adhk tarafından

Komünist Başkan’dan HDP çağrısı

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, ‘Tüm renkleri temsil eden HDP ile dayanışma içinde olmamız lazım’ dedi

Dersim (18-05-2018) Cumhur İttifakı’nın 24 Haziran erken seçim kararından sonra CHP-İYİ Parti-Saadet ve DP tarafından oluşturulan Milli İttifak’ın dışında bırakılan Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) çeşitli kesimlerden destek gelmeye devam ediyor.

Artı Gerçek’e konuşan Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu, HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girebilmesi için dayanışma ve destek çağrısında bulundu.

HDP İLE İTTİFAK HALİNDEYİZ

“HDP’nin siyasete bakışı, düşüncesi ve halkları birarada tutma çabası ve bütün renkleri buluşturma programına dair bir çalışmamız ve desteğimiz olacak” diyen Maçoğlu,  HDP ile bir ittifak içinde olduklarını belirterek şunları söyledi:

“Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun yerel yönetim komisyonu merkezi kararımızla HDP’yi destekleme kararı aldık. Bu bizim için şunun için değerlidir: Bütün renklerin birarada olması önemli. Türkiye halklarının temsiliyetinin HDP’de olmasını hem birbirini anlama hem de birlikte yaşam kültürü açısından çok değeri görüyoruz. Bizim de buna dair bir ittifak çabamız var. Bunun için HDP ile bir çalışma yürütüyoruz.”

‘HEPİMİZE İŞ DÜŞÜYOR’

Destek çağrısının sebeplerinden birinin, HDP’nin bu süreçte bütün halklardan birçok rengi, demokratik ve ilerici insanları içinde barındırması ve her kesimden insanları Meclis’e sokarak herkesin temsiliyetini sağlama gibi bir çalışma içinde olmasını gösteren Maçoğlu, Türkiye halklarına bir çağrıda bulunarak “Tüm renkleri temsil eden birlikte yaşamı savunan HDP parlamentoda olmadığı sürece birlikte yaşama olanağımız da o kadar azalır. HDP baraj konusunda zorlanabilir ama aşacağına inanıyorum.  O yüzden hepimize bu noktada bir iş düşüyor. Bu ülkede birlikte yaşamayı güçlendirmek için dayanışma içinde olmamız lazım. HDP’nin her zamankinden daha çok bu dönemde dayanışmaya ve desteğe ihtiyacı var” dedi.

‘ADAY OLMAYACAĞIM’

Maçoğlu, HDP’den aday olup olmayacağı yönündeki sorumuza, “Benim şu an yerel yönetimde daha iyi olduğum ve başarılı uygulamalara devam etmemin daha yararlı olduğu yönünde bir kanaat var. En azından bu dönem için milletvekili adayı olmak gibi bir düşüncem yok” şeklinde cevap verdi.

Rıfat DOĞAN / ARTI GERÇEK

adhk tarafından

SMF: İbrahim Kaypakkaya Yoldaş Sosyalizm Mücadelemizde Yaşıyor!

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

İşçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesi can bedeli devam etmektir Dünden bugüne işçi sınıfı ve emekçi halkların eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinde milyonlarca isimsiz kahraman yaşamını yitirmiştir Bazı dönemler bazı isimler, bu isimsiz kahramanlar içinden tarihte önemli roller üstlenirler. Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş da enternasyonal proletaryanın ülkemizdeki bayrağını layıkıyla omuzlamış, bilimsel sosyalizmin sancağını ülkemiz topraklarında göndere çekmiştir

HABER MERKEZİ(18.05.2018)- 18 Mayıs 1973 komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ölümsüzlük yıl dönümü dolayısı ile Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) yazılı bir açıklama yaptı. ‘’ İbrahim Kaypakkaya yoldaş sosyalizm mücadelemizde yaşıyor’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Tarih, tüm baskı ve ablukalara rağmen hakikatte ısrar edenleri hiçbir zaman unutmaz. Önemli olan rüzgâra göre yön değiştirmek değil, fırtınaya karşı bile hakikati savunmaktır. İbrahim yoldaş tüm yaşamını hakikatin, gerçeğin, bilimin yoluna adamıştır. İbrahim Kaypakkaya mücadele ettiği dönemde ülkemiz sosyalizm mücadelesi için çok önemli çıkışların ve kopuşların sembolü olmuştur. Kemalizme dizilen güzellemeler o dönem devrimci hareketi esir almış, kuşatmıştır. İbrahim yoldaş hemen hemen bütün sol-sosyalist yapıların teslim olduğu ülke faşizminin resmi ideolojisi Kemalizme neşter vurarak sosyalist hareketin iliklerine kadar nüfus etmiş bir hastalığa kesin teşhisi koymuştur: Kemalizm Faşizmdir! O, ezilen Kürt ulusu üzerindeki milli baskıya karşı ezilen ulusların tam hak eşitliği ve bağımsızlık mücadelesi konusunda açık tavır ortaya koymuştur. Yarım ağızla dillendirilen çözümleri, ezilen ulusun taleplerini görmezden gelen sosyal-şoven yaklaşımları açıkça eleştirmiş, mahkûm etmiştir. Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız-şartsız tanımıştır.

 İbrahim Kaypakkaya 45. Ölümsüzlük Yılında Yaşıyor!

Diyarbakır işkencehanelerinde katledilişinin 45. yılında faşist burjuva diktatörlüğün İbrahim Kaypakkaya korkusu devam ediyor. Son bir yıllık süreçte Kaypakkaya yoldaşa yönelik sürdürdükleri abluka bunun en somut karşılığıdır. Geçen yıl Ankara ve Çorum’da İbrahim Kaypakkaya anmasına katılan toplamda 100’den fazla kişiye soruşturma açıldı, İstanbul anması polis tarafından yasaklandı ve saldırıya uğradı, anma nedeniyle iki sosyalist tutuklandı. Altınçağ Yayıncılıktan çıkan İbrahim Kaypakkaya’nın Seçme Yazılar kitabı ve Nihat Behram’ın Everest Yayınlarından çıkan Ser Verip Sır Vermeyen Bir Yiğit kitabı yasaklandı. Dersim’de 2017 ve 2018 1 Mayıs’larında İbrahim Kaypakkaya’nın fotoğraflarının bulunduğu SMF ve Partizan dergisi flamaları miting alanlarına alınmadı. İstanbul 2018 Newroz’unda Partizan dergisinin İbrahim Kaypakkaya fotoğraflı flamaları miting alanına alınmadı, flamaları taşıyan Partizan okurları tutuklandı. Son olarak ise sanatçı dostumuz Pınar Aydınlar Dersim’de İbrahim Kaypakkaya için sarf ettiği sözler ve sahiplenme çağrısı yaptığı için tutuklandı. Gelinen aşama bize gösteriyor ki; İbrahim Kaypakkaya’nın yolu faşist burjuva diktatörlüğünü hala korkutmaktadır. Bunca saldırı, bunca yasaklama, bunca gözaltı ve tutuklama bunun en somut göstergesidir. Bizlere düşen görev ise İbrahim yoldaşın bizlere bıraktığı mücadele bayrağını zafere ulaştırmak, sınıfsız ve sınırsız bir dünya yaratma mücadelesinde ısrar etmektir.

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş şahsında demokrasi, devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren, sonsuzluğa uğurladıklarımızı saygıyla anıyoruz.

Andları andımız, kavgaları kavgamızdır’’

adhk tarafından

İbrahim Kaypakkaya, ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu ve ihtilalin manifestosudur

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Devriminin diyalektiğini kavraması ve sistematiğine uygulaması Kaypakkaya’nın kopuştan kopuşu gerçekleştirmesini sağladı Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemelerindeki olağanüstülük ve yıkıcılık buradan kaynaklanır Kaypakkaya’nın açılımları tesadüfi değil, devrimin diyalektiğidir ve devrimin imkanını aramasının sonucudur İbrahim Kaypakkaya sadece solun tek başına öne çıkardığı işkencede direnen bir devrimci değildir. Bu tavır İbrahim’i yok saymanın, onu politik bir figüre indirgemenin yöntemidir. Bu tutum bir ikonoklastın, ikonlaştırılmasından başka bir şey değildir.İbrahim Kaypakkaya ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu, ihtilalin manifestosudur

Volkan Yaraşır (18-05-2018) İbrahim Kaypakkaya’nın idelojik-teorik mimarisi tarihsel olarak; Anadolu ve Mezopotamya halklarının isyan ve komünalite geleneğine, yerel olarak; 1960 sonrası, Türkiye’deki zengin sınıf mücadelesine, uluslararası boyutta; 1968 küresel isyan hareketine, kültür devrimine ve ulusal kurtuluş savaşlarına dayanmaktadır.

Devrimci hareket açısından 1970’lerin başı bir momentumu ifade eder. 1971 devrimcileri, uçurumun kenarında yürümenin cüret ve cesaretini simgeler. Aynı zamanda ’71 pratiği, sistem dışı ve açık bir devlet karşıtı olmanın pratiğidir.

1971 devrimcileri bir tarihsel kopuş gerçekleştirdi. 50 yıllık revizyonist, parlamentarist ve legalist çizgi ’71 ihtilalciliğiyle aşıldı. İbrahim Kaypakkaya ise kopuştan kopuşu ifade etti. Yani ihtilalin yolu, ruhu ve manifestosu oldu.

İbrahim Kaypakkaya 20. yüzyılın iki büyük devriminin yolundan yürüdü: Rusya ve Çin devrimleri, kendini en net ll. Enternasyonal’de ve devamı olan anlayışlarda somutlayan determinizme, ekonomizme, “evrimci sosyalizme”, pozitivist yozlaşmaya ve sol skolastiğe (metafizik materyalizme) bir yanıttır. Dondurulmuş diyalektiğin parçalanmasıdır. Militan diyalektiğin devrimci praksisle yeniden kuruluşudur.

Rusya ve Çin Devrimi, İbrahim’in sistematiğinin temel zeminlerini oluşturdu. Devrimin diyalektiği onun ideolojik, teorik ve pratik atılımını sağladı. Çünkü her devrim bir diyalektiktir. İbrahim, bu devrimlerden ve diyalektiğinden beslendi ve öğrendi. Bu devrimler onun düşünsel sistematiğine yön verdi.

Devriminin diyalektiğini kavraması ve sistematiğine uygulaması Kaypakkaya’nın kopuştan kopuşu gerçekleştirmesini sağladı. Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemelerindeki olağanüstülük ve yıkıcılık buradan kaynaklanır. Kaypakkaya’nın açılımları tesadüfi değil, devrimin diyalektiğidir ve devrimin imkanını aramasının sonucudur.

İbrahim Kaypakkaya sadece solun tek başına öne çıkardığı işkencede direnen bir devrimci değildir. Bu tavır İbrahim’i yok saymanın, onu politik bir figüre indirgemenin yöntemidir. Bu tutum bir ikonoklastın, ikonlaştırılmasından başka bir şey değildir.

İbrahim Kaypakkaya için Kemalizm ve ulusal sorun üzerine önemli şeyler söyledi demek de tek başına bir şey ifade etmez. Bu totolojik bir yaklaşımdır.

Bu tavır da İbrahim’in sistematiğini vulgarize etmektir, yani kabalaştırma ve içeriğini boşaltmaktır.

İbrahim Kaypakkaya’nın Kemalizm ve ulusal sorun çözümlemeleri bir devlet tahlili olması yanında, bir tarih tezidir. TC’yi ayakta tutan iki ana kolonu (ya da aşil noktalarını) göstermesi bağlamında devrimin olanağını açığa çıkarmaktır.

Ve bu çözümlemeleri onun parti anlayışıyla bir bütünlük taşır. Partinin adının Komünist olması bir yanıyla tarihsel bağ, diğer yanıyla işçi sınıfının devrimci rolüne, “tarihsel özneliğine” vurgudur. Marksist Leninist vurgusu ise bir kopuş ve devrimci rotanın ifadesidir.

15-16 Haziran yazıları, kır kent diyalektiği, mikro sosyoloji çalışmaları, sınıfın tarihsel rolüne vurgular, proletarya diktatörlüğünün altının çizilmesi, halk savaşı, devlet analizi, diğer alt üst edici ilkler gibi bir ilk olan Ermeni Sorunu ve soykırımı açılımı İbrahim’in sistematiğinin katmanlığını göstermektedir.

İbrahim Kaypakkaya compact bir yapıdır ya da sistematik bir bütünselliktir. Bu bütünsellik içinde tabii ki gerilim noktaları vardır. Olması da doğaldır. Marksizmin en karakteristik özelliğinin de bütünsellik olduğu unutulmamalıdır. Gerilim noktaları bütünselliğin sadece ayrıntılarıdır.

Onun tarih tezi, devrim anlayışı, çalışma ve örgütlenme tarzı ve parti anlayışı bir diyalektiktir. Bu diyalektik kavrandığı ölçüde İbrahim Kaypakkaya kavranabilir ve anlaşılabilir.

Son olarak İbrahim Kaypakkaya Lenin gibi her zaman sınıfsal antagonizmanın tarafı oldu ve militan diyalektikle hareket etti. Bunun anlamı, devrimin güncelliğini yaratmaktır. Lenin’i Marx’a bağlayan en belirleyici özellik budur. Devrimin güncelliği yani devrimin olanağı ve imkanını aramak. İbrahim’in Kemalizm analizini ve ulusal soruna bakışını, bu perspektifle ele almak gerekir.

Ayrıca İbrahim Kaypakkaya’nın diğer belirleyici özelliği Lenin gibi uzlaşmazlığıdır. Rusya’da devrimin yolu Lenin’in Narodniklerle, ekonomistlerle, legal Marksistlerle, Menşeviklerle ve hatta eski Bolşeviklerle hesaplaşması ve uzlaşmazlığıyla oluştu.

Bu karakteristik yön, çelişkide taraf olmanın yaratıcı yıkıcılığıdır. Diyalektiğin pratiğe geçmiş halidir. Sınıfsal antagonizmayla sürece bakma ve müdahale etmedir. İbrahim hiç bir şartta ve koşulda ne ideolojik ne de pratik düzeyde uzlaşmamıştır. İbrahim’i belirleyen en temel yönlerden biri onun uzlaşmazlığıdır. Bir devrimci komünist önder olarak bu noktada bedel neyse, onu da layıkıyla ödemiştir. Devrimci diyalektik, İbrahim’in bu özelliğini şekillendirmiştir.

İbrahim Kaypakkaya devrimin güncelliğidir.

İbrahim Kaypakkaya yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.

İbrahim Kaypakkaya ihtilalciliktir.

İbrahim Kaypakkaya ihtilalin yolu, ihtilalin ruhu, ihtilalin manifestosudur.

Volkan Yaraşır

adhk tarafından

Kaypakkaya yolumuzu aydınlatan kızıl bir meşaledir

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Nitel bir seviyede temsil edilmeyen bir Kaypakkaya’cılık gösterisi boştur. Gerçeğe hürmet etmek ile, o gerçeği keşfedene tapmanın farkı budur

Bilincini ve yüreğini, ezilenlerin kurtuluş davasına adayan komünist önderi anmanın yeni bir yıl dönümüzdeyiz. Ufkunu var olanla sınırlamayan, yaşadığı her anı hakikatleri yeniden ve yeniden gün yüzüne çıkarmaya hasreden bir komünist önderin katledildiği Mayıs ayındayız. Kendi döneminin devrimci önderlerinin ulaştıkları ideolojik-politik sonuçları kökten reddetmekle kalmayıp, gerçek bir komünist alternatif ileri sürerek, devrim için nitel bir çığır açan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı anıyoruz.

Dünya çapında devrim ve sosyalizm davası uğruna ileri kitlelerin ayakta olduğu ve emperyalizme karşı Vietnam ve başka ülkelerde süren büyük devrimci başkaldırılar; özellikle de Çin’de başkan Mao önderliğinde kapitalist yolculara karşı başlatılan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin dünya komünist hareketi üzerinde yarattığı göz kamaştırıcı şahlanış, ve yine ülke içerisinde kitlesel direnişlerin, sokak çatışmalarının ve özellikle de 15-16 Haziran işçi sınıfının ayaklanması şartları altında yeni ve genç bir komünist hareketin ortaya çıkmasına vesile oluyordu.

Önder İbrahim Kaypakkaya’yı diğer devrimci önderlerden ayırt eden iki ana temel özellik vardır. Birinci özellik, O’nun Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimini sıkı kavramasıdır. Önder Kaypakkaya geleneksel epistemolojiden, burjuva medeniyetçi-uygarlıkçı, Avrupa merkeziyetçi “aydınlanmacı” çizgiden ve o çokça bilinen ünlü Üretici Güçler Teorisi ile malul kalkınmacı ezber kavrayış ve çizgiden köklü olarak koptu. Bu kopuşun dayandığı temel, MLM felsefi, ideolojik, siyasal ve devrimci metottur. “Barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” şeklinde ifade edilen burjuva idealist felsefi yaklaşımın tali de olsa Marksizm ve Marksist hareket üzerindeki etkisinden hem felsefi hem de politik bakımdan bir kopuştur. Sözünü ettiğimiz böylesi derin ve köklü kopuş, elbette önder İbrahim Kaypakkaya’ya yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu birinci ayırt edici özelliktir.

İkincisi özellik ise, kazanmış olduğu bu devrimci Marksist bakış açısı sayesinde, bugüne dek savunula gelen resmi tarihe yaklaşımda ortaya çıkar. Mustafa Suphi, Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş gibi sosyalist önderlerin liderlik ettikleri tüm devrimci hareketler, ilerici-devrimci bir miras olarak kabul ettikleri Kemalizm ve cumhuriyet aşkına karşı tamamen karşıt bir tutum aldı. Bu tutum, kaynağını MLM ideolojik-politik çizgi, metot ve bakıştan almıştır. Böylelikle yanlış tarih kavrayışına karşı, ihtişamlı bir tutum belirmemiş oldu. O döneme kadar, Milli Şef’li tek partili zulüm makinasının adı “ilerici ve anti-emperyalist” olarak konuluyordu. 1927 yılında Adana-Nusaybin demiryolu işçi grevini kanla bastıran Kemalist faşist yönetim, işçi sınıfına ilerici bir miras olarak anlatılıyordu. 1915 Ermeni soykırımını sahiplenen ve 1921 Koçgiri, 1925 Şeyh Said, 1937-38 Dersim kırımlarını yaşatan bir yönetimi Kürtlere-Alevilere ilerici olarak anlatmak, niyetlerden bağımsız olarak, kanlı kılıçtan geçirilmiş toplulukları karşına almak olacaktı. Öyle de oldu! “Kemalistler burjuvaydı ancak ilerici oldukları için “yeni genç cumhuriyete isyan edenler feodal ve gerici güçler” olarak telakki edildi. Yani “barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” idealist felsefenin siyasal sonuçları, dünya komünist hareketi üzerinden ülkemiz devrimci hareketine miras kalan olumsuz etkisi böyle dışa vuruyordu. “Geri ve feodal Kürtlerin”, ilerici-anti-emperyalist genç Türk burjuvazisi tarafından terbiye edilmesine onay veriliyordu. Ki, genç ve ilerici Türk burjuvazisi sanayiyi geliştirecek ve sosyalizm için temel teşkil eden işçi sınıfının büyümesi ve çoğalmasını sağlamış olacaktı. İşte ünlü Üretici Güçler Teorisi’nin coğrafyamız devrimci hareketi üzerindeki etkisi yine böyle açığa çıkıyordu!

Kaypakkaya MLM kavrayışın ortaya çıkardığı yeni, nitel bir sentezdir

Komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ayırt edici bu iki temel özelliği öylesine söylenmiş, rast gele ortaya atılmış söz ve belirlemeler değildir. Keskin bir MLM kavrayışın ortaya çıkardığı yeni, nitel bir sentezdir. Kaypakkaya bu açıdan kendisinden önce ve kendi döneminin sosyalist önderlerinden ve bilinen yanlış çizgilerden bütünlüklü ve köklü bir kopuştur diyoruz. Elbette o dönem Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in önderlik ettikleri sosyalist hareketlerin sisteme karşı silahlı çıkışları takdire şayan devrimci bir nitelik ve çıkış özelliği taşımaktadır. Ancak burada tartıştığımız konu, büyük devrimci çıkışlarına rağmen resmi tarihten köklü bir kopuş yapamamış olmalarıdır. Önder Kaypakkaya ise sahip olduğu bilimsel görüşler neticesinde uzak geleceğin sinesine seslenerek, tarihe bilimsel bir not düştü. Hafızalarımızı bugün kimlerin ne dediğine değil de, elli yıl önceki şartlarda kimlerin bu meselede ne dediklerini dikkate alarak yokladığımızda, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Ne var ki, O’nun bu bilimsel görüşleri büyük ve haksız saldırılara uğradı. “Miras alınması gereken halkımızın ilerici ve devrimci tarihinin reddedilmesi” olarak karşılandı. “Dar ve sekter görüşler” olarak eleştirildi. Bu toptan yanlış yaklaşımın dayandığı temeli bildiğimiz için, böyle karşılanması şaşırtıcı gelmemiştir. Zira bilimsel her bir yeni yaklaşımın, istisnasız böyle karşılandığı tarihi örneklerle doludur. Durum bu olmasına rağmen, önder Kaypakkaya hem düşünsel, hem de sosyal pratikte bu bilimsel görüşleri ısrarla savundu, inatla temsil etti. Önder İbrahim, elbette komünistlerin miras alacakları ilerici-devrimci bir tarihin olduğunun çok iyi farkındaydı. Zira, on binlerce yıllık insanlık tarihinin bu uzun süreci içinde sömürüye, talana, yalana, haksızlıklara, yanlışlara direnen ve bu hareketlerden öğrenilmesi ve miras alınması gereken sayısız sosyal hareket ve sosyal harekete liderlik edenlerin olduğu bilinir. Coğrafyamızda süren büyük halk mücadeleleri içinde durum budur. Bu bakımdan yaşanmış olan her bir sosyal-siyasal olayı somut olarak ele alır ve olumlu olanı, ilerici-devrimci olanı tereddütsüz savunur. Önder İbrahim Kaypakkaya’yı diğer konularda olduğu gibi, bu konuda sekter ve inkârcı bulanların yine yanıldıklarını hatırlatalım. O ilerici tarihi miras alma konusunda gayet duyarlı ve hassastı. O’ “miras al” diye salık verdikleri ancak emeğin/emekçinin yeminli düşmanı Mustafa Kemal’leri değil, yeni bir dünyanın kuruluşuna önderlik etmeye çalışan ve yukarıda izah ettiğimiz ideolojik-politik yanlışlıklarından kaynaklı, kendisinin ve yoldaşlarının ölümüne sebep olan Mustafa Suphi olmuştur. Kurtuluş savaşında Sütçü İmamlar gibi halkın nice doğal önder temsilciler olmuştur. 15 Haziran 1915 yılında İstanbul’da Osmanlı tarafından idam edilen Ermeni sosyalist Paramaz ve 19 yoldaşı olmuştur.

Önder Kaypakkaya’nın Marksist-Leninist-Maoist kavrayışı ve bilimsel metodu sayesinde tarih 24 Nisan 1972’yi gösterdiğinde, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasına bilimsel görüşlerle donanmış komünist güneş doğdu. Vartinik’te dalgalanan kızıl bayrak, coğrafyamızda komünizm tarihine kaydedilmiş yeni bir parti olarak devrimci sahnede yerini aldı. Partimiz, Çin’de başkan Mao önderliğinde kapitalist yolculara karşı tüm muhteşemliği ile yürütülmekte olan “Büyük Proleter Kültür devriminin ürünüdür” diyen bir komünistin önderliğinde tarihe geçiyordu. Ve bu yeni kızıl güneş, genel olarak resmi tarih, resmi ideoloji, milli mesele, özel olarak Kürt Milli meselesi üzerine bilimsel yaklaşımlarını ortaya koyarak, revizyonizme, şovenizme, sosyal şovenizme ve her türden gericiliğe karşı bilimsel bir tavır aldı. Bir millet olarak Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı olan, devlet kurma hakkını tereddütsüzce savundu ve bunun yanı sıra komünistlerin ulusal sorunda çözüm tezlerini berrak olarak ortaya koydu. Zalimin yanında değil, mazlumun yanında yer aldı. Resmi tarih anlayışını devrimci eleştiri süzgecinden geçirerek tüm gerçek dışı çizgileri yerle yeksan etti. O “Barbar kabilelerin, uygarlık tarafından terbiye edilmesi” olarak ifade edilen burjuva medeniyetçi-uygarlıkçı idealist felsefeden kopamayan yaklaşımları red ederek, Ermeni soykırımı, Koçgiri-Dersim’de yapılan kitlesel katliamları lanetledi. Osmanlı’dan Cumhuriyet ve Kemalist diktatörlüğe giden süreçte, istilacı-talancı- gerici egemenliklere karşı direnen mazlum ulus Kürtlerin direnişlerini selamladı ve hareketin demokratik özünü ve haklı yanını destekledi. Kendi ulus birliğini, bölgesel kimliğini ya da inançsal kimliğini koruma ve yaşama hakkını, gerici egemenliklerin istila etmesine ve kendine bağlı hale getirme yönelimlerine tavır aldı. Kendisinden önceki ve kendi dönemindeki devrimci hareketlerin düştükleri yanlış çizginin kaynağına ışık tuttu. Bilimsel sosyalist bir bilinç ve metot ile donanmadan, doğru siyasi sonuçlara ulaşmanın imkânsızlığına işaret etti.

Ekim devrimi, Çin devrimi ve sonrasında sosyalist ülkelerdeki deneyimlerin ışığında, yeni bilimsel bir sentez olarak ortaya çıkan ve Marksizm-Leninizm’i, Marksizm-Leninizm-Maoizm (o dönem Mao Zedung Düşüncesi olarak bilinen) seviyesine çıkaran Büyük Proleter Kültür Devrimi dersleri ile donandığı için coğrafyamızda esasa ilişkin doğru tespitlere varabilmiştir. Böylesi bir bilimsel metodolojiye sahip olmadan ülkenin mevcut ekonomik-politik yapısını çözümlemek ve somut şartların somut tahlilini yapmak mümkün olmayacaktı. Böylesi bir bilimsel dünya görüşü olmaksızın çarpıtılmış bir tarih, karayı ak gösteren sahtekârlık, gericiliği ilericilik olarak yutturan yaklaşım ve emperyalizm ile el altından alış veriş yapan Kemalistleri anti-emperyalist göstermek uğraşında olan çizgileri anlamak asla mümkün olmayacaktı.

Kaypakkaya’ya asıl rengini veren komünizmin bilimsel görüşleri ile donanmış olmasıdır

Israrla ve inatla, önder Kaypakkaya coğrafyamızda yeni, nitel komünist bir çıkıştır derken anlatmak istediğimiz budur. Körü körüne bir inat ve ısrar değildir bu. Israrlı savunumuz tamamen bilimsel ve doğruya en yakın olmasından kaynaklıdır. Komünizmin bilimsel ideolojisi, perspektifi, felsefesi ve politikasına yaslanarak ezilen ve sömürülenlerin direniş tarihlerini kendi tarihi ve mirası olarak kabul etmesinin yanı sıra, yeni nitel öncü bir parti olarak emperyalizmi ve ülkedeki işbirlikçi sistemi yıkmanın engin pratiğine girmiştir. Tepeden tırnağa silahlı ve tarihi kan üzerine kurulu böyle bir sistemi parçalayıp dağıtmak ve yepyeni ve farklı bir yaşam kurabilmek için bilimsel bir analiz ile durumu açığa çıkarmış, Baba İshak, Bedreddin, Pir Sultan ve daha nice halk önderini ve liderlik ettikleri hareketlerin deneyimlerinden öğrenmeyi bilmiştir. Bunlar, önder Kaypakkaya’nın belirgin özellikleridir.

Görüşümüzce burada bir noktaya değinmek yararlı ve uyarıcı olacaktır. İstisnalar hariç, devrimci hareket ve aydınların ezici çoğunluğu komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı yok saymayı tercih etmiştir. O’nu en fazla devletin resmi faşist güçleri tarafından katledilmiş bir köylü devrimcisi olarak anmaktadırlar. Bu elbette olumludur ancak önder İbrahim’i İbrahim yapan ana ve asıl özellikler her daim bilinçli olarak göz ardı edilmiş, yok sayılmıştır. O’nu köylü ya da işçi devrimcisi seviyesi ile anmak yeterli değildir. O’na asıl rengini veren şey komünizmin bilimsel görüşleri ile donanmış bir önder olmasında yatar. Sosyal yaşam bu gerçeği defalarca doğrulamasına rağmen, bugün için nispeten azalsa da, bazı devrimci aydın ve örgütler tarafından o bilinen geri değerlendirme yaklaşımı maalesef hala devam edilmektedir. Devrimin yazılı, sözlü kayıtlarında, kültür ve edebiyatında, sinemaya aktarımında vs., denebilir ki önder İbrahim Kaypakkaya’nın yok sayılmasından medet umulmuştur. Bu eleştirimiz elbette dostlarımızadır. Bilim ve bilimsel görüşler karşısında şapka çıkarmak, devrime ve devrimcilere yakışandır. Dolayısıyla Kaypakkaya meselesindeki bu yanlış tutumun aşılması devrimin lehinedir. Zaten sosyal pratik doğru ve yanlışı eleyerek gerçekleri ortaya çıkarır.

Düşman cephesinde ise, önder Kaypakkaya’ya yaklaşım zaten bilinmektedir. “Şimdiki halde yıkıcı komünizmin en tehlikeli görüşleri” olarak Milli İstihbarat Teşkilatı’nın raporlarında yer alması boşuna söylenmiş değildir. Bu tehlikeli kuramcının ele geçirildiği günden itibaren ihanet ettirilerek “tehlikeli görüşlerin” tehlike olmaktan çıkarılma uğraşları ayları almıştır. Fakat granitten daha sağlam komünist irade ve direniş, beklenti içindeki faşist ve gerici kuvvetlerin bütün umutlarını boşa düşürmüştür. Ve komünist önder, işkencehanelerde de devrimcilere sarsılmaz bir miras bırakmış, bu noktada da bir çığır açmıştır. O’nun direnmesine vesile olan şey, elbette şahsi kahramanlığından çok, esas olarak sahip olduğu komünist çizgi ve dünya görüşünden ileri gelir. Tamn da bu sebeple denebilir ki, önder İbrahim Kaypakkaya işkenceden başarıyla çıkmış ve aslında sorgusu bitmiştir. Ancak düşman Kaypakkaya’nın yaşamasına tahammül edemezdi, zira İbrahim’in yaşaması demek, gerici sistem için tehlikenin devamı demekti. Bu açıdan komünist önderin, Ankara’da, kontra-dairenin en yüksek tepelerinde verilen özel ve gayet bilinçli bir kararla 18 Mayıs 1973 yılında parçalanarak imha edilmesine gidilmiştir. Bunlar tarihin gerçekleridir. İnkâr edilemez.

Yoldaşları olarak bizler, komünist önder İbrahim Kaypakkaya’dan öğrenmeye devam ediyoruz. O’nun sahip olduğu diyalektik, tarihi materyalist dünya görüşü bize her şeyin hareket halinde olarak değişeceğini ve değişmeyen hiçbir şeyin olamayacağını salık verir. Karşıtların birliği yasasının tezahürünü biliriz. Bir dönem doğru ve bilimsel olan şey, gelişmeler karşısında kendisini yeni şeylere bırakır. Tarihsel olanı akıldan çıkarmamak önemlidir. Gelişmelere hazır reçetelerle yaklaşmak diyalektikten kopmak olur. Somut durumun somut tahlilinin yapılması bu bakımdan elzemdir. Dünyada, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yaklaşık elli yıllık sosyal pratik içinde yaşanan iktisadi, siyasi, sosyal değişimi görmek elzemdir. Bunun bilincinde olan Maoist parti , komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu bilimsel çizgisini nitel olarak ilerletmeyi bilmiştir. Bugün ortaya konulan teorik, politik, örgütsel, askeri belirlemeler, ezilenlerin elinde büyük bir silah olarak bulunmaktadır. Nitel bir seviyede temsil edilmeyen bir Kaypakkaya’cılık gösterisi boştur. Gerçeğe hürmet etmek ile, o gerçeği keşfedene tapmanın farkı budur.

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü dergisinde yayımlanmıştır

adhk tarafından

Pınar Aydınlar çıplak aramayı kabul etmediği için darp edildi

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konulan sanatçı Pınar Aydınlar, cezaevine girişte dayatılan çıplak aramayı kabul etmediği için darp edildi

İstanbul (18-05-2018) İzmir’de yaptığı bir konuşma nedeniyle “örgüt propagandası yapma” iddiasıyla yargılandığı davada  hapis cezası alan Pınar  Aydınlar geçtiğimiz günlerde tutuklanmıştı. Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konulan sanatçı Pınar Aydınlar, cezaevine girişte dayatılan çıplak aramayı kabul etmediği için darp edildi. Aydınlar’ın yüzünde küçük çiziklerin meydana geldiği öğrenildi. Tekli hücrede kalan Aydınlar’ın avukatının denetimli serbestlik için başvuruda bulunduğu kaydedildi. Aydınlar, 15 Mayıs salı günü Almanya dönüşünde Atatürk Havalimanı’nda hakkındaki yakalama kararı nedeniyle gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı.

adhk tarafından

SMF’lilerin duruşması Dersim’de görüldü

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

9 aydır tutuklu bulunan SMF üye ve taraftarlarının duruşması dün Dersim’de görüldü, 4 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı

Dersim (18-05-2018) 1 Mayıs, 18 Mayıs ve 8 Mart gibi gösteri ve etkinliklere katılmak gerekçesiyle hazırlanan dosya kapsamında 22 Ağustos 2017 günü Dersim’de SMF üye ve taraftarlarına yönelik gerçekleştirilen ev baskınlarında birçok kişi gözaltına alınarak tutuklanmıştı.

Dosya kapsamında yargılanan 10 kişiden 8’si yaklaşık 9 aydır tutuklu bulunmaktaydı. Tutuklu yargılananlardan biri de Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun danışmanı Hayati Güngören’di.

Dava 9 ay sonra ilk defa dün saat 10’da Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davaya tutukluların ailelerinin yanı sıra HDP Milletvekilleri de katıldı.

Geç saatlere kadar süren duruşma sonunda hakim, Gizem Yamaç, Çiğdem Kılınç, Ali Tatar ve Orhan Perktaş’ın tutuksuz yargılanmasına; Hayati Güngören, Dersim Konak, Sertan Önal ve Bülent Yılmaz’ın ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

Duruşma 26 Temmuz tarihine ertelendi.

adhk tarafından

Innsbruck’da 24 Haziran Seçimlerine İlişkin Panel!

Mayıs 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

24 Haziran Seçimlerine ilişkin düzenlenen panele HDP Milletvekili Adayı Turgut Öker katıldı Perşembe günü saat 19:00’da başlayan panel Demokratik Güç Birligi temsilcisinin konuşmasıyla başladı

Innsburck (18-05-2018) Merkezi olarak ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)’nın da içinde yer aldığı 52 kurumun bir araya gelerek 24 Haziran Türkiye Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçimleri üzerine HDP (Halkların Demokratik Partisi)’ni destekleme kararı sonrası oluşturulan Demokrasi Bloğu yerel alanlarda da çalışmalarını yoğunlaştırdı. İnnsbruck’da ‘Demokrasi, özgürlük ,rejim, ve seçimler’ başlıklı bir panel düzenlendi.

Katılımlın ve ilginin yogun olduğu panelde Güç birligi temsilcisi Tirol bölgesinde yapılan seçim çalışmalarıyla ilgili bilgilendirme yaptı. Ardında Turgut Öker söz hakkı alarak önümüzdeki seçimlere ilişkin özetle geçtigimiz seçimlere nasıl katıldıklarını nasıl bir çalışma planlanmasi yaptıklarını anlattı.

Baskın seçimlerine giderken faşizmin koyduğu barajı aşılması gerektiğini ve bunu demokrasi güçleriyle birlikte aşacağız“ diyerek ülkedeki güncel gelişmelere değindi. Karşılıklı soru cevap şeklinde canlı tartışmalar yaşanırken faşist hükümetin erken (baskın) seçim kararı sonrası kısa zaman zarfında yürütülecek çalışmaların sağlıklı ilerlemesi için planlı toplantıların yapılması kararı ile toplantı herkesi HDP’ye ve Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’a oy vermeye çağırısı ile bitirildi.

adhk tarafından

HBDH; İbrahim Kaypakkaya ve Haki Karer Şahsında Mayıs Ayı Şehitlerini Saygıyla Anıyoruz!

Mayıs 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

18 Mayıs’ta ölümsüzleşen İbrahim KAYPAKKAYA ve Haki KARER şahsında her türden baskı ve zulme karşı isyan bayrağı olan Mayıs ayı şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz  Bizlere devrettikleri mücadele bayrağını Birleşik Devrimci Mücadelemizin bayrağı olarak en yükseklerde tutacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz

HBDH (17-05-2018) Faşizmin en azgın saldırılarının doruğa çıktığı, başta Kürt ulusu ve onun demokratik kazanımlarının hedeflendiği, işçisinden emekçisine, kadınından gençliğine, öğrencisinden çevrecisine, Alevi inanç toplumundan diğer inanç gruplarına, Ermeni, Arap milliyetinden diğer azınlık milliyetlere kadar toplumun tüm kesimlerinin kendi renkleriyle ve kimlikleriyle var olmasının ve kendisini yeniden üretmesinin koşullarının sürekli baskı ve zulümle engellendiği bir coğrafyada, diğer aylar gibi Mayıs ayının da mücadele-direniş ve başkaldırılarla anılan bir yeri, devrim ve demokrasi mücadelesinde bir anlamı vardır.

1973’ün 18 Mayıs’ında ’71 devrimci çıkışının önderlerinden İbrahimKAYPAKKAYA, Diyarbakır zindanlarında faşizm tarafından katledilir. 1977’nin 18 Mayıs’ın da ise Karadeniz’in isyancılığını Kürdistan’ın dirilişiyle buluşturan devrimci-yurtsever önder HakiKARER, Dilok’ta kalleşçe katledilir.

1978 Mayıs’ında HalilÇAVGUN, 1983’ün 3 Mayıs’ında MehmetKARASUNGUR, İbrahimBİLGİN, 1992’nin 11 Mayıs’ında ArmenekBAKRCIYAN(Orhan Bakır), OzanMİZGİN, 1982’nin 17-18 Mayıs’ında ise tarihimizeDörtlerolarak geçen FerhatKURTAY, MahmutZENGİN, EşrefANYIKve NecmiÖNERDiyarbakır zindanlarında isyanın ve direnişin adı olurlar. Yine, adları onurla taşınacak mücadeleleri rehber alınacak nice yiğit kadın ve erkek kadro ve savaşçı yoldaşlarımızı bağımsızlık, özgürlük, devrim ve sosyalizm mücadelesinde Mayıs ayı içerisinde yitirdik.

18 Mayıs’ta ölümsüzleşen İbrahim KAYPAKKAYA ve Haki KARER şahsında her türden baskı ve zulme karşı isyan bayrağı olan Mayıs ayı şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Bizlere devrettikleri mücadele bayrağını Birleşik Devrimci Mücadelemizin bayrağı olarak en yükseklerde tutacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.

Faşizmin top yekûn saldırısının sınır tanımadığı, İşçisinden köylüsüne, Kürt’ünden Alevisine, kadınından gencine tüm ezilen halklara her türden zulmü reva gördüğü bu gün, ölümsüzleşen yoldaşlarımızın bizlere emaneti olan mücadele bayrağını daha ileri mevzilere taşımak, onların kararlılığını, militanlığını, duruşunu, özveri ve ısrarını daha derinden kavramayı zorunlu hale getirmektedir.

Onlar mücadelede karamsarlığa düşman kararlılığın adı, zayıflayan devrimciliğe karşı kendini sürekli yenileyen ve dirilten militan devrimciliğin öncüsü, halkların gönlüne taht kurmuş kahramanları, karşılarına çıkan her türlü zorluğun yılmaz ve yıkılmaz kaleleri, mutlaka kazanacağız diyen bir bilincin ve kendini sürekli yenileyen ve devrimci tarzda üreten taktiğin ve tarzın pratisyenleriydiler. Onlardan derinden öğrenmeli, bilincimize ve cesaretimize derinden işlemeliyiz.

Mücadelemiz en zorlu süreçlerden geçmektedir. Faşizmin en gaddarı, en iki yüzlüsü, en katliamcısı ve sınır tanımayanı her şeyiyle karşımızdadır. Kürt ulusunun en küçük demokratik kazanımı, işçinin grev, yazarın yazma, aydının söz söyleme, kadının, gençliğin hak arama, halkların diline, inancına, yöresine-mekanına, havasına ve suyuna sahip çıkma hakkı dahi “terörizm” olarak faşizmin hedefindedir. En küçük demokratik bir itirazın dahi linç edildiği bir “halklar hapishanesine” çevrilmiş topraklarda Birleşik Mücadele kendini yakıcı biçimde dayatmaktadır. Buna cevap olmak bizlerin tarihsel ve güncel görevi, ertelenemez pratik sorumluluğudur.

Ezilen halkların birleşik mücadelesini örmek, sokağın, amfilerin, fabrikaların, dağların eylem dilini dur durak bilmeyen bir enerjiyle kuşanmakla mümkündür. Birleşik mücadelenin neferleri olarak, halkın dili, sözü ve eylemi olarak mücadeleyi ileriye taşımak, ölümsüzlerimizden devraldığımız mücadele bayrağının gereğidir.

Birleşik Devrimci Mücadelemiz faşizmi yenecek ve halklarımız kazanacaktır.

Mayıs Ayı Şehitleri Ölümsüzdür!

Şehit Namirin!

İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Mayıs Ayı Şehitleri Birleşik Mücadelemizde Yaşıyor!

HBDH Yürütme Komitesi

17 Mayıs 2018

adhk tarafından

MKP: Kaypakkaya Şahsında Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz!

Mayıs 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Kaypakkaya yoldaşın ardılı olan partimiz, O’nun tüm mirasına sahip çıkarken, devrimci eylemin örgütleyici, toparlayıcı ve eleştirel gücünü kullanmakla birlikte, proleter devrimci adaletin uygulanmasında da Kaypakkaya yoldaşı takip etti Kaypakkaya yoldaşın Halk Savaşı Stratejisiyle ortaya koyduğu komünist perspektifini günümüzün somut şartlarına uygun olarak Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi temelinde devrim ve görevlerini ağır bedeller pahasına omuzlarken, proleter devrimci adaletin silahlı eylemin gücüyle tecelli etmesi zemininde Kaypakkaya yoldaşı ihbar eden öğretmen Cafer Atan ve Kaypakkaya yoldaşın katili tescilli işkenceci Fehmi Altınbilek faşistini on yıllar sonra da  olsa cezalandırdı.

HABER MERKEZİ(17.05.2018)- 18 Mayıs 1973’te Amed işkencehanelerinde katledilen Komünist önder İbrahim Kaypakkaya ve onun şahsında parti ve devrim şehitleri ni anmak için MKP tarafında bir açıklama yapıldı. MKP-MK SB imzalı ve ‘’ Kaypakkay şahsında parti ve devrim şehitlerini anıyoruz’’ başlığı ile yapılan açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

‘’Ölümsüzlüğünün 45. yıldönümünde komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın kızıl anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. O’nun şahsında başta parti genel sekreterlerimiz Süleyman Cihan, Kazım Çelik,  Cüneyt Kahraman, Cafer Cangöz, sekreter yardımcılarımız İsmail Bulut, Baba Erdoğan, Aydın Hanbayat, parti sekretarya üyemiz Yılmaz Kes, onlarca kadro ve ordu komutanlarımız ile yüzlerce parti üye ve savaşçısı olan şehitlerimizi bir kez daha anıyoruz. Devrimci önderlerden Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve Kemal Pir şahsında Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin şehitlerini ve 18 Mayıs günü Amed zindanlarında bedenini ateşe vererek teslimiyete bent olan dörtler ve Mazlum Doğan şahsında Kürt ulusal hareketinin şehitlerini saygıyla anıyor, komünist, devrimci ve ulusal-demokratik mücadelelerini selamlıyoruz.

Coğrafyamız örgütlü devrimci hareketinin tarihi, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Kemalistler tarafından bir komployla katledilmesiyle başlayan ve günümüze uzanan katliamlarla ağır bedeller ödenerek sürdürülen bir tarihtir. Partimizin tarihi de sözün gerçek manasıyla kanla yazılan bir tarihtir. Suphiler sonrası “ölü toprağına” gömülen devrimci hareket, 50 yıllık pasifist kabuğu ‘71 devrimci çıkışıyla kırdı, daha ileri bir doğrultuya girdi. Bugünün komünist ve devrimci hareketi, ‘71 devrimci çıkışı ve bu çıkışın önderleri olan Mahir, Deniz ve İbrahim Kaypakkaya’nın ideolojik-siyasi-örgütsel çizgi mirası ve bu mirasın geliştirilmesiyle vardır. Denilebilir ki, Öcalan önderliğindeki Kürt Ulusal Hareketi de bu devrimci çıkışın bir yansıması olarak gündeme gelmiştir. Kuşkusuz ki, Kürt ulusal isyanları daha eski olup Osmanlıya uzanan bir geçmişe sahiptir. Fakat ulusal hareket bağlamında aynı kulvarda olsalar da, PKK diğer Kürt isyanlarından farklı olarak, daha bilinçli, daha örgütlü, daha kapsayıcı ve sosyalizmden etkilenme vb. koşulları itibarıyla daha modern  bir hareket olup, doğuşu ‘71 devrimci çıkışının etkisinden tamamen bağımsız olmamıştır.

17 Ekim Devrimi, proleter devrimler çağını açarak sosyalist, demokratik-ulusal devrimin gelişmesinde ve bir dizi devrimin gerçekleşmesinde doğrudan rol oynadı. 1966-68 Çin Büyük Proleter Kültür Devrimi adeta ikinci bir dalga olarak dünya çapında tesir yarattı, bir dizi devrimin yaşanmasına yol açtı.  Bu etki tabii olarak coğrafyamıza da yansıdı. Bu tesirin izlerini taşıyan “68 Hareketi” devrimci rotada gelişen büyük bir dalgaydı. Nitekim ‘71 devrimci çıkışı önemli bir kopuş olarak gündeme geldi. Silahlı mücadele ve gerilla savaşı pratiğine paralel kabaran geniş kitle hareketleri devrimci durumdaki yükselişi ve büyük dalganın önlenemez gelişimine işaret ediyordu. Dünya ölçeğinde patlak veren devrimlerin Türkiye-Kuzey Kürdistan devrim hareketine yansıması doğru orantıda gelişiyordu. Çin Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ideolojik-siyasi etkisi Kaypakkaya yoldaşta doğru orantılı karşılık buldu. Nitekim partimiz MKP’nin önceli olan TKP(ML) bunun ideolojik-teorik ürünü olarak doğdu.  Partimiz TKP(ML) de THKP-C ve THKO gibi devrimci dinamizmin yüksek ve devrimci durumun uygun olduğu toplumsal koşulların nesnel ihtiyacından bağımsız olarak tasavvur edilemezse de, Kaypakkaya yoldsaşın çizgisi ile Çayan ve Gezmiş çizgilerinin arasındaki nitel nüansalar Kültür Devrimi’nin ideolojik-teorik etkisinde anlam kazanıyordu.

12 Mart’çı faşist hakim sınıflar devrimci hareketin radikalleşerek büyüyen devrimci gelişim çizgisi karşısında “haklı” olarak büyük bir korkuya kapıldılar. 12 Mart 1971’de askeri faşist darbe gecikmeden devreye girdi. Faşist darbe büyük bir saldırganlık içinde devrimci hareketi hedefleyen katliamlar sergileyerek azgınca saldırdı. Devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan, beraberindeki THKP/C  ve THKO’lu 9 kadro ile birlikte 30 Mart 1972’de Kızıldere’de katledildi. THKO’nun önderi Deniz Gezmiş, Yusuf Alsan ve Hüseyin İnan ile birlikte asılarak katledildiler. THKP/C ve THKO önderleri ve kadrolarının katledilmesiyle birlikte örgütsel yenilgi sürecine girmiş oldular. Devrimci hareketin önderlerinden olan İbrahim Kaypakkaya yoldaş, komünist kulvardaki çıkışıyla 24 Nisan 1972 tarihinde TKP(ML)’yi bizzat silahlı mücadele içinde kurarak gerilla savaşını başlattı. Sinan Cemgillerin ihbarcısı Mustafa Mordeniz’in Kaypakkaya ve dolayısıyla partimiz tarafından cezalandırılması gerilla savaşı faaliyetlerinden biri olmakla birlikte, tarihe düşülen anlamlı bir not, devrimci dayanışma kültürünün de miras alınacak bir örneğiydi. Tıpkı, Kızıldere’de katledilmelerine vesile olan, Denizlerin asılmasını engellemek için Mahirlerin gerçelkeştirdiği eylemler gibi… 30 Mart ve 6 Mayıs tarihleri THKP-C ve THKO şahsında örgütlü devrimci hareketin ağır darbelerle örgütsel yenilgi sürecine girmesine yol açarken, Kaypakkaya yoldaş partimiz TKP(ML)’yi silahlı mücadele içinde inşa etme bilinciyle doğrudan gerilla savaşı pratiğine girişti. Ne var ki, 12 Mart faşist darbesi katliamcı saldırganlığında hız kesmeyerek, “ülkedeki en tehlikeli ihtilalci fikirlerin temsilcisi” olarak değerlendirdiği Kaypakkaya yoldaşı da katletmeyi başardı. Akabinde yaşanan gelişmelerle partimiz de kurulmasından aylar sonra örgütsel yenilgi sürecine girerek kısa sürede ilk yenilgiyle tanışmış oldu.

Partimizin ilk örgütsel yenilgisine gelinen süreci özetle hatırlarsak; partimizin kurucusu komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, bir gurup parti kadrosu yoldaşıyla birlikte yürüttüğü gerilla savaşı pratiğine uygun olarak bulunduğu Vartinik’in Mirik mezrasında yapılan bir ihbar sonucu 24 Ocak 1973 günü faşist Fehmi Altınbilek işkencecisinin komutasındaki düşman gücü tarafından kuşatıldı. Yaşanan yakın çatışmada ilk ordu komutanımız Ali Haydar Yıldız yoldaş ölümsüzleşti, Kaypakkaya yoldaş ise ağır biçimde yaralandı. Yoldaşların karşı ateşi faşist ordu askerlerinin afalanmasına, kısa süreli de olsa sinmesine yol açtı. Bu durumdan istifade eden diğer yoldaşlar çatışma alanından uzaklaşmayı başardı. Altınbilek faşisti ve komutasındaki askeri birlik kaçan yoldaşların peşinden gitti. Ölü olarak vurulduğu yerde bırakılan Kaypakkaya yoldaş düşmanın uzaklaşmasından yararlanarak ağır yaralı halde alandan uzaklaşmayı başardı. Altınbilek döndüğünde Kaypakkaya yoldaşı düştüğü yerde göremedi. Azgınlaşan Altınbilek Kaypakaya yoldaşın ağır yaralı olmasından dolayı fazla uzaklaşamayacağını öngörerek yakın köyleri baskı altına almakla birlikte, ihbarcılarını da harekete geçirdi. Yaralı yoldaş Kaypakkaya yakın bir köyde muhtarın evine gitti. Köy öğretmeni Cafer Atan durumu fark ederek öğrendi. Kaypakkaya yoldaşın yaralarının sarılması için gerekli olan zamanı değerlendiren öğretmen Cafer Atan düşmana ihbarda bulunarak Kaypakkaya yoldaşın bilgisini Altınbilek faşistine ulaştırdı. Derhal harekete geçen faşist Fehmi Altınbilek, Kaypakkayayoldaşı bulunduğu evde yakaladı. Yaralarını deşti, yalın ayak karlarda yürüttü…

Faşist Fehmi’nin işkenceleri Amed zindanında da sistematik biçimde devam etti. Aylarca süren işkencelerde düşmana diz çöktüren Kaypakkaya yoldaş komünist bilincinin ürünü olarak “ser verip sır vermeme” ilkesini yaşamlaştırarak tarihe not düştü. Yoldaşın komünist direnişi karşısında saygısını da gizleyemeyen düşman, Kaypakkaya’ın kızıl direniş tavrı karşısında yaşadığı aciz ve yenilginin çaresizliğiyle 18 Mayıs 1973 günü O’nu katletti. “İntihar etti” denilerek parçalanmış ölü bedeni babasına bir torba içinde verildi. Oysa O, aylarca süren işkencelere tek yanıtı olan kızıl direniş tavrını, mahkemede yapmak üzere hazırladığı savunmasında; “bizler görüş ve düşüncelerimizi saklama gereği duymayız. Ancak birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızı ve bizlere yardım eden insanların ismini açıklamaya gerek duymayız…” diyerek ve başında nöbetçi olan askeri ikna ederek firar etmeyi örgütleyen tavrıyla intihar yalanını çürütüyordu…

Kaypakkaya yoldaşın ardılı olan partimiz, O’nun tüm mirasına sahip çıkarken, devrimci eylemin örgütleyici, toparlayıcı ve eleştirel gücünü kullanmakla birlikte, proleter devrimci adaletin uygulanmasında da Kaypakkaya yoldaşı takip etti. Kaypakkaya yoldaşın Halk Savaşı Stratejisiyle ortaya koyduğu komünist perspektifini günümüzün somut şartlarına uygun olarak Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi temelinde devrim ve görevlerini ağır bedeller pahasına omuzlarken, proleter devrimci adaletin silahlı eylemin gücüyle tecelli etmesi zemininde Kaypakkaya yoldaşı ihbar eden öğretmen Cafer Atan ve Kaypakkaya yoldaşın katili tescilli işkenceci Fehmi Altınbilek faşistini on yıllar sonra da  olsa cezalandırdı.

18 Mayıs’ın kızıl kıvılcımı klavuzumuz olmaya devam ediyor!

Kaypakkaya yoldaşın komünist çizgisi bugün yoldaşları tarafından MKP seviyesinde geliştirilip  somut koşulların somut tahlili prensibine uygun olarak Sosyalist Halk Savaşıyla ilerletilmektedir. Kaypakkaya yoldaşın Komünist toplum perspektifli siyasi iktidar mücadelesinde anlam kazanan ideolojik-siyasi-örgütsel/askeri mirasının devralındığı şartlardan günümüz şartlarına uygun biçimde ilerletilerek devrimle taçlandırılması ilkesel, temel, stratejik bir görevdir. Partimiz ve ölümsüzleşen yoldaşlarımız bu bilinçle savaş ve mücadelede verip bedel ödemekte, Kaypakkaya yoldaşın mirasından beslenerek devrimin görevlerini yürütmektedirler.

18 Mayıs’ın kızıl kıvılcımı kılavuzumuz olarak parlamaya devam ederken, “ihtilalici komünist fikirlerin temsilcisi” bugün de hakim sınıfların korkusu olmaya devam ediyor. Fikirlerinden korkanlar ismine tahammül etmeyerek çaresiz korkularını ifşa ediyorlar. Günümüzde Kaypakkaya isminin telaffuz edilmesine bile tahammül etmeyen komprador tekelci burjuva hakim sınıflar, yeni “suç” kavramları üretme pahasına Kaypakkaya’yı övme gerekçesiyle aydınlara, sanatçılara, demokratik kurum, kişi ve aktivistlere davalar açarak hapis cezaları vermektedirler. Bu Kaypakkaya korkusunun hakim sınıflarda aktüel olduğunun açık kanıtı; Kaypakkaya kâbuslarının devam ettiğinin delilidir.

Her türden burjuva gerici korku ve her türden demagojiye inat; Kaypakkaya yoldaşın anısını yaşatıyor, komünist  fikirlerinin rehberliğinde ilerliyoruz! Devrim yürüyüşümüzün adı Kaypakkaya’dır!

Komünist önderimiz Kaypakkaya yoldaş şahsında parti ve devrim şehitlerini saygıyla anıyoruz!

Komünist Önder Kaypakkaya yoldaş ölümsüzdür!

Devrim ve Komünizm Şehitleri Ölümsüzdür!

Yaşasın Sosyalist Halk Savaşı!

Yaşasın Partimiz Maoist Komünist Partisi’’

Halkın Günlügü

adhk tarafından

Ankara’da Partizan ve SMF ortak Kaypakkaya sempozyumu düzenleyecek

Mayıs 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Partizan ve Sosyalist Meclisler Federasyonu ( SMF) tarafından Ankara’da 20 Mayıs tarihinde 18 Mayıs etkinliği düzenleneceği duyuruldu

Ankara (17-05-2018) Partizan ve Sosyalist Meclisler Federasyonu ( SMF) tarafından Ankara’da 20 Mayıs tarihinde 18 Mayıs etkinliği düzenleneceği duyuruldu. Yapılan çağrıda;

“45 yıl önce Diyarbakır işkencehanelerinde 1971 Askeri Faşist Cuntacıları tarafından 90 gün süren işkencenin sonrası ser verip sır vermeyerek 18 Mayıs’ta ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkaya ve yine 1980 Askeri Faşist Cuntacılarının en ağır işkenceleri gerçekleştirdiği Diyarbakır Hapishanesi  33’üncü koğuşta kalan Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Eşref Anyık ve Mahmut Zengin, 16 Mayıs’ı 17 Mayıs’a bağlayan 1982 gecesinde zulme karşı bedenlerini ateş çemberi yaparak ölümsüzleşen Dörtler şehadet yıldönümlerinde  bir panel düzenleyecek.” Şeklinde çağrı yapıldı. Panelin içeriğine dair, “Panelde genel konuşma hattını bu yıl 50. Miladını dolduran ’68 devrimci kopuşu gündemi ve İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Dörtlerin Mücadelesi oluşturuyor” sözleriyle bilgi verildi.

20 Mayıs’ta Tüm Bel-Sen’de

Yapılan ortak çağrıda panelin  20 Mayıs Pazar Günü, Saat 13.00  18-00 arası Ankara Tüm Bel-Sen Toplantı Salonunda gerçekleşeceği ifade edilerek Ankara’daki tüm devrimci demokrat yurtsever kurumlara ve duyarlı kamuoyuna katılım çağrısı yapıldı.