adhk tarafından

Geleneksel ADHK Kolektif Tatil Kampında Buluşalım!

Temmuz 9, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Kolektif Tatil Kampımız; 21 Temmuz – 10 Ağustos 2018 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır

ADHK Bileşenlerine ve Tüm Devrimci, Demokratlara!

ADHK (09-07-2018) Hayatı anlamlı kılan tüm güzellikler, tarih öncesinden kalan histerik savaş ulumalarının yeniden sahne aldığı kalleş zamanların sınavından geçiyor.

Terörün asli kaynakları olan devletlerin kendi toplumlarını rehin aldıkları, para/mülkiyet ve tanrıların desteğiyle esaret altında tuttukları medeniyet formları, tüm dikişlerinden atıyor.

Savaş tacirleri ve işgalcilerin “barışı” savundukları, hukuksuzluğun, cümle hırsızlık ve tecavüzün “ahlâk ve erdem” haline geldiği bir uygarlık modelinin sonuna geliniyor artık.

Sömürü, savaş, esaret ve yabancılaşmadan başka bir şey üretemeyen ve çoktan iflas etmiş sosyo-politik dünya sistemlerini, dişi-tırnağı silahlı orduları dahi koruyamıyor.

Özel mülkiyet dünyasının doymak bilmez şahlarının, yer ve gökyüzüne ördükleri tüm güvenlik ağlarına rağmen kendilerini  güvende hissetmemeleri  yapısal açmazlarındandır.

Bundandır ki Kapitalist/Emperyalist küresel imparatorluk,  kanlı kaoslara, daha çaplı yakıp-yıkma eylemlerine muhtaçtır/mahkûmdur.

Gelecek yıllar boyunca Trump’lı  Putin’li ve Erdoğan’lı bir dünyanın hayli çalkantılı olacağını öngörmek zor değil. Başka Trump  ve  Putinlerin de yolda olduğu  dikkate alındığında, tüm yerkürenin yeni direniş ve toplumsal atılımlara sahne olacağı rahatlıkla söylenebilir.

Böyle bir bir dünyada Nemrut’ların hüküm ferman hâkimiyetlerine itiraz edenlerin, varlığını komünal bir uygarlık düşüne adayanların işi elbette kolay değildir/olmayacaktır.

Günümüz dünyasının Ortadoğu’sunda olup-bitenleri anlamak, ne demek istediğimizi anlamaya ziyadesiyle yeter.

İrili-ufaklı emperyalist haydutların, bölge ve dünya gericiliğinin tam bir mutabakatla, Rojava ve Afrin’deki  kantonal/komünal uygarlık girişimlerini daha filiz halindeyken ezmeye çalışmaları boşuna değildir.

Çünkü mikro çaptaki bu örnekler, mülkiyet ve geleneksel devlet dünyasına alternatif, bulaşıcı özellikler taşımaktadır.

Çünkü yalnızca korku, eşitsizlik, kul’a kulluk, savaş ve yıkım üreten kapitalist dünya sisteminin yegane şeçeneği komünal bir geleceğin inşasıdır.

Günün birinde yenilgiye uğrasa bile, Rojava ve Afrin’deki direniş, insanlığın umudunu ve  hâlâ diri kalabilen  yanını temsil ediyor.

Çoklu etnik dokusuya sahip bölge halkının kurmak istediği yeni yaşam modelinin ışıkları geleceğe vuracaktır.

İşte ADHK olarak Payımıza düşen sorumluluklardan biri de yok edilmeye çalışılan komünal toplum geleceğinin derin köklerine su taşımak, Ona yeniden hayat vermektir.

ADHK olarak, öncesi olmakla birlikte, aralıksız bu yıl 15.’incisini organize etmekte olduğumuz tatil komününün başarısı, siz katılımcıların yaratıcı katkılarına bağlıdır.

ADHK olarak bizler -biçim ve mekânları ne olursa olsun-  komünal yaşam deneylerinin kapalı ve kendini tekrar eden pratikler olmadığının bilincindeyiz.

Tam da bu neden ve ihtiyaçla çoşku ve yaratıcılık çıtasını biraz daha yükseltme çağrımızı yineliyoruz.

Bundandır ki ADHK, her kuşaktan kadın ve erkeği  gönül huzuru ve kollektif sorumluluk duygusuyla geçirecekleri üç haftalık bir komünal deneyi tanımaya, tatmaya çağırmaktadır.

Finans kapitalin, arkaik ve modern haramilerin dibe batırdığı tüm lanetlileri, “marjinaller”, “milli ve yerli” olmayan cümle ötekileri Erenler meclisine, Kömün soframıza bekliyoruz.

Bir Kez Daha “Haydin Çadır Başına”,

Ve Bol Güneşli Akdeniz Ufuklarına!

Diyoruz.

Kolektif Tatil Kampımız; 21 Temmuz – 10 Ağustos 2018 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır. Kamp yerine ilişkin daha geniş bilgi, http://www.campingneptuno.com  adresinde bulabilirsiniz.

KAMP PROGRAMI;

Açılış Şöleni

Seminer ve Paneller

Tarih ve Doğa Gezileri

Müzik ve Şiir Dinletileri

Kültür ve Eglence Akşamları

Futbol ve Voleybol Turnuvaları

Bilgi ve Diğer Yarışmalar

Çocuk Programları

Kapanış Şöleni

KAMP ÜCRETİ

  1. Hafta için : 350 €
  2. Hafta için : 450 €
  3. Hafta için : 550 €

Büyüklere Üç Hafta: 550 €

3-6 yaş arası çocuklar Üç Hafta için :  150 €

3-6 yaş arası çocuklar İki Hafta için  :   100 €

3-6 yaş arası çocuklar Bir Hafta için  :   50 €

06-12 yaş arasında olanlarda üç haftalık : 350 €

06-12 yaş arasında olanlarda İki haftalık : 300 €

06-12 yaş arasında olanlarda Bir haftalık  : 200 €

Öğrencilere Üç Hafta:  350 €

Öğrencilere İki Hafta:   300 €

Öğrencilere Bir Hafta:  200 €

4 Kişilik Aileden üç haftalık kamp ücreti olarak: 1.500 €

4 Kişilik Aileden iki haftalık kamp ücreti olarak: 1.300 €

4 Kişilik Aileden Bir haftalık kamp ücreti olarak:1.000 €

KAMP İÇİN BİRLİKTE GETİRİLECEK MALZEMELER;

Çadır, şişme yatak, battaniye, uyku tulumu vb.

Yaz tatili için kişiye gerekli malzemeler; spor, plaj ve yüzme malzemeleri.

Alerji karşıtı hap veya ilaçlar, normal ilaçlarınız

Arabanın ruhsatı ve seyahat sigorta belgesi

Pasaport, ehliyet ve kimlikleriniz

Hastalık sigorta belgesi, özel eşyalarınız

Oyun malzemeleri

Ayrıca, kitap, roman, dergi,  buna benezer ihtiyaçlar.

Not: Katılımcı arkadaşlar, çalabildiği müzik estürmanını birlikte getirmeleri rica olunur

KAMPA ULAŞIM;

Her faaliyet alanı; kampa gidiş-dönüş ulaşım sorununu kendi imkanları dahilinde çözmelidir.

Not: Uçakla Gelecek Arkadaşlar GİRON (GERONA) havalanına inmelidirler. Gerona’dan Pals’a otobüs seferleri olmakta. Gelen arkadaşlar otobüs yada ticari taksi ile kamp yerine ulaşabilirler. Gerona ile Pals 50 km civarındadır. Bir önceki yıl, uçak ile gelen arkadaşları kamp yerine taşımada oldukça zorluklar yaşamıştık. Komite önemli sıkıntılarla karşılaşmıştı. Oysa, Gerona’dan Pals’a ulaşım noktasında herhangi bir sorun olmadığı gibi, maddi olarakta belirtilmeye değmez miktarı aşmamaktadır. Uçak ile gelen arkadaşlar bunu özellikle dikkate almalı ve kendi imkanlarıyla kamp yerine ulaşmalıdırlar.

Yol güzergahı; Duisburg, Köln, Koblenz, Saarbürcken, Metz (Fransa), Nancy, Dijon, Lyon, Valence, Nimes, Montepellier, Beziers, Perpignan, Figueres (İspanya), Viladamat, Verges, Torroella de Montgri, Pals, Platja de Pals, Camping Neptuno.

KAMP ADRESİ;

Camping Neptuno

Rodors, 23. Platja de Pals

17256 – Pals

Catalunya (Spain)

Tel.: +34 972636731

Fax.: +34 972637309

Kolektif Tatil Kampımız; 21 Temmuz – 10 Ağustos 2018 tarihler arasında İspanya, Catalunya’nın Costa Brava bölgesi, Pals kasabasında (Platja de Pals / Camping Neptuno) yapılacaktır. Kamp yerine ilişkin daha geniş bilgi, http://www.campingneptuno.com  adresinde bulabilirsiniz.

Kolektif Tatil Kampımıza katılacak arkadaşların, 10 Temmuz 2018 tarihine kadar, ADHK’ya bağlı, Federasyon / Dernek veya doğrudan Genel Konseye kendilerini bildirmelidirler.

ADHK Genel Konseyi / Kamp Komitesi

Kontak Adres; kolektiftatilkampi@gmail.com

Telefon: 00 49 157 52 48 53 62

adhk tarafından

Seçim sonuçları ve sürecin gebe olduğu siyasal gelişmeler

Temmuz 9, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Seçim sonuçları önemli sorunlar önümüze koysa da, bu sonuçlarla birlikte anlam kazanacak olan önümüzdeki sürecin ekonomik kriz zemininde yaşanacak olan siyasi dalgalanmalar-çalkantılar dikkate değer olup, esas yoğunlaşma görevimizi oluşturmaktadır Bu süreç, devrimci durum ve dalganın-hareketin gelişmesine gebedir

Haber Merkezi (09-07-2018) Seçimler bitti, Erdoğan ya da ‘’cumhur ittifakı’’ cumhurbaşkanlığı-başkanlık seçimini kazandı. Aynı ittifak mecliste de çoğunluğa ulaşarak ‘’başarı’’ sağladı. Erdoğan’ın ‘’baraj altında bırakın’’ talimatlarına rağmen demokratik güçler seçim ittifakının adresi olan HDP barajı net bir şekilde aşarak seçimlerin gerçek kazananı oldu. Ki seçim sonuçlarında bizleri esasta ilgilendiren Kürt ulusu ve demokratik güçlerin elde ettiği bu başarıdır.

Sonuçlar, kimi öngörü ve yorumları doğrularken, istemleri yansıtan kimi yorum ve genel beklentileri esasta ters köşe yaptı. ‘’Kim öngörüsünde haklı çıktı, kim yanıldı’’ ikilemi üzerinden bir tartışma yürütmek anlamsız, gereksizdir. Zira burjuva seçimlerde, özellikle de bu seçimlerde sonuçların nesnel durum ve olağan gerçeğe uygun çıkması düşünülemez. Tüm emareler  bir durumu işaret etse de, seçimlerin demokratik ve eşit koşullarda yapılmaması, yasal düzenlemeler düzeyinde hilelerin devrede olduğu, sonuçları etkileyen baskıların yapılması, gizli anlaşmalar temelinde uluslar arası güçlerin seçimlerde aldığı pozisyon, sermaye sınıflarının bu zeminde aldıkları tavırlar gibi bir dizi etmen, seçim sonuçlarının bağımsız seçmen tavrı, iradesi ve objektif göstergelere paralel çıkmasını engelleyerek bütün gerçeğe ters orantılı sonuçların çıkmasını sağlayabilmektedir. Nitekim bu seçimlerde yaşanan tam da buydu.

Aynı biçimde, ‘’seçim sonuçları, seçimlere girme politikasının iflasını gösterdi’’ şeklindeki boykotçu böbürlenmelerin de bir o kadar yersiz ve sübjektif olduğunu, sığ bir yaklaşımdan malul olduğunu da söyleyelim. Sonuçlar boykotu değil, seçimlerde daha etkin rol oynamanın gerekliliğini işaret etmekte ve aynı zamanda Kürt ulusunun demokratik iradesinin faşist baskılara karşı rüştünü ispatlaması gibi anlamlı sonuç da seçimlere katılma taktiğinin son derece isabetli olduğunu tanıtlamaktadır. Özcesi, bunun üzerinde ayrıntılı bir tartışma yapmak da en azından burada-şimdilik gereksizdir. Seçim sonuçlarının önümüze koyduğu görev veya sonuçlardan çıkaracağımız ders kitlelerle bağ ve ilişkilerin daha da yoğunlaşılması, kitlelerin örgütlenmesi, daha fazla örgütlenip çalışmamız gerektiğidir vb vs… HDP’nin başarısı yürütülen çalışmaları olumlarken, bu çalışmaların daha da büyütülmesinin daha büyük başarılar elde edebileceğini göstermekte, öğretmektedir.

Genel olarak seçimlerin canlı politik atmosferi, yoğun siyasi aksiyonu ve gerilimi dindi denilebilir ki, bu olağan bir durumdur. Ancak seçim sonuçlarının ortaya koyduğu siyasi sonuçlar tartışmalara vesile olmakla birlikte, gerilimlere gebe bir süreci de koşullamaktadır. Gerilimin kaynağı ve nedeni, tek adam sultasının tüm prosedürleri aşıp engelsiz biçimde işbaşına gelmesiyle yaşanacak saldırganlığın aldığı nitelik iken, daha şimdiden içişleri bakanının Pervin Buldan’ı arayıp hoyratça tehdit etme küstahlığını sergilemesi yaşanacak bu gerilim ve gerginliğin ilk işaretlerini vermiş durumdadır. Kısacası sistem değişikliği ve bu sistem değişikliğinin Erdoğan ve güruhuyla özel anlam yüklenip tekçi faşizmin tek adam tekçiliğiyle pekişip keyfiyetçi faşist bir sultanın pervasızlığında nitelenecek siyasi şartlar gerilimin bizzat kendisi ve odağıdır. Seçimlerin sonuçlarında geniş halk kitlelerini ve ezilen ulus, inançlardan azınlıkları derinden etkileyecek nitelikteki bütün siyasi şartları tayin eden siyasi sonuç budur.

Siyasi sonuçların yarattığı tartışmalar ise, CHP içinde yaşanan tartışmalar örneğinde görülmekle birlikte, yapılan ittifaklar, yapılan baskı ve hileler, meclis aritmetiği ve bunun muhtemel sonuçları, cumhurbaşkanlığı sisteminin ülkeye getireceği sonuçlar vb vs şeklinde sıralanabilir. Burjuva düzen partileri ve iktidar şahsında, seçimlere, seçimlerin niteliğine ilişkin tartışmaların burjuva cephedeki yansımaları veya sonuçları bunlardır. Ki, sistem değişikliği ve iktidarın niteliği proletarya ve emekçi sınıfları da ilgilendiren, dolayısıyla devrimci siyasetin de kayıtsız olmadığı-olamayacağı sorunlardır. Bundan sonraki süreç yeni sistem ve bu sistemin toplum ve halk kitleleri aleyhine getirdiği siyasi-ekonomik sorunlar, yaratacağı gelişmelere tanık olacaktır. Kısa bir yumuşama eğilimi gündeme gelse de (ki, gelecektir) esasta faşist saldırılar, baskılar çok daha pervasız biçimde devrede olacak, halk kitlelerini, ulus, azınlık ve ezilen inançları derinden etkileyecektir. Özellikle krize doğru yaşanan ekonomik gidişatın, iktidarı kemer sıkma politikalarıyla başlayan ve kitlelerin haklı tepkisine yol açan gelişmelerle birlikte,  ekonomik ve siyasi olarak daha baskıcı, daha saldırgan olmasını koşullayacaktır. Ekonomik şartlar gibi, sınıf ve siyasi karakteri de iktidarın izleyeceği koyu baskıcı-saldırgan yönetiminin niteliğinde rol oynayacaktır-oynar. Özcesi, kısa bir dönem adına iktidarın yumuşak bir geçiş yapacağına şans versek de, hemen bu kısa süre sonra hem iktidarı bekleyen ve hem de kitleleri bekleyen ağır şartların gündemde olacağını söyleyebiliriz. İktidar açısından, ekonomik kriz koşullarında yönetememe sorunu gündemde olacağı gibi, emekçi halk kitleleri açısından iktidarın baskı, sömürü ve zulmünün çok daha acımasız biçimde gündemde olacaktır.

Önümüzdeki süreç işçi sınıfı ve halk kitlelerinin gündemde olacağı bir dönem olacaktır

İşte bizlerin öngörmesi veya üzerinde tartışması gereken ve tartışmamıza değer olan budur. Kimin yanıldığı, kimin doğru çıktığı şeklindeki ‘’sidik yarışı’’ değil. Seçime katılma taktiğinin yanlışlığı hiç değil. Önümüzdeki dönem ciddi sorunlara gebedir. Ekonomik kriz şartları fiilen kitlelerin kendiliğinden gelme hareketi demektir ki, önümüzdeki dönemde işçi sınıfı ve halk kitlelerin hareketi gündemde olacaktır. Yaşanan ekonomik problemler bu hareketi koşullamaktadır. Ekonomik çöküşte olan iktidarın kitleleri baskı altına alarak susturmaktan başka şansı yoktur. Baskılardan bıkan ve üstüne açlık ve işsizlikle, pahallılık ve enflasyonla yaşamsal düzeyde karşı karşıya kalacak olan kitlelerin öfke ve tepkisini dışa vurmaktan, harekete geçmekten başka bir davranışı yoktur, olmaz. Dolayısıyla proleter devrimci politikanın şimdi ilgilenmesi gereken esas mesele, seçimleri kimin kazandığı değil, seçim sonuçlarının da katkı sunduğu önümüzdeki sürecin siyasi gelişmeleri olmalıdır.

Seçim sonuçları önemli sorunlar önümüze koysa da, bu sonuçlarla birlikte anlam kazanacak olan önümüzdeki sürecin ekonomik kriz zemininde yaşanacak olan siyasi dalgalanmalar-çalkantılar dikkate değer olup, esas yoğunlaşma görevimizi oluşturmaktadır. Bu süreç, devrimci durum ve dalganın-hareketin gelişmesine gebedir. Örgütlü devrimci hareket için daha uygun şartların gündeme geleceği iddia edilebilir. Bu iddia tamamen önümüzdeki sürecin ekonomik siyasi gelişmelerine dayanan nesnel bir iddiadır. Hakim sınıfların kendi ağzıyla itiraf ettiği ekonomik kırılganlıklar, göstergeler kendi açılarından iç açıcı olmamakla birlikte, ağır bir ekonomik krizin kapıda olduğu bütün ekonomistlerce paylaşılmaktadır. Doların yükselişi, Tl’nin değer kaybında durdurulamayan gidişat geçici bir dolar ateşi değil, evrensel ekonomik savaşların ve dalgalanmaların ürünü olarak ciddi bir tehdit yaratan kalıcı bir trenddir. Tl’nin değer kaybederek düşüşü gündemde olacaktır. Bu iç piyasa açısından, merkezi ekonominin çöküşüne giden yoldur.  Bunun halk kitlelerine yansıması pahalılık ve karşılığında ücretlerin düşüşüyle birlikte yaşanan enflasyon, kemer sıkma politikaları, ağır zamlar ve vergilerle faturanın yoksul sınıflara yüklenmesi, alım gücünün zayıflayarak ekonominin giderek hareketsiz bir durağanlığa gömülmesi, üretimin daralarak küçülmesi, daha çok emekçi sınıfın işsiz kalması, daha büyük kitlelerinin açlık sınırına girmesi, açlık ordusunun büyümesiyle işçi-emekçi kesimlerin hareketinin gündeme gelmesi ve yönetenlerin yönetmede zorlanarak siyasi krizlerin patlaması biçiminde gelişmeleri kaçınılmazlığı anlamına gelecektir…

İşbaşına gelen iktidarın kazandığı zaferin ‘’Pirus zaferi’’ olarak değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Ekonomik olarak hüküm sürecek koşullar sıradan olmayıp pansuman tedbirlerle giderilebilecek şartlar olmayacaktır. Evet, Erdoğan ve güruhu seçimi kazanarak iktidarı elinde tuttu. Fakat bu iktidar dönemi, diğerlerinden çok daha ağır, kapsamlı ve köklü ekonomik sorunlarla boğuşmayı gerektirecek bir süreçtir. Hiçbir iktidarın önümüzdeki ekonomik şartların ağırlığı altından sorunsuz biçimde kalması mümkün değildir. Yani Erdoğan ve güruhu seçimleri-iktidarı almakla, ağır ekonomik şartlara gebe olan bir süreci omuzlama sorumluluğuyla kaldıramayacakları bir yükün altına girmiş oldular. Bu anlamda kazandıkları zafer sefasını sürecekleri bir zafer değil, ‘’cefasını’’ çekecekleri bir zaferdir. Kuşkusuz ki, fatura emekçi halk kitlelerine çıkarılacaktır. Fakat bu da, kitlelerin hoşnutsuzluğunu büyüterek hareketlerine yol açacak ve egemen sınıfları siyasi ‘’krizlerle’’ karşı karşıya getirecektir. Yönetememe sorunu, hem ekonominin ayakta tutulması ve hem de ekonomik durumun yansıması olarak kitle hareketinin yarattığı siyasi ‘’krizi’’ yönetme sorununda yaşanacaktır. İktidarı daha ağır bir sürecin beklediğini ve bu sürecin altından kolayca kalkamayacağı söylenebilir. Bu süreç iktidar için kendi oy tabanıyla da karşı karşıya gelme düzeyinde geniş halk kitleleriyle karşı karşıya gelerek teşhir olup kitle desteğini kaybedeceği bir süreç olacaktır.

Bütün bu şartların bir anlamı da, ağır sömürüye paralel olarak ağır baskıların devrede olacağı gerçeğidir. İktidar yönetebilmek için daha fazla baskıya başvurmak durumundadır. Saldırganlığın daha da ağırlaşacağı, savaş saldırganlıklarının ve ağır baskıların aktüel olacağı da beklenmelidir. Kısacası faşist baskılar, saldırganlıklar ile acımasız sömürü at başı gidecektir. Bir taraftan devrimci durum gelişecek, diğer taraftan faşist baskılar azacaktır.

İşte seçimleri kaybeden burjuva kliklerin kazanımı kitlelerle ve kitle hareketleriyle karşı karşıya kalacakları bu ekonomik-siyasi şartlar veya sürecin sorumluluğundan kurtulmuş olmalarıyken, seçim zaferiyle iktidara gelenlerin kazandıkları zaferi çöküşlerinin başlangıcı yapan gerçek tam da bu ekonomik krizi eşiğidir. İktidarın burjuva manada yenilgisinin başlangıcı seçim zaferi olmuştur.

Devrimci hareketin kitlelerle buluşup büyümesinin şartları önümüzdeki süreç açısından tamamen mümkündür

Kuşkusuz ki, yukarıda işaret etmeye çalıştığımız şartlar sadece iktidarın karşı karşıya kalacağı şartlar açısından anlam taşımamaktadır. Bu şartların esas anlamı devrimci durum ve harekette yaşanacak gelişmelerdir ki, bu da örgütlü devrimci hareketin kitle hareketiyle buluşması ve kitle hareketi zemininde devrimci mücadeleyi büyüterek devrim doğrultusunda ileri taşıma şartlarının gündeme gelmesidir. Dolayısıyla örgütlü devrimci hareket ‘’geliyorum’’ diyen bu uygun şartlara göre hazırlanıp görev ve sorumluluklarına uygun hareket etmelidir. Devrimci hareketin kitlelerle buluşup büyümesinin şartları özellikle önümüzdeki süreç açısından öngördüğümüz gelişmeler bağlamında tamamen mevcuttur. Uygun şartların gelmesi veya olması kendi başına devrimci gelişmeye yetmez. Devrimci hareketin bu şartlardan devrim adına yararlanması ve gerekli gelişmeleri göstermesi için bir dizi hazırlıklara girişmesi, gecikmeksizin bu görev ve hazırlıklarını ciddiyetle yerine getirmesi şarttır. Gerekli çalışma ve örgütlenmeler yapılmadan önümüzdeki sürecin lehte şartlarından yararlanmak ve tabiatıyla büyüyüp ilerlemek de mümkün olmaz. Hazırlık derken kastımız devrimci görevlerin örgütlenme faaliyetleri ve mücadele pratiğinde sergilenmesinden başka bir şey değildir. Hazırlık, şartların önümüze getirdiği koşullara uygun pratiğe girmek, örgütlenmek ve eyleme geçmektir. Hazırlığın da, gelişip büyümenin de yolu bu pratikten geçer. Kitlelerle birleşmekten ve onları birleştirmekten geçer.

Başarısız darbe girişimi ve sonrası kısa dönem de olsa, hakim sınıflar ve devletlerinin en büyük zayıflıklar ve zaaflar yaşadığı dönemdi. Ancak devrimci hareket varlık gösteremediği için bu şartlardan faydalanmak şöyle dursun tam bir edilgenlik içinde kalarak hakim sınıfların inisiyatifi ele geçirerek toparlanmalarına fırsat verdi. Özcesi, şartların uygun olması elbette önemli bir etmen ama asıl etmen örgütlü devrimci hareketin ne durumda olduğudur. Dolayısıyla muhtemel gördüğümüz önümüzdeki sürecin devrim-devrimci hareket için uygun olması yetmez, örgütlü devrimci hareketin görev ve sorumluluklarını yerine getirme durumunda olması, yeterli örgütsel güce sahip olması gerekmektedir. Bunun için zaman yitirmeden devrimci eylemi geliştirmek, örgütlenme çalışmasını yoğunlaştırmak ve devrimci kuvvetler arasındaki ittifakları büyütmek gerekmektedir. Bu perspektifle hareket eden örgütlü devrimci hareket belki çok büyük başarılar ve kazanımlar elde etmeyecektir ama öyle ya da böyle kazanımlar sağlayarak gelişmeler gösterecektir. Bu da devrimci hareket ve mücadelenin gelişme seyrine uygundur. Uygun olan bir koşuldan hemen devrim çıkarmak mümkün değildir ama ilerlemeler sağlamak mümkündür. Devrim bu birikim ve kazanımlar üzerinden ilerler.

Devrimci durum ve hareket adına öngördüğümüz olumlu şartlardan devrim beklentimiz yoktur ama devrimci hareketin gelişmesini mümkün görmekteyiz. Daha da önemlisi, gerek ekonomik durum ve bunu takiben gelişecek siyasi şartlar ve gerekse de buradan doğacağını varsaydığımız uygun devrimci durum ile devrimci dalga hakkındaki öngörülerimiz her ne kadar toplumsal çelişkiler ve bu çelişkilerin besleyenleri tarafından doğrulanan teorik bir doğru olsa da, teorik olarak doğru olan her durumun gerçek yaşamda birebir gerçekleşmediğini de unutmamak lazım. Seçimlere dönük yapılan yorum ve öngörüler genellikle Erdoğan ve şürekâsının kaybedeceğine dairdi. Teorik olarak bu tamamen mümkündü ve mevcut şartlar tarafından da desteklenen bir doğruydu-yorum ya da öngörüydü. Yani, yaşananlara, emarelere, gelişmelere vb vs bakıldığında Erdoğan’ın seçimleri kaybetmesi tespit edilebilir bir doğruydu, bu tespit teorik yorum ve dayanaklarla doğruydu. Ne var ki, seçim sonuçları bu mantıki yorumlara göre değil, aksine çıktı. Burada olağanın dışında başka unsurların belirleyici olduğu söylenebilir. Yani seçimleri emperyalist proje ve destekler temelinde kazandığı söylenebilir. Kısacası teorik doğru seçimlerde ispatlanmayıp tersi doğrulandı. O halde teorik olarak doğru olmasına karşın, başka etmenler vasıtasıyla teorik doğruya ters gelişmelerin yaşanması mümkündür. Ki, önümüzdeki sürece dair belirttiğimiz öngörüler teorik olarak doğru olsa da, öngördüğümüz gibi bir ekonomik kriz ve onu takip eden gelişmeler gerçekleşmeyebilir. Zira emperyalist haydutlar kendileri için önemli olan bir pazarı siyasi olarak da ekonomik olarak da ayakta tutmaktan yana tavır alıp ekonomik-siyasi desteklerle bu süreci erteleyebilirler. Fakat böyle de olsa, işaret ettiğimiz gelişmeler esastır ve buna dair öngörülerimiz bir gerçekliği ifade etmektedir.

Emperyalist dünya şartları ve dengeleri ciddi ekonomik krizleri koşullayan ve onu besleyen özelliklere sahip bir dönemden geçmektedir. Ekonomik sarsıntı ve krizler, içinde bulunduğumuz süreçte genel bir karakteri-durumu tanıtlamaktadır. Uluslar arası ekonomiden bağımsız olmayan ve bağımlı ekonomi olan ülke ekonomisinin bu şartlardan çok daha fazla ve doğrudan etkilenmesi olağan olandır.

Sonuç olarak, çok kısa da olsa biçimsel bir yumuşama döneminin gündeme gelmesi mevcut baskılanma altındaki iktidar için mümkündür. Bu dönem kısa süre sonra ve belki de yumuşama dönemi dediğimiz bu sürçle iç içe ağır baskıcı saldırgan bir dönem devreye girip egemen olacaktır. Ekonomik veriler de iktidarın sınıf ve siyasi karakteri de bunu koşullamakta, doğrulamaktadır. Havuç-sopa politikası kısa süreçte geçerli olsa da, büyük saldırganlık altında azgın sömürü ve faşist baskılar çıplak biçimde ve gecikmeden devreye girecektir. Faşizmin her ton ve taktiğine karşı daha fazla örgütlenmekten, daha fazla mücadele etmekten başka bir tercih ve yolumuz yoktur!

Disiplinli,  sıkı çalışan, bedel ödeme pahasına mücadele eden, şartların esiri olmayan, zorluk ve zayıflıklara karşı sağlam iradeyle karşı koyan, devrimde kararlı olan, devrimim bütün meşru eylemlerini pratiğe dökmekte tereddüt etmeyen, halka ve devrime samimi olarak bağlı olan, gericiliğin her türü ve siyasi egemenliğine karşı savaşma cüreti olan örgütlü-kararlı devrimci tavır ve nitelikle ağır şartları omuzlayıp devrimci gelişmelere kilitlenelim!

adhk tarafından

Kornwestheim’de politik tutsaklarla dayanışma pikniği yapıldı

Temmuz 9, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Tohum Kültür Derneği/Stuttgart ve Demokratik Kültür Merkezi/Ludwigsburg, Cumartesi günü Kornwestheimde politik tutsaklarla dayanışma pikniği düzenledi

Stuttgart (09-07-2018) Birlikte yapılan etkinlikler ve eylemler, özlemini duyduğumuz yarınlara bizi güvenle taşıyacak en önemli hasletimizdir. “Birlikten güç doğar” derler eskiler. Bu söz yüzyılların deneyiminden süzülüp gelendir.

ADHK ve ATIF’e bağlı dernekler Stuttgart ve Ludwigsburg kentleri ekseninde yaptıkları çalışmalara yaz sezonuna girerken hem Politik tutsaklarla dayanışma onların sesi olma, sesine güç katma hem yaşadıkları ağır şartları bir ölçüde kolaylaştıracağı umuduyla maddi katkı sunma düşüncesi ile hareket ettiklerini vurguladılar. Amaca selam durulması gerekiyor elbette. Ancak birlikte yapma , ve bu noktada kendi çevrelerini bu yönde eğitme, ikna ve harekete geçirme takdir edilmesi gereken diğer bir yöndür.

Hazırlıkları ve gerçekleştirildiği anadan sonlandırıldığı ana kadar kollektivizmin ve özverinin yaşam bulduğu bu çalışma başka alanlarada ışık tutsun.

Katılımın daha da yüksek olabileceği bu etkinlikte en önemli nokta katılan ve destek veren sanatçıları , kitlesi, organize edenleri ile herkesin yarattığı sıcak ortam ve dostluk ilişkileri ve yoldaşlaşmanın zeminlerinden biri olan sosyal paylaşımlara örnek olmasıdır.

Tektip elbisenin, örgütsüzleştirmenin ve giderek teslim almanın hesaplarının yapıldığı Türkiye ile ikiyüzlüce Türk-İslam faşizmine destek sunan Avrupa devletlerinin gerek interpolü kullanarak gerek politik iltica alanını daraltan ve uygulamada devrimci politik ilticacıları iade ile tehdit eden eğilim ve uygulamaları, zindanlara yönelik duyarlılığı yükseltmeyi ve gerici ittifaklara karşı her alanda mücadeleyi artırmayı koşulluyor. Politik tutsaklarla dayanışma pikniğinin ve yürütülen çeşitli kampanyaların tüm politik tutsaklara özgürlük…Almanya da129A ve B yasalarına karşı mücadele, Tektip elbiseye karşı ve F tipi hapishanelere karşı mücadeleler, iadelere karşı bugün Turgut Kaya nezdinde sürdürülen Turgut Kaya ya özgürlük, Hidir Gönek e özgürlük kampanyası bu yöndeki birlik ihtiyacının alanlarıdır aynı zamanda.

İsmail Doğruer

adhk tarafından

Sivas/Madımak anması ve Asaf Kocak belgesel gösterimi yapıldı

Temmuz 8, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Viyana (08-07-2018) 1 Temmuz pazar günü Avusturya’nın başkenti Viyana da ADHF’nin çağrısıyla gerçekleşen anmaya yaz sürecine rağmen yoğun ilgi vardı Sivas katliamında yaşamını yitiren karikatürist ve aydın sanatcı Asaf Kocak`ın yaşamını ve Madımak Katliamını ele alan ”DİNO” belgeseli gösterildi ve akabinde ADHF’nin Viyana derneğinde anma niteliğinde kısa bir söyleşi gerçekleştirildi.

Belgesel saat 14:15 de Viyana’nın tarihi bir sinemasında gösterildi. Yönetmen ”KEREMO”nun (Kerem Tekoğlu) da Türkiye-Kuzey Kürdistandan katılım sağladığı sinema salonunda kitlenin belgeselin akabinde soru yağmuruna tutması kitlenin ilgi ve alakasının göstergelerinin sadece bir tanesiydi.

adhk tarafından

Viyana da 12 saat çalışma yasasına karşı kitlesel yürüyüş

Temmuz 8, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Viyana (08-07-2018) 30 Haziran Cumartesi günü Avusturyanın başkenti Viyanada başta sendikalar olmak üzere çeşitli devrimci demokratik kurumların çağrısıyla toplanan 120 000 kişi güçlü bir şekilde ve yükses bir sesle HAYIR dedi bu anti-demokratik sosyal hak gaspına.

ADHF’nin çağrısıyla gelen kitlemizle coşkulu bir kortej oluşturan sorumlu arkadaşlar, Sahneden kitleye direniş cağrısı yaparken yoldaşarlımız sık sık kitlenin kararlı direniş sloganlarında karşılık buldu.

Almanca bildiri ve dövizlerimizin yoğun ilgi gördüğü bu eylemde bir grup devrimci-demokratik kurumlarla yapılan kısa görüşmeler sonucunda gerek sendikal alanda gerekse kitle çalışmalarında(imza kampanyası gibi) ortak hareket etme üzere toplantı talep edildi ve akabinde o kurumlarla görüşmeler yapıldı.

adhk tarafından

Düsseldorf’da binler yeni polis yasasını protesto etti

Temmuz 8, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya’nın Bayern ve NRW eyaletlerinde çıkan yeni polis yasası Düsseldorf’da 20 bine aşkın kitlenin katılımıyla protesto edildi

Düsseldorf (08-07-2018) Almanya Bayern Eyaletinden sonra NRW eyaletindede yeni polis kanununa karşı, cogunlugu genclerin olusturdugu eyleme, coskulu ve disiplinli duruş damgasını vurdu.

Spor kulupleri, çevre örgütleri, sol guruplar, devrimci  örgüt ve partiler kısacası sistemle sorunu olan geniş bir yelpazenin katılımı ve çoşkusu bizleri umutlandırdı,  yerkürede  yanlnız olmadığımızı bize tekrardan hatırlattı.

Bunun yanısıra ICOR’un bünyesinde Afrika’dan Asya’ya kadar bir cok renkten ve ülkeden delegasyonların olması yürüyüşe ayrı bir zenginlik kattı.

Diger bir ayrıntı, kalabalığın karşısında polis buharlaştı, geri çekilmek zorunda kaldılar. Yürüyüş başarıyla tamamlandı.

adhk tarafından

Turgut Kaya ve Gülizar Taşdemir yalnız degildir !

Temmuz 6, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Hamburg (06-07-2018) Norwec devletinin Kürt politikacı kadın aktivist Gülizar Taşdemir’in Norwec tarafından Türk devletine teslim edilmesini ve yine Yunanistan da tutsak olan 37gündür açlık grevinde olan Türk devletine teslim edilme riski olan devrimci Turgut Kaya’yı sahiplenmek ve Avrupa devletlerinin faşist TC devleti ile gercekleştirdikleri anti demokratik uygulamalar, mülteci hakkının politik insanların hakkının oldugu, bu hakkın gasp edilmesininde emperyalistlerin TC devletiyle giristikleri işbirligi Hamburg Altona semt merkezinde protesto edildi.

 

 

 

 

adhk tarafından

Bern’de çocuklara yönelik katliamlar protesto edildi

Temmuz 6, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Türkiye’de AKP döneminde artan çocuk istismarı ve kadına şiddet olayları İsviçre’nin Bern kentinde gerçekleştirilen eylemle protesto edildi

Bern (06-07-2018) HDK Bern’in çağrısıyla bugün merkez tren istasyonu önünde ‘’Çocuk susar, sen susma’’ şiarıyla sessiz eylem gerçekleştirildi. Yaşamını yitiren çocukların fotoğraflarının taşındığı eylemde mumlar yakıldı.

AKP hükümetinin bu duruma sessiz kalışı, hatta teşvik edişi 16 yıllık AKP hükümeti döneminde gerçekleşen çocuklarla kadınlara dönük şiddet, taciz ve tecavüzlerde ki artışın anlatıldığı Almanca bildiriler çevredekilere dağıtıldı. Çocuklar ve kadınlar tarafından balonların uçurulmasının ardından eylem sonlandırıldı.

adhk tarafından

Avrupa’nın ortasına yeni toplama kampları planı

Temmuz 4, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Almanya’da İçişleri Bakanı Seehofer’i istifanın eşiğine getiren ve diğer Avrupa ülkelerine dayatılan yeni mülteci planında kapalı kampların kurulması var

HABER MERKEZİ (04-07-2018) Almanya’da iktidarda bulunan kardeş partiler Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU)’nun arasını açan yeni mülteci planında son anda uzlaşı sağlanmıştı. CDU lideri başbakan Merkel’in direnmesi yüzünden, İçişleri Bakanı olan CSU lideri Horst Seehofer ‘istifa ederim’ tehdidiyle planı kabul ettirmişti.

Yeni mülteci planında ise Almanya’yı özelikle İtalya, Avusturya ve Yunanistan gibi ülkeler üzerinden gelen mültecilerden korumayı amaçlıyor. Bunun için de Almanya’ya gelmeye çalışan mülteciler ‘transit merkezleri’ adı verilen kamplarda tutulacak. Göçmen kuruluşları plana sert tepki gösteriyorlar.

Almanya’nın önde gelen mültecilerle dayanışma kuruluşu Pro Asyl Başkanı Günter Burkhardt “Savaş, terör, şiddetten kaçan ve bir ülkenin sınırlarını kullanarak başka bir ülkeye geçmeye çalışan transit mültecilere tutsak muamelesi yapılacak” diye konuştu.

KAMPLARA GİREN MÜLTECİ DIŞARI ÇIKAMAYACAK

  1. Dünya Savaşı sonrasında yıkılan Nazi Almanya rejiminin Avrupa’da kurduğu kampları çağrıştıran bu merkezlere giren mülteciler başka bir Avrupa ülkesine kabul edilene kadar zorla tutulacak. Almanya’nın sınırlarında yakalanan mülteciler bu merkeze gönderilecek. Merkezlerden ilki Almanya-Avusturya sınırındaki bir noktada kurulması planlanıyor.

Bild gazetesinin bugünkü sayısında yer alan bir habere göre söz konusu kamp havalimanlarında bulunan ve hiçbir ülkeye ait olmayan transit bir bölge gibi olacak. Almanya’nın Bayern Eyaleti sınırları içinde olmasına rağmen bu bölgenin Alman devletiyle yasal hiçbir bağlantısı olmayacak.

Söz konusu merkez için Bayern’de bulunan bazı eski askeri karargahlardan birisinin kullanılması düşünülüyor. Ancak uygun bir yer bulunmaması halinde konteynerlerden bir merkez kurulacak. Federal Alman polisinin denetimi altında bulunan bu merkezde tutulan mülteciler, bir ülkeye kabul edilene veya geçiş olarak kullandığı ülke tarafından kabul edilene kadar tutulacak.

MAYER: KAMP CEZAEVİ DEĞİL

Bild gazetesine konuşan CDU’lu İçişleri Bakanı müsteşarı Stephan Mayer kampın cezaevi olmadığını önü sürdü. Kamp planını savunan Mayer “Transit mülteciler bu merkezin içinde istedikleri gibi hareket edebilirler, fakat dışarı çıkamayacaklar. Mülteciler sadece Almanya’ya ulaşmak için transit olarak kullandıkları ülkeye gönüllü şekilde gitme hakları var” dedi.

Gönüllü gitmeyen mülteciler ise söz konusu ülkeler tarafından kabul edilene kadar kampta tutulacaklar ve bu işlemin ayları bulacağı belirtiliyor. Ancak Avusturya plana sert şekilde karşı çıkıyor. Zira bu kamplar sonucunda Avusturya’ya daha fazla mülteci gönderilecek.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, dün yaptığı açıklamada Almanya’nın sınır politikasını sertleştirmesi halinde, kendilerinin de aynısını yapacaklarını belirtmişti. Viyana yönetimini ikna etmek için planın sahibi CSU lideri Horst Seehofer, yarın Avusturya’ya gidecek.

Almanya’nın kapılarını mültecilere sıkı şekilde kapatma anlamına gelen söz konusu kampı kurması halinde diğer Avrupa ülkelerinin de Berlin yönetimini örnek alması bekleniyor. Hali hazırda Avusturya, Macaristan, Slovenya, Çekya ve İtalya da bu kampları gündemine almış durumda.

ANF

adhk tarafından

Akdeniz mülteci mezarlığına döndü: 6 ayda 1400 ölü

Temmuz 4, 2018 de ANASAYFA adhk tarafından

Hayatını kaybedenlerin sayısının şu ana kadar tahmin edilenin yüzde 40 üzerinde olduğu vurgulandı

Avrupa (04-07-2018) Avrupa mülteci politikalarında nasıl bir yol izleyeceğini tartışırken, Akdeniz’de umuda yolculukları sırasında hayatını kaybedenlerin sayısı 2018’in ilk altı ayında 1400’ü aştı.

Bu yılın başından itibaren Akdeniz üzerinden Avrupa’ya kaçmak için yola çıkan 1405 mülteci hayatını kaybetti. Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) Cenevre’de yaptığı açıklamada, sayının şu ana kadar tahmin edilenin yüzde 40 üzerinde olduğu vurgulandı. Bu rakamlara 19 ve 20 Haziran’da meydana gelen faciaların da dahil olduğu belirtildi.

Deutsche Welle’deki habere göre, Berlin’deki IOM veri analiz merkezinden Julia Black, sadece bu iki günde en az 215 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

SON 4 GÜNDE 300 KİŞİ BOĞULDU

Cuma günü Libya’nın başkenti Trablus’un kuzeyi açıklarında mültecileri taşıyan bir balıkçı teknesinin alabolara olması sonucu 104 kişi hayatını kaybetti. Pazar günüyse Trablus’un doğusunda benzer bir facia meydana geldi, 114 kişi yaşamını yitirdi.

IOM istatistiğinde yer almanyan son trajediyse pazartesi günü yaşandı ve yine Libya açıklarında bir şişme bottaki 104 kişiden, 63’ü boğularak öldü.

Göçmen örgütleri temsilcilerine göre, İtalya’nın limanlarını özel kurtarma gemilerine kapattığı geçen haziran, Avrupa’ya kaçışlar sırasında son beş yılda en fazla ölüm vakasının yaşandığı ay oldu. BM verilerine göre Haziran’da 692 mülteci daha, güvenli bölgelere kaçış yolculuğunda hayatını kaybetti.

Uluslararasıarası Göç Örgütü’nün (IOM) Libya Sorumlusu Othman Belbeisi, Libya açıklarındaki ölüm vakalarının alarm verici boyuta ulaştığını söyledi.

Libya özellikle Afrika’dan Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşmak isteyen mültecilerin kaçış rotası üzerinde bulunuyor. Othman Belbeisi, insan tacirlerinin, Avrupa’nın Akdeniz’de mültecilere yönelik politikalarını sertleştireceği yönündeki artan söylemleri nedeniyle, mültecilerin endişelerini kendi çıkarları için kullandığını belirtiyor.

Malta’da yetkililer geçen günlerde Sea Watch 3 adlı Alman mültecileri kurtarma gemisinin limandan ayrılmasına izin vermedi. Gemi Kaptanı Pia Klemp, “Bizim limandan çıkışımız engellenirken, pek çok kişinin boğularak hayatını kaybetmesi utanç verici bir suç” dedi. Bir diğer Alman yardım gemisi Sea Eye Örügüt’ne bağlı Seefuchs’a da limandan çıkış izni verilmedi. (DIŞ HABERLER SERVİSİ)

Artı Gerçek