adhk tarafından

28, 29 Eylül’de Erdoğan’ı protesto eylemlerine katılım çağrısı

Eylül 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

‘Erdoğan not welcome’ platformu, 28, 29 Eylül’de Almanya’ya gelecek olan Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı protesto eylemlerine kitlesel katılmaya çağırdı

HABER MERKEZİ  (22-09-2018) Yazılı bir açıklama yapan ‘Erdoğan not welcome’ Platformu Alman ve Türk devleti arasındaki kirli ilişkileri protesto etmek için Berlin ve Köln’de düzenlenecek merkezi yürüyüşlere katılım çağrısı yaptı.

Platform açıklamasında şunlar belirtildi: “TC başkanı diktatör Erdoğan Alman devletinin resmi davetiyle 28 Eylül’de Berlin’e, 29 Eylül’de Köln’e geliyor. İki ülke arasında yaşanan sorunların konuşulacağı ifade edilen buluşmada, Erdoğan devlet töreniyle karşılanacak. Bu buluşma Alman devletinin demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk vb. gibi değerleri ayaklar altına alan diktatör Erdoğan’a destek, demokrasiye ve özgürlüklere zarar vermektedir.

Bizler, Almanya’da yaşayan Kürt, Türk, Asuri, Ermeni, Laz, Çerkez, Arap kökeninden ve Alevi, Sünni, Hıristiyan, Êzidî inancından yine kadın, gençlik kurumları ve sol-sosyalist, muhalif Alman kurum ve kuruluşları, Tayyip Erdoğan’ın faşist uygulamalarını asla kabul etmeyeceğiz. Demokrasi mücadelesi veren Türkiye halklarının yanında olacağız ve demokrasi mücadelesini tüm olanaklarımızla destekleyeceğiz. Almanya’nın diktatör Erdoğan’ı devlet törenleriyle ağırlamasını şiddetle protesto ediyoruz. Alman halkını ve demokratik kamuoyunu Alman devletinin Erdoğan’ın suç ortağı olmasını protesto etmeye çağırıyoruz.

Bizler, aşağıda imzası bulunan Alman, Kürdistanlı, Türkiyeli ilerici 131 kurumun bileşenleri olduğu ‘Erdogan not welcome’ Platformu olarak, nihai barıştan, özgürlükten, eşitlikten yana olan insanları düzenlenen yürüyüşlere katılmaya çağırıyoruz. Almanya’da faaliyet yürüten tüm Türk, Kürt, Ermeni, Asuri, Êzidî, Hıristiyan ve Alevi kurumlarının farklı farklı eylem ve etkinlikler yerine, farklılıklarımız zenginliğimizdir yaklaşımıyla, gücümüzü birleştirerek Erdoğan’ı Berlin ve Köln’de birlikte ortak miting ve yürüyüşlerle protesto etmeye çağırıyoruz.

Demokrasiden, özgürlükten, eşitlikten yana olan yerli-göçmen herkese çağrımız kuzey Almanya’nın katılımı ile 28 Eylül saat 16.00’da Postdamerplatz Berlin’de ve güney Almanya ile orta Almanya’nın katılımı ile 29 Eylül’de Köln Deutzer Werft’de saat 11.00’de başlayacak yürüyüşü ve mitinglere katılarak destek vermeye çağırıyoruz.”

vvn-BdA Kreisvereinigung Bielefeld und Umgebung

Feministische Partei DIE FRAUEN

Antifa AK Köln (organisiert bei …ums Ganze!)

Friedensinitiative Bielefeld und Ostwestfalen

Soligruppe Berlin der GG/BO

Kampagne TATORT Kurdistan

Black mosquito

Unabhängige Linke Liste (LiLi) Kassel

Kurdisches Frauenbüro für Frieden Ceni e.V.

Ökumenisches Zentrum für Umwelt-, Friedens- und Eine-Welt-Arbeit Berlin

Jusos in der SPD

Die PARTEI Landesverband Berlin

Medizinische Flüchtlingshilfe Bochum

Afrin-Solikomitee Tübingen

Widerstandscafé Friedrichshain

Roten Aufbau Friedrichshain

Café Rojava

Städtefreundschaft Frankfurt-Kobane e. V.

KCDK-E – Demokratischer Gesellschaftskongress der Kurd*innen in Europa

ATIK (Konföderation der Arbeiter aus der Türkei in Europa)

Neue Frau

Neue Demokrtaische Jugend

ATIF (Föderation der Arbeiter aus der Türkei in Deutschland)

PARTIZAN

freund*innen der kurdischen freiheitsbewegung – Braunschweig

Block War Kassel

Marxistische Linke

JXK-Studierende Frauen aus Kurdistan

Hände weg vom Wedding

ver.di Bezirkserwerslosenausschuß – Mittelfranken

Interventionistische Linke

Kurdistan Soli Freiburg

Bundesweite Initiative Ökologischer Wiederaufbau in Kobanê / Demokratische Föderation Nordsyrien – Rojava

NAV-YÊK – Zentralverband der Êzîdischen Vereine e.V.

SMJÊ – Dachverband des Êzîdischen Frauenrats e.V

TAJÊ – Frauenfreiheitsbewegung der Êzîdinnen

HCÊ – Bündnis der Êzîdischen Jugend

Gruppe AK | Teil des IZ Dresden

Association for the Design of history (ADH)

Young Struggle

STYLE! IT! TAKES! Berlin

Bremer Solidaritätskomitee Kurdistan

Antifa Nordost [NEA]

Hausprojekt Liebig 34 Berlin- Friedrichshain

Ya Basta Rhein-Main

Amedspor Support

Linksjugend [‘solid] Hamburg

Women in Exile & Friends

Initiative „Stoppt die Panzerfabrik für Erdogan – Rheinmetall entrüsten“

Kurdistan Solidaritätskomitee Kiel

Rojava Solidarity Tübingen

Nürnberger Bündnis für Frieden in Kurdistan

HDK-A Braunschweig

Antifaschistische Aktion Lüneburg / Uelzen

radikale linke | berlin

AStA der TU Berlin

Antifa Westberlin

DIE LINKE. Berlin

Piratenpartei Berlin

Göpppinger Soldaritätsbündnis für Nordsyrien

Solidaritätsbündnis Kurdistan – Magdeburg

Städtefreundschaft Oldenburg-Êfrin

Autonome Aktion Europe

Internationalistischer Abend / Berlin

Jinên Ciwanên Azad

SYKP (Partei des sozialistischen Wiederaufbaus)

European Syriac Union (ESU)

MDDK / Mezopotamya Demokratik Değişim Kongresi (Asuriler)

Föderation der Dersim Gemeinden in Europa e.V. – ADEF

NOR ZARTONK – Europa (armenische Organisation)

Kurdische Frauenbewegung in Europa (TJK-E)

Avrupa Karadenizliler Platformu

Front der Arbeit und Freiheit/Europäische Initiative

BAF (Avrupa savaşa ve Diktatörlüğe karsı Avrupa Barış Formu)

ADHK (Konföderation für Demokratische Rechte in Europa)

Yeşil Sol Parti / Green Left Party

Föderation der Demokratischen Alewiten e.V (FEDA)

Avrupa Maraş Girişimi

Avrupa Sürgünler Meclisi (Rat der ExilantInnen in Europa)

Avrupa Kürecikler İnisiyatifi

Dersim Wiederaufbau – Dersimi Yeniden İnşa

Dersim Soykirim Karşıtı dernegi 1938 e.V – Gesellschaft gegen Genozid in Dersim 1938 e.V.

Devrimci Parti Avrupa

Neue Frau (Yeni Kadin)

Yeni Demokratik Gençlik / Neue Demokratische Jugend

Civaka Îslamiya Kurdistan – CÎK

PARTIZAN

Kürdistan Komünist Partisi / Kommunistische Partei Kurdistans (KKP)

Kurdische Gemeinde zu Berlin-Brandenburg e.V.

Kurdisches Zentrum e.V.

KOMAW (Kayıp ve Mağdur Ailelerin Derneği)

Frauenbewegung – ADKH – Avrupa Demokratik Kadın Hareketi

Platforma Zagros ( Rojhilat)

Yaşanacak Dünya (für eine lebenswerte Welt)

ALJ Berlin (Antifaschistische Linke Jugend Berlin)

Internationale Sozialistische Organisation (ISO)

Rojava Soli Bündnis Leipzig

Rote Hilfe e.V.

DIE LINKE. Oberhausen

DIE LINKE.LISTE Oberhausen

RosaLuxx. – offenes Jugend- und Wahlkreisbüro

Antifaschistische Jugendorganisation Charlottenburg (AJOC)

Dziewuchy Berlin

Demokratisches Gesellschaftszentrum der KurdInnen in Deutschland (Nav-Dem e.V.)

Black Pond Antifa

Gladt e.V.

Linie 206 – Hausprojekt Berlin Mitte

LabourNet Germany

linksjugend [‘solid]

DKP – Deutsche Kommunistische Partei

Kampagne “Gemeinsam kämpfen! Für Selbstbestimmung und demokratische Autonomie

 

Bündnis der Demokratischen Kräfte in OWL

AvEG-Kon (Konföderation der Unterdrückten Migranten in Europa)

re:volt magazine

Lower Class Magazine

No to Nato Gruppe Frankfurt

Jugendantifa Kreuzberg

Marxistisch-Leninistische Partei Deutschlands (MLPD)

DIDF

IL

Kurdistan-Solidaritätskomitee Berlin

YXK – Verband der Studierenden aus Kurdistan

Berliner Frauenrat Dest Dan

AGIF (Föderation der Arbeitsmigrant/Innen in Deutschland)

FIDEF – Föderation der Arbeiter/innen aus der Türkei in der BRD

Jugendverband REBELL Köln

Anarchistická federace (IAF-IFA)

International-Marxist-Leninist-Rojava

Bonner Jugendbewegung

ANF

adhk tarafından

TL’nin değer kaybetmesi üzerine-Mazlum Ceylan

Eylül 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Her ekonomik krizin faturası emekçilere çıkarıldığı gibi içinde geçtiğimiz döneme özgü ekonomik kriz faturasıda işçi ve emekçilere çıkarılacağı açıktır Onlarca kişi iş bulamadıkları için, kendini intihar etme ve yakma eğilimleri, faturayı kendi canlarıyla ödemedir 22-09-2018 tarihli gazete küpüründe ‘”İşsizim ve açım” diyen gencin kendini yakması hakim sınıfların bu güne kadar uyguladığı ekonomik politika sonucudur

Mazlum Ceylan (22-09-2018) Türk Lirası dolar ve euro karşısında değer kaybetmesi, toplumun tüm dikkatlerini Türk lirası ve dolara yönelti. Türk lirasının dolar karşısında değeri halen ne kadar düşeceği ucu açıktır. Dolaysıyla Türk para birimin değeri sürekli tartışılacaktır.

AKP iktidarı, faiz lobisinin spekülatif sermaye üzerinde oynadığı, TL’nin düşüşü reel olmadığı, AKP hükümetine kurulmuş tuzak olduğu vurgusu yaparken, CHP ve diğer düzen partiler ise hükümet’de çoğunluk oluşturunca kısa süre içinde uygulayacakları ekonomik politikayla, TL gücünü Uluslararası kur sistemi içinde artıracaklarını beyan ediyorlar.

Türk komprador tekelci burjuvazinin siyasi temsilcileri kendi sınıf bakışlarıyla bu gerçek dışı ipe sapa gelmeyen beyanlarda bulunmaları ekonomik krizin siyasi sonuçlarını gizlemenin telaşıdır. Ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını nasıl sattıkları, ülkeyi dış Emperyalistlerin denetimine nasıl ekonomik ve siyasi olarak soktukları gerçekleri gizledikleri gibi, bu günde tl’nin değer kaybetmesinin sebeplerini gizlemekteler, son dönemde tartışılan Türk telekomdaki satış bu gerçeklerden yalnızca bir tanesidir.

TL’nin değer kayıpetmesinin arka planında yatan ekonomik ve siyasi sebepler, bir avuç kesimin üretim üzerindeki özel mülkeyeti sonucu kaynaklanan siyasi düşünce ve fikirleri doğaldır ki, üretim içinde kendi saltanatını sürdürmeleri gereği kur sistemi üzerindeki tartışmaları kendi cephesinde bakarak gerçek olmayan demeçlerde bulunurlar. Tl değer kayıpetmesi spekülatif sermayenin pazarda dolaşımda geri çekilmesi sonucu olmadığı gibi CHP veya diğer partilerin iktidara gelmeleriyle tl değer gücünü atırmıyacağı gerçektir. Emperyalist sistemin elinde oyuncak olan Türk devletin ekonomisi, CHP’nin iktidara gelmesi, Türk para birimin gücünü artıracak kapasitede değildir. Gerçek realiteyle sorun masa başına koyulup düşünürlerse, Türk ekonomisi bir çıkmaz içindedir, bu çıkmazı yaratan Tekelci koprador burjuvazi ve onların efendileridir. Bu asalakların siyasi ve ekonomik sistemdeki etki gücü yok edilmeden, TL para birimi dolar karşısında değer kayıpetmesine mahkümdur. Bu isteye bağlı deyildir, gerçek realitedir. TL’nin Uluslararası kur sistemi içinde değeri düşmesi bunun sonucudur.

Kur sisteminde kırılgan olan TL para biriminin değer kaybetmesi çok yönlü etmenler söz konusudur, bizler bu geniş etmenler üzerinde durmayacağız. Konumuz bazında bugün tl’deki kırılgan yönüne değineceğiz. Zira Türk devletin parası değer kayıpetmesi bugünün sorunu olmadığı  gibi Türkiye’nin tarihsel gelişimi sürecinde artma ve düşmeler oduğunu görmekteyiz.

Tüm ülkelerin para değeri dolar ölçüt alınarak kur bazında tesbit edilmektedir. Ülkenin Enflasyon oranı, Cari açık, Kamu borcu, İhracat ve İthalat dengesi, siyasi istikrar v.s duruma bağlı para birimi değeri düşer veya artar. 1970 sonrasi uluslararası ticaret dolar üzerinde olmaktadır. Dolar baz alınarak ticaret antlaşmaları yapılmaktadır, devletler arası ihracat ve ithalatın esası dolar üzerinde olduğu için para değerinin düşmesi bağlamında basit bir örnek vermek istiyoruz.

Türk devleti dış ülkelere yaptığı ihracat, ithalattan az olması burada sürekli cari açık ortaya çıkar ve dolara talep büyür, Türk lirası dolar karşısında değer kayıpeder veya faizlerin yükselmesi dış sermayenin ülkeye girmesini sağlar ancak dış borçlar ve ülke içinde dolar üzeri yapılan ödemeler karşısında tl zayıflanır, özelikle faiz yükselmesi akibinde enflasyon artar. Enflasyon artması alım gücünü düşürür, TL parası değer kayıpeder, bu durumda genel olarak TL para birimin değeri uluslararası kur değeri hesaplamasıda değişir, dolar karşısında değer kayıpeder. Türk lirasının değer kayıpetmesi iç ve dış borç ödemeleride artar.

Türkiye Cari açığı 2017 yılı 47,1 milyar dolarla kapatmıştır, 2017 yılında ithalat ve ihracat arasındaki açık 76,8 milyar dolar olmuştur. Yıllık enflasyon ise yüzde 17,90 yükselmiştir. Bu kısa verilerin akibinde Tl para birimi değeri kayıpetmeyeceğini söylemek imkânsızdır.

Bu güne kadar değerini belirli seviyede tutması ekonomiye yansıyan bazı etmelerin var olmasıydı. Bunlar, Türk ekonomisi AKP döneminde hizmet sektörü ve inşaat sektörü bazında büyümesi mevcutdu, bu iki sektör’de yabancı sermaye Türk ekonomisine sıcak paranın girdisini sağladı, Türk devleti bünyesinde topladığı bu sıcak parayla ithalat ve ihracat karşısında dengeyi korudu ve pazarda bir şişme göründü.

İthalat ve ihracat arasındaki dengenin sağlanması bu iki sektörün payı büyüktür. Arap sermayesi bu alana aktığı bilinmektedir. Türk toprakları satın alan petrol kralları sıcak parayı Türkiye’ye akıttılar. Ancak hiztet sektörü ve inşaat sektörü üretimin yeniden genişletilmiş üretim dışında rol oynamaktaydı. Milli hâsılaya katkısı olan bu iki sektör üzerinde ülkenin ekonomik temeli kurulamazdı. Yeniden üretim temeli üzerinde ekonomisini kuramayan devletlerın para birimi sürekli kırılgan olur. Türk ekonomisi bu suni teneffüsle bu güne kadar geldi.

Türk ekonomisini şişiren diğer etmen ise, KİT’lerin satılmasıydı. ( ‘1995’te Türkiye’de kamu işletmelerinin sayısı 278’di. Özelleştirmelerle birlikte 2000’li yılların başında bu sayı 240’a, AKP döneminde ise devlete ait ya da devletin ortak olduğu yalnız 71 kurum kaldı.‘ Cümhurıyat gazetesi.) Satılan KİT’lerde gelen gelir ülke ekonomisi içine canlılık sağlamaktaydı. Yani dolaşımda olan para, dış ülkelerde gelen ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri satılarak ekonomiye aktarılan paradır. Bu kurumların da kendi yandaşlarına nasıl pazarlandığı açıktır.

Bu gelişmeler sonrası Türk ekonomisindeki gerçek realitenin ortaya çıkması ekonomideki kredi notunun düşmesi ve TL‘nin değer kaybetmesini sağladı. Doların artmasını engellemek için Türk para birimi güçlendiren bazi önlemler alınması için Merkez bankası faizleri yükseltmiş, ülke içine taşınan ve taşınmayan mal varlığı TL üzeri hasaplanması yasal statüyü kavuşturmuştur.

Faizlerin artması ile enflasyon biribirine ters iki etmen olması TL değerin daha fazla düşmesini sağlayacaktır. Tüketim ve üretim maddelerinde fiat artışı yükselecektir. Dış ve iç borçlar tl düşmesine orantılı olarak yükselecektir. Eğer yeni borçlanmaya gitmemesi halinde, merkez bankası faizleri yükseltmesi akibinde iç ve dış kredi faizi verme olasılığı yoktur. Merkez bankası rezervi 30,6 milyar dolardır. ‘9.6 milyar dolarını altın rezervi oluşturuyor. Yani şu durumda net döviz rezervi olarak geriye 21 milyar dolar kalıyor.‘

Bu rezerveyle ekonomik krize müdahale edemez. Dış ülkelerde kredi karşılığında merkez bankasındaki rezerveleri gösteremez. Emperyalistlerde alacağı yeni kredi karşılığı yeni ekonomik politikalarla işçi ve emekçileri daha fazle sömürerek Emperyalislerin çıkarları esas alan politikalar uygulanacaktır. 24 Ocak kararları uygulanması 12 Eylül darbesiyle mümkün olmuştu. Yeni ekonomik paketin uygulanması daha vahşi katı askeri ve siyasi baskı devlet tarafında uygulacaktır. Yani yeni borçlanma ise işçi ve emekçilerin sosyal ve ekonomik yaşantısında kemer sıkma biçiminde ve faturayı bu sınıflara çıkaracak, arka bahçe sağlama alınması, denetimde tutulması için muhalif olanları tutuklama, zindana atılma korku atmosferini genişletme, katliam yaparak kitlelerin dikatlerini başka alanlara çekme gibi tutum sergileme durumu ihtimal içindedir.

Merkez bankası Faizleri üste çekmesi çok kısa süre tl‘nin değeri yükselmesi üzerinde kısa etki yapabilir ancak uzun sürmez, Türk ekonomisi güven veren durumda değildir. Kırılgan dışa dayanan ekonominin oluşu yükselen faizler tl değerini düşürmesini sağlayacaktır.

Bu gün gelinen süreçte merkez bankasındaki rezerveler (altın ve dolar) tükenmeye doğru gitmesi, sancılı dönemin başladığı belirtisidir. Tüm bu gelişmeler sonucu, ekonomik kriz üretimde durgunluk ve şirketlerin kapanmasıyla gazete manşetlerinde daha fazla yerini almaktadır.

İthalat ve ihracatdaki durgunluk, pazarda mal el değişmesinde yavaşlama yani alım gücün düşmesi, akibinde şirketlerin kapanması haber sitelerinde yer almaya başladı. Türkiye ekonomisinin büyümesine katkı sağlayan inşaat sektöründe kendisini açık ve berak gösterdi, daralma ve durgunluk yaşanmaktadır. İhracat mallarına getirilen bazı ek vergiler sonucu ihracat yapamaz duruma düştü. Dolar azalması sonucu ithalat yapamaz oldu. Pazarda durgunluk ve daralma görünmektedir.

Kapanan sirketler, binlerce işçiyi kapı dışarı ederek, işsizler ordusuna dahil edildi. İşsizlik sorunu dahada Türkiyede kendisini ağırlıklı olarak hisettirecektir. Her krizin akibinde gelen dalga hemen görünmez. Belirli bir süre sonra daha net enflasyonun etkisi ve dış emperyalistlerle yapılan antlaşmanın sonuçlarını göreceğiz.

Her ekonomik krizin faturası emekçilere çıkarıldığı gibi içinde geçtiğimiz döneme özgü ekonomik kriz faturasıda işçi ve emekçilere çıkarılacağı açıktır. Onlarca kişi iş bulamadıkları için, kendini intihar etme ve yakma eğilimleri, faturayı kendi canlarıyla ödemedir. 22.09.2018 tarihli gazete küpüründe ‘”İşsizim ve açım” diyen genç kendini yakması hakim sınıfların bu güne kadar uyguladığı ekonomik politika sonucudur.

Türk ekonomisinin düzelmesinin yanlızca bir yolu vardır

Türk ekonomisi bir avuç kesimin mülkiyeti ve arka planda dış Emperyalist ve kapitalist güçlerin etki ve denetimi altındadır. Azami kär sonucu işçi ve emekçileri sömürerek köle durumuna düşürmüşlerdir. İşçi ve emekçi üretim üzerinde söz sahibi değil kendi ürettiği nesneye uzaktır.

Dolaysıyla işçi ve emekçilerin üretim içinde söz yetki kararı hakkı yoktur. Türkiye tarihinde de olmamıştır. Bu sistem içinde de söz karar yetki hakını işci ve emekçilere vermeyeceklerdir.

İşçi ve emekçiler üretiği nesne üzerinde tüm haklara sahip olmaları zorunludur. İşçi üretiyorsa üretimede sahip olması gerekmektedir.

Üretim araçlarına sahip olunması,  Emperyalistlerin ülke ekonomisi üzerindeki tüm antlaşmaların yırtılıp çöpe atılması, ülke ekonomisinde gelen gelirin, Emperyalist ve onların bir avuç işbirlikçi kesimi akmasını engelleyen, zenginlik kaynakları toplumun malı olacak biçimde işleyen, üretim ve tüketim arasındaki planlama ve dengeyi sağlayan, işçi ve emekçilerin devleti ancak ezilen halkı ekonomik bunalımda kurtaracaktır. Toplumun bünyesinde fışkıran zenginlik kaynakları her kesimin refah içinde yaşamasını sağlayacaktır.

Bu bir ruya değildir, gerçekleşecek ve gerçekleşmesi zorunlu olan gelecek toplum tasaavuru olacaktır.

adhk tarafından

Murat Kahraman’dan yeni roman; ”Bitmeyen Veda”

Eylül 22, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Daha önce Çığlık romanı ile okurlarla buluşan Murat Kahraman bu kez ”Bitmeyen Veda” isimli Roman çalışması ile okuyucuları ile buluşacak Kahraman’ın ”Bitmeyen Veda” isimli roman’ı Sancı yayınları tarafından basıma hazırlanıyor

Murat Kahraman (22-09-2018) Murat Kahraman’ın yeni romanı ”Bitmeyen Veda” Sancı yayınları tarafından basıma hazırlanıyor. Daha önce Çığlık romanı ile okurların karşısına çıkan Murat Kahraman’ın aynı zamanda bir çok makale ve öykü çalışması da bulunmaktadır. Üretimlerinde kendine özgü bir tarz yakalayan Murat Kahraman’ın Bitmeyen Veda romanı da Çığlık romanı  gibi bizleri derin acılara, hüzünlere, sevdalara ve kavganın güzelliğine götürmektedir. Çığlık romanında olduğu gibi Bitmeyen Veda romanında da Murat Kahraman yine bizleri Kaypakkaya geleneğinin yaşanmış betimsiz sevdalarına ve yaşanmış olan sarsıcı süreçlerine götürmektedir.

”Bitmeyen Veda”nın hikayesini Murat Kahraman kendi özgün yorumuyla şöyle aktarmaktadır;

”Bazen bazı şeyler öyle bir unutulmaya bırakılır ki, kendi varlığını bile hissedemez olur. Rüzgarın bile kucaklamak için çaba sarf ettiği güzellikler yüzüstü bırakılır. Zaman aşımının işlemediği güzellikler, dinlenmeye bırakılınca farklı bir renkle karşısına çıkar insanın. “Gırtlağın mı felç oldu be yavrum?”dedirten cinsten suskunlaştırır insanı. Evet herkesin gırtlağı bir şekliyle felç olduğu zamanlar olmuştur hayatta. Benim de yutkunarak sustuğum zamanlar oldu.

Lakin, iyilik hep kötülüğün altında saklanmak zorunda değildir ya… Açığa çıkıp, “ben buradayım, yaşıyorum!”diye bağırır.

Bağırır da… Kimsenin buna engel olmaya gücü yetmez. Çünkü bunun adı HAKİKATTIR. Hakikat, kimsenin niyetlerine göre tanımlanamaz. O olduğu gibi gösterir kendisini…

Cüneyt KAHRAMAN’ın yaşamını konu alan romanı, kitapta asıl kaynak olarak beslendiğim Cüneyt’in annesiyle görüşmemizin uzaması üzerine bu çalışmayı erteledim ve bu kitabı öne aldım. Anayla 17 yıl sonra görüşmemiz gerçekleşti. Bu konu da Ana’nın rızalığını aldım. Cüneyt’in romanın çıkmasını bir an önce çıkmasını istemesine rağmen bu ricamı anlayışla kabul etti.

Yaklaşık on bir aya yakın yazdığım romanı nihayet bitirdim.

BİTMEYEN VEDA kitabını ben yazdım, fakat kitap “sizin hikayeniz.” Kitap basıma hazırlanıyor. Benim gibi profesyonel yazma olanakları olmayan biri için yazma sürecinde insanın içine işleyen acılar, hayal kırıklıkları, umut pırıltıları, yıkımlar ve insanların mücadele azimleri karşısında uykularım kaçtı. Çoğu zaman iştahım bile kapandı.

Kitap beni içine aldı ve hamur gibi yoğurdu. Halkıma uygulanan çifte baskı ve zulüm karşısında içim fena halde acıdı. İple boğulan, iftiraya uğrayan, itibarsızlaştıran ve çaresiz kalan yoksul halkın evlatlarının hikayelerini kaleme dökerken ellerim tutuşur gibi oldu. Evet itiraf etmeliyim ki, haksızlık karşısında öfkemi daha da bileyen gözyaşlarıma hakim olamadığım bir çok an oldu.

Kitap bana ait olmadığını düşündüğüm için, gelirine dokunma gibi bir hakkımın olmadığını düşünüyorum. Daha önce yayınlanan kitaplarımda olduğu gibi gelirine dokunmayacağım. Bu kitabın gelirini, bu hikayelerin yaratıcılarında en mağdur kesime bırakıyorum. Size ve yitirdiğiniz yakınlarınıza ait olan yaşınılmış fakat kaleme alınmamış yaşantıları nasıl korur ve büyütürsünüz, o da size kalmış bir durum.

Kitabın ismini KUŞATMA, SOĞUK SUYUN KOKUSU ve BİTMEYEN VEDA koyma konusunda bir kararsızlık yaşadım. Sonuçta romanın ismini BİTMEYEN VEDA olarak koymayı uygun buldum.

Kuşatma

Kuşatma, iki güç arasında kalan ve yüzüne yastık bastırılarak sesi kısılan insanların hikayesini anlattığı için düşdüm. Güç karşısında korkup çirkinleşenlerin karşılık, güç karşısında;

DÖVÜŞTÜLER, YENİLDİLER AMA NE ZALİME BOYUN EĞDİLER NE DE MAZLUMA ZALİMLİK YAPTILAR erdemiyle boyun eğmeyenlerin hikayesi vardır.

Herkes konuşacak. Belki de yazacak. Herkes kendi tanıklığını “haklı” çıkarmak için mazeretler de uyduracaktır.

Lakin tarih soğukkanlıdır ve vicdan sahibi değildir; kimseye acımaz. Gördüğüne kılıf uydurmadan doğrudan hakikatin ismiyle çağırma yeteneği vardır.

Soğuk Suyun Kokusu

SOĞUK SUYUN KOKUSU’nu ise tarih kitaplarında eşi Çorumlu Elif Hanım’la köylerinde biri olan Sevtil’e ve Bozan Yaylasına sığınan Ermenilerin kadın ve çocuklarını peynir postları arasında saklayan ve kurtaran dedemiz Meme Ağa’nın, Çemişgezek’teki tek Rum köyü olan Mamsa’daki Hay-Horomların Yunanistan’a sürgün kararından sonra Eğin’e kadar komşularına eşlik etmesi hikayesi vardır.

Meme ağa, dönüş yolunda Kırklar Dağında dağ keçileriyle yaşayan dağların dervişi Sela Qere’de rızalık istemeye gider.

“Axuçan’ın Dergâhı’na sığınan Çorumlu yetim kadını almayacaktın. Deli Yusuf’un oğlu Şah İsmail’le kız kardeşin Gıjele’yi evlendirmeyecektin. Deli Yusuf, rayberliğin izini bozdu. Sen de talipliğin töresini bozdun. İkiniz de lanetlisiniz. Gayrı ikinizde dua tutmazsınız.”diyen dağların divanesi Sela Qere, Meme Ağa’yı red eder.

Xızır orucundaki kurban kesiminde misafirliğe davet eder ve Xızır Cemi yapmasını ircasında bulunur.

Sela Qere, yörenin en varlıklı ve zengin adamının elini öpmesini ve rızalık dilemesini kabul etmez. Xızır orucuna gelmeyeceğini söyler. Nedeni ise o zamana kadar yaşamayacağını ileri sürer. Tedbir olarak da bir an önce tası tarağı toplayıp ziyaret yurdu olan Jaru Diyarı terk etmesini emreder.

Sonrası özetle şöyle gelişir:

Memi Ağa, reddedilişi çaresiz bir şekilde kabul ederek geri döner. Akşam güneşinin dağların yamaçlarını kan rengine boyadığı an, kuzeyden gelen sesi duyabilmek için eline kulağına götürür. Sesi daha iyi duymak için, semeri ceylan derisinden, yuları gümüşten olan atından aşağı iner. Kiraz irisi siyah gözlerini atın arka sol bileğindeki beyaz halkaya taktığı gümüş halhallara sabitleyerek sesileri dinler. Dağlardan esen rüzgârın başlarını güneye eğdiği ormanın sesine kulak verir. Tağar çayının yankılanan sesini dinler. Tağar çayının suları, Kırklar dağındaki karların serin anısını hâlâ sakladığı bir anda, evet tam o anda pusuya düşer.

Geriden kendisini takip eden Bırexili marabasına, kaçıp kurtulmasını emreder.

Ezizan’a sırtını yaslayan Bozan yaylası, dirseklerini Hovik’e dayamış gibi Tağar çayına teras olarak kullandığı yerde, “Ben, Karabali, Ferhatan ve Qoçanlılar arasındaki sınır taşıyım,” diyen Meme Ağa, sularda ayaz kokusu geldiği bir vakitte; yani SOĞUK SUYUN KOKUSU hissedilen bir anda devlet tarafından Hazari’nin altında katledilir. Sevtil başta olmak üzere ovaya köylerine ve Vaksıvan’a yakın olan arazilerine el konulur.

Bitmeyen Veda

Yedi yıl boyunca yas bağlayan Şare’nin yassı ve yıllar sonra karşılaştığı kişiyle vedalaşmak istememesi vardır:

(…)

Suda boğulan birinin yaptığı gibi, kuru bir dala tutunurcasına koluna yapıştı. Ces

aretinin ödülünü alır gibi, olduğundan daha fazla kadınca bir sesle:

“Xanumanlar’da gördüğüm günden beri bir nem gibi usul usul içime çöktün. Tam on yıldır…”

Aralarına bozkır sessizliği çöktü. Gecenin içinde, deri bir kolye üzerinde tesadüfen asılı kalan kırık boncuk gibi asılı kaldılar.

Kadının kavradığı kolu, istem dışı geri çekti. Sonra avucuna bıraktı. Kadının uzun, biçimli ve etli avucu içinde kayboldu elleri. Avuçladı parmaklarını. Götürüp kalbinin üstüne indirdi. Kadının ustura başı gibi keskin olan sevgisinin yoğunluğundan ürküttü. Yıllanmış bir şarap gibi mayalanmıştı tutkusu. Gizli, karşılıksız ve yaşanılmamış aşkı, zaman aşımına uğramış bir mevsimin izleriyle doluydu.

Belki bir yıl hiç kıpırdamadan sustular. Yağmalanmış bir savaş ganimeti gibi yorgun bir iklime girdiler.

“Neden ama?”

“Değer verdiğim, sevdiğim her şey ölüyor Şare.”

Verilen cevap, en son duymasını istediği sözcüklerdi. Koca bir ağrı gibi yüreğini hapseden duygu, kendisini yıllar önceki bir zaman diliminde kilitleyip bırakmıştı.

“Sen benim payıma düşen mucizesin!”

“Seni sevmek istemiyorum.”

“Sevmeyi kusur olarak görüyorsun.”

“Seni seversem, sen de zamansız ölürsün Şare!”

“Bulmaca çözer gibi konuşma benimle! Doğru dürüst konuş!”

“Gitmemiz lazım Şare!”

“Bu kez vedalaşmak yok! Buna izin vermeyeceğim” dedi kararlı, kesin ve tavizsiz bir sesle.

Şare, güzel olan her şeyin bedelini fazlasıyla ödemişti. Kendilerini kalın ve sır vermez bir sessizliğin içinde çepeçevre saran gecenin sağırlığını yırtar gibi, ince bir intikam alır gibi emir verdi.

Kuzeyden esen rüzgâr, hafif bir ıslak çalı gibi bodur çekem ağacını güneye eğdi. Işıl ışıl parlayan kıvırcık saçlı kadının nemli kirpiklerini yaladı rüzgâr. Kollarını baharın yeşil dalları gibi boynuna doladı. Her duygunun hakkını veren tavizsiz bir sesle:

“Hayır, sadece alnımdan öpme. N’olursun!”

Ateş gibi yanan yüzünü avuçlarının içine aldı. Önce kirpiklerinin ucundan öptü. Yasını bu gözlerden çıkan yaşlarla tutmuştu. Gözyaşları, kirpiklerinden süzülerek biçimli yüzünü yıkamıştı…

Peşinden de yüzüne farklı bir biçim veren düzgün burnundan öptü. Özlediği, düşlediği, beklediği, acı çektiği ve hatırladığı zaman bu güzel burun sızım sızım sızlamıştı.

Yüzünü, tütün sakallı gencin boynuyla omuzu arasındaki çukura yasladı. Yaralı, güçsüz ve yavru bir güvercinin çıkardığı sese benzer bir inilti çıkardı.

Ağlıyor muydu bu kadın yoksa?

Kuzeyden esen rüzgâr saçlarını savurdu. Yüzünü kapattı.

Kıvırcık saçlarından öptü.

Teselli vermenin bir hükmü yoktu artık. Saçlarında ertelenmiş zamanların özlemi kokuyordu. Hiçbir şeye benzemeyen bir koku vardı. Eskiye ait fakat kaybolduğunu düşündüğü kokular yayıldı gecenin içine.

Neydi o ismini bilmediği güzel koku? Ciğerine kadar içine çekti. Kille mi yıkamıştı o güzel saçları yoksa?…

Saçlarında, merhametin tedavi eden sesi uyanıyordu uykusundan. Şefkatin kol kanat geren korumacılığı saklıydı. Günah, kabahat olmaktan çıkmış bir erdeme dönüşmüştü.

Binlerce şarkıya sığdırılmayacak kadar zengin ve masalsı bir an, göz açıp kapayınca kısa sürdü.

Gece, ne cimriydi ama!…

Zaman sudan da hızlı akıp geçmişti…

Dağın yamacına çöken sisin içinden gelen köpek sesleri, Nergiz’in, gurmancık sineğinin neden olduğu öksürmeyle birbirine karıştı;

“Güz sonu, kış ağzı sen bizi almaya gel Cemal!”

Talih, küçük grubun geleceği için ağlarını örüyordu.

Köpek havlamaları, toplu ulumaya dönüştü. Epey devam etti. Sonra yavaş yavaş kaybolmaya başladı…”

***

Zulfikar’ın annesi Ani’nin, çocukluğunu bildiği evine gelen gencin gitmesine izin vermemesi vardır:

(…)

Uykusunu kaçırmak için yüzünü suyla yıkadı. Ensesini de ıslattı. Üşüdü. Islattığı yerleri omzuna attığı battaniyenin ucuyla kuruttu. Sırtını taşa yaslayarak oturdu. Pulımiri’ye tarafından gelen baykuşun ötüşünü dinledi.

“Altıma gelin” diye bağıran yıldızlara dikti bakışlarını tekrar. Uçsuz bucaksız gökyüzündeki milyonlarca yıldız kümesi sonsuzluk, özgürlük hissini kışkırtıyordu.

Hayret yıldızlarda hiç kıpırdamıyordu. Kayan yıldız da yoktu. Çobanyıldızı güneye eğilmiş, parlıyordu. Yıldızların Tanrıçasını aradı. Yoktu o gece. Neredeydi şimdi acaba?

Varlığını unutmaya bağladığı bir zaman dilimi içindeki gelgitlerle geçen gece ilerlemişti. Gecenin bitimine üç saate yakın bir zaman ancak kalmıştı. Karşı yamaçta taşlar yuvarlandı. İnsan mı yoksa ayının mı taşı yuvarladığını ayrıt edemedi. Rüzgâr yön değiştirince sesler de kesildi. Daha büyük bir kaya yuvarlanınca sesleri daha net duydu. Arkadaşını uyandırmak için çadırın içine girdi. Çadırın içi nefes alışverişler ve iç çekişler altında eziliyordu.

Aynı yastığa başlarını koyan iki kız kardeşin saçları tavuskuşunun kuyruğu gibi yastık üzerine yayılmış, birbirine karışmıştı. Yüzlerini uzun kumral saçları kapatmıştı.

Kafasını yastık yerine içi elbise dolu olan iri heybelerin üstüne koyarak yarı oturur bir vaziyette uyuyan Şahin’e baktı. Güzel yüzü gevşemiş, daha diş çıkarmamış bir bebek gibi sessizce uyuyordu. Sadece göğsü düzenli aralıklarla inip kalkıyordu. Yavaşça omzuna dokundu. Kıpırdamadan sadece gözlerini açtı.

“Bir anormallik mi var” dercesine baktı.

“Kalk, gidiyoruz yoldaşım” diye fısıldadı.

Sanki hiç uyumamış gibi ayağa kalktı. Başka bir zaman kimden duyduğunu hatırlamadığı bir sözü anımsadı:

“Biri uykuda kalktığı o anki hâline bak. O insanın niyetini ele verir” demişti. “Eğer suratı asıksa içi karışıktır. Suratı düzgünse içi duru ve temizdir.”

Sahi bu söz sahibi kimdi?

Şahin, ses çıkarmadan bir dakika içinde hazırlandı ve çadırın ağzına çıktı.

Gitmeleri gerekiyordu. Hem de vedalaşmadan. O gün orada kalmanın geç ama vedalaşmadan gitmenin de çok erken olacağını iyi biliyordu.

Vedalaşsa da üzüleceklerdi. Evin kadını kesin yine feryadı figan edecekti. Bu kesindi. Hatta belki de bırakmayacaktı. Ama vedalaşmaması durumunda ise hem üzülecek hem de gücenecekti. Yıllar sonra karşılaşmış, ayrılmayacakmış gibi kendilerini ağırlayan insanlara “gidiyoruz” demek üzerdi onları. Sonra “gidiyoruz” ne demekti? Ya bir daha geri gelmezlerse? Onlar da “ne kadar burada kalacaksınız?” dememişlerdi. Yarın kendileri için en yağlı ve besleyici yemekleri yapacaklardı. Hatta misafirleri için yamalı olmayan yeni giysilerini bile giyeceklerdi.

Gece karanlığında davetsiz konuk olmuşlardı. Ve yine gece karanlığında vedalaşmadan ayrılıyorlardı. Ayrılıklar, bulaşıcı bir hastalık gibidir, derler. Bu hastalığı o insanlara bulaştırmanın ne anlamı var ki? Ayrılırken gözlerini birbirlerinde kaçıracaklardı bu kesin. Bu her ayrılıkta olağan bir şeydi.

Gitme kararı, üstünden bir yükü indirir gibi rahatlatmıştı kendisini. Bir rüya gibi hafifti artık. Çadırlardan uzaklaştıklarında güneyde anlaşılmaz belirsiz sesler geliyordu. Vijan Karakolu’nun gür ışıkları göründüğünde evlerden bir saat mesafeyle uzaklaşmışlardı. Vijan Karakolu’nu basarken yaralanan Hıdır Yeter’in öldüğü tepeyi merak etti.

Karanlık, Şavaklılar’ın güneş gören tereyağı gibi usul usul eridi. Şafağın gelişini karşılayan ur kekliklerin şakıyışı yankılandı her iki yakada. Aç bir kurt güneye indi. Ölmüş bir koyundan geriye kalan tüyleri kokladı. Uçurum başında nöbet tutan pezküvinin (dağkeçisi) silueti düştü sulara.”

***

“Acıları bile bir ömrü vardır,” sözünü duyan, 38 silahşörlü Lolanlı amcanın, Kureyşanlı Aliyi Makli’den bahseder ve baş işaret parmağını öperek;

“Bazı şeylerin yarası, hatırası daha çok incitiyor insanı evladım.”diye cevap veren ihtiyar ve ailesinin konuklarıyla karşılaşma ve vedalaşmaları vardır.

***

Ermeni Gılanlı Aşireti’ne mensup Rupen’in köyü olan Gorcan’a doğru iç yolculuğuna çıkması vardır:

“Büyük nenesinin bir aile hatırası olarak sakladığı Büyük Dikran’ın gümüş parası neredeydi şimdi? Kendi resmini bastığı ama Yunanca yazılı olan gümüş paranın nereye kaybolduğunu merak etti.

Hay Mirakyanlıların üç aile olarak yaşadığı Mazgir’in Xozunkix köyüne gitme önerisini arkadaşlarına götürme kararı aldı. Köydeki yaşlılar aracılığıyla siyah bir örtü gibi üstü örtülen, kimsenin dokunmaya cesaret etmediği ve lanetlenen geçmişini tüm ayrıntılarıyla bilmek istiyordu. Peri suyunda boğulduğu söylenen ama cenazesi bulunmayan dedesi Kâzım’ın, Gorcanlı ağa tarafından zehirlenen diğer altı kardeşlerinin ismini merak etti. Gorcanlı ağa, yedi kardeşin en küçüğü olan altı yaşındaki dedesi Kâzım’ı ve en küçük halası olan Amanat’ı neden sağ bırakmıştı? Lazwan’da evlenen dedesinin kız kardeşi Amanat’ın yanına gitmeyi düşündü. Belki büyük halası kendisine bir şeyler açıklayabilirdi…

Çarsancak’ın geçmişini, ailesinin diğer üyelerinin bir sır gibi kaybolmasını düşündü. Nenesi Yemoş’un hayal meyal anlattığı söylencelerin bir masal olmadığını her geçen gün yaptığı araştırmalarla anlıyordu. Bir hafta önce uğradıkları Rabat’ın yıkık mimarisin ve zamana meydan okuyan, deve sırtına benzeyen taş köprüsünün yapılış tarihini ve kullanılan tekniği merak etti. Ani’nin kraliyet katedralini inşa eden Ermeni mimar Dırtad’ın ya da öğrencilerin eli değmiş miydi acaba?”

***

Rupen, bir başka birliğin üyesi olan yoldaşı Bahtiriyanlı Şahan’la bir şafak vakti buluşması vardır:

“Aşireti Bahtiyaranlıların lideri Şahan Ağa’nın Sıncık dağının Şövge’ye doğru olan mevzilerine doğru tekrar yanan ışığı izledi. Bir ay önce ziyaret ettiği mevzilerin kenarları boş mevzi kovanlarıyla doluydu. Savaşılan, yenilen, boğazlanan ama teslim olunmayan bir tarihin canlı tanıkları gibiydi boş mevzi ve kovanlar. Dedesi ünlü Bahtiyaranlı silahşor Şah İsmail’in de içinde olduğu ve Ovacık’a gidecek hattı kesen mevzileri Bahtiyaranlılar koruduğu hâlde neden sebepsiz yere Tilek’te yedi kişinin öldürüldüğünü düşündü. Nenesinin, “Tilek’e giderseniz Şah İsmail’in torunu olduğunuzu söylemeyin. Vururlar sizi” sözünü hatırladı.

Deşt Karakolu’nun olduğu bölgede garip sesler geceye karıştı. Bahtiyaran Aşireti’nin ’38’den sonra teslim olmayan ve bulduğu ilk fırsatta karakollara saldıran Çavdar Ali’nin musahipleri tarafından tuzağa düşürülme biçimini hatırladı. Karakola teslim edilen ünlü silahşör Çavdar Ali, canlı canlı karakolun neresinde yakılmıştı acaba? Yakıldıktan sonra külleri nereye gömülmüştü? Küller toprağı mı gömülmüştü yoksa suya mı atılmıştı? Geçmişle gelecek arasındaki bağ neredeydi? Kimdi bunun sahibi, yaratanı ve kahredeni? Akrabası Çavdar Ali’nin ismini taşıyan Seypertekli Lace Xıdır Ali’yi çıldırtan korkunun tonunu düşündü. Hem asker hem de Apocular tarafından dövüldükten sonra deliren ve bir daha konuşmayan Lace Ali Xıdır’ın tanık olduğu ve gizlediği gerçek neydi? O insanın yüzüne yapışan sessiz bakışlar, hangi dilsiz çığlığın meramıydı? Neredeydi sahip, hakikat ve Jaru Diyar’ın insafı? Hepsi kaçıp nereye sığınmıştı?…”

***

“(…)

kapalı defterler açılıyor

yavaş yavaş

tozlanmış sayfaları siliyorum

nemli mendilinle anam.

öfkem, mendilini kurutan rüzgâr oluyor.

Zamanlamayı iyi yapmazsan

merhamet bile,

en kaba cinayete dönüşür.

Onun için derim ki,

acıma kendine!

Masumiyet bile suça dönüştü

onun için

asla affetme kendini!

Vur lo

de

vur!

(…)”

Diyen söze,

“27 yıl önce Kaypakkaya’yı sen mi ihbar eden CA sen misin?”diyen Cenk’in 27 yıl sonra iz süren devrimci intikam bilincinin yanıtı vardır.

***

Ve

ve gözleriyle sessizce vedalaştıklarında,

“Vicdan ve acı duyma duygusunu kaybeden o yaratık yaşarsa, kendimi asla bağışlayamam. Ve onu vurursam asla katil de olmayacağım!”diyen Şahin’in, bir kaç ay önce yakalayıp halk mahkemesinde sorgularken bırakın işkence yapmayı, gözlerini ve ellerini bile bağlamadıları 66 sivilin katilinin ayaklarına kapanıp “af” dilendiği yerde, “ayağa kalka ve ölümün önünde düşkünleşme!”emri vardır. Üst üste yığılan hesapların toplamı ödendikten sonra yürür ve:

“Siren sesleri daha da yaklaştı. Sokaklar geride kalmış anılara benziyordu. İşten eve döner gibi yürüyen Şahin, acelesi yokmuş gibi heyecanlı olan arkadaşının peşinden yürüdü. Tutulan yollarının tam aksi yönüne doğru, Spartalıların Persliler’i mağlup ettiği sahile doğru yürüdü. Ölü Deniz tarafında esen rüzgârın getirdiği ıslak tahta kokusunu genzine doldu. Bir hoş oldu. Bir roman kahramanı gibi gururluydu. Tanrıçalara ev sahipliği yapan arduvaz renkli deniz, iç çekiyordu. Kabarıyor, şişiyor ve nefes alır gibi hareket ediyordu.”

***

Ve yine Mazgirt’te bir pusuda kaybettiğimiz Sinsorlu yoldaşım ve can kardeşim Alişer’in (Ecevit Bulut) 6 yıl aradan sonra annesini bir kaç dakikalığına ziyaret ettiği ve annesinin istemediği vedalaşma vardır.

Eşini kaybeden 14 çocuk olan Alişer’in yoksul annesi, Oğluna bir geceliğine kalmasını söyler ama oğlunun zamanı yoktur. Arakadaşlarıyla çocuk ve yaşlı ölümünde ve de ev yakmakta rolü olan biriyle bitmemiş hesabı vardır. Annesiyle vedalaşarak gece karanlığına karışan oğlu arkasında seslenişi vardır.

Evet Jele, Düzgün, Buyere, Haskar kardeşlerin yıldız mahşeri altında bağdaş kurduğu; yani dört dağın diz kapaklarının birbirine değdiği vakit, yüzünü Buyer’e döner. Sağ işaret parmağını bir yaya gibi kıvırarak öper. Gece sulara sığının yoksul bir ananın ziyaretlere seslenen duaları vardır:

“(…)

Sonra da yüzünü Mamıke, Pulımıriye ve Pulur üçgeninde yıldızlı göğe doğru yükselen Buyer’e doğru çevirdi.

‘Sen Ana Buyer, daykemıne delal (güzel anneceğim)! Eğer beni duyuyorsan cevap ver! Benim öksüz yavrumu, göğsüne yatak yaptığın Xızır gölünün içindeki bir damla su yap! Onu zalimlere karşı koru!’

Komşusunun kendisine verdiği gümüş tabaktaki suyu, karanlığa karışan birliğin arkasına doğru göğe fırlattı. Titreyen ıslak elleriyle başına vurdu önce. Sonra yere çömeldi. Avuçladığı başını sağa sola salladı. Bildiği tüm duaları hıçkırıkları eşliğinde tekrarladı. Uğultuyla boğulan garip geceyi dinledi. Durmadan yanıp sönen ışıklar, sahipsiz seslerle kulak kabarttı. Yüzünü suyla ovan kızının dizine yasladı başını. Kollarını ovan komşu kızların ritmine bıraktı kendisini. Göğsünde, tam da firari oğlunu emzirdiği meme uçlarına iğne gibi bir sızı batıyordu. Karartısı, korkularla kapalı gecenin içinde kaybolan yavrusunun sır olduğunu düşündü. Tükenmiş, küflenmiş ve küskün ruhların istilası altında olan talihe lanet okudu.

İçinde anlaşılmaz bir şeyler koptu. Yavruları öldürülmüş dişi bir kurt gibi inledi. İçinde kopan şeyin sesini duyar gibi oldu. ‘Kimsesizlik ayrı bir şey, yalnızlık ise ayrı bir şeydir,’ diyen ölü eşinin sözünü hatırladı…”

***

Kitap ismini yukardaki yaşanmışlıklar ve ona benzeyen hikayelerin ağır basmasından dolayı aldı. Bu vesileyle bu kitabın oluşmasıda emeği geçen arkadaşların önerisini de alarak BİTMEYEN VEDA isimini koymayı uygun buldum.

BiTMEYEN VEDA romanın arka kapak yazısını paylaşıyorum. Dirençle ve umutla kalın…

***

“Saç köklerine kadar tiksintiyle dolmuştu. Öfke gırtlağına kadar dolmuştu. Sonra korkudan çuval gibi taşın önünde büzülen Çilli’ye seslendi:

“Son bir sorum olacak?’ diye sesine düzen vermeye çalıştı:

“Babam katledildikten sonra parmağındaki yüzüğü kim çaldı?”

Böğrünü yılan ısırmış gibi irkildiler dinleyeciler. Titreyerek, durmadan dudaklarını yalayan suçluya baktılar.

(…)

Halk mahkemesinin kurulduğu yerde suçluların gitmesine müsaade etmişti. Katil avcıyken av olmuştu. Sorgucu avken, avcı olmuştu. Ve avına yaşamak için kendi elleriyle yol vermişti. Avcı, avken erdemleri kendisini mahvetmişti; ama avcı, avken suçları onu kurtarmıştı.

Avcının saplantı derecesindeki sorulara cevap arama merakı son bulmuştu. Sanki üzerindeki bir yükü indirir gibi rahatlamıştı. Fakat geçmişe dair olan anıların tümü yara almıştı. Derin bir yerde, uzaklarda kanayan bir kaynağı vardı yaraların… Vefanın, aşkın, arkadaşlığın, komşuluğun hakkı yara almıştı. En çok da ekmek ve tuz hakkı yara almıştı. İntikam da dahil hiçbir şeyin tadı kalmamıştı artık. Oysa hasarlı hatıralar, ağır yaralı geçmiş ve kötü yazgı onu maziden bile öç almaya itiyordu. Öç alma isteği, sadece yaşamını değil; gideceği yolun istikametini de belirliyordu.

Bu kadar suç yığını içinde, hayat, artık kendisi için hiçbir umut vaat etmiyordu. İçi oyulmuş gibiydi. Hiçbir şey hissetmiyordu.

“Sizi koruyamadığım için özür dilerim… Özür dilerim… Keşke ölseydim de siz yaşasaydınız!…” diye inleyerek, boşluğa konuştu.

Mutlak, sıkışmış ve ağırlaşmış gece karanlığını dinledi. Lanetlenmiş, kirlenmiş ve aforoz edilmiş bir dua gibi çürümüştü karanlık. İdeallerin kokuşmuş bir yumurta kadar değeri kalmamıştı artık…”

adhk tarafından

Kadınlar Erdoğan’ı Almanya’da ‘istenmeyen kişi’ ilan etti

Eylül 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya Demokratik Kadın Platformu, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Almanya’da “istenmeyen kişi” ilan ederek, “diktatöre” karşı alanlara çağırdı

HABER MERKEZİ (21-09-2018) Bünyesinde çok sayıda kadın örgütü ve derneğini barındıran Almanya Demokratik Kadın Platformu, 28 Eylül’de Berlin’e resmi bir ziyaret için gelmesi beklenen Erdoğan için “Kadın katili Erdoğan Hoşgelmedin!” dedi.

Erdoğan’ın ziyaretinin “açık veya kapalı kapılar arkasındaki kirli pazarlıkların” sonucu olarak değerlendiren platform, “Söz konusu milyar euroluk silah ve panzer anlaşmaları, ekonomik pazarlıklar, gizli servis anlaşmaları, Ortadoğu paylaşım hesapları olunca Türkiye ve Almanya arasındaki manidar dostluk bağları yeniden tazelenmiş” dedi.

Platform, “Bizler, kadınlar; eril devletlerin kan ve gözyaşı üzerine kurulu olan bu kirli ittifakların geliştirmek istedikleri politikaları hiçbir zaman kabul etmedik, etmeyeceğiz” diye ekledi.

Erdoğan rejiminin 16 yıllık iktidarı boyunca izlediği kadın düşmanı politikalara dikkat çeken platform, bu rejimin ayrıca söylem ve politikalarıyla DAİŞ çetelerinin en büyük destekçisi olduğuna vurgu yaptı.

Buna rağmen Erdoğan’ın Almanya’ya davet edilmesinin, Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik saldırılara destek vermek olduğunu iade eden platform, şunları belirtti: “Merkel hükümeti bu politikalarıyla diktatör Erdoğan’ın Kürt ve demokrasi düşmanı, kadın düşmanı soykırımcı politikalarına onay ve destek vermektedir. Merkel hükümeti ve buna sessiz kalan tüm siyasi oluşumlar, sözde demokratik kurumlar Erdoğan’ın suç ortağı olacaklardır. Biz kadınlar bunu kabul etmeyeceğiz.”

Diktatöre ev sahipliği yapılmasını “utanç verici” olarak niteleyen platform, “Erdoğan’a kucak açan bir Almanya’yı istemiyoruz” dedi.

Açıklamada şu çağrıya yer verildi: “Bizler, Almanya Demokratik Kadın Platformu olarak Erdoğan’ın Almanya ziyaretini kınıyor, Almanya’da yaşayan başta kadınlar olmak üzere tüm halkları diktatörün ziyaretine karşı sokaklara, meydanlara, alanlara çağırıyoruz.

Platform bünyesindeki kurum ve örgütlerden bazıları şöyle: YJK-E (Almanya Kürt Kadınlar Birliği), SKB (Sosyalist Kadınlar Birliği), ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi ), Yeni Kadın, Yaşanacak Dünya -Kadın, SYKP -Kadın, FEDA Kadın, İslami Kadın İnisiyatifi , Ezidi Kadınlar Birliği, Genç Kadınlar, Kadın Barış Bürosu.

ANF

adhk tarafından

Erdoğan Not Welcome Platformu; 22 Eylül Yürüyüşlerine Katılım Çağrısı yaptı

Eylül 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Erdoğan Not Welcome Platformu, 22 Eylül Cumartesi günü, Berlin, Hamburg, Bremen, Hannover, Dusseldorf, Frankfurt ve Stuttgart’da yapılacak olan eylemlere katılım çağrısı yaptı

ALMANYA (20-09-2018) Kürdistan, Türkiye ve dünya halklarına düşman, DAİŞ zihniyetli demokrasi karşıtı diktatör Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinde halklarımızın iradesini gayrimeşru biçimde gasp ederek, diktatörlüğünü sürdürmektedir.

Diktatör Erdoğan ve onun faşist ittifakı aydın, akademisyen, gazeteci, sendikacı, STÖ Kürdistanlı ve Türkiyeli muhalifleri baskı, katliam ve tutuklamalarla susturmak için her tür yöntemi kullanarak ülkeyi tek tipleştirmek istemektedir.

Tekleştirme politikasıyla farklı kimlik ve inançları yok etmek için tüm kirli yöntemleri kullanmakla yetinmeyerek savaş ve katliam politikalarını Türkiye sınırları dışına taşıyarak sürdürmektedir.

Efrin işgali, Rojava saldırılarının ardından şimdide Güney Kürdistan’a saldırarak işgale yönelmiştir. DAİŞ vb. piyon çeteleri finanse edip büyüterek savaşı Ortadoğu’ya yaymaya çalışan Türk devletinin bu emelleri Demokratik Suriye Güçleri karşısında yenilgiye uğramıştır. Yenilgiden ders çıkarmayan diktatör Erdoğan ve onun faşist ittifakı, artık bu kirli savaşı açıkça ve doğrudan kendisi yürütmektedir.

Bu kirli savaş ve politikaları dünya kamuoyu tarafından ayyuka çıkarılmış, demokrat, ilerici ve eşitlik yanlıları tarafından eylem ve etkinliklerle dile getirilerek protesto edilmiştir.

Bu protestolara ve tepkilere kulak tıkayan Almanya başta olmak üzere birçok hükûmet ve uluslararası kurum sessizlikleri ile bu kirli savaşı ve politikalarını desteklemektedirler.

Avrupa ülkeleri TC ile yaptıkları kirli anlaşmalar, silah satışları ve ekonomik çıkarları için insanlık değerlerini ayaklar altına almaktadırlar. Bu kirli savaşa tank vb. savaş aygıtlarını satarak katkı sunan Almanya, bununla yetinmeyerek diktatör Erdoğan’ı 28-29 Eylul`de Almanya’ya davet etmiştir. Alman devleti savaş suçlusu, işgalci Erdoğan’ı Almanya’ya davetiyle insanlık değerlerini ve vicdanını yaralamıştır. Oysa Almanya Diktator Erdogan`i askesi törenle karsilamak yerine Insanlik suclusu diktator erdogan Uluslarasi Mahkemelerde yargilanmasi icin rol ustenmelidir.

Alman, Kürdistanlı ve Türkiyeli onlarca kurum olarak “Erdoğan not welcome’” sloganıyla oluşturduğumuz platform 22 Eylül’de demokrasi düşmanı diktatör Erdoğan’ı eyaletler düzeyinde yapılacak yürüyüşlerde protesto ederek tepkimizi haykıracağız.

‘Erdoğan not welcome’ olarak Almanya’daki Kürt, Türk, Asuri-Süryani, Laz, Çerkes, Ermeni, kadın, gençlik, Alevi, Müslüman, Hristiyan, Ezidi, kurumlara çağrımız 22 Eylül’de aşağıdaki şehir ve adreslerde yapılacak ‘Diktatör Erdoğan Hoş gelmedin’ yürüyüşlerine tüm demokrat, devrimci, barış, kadın hareketi, çevre savunucularını ve tüm Erdoğan karşıtları katılmaya çağırıyoruz.

Alman siyasi partilerine, sendikalara, STÖ, barış hareketlerine, tüm devrimci ve demokratlara çağrımız 22 Eylül’de aşağıdaki şehirlerde yapılacak yürüyüşlere katılarak diktatör Erdoğan’a karşı demokrasi ve eşitlik bloğu olarak ortak eylemlerde sesimizi yükseltelim

BERLIN

Yer: Hermannplatz

Saat: 17.30

HAMBURG

Yer: Merckado-Altona,

Saat: 15.00

BREMEN

Yer: Haubtbahnhof-Bremen

Saat: 15.00

HANNOVER

Yer: Opernplatz Hannover, Saat: 14.00

DUSSELDORF

Yer: Platz Vor dem Haupbahnof Düsseldorf, Saat: 13.00

ESSEN

Yer:Hauptbahnof Essen, Saat: 16.00

FRANKFURT

Yer: Hauptbahnof Frakfurt, Saat: 15.00

STUTTGART

Yer: Lautenschlagerstr , Saat: 15.00

Erdoğan Not Welcome Platformu

adhk tarafından

Kaypakkaya çeşmesinin yıkılmasına tepki

Eylül 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Maraş’ın Demircilik köyünde İbrahim Kaypakkaya Çeşmesi’nin jandarma tarafından yıkılmasına tepki gösterdi

HABER MERKEZİ (20-09-2018) Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Maraş’ın Demircilik köyünde İbrahim Kaypakkaya Çeşmesi’nin jandarma tarafından yıkılmasına tepki gösterdi.

PSAKD açıklaması şöyle, “Bu çeşmenin tarihi 1980 öncesine kadar uzanmaktadır. Bu çeşme o zamanlar köye su gelmemesi nedeniyle devrimciler tarafından yapılmış ve üstüne Kaypakkaya’nın resmi işlenerek Kaypakkaya Çeşmesi adını almıştır. Köylülerin yıkıma tepki göstermeleri üzerine Kaymakamlığın geri adım atarak çeşmenin tekrar yapılmasına izin vermek zorunda kaldığını öğrendik. Ama PSAKD Demircilik Şubemizle birlikte olayın sonuna kadar takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz” denildi.

Gazete Patika

adhk tarafından

Kurkut’u katleden polis, tüm delillere rağmen serbest

Eylül 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Diyarbakır’da gerçekleştirilen Newroz bayramı kutlaması sırasında Kemal Kurkut’u katleden ve müebbet hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanan polis memuru Yakup Şenocak hakkında açılan davanın üçüncü duruşması bugün görüldü

HABER MERKEZİ (20-09-2018) Diyarbakır’da gerçekleştirilen Newroz bayramı kutlaması sırasında Kemal Kurkut’u katleden ve müebbet hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanan polis memuru Yakup Şenocak hakkında açılan davanın üçüncü duruşması bugün görüldü. Yeni heyet ile görülen bugünkü dava, iddia ve savunma makamı ile müştekilerin görüşlerinin alınmasından sonra, 20 Aralık gününe ertelendi.

Artı Gerçek’ten Remzi Budancir’in haberine göre,Diyarbakır’da Newroz’un kutlandığı Newroz Parkı’na gelmek isterken üzeri yarı çıplak olmasına rağmen “canlı bomba şüphesi” iddiasıyla polisin açtığı ateş sonucu vurularak katledilen Kemal Kurkut davasının üçüncü duruşması bugün görüldü. Tutuksuz yargılanan polis memuru  Yakup Şenocak hakkında “olası kastla insan öldürme” suçundan müebbet hapis istemiyle açılan davanın üçüncü duruşması, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 09:00’da başladı.

“Potansiyel sanıkları tanık olarak bile dinleyemiyoruz”

Mahkemede söz alan Kurkut’un ailesinin avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir, “Bu dosyada ve benzeri diğer yaşam haklarının ihlali dosyalarında bütün amacımız delillerin tam olarak toplanması ve gerçeğe ulaşmaktır” dedi.  Davanın adil bir yargılama ile yapılması gerektiğine dikkat çeken Yalçındağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bilirkişi raporunun sonuç kısmında belirleme olmasına, dosya netlik kazanmasına rağmen tutuklama talebimiz reddedilmektedir. 118 video sonucu elde edilen, 6 tanesi kameralara yansıdığı için somut olan mevcut görüntülere göre ateş edenlerden 3 şahsın duruşu, Kurkut’a mermi sıkanlar olabileceği, bu mermilerin müvekkilimize isabet edebileceği belirtilmiştir. Bu 3 şahıstan ikisi tanık olarak dahi dinlenememiştir. Bir süre sonra kolluk görevlilerinin tayini çıkıyor. Potansiyel olarak sanık durumuna düşebilecek tanıkları dahi dinleyemiyoruz.

“Bilirkişi raporu da direk hedef alındığını söylüyor”

Dava dosyasına giren son delilde bir polis memurunun arkadaşına söylediklerini de gündeme getiren Yalçındağ, şunları aktardı:

Bir yerde son derece net bir cümle geçmektedir. Polis memuru “Adamı vurmaya gerek yok ki” diye söylemektedir. Yakın dövüş teknikleri ile veya diğer yöntemlerle derdest edilebilecek birine ateş edilmiştir. Bilirkişi raporunda direk hedef alındığı belirtilmiştir. Polise direnme suçunun ceza miktarı bellidir. Bu ülkede milletvekilleri bile düşünceleri nedeni ile tutuklanıp cezaevine konuluyorken bilirkişi raporuna rağmen daha önceki vakalarda olduğu gibi tetiği çeken güvenlik görevlilerine ise cezasızlık uygulanıyor. Bir cezasızlık politikasına daha kurban vermek istemiyoruz.

“Cinayeti işleyen veya işleyenler kamu görevlisidir”

Yalçındağ’ın akabinde ailenin bir diğer avukatı Mehmet Emin Aktar söz istedi. Polis memurunun tutuklanması talebini yineleyen Aktar, “Hak, adalet mücadelemizin bir gereği olarak, cezasızlık politikasına karşı çıktığımız için bu talebimizi yineliyoruz” dedi. Cezasızlık politikasının sadece bölgede uygulandığına dikkat çeken Aktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kameraların gözü önünde işlenen bir cinayetten söz ediyoruz. Cinayeti işleyen veya işleyenlerin bir kamu görevlisi olduğu görülmektedir. Bunlara silah kullanma yetkisi verilmiş ancak daha iyi eğitim verilmemiştir. Bu kentte böyle silah kullanma yetkisine sahip binlerce kamu görevlisi bulunmaktadır. Bu uygulamaların önüne geçmek için tutuklama talep ediyoruz.

Kurkut duruşmasında dosyaya eklenen 13 saniyelik yeni delile rağmen polis memuru Yakup Şenocak Hakkında tutuklama kararı vermeyen mahkeme, dosyadaki yeni delile değinmeden “Olayın oluş şekli, ara kararda İstanbul Adli Tıp kurumu’ndan istenilen rapor için dosyanın gönderilmemiş oluşu ve delillerin tam olarak toplanmamış oluşu gerekçesiyle tutuklama talebinin reddi” kararı verdi. Mahkemeye sanık avukatları tarafından sunulan yeni tanıkların dinlenilmesi yönünde de karar alan mahkeme duruşmayı 20 Aralık 2018’e ertelendi.

Gazete Patika

adhk tarafından

‘Türkiye Interpol’ü muhalefeti bastırmak için kullanıyor’

Eylül 19, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Alman Adalet Bakanlığı, Türkiye’nin darbe girişiminden bu yana 848 kez Interpol aracılığıyla arama ya da yakalama başvurusu yaptığını belirtti

HABER MERKEZİ (19-09-2018) Alman Adalet Bakanlığı, Sol Parti’nin soru önergesine verdiği yanıtta, Türkiye’de 2016 yılındaki darbe girişiminden bu yana Alman Emniyet Teşkilatı’na yapılan arama ve yakalama başvuruları hakkında bilgi verdi. Adalet Bakanlığı’nın verdiği yanıtta, Türkiye’nin darbe girişiminden bu yana Alman Emniyet Teşkilatı’na 848 kez Interpol aracılığıyla arama ya da yakalama başvurusu yaptığı belirtildi. Türkiye’nin Interpol aracılığıyla Almanya’ya yaptığı başvuruların 791’inde tutuklama talep edildiği, 57 vakada ise sadece ilgili kişinin ikamet adresinin tespit edilmesi başvurusunda bulunulduğu kaydedildi. Alman Adalet Bakanlığı Almanya’nın Türkiye’nin taleplerini ne ölçüde yerine getirdiği konusunda ise bilgi vermedi.

Adalet Bakanlığı soru önergesine yanıtında, “Federal hükümet bu konuda istatistik paylaşmamaktadır” ifadesine yer verdi. Bakanlık soru önergesindeki, “Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarının kaç vakada ilgili kişilerin siyasi görüşleri nedeniyle baskıya maruz kaldığı ve bu yolla Interpol’ün kötüye kullanıldığını tespit ettikleri” yönündeki soruyu da yanıtsız  bıraktı.

“INTERPOL KÖTÜYE KULLANILIYOR”

Sol Parti Federal Meclis Grubu Avrupa Politikaları Sözcüsü Andrej Hunko, Alman hükümetinin daha önceki soru önergelerine verdiği yanıtlara dikkat çekerek, Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı Interpol’ün 2014 yılından bu yana kendisine yapılan 130 arama talebi başvurusunda, ilgili kişilerin siyasi görüşleri nedeniyle takip edildiğini ve Interpol’ün yetkisinin kötüye kullanılmaya çalışıldığını tespit ettiğini söyledi. Hunko, “Interpol’ün kötüye kullanıldığı gerekçesiyle iptal ettiği arama-yakalama başvurularının çoğunun Türkiye, Ukrayna ve İspanya kaynaklı olduğunu sanıyorum. Bu ülkelerin Interpol’ü muhalefeti baskı altına almak için kullandıkları biliniyor” diye konuştu.

AKHANLI VE YALÇIN GÖZALTINA ALINMIŞTI

Alman vatandaşı yazar Doğan Akhanlı ve İsveç vatandaşı yazar Hamza Yalçın 2017’de tatil için gittikleri İspanya’da Türkiye’nin Interpol aracılığıyla yaptıkları talep üzerine gözaltına alınmış, bu durum tepkilere neden olmuştu. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Doğan Akhanlı’nın İspanya’da gözaltına alınmasının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’yi eleştirerek, Interpol’ün “bu tür şeyler için” kullanılamayacağını belirtmişti.

Alman hükümetinin verdiği bilgiye göre Türkiye’de 2016’daki darbe girişiminden bu yana siyasi gerekçelerle 35 Alman vatandaşı tutuklandı. Bu kişilerden 16’sı geçici olarak Türkiye’de bulunuyordu. Alman hükümetinin verdiği bilgiye göre Türkiye’deki cezaevlerinde hâlen yedi Alman vatandaşı bulunuyor. (DW TÜRKÇE) Artı Gerçek

adhk tarafından

Demircilik köyünde bulunan Kaypakkaya çeşmesi yıkılarak parçalandı!

Eylül 19, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Maraş Elbistan Demircilik köyünde yapılan Kaypakkaya Çeşmesi , Elbistan Savcılığı kararıyla yıkıldı

MARAŞ (19-09-2018) Maraş Elbistan Demircilik köyünde yapılan Kaypakkaya Çeşmesi , Elbistan Savcılığı kararıyla yıkıldı  Birçok kere hedef olan Kaypakkaya Çeşmesi köylülerin onarımı ve sahiplenmesiyle korunmuştu. Tekrardan hedef haline getirilen çeşme Jandarma ve polis saldırısıyla yıkılarak parçalandı.

Köylüler duruma tepki göstererek parçalanan çeşmeyi sahiplenme çağrısında bulundular.

Gazete Patika

adhk tarafından

Mahkeme patrona olan sevgisini kanıtladı, 24 işçi tutuklandı

Eylül 19, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Üçüncü Havalimanı’nda çalışma koşullarının düzeltilmesi için iş bırakan ve daha sonradan gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 24 işçi tutuklandı

HABER MERKEZİ (19-09-2018) Üçüncü Havalimanı’nda çalışma koşullarının düzeltilmesi için iş bırakan ve daha sonradan gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 24 işçi tutuklandı

Gaziosmanpaşa Savcılığı, dün sabah getirilen 43 işçiden 28’i için tutuklama talep ederek, 15’i için adli kontrol talebinde bulundu. Akşam Gaziosmanpaşa 2’nci Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan işçilerin ifadeleri sabah saatlerinde ancak bitti.

Gaziosmanpaşa 2’nci Sulh Ceza Hakimliği, 24 işçi hakkında tutuklama kararı verdi. Hakimlik, 19 işçi için de adli kontrol kararı verdi. Hakimlik kararında işçilere, “görevi yaptırmamak için direnme”, “İş ve çalışma yaşamının ihlali”, “Kamu malına zarar verme”, “Toplantı gösteri yürüyüşlerine silah veya 23. maddede belirtilen aletlerle katılma” suçlamalarını yöneltti.

Mahkeme, kuvvetli şuç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olduğunu ileri sürerek, adli hüküm tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağını ileri sürdü.

Hakimlik tarafından tutuklananların isimleri şöyle: Akif Altınışık, Anıl Deniz Gider, Bilal Topçu, Birkan Topçu, Cihan Sarıbulak, Deniz Aslan, Fatih Mukan, Ferhat Uyar, Hasan Çetin, İlker Kurt, Mehmet Celal Demir, Muhammet Yiğin, Murat Altuntaş, Musa Karakuş, Mustafa Atay, Özkan Özkanlı, Ramazan Gözel, Rıdvan Gönül, Selami Saribuğa, Servet Gözel, Teyip Kırğın, Uğur Karakaş, Yunus Özgür ve Yusuf Yılmaz.

Gazete Patika