapma çağrısını yineliyoruz!…

Teslim Töre son yolculuğuna sloganlarla uğurlandı

Teslim Töre bugün kitlesel bir anma etkinliğiyle Karacaahmet Mezarlığı’nda yoldaşı Sinan Cemgil’in yanındaki mezara defnedildi

HABER MERKEZİ (28-11-2019) Bir yılı aşkın süredir kanser tedavisi gören 68 kuşağının öncü kadrolarından Teslim Töre tedavi gördüğü hastanede geçen pazar yaşamını yitirmişti.

Teslim Töre bugün kitlesel bir anma etkinliğiyle Karacaahmet Mezarlığı’nda yoldaşı Sinan Cemgil’in yanındaki mezara defnedildi.

1968 kuşağı devrimci hareketinden Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla birlikte THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu), sonrasında THKO MB ve TKEP (Türkiye Komünist Emek Partisi) kurucularından olan Teslim Töre, Almanya’da yoğun bakıma kaldırılmıştı. Bir süredir kanser tedavisi gören ve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Töre, Karacaahmet Cem Evi’nde yapılan törenin ardından Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Tekerrür Gerici Olana, Yenilenerek İlerleme Devrimci Olana Hastır

Devrimci bilinç ve kavrayış tavrı; hatalarını eleştirerek bunlardan kopma, ders-tecrübeler ışığında hataları aşıp yenilenerek ilerlemeyi emreder Geri(ci) bilinç ve kavrayış tavrı ise, hatalarda ısrar edip onları büyütmeyi, dolayısıyla hataları başka biçim ve versiyonlarda tekrar ederek sürdürmeyi benimser

Bakış CAN (26-11-2019) Kavrayış ve bilinç seviyesi önemliydi. Pratik çizgi bunlarda karşılık buluyor, bunlara göre uygulanıyordu. Teorik çizgide neler ifade edilmiş olursa olsun ve ideolojik-siyasi hat nasıl tarif edilirse edilsin, örgütsel çizgi/pratik, kavrayış ve bilinç seviyesine bağlı olarak uygulanıyordu. Uygulanan bu çizgi,  ideolojik-teorik çizgideki yetkinliğe paralel muhtevada değil, yer yer onu kemiren ve ciddi tahribatlara maruz bırakan pratiklerle biçimleniyordu. Büyük hatalar yapıldı. Adı geçen bu dönem hep böyle miydi? Hayır! Önemli olumluluklardan, devrimci süreçlerden, gelişmelerden ve hatta ilerlemelerden bahsetmek de yanlış olmaz. Tartışma konusu değil ama özellikle ölümsüzleşen yoldaşlar tarafından büyük kahramanlıkların sergilendiği, devrimci miras ve geleneklerin sürdürüldüğü, geliştirildiği süreçlerdi de aynı zamanda. Bu yazıda ilgili dönemi doğrusu-yanlışıyla muhasebe etme amacı taşımıyoruz. Tecrübesinden yararlanmak için sadece bir yanıyla ya da genel karakter ya da bazı hatalarıyla konu ediniyoruz. Bu hatalara dikkat çekerek günümüz hatalarına ışık tutmayı hedefliyoruz. Yazının bu açıdan değerlendirilmesi ya da dikkate alınması bunun için gerekir, önemlidir… Zira kavrayış ve bilinç sorununa bağlı olarak, bugün de benzer ama değişik biçimlerde kimi örgütsel pratik ve çizgi hatalarına tanık oluyoruz…

Bir dönem, yani dün, düşmanla işbirliği yaptığı ve buna bağlı suçlar işledikleri için/bu gerekçeyle, kabarık sayıda işbirlikçi olan muhtar ve köylü öldürüldü. Belki bazıları işbirlikçi de değildi. Fakat konumuz bunların suçlu olup olmadıkları değildir. Muhtemeldir ki, işbirlikçi olmadıkları halde bazı muhtar ve köylüler işbirlikçi oldukları gerekçesiyle öldürülmüş, bu anlamda bazı hatalar yapılmıştır. Ama dediğimiz gibi, bu yazıda ele almak istediğimiz mesele, bunlardan kim işbirlikçiydi, kim değildi sorunu değildir. Meselenin önemsiz olmasından değil, bilakis son derece önemlidir fakat bizlerin bu yazıda irdelemek istediğimiz işin başka boyutudur ki, bu boyut geçmiş hatalardan ders çıkararak bugün başka hatalar yapmaktan sakınma meramıdır… Evet, küçümsenemez sayıda (suçlu-suçsuz) muhtar ve köylü öldürüldü. Öyle ki, bu durum alay konusu bile yapıldı. PKK’liler, ‘‘eşeği dövemeyen palanını dövermiş‘‘, ‘‘keşke Kaypakkaya muhtar değilde, general öldürseydi. General öldürseydi ülkede general bırakmazdınız…‘‘ şeklinde bazen ciddi, bazen alaycı eleştiriler yürüttüler… Eleştirideki mizah veya gerçek ayrı bir konu. Ancak, bu döneme özgü şu söylemek mümkün; devrimci eylem ve enerji esasta işbirlikçi(köylü ve muhtar) öldürmeye harcandı ve esasta kendi tabanımız olan ve halkımızdan olan insanları öldürerek veya öldürmek zorunda kalarak gereğinden fazla ‘‘düşman‘‘ kazandık ya da tabanımızı kendimizden uzaklaştırdık, sonuç olarak… Belki bir çoğunu düşman safına da ittik, gitmelerine sebep olduk, son tahlilde…

Bu durum ve tabloda dikkat edilmesi gereken şu; devrimci eylem ve enerjimizi gerektiği gibi doğru ve tam isabetli kullanmadık, esasta zayi ettik denilebilir, bu bir. İki; işbirlikçi de olsa köylü ve muhtarların gereğinden fazla veya esasta özensiz öldürülmesiyle, kendi tabanımızı daraltıp tabanımız içinde karşıtlarımızı çoğalttık. Üç; bunlardan bir çoğunu objektif olarak düşmana itmiş olduk, düşmana gitmelerine vesile olduk. Ve dört, abartılı öldürmeler pratiğiyle muhtemelen suçsuz olan bazı insanlar da haksız yere öldürülmüş oldu. Yani, öldürme cezası son derece titiz ve en son başvurulması gereken bir ceza biçimi olmasına rağmen, ve zorunlu kalmadıkça başvurulmaması gereken bir cezai yöntem olması gerektiği halde, bu cezalar birincil ve sık biçimde başvurulan gereğinden çok fazla benimsenen ceza pratiği olarak uygulandı…

Dünün öne çıkan ve önemli olan hatalarından biri buydu, bu dört maddede işaret ettiğimiz sonuçları itibarıyla dikkate alınması gereken ve ders çıkarılması gereken ciddi bir tablodur. Sadece öldürmeler değil, bunların sonuçları da devrimci hareket için son derece önemlidir. Esasta neyle uğraştık, devrimci enerji ve eylemimizi nereye yöneltip nasıl kullandık ya da harcadık meselesi tayin edici noktalardadır. Bu hatalı pratik yönelim neticesinde neyle karşılaştık ve hangi sonuçlar doğdu ya da elde ettik sorusu da başka ciddi bir soruna işaret edendir. Burada parantez açarak belirtelim ki, bu pratik uygulama sürecinin hatalarına karşın, bazı olumlu yanları da olmuştur. Örneğin, köylü ya da muhtarların devletle bağları zayıflatıldı, köylüler düşmana gitme yerine devrimcilere gelerek sorunlarını çözmeyi benimsediler. Bu açıdan olmak kaydıyla, düşman önemli oranda işlevsiz bırakılıp boşa düşürüldü denilebilir. Devrimci otorite bölgede önemli oranda belirleyici olup, hüküm kurdu. Doğru cezalandırmalar bağlamında proleter adaletin uygulanması ve hesap sorma tavrı pratikleştirilerek etki yarattı… Ancak bu olumlu yanlar, olumsuz yanları hafifletmez. Dahası, kavrayış ve bilinç meselesi oturtulup olumsuz pratikler fazlalaştırılmasaydı ve doğru örgütsel çizgi izlenseydi, bahsi geçen olumluluklar çok daha derin olur, kazanımlar daha büyük olur, siyasi yönelim çok daha belirleyici sonuçlara ulaşırdı…

Üzerinde durmak istediğimiz ve bugüne ders etmek istediğimiz dünün karakteri, düşmanla mücadeleyi zaafa uğratan işbirlikçilere yönelmenin genel pratik çizgi haline getirilerek uygulanması hatası ve bunun devrimci mücadelemizi doğru orantılı geliştirmediği gerçeğidir. Esas düşmana yönelim, alt düşmanlara yönelen genel askeri-örgütsel çizgi tarafından objektif olarak zayıflatıldı. İşbirlikçi öldürme pratiği ve yönelimi kadar asıl düşmana yönelinmiş olsaydı sonuçlar daha pozitif olurdu. Ki, belli bir dönem egemen hale gelen bu çizgi, yani düşmana saldırı üzerine biçimlenen askeri-örgütsel çizgi pratiği ciddi gelişme ve birikimlere yol açtı, bu inkar edilemez. Fakat, bu çizgi sürecin tamamında ve esas pratiğinde uygulanış olsaydı kazanımlar ve ilerleme çok daha büyük ve anlamlı olurdu…

Dünün bu hatası bu gün başka bir mecrada ve başka bir türde devam ettirilmektedir. Bugün, dünün askeri-örgütsel çizgisi ve uygulaması yok denecek kadar zayıftır. Askeri çizgi pratiği oldukça zayıflamıştır. Örgütsel güç büyük oranda küçülüp gerilemiştir. Dolayısıyla dünün aynı hatalarının-çizgisinin tekrar edilmesinin nesnel zemini yoktur. Lakin, bugün, dün şu benzerliğiyle tekrar edilmektedir… Evet dünün askeri gücü, pratiği, uygulama çizgisi  bugün objektif olarak aynılıkla yoktur. Fakat şu yanıyla benzer türevde ve türdeştir. Dün işbirlikçilerle esasta uğraşırken, bugün yaşanan örgütsel daralma-gerileme zemininde fiilen iç mücadele veya devrimci enerjinin içte heba edilmesi biçiminde cereyan etmektedir. Dün, hiç değilse ‘‘palan dövülüyordu‘‘, bugün ‘‘palan‘‘ da değil, birbirimizi ‘‘dövüyoruz.‘‘  Yani, birbirimizle uğraşmakla meşgulüz. Devrimci enerjimizi nerede kullanılıyoruz, nereye veriyoruz esasta? İç sorun, tartışma ve hatta kişisel didişmelere…

Muhtemelen biraz abartıyoruz. Yani, bu durum en genel bir eğilim ya da bütün örgütsel bileşen ve durum açısından doğru değildir. Fakat, kavrayış ve bilinci bulanmış bir kısım için, enerjinin iç ve kişisel sorunlara harcandığı, esasta burada yoğunlaştıkları söylenebilir. Devrimin düşmanlarıyla yeterince pratik savaş yürütemiyoruz, düşmanı cezalandıramıyoruz ve bu boşluğu içte birbirimizle uğraşmayla dolduruyoruz. İyiki, tüzüğümüz var ve bunda tüzüksel suçlara göre düzenlemeler var ve yine burada her birimize belli haklar vermektedir. Bu olmasaydı nasıl uğraşırdık birbirimizle…  ‘‘X kişisi hakkında suç duyurusunda bulunuyorum, Y kişisi şu sebepten dolayı tüzüğe göre cezalandırılmalıdır, Z kişisi suç işliyor…‘‘ (Yanlış anlaşılmasın ki, cezalandırmadan kasıt, örgütsel açıdan atıl-etkisiz duruma düşürme, görevden alma vb anlamındadır elbet…) İşte bu uğraş ve yönelim bugün belli oranda örgütsel kavrayış ve bilinci belirleyen, dolayısıyla hatalı örgütsel çizgi olarak gelişen bir olumsuzluktur. Bu durumdan çıkılması şarttır. Aksi halde, örgütün tıkanması, örgütsel görevlerin yürütülmemesi, devrimci çalışmaların sürdürülmemesi egemen hale gelir, getirilmiş olur…

Kuşkusuz ki, demokratik norm ve haklar bağlamında, suç duyurularında bulunma, görevlerin dondurulmasını isteme, yetkilerin alınmasını talep etmek mümkündür. Bunun anlaşılır olması için ise, bu istem ve taleplerin makul, nesnel ve objektif gerçeğe dayanmasıdır. Şayet, somut olgu ve sebeplerden yoksunsa, bu talep ve istemler anlaşılır değil, tıkayıcı, uğraştırıcı ve bozucu davranışlar olarak hatalıdır. Dolayısıyla, elbette örgütsel suçlar işleyenler, tüzük suçu işleyenler vb vs tüzüğün öngördüğü yaptırımlara tabi tutulmalıdır! Bunda gevşemek olmaz. Ancak bunun abartıya, kişisel hırs ve inada dönüştürülmesi, en önemlisi de bilinçli olarak tıkama ve kaos yaratma, örgütsel çalışmaları baltalama, dolayısıyla ora üzerinden nemalanıp kendisini kanıtlama, karşısındakini mahkum edip köşeye sıkıştırma vb vs anlayışıyla yapılıyorsa, bu devrimci bilinç değildir,  bunlara asla müsamaha edilemez…

Devrimci bilinç ve kavrayış tavrı; hatalarını eleştirerek bunlardan kopma, ders-tecrübeler ışığında hataları aşıp yenilenerek ilerlemeyi emreder. Geri(ci) bilinç ve kavrayış tavrı ise, hatalarda ısrar edip onları büyütmeyi, dolayısıyla hataları başka biçim ve versiyonlarda tekrar ederek sürdürmeyi benimser. Dünün hatalarını başka kanal ve mecralardan devam ettirmek dünde kalmak ve eskiyerek çürümektir. Kişisel kaygı ve hırsları esas alıp kolektif kaygıyı geriye atmak bencil burjuva tavırdır, devrimci değil… Düşman yerine yoldaşlarıyla mücadele etmek veya bunu esas almak aymazlıktır, devrimcililik değil… Yoldaşlarından öç alma peşinde koşup kişisel hesaplara sürüklenmek burjuva anlayıştır, devrimci değil… Devrimcileri ve yoldaşlarını zayıf kılıp başarısızlığa zorlayan çaba devrimci değil, bencildir, burjuvadır… Küçük hesapların arkasından sürüklenmek dar ufuktur, devrimci değil…

Devrimci bilinç, tavır ve sorumluluk şudur; devrimcileri güçlendirmek, yoldaşlarını güçlendirmek, partiyi güçlendirmek ve devrimi güçlendirmek!… Enerji ve esas yoğunlaşmasını buna ayırmak, harcamaktır devrimci olan… Kazanımlarını koruyan ve ilerletendir devrimi olan… Buna ters olan her çaba burjuvadır…