adhk tarafından

Afrin harekatında ikinci gün: Türkiye karadan da girdi

Ocak 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Türkiye dün 6 sivilin hayatını kaybettiği Afrin’e bugün kara harekatı başlattı Yoğun çatışmaların yaşandığı Afrin’de sivillerin de hedef olduğu haberleri geliyor

HABER MERKEZİ- (21-01-2018) Türkiye’nin dün saat 16:00 sıralarında Afrin merkez ve ilçelerine düzenlendiği hava hakekatında biri çocuk 6 sivil hayatını kaybetmişti. Dün akşam ve gece saatlerinde iki kez hava bombardımanı yapan TSK, bu sabah kara harekatı başlattı. TSK harekata havadan da devam ediyor.

Şiddetli çatışmaların yaşandığı Afrin’le ilgili gelişmeler şöyle:

08.00

ANHA Ajansı, TSK’ye bağlı grupların Afrin’in Bilbile ilçesinin Baliya köyünden karadan yoğun bir saldırı başlattığını duyurdu. Ajansın haberine göre bölgede yoğun çatışmalar yaşanıyor.

09.30

TSK, Afrin’in köylerine bir kez daha hava operasyonu düzenlendi. Türk savaş uçakları Bilbile ilçesine bağlı Topal tepesini bombaladı. Bilbile’den Ezaz’a kadar TSK ve bağlı grupların hareketliliğinin devam ettiği, yer yer çatışmaların yaşandığı da gelen bilgiler arasında.

11.00

TSK, Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili açıklama yayımladı. Açıklamada şöyle denildi:

“Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ 20 Ocak 2018 saat 17:00’de başlatılmıştır. 153 hedef ateş altına alınmış olup ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ planlandığı şekilde devam etmektedir.”

11.15-

ANHA Haber Ajansı, TSK’nin Raco bölgesinde sivilleri hedef aldığını duyurdu. Ajans, Roca’nın Edame köyüne gerçekleştirilen top saldırılarında bir kız çocuğunun ağır yaralandığını ve bölgeye top atışının devam ettiğini yazdı. Ajans, Bilal Hebeş Dağı ile Cenveliye köyüne de top saldırısı gerçekleştirdiğini de kaydetti.

11.25

Başbakan Yıldırım, İstanbul’da medya temsilcilerine ‘Türk askerinin saat 11.05’te Kilis’in Gülbaba Mevkii’nden Suriye’ye geçerek kara harekatını başlattığını açıkladı. Başbakan Yıldırım, “Buraya kadar kolay gelinmedi. Çok çetin mücadeleler verdik” dedi.

11.30

Afrin’e başlatılan operasyona sosyal medyadan büyük tepki var. Twitter kullanıcılarının saldırıda hayatını kaybeden 9 yaşındaki Yehya Ehmed Hemadê için #BabyKillerTurkey_Russia hasthagiyle başlattıkları protesto Trend Topic (TT) oldu.

12.10

ANHA, TSK’ye ait uçakların Afrin kent merkezi çevresi ile Mabata ilçesini bombaladığını duyurdu.

12.22

Doğan Haber Ajansı, TSK’nin  Afrin’e gerçekleştirdiği hava bombardımanına Konya’daki 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda konuşlu olan 132’nci Hançer Filo’ya ait 12 adet F-16 savaş uçağının da katıldığı yazdı. DHA şu bilgilere yer verdi:

TSK Afrin’e yönelik ‘Zeytin Dalı’ harekatını dün Adana’daki İncirlik Üssü ve Diyarbakır 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan havalanan 72 savaş uçağıyla bombardıman yaparak başlattı. Hava saldırısına eş zamanlı olarak Kilis ve Hatay sınırlarından top atışlarıyla destek sağlandı. Hava saldırısına Konya’daki 3’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda konuşlu olan 132’nci Hançer Filo’ya ait 12 adet F-16 savaş uçağının da katıldığı ortaya çıktı.

12.42

DHA, son 20 dakikada Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü’nde 8 savaş uçağının kalktığını duyurdu.

12.48

Genelkurmay Başkanlığı ikinci bir açıklama yaparak “NATO bünyesinde Kahramanmaraş’ta konuşlu İtalya Hava Savunma Sistemi, Afrin’e yönelik ‘Zeytin Dalı Harekatı’ kapsamında Suriye’den gelebilecek olası hava saldırılarına karşı hazır bekletiliyor” dedi.

12.49

Hatay Valiliği resmi sitesinden ‘Zeytin Dalı Harekat’ı nedeniyle yurttaşlardan ev ve işyerlerine Türk bayrağı asmasını istedi.

13.19

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “Zeytin Dalı Harekatı’nın zaferle sonuçlanması için 90 bin camide yatsı ile sabah namazı öncesi ve sonrasında Fetih Suresi okunmasına harekat sona erene kadar devam edileceğini” açıkladı.

13.22

DHA, Diyarbakır’daki 8’inci Ana Jet Üssü’nden bugün yarım saat içerisinde 12 adet F-16 savaş uçağı kalkış yaptığını yazdı.

13.36

ANHA, TSK’nin Afrin sınır hattından kenti ele geçirme girişimlerini sürdürdüğünü duyurdu. Haberde, Raco ilçesinin Edeman köyünde TSK ve bağlı gruplar ile YPG-YPJ arasında yoğun çatışmaların yaşandığı kaydedildi.

14.17

CNN Türk, ÖSO’nun Afrin’in kuzeyindeki Şengal köyünün YPG’den alındığı iddiasını son dakika olarak geçti.

14.25

DHA, Hatay’ın Hassa ilçesi sınırından Afrin’e geçen tank ve zırhlı araçların bölgede mevzilendiğini duyurdu. Haberde, sivil ekiplerin lojistik destek için sınır bölgesine mini bir çadır kent kurdukları da belirtildi.

15.11

ANHA, Afrin YPG komutanlığına dayandırdığı haberinde “4 TSK mensubu ile bağlı gruplardan 10 kişinin öldürüldüğünü” yazdı.

15.51

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, kuvvet komutanları ile birlikte Hatay’a gitti.

15.41

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise “Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili gerçeğe aykırı haber ve sosyal paylaşımlarla ilgili yasal gereğinin yapılacağını” duyurdu.

16.30

TSK tarafından yapılan üçüncü açıklamada “Zeytin Dalı Harekâtı esnasında tespit edilen terör örgütüne ait sığınak, barınak, mühimmat deposu ve silah mevzii olarak kullanılan 45 hedef Hava Kuvvetlerimiz tarafından imha edilmiştir. Harekâta katılan 32 uçak müteakip görevlere hazırlık için emniyetle üslerine dönmüşlerdir” denildi.

16.35

Reuters haber ajansına göre, ÖSO’nun hareket merkezinden yapılan açıklamada, Afrin harekâtına yaklaşık 25 bin ÖSO mensubunun katıldığı belirtildi.

17.11

Reyhanlı’ya 3 roket düştü. Bir kişi hayatını kaybetti, 32 kişi yaralandı.

Artı Gerçek

adhk tarafından

İstanbul ve İzmir’de Afrin açıklamalarına müdahale

Ocak 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Kadıköy’de Barış Bloku-Savaşa Karşı Koordinasyon’un ve İzmir’de HDP İl Örgütü’nün çağrısıyla yapılmak istenen Afrin açıklamasına izin verilmedi 6 kişi gözaltına alındı

HABER MERKEZİ -(21-01-2018)  İstanbul Kadıköy’de Barış Bloku-Savaşa Karşı Koordinasyon çağrısıyla ile Afrin’e yönelik askeri müdahaleyi protesto etmek için toplananları polis engelleyerek gözaltına aldı.

Afrin’e yönelik askeri müdahaleyi protesto etmek için Barış Bloku-Savaşa Karşı Koordinasyon’un eylem çağrısı yaptığı Kadıköy’ü polis abluka altına aldı. Toplanmaya izin vermeyeceğini duyuran polis 6 kişiyi gözaltına aldı.

Polis Altıyol’da kimsenin toplu halde beklemesine izin vermemeyerek, basın mensuplarının dahi toplu halde durmasını engelledi.

İZMİR’DE DE AÇIKLAMAYA İZİN VERİLMEDİ

HDP İzmir İl Örgütü Afrin’e yapılan operasyona karşı Alsancak Türkan Saylan Merkezi önünde toplanarak basın açıklaması yapmak istedi.

Açıklama öncesi Türkan Saylan Merkezi’nin bulunduğu Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ni ablukaya alan polis sokağa girişlere izin vermedi. Basın açıklamasının okunamamasının ardından aralarında HDP yöneticileri ve üyelerinin bulunduğu yaklaşık 200 kişi DBP binasının önünde toplandı.

Artı Gerçek

adhk tarafından

ADHK; İşgalci Türk Ordusu Kürdistan’dan Defol

Ocak 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Faşist Türk Devletinin Afrin  saldırısını kınıyor, halklarımızı seferberlik ruhu bütün alanlarda direnen  Afrin halkını sahiplenmeye çağırıyoruz

ADHK (21-01-2018) Faşist Türk Devleti Dün akşam saatlerinde Afrin  kent merkezi ve ilçelerine yönelik hava saldırısı gerçekleştirdi.

Türk savaş uçaklarının saldırısında ilk bilgilere göre 6 sivil hayatını kaybetti ve 3’ü ağır olmak üzere 10 sivil yaralandı. Bu saldırılarda hiç bir ayrım yapılmadan siviller hedef alındı ve katledildi.

Türk ordusu ve çetelerinin dün Şehba bölgesine karadan yaptığı saldırıda ağır darbe alması üzerine, bugün hava saldırısı gerçekleştirdi.

Faşist Türk ordusu ve ÖSO çeteleri, dün gece Efrin ve Şehba bölgesinin birçok noktasında YPG/YPJ ve öz savunma güçlerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda 6 çete öldürülmüş 17 çetede yaralanmıştı.

Bu kayıpların yarattığı yenilgi psikolojisi ile daha öncede devamlı olarak tehditler savuran faşist Erdoğan önderliğindeki İşgalci Türk Ordusu bu akşam saatlerinde havadan ve karadan saldırı başlattı. Türk Ordu güçlerine, YPG/YPJ güçlerince karşılık verildi ve özgürleştirilen topraklarda resmen direniş başlamış oldu.

Faşist Türk Devleti yenilecek, Zafer direnen Afrin ve Rojava halklarının olacaktır.

Herkes hazır olmalıdır, her ulus ve inançtan halklarımız sürecin direnişle kazanılacağı konusunda hazır olmalılar ve bütün alanlarda kitlesel sahiplenmeler ile bu süreç karşılanmalıdır.

Halkın meşru haklı direnişi karşısında bütün eli kanlı zalim iktidarlar yıkılıp yenilmekten kurtulamayacaklardır.

Daha dün Kobanê de İŞİD katilleri  ve arkasındaki faşist rejimler YPG/YPJ den kadın-erkek yoldaşların soylu direnişleri karşısında yenilmekten kurtulamamış, bu direniş bağrında DÜNYA KOBANÊ GÜNÜ’nü yaratmıştı.

Özellikle Kuzey, Rojhilat, Başur Kürdistanlılar, yani bütün Kürtler birlikte bu direnişte yer almalıdırlar ve  Afrini seferberlik ruhu ile sahiplenmelidirler.

Bu savaş Kürt halkı ile faşizan ırkçı Türk devleti arasında yaşanan bir savaştır. Halkların arasında yaşanan bir savaş değildir. Faşist, ırkçı  rejim Faşist  Tayyip Erdoğan önderliğinde Kürt halkına karşı düşmanlık temelinde yürütülen bir savaştır.

Kürt Halkı bu eli kanlı katilleri daha dün Sur’dan, Cizre’den ve Kuzey Kürdistan’da ortaya koydukları vahşi katliam ve soykırımdan dolayı çok iyi tanımaktadır.

Bu yaşanan süreç şunu bir kez daha göstermiştirki, Emperyalist ve Kapitalist Devletler kendi çıkarları ile çatıştığında Kürt halkını ve Kürt Özgürlük hareketini satmaktan geri durmamışlardır.

Faşist Türk Devletinin bu operasyonu bir kez daha gösteriyorki, Amerika ve Rusya’nın gizli onayı ile bu harekat başlatılmıştır.

Kapalı kapılar arkasında yapılan kirli anlaşma ve çıkarları doğrultusunda bu operasyona resmen onay verildiği anlaşılmaktadır.

Halklarımızı, kurumlarımızı ülkede ve Yurt Dışında bütün Devrimcileri , ilerici, sosyalist güçleri, Alevileri, Dersimli’leri ve tüm ezilenleri “HEPİMİZ KÜRDÜZ, HEPİMİZ AFRİNLİYİZ”  şiarı ile sahiplenmeye çağırıyoruz.

Ortak direnişleri örgütlemek ve Afrin  halkının onurlu direnişini sahiplenerek, işgalci Faşist Türk Devletine karşı sokaklarda ortak direnişe çağırıyoruz.

Ülkede, Kürdistan’da ve dünyanın bütün alanlarında Kürt halkı ve Türkiye, Suriye ve bütün bölgelerdeki demokratik kesimlerle birlikte ırkçı tekçi işgalci faşizme karşı durmak vaz geçilmez bir görevdir.

AKP ve MHP faşit ittifakı kırılırsa başarı sadece Kürtler için değil, Türkiye halkı için de, Arap halkı için de yani bütün bölge halkları için yeni ve önemli bir dönemi başlatmış olacaktır.

İŞGALCİ FAŞİST TÜRK DEVLETİ YENİLECEKTİR

Başta Efrîn halkı örgütlü ve bilinçli hareket ederek, Kobanê örneğinde olduğu gibi zafere mahkum bir direniş ile açılacak savaş cepheleri ile Türk Devletinin yenilgisi kaçınılmaz  olacaktır.

Bugün  Kürdistan ve bölge halkları için yeni bir dönem açılmış durumdadır.

Rojava, Afrin halkı kendi kaderini kendisi özgürce tüm saldırıları boşa çıkartarak tayin edecektir. Bu Afrin halkının en meşru demokratik hakkıdır.

Konfederasyonunuz ADHK, Afrin halkının kendi kaderini tayin hakkını sonuna kadar savunacaktır.

Federasyon, Dernek, Komite ve halklarımızla birlikte Afrin halkının yanında olduğumuzu bir kez daha ilan etmektedir.

Afrin halkını sokaktan sahiplenmeye çağırıyoruz. Gelecek halkımızındır!

Gelecek Afrin  direnişinin olcak ve düşman yenilecektir!

 Başarı halkımızın olacaktır!

Yaşasın Rojava/Afrin Halkının Kendi Kaderini Tayin Hakkı!

İşgalci Türk Ordusu Kürdistan’dan Defol!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU (ADHK)

adhk tarafından

SMF: “İşgal, ilhak ve sömürgeciliğe karşı Kürdistanlaşalım”

Ocak 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

SMF, Efrin’e başlatılan işgal saldırısına ilişkin bir açıklama yayınlayarak, “Tüm halkımız Kürdistan halklarına yönelik sürdürülen bu haksız savaşa karşı durmalı, AKP/Erdoğan faşizmine karşı mücadeleyi yükseltmelidir

Haber Merkezi (21-01-2018) SMF MYK, Efrin’i işgal girişimine karşın “İşgal, ilhak ve sömürgeciliğe karşı Kürdistanlaşalım” başlıklı bir açıklama yaptı.

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), dün TSK’nın Efrin’e yönelik işgal saldırısına tepki gösteren bir açıklama yayınladı.

“Efrin’i işgal girişimidir”

SMF açıklamasında, AKP/Erdoğan iktidarının Kürdistan’ın dört parçasında Kürt ulusunun kazanımlarına yönelik saldırılarının devam ettiği belirtildi ve şu ifadelere yer verildi; “Kuzey Kürdistan’da Kürt şehirlerini tanklarla, ağır silahlarla yok eden, siyasi temsilcilerini tutuklayan, belediyelerini gasp eden AKP/Erdoğan iktidarı, Güney Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna da müdahale etmeye çalışmış, siyasi ve ekonomik ambargodan tutalım da uluslararası siyaset platformlarında bağımsızlık karşıtı faaliyetlerini arttırmıştır. İran’da meydana gelen sosyal tepkilere ve eylemlere Doğu Kürdistan’daki (Rojhilat) Kürt ulusal dinamiklerini bastırmak için İran’dan yana tavır almış, İran molla rejimine açıktan destek vermiştir.

Suriye’de ezilen Kürt ulusunun temel kazanımlarına açıktan cephe alan AKP/Erdoğan faşist-gerici iktidarı ‘zeytin dalı’ adını verdiği operasyonla Efrin’i işgal girişimi başlatmıştır. Onlarca savaş uçağı, özel birlik, tank ve zırhlı araçlarla başlayan işgal girişimine Suriye’deki birçok katliamın arkasında yer alan yüzlerce ÖSO çetecisi de dahil olmuştur. Suriye’deki cihadist katil çetecilerine açıktan desteği, onları Türkiye sınırları içersinde eğittiği de böylece en net şekilde ortaya çıkmıştır.”

“Emperyalizmden icazet alınmıştır”

SMF açıklamasında devamla, AKP/Erdoğan iktidarının işgal saldırısı için emperyalizmden icazet aldığını belirterek “Onların onayı olmadan adım atılamayacağını bize dün olduğu gibi bugün de göstermiştir.” dedi ve şunları söyledi; “ABD-Rusya emperyalistlerinin “demokrasi, insan hakları vb.” argümanlarla maskelediği gerçek yüzü Efrin’de bir kez daha ortaya çıkmış, halklarımız üzerindeki gerçek niyetleri bir kez daha teşhir olmuştur. ABD, AB ve Rusya Ortadoğu’da özgürlüğün garantörü değil aksine sömürünün, işgalin ve katliamların birinci dereceden sorumlularıdır. Efrin’in işgal girişimi, ABD, AB ve Rusya emperyalistlerinin, emekçilerin ve ezilen halkların dostu değil düşmanı olduklarını bir kez daha ispatlamıştır.”

“İşgalci anlayışa karşı Kürdistanlaşalım”

Açıklamada son olarak, işgalci anlayışa karşı şu çağrı yer aldı;

“Son işgal girişimi de göstermiştir ki, AKP/Erdoğan faşist-gerici iktidarı sadece kendi egemenlik sınırları içerisinde ki alanlarda değil bir bütün dört parça Kürdistan toprağında ezilen, sömürülen Kürt ulusunun kazanımlarını hedef almakta; katliamcı, inkârcı politikalarını dört parçada sürdürülebilir olmasını istemektedir.

Başta Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halkları olmak üzere, tüm halkımız Kürdistan halklarına yönelik sürdürülen bu haksız savaşa karşı durmalı, AKP/Erdoğan faşizmine karşı mücadeleyi yükseltmelidir. Bu işgalci anlayışa karşı herkes Kürdistanlaşmalı, ezilen Kürt ulusu ile dayanışmayı büyütmelidir.”

adhk tarafından

HBDH: Efrin’e düşen ateşi işgalcilerin ‘evlerine’ taşıyacağız

Ocak 21, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

HBDH Efrin işgali saldırısına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Özgür topraklarında, kardeşçe bir arada yaşayan halkların coğrafyası Efrîn’e saldıran, insanlarımızı katleden faşist Türk devletine karşı yapılacak her eylem meşrudur şimdi” dedi

Haber Merkezi (21-01-2018) HBDH, Efrin işgali saldırısına yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi. Açıklamada, “HBDH ve bileşenleri Efrîn’e düşen ateşi, faşist AKP/MHP koalisyonu başta olmak üzere, işgale destek veren tüm güçlerin “evlerine” taşıyacaktır” dedi.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Rojava devrimine ve halklara düşman faşist Türk devleti Efrîn’e karadan ve havadan saldırdı. Yüksek teknik kullanarak, halkların özgürlük mevzilerini bombaladı. İnsanlık ve halkların düşmanı politik İslamcı Tayyip Erdoğan yönetimindeki AKP-MHP koalisyonu, özgür Efrîn’e ve Rojava devrimine saldırarak bölge halklarının baş düşmanlarından birisi olduğunu gösterdi.

Suriye’deki çetelerin hamisi ve en büyük destekçisi olan faşist Türk devleti, şimdiye kadar işbirlikçileri eliyle yapmaya çalıştığı ama her seferinde yenilgiye uğratılan politikalarını bu kez Efrîn’e dönük işgal saldırısıyla bizzat kendisi gerçekleştirmek istiyor. Rojava devrim güçlerini, onun halklara ilham veren direnişini işgal saldırısıyla ezmeye çalışıyor. Ortadoğu coğrafyasından yükselen ve tüm halklara umut olan, kadın özgürlükçü Rojava devriminin kazanımlarını yok etmeyi, Kürt-Arap ve diğer halkların birleşik mücadelesiyle özgürleştirilen Kuzey Suriye’yi kuşatmayı, bu ittifakı bozmayı amaçlıyor.

Bölgesel yayılma emelleriyle, Osmanlıcılık hayalleriyle Suriye’deki krize taraf olan sömürgeci faşist Türk devleti, tüm planlarını boşa çıkartan Rojava devrimine düşmanlıktan hiç vazgeçmedi. Özgür Suriye Ordusu’ndan El Nusra’ya, DAİŞ’ten kendi örgütlediği irili ufaklı çete gruplarına kadar her yoldan Rojava’ya ve onun kazanımlarına saldıran bu halk düşmanları, şimdi de ordu güçleriyle, tankları, topları ve uçaklarıyla Efrîn’i bombalıyor.

DAİŞ çetelerinin yenilgisiyle en büyük darbeyi alan Tayyip Erdoğan AKP’si ve onların hükümeti, Efrîn’e saldırarak, Kobanê ve Raqa’daki yenilgilerinin intikamını almaya çalışıyor. Tüm faşist güçler onun bu işgal saldırısını destekleyerek, halk düşmanı karakterlerini gözler önüne serdiler. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP gibi düzen partileri de bu faşist politikaları destekleyerek, diktatör Erdoğan’a akıl vererek, dökülen kana ve işlenen suçlara ortak oldular.

Seferberlik zamanı

Efrîn, Rojava devriminin kalbi, onun ateşten mevziisidir. Kadını, erkeği, genci yaşlısıyla, devrim yürüyüşünün en önünde ilerleyen Efrîn halkı, bu bakımdan öncü bir rol oynamıştır. Bu saldırı sadece Efrîn halkına karşı yapılmamıştır. Hedefte tüm Rojava devrimi vardır. Bu saldırı başta Kürt halkı olmak üzere, bölgede yaşayan tüm halklara ve bölge devrimine yapılmıştır. Kadın özgürlüğüne, halkların, dillerin, dinlerin ve kültürlerin kardeşçe bir arada yaşama özlem ve umuduna karşı yapılmıştır.

Hatırlanacağı gibi kanlı karanlık bir örgüt olan DAİŞ çeteleri, Kobanê’ye saldırdıklarında, onları en önce alkışlayan Tayyip Erdoğan ve çevresiydi. Kahramanca süren, görkemli direnişlerle püskürtülen DAİŞ çeteleri yenilmiş, bu onların sonunun başlangıcı olmuştu. Kobanê’ye dünyaya korku salan bir örgüt olarak giren DAİŞ çeteleri, binlerce ölü ve yaralı vererek, başkentleri Reqa’yı bile kaybederek Dêra Zor’a kaçmak zorunda kalmıştı. DAİŞ çeteleriyle birlikte Rojava devriminden tokat yiyen Tayyip Erdoğan ve yönetimi de yenilmişti. Onlar bu yenilginin hıncıyla Efrîn’e saldırıyor, işgal etmeye çalışıyorlar.

Efrîn’e saldırı, Türkiye halklarının ve bölge halklarının hiçbir çıkarına değildir. Sadece diktatör Erdoğan’ın AKP-MHP faşist iktidarının ömrünü uzatmayı amaçlıyor. Onların bu planlarını boşa çıkartmak için hem faşist hükümete karşı savaşı büyütmek hem de Efrîn savunmasına katılarak, işgalcileri yenilgiye uğratmak başta gençlik olmak üzere, tüm devrimci güçlerin görevidir.

Bu savaşa sürülen yoksul halk çocuklarının ölümünden bu politikaya destek veren herkes sorumlu olacaktır. Türkiye’nin onurlu insanlarının görevi, bu halk düşmanı politikalara karşı seslerini yükseltmek, sokaklara çıkarak, Efrîn işgaline ve Rojava devrimine saldırılara karşı mücadeleyi büyütmektir. Bu her onurlu insanın ahlaki görevidir.

Efrîn’e düşen ateş, herkesi yakar

Özgür topraklarında, kardeşçe bir arada yaşayan halkların coğrafyası Efrîn’e saldıran, insanlarımızı katleden faşist Türk devletine karşı yapılacak her eylem meşrudur şimdi.

Bu insanlık düşmanı faşist AKP-MHP koalisyonuna ve onların tüm çetelerine yenilgilerin en ağırını Rojava topraklarında ve Türkiye’de yaşatmak başta Rojava devrim güçleri olmak üzere, tüm devrimcilerin onur görevidir. Efrîn, tıpkı Kobanê gibi bir onur kalesidir. Onun savunmasına katılmak, faşist Erdoğan ve çetelerini yenilgiye uğratmak için, Türkiye ve Kürdistan gençliği, kadınları, işçi ve emekçileri seferber olmalıdır. Efrîn mevzilerini doldurarak, faşist işgalci politikaları boşa çıkarmalıdır.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin ve onun bileşeni tüm güçlerin öncelikli görevi, Efrîn’e saldıran AKP-MHP faşist koalisyonunu bu saldırılarından pişman etmektir. Bu savaş Tayyip Erdoğan hükümetinin savaşıdır. Sonuçlarına da en başta onlar katlanmak zorunda kalacaklardır. HBDH ve tüm devrimci güçlerin görevi, mücadelenin her biçimi ve yöntemiyle harekete geçmek, “Efrîn’e sefer olur zafer olmaz” şiarıyla işgalcilerden hesap sormaktır.

Hiç kuşkusuz, AKP-MHP koalisyonu, onların kanlı ordusu, polisi ve tüm devlet kurumları halk düşmanıdır, devrimci şiddetin hedefi durumundadır. HBDH ve bileşenleri, bu perspektifle hareket edecek, Efrîn’e düşen ateşi, faşist AKP/MHP koalisyonu başta olmak üzere, işgale destek veren tüm güçlerin “evlerine” taşıyacaktır.

Başta Türkiye halkları olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki devrimci demokratik güçleri, faşist Türk devletinin işgal saldırılarına karşı sokaklara, direniş mevzilerine çağırıyor, Efrîn ve Rojava halklarının görkemli direnişini selamlıyoruz.”

Gazete Patika

adhk tarafından

Ulm’da “Tek tip elbiseye karşı” eylem

Ocak 20, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Ulm’da düzenlen etkinlikte OHAL’e, KHK’lara ve Tek Tip Elbise uygulamasına karşı, Edi Bese Platformu tarafından gösteri düzenlendi Eylemde Afrin’i işgal hazırlığı de protesto edildi

Ulm (20-01-2018) Olağanüstü Hal (OHAL), Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ve Tek Tip Elbise uygulamasına karşı Ulm şehir merkezinde gösteri düzenledi. Ulm’da göçmen kurumlarından AGİF, SKB, AHDF, NAV-DEM, HDK-A, SYKP ve Partizan tarafından oluşturulan Edbi Bese Platformu’nun düzenlediği etkinlik büyük ilgi gördü. Edi Bese, Avrupa çapında da kurulan bir platform

Çok sayıda aktivistin, protesto amacıyla beyaz tulum giydiği eylem alanından geçenler, etkinliğe büyük ilgi göstererek, yapılan konuşmaları dinledi. Ulm şehir merkezinde Münsterplatz’ta gerçekleştirilen etkinlikte yapılan konuşmalarda, OHAL’e, KHK’lare, Tek Tip Elbise Uygulaması’na ve diktatör Erdoğan’a karşı eylemlere devam edileği açıklandı. Almanca yapılan konuşmalarda Türkiye’deki insanlık dışı uygulamara değinilerek, cezaevlerinde zorla giydirilmek istenen tek tip uygulamasına karşı mücadeleye devam mesajı verildi. Eylemde “Faşizme karşı omuz omuza”, “Yaşasın enternasyonal dayanışma”, “Politik tutuklulara özgürlük” ve Faşizme karşı her yerde direniş” gibi sloganlar atıldı.

Yine, aktivistler yaptıkları konuşmalarda, gündemde olan Türk ordusunun Afrin’i işgal planına da değinerek “Tüm dünyayı bu insanlık dışı saldırı hazırlığına, işgale karşı durmaya çağırıyoruz” dendi.

adhk tarafından

Efrîn halkından Türk devletine görkemli cevap!

Ocak 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Efrînliler, Türk devletinin tehditlerine karşı yürüyüş düzenleyerek, “İrademizi kıramayacaklar”mesajını verdi

Efrin (18-01-2018) On binlerce Efrînli, Türk devletinin işgalci tehdit ve girişimlerine karşı yürüdü Yürüyüşte Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları, YPG ve YPJ bayrakları ile “Önder Apo’nun özgürlüğü Kürdistan’ın özgürlüğüdür”, “Toplumsal Savunma Güçleri, faşist Erdoğan’ın müdahalesini kabul etmiyor”, “Efrîn asla başını eğmez”, “Önder Apo için özgürlük, Kürdistan’a statü”, “Efrin topraklarını bırakmayacağız” pankartları taşındı.

Yağan şiddetli yağmura rağmen on binlerce kişinin toplanmasıyla yürüyüş Newroz Kavşağı’ndan başladı. El Vilat Caddesi’ne kadar süren yürüyüşte aralıksız “Toplarınız bizi korkutamaz”, “Topraklarımızı bırakmayacağız”, “Yaşasın YPG direnişi”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Efrîn halkı birdir” sloganları atıldı.

‘YALANLARI ORTAYA ÇIKTI’

Yürüyüş El Vilat Caddesi’nin sonunda mitinge dönüştü ve burada konuşmalar yapıldı.

Efrîn Kantonu Yürütme Meclisi Eş Başkanı Hevi Mustefa, “İşgalci Türk ordusu, yurttaşlarda korku yaratmak için Efrîn’e saldırıyor ve Efrîn halkının topraklarını terk ettiğini söylüyor. Burada toplanmamız, Türk devletinin yalanlarını ortaya çıkarıyor” dedi.

‘SALDIRILARSA BAŞLARINA AYNISI GELİR!’

YPG komutanlarından Ebdo İbrahim de “Efrîn halkı direnişiyle tanınıyor. Buna inanmayanlar, dönüp tarihe baksınlar. DAİŞ’in tahtını yıkan güçler, bizim güç ve irademizi gösteriyor. Eğer Türkiye, Efrin’e saldırırsa aynı şey onun da başına gelir. Efrîn kırmızı çizgidir ve kimse geçemez. Zeytin yurdu halkı direnişçidir ve topraklarını terk etmezler” şeklinde konuştu.

El Bobena Aşireti kanaat önderlerinden Şerif Cemo ise şunları söyledi: “Burada bugün toplanmamız tüm dünyaya sizlerin direnişçi ve özgür irade sahibi olduğunu mesajını veriyor. Buradan tüm dünyaya Efrîn halkının tüm bileşenleriyle bir olduğunu ve aramızda hiçbir fark olmadığını söylüyoruz. Hepimiz bu bölgenin halkıyız ve savaş cephelerindeki çocuklarımıza destek vereceğiz.”

ANF

adhk tarafından

Êdî Bes e Platformu: Efrîn’i sokaklarda sahipleneceğiz!

Ocak 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Êdî Bes e Platformu, Türk devletinin, yarattığı kriz ve kaostan Efrîn’i işgal ederek çıkmayı planladığını belirterek, “Efrîn’i sokaklara çıkarak sahipleneceğiz” dedi

EBP (18-01-2018) Êdî Bes e Platformu bileşenleri, Türk devletinin Efrîn’e dönük işgalci girişimlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı

‘BASKI VE ZULÜM DERİNLEŞTİ’

Tarihi katliamlarla dolu Türk devletinin baskı ve zulmünün katmerleşerek devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

“Tek bayrak, tek millet, tek din, tek dil söylemlerinin bir sopa gibi kullanıldığı Türkiye’de AKP-MHP faşist ittifakı ile baskılar doruğa ulaştı. Toplumun tüm muhalif kesimleri üzerinde estirilen şiddet ve korku politikası faşist uygulamalarla kat kat artmıştır. Milyonların oyunu alarak üçüncü parti olan HDP eş başkanları, milletvekilleri, çalışanları uyduruk ve sahte gerekçelerle zindanlara atılmıştır. Söz söyleme ve protesto hakkı neredeyse kalmamıştır. Her gün çıkarılan yeni KHK’larla binlerce insan işinden olmakta, akla ve mantığa uymayan uygulamalarla karşı karşıya gelmektedir. Tam bir hapishaneye çevrilen Türkiye en son Tek Tip Elbise uygulamasıyla çığırından çıkmış, dizginsiz bir canavara dönüşmüştür.

Binlerce işsiz, yoksul emekçi ve köylü ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya sefalet yaşamaktadır. Toplum geleceği ne olduğu bilinmeyen bir uçuruma ve karanlık bir geleceğe sürüklenmektedir. Yozlaşmayla yüz yüze bırakılan toplum, kadın cinayetleri, cinnet ve ırkçı şiddetle baş başa kalmıştır. Kürtler, Aleviler ve farklılıklar hedef gösterilir bir noktaya gelmiştir. Kürdistan illeri militarist güçlerin ablukasına hapsedilmiş, demografik yapının değiştirilmesi için dışardan değişik gruplar takviye edilmektedir.

‘KAOS VE KRİZDEN ÇIKMANIN YOLUNU EFRÎN’DE GÖRDÜLER!’

Tam bir kaos ve krizin içine atılan Türkiye devleti başını diktatör Erdoğan’ın çektiği AKP-MHP faşist ittifakı ile zindana dönmüştür. Öyle ki sistem yarattığı krizi çözemez ve yönetemez bir noktaya gelmiştir.

AKP-MHP ittifakı yasama ve yargı mekanizmalarını dışarıda bırakarak Türkiye’yi olağanüstü hal ile yönetmektedir. Uluslararası evrensel hukuk ve insan hakları ayaklar altına alınmıştır.”

Türk devletinin aynı zamanda kaos ve krizden çıkmak için Efrîn’i işgal etmeyi gündemine aldığına vurgu yapılan açıklamada, “İçeride derin bir kriz yaşayan Türk devleti iktidarı bu kaosu ertelemek ya da geciktirmek için toplumun yönünü dış güçler, dış tehlikeler ve dış düşmanlar yalanına yönlendirmek istemektedir. Uzun zamandır toplum içinde propagandası yapılan ve bunun toplumsal zeminini yaratmaya çalışan AKP-MHP faşist iktidarı yandaşlarını yanına alarak Kürt düşmanı politikalarını zirveye çıkarmak istemektedir. İnsanlık onurunu temsil eden kahraman Kürt halkının Rojava’da diğer halklarla DAİŞ çetelerine, barbar güçlere karşı verdiği onurlu mücadele ve kazanımları hedefleyen bir süreci uygulamaya koymuştur” denildi.

‘SONUNA KADAR SAHİPLENMELİYİZ’

“Ortaçağ zihniyetiyle iktidarını yürüten AKP ve onun faşist ittifakı MHP savaşı Efrîn’in işgalini gündem yaparak toplumu bu noktada suç ortağı olmaya yönlendirmek arzusundadır” vurgusunun yapıldığı açıklamada şöyle devam edildi:

“Yeni bir süreç ile karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekmektedir. Efrîn’in işgal edilmesi söylemleriyle örülen bu dönem ve faşizan tüm uygulamalarıyla mücadele etmek biz devrimci, demokratların ve eşitlik, özgürlük yanlısı, farklı kimlik ve inanç gruplarının temsilcilerinin görevi olmaktadır.

Olası bir işgal girişiminin karşısında bir devrim, bir direniş cephesinin olacağını bilmek gerekiyor. Halklarımızı şoven duygularla, kendi emelleri için kırdırmak istediklerini bildiğimiz böylesi bir yönelimin sonuçlarının çok ağır olacağı da kesindir. Bu nedenle Efrîn’e dönük bir işgal girişimine karşı durmak halklar arasındaki barışı savunmak anlamına gelecektir. Her türlü baskı, zulüm ve işgal girişimine karşı Kürt halkının yanında olduğumuzu ve kurtuluşumuzun birlikte olduğu bilinciyle AKP-MHP faşist ittifakına karşı Efrîn için alanlara çıkacağımızı ve sonuna kadar sahipleneceğimizi bir kez daha ifade etmek gerekir.

Aynı zamanda tüm toplumun tek tipleştirilmesine ve faşist diktatörlüğü karşı mücadelenin Kürt halkının yanında yer alarak, omuz omuza mücadeleden geçtiğinin bilincindeyiz. Aşağıda imzası bulunan Êdî Bes e Platformu kurumları olarak; tüm duyarlı kesimleri, insan hakları savunucularını, demokratları, devrimcileri aktif olmaya, tüm enternasyonalistleri de dayanışmaya davet ediyoruz.”

BİLEŞENLER

Êdî Bes e Platformu bileşenlerinin listesi:

“KCDK-E/ Avrupa Demokratik Kürdistanlılar Toplum Kongresi, AvEG-KON/ Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu, TJK-E/ Avrupa Kürt Kadın Hareketi, ATIK/ Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu, NAV-DEM / Demokratik Kürdistanlılar Toplum Merkezi, HDK-A (Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa), BAF (Savaşa ve Diktatörlüğe Karşı Avrupa Barış Forumu), ADHK/ Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu, Yeni Kadın, YDG/ Yeni Demokratik Gençlik, SKB/ Sosyalist Kadınlar Birliği, YS/ Young Struggle, Yaşanacak Dünya, MDDK/ Mezopotamya Halk Kongresi (Asuriler), FEDA/ Demokratik Aleviler Federasyonu, ADEF (Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu), Ciwanen ve Jinen Ciwanen Azad, SYKP/ Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, TAJE-E/ Tevgera Jinên Ezidî yê Ewropayê, FDG (Avrupa Dersim Dernekler Federasyonu), CİK/ Kürdistan İslam Topluluğu, NAV-YEK/ Avrupa Êzidî Dernekleri, Yeşil Sol Parti, Devrimci Parti Avrupa, ISKU, YXK (Kürdistan Öğrenciler Birliği), KOMEW (Kayıp ve Mağdur Aileleri), Şengal Êzidî Meclisi Dervaye Welat, Avrupa Maraş İnisiyatifi, Avrupa Kürecikler İnisiyatifi, Dersimi Yeniden İnşa, Düsseldorf für Kürdistan, FIDEF (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu), TATORT – KURDISTAN, AKKUSTAN, PYD –Avrupa, Zagros Platformu, PEKAN/ İç Anadolu Kürtleri Platformu, NOR-ZARTOK, Tutsakların Sesi Platformu, Kurdistan-Solidaritätskomitee Berlin, AZADI e.V, CENI e.V (Kürt kadin baris bürosu), Mezopotamya Özgürlük Partisi ( Asuriler), Avrupa Sürgünler Meclisi, Avrupa Karadeniz Platformu, Emek ve Özgürlük Cephesi-Enternasyonal.”

adhk tarafından

Devrimci siyasetin devrimci görev ve devrim bilinciyle siyasi sürece özet bakışı

Ocak 18, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Bütün tartışma ve çabamız, bütün strateji ve taktik siyasetimiz bu hedefe, yani siyasi iktidar mücadelesine kilitlenmek, ona tabi biçimlenmek durumundadır

Haber Merkezi (18-01-2018) Emperyalist dünya sistemi ve gericiliğinin dizginlerini elinde tutan en semirmiş dünya haydutlarından, bu haydutların nüfuz ve gerici sistemlerine angaje olup aynı yörüngede ‘’çöplüklerinin horozu’’ ya da ‘’çiftlik yöneticisi’’ durumundaki ‘’eli kamçılı’’ kahyalardan müteşekkil bütün gerici dünya, bencil burjuva çıkar ve hegemonik nüfuza dayalı keskinleşen çatışma seyriyle büyük bir siyasi kaosa doğru hızla sürüklenmektedir.

ABD emperyalizmi ile Rusya emperyalizmi arasında, pazar ve nüfuz alanlarına müdahale zemininde keskinleşen çatışma, Rusya’nın ABD’ye karşı elde ettiği göreli Suriye başarısında perçinlenen oyun kurucu pozisyonuyla girilen emperyalistler arası yeni denge şartlarında örtülü bir paylaşım süreci veya çatışması niteliğinde biçimlenmektedir. ABD ve Rusya-Çin eksenli bloklar dışındaki üçüncü emperyalist blok olan AB, bu süreçte esasta kendi pozisyonunu koruyarak iç örgütlenmesini sağlamlaştırma biçiminde çatışma dışında kalan edilgen bir durumdadır…

Emperyalist dünyada Rusya lehine gelişen yeni denge şartlarında biçimlenen yeni paylaşım süreci, keskinleşen mevcut çatışmalarının ötesinde, bu çatışmaları kızıştırarak yaygınlaştıran eğilimiyle dünyayı daha büyük felaketlere taşıyacak siyasi kaos ve savaşlara gebedir. Mevcut durum ve emareler göz önüne alındığında, emperyalist güçler arasında hüküm süren emperyalist paylaşım süreci eksenli dalaş derinleşerek yeni çatışma ve savaşlarla ilerleme eğilimi taşıyan dinamik bir süreç olarak gelişecektir denilebilir. Bu, esasta dünya halkları ve mazlum uluslarının kan ve gözyaşına boğulması, insanlığın en masum ve mağduru olan kadın ve çocukların emperyalist-kapitalist gerici çıkarlar uğruna acımasız bir kıyımdan geçirilmesi anlamına gelecektir.

Derinleşen emperyalist çatışmanın yarattığı kaotik siyasi şartlar ve bu şartların yoksul dünyaya çıkardığı ağır fatura ile ezilen-sömürülen emekçi sınıflara büyük acılar biçiminde yansımaları ve burjuva cephedeki çelişki ve çatlağın gerici egemenlik nüfuzunda yarattığı boşluk gibi şartların toplamı, dünya ölçeğinde devrimin objektif şartlarını uygun hale getirerek, devrimci gelişme veya sosyal patlamaların gündeme gelmesini olanaklı ve muhtemel kılmaktadır.

Yine emperyalist dünya gericiliği cephesinde yaşanan çatışma ve gündeme gelen yeni denge şartları, yarı-sömürge bağımlı ülke hâkim sınıflarının emperyalist efendileriyle yeni şartlarda işbirliği yapma zemininde pazarlıklar yapma durumunu da gündeme getirmiş, bir nevi bu hakim sınıflara alan açarak ellerini güçlendirmiştir. Bundandır ki, bahsi geçen ülke egemen sınıflarının yeni efendilerle iş birliğine gitme ve emperyalist güçlerin de yeni partnerlerle çalışma durunu daha belirgin biçimde gündeme getirmiştir.

Erdoğan iktidarı miadını doldurdu

Dünya gerici sisteminin bir parçası ve küresel egemen gericiliğin uydusu olan ‘’TC’’ devleti ve özelde de Erdoğan iktidarı, zorunlu olarak uzantısı olduğu bu gerici döngünün içinde olup, siyasi yönelim, nitelik ve kaderini de aynı yörünge üzerinde sürdürmektedir. Gerici dünya çarkının parçası olarak zorunlu olduğu kadar, bütün gerici karakteri ve tekçi-faşist tek adam diktatörlüğü niteliğiyle uyguladığı açık faşizm ve buna bağlı OHAL ve KHK’larla azgınlaştırdığı koyu baskılar yönetimiyle de aynı siyasi kaos ve gerici çatışmaların içindedir. Erdoğan iktidarı içinde bulunduğu darboğaz ve sorunlar girdabında cebelleşirken, MHP’yi yedeklemesinde de somutlaştığı gibi, milliyetçi-faşist duyguları hortlatarak iktidarı adına bu zehirli zeminden nemalanmayı tek çare olarak benimsemektedir. Fakat bunun da iktidarını kotarmaya yetmeyeceği açık olan Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte faşist saldırganlığını pervasızca tırmandıracağı anlaşılmaktadır. Özellikle yeni siyasi parti oluşumu ve muhtemel yeni siyasi parti oluşumları ya da muhalif cephenin AKP içine yansıyacak kadar genişlemesi karşısında acze düşüp zayıflayan Erdoğan iktidarının daha şuursuz adımlarla savaşlara girişmesi muhtemeldir… Bu süreçte, çeşitli ulus ve azınlıklardan Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının daha büyük felaketlerle tanıştırılması, katliam ve kıyımlara maruz bırakılarak en ağır faturalarla yüz-yüze gelmesi anlamına gelecektir… Lakin, bu koşullarda ülkede devrimci durumun objektif şartları itibarıyla uygun ve gelişen bir eğilim olduğunu da söylemek gerekir. Devrimin objektif şartları uygun ama sübjektif şartları için aynı şeyi söylemek son derece zordu.

Erdoğan iktidarı adına bir şey daha söylersek, o da bu iktidarın miadını doldurduğu veya burjuva klikler arası iktidarın el değiştirmesi anlamında gitmek üzere olduğudur.

Bu öngörüden sonra şunları da eklemek gerekir.

Bir; Türkiye-Kuzey Kürdistan’da burjuva siyasetin iki bloklu bir eğilime girdiğidir. MHP’nin AKP’ye iltihak etmek üzere girdiği ittifak veya koalisyon süreci ve özellikle de başkanlık ile başkanlık sistemi zemininde gelişen bu sürece gelinmesinde Bahçeli’nin oynadığı rol ve tabiî ki Bahçeli’nin kayıtsız şartsız Erdoğan tek adam sultasını desteklemesi, burjuva siyasetin bu doğrultu veya eğilimine işaret eden gelişmedir. Daha da ötesi, Başkanlık referandumu döneminde EVET ve HAYIR cephelerinin oluşması, Erdoğan karşıtları ve Erdoğan yandaşları ayrışımının siyasette de gelişerek oturması süreçlerine tanıklık yapan ikili bloklaşma süreci siyasetin bu eğilimini yansıtan süreçtir. HAYIR bloğu ‘’soldan’’ sağa kadar geniş bir cepheyi ifade ediyordu ki, bu cephesinin korunarak sürdürülmesi eğilimi de açıktır. Erdoğan’ın seçimleri yenilememesi temelinde gelişen pratik süreç burjuva siyasetin bu bloklaşma biçiminde iki esas cephede ana akım eksenli biçimlenmesini koşullamıştır. Burjuva siyasetin önümüzdeki dönemde esasta iki ana akım eksenli biçimleneceği söylenebilir.

İki; Erdoğan iktidarı, yeni denge şartlarında işbirlikçi yerel iktidarlar veya bu hakim sınıflar ‘’lehine’’ ortaya çıkardığı yeni koşullara uygun olarak, Rusya emperyalizmine yanaşma tercihi temelinde göbekten bağlı olduğu ABD emperyalizmiyle pazarlıklar yapma ve işbirliğini yeni şartlarda sürdürme eğilimine itmiştir. Esasta da ABD’nin Erdoğan yerine başka partnerlerle çalışma isteminin pratik adımlara dökülmesi, Erdoğan’ı ABD ile pazarlıklara girme cüretini göstermeye ve giderek ondan uzaklaşmasına itmiştir. Ki, bu eğilimin gündeme gelmesinde küçümsenmeyen ve belki de Kürt meselesi gibi esası oluşturan başka nedenlerin olduğu da aşikardır. Misal, ABD’nin özellikle Batı Kürdistan’da izlediği Kürt politikası ile (bu politika esasen bölgede Rusya’ya karşı nüfuzunu koruma ya da Rusya’yı kuşatmaya dönük bilindik politikası ve elbette bölgede zedelenen inisiyatif ya da zayıflayan sömürgeci nüfuz ve pazardaki söz hakkını koruyup geliştirme vb. politikasıdır), ‘’TC’’ devleti ve özelde de Erdoğan iktidarının kırmızı çizgisi ve elbette kabusu durumunda olan Kürtlerle çatışması, Erdoğan iktidarının ABD tarafından değiştirilmek istenmesi ve bu uğurda “FETÖ” eliyle bir darbe planlaması ve bundan Erdoğan’ın adı gibi emin olması, ABD tarafından Erdoğan iktidarının zayıflatılarak düşürülmesi temelinde Erdoğan’ın korumalarına tutuklama çıkarılması, ABD Türk konsolosluğu çalışanının Erdoğan iktidarı tarafından tutuklanması, ABD tarafından uygulanan ‘’vize krizi’’ veya vize krizi olarak bilinen yaptırım ya da tavır, ABD’nin Reza Zarrab ve Halk Bankası ikinci müdürünü tutuklayarak yargılaması ve bu yargılamada Erdoğan ile bakanları ve ailesi hakkında suçların ifşa edilmesi şeklinde gelişip devam eden süreç, Erdoğan’ın ABD’den uzaklaşarak Rusya’ya yanaşması sürecini dinamize eden diğer etmenlerdir denilebilir. Bütün bu gelişmeler zemininde ‘’TC’’ devleti ve özelde de Erdoğan iktidarının ABD emperyalizminden uzaklaşarak Rusya emperyalizmine yanaşma temelinde bir eksen kaymasına somut olarak yöneldiğini, bu eğilimi pratiğe döktüğünü söyleyebiliriz. Bu, Erdoğan iktidarının devlette hangi düzeyde söz sahibi olduğunu ve Erdoğan-AKP hükümetinin diğer hükümetlerden farklı olarak siyasi iktidar olmanın ötesinde devlet iktidarında palazlanmış olduğunu da gösteren bir durumdur.

Sorunun çözümü: Sınıf devrimi

Gerici dünya adına veya yerel temsilleri şahsında muhatap gericilikler adına bunları söylemek, bu dünya hakkında tahlil ve tespitlerde bulunmak hem doğru hem de gerekli ve hem de zorunludur. Fakat bu gericiliğin gerek stratejik gerekse de somut yönelimleri vb. hakkında analizler yapmak yetmez. Bu gericiliğin ve bu gericiliğin koşullandığı şartların nasıl aşılacağı veya buna karşı mücadelenin nasıl yapılacağı zemininde görevlerin tespit edilip çözümlerin üretilmesi şarttır. Aslolan mevcut durumun tahlil-tespit edilmesi değil, bu durumun nasıl aşılacağına dair mücadele görevleri ve sorumlulukların saptanarak pratikleştirilmesine dönük çabanın ortaya koyulmasıdır.

Bu bağlamda, gerici dünya da durum ve gelişmelerin tespit edilmesiyle yetinmemek ama bu durumun devrimci yoldan değiştirilmesiyle ilgilenmek elzem iken, devrimci dünya cephesinde durum nedir sorusuna da yanıt vermek ve verilen yanıta bağlı olarak bu cephede öne çıkan gerekli görev ve sorumlulukların saptanıp çözüm yollarının tartışılması tek doğru metot ve devrimci politikadır.

Sorunun tespit edilmesi yetmez, sorunun çözümünü de ortaya koymak şarttır. Sorunun bir yanını görüp ikinci yanını görmemek, doğru siyaset ve çözüm geliştirmekten uzak kalırken, sorunun her yönlü ortaya konulması-görülmesi isabetli siyasetler ve çözümler geliştirmeyi olanaklı kılar. Devrimci siyasette düşülen ve düştüğümüz eksikliklerin en önemlilerinden biri, sorun ve meseleleri tek yanlı değerlendirip ele almak, bütünlüklü veya çok yönlü görüp ele almakta zayıf kalmaktır. Sorun ile birlikte sorunun alternatifinin ortaya koyulması gerekmektedir ki, bu yaklaşım aynı zamanda diyalektiğin temel yasası olan zıtların birliği ilkesine de uygundur. Zıtların birliğinden söz edip mücadelesinden söz etmemek ya da zıtların çatışmasından bahsedip birliğinden bahsetmemek tamamen hatalıdır.

Faşizm ve emperyalist dünya gericiliği başta olmak üzere, her türden egemen gericiliğin ister içinde bulunduğu mevcut koşullardaki ve isterse de başka şartlardaki varlığı, değişik dil, din, renk ve cinsten proletarya ve emekçi halklar, mazlum ulus ve ezilen inanç kesimleri ve son tahlilde tüm insanlık için def edilerek tarihin karanlığına gönderilmesi gereken ölümcül bir tehdittir. Gericiliğin her türü insanlığın atılması gereken kamburudur. Tarihe, topluma, insana ve bütün özgürlük ve gelişime aykırıdır gericiliğin varlığı. Egemenliği ise tam bir varlık-yokluk meselesidir yoksul dünyanın. Varlığı hiçbir toplumsal ihtiyaç ve gereksinimle, hiçbir insani değer ve insanlığın gelişim seyriyle bağdaşmayan, bilakis bütün bunlar karşısında yıkıcı köstek, tahripkâr bir zararlı, tam bir veba ve asalak bir mikrop olarak felaketlerin kaynağı olan bu gericiliğin sınıf devrimleriyle bertaraf edilmesi tarihsel bir zorunluluk ve görevdir. Bilumum gericiliğin proleter devrimlerle süpürülüp geri dönülmez biçimde yeryüzünden atılması toplumların gelişme tarihine uygun bir şarttır. Toplumların gelişme tarihi sınıflar mücadelesinden ibaret ise, günümüz gericiliği ve ona bağlı gerici sınıfların tasfiye edilmesi de devrimci sınıf mücadeleleri ve sınıf devrimleriyle mümkün olacaktır. Ne burjuva sistemi onararak kutsayan burjuva reformist akımlar, ne de sınıf mücadelesi ve devrimini reddeden diğer yaklaşım ve yönelim türevleri bu maharet ve yetenekte değildir, olamazlar da. Tek yol devrimci sınıf savaşları ve bu zeminde pratikleşecek devrimlerdir. Dünya gericiliğine karşı proleter dünya devriminin zaferi yükselmek durumundadır.

Proleter dünya devriminin parçası olan tek-tek parça devrimleri, dünya gericiliğinin bu parçalardaki temsillerini hedefleyerek, emperyalist gericiliği zayıf halkalarından koparmak durumundadır. Tek-tek parça devrimlerindeki gelişme ve bu devrimlerin belli bir gelişme aşamasında dünyaya hükmedecek tesiri proleter dünya devrimine çıkarak emperyalist gericiliği yeryüzünden giderek silecektir.  Bunun için somut parça devrimlerinde yoğunlaşmak şarttır ki, tek-tek ülke devrimleri mevcut emperyalist dünya gericiliği şartlarında ve tarihsel olarak geçerli olan yol ve eğilimdir. Proletarya ve emekçi sınıfların yığın hareketlerini güncelleştirmek için kitleler içinde büyük örgütlenmelere giderek, devrimci sınıf zemininde siyasal parti ve örgütlerimizi geliştirerek sınıf savaşımını yükseltmek durumundayız.

Anti-emperyalist, anti-kapitalist ve anti-faşist mücadelelerde geniş toplumsal kitleleri harekete geçirerek devrimci cepheyi büyütmeli, emperyalist gericilik ve onun yerel uzantılarını sınıf savaşlarıyla boğmalıyız. Evrensel olarak günümüz koşulları bu mücadelelerin geliştirilmesi için uygundur. Uluslararası komünist ve devrimci hareketin örgütlülüğünden başlamak üzere bu tarihi görev ve sorumluluğuna sahip çıkması yaşamsal bir ihtiyaçtır. Aynı biçimde tek-tek ülkelerde bu örgütlenmelerin güçlendirilerek tarihi görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi ötelenemez bir aciliyettir. Emperyalist gericilik ve onun her birimiyle yenilgiye uğratılıp insanlık ve devrimci tarihin gelişim yolundaki engellerin kaldırılmasının geçerli ve nitelikli yolu proleter devrimlerdir; çare proleter sınıf savaşları ve devrimleridir. Siyasi iktidar mücadelesi yürütmeden ve bu mücadeleyi devrimci zor veya silahlı ordu ekseninde ele almadan gerici sınıf iktidarlarını mağlup ederek ortadan kaldırmak olanaksızdır. Proletarya ve emekçi sınıflardan başlamak üzere, tüm insanlığın özgürlük ve kurtuluş yolunda tayin edici tek ihtiyacı sınıf devrimidir. Ve bu zorunlu olduğu kadar, tamamen mümkündür de. Yoğunlaşmamız gereken halka budur!

Açık faşizm ve buna bağlı koyu faşist baskılar gerçekliğini, bu gerçekliğin toplum ve devrimci güçlere etkilerini vb. tespit etmek doğru, haklı ve gerekliyken; bu etkinin devrimci duruş ve mücadele lehine değiştirilmesi ya da adı geçen açık faşizm şartlarının geriletilmesine dönük görev ve sorumlulukların devrimci duruş temelinde veya devrimin geliştirilmesi lehine öne çıkarılarak pratikleştirilmesinde gerekli tahlil-tespitler ve çabaya aynı önemi vermemek ciddi bir eksikliktir.

Faşizm süreci ve bu sürecin devrimci mücadeleyi sınırlayan ve zorluklarla karşı-karşıya getiren vb. özelliklerini analiz etmek doğru ama bunu yapmakla yetinmek yanlıştır. Bu tespitleri yapmak ve tespit edilen bu şartlara göre pozisyon almak esasta doğru ama salt bu durum ve şartlarla sınırlı pozisyon almak yanlıştır. Şartlara göre pozisyon alırken, şartların değiştirilmesi esasına bağlı görev ve sorumlulukların yürütülmesine dönük pozisyon almak da gereklidir. Bu anlamda, bütünlüklü doğru yaklaşım hem şartları dikkate alan ve hem de bu şartları devrimci çizgi ve duruş temelindeki görevlerin yürütülmesiyle değiştirilmesini dikkate alan yaklaşımla pozisyon almaktır. Kendimizi birinden yoksun bırakırsak, objektif olarak hatalı siyaset güderek başarısız kalırız. Ama hem şartları hem de şartların aşılmasına dönük görevlerle devrimci çözümü dikkate alan bir yaklaşımla hem doğru siyaset yapmış ve hem de başarı yakalamış oluruz.

Özellikle tekrar edip dikkat çekelim ki, salt devrimci duruş-tavır ya da militan devrimcilikle sınırlı bakış açısı devrimin örgütlenip geliştirilmesi için yetmez. Bunun kadar salt şartları esas alan ve devrimci görevleri arkalayan bir bakış açısı da devrimi örgütleyip geliştiremez. Ne şartların esiri olacağız ne de şartları dikkate almayan salt iradeci olacağız. O halde bilimsel metot ve anlayışla hareket edip, ak-kara şeklindeki mekanik yaklaşımdan sakınacağız. Her süreç ne yalnızca doğrudan ne de sadece yanlıştan müteşekkildir. Her süreç istisnasız olarak doğru ile yanlışı bir arada bulundurur. Hiçbir siyaset veya strateji tek bir yandan, tek bir doğrudan veya yanlıştan ibaret değildir. Bir şey belli şart ve durumlarda yanlış olabilirken, başka şart ve durumda doğru olabilir.

Aynı süreçte birden fazla taktik siyaset uygulanabilir

Daha somut olarak; açık faşizmin ağır baskı şartlarında proleter devrimci siyasetin devrimci güçleri korumaya dönük taktik siyaset izlemesi genel olarak doğrudur. Bu doğru her şart ve durumda mutlak biçimde geçerli bir doğru değildir. Ya da bu doru siyaset uygulanan veya uygulanacak tek siyaset, tek siyaset biçimi değildir. Aynı doğru siyaset sürecinde başka siyasetlerin uygulanması mümkün olmanın ötesinde, aynı süreçte birden fazla taktik siyaset uygulanabilir. Doğru taktik siyasetin başka taktik siyasete men koyan bir tek siyaset egemenliği ve hakkı yoktur. Bir taraftan güçlerin korunması siyaseti uygulanırken, öte taraftan atak bir siyaset veya eylemsel pratiği hayata geçiren bir siyaset paralel olarak uygulanabilir. Bunlar birbiriyle çelişmez, bilakis uygun biçimde ele alınıp uygulandıklarında birbirini besler.  Dahası, güçlerin korunması taktik siyaseti, belli şartlara sahip güçlerin korunmasını ihtiyaçla zorunlu kılarken, başka uygun güçlerin pratik mücadele içinde olması veya demokratik mücadeleyi olması gereken çerçevelerde yürütmesini de kapsar-kapsamaktadır. Yani, hukuksal vb. açılardan açık faşizmin açık hedefi durumundaki güçlerin korunması zorunlu ve doğruyken, aynı pozisyonda olmayan uygun güçlerle demokratik mücadelenin yürütülmesi kaçınılmazdır ve benimsenendir. Kendini korumayı başarmayan bir gücün mücadele sürekliliğini sağlaması düşünülemez. Bu bağlamda doğru-bilimsel anlayış temelinde güçlerin korunması taktik siyasetinin uygulanması doğrudur. Fakat bu siyaset sadece güçlerin korunmasıyla sınırlı değil, güçlerin korunmasına paralel olarak mücadele görevlerinin de yürütülmesini kapsar-kapsamak durumundadır. Bunun dışındaki her algı hatalı ve tek yanlıdır. Mücadele ve devrimci görevleri tamamen rafa kaldıran bir yaklaşım benimsenemeyeceği gibi, güçlerin korunmasını ihmal eden düz yaklaşım da benimsenemez. Pratik yaşamda, ölümsüzleşen yoldaşların cenaze törenlerine katılmak prensip olarak vazgeçilemez görev ve sorumluluktur. Aynı biçimde bu cenaze törenleri veya başka pratiklerde davranışlarımızla kendi hakkımızda düşmana malzeme vermek veya hukuken bizleri yargılayıp ceza vermesine imkân sunmak vb. davranışlardan kaçınmak da bilinçli devrimci yaklaşım ya da tavırdır.

Son tahlilde tartışma ve siyasetlerimizin temel konusu, yani meselenin özü sınıf devrimi ve bunun başarısıdır. Bu bağlamda devrimci görev ve sorumluluk esasımız, sınıf düşmanlarımız ve bunların iktidarlarına karşı mücadelede anlam bulur. Bütün tartışma ve çabamız, bütün strateji ve taktik siyasetimiz bu hedefe, yani siyasi iktidar mücadelesine kilitlenmek, ona tabi biçimlenmek durumundadır. Aksi taktirde her tartışma anlamsız ve boş bir gevezelikten ibarettir. Ancak doğru siyasetlerimizin devrimci görevleri geliştirme ve devrimi ilerletmede rol oynadığını unutamayız. Doğru siyaset veya taktiklerin önemi bu kadar açıktır. Elbette yanlış siyaset ve taktiklerin de tersi bir işlev göreceği açıktır.

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Türk hakim sınıfları ve devleti tekçi-faşist paradigmalarla yoğrulmuş kesin bir sınıf karakterine sahiptir. Bu karakterdeki sınıfların bu günkü iktidarı tekçiliği tek adam sultasına taşıyarak perçinleyen Erdoğan iktidarıdır. Erdoğan iktidarı açık faşizm uygulamakta, kendi yasalarını tanımayan biçimde keyfiyetçi ve hukuksuz bir pervasızlık sergilemektedir.

O halde, ilerici olanı desteklemek, devrimci olanla birleşip sınıf devrimi gerçekleştirmek; işte somut görev ve sorumluluk budur.

Gazete Patika

adhk tarafından

PYD: “Türk devleti çözümün önünde engel”

Ocak 17, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

PYD bir açıklama yayınlayarak, “Türk devleti başından bugüne Suriye’deki gerilimin düşmesi, sorunların çözülmesi önünde engel güç durumundadır” dedi

Haber Merkezi (17-01-2018) PYD, TSK’nın Efrin’e yönelik saldırılarına ve işgal tehditlerine ilişkin bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “Türk devleti başından bugüne Suriye’deki gerilimin düşmesi, sorunların çözülmesi önünde engel güç durumundadır” ifadelerine yer verildi.

PYD’nin açıklamasında, “Türk devleti dünyanın dört bir tarafından çeteler toplayarak, eğitti, Suriye’ye gönderdi. Türk devleti 2012 yılında Serekaniye’ye saldıran çetelere destek verdikten sonra, Gıre Spi ve Kobanê’yi işgal etmek için bu desteğini sınırsız bir şekilde sürdürdü.” denildi.

Direnenler demokratik özerk sistemi inşa etti

Saldırılara karşı YPG’nin direndiği ve değişik etnik yapılardan bir araya gelen savunma güçlerinin Rojava ve Kuzey Suriye’yi savunmak için çok sayıda kayıp verdiği belirtilen açıklamada şunlar söylendi;

“Bu direnişten sonra, Kuzey Suriye’deki faklı etnik ve dini yapılardan oluşan güçler hep birlikte demokratik özerk sistemi inşa edip, ardından da demokratik federatif sistemi oluşturdular. Bu sistem de Kuzey Suriye halkları tarafından kabul gördü. Çetelere karşı mücadele yürüten YPG-YPJ ve Demokratik Suriye Güçleri (QSD) bu mücadeleleriyle herkese örnek oldular.

Ne var ki, kendi içinde ciddi tıkanma ve boğuntu yaşayan Türk devleti şimdi de Bulgaristan, Ermenistan, Yunanistan, Kuzey Afrika, Kuzey Suriye ve Güney Kürdistan’ı karıştırmaya çalışıyor.

Türk devleti başından bugüne Suriye’deki gerilimin düşmesi, sorunların çözülmesi önünde engel güç durumundadır. Birkaç yıldır ekonomik ambargo altında olan Efrîn buna rağmen bir milyona yakın Suriye göçmenine de kucak açmış durumda. Fakat buna rağmen kesintisiz şekilde de Türk devleti tarafından bombardımana maruz kalıyor.”

Uluslararası topluma çağrı

Açıklamada son olarak uluslarası topluma bir çağrı yapılarak şunlar ifade edildi; “Demokratik Birlik Partisi (PYD) Yürütme Kurulu olarak, Efrîn bölgesine yönelik saldırıları şiddetle kınıyoruz. Ayrıca uluslararası güçlere, sivil toplum örgütlerine ve insan hakları kuruluşlarına Efrîn’de yaşayan bir milyon kişiye karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısı yapıyoruz.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Kuzey Suriye ya da Fırat Nehri’nin doğusu ve batı bölgelerini güvenli alan yapmak için bir an önce harekete geçmeleri çağrısı yapıyoruz. Suriye krizinin uluslararası meşruiyet çerçevesinde çözümünü getirecektir.”

Gazete Patika