adhk tarafından

Konfederal Demokrasinin Dersim’le İmtihanı

Ocak 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Mevki/makam düşkünleri değil, ama bir esaretten kurtulma ve alternatif bir toplum yaratma angajmanlarında samimi olanlar, dost güçler arasındaki anlaşmazlıklara dostane yöntemlerle çözüm bulunabileceğini anlama konusunda Kaf dağından bakanlardan ve amigoca yuhalayan ya da alkışlayanlardan daha yakındırlar

“Pusulasız bir halde girdik yeni yüzyıla”

HABER MERKEZİ (21-01-2019) Bu söz, Amin Maalouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya”  başlıklı kitabının ilk cümlesidir.

Devamında ise, “…entelektüel dünyanın, finans dünyasının, iklimin, jeopolitiğin, etiğin çivisi çıkmış durumda” tespiti yapıyor Maalouf.

İlk bakışta karamsar gibi görülebilir belki, ancak yaşananlara, dünyamızın hâl-i pür-melâli’ne kuş bakışı baktığımızda eksik bile kaldığını görüyoruz söylenenlerin.

Eski ve yeni sömürgeci ittifakların insanlığı ve gezegenimizi benzersiz bir felakete sürüklediği, önceki yüzyıllara ait toplumsal denge, arayış ve paradigmaların altüst olduğu, dost-düşman kavramlarının birbirine karıştığı, hiç denenmemişler gibi bin yılların din doğmalarına, ulusçuluk efsanelerine doğru bir geri dönüşün yaşandığı, çoğu sınıfsal ve ulusal öznelerinin daha muhalefetteyken düşmanlarına benzemeye başladıkları göz önünde bir durumdur.

“Çivisi çıkmış bir dünya”nın, bir de Ortadoğu’su var ki, kâinata şenlik!

Bir kadınlar hapishanesi olmanın yanında, “azınlık” tabir edilen bir etnik topluluklar, inanç ve kültürel kimlikler mezarlığına da dönüşen, iç ve dış çatışma dinamikleri giderek bilenen, beterin de beteri bir kaos coğrafyası…

Karşı karşıya bulunduğudumuz manzara, yörüngesi etrafında dönüp durmayla eksen kaymalarının yarış halinde olduğu, çok katmanlı bir uygarlık iflası halinin hüküm sürdüğü; ama yanısıra, kaderine razı olmayı reddeden bir direniş, tükenmeyen bir umut ve çıkış arayışının da varlığını sürdürdüğü bir olgular bütünüdür.

Daimi gündem: Dersim

Yaklaşan yerel seçimlerin vesile olduğu Dersim tartışmalarına “uzaktan” katılmayı düşünmüyordum doğrusu.

Ancak, hakkaniyet ve iyi niyet sınırlarını aşan, demokratik/sosyalist dinamikler arası dayanışma ilişkilerini tahrip potansiyeli taşıyan yazı ve konuşmalara tanık olmak, anlayışlara dair birkaç söz etmeyi gerekli kıldı. Zira gerilimi tırmandırma heveslisi yaklaşımlar -belki farkında olmadan-  manipülatif/provakatif dış müdahalelere de alan açmış oluyorlar.

Teşkiat-ı Mahsusa mirasından gelen, sınırsız bütçe, lojistik imkân ve kadro ağı bulunan kozmik derinlikli devlet kurumlarının, dost güçler arasında zaman zaman oluşabilecek konjonktürel, taktik anlaşmazlıklara hangi emellerle yaklaştıkları, nasıl yoktan fay hatları yaratabildikleri, olanları ise ne tür maharetlerle derinleştirebildikleri trajik tarihsel tecrübelerden biliniyor. Bunu anlamak için herhangi bir istihbarat generalinin 30-40 yıl sonra yayınlanacak anılarını beklemek gerekmiyor.

Üzerinde ittifak müzakereleri yürütülen Dersim kent belediyesi seçimi ne Med hanedanlığının, ne de Sasani ve Osmanlı/Cumhuriyet imparatorluklarının başkent belediye seçimi olmadığına değil.  Nihayetinde 37 bin nüfuslu, 26 bin seçmenli bir belediyeden söz edildiği halde neden gerilimli bir seçim içinde seçim, kampanya içinde kampanya iklimi? Sonuçta sistem içi bir yerel seçim değil mi sözkonusu olan.

Alternatif bir gelecek tasarımına sahip direnişçi güçler için yerel yönetimlerin kazanılması -yarını bugünden inşaa etmenin mikro örneklerini yaratmak bakımından- elbette önemlidir. Ancak kaybedilmesi de, ne Demokratik Konfederalizm projesinin, ne de bir sosyal devrim projesinin sonu olur.

Öte yandan, sözkonusu Dersim olunca en olağan bir ittifak anlaşmazlığından dahi vazife çıkaran kimi “yazar”ların meseleyi garip bir öfke ve iştahla geniş bir sahaya yayma çabaları da ayrıca dikkat çekici.

Peki, kabul edilebilir küçük bir düşünce farklılığı dahi neden bunca harlanarak etrafı tutuşturma kıvamına gelebiliyor?

Hangi sosyo-kültürel bileşimler ve politik fay hatlarıdır Dersim tartışmalarını hep gündemde tutan?

En genel ve derindeki neden, Dersim’in tarihsel, kültürel özgünlüğüdür elbette.

Bir iç soykırıma uğramasının yarattığı ağır travma, evrensel ufuklu düşünce akımlarına, sosyal hareketlere açık duruşunun yanında, “dış müdahale” gibi algıladığı yaklaşımlardan duyduğu endişe ve gösterdiği direnç de onu tartışma gündeminin baş sıralarında tutmuştur.

Budana budana dört dağ içine sıkıştırılmış, küçücük nüfusuyla kıyaslanmayacak denli bir özgül ağırlığa sahip Dersim’i sıkça tartışmaların merkezine çeken başlıca nedensellikler kanımca şöyle sıralanabilir:

İlki, İttihatçı/Kemalist ve neo-Osmanlıcı geleneğinin öteden beri “dahili tümör” gördüğü bu coğrafya parçasını yeniden fethetme, onun heterojen uyuma dayalı kültürel dokusunu tarumar etme çabasıdır. Dinmeyen bir nefretle onu Türk-İslam sentezi içinde eritme ısrarıdır.

Dersim, Osmanlı ve devamı Cumhuriyetin bir önceki “dâhili tümör”ü Batı-Ermenistan’la olan coğrafi, kültürel yakınlığı da bir tür suç telakki edilmiş, onu ebedi boy hedefi yapmanın bir nedeni sayılmıştır.

1915-23 arasında aşamalı olarak gerçekleştirilen 20 yüzyılın ilk büyük soykırımıyla Batı-Ermenistan’ın Misakı-Milli (ve Kuzey-Kürdistan) dâhilinde iç edilmesi bile, Türk gericiliğinin Ermeni karşıtı nefretini yatıştırmaya yetmemiş olmalı ki;

Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yaptığı yıllarda Prof. Yusuf Halaçoğlu’nun ağzından, “Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta söyleyeyim; Alevi Kürt olarak bilinen insanlar maalesef Ermeni’den dönmedir” denilerek Dersim merkezli çok sayıda Kızılbaş Kürt ve Zaza aşiretlerinin Ermeni kökenleri hatırlatılmış, patolojik bir kindarlığın bu yüzyıl da devam edeceğinin sinyali verilmiştir.

İkincisi, Sünni İslam’ın empoze edilmesinde fazlaca bir mahsur görmeyen, bölgenin özgün farklılıklarını, halkın bir kesiminin kendini Kürt etnik kimliği içinde tanımlamak istemediğini görmek ve duymak istemeyen, Dersim’in yekpare Kürt olduğunu düşünen ve buna uygun bir politik hat takip eden kesimin ısrarıdır. Bu milliyetçi yaklaşımda -eski kötü refleksleri zaman zaman nüksetmekle birlikte- demokratik esneklik istikâmetinde önemli mesafeler alındığı da teslim edilmesi gereken bir olgudur.

Ezilmenin, başkalarını ezmeyi meşru kılmayacağı gerçeğini derinlemesine anlamak, kalıcı bir Kürt aydınlanmasın da minimum gereğidir.

Üçüncüsü, Biri hâkim, diğeri mahkûm iki ayrı milliyetçi zorlamaya da tepki olarak bir başka etnik benmerkezci, “Zazacı” bir bakış açısı ve örgütlenmenin varlığıdır. Her etnik, inanç ve politik benmerkezci görüş açısı gibi “Zazacılık” da ruhunda tektipleştirici bir darlık, çoklu etnik, kültürel toplumsal dokudan duyulan korku ve endişeleri barındırıyor.

Söz gelimi, bu gün üç dilin konuşulduğu bu coğrafyada söze “Dersim’in dili ve kültürü” klişesiyle başlanır. Daha geçen yüzyılın başlarında orada Ermenice diye bir dilin konuşulduğu, neredeyse her dağında-vadisinde, çeşmesinde-değirmeninde, kömünde-mezrasında ayak ve parmak izleri bulunan Ermeni uygarlığının belirgin etkisi minimize edilir, hatta gizli bir rahatsızlık duyulur.

Dördüncüsü, kimilerine göre “kökü dışarıda yabancı ideolojilere kanmış”; Karl Marks’tan Roza Lüxemburg’a, Mao’dan Anna Goldman’a, Che Guvera’dan Bakunin ve Murray Bookchin’e kadar nice düşünür ve eylem insanının geliştirdikleri evrensel çaplı komünal çözüm önerilerine gönül vermiş “hayalperestler”in varlığıdır.

Devletlerin minyatür kopyaları olmaya hevesli çevrelerin bakışında, “Biyolojik dedelerimizin, yerli değerlerimizin rehberliğinde yürümek varken, elalemin dede ve ninelerinin peşinden gitmekte ısrar eden şu aymaz solcuların yaptığı da bir değil beş değil”di artık!

Onlar cümle canlılardan daha fazla eziyet görüp ölseler bile, “yeni” tip gerici reflekste, “Bölge halkına devletten daha fazla zarar veren” ve hâlâ “devrim/sosyal kurtuluş deyip duran iflah olmaz gafillerdi.”

“Her kelin yalnızca kendi başına merhem aradığı”, “her kuşun kendi sürüsüyle uçtuğu” ve “sağ gözün sol göze fayda etmediği” bir devirde hâlâ “bölge ve dünya halklarının birlik ve kardeşliğinden”, “modası geçmiş sosyalizm ve komünizm”den söz eden çağın Donkişotları da Dersim’in gündemde kalmasında rol oynuyordu.

Vurun komüniste-dinsize

Geçen yüzyılın son çeyreğinden itibaren sessiz-sedasız zihinlere yuvalanan,

“herkesin kendi gerçeği var”, “evrensel düşünse sistemleri, genel kurtuluş reçeteleri ve akıl çökmüştür”, “en doğrusu tüm birey, cemaat ve kimliklerin kendi köklerine, atalarının inanç sistemlerine dönmeleridir”… Türü post modern düşünce klişelerinin Dersim kültür coğrafyasını da etkilememesi imkânsızdı.

Bu düşünce sisteminde, iyi ile kötü, haklı ile haksız, güzel ile çirkin arasındaki ayrımlar belirginsizleşirken, ortak doğrular ve birlikte çözümler de tarihe emanet oluyordu. Dolayısıyla da, bir dünya sistemi olan kapitalizmin alt edilmesi de imkânsızdır.

Ekonomik planda “küreselleşme”ye, politik planda ise “yenidünya düzeni”ne denk düşen

Postmodern ideoloji, 20. yüzyıl devrimlerinin Sosyalizm ve Komünizm adına yaptıkları savunulması/bağışlanması imkânsız hata ve suçlarından da ziyadesiyle yararlanmıştır.

Ama artık, -bir zaman daha etkinliğini sürdürse de- dünya ölçeğinde yaşanan gelişemeler, onun da sonuna gelindiğini gösteriyor.

Fransa’da Kasım-2018 ortalarından bu yana devam eden Sarı Yelekliler Hareketinde “La Commune” diyen ve etrafını tutuşturma potansiyeli yüksek seslerin giderek çoğalması da, postmodern mitlerin çökmeye başlamasına güncel bir kanıttır.

Bir zamanlar “Komünizm ayağa kalk!” diyen Kapitalist/Emperyalist dünya ve Vatikan, şimdilerde kendi krizlerine çare arıyor.

Her çoğunluğun kendi azınlığını ezmesi, bir beşeriyet yasası olsa gerek! Aynı şekilde, “yukarı boşalmayan enerjinin aşağıya boşalması” yasasına uygun olarak, cellatlarıyla baş edemeyen birey ve toplulukların kendi çoçuklarını, kendinden zayıf gördüklerini dövmesi de galiba bir başka insanlık açmazı…

Biata razı edilemeyen “azınlık”ları küçük düşürme örneklerinden birine de Ovacık belediye deneyi ve “nohut- fasulye komünizmi”  metaforu üzerinden tanık olduk.

Demokrasilerde nohutun yeri

Nedendir bilinmez, insanoğlu -ve kızı- kimi bitki ve sebze türüyle çok fazla uğraşır. Örneğin ot, odun, fasulye, nohut ve hıyar gibi.

Sözgelimi, “kuru fasulyenin kendini nimetten sayması” alay konusudur insan için. Ya nohutun hali! Onun durumu daha bir içler acısıdır. Şehire taşınıp leblebi olduğunda bile kurtulamaz aşağılanmaktan. “Ektiğim nohut biçtiğim nohut, içine sıçtığım nohut, şehire geldin de leblebi mi oldun lan” denilerek onun evrim geçirmesi dahi kabul edilmez…

Başka biri(leri)ni aşağılamanın kimseyi yüceltmeyeceğini her aklı başında insan bilir.

Ovacık belediye deneyi ve kazanımlarıyla, HDP’li belediyelerin tecrübe ve kazanımlarını yan yana, birbirlerini zenginleştiren birikimler olarak ele almak yerine karşı karşıya koymak, birini küçültüp diğerini yüceltmeye çalışmak her bakımdan zararlı bir anlayıştır.

Diyelim ki bir belediye, son icat teknolojiyle postmodern tarım üretimi yapıyor. Kendi buluşu olan yapay hafızayı, yukarıda uyduları, aşağıda genetik mühendisliği ve nano teknolojiyi de işe koşturarak beşeriyetin bugüne kadar tanık olmadığı düzeyde bir tarımsal üretimle göz kamaştırıyor. Teknoloji ve tarımsal üretim fazlası, Ortadoğu’ya bile sığmıyor.

Varsayalım ki demokrasi kültürümüzün gelişimi sınır tanımıyor. Federal/konfederal sınırları çoktan aşmış, diğer kıtaların kapılarına dayanmıştır. Ekran ve gazete dolusu görgü ve kültür sahibi kadın-erkek yazarların kalemleri ışık damlıyor, gelecek yüzyıllara not düşüyor. Eriştiğimiz demokratik, entelektüel, sanatsal ve estetik zirve baş döndürüyor…

Bu gelişme düzeyi, olağandışı boyutlardaki bu mühendislik ve aydınlanma birikimi insana ne kazandırır, neyi öğretir?

Herşeyden evvel enginleştirir, Kâmil insan olmayı öğretir.

Sonuç yerine

Ateş hattında yaşayanlar, harami ittifaklarla boğuşmanın ne demek olduğunu bilenler, en sıradan bir eylem birliğinin dahi ne kadar kıymetli olduğunu bilirler.

Mevki/makam düşkünleri değil, ama bir esaretten kurtulma ve alternatif bir toplum yaratma angajmanlarında samimi olanlar, dost güçler arasındaki anlaşmazlıklara dostane yöntemlerle çözüm bulunabileceğini anlama konusunda Kaf dağından bakanlardan ve amigoca yuhalayan ya da alkışlayanlardan daha yakındırlar.

Eşit ve özgür bir gelecek mücadelesinin önde yürüyenleri eleştiriye, samimi uyarılara, uzatılan dost bir ele çok ihtiyaç duyar, değer verirler.

Çünkü eleştiri ve dostça uyarılar, olguları çok boyutlu görmemize, yanlış karar ve uygulamalardan sakınmamıza değerli katkılar sunarlar.

Giderek kararan bir Ortadoğu ve Türkiye’de direniş öznelerine düşen görev, “Nasıl birlikte yürünemez”i kanıtlamak değildir/olmamalıdır.

“Demokratik konfederalizm bir devlet sistemi değil, halkın devlet olmayan demokratik sistemidir”  görüşü doğru anlaşılıp uygulanabiliyorsa şayet, HDP ile SMF arasındaki tek ya da ayrı ayrı adaylarla yarışma meselesinin fazlaca bir sorun olmaması gerekir.

Aslolan, küçük bir Fatih’le uğraşırken büyüklerini gözden kaçırmamak ve denizi geçip, gelip çayda boğulmamaktır.

adhk tarafından

Esat Naci Yıldırım ve Kadir Karabak’ın talepleri kabul edildi

Ocak 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Van F Tipi Hapishanesi’nin uygulamalarını protesto ettikleri için 127 gündür ölüm orucunda olan Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın taleplerinin karşılanacağı açıklandı Tutsaklar, bunun üzerine ölüm orucunu sonlandırdı

HABER MERKEZİ (21-01-2019) Van F Tipi Hapishanesi’ndeki antidemokratik uygulamaları protesto eden TKP/ML davasından tutuklu Kadir Karabak ve MKP davasından tutuklu Esat Naci Yıldırım’ın başlattığı ölüm orucu 127 gün sonra başarıya ulaştı. Hapishane yönetimi taleplerinin karşılanacağını belirtmesi üzerine, Karabak ve Yıldırım eylemlerini sonlandırdı. Her iki tutuklu da sabah saatlerinde Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi.

Hapishane de avluların üzerine tel örgü yapılmayacak

Karabak ve Yıldırım ile görüşen avukatları Savaş Avcı kısa bir açıklama yaptı. Avcı, “Tutuklular İnfaz Savcısı ve Hapishanesi’nde birinci ve ikinci müdürle bir görüşme gerçekleştirmişler. Bu görüşmelerde Adalet Bakanlığı’nın talebiyle tutukluların talepleri kısmen kabul edilmiş. Dolayısıyla tutuklular bu saban itibariyle açlık grevini sonlandırdılar. Tutukluların talepleri, Türkiye’de ki hapishanelerde avlular üzerindeki tel örgülerin kaldırılmasıydı. Bu noktada hapishaneler de yapılan tel örgülerin durdurulduğu ve artık yapılmayacağına dair söz verilmiş. Yine sabah akşam sayımlarında, hücre giriş çıkışlarında ayakkabı araması yapılmayacak, ayakta sayım dayatılmayacağına dair güvence verilmiş. Genel ve yasal olan tüm yayınların da artık kendilerine verileceği ifade edilmiş, gelen ve giden mektuplara kısıtlılık konulmayacağı söylenmiştir. Bu talepler kabul edildiği için tutuklular bu sabah itibariyle hapishaneye verdikleri başvuru dilekçesiyle ölüm orucuna son verdiler” diye belirtti.

‘Tabip odası heyeti olmadan tedaviyi kabul etmeyeceğiz’

Tutuklular sabah saatlerinde ambulansla Van Bölge ve Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edilirken, tutuklular açlık grevine bıraktıklarına yönelik dilekçelerinde; Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) bağlı heyet gelmeden tedaviyi kabul etmeyeceklerini ifade etti. Tutukluların bu talebi üzerine de Tabipler Odası’nın tedavi sürecine dahil olmak için Sağlık Müdürlüğü’ne başvurdukları belirtildi. Hapishane idaresinin bunu kabul etmemesi üzerine Yıldırım ve Karabak tekrar Van F Tipi hapishanesine götürüldü. Avukatlar ve TTB hapishane yönetimi ile ile görüşüp sorunu çözmeye çalıştıkları bildirildi.

adhk tarafından

Kadınlardan Güven için cezaevi önünde eylem

Ocak 20, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

DİYARBAKIR – (20-01-2019) Tecride karşı 74 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in tutuklu olduğu Diyarbakır E  Tipi Cezaevi önünde eylem yapmak isteyen Dicle Amed Kadın Platformu üyelerine polis müdahale etti Yaklaşık 15 kadın gözaltına alındı

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde devam eden tecridin sonlandırılması talebiyle 74 gündür açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemine dikkat çekmek için eylem yapan kadınlar gözaltına alındı. Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi yakınında bir araya gelen Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP) üyesi yaklaşık 50 kadın ellerindeki düdükleri çalarak eylem yaptı.

Kadınların eylemi üzerine çevrelerini saran güvenlik şube ve çevik kuvvet polisleri kadınlara müdahale etti. Bu sırada müdahaleye karşı çıkan bazı kadınlar polisler tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Gözaltına alına kadınlar “Leyla Güven onurumuzdur” ve “Bijî berxwedana zindanan” sloganları attı.

Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şunlar: Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçiler Sendikası Diyarbakır Eşbaşkanı Gönül Adıbelli, Gurbet Özel, Gülistan Ekte, Narin Gezgör, Bahar Karakaş Uluğ, Ceylan Aslan, Rozerin Çatak, Adalet Kaya. Gözaltına alınan kadınların Diyarbakır TEM Şubeye götürüldüğü öğrenildi.

MİLLETVEKİLİNE MÜDAHALE

Polisin, cezaevi önüne gelen HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun’a elini kaldırarak bağırması da dikkat çekti. Fiziki müdahalede bulunarak cezaevi önünden ayrılması istenen Tosun’a, TOMA tarafında tazyikli su sıkıldı.

Cezaevi çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı.

mezopotamyaajansi

adhk tarafından

SMF: “İttifaklara”, “Dersim tartışmasına” ve “genel sürece” dair açıklama yaptı

Ocak 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) yerel seçimler kapsamında, “ittifaklar”, “Dersim’e dair tartışmalar” ve “genel yönelimlerine” dair açıklamalarda bulundu

Halkımıza ve Devrimci Demokratik Kamuoyuna!

SMF (18-01-2019) Ülkemizde ve dünyada emekçilere, ezilen halklara yönelik emperyalist-kapitalist dünya sömürgeciliğinin azgın saldırıları artarak devam etmektedir. Bölgemiz emperyalist devletlerin savaş alanına dönüştürülmüş, halklarımız burjuva efendilerin rantları, zenginlikleri için kan revan içinde ölüme ve yoksulluğa mahkûm edilmek istenmektedir. Emperyalizmin yeminli kalemşörleri, neo-liberal efendiler sosyalizmin bittiğinin, ‘tarihin sonu’nun geldiğinin, sınıf savaşının yerini ‘medeniyetler çatışmasının’ aldığının yalanını pazarlayıp dursunlar; dünyanın birçok yerinde komünist hareketler güçlenme ivmesi kazanmış durumdadır. Emperyalizme karşı mücadeleler gelişmekte, kendilerini farklı isimlerle ansalar da dünyanın her yerinde bu sömürü düzenine karşı halklar irili ufaklı ayağa kalkmaktadır. Tüm savaş, propaganda, ekonomik güçleri ellerinde bulundurmalarına rağmen halkların meşru isyanları karşısında acizleşen bu bir avuç bezirgân, yoksulların haklı taleplerine ise devlet terörü ile karşılık vermektedir.

AKP/Erdoğan despot faşist iktidarının son dönemde ırkçı-faşist MHP’yi de yanına alarak giriştiği tasfiyeci süreçte; devlet terörünün ayyuka çıktığı, en demokratik asgari talebin dahi polis işkencesine, yargı zulmüne maruz kaldığı bugünlerde AKP/Erdoğan despotizmin geriletilmesi hayati önem taşımaktadır. AKP/Erdoğan iktidarının geriletilmesi önemliyken, ülke emekçilerinin yeni düzen partilerine yeni tek adamlara da ihtiyacı yoktur. Sosyalistlerin önünde duran görev, tüm burjuva-faşist partilere karşı devrimin ve demokrasinin güçlerinin ortak cephesini örmektedir. Bu süreç içersinde ‘daha az faşist’ olana ihtiyacımız yoktur. Sosyalistlerin temel görevi emekçilerle buluşarak onları kendi yaşamlarına sınıfsal bir perspektifle yön vermelerini sağlamaktır.

Yerel seçimlerin yaklaştığı bugünlerde sosyalizmin güçleri de bu sürece müdahil olmakta, seçimler vasıtasıyla bulunduğu alanları genişletmeye, emekçilerle daha fazla bağ kurmaya çalışmaktadır. Seçimler devrim ve sosyalizm mücadelemizde tali bir rol oynarken ve temel perspektifimizde ve stratejimizde küçük bir alanı meşgul ederken; seçimler döneminde emekçilerin politikayla daha sıkı buluştuğu, siyasal algıların daha çok açık olduğu da bir gerçektir. Bu gerçek üzerinden SMF de programını daha geniş halk kitlelerine ulaştırma çabası içerisindedir.

Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak, Dersim’de beş seçim bölgesinde adaylarımızı açıklamamız akabinde devrimci-demokratik kamuoyu nezdinde bir tartışma meydana gelmiştir. Genel itibariyle dost kurumlar arasındaki ittifakın neden gerçekleşmediğini sorgulayan, bazı basın organlarında ise niyetli olarak kurumumuzu itham eden bu tartışmalara cevap verme, sürecin ayrıntılarını emekçi halkımızla paylaşmamız gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bazı yazar, gazeteci ve siyasetçilerin de dâhil olduğu; kimilerinin dostane bir sorgulama, kimilerinin ise adeta karalama, itibarsızlaştırma, yalnızlaştırma, hedef gösterme ve manipüle etme maksadıyla eleştiri konusu ettiği sürece yönelik tekrardan açıklama yapmayı halkımıza ve devrimci demokratik kamuoyuna sorumluluk görüyoruz.

İttifaklara Yaklaşımımız

SMF, mücadele ettiği tüm alanlarda devrimin dostlarını birleştirme perspektifiyle hareket eder. Faşizme karşı, mümkün olan en geniş devrimci-demokratik birliktelikleri savunur. “Federasyonumuz tek doğru bende anlayışını reddederek, toplumsal dönüşümün örgütlü kitlelerin ve onun sayısız örgütlerinin toplamından oluşan güçlerle yaratılacağına inanır. Toplumsal mülkiyeti, toplumsal yönetimi savunan, sosyal kimliklerin tam hak eşitliği için mücadele yürüten, doğanın tahribatına karşı çıkan her farklı fikir ve örgütlenmeyi mücadelesinin parçası olarak görür, bu hareketlerden öğrenme ve onlarla ortak mücadele yürütme anlayışını benimser.” (SMF Programı: Eylem Birliği ve Birlik, https://www.sosyalistmeclisler.net/smf-programi/ ). SMF ittifak ve eylem birliği yaptığı dost kurumlarla kurduğu ilişkide ajitasyon ve propaganda da serbestlik, eylemde birlik ilkesini benimser. “Federasyonumuz geçmiş eylem birliklerinin tüm olumlu-olumsuz deneyimlerini sahiplenir. Tüm kurumların programlarına bağlı örgütsel bağımsızlığına saygı duyarak ajitasyon propagandada serbestlik ilkesine uygun bir şekilde doğru yanlış mücadelesini ötelemeden, anlayışına uygun olarak tüm sosyalist, devrimci, yurtsever, demokrat kesimlerle geçmiş eylem birliklerinin ilerisinde kısa, orta ve uzun vadeli örgütlenmeleri savunur.” (SMF Programı; Eylem Birliği ve Birlik, https://www.sosyalistmeclisler.net/smf-programi/).

Yukarıda da belirtildiği gibi ittifaklar ve eylem birliktelikleri SMF açısından birçok anlamda önem teşkil ederek, stratejik bir muhtevaya sahiptir. Bu bağlamda dışımızdaki devrimci demokratik güçlerle ilişkilenmemiz, devrim ve sosyalizm mücadelesinin hassasiyetleri ve ezilen mazlum halkların çıkarına uygun bir mahiyet taşımasıyla ilintilidir. Yerel seçimler ve bunun dışındaki tüm platformlarda ortak paydaların öne çıkarılması temel yaklaşımımız iken, tek taraflı bir esnekliği ve benmerkezci yaklaşımları eleştirmekteyiz. Dolayısıyla ittifaklar karşılıklı hassasiyetler ve esnekliklere dayanır. Yaptığımız ittifaklarda ortaklaştığımız konularda dostlarımızla birlikte hareket eder, ayrıştığımız konularda ise kendi özgün çalışmamızı örgütleriz. Muhatapların bu noktadaki tutumu somutta ittifakın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin zeminini yaratır. Bu yönelimden doğru yerel yönetimler sürecinde, kendi dışımızdaki dost güçlerle görüşmeler gerçekleştirerek bir kısım dostumuzla olan görüşmeleri sonuçlandırdık.

Mart 2019 Yerel Seçimi Üzerine İzlediğimiz Süreç

Uzunca bir süredir yerel yönetimler alanında çalışmalarımızın olduğu tüm devrimci-demokratik kamuoyu tarafından yakından bilinmektedir. 15 yıllık deneyimimiz içinde Türkiye/ Kuzey Kürdistan devrim ve demokrasi mücadelesine önemli katkılar sunan, Dersim başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde heyecanla karşılanan bu çalışmalarımız, Ovacık’la birlikte daha geniş bir kesim tarafından görünür olmuştur. Yarattığı etki itibariyle sadece SMF hanesine yazılan bir olumluluğun ötesinde ülke sosyalist hareketine yönelik önyargıları kıran, onun önünü açıcı bir muhtevaya ulaşmıştır. Bazı aydın, yazar, gazetecilerin yeni keşfettiği ancak bizim uzunca bir süredir üzerinde durduğumuz çalışmaların tarihsel bir arka planı vardır. Yani bu çalışmalarımız ne Ovacık’la başlamıştır, ne de Dersim belediye başkanı adaylığımız sürece özgüdür ve yenidir. Elbette yerel yönetimler alanındaki çalışmalarımız kimi eksiklikleri ve/veya yetmezlikleri bağrında barındırmaktadır. 15 yıllık yerel yönetim deneyimimizin mükemmel olduğu, hatasız olduğu iddiasında değiliz. SMF geçmişin olumlu deneyimlerini ilerletme, eksik ve yetmezliklerini giderme yönlü bir bakış açısına sahiptir. Geleceği kazanma mücadelemizde hatalarından öğrenen, onlarla yüzleşen ve onlarla mücadele eden bir perspektifimiz mevcuttur. Eksiklik ve yetmezliklerimiz konusunda dostlarımızdan gelen ve gelecek yapıcı eleştirileri olumlu görmekte; çalışmalarımızın gelişimi ve ilerletilmesi için bu eleştirilere değer vermekteyiz.

Mart 2019 mahalli idareler seçiminin yaklaşması üzerine kurumumuz kendi örgütlülerine ve kitlesine yerel seçim çalışmalarını başlattığını duyurmuş, Eylül 2018 itibariyle kurumumuza aday adaylığı başvuruları yapılmaya başlanmıştır. Kurumumuz örgütlü faaliyetçisi olan Fatih Mehmet Maçoğlu da bunun üzerine Dersim Merkez belediyesi için kurumumuza aday adaylığı başvurusu yapmış, tartışmalar biraz da bu süreçle birlikte yoğunlaşmaya başlamıştır. Bu kesit içerisinde Dersim ilçe ve Merkezde yine aday adaylıkları başvuruları olmuştur. Bir yandan özgün planlamalarımız doğrultusunda hareket ederken, diğer yandan ise çeşitli devrimci demokratik güçlerle de ittifak görüşmelerimiz de aynı süreçte başlamıştır. Bu kapsamda, TİP, TKH, TKP, PARTİZAN, EMEP, ÖDP ve HDP ile çeşitli görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Tabi bu görüşmeler içerisinde HDP ile görüşmeler nesnel olarak özgün bir yer edinmiş ve kamuoyunun ilgili gündemi olmuştur. Bu özgün yanından dolayı HDP ile görüşmelerin şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması bir tercihin dışında zorunluluk halini almıştır. Bu bağlamda HDP’li dostlarımızla Kasım 2018 bir (1), Aralık 2018 tarihinde üç (3) olmak üzere toplamda dört (4) görüşme yapılmıştır.

Somut ittifak politikalarının, nesnelde nasıl bir biçime bürüneceği tartışması esas itibariyle Dersim gündemi ekseninde ilerlemiştir. Bu kapsamda HDP’li dostlarımız, Dersim Merkez’de adayın ve partinin kendilerinden olması gerektiğini, kayyumlara yönelik özgün bir çalışma ördüklerini ifade etmişlerdir. Genel tartışmaların eksenini HDP’nin Dersim merkeze dair hassasiyet vurgusu oluşturmuştur. HDP’nin formülasyonu şu şekilde cisimleşmiştir. Parti ve adayın Dersim merkezde kendilerinden olması ve yardımcılıklar konusunda diğer güçlerle ortaklaşılması gerektiği, SMF’ye Ovacık ve Hozat’ta destek verebileceklerini, Mazgirt’in ise HDP’ye bırakılması gerektiği savunusu yapılmıştır. Buna ek olarak da ilçelerin Merkezde açığa çıkacak tabloya göre şekillenmesi fikri ifade edilmiştir. HDP sürece yaklaşımını bu şekilde özetlerken, SMF ise şu yaklaşımı dile getirmiştir:

Kurumumuz SMF, HDP ve diğer demokratik siyasal parti ve kurumların adaylarının bir havuzda toplanmasını ve açık bir ön seçimle adayların Dersim halkı tarafından belirlenmesini önermiştir. Ön seçimde çıkacak adayın HDP listelerinden katılmasında bir sakınca görmediğimiz, çıkacak sonucu tanıyacağımız ve hangi aday çıkarsa çıksın onu destekleyeceğimiz kendilerine ifade edilmiştir. Ön seçimin nasıl yürütüleceği konusunda diğer demokrasi güçleriyle ortak bir çalışma yapılabileceği yöntem üzerine tartışabileceğimiz belirtilmiştir. Dersim’in özgün yapısı, bağrında taşıdığı dinamikler ve tarihsel arka planı göz önüne alındığı zaman ön seçimin Dersim’in özgün dokusuyla örtüştüğü ve kapsayıcı olduğu vurgusunun altı özellikle çizilmiştir. Yapılan bu görüşmelerin toplamında, son görüşme tarihi belirlenerek ilgili önerilerin her iki kurumun karar mercileri tarafından gündemleşip sonuçlandırılmasında mutabık olunmuştur.

HDP ile son ve nihai görüşme 24 Aralık 2018 tarihinde Ankara’da HDP genel merkezinde yapılmıştır. Yapılan görüşmede HDP geçen görüşmede yaptıkları farmülasyonun geçerli olduğunu, Merkez ve Mazgirt’te başkan ve partinin kendilerinden olması gerektiğini savunmuş, bundan geri adım atmayacaklarını, SMF’nin bu durumu gözeterek konumlanması gerektiğini ifade etmiştir. SMF olarak bu öneriyi doğru bulmadığımız ve bunun demokratik bir yöntem olmadığı vurgulanmış, tüm kurum adaylarının katılacağı bir ön seçim önerimiz tekrar edilmiştir. Toplantıda Dersim’in sosyalistler açısından önemli bir kent olduğu, Kürt ulusal hareketiyle ortak kaygıların paylaşıldığı ancak SMF’nin HDP tarafından ortaya koyulan formülasyonu doğru bulmadığı aktarılmış, ön seçim önerisinin sorunun aşılmasında etkili olacağı tekrar belirtilmiştir. Tartışmalar sonucunda HDP’li dostlarımız önceki görüşmelerden farklı bir tutum sergilememiş, SMF de önerisinin arkasında durmuştur. Son olarak 26 Aralık tarihine kadar iki kurumundan birinin herhangi bir fikir değişikliği olmaması durumunda sürecin sonlandırılacağı iki kurum tarafından da teyit edilmiştir. Gelinen aşamada HDP ile Mart 2019 yerel seçimleri için bir ittifak sağlanamamış ve demokratik yarış benimsenmiştir.

Sürecin özeti yukarıda genel hatlarıyla çizilen düzlemdedir. SMF olarak şunu tekrardan ifade etmekte yarar görüyoruz: Devrim ve demokrasi mücadelesi tek bir düzlemde ilerlememekte ve mühendislik rolüyle dizayn edilmemektedir. Kimi zamanlar ittifaklar sağlansa da kimi zaman tüm çabalara rağmen ittifaklar sağlanmayabilir. Bu durumda yadırganacak bir şey söz konusu değildir ve şeylerin seyrine uygundur. Temel mesele dost ve düşman ayrışımının doğru yapılması ve ona göre konumlanmadır. SMF olarak devrimin müttefiki ve dostlarıyla yan yana gelemeyişimizi, farklı fikirlerin olmasını sorun olarak telakki etmiyoruz. Eleştirilerimiz ve önerilerimiz zayıflatma ve yıpratma düzlemini yadsıyarak geliştirici ve ilerletici bir öze sahiptir. ‘Bizdensen herşeyimizsindir, değilsen hiçbir şeyimizsindir’ yaklaşımı demokratik kültüre yabancıdır. Bu bağlamda doğrularımızı savunmaktan vazgeçmeyeceğimiz gibi, yanlışlara karşıda duyarsız kalmayacağız. En önemlisi de burjuva gerici kültürden beslenen yaftalamalara ve karalamalara düşemeyeceğimiz gibi, dostluğumuzu zedeleyecek her tür yaklaşıma da müsaade etmeyeceğiz. Bu zeminde yer edinen kişi ve kurumlara dostane önerimiz manipülatif, itibarsızlaştırmayı amaçlayan, sansürcü yaklaşımlardan sıyrılmaları ve devrimci değerleri hunharca kullanmamalarıdır. Etik ve devrimci her eleştiriye baş göz üstüne derken, bunun dışına çıkan yaklaşımlara da gerekli cevap tarafımızca verilecektir.

Süreç içerisinde farklı dost kurumlarla ittifak görüşmelerimiz devam etmekte olup, yerel seçimlere en geniş ittifakla girme çabamız devam etmektedir. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere ittifak arayış ve süreçlerimizin özeti budur. SMF, süreç içersinde ittifak için mümkün olan bütün çabayı harcamıştır. Ancak herkes kabul etmelidir ki, dost kurumlar arasındaki ittifaklar ve eylem birlikleri karşılıklı esnekliklerle ve tavizlerle yürür. Sadece bir tarafın verebileceği tavizlerle değil. Kurumumuz dün de, bugün de, yarın da kendi çalışmaları hakkında sadece kendisi karar verecektir. Ne bizim dost kurumlara atama, dayatma hakkımız vardır, ne de dost güçlerin hareketimize dayatma hakkı vardır. İttifaklarımız gönüllüdür, bağımlı değil. SMF olarak, devrimin dostu tüm güçlerle ortak hareket ederiz, etmeye de devam edeceğiz.

AKP/Erdoğan İktidarı ve Onun Sömürge Kayyumları Direniş Mevzilerimizle Altedilecek

SMF’ nin faşizme karşı mücadele tavrı tartışmasız bir berraklığa sahip olduğu gibi, iktidarın kayyum yönetimine karşı tavrı da net ve tartışmasız biçimde demokratik, sosyalisttir. Öte taraftan Kürt ulusuna ve hareketine uygulanan milli baskı politikalarına karşı tavrı da Kürt ulusunun yanında, hakim sınıfların karşısında kararlı durmak tavrı olarak bir o kadar net ve kesindir. Hakim sınıfların Kürt ulusu ve hareketi üzerindeki her türden baskı ve faşist şiddetine karşı olduğu gibi, kayyumcu gaspların meşru olmayıp Kürt ulusunun demokratik iradesine darbe olduğu konusunda da SMF’ nin tavrı ve tutumu berraktır. SMF ‘nin mücadele tarihi, her türden faşist baskıya karşı mücadeleden bağımsız olmadığı gibi, milli zulüm ve kıyıma maruz kalan başta Kürt ulusu olmak üzere, diğer azınlık inanç ve kimliklerden kesimlere dönük dostluk ve dayanışmadan da bağımsız değildir. SMF bu mücadelede önemli ağır bedeller ödeyen bir kurumdur ve demokratik mücadelesinden ödün vermeyen bir tavra, tutuma sahiptir.

Bazı basın kuruluşları, sosyal medya fenomeni bazı yazar, gazeteci ve aydınlar SMF’ nin yerel yönetim çalışmasının kayyuma yarayacağı, CHP’nin buradan sıyrılarak, 2014 Hozat örneğinde olduğu gibi, belediyeyi alacağı ve hatta bazılarına göre ise bu ayrışmadan AKP’nin dahi çıkabileceği ifade edilmektedir. Bazı art niyetli ve hesaplı yazılarda ise SMF’nin sömürge kayyumları tarafından desteklendiği, SMF’nin ‘gizli hesaplar’ içinde olduğu gibi akıl almaz, düşmanca ifadeler yer almaktadır. Bu kara propagandanın ürünü yazıların bazıları ciddiyetsizliğin, bilgisizliğin ürünüyken, bazıları ise Kürt ulusal hareketinin merkezi yayın organı Avrupa merkezli Yeni Özgür Politika Gazetesi gibi basın kurum ve kuruluşlarında yer almakta, Kürt ulusal hareketinin örgütlü yazarları tarafından sorumsuzca kaleme alınmaktadır. Bu yazıların ifade ettiği argümanlar ne kadar ciddiyetsiz, sorumsuz ve tehlikeliyse, bir hareketin merkezi yayın organlarında yer alması da o derece sorumlu ve ciddidir. SMF’ nin ‘gizli hesaplar’ peşinde olma, kayyumlar tarafından desteklenme iddiaları yalan ve kara bir propagandanın ürünüdür. Bu, tam da AKP kayyumlarının dost güçleri karşı karşıya getirme, dost güçleri parçalama oyunlarına hizmet etmektedir. Buna karşı hassasiyet ve uyanık olunması elzemdir.

SMF olarak, Dersim yerelinde tüm demokrasi güçleriyle AKP/Erdoğan faşizmine karşı ortak bir cephe örme çabası içersindeydik. Ancak süreç planladığımız ve arzu ettiğimiz gibi tamamlanmadı. SMF, AKP/Erdoğan despot faşist iktidarını, onun atanan sömürge kayyumlarını geriletme görevini üstlenmiştir. Gasp edilen Dersim Belediyesini halkın hizmetine tekrar kazandırmaya, kayyumların kağıttan kaplanlar olduğunu tüm dünyaya tekrar göstermeye hazırız. Dersim’deki kayyum gericiliğinin ve devlet terörünün geriletilmesi Dersim Demokratik Halk Dayanışmasının başarısı ile eşgüdümlü hale gelmiştir. Kazanacağımıza olan inancımız tamdır. Başta Dersim halkı olmak üzere tüm ülke emekçilerini ve ezilen halklarını Dersim Demokratik Halk Dayanışmasının sosyalist adaylarını desteklemeye davet ediyoruz.

Son olarak belirtmekte fayda görüyoruz ki; nihai mücadele fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde, okullarda, sokakta vücut bulacak; zafer buralardaki başarımızla taçlanacaktır.

Coğrafyamızdaki tüm demokrasi güçlerine başarılar diliyoruz.

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Devrimci Dayanışma!

Faşizme, AKP/Erdoğan İktidarının Kayyumlarına Karşı Sosyalist Adayları Destekleyelim!

Emeğimize, Doğamıza, Kentimize, Yaşamımıza Sahip Çıkıyoruz!

Söz, Yetki, Karar Halkındır!

Tüm Yönetim Meclislere, Komünlere, Konseylere, Sovyetlere!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

18 Ocak 2019

adhk tarafından

Dersim dağları avcılara ihale edildi: Doğa aktivistleri gözaltında

Ocak 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Yaban domuzu ve kutsal sayılan dağ keçisi için Dersim’e gelen avcıları protesto eden doğa aktivistleri gözaltına alındı

DERSİM (18-01-2019) Kaçak avcıların yaban hayatını tehdit ettiği Dersim bu kez yasal avcılarla mücadele ediyor Avcıların hedefinde ise bölge halkının kutsal saydığı dağ keçilerinin yanı sıra yaban domuzu bulunuyor. Yaban keçisinin avlanmasının yasak olduğu Dersim’de yabani domuz avı serbest. Üstelik domuz avı yapılması için idari karar da alınmış durumda. Yasal olarak domuz avının serbest olması Dersim’i avcılar için ilgi çekici bir kent haline getirdi.

YABANCI ÜLKELERDEN GELEN AVCILAR DA VAR

Dersim’e gelen aralarında yabancıların da olduğu yaklaşık 14 kişilik avcı grubu sosyal medya hesaplarından fotoğraf paylaşarak ava çıkacaklarını duyurdu. Yabancı grup çektiği videoları “iberaliatv” isimli soyal medya hesaplarında paylaştı.

DERSİMLİLERDEN TEPKİ

Avcı grubun videoları ve av için Dersim’de olmaları doğa aktivistlerin tepkisine neden oldu. Dersimli doğa aktivistleri önceki gün Seyit Rıza Meydanı’nda biraraya gelerek bu kişilerin kenti terk etmesini istedi. Yaban domuzu avına yönelik idari kararın Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu söyleyen Avukat Barış Yıldırım, Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

DOĞA AKTİVİSTLERİ GÖZALTINA ALINDI

Bu girişimlere rağmen kentte bulunan avcılarla ilgili bir işlem yapılmadı. Bunun üzerine avcıların kaldığı otelin önüne giden bir grup genç avcıları protesto etti. Avcılarla eylemciler arasında sözlü tartışma yaşandı. İddiaya göre eylemciler avcılara kartopu fırlattı. Bu tartışmanın ardından polis protestocuları ve basın açıklamasına katılan doğa aktivisti Haydar Çetinkaya’yı gözaltına aldı.

“KARTOPU ATAN EYLEMCİLER AVCILARI HEDEF GÖSTERMEKLE SUÇLANDI”

Emniyette ifadesi alınan Çetinkaya’ya yöneltilen suçlamalar ise oldukça ilginç. Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada ifadesi alınan avcılar, doğa aktivistlerinden şikayetçi oldu. Doğa aktivistleri, kente gelen avcıları ‘sosyal medya üzerinden hedef gösterme’, ‘hakaret’, ‘tehdit’, ‘kamu malına zarar’ ve ‘memura mukavemet’ gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı. Haydar Çetinkaya ayrıca otelin önünde toplanan gençleri yönlendirmekle suçlandı. İfade veren gençler ise protesto eylemini kendi inisiyatifleri ile yaptıklarını, kimsenin yönlendirmesi ile hareket etmediklerini söyledi.

“AVCILIK İÇİN İHALE DÜZENLENİYOR”

Tepkilere neden olan avcılarla ilgili başka iddialar da var. Dersimlilere göre avcıların kente geliş nedeni devletin teşviki. Kentte avcılığın yapılması için ihaleler düzenlendiğini ifade eden doğa aktivisti İsmail Ateş, “Kentte avlanacak hayvanlarla ilgili ihaleler yapılıyor. İhalelere giren yerli firmalar bu tür av organizasyonlarını düzenliyor. Yanılmıyorsam av için 5 ya da 7 bin euro ücret ödeniyor. Bu para birimi dolar da olabilir. Orman İşletmeleri kota belirliyor, bu kotaya göre avcılık yapılıyor” dedi.  Devletin avcılığı teşvik edeceğine, yasaklaması gerektiğini ifade eden Ateş, “Yaban hayvanı kışın zaten zorluk yaşıyor. Kar kış, yiyecek derken, hem kurtlarla hem de avcılarla mücadele ediyor. Bu hayvanların avlanması doğru değil. Devlet yaban hayatı korumalı. Beklentimiz bu” diye konuştu.

DERSİM DERNEKLERİNDEN TEPKİ

Dersim Dernekleri Fedarasyonu (DEDEF) avcı grubuna basın açıklaması ile tepki gösterdi. Dağ keçilerinin halk tarafından kutsal sayıldığının belirtildiği açıklamada, avcıların büyük dağ keçilerinin boynuz ve derilerini ganimet olarak birlikte götürdükleri ifade edildi.

“DERSİM ORMANLARI HALKA YASAK, AVCILARA SERBEST”

Köylülerin ormanda gezmelerine izin verilmemesine karşın avcılara her türlü imkânın tanındığının hatırlatıldığı açıklamada, “Öyle ki sadece askerlerin girebildiği yasak bölgelere kadar gidip Bevuzarları (Dağ Keçileri) katledebiliyorlar. Sonra da yöre halkı tarafından kutsal kabul edilen katlettikleri büyük dağ keçilerinin başında fotoğraf çekip bu katliamı sosyal medya üzerinden canlı yayın ile paylaşıyorlar. Munzur alabalığı olarak tabir edilen kırmızı pullu alabalık, çengel boynuzlu dağ keçisi ve Bezuvar ilk akla gelen Dersime özgü türlerdendir. Öte yandan doğanın katledilmesi yüzünden çok az yaşam alanı kalan vaşaklar, ayılar, sansarlar, kurtlar, porsuklar ve su samurları da buranın sakinlerindendir. Ur kekliği, atmaca, kaya kartalı, akbaba gibi birçok kuş türü de tüm katliamlara rağmen buraları terk etmediler. Biz her yerde olduğu gibi Dersim’de de hayvanlarla, endemik bitki türleriyle birlikte özgürce yaşamak istiyoruz. Hayvanların katledilmediği ve endemik bitkilerin yok edilmediği bir doğada yaşamak istiyoruz. İl dışından ve Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelen ve özellikle Çemişgezek, Aliboğazı, Munzur Vadisi ve Pülümür bölgesinde ”yasal” ve “kaçak” bir şekilde av yapan katillerin, Dersim coğrafyasının en önemli türleri olan çengel boynuzlu dağ keçisi ve Bezuvar keçilerini vahşice öldürdüğüne tanık olmaktayız” ifadeleri kullanıldı.

“YETKİLİ KURUMLAR GÖZ YUMUYOR’

Yaban avını denetleme görevini yürüten İl Çevre Orman İşletme Müdürlüğü’nün sayıları 3-5’i aşmayan birkaç memur ile duruma müdahalede yetersiz kaldığı, muhtarlıkların, belediyelerin ve çeşitli bölgelerde bulunan kimi karakolların duruma göz yumduğunun belirtildiği açıklamada şu ifadeler kullanıldı: İlimiz coğrafyasında bulunan çengel boynuzlu dağ keçileri ve Bezuvarlar nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan ve kesin olarak koruma altına alınması gereken hayvan (fauna) türleri olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda Doğu Karadeniz Bölgesi’nde de görülen çengel boynuzlu dağ keçileri koruma altına alınmıştır. Ancak İl Valilik Av Komisyonu’nda, korunması gereken tür olarak bilinmesine rağmen, altına imza atılmış bulunan uluslararası sözleşmeye aykırı davranılarak yasal çerçevede bu türün avlanması için kota belirlemiştir.

Remzi BUDANCİR / ARTI GERÇEK

adhk tarafından

Leyla Güven’in taleplerini içeren soru önergesi reddedildi

Ocak 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Leyla Güven’in eylemine ilişkin Adalet Bakanlığı’na verdiği soru önergesi, Meclis Başkanlığı tarafından, reddedildi

HABER MERKEZİ (18-01-2019) Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca’nın, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi eyleminin 72’nci gününde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in eylemine ilişkin Adalet Bakanlığı’na verdiği soru önergesi, Meclis Başkanlığı tarafından, reddedildi.

Meclis Başkanlığı tarafından gönderilen ret gerekçesinde, içtüzüğün 96’ncı maddesinde yer alan, “soru; kısa, gerekçesiz ve kişisel görüş ileri sürülmeksizin; kişilik ve özel yaşama ilişkin konuları içermeyen bir önerge ile açık ve belli konular istemekten ibarettir” kısmı ile İçtüzüğün 97’nci maddesinde yer alan “tek amacı istişare sağlamaktan ibaret olan konular”ın bakanlıkça kabul edilmeyeceği hükmü, gerekçe gösterildi.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Kararda, şu ifadelere yer verildi: “İlgili önergenin giriş kısmının üçüncü paragrafının birinci ve üçüncü cümleleri ile 1, 2 ve 4 numaralı soruların mezkûr İçtüzük hükümleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.”

adhk tarafından

Hrant Dink katledilişinin 12. yılında birçok kentte anılacak

Ocak 18, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

19 Ocak 2007 tarihinde katledilen Agos Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink çeşitli etkinliklerle anılacak

HABER MERKEZİ (18-01-2019) 19 Ocak 2007 tarihinde katledilen Agos Gazetesi kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink tüm dünyada düzenlenen etkinliklerle anılıyor 19 Ocak Cumartesi günü 12 yıldır olduğu gibi Hrant Dink’in vurulduğu yerde Osmanbey’deki eski Agos gazetesi ofisinin önünde 15.00’te anma töreni yapılacak.

Agos Gazetesi’nin önünde yapılacak anma etkinliğinin yanı sıra, İstanbul, Ankara, İzmir, Datça, Berlin, Köln, Los Angeles ve Brüksel’de çeşitli anma etkinlikleri yapılacak.

adhk tarafından

Direnişin 123 gününde İHD’de basın toplantısı : ”Göğü görmek bizim de hakkımız”

Ocak 17, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Ölüm orucunun 123’üncü gününde olan Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım için yapılan basın açıklaması ile duyarlılık çağrısı yapıldı

HABER MERKEZİ (17-01-2019) “Göğü görmek bizim de hakkımız” Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım 123 gündür ölüm orucunda! Tutsakların talepleri haklıdır ve kabul edilmelidir” yazılı pankart açan tutsak aileleri tutsakların taleplerinin kabul edilmesi çağrısında bulundu.

Yapılan açıklamaya, Kadir Karabak’ın eşi Eylül Karabak’ın yanı sıra İHD İstanbul Şube yönetimi, HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Partizan ve Sosyalist Meclisler Federasyon (SMF)  katıldı.

Basın toplantısında İHD adına yapılan konuşmada, “Tutsakların yaşam bütünlüğü ve hakları en sancılı günleri yaşıyor” denildi. İHD temsilcisi, Leyla Güven’in devam eden direnişine dikkat çekerek,  ölüm orucundaki insanların yaşamlarının tehlikeye girmeden sonuçlanması, insan onuruna yaraşır şekilde yaşaması sağlanması için Adalet Bakanlığına taleplerinin kabul edilmesi için çağrı yaptı.

Ardından Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, tutsakların ölüm orucunun 123. gününde olduğunu belirterek, taleplerinin aslında zaten olması gereken şeyler olduğunu dile getirdi. Gülüm, “Tüm cezaevleri olduğu tüm yasal hakların ihlal ettiği bir dönemden geçtiğimiz için yasal haklarını dahi almak için  zorunlu olarak çeşitli eylemler yapmak durumunda kaldı” diyerek tutsakların taleplerini sıralayarak bu uygulamaya dair yasal bir uygulamanın olmadığını ve bunun keyfi uygulamalar olduğunu dile getirdi.

“Hapishanelerde  tecrit için başka bir tecrit yaşandığını görüyoruz”

Gülüm tüm hapishanelerde benzeri hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çekerek, “Tüm Cezaevlerinde süren açlık grevleri süreli ve süresiz açlık  grevleri devam ediyor. Çok uzun süredir nasıl ki  dışarda, toplumsal muhalefete dönük ağır baskılar ağırlaştıysa biz biliyoruz cezaevleri de bundan ilk paylarını alır. Bu anlamıyla tüm cezaevlerinde baktığımız hak gasplarının, tecridin çok yoğun yaşandığını, sürgünlerle insanların yaşam alanlarından uzaklaştırıldığı ve tecrit için başka bir tecrit yaşandığını görüyoruz. Van F Tipi’nde arkadaşlarımız ölüm orucunun 123. Gününde. Taleplerinin bir an önce kabul edilmesi ve ölüm orucunu bırakacakları koşulların yaratılması gerekiyor. Biraz daha gecikmesi giderilmeyecek sonuçlara neden olabilir” diyerek hapishane yönetimine ve Adalet Bakanlığına taleplerin kabul edilmesi çağrısını yaptı.

Kadir Karabak’ın eşi Eylül Karabak ise,  “Onların istediği çok bir şey değil gök yüzünü görmek istiyor” diyerek mektupların da verilmediğini, iletişim neredeyse tamamen kesildiğine dikkat çekti.

Eylül, Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın açlık grevi ve ardından ölüm orucu sürecini özetleyerek, tel örgülerin durdurulduğunu ve hapishanenin üstünün şuanda yarısının açık olduğunu dile getirdi. Eylül, “Onların talepleri şu kim olursa olsun bu uygulamaya tabi tutulamaz, biz insanız insanca yaşamak istiyoruz, ceza içinde ceza istemiyoruz. Ses olalım lütfen adalet bakanlığına sesleniyoruz. Süreç çok kritik. Seslerine ses olalım ve seslerini duyuralım” dedi.

“Ölüm orucuna başladıkları günden itibaren hapishanede tecride alındılar”

Ardından Metin Özken tarafından ailelerin basın açıklaması okundu. Kadir ve Esat’ın ölüm oruçları süreci özetleyen Özken, “Kadir ve Esat, avukatları vasıtasıyla yapılan görüşmelerde, ölüm orucuna başladıkları günden itibaren hapishanede tecride alındıklarını, hak ihlallerine ilişkin insan hakları alanında çalışan kurumlara, devrimci ve yurtsever basına gönderdikleri mektuplara, Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne yazılan talep dilekçelerine hapishane idaresi tarafından el konulduğunu ve muhataplarına iletilmediği, her gün tutuldukları koğuşlarda arama adı altında baskın yapıldığını ifade etmektedirler” şeklinde devam etti.

Özken tutsakların taleplerini bir kez daha sıralayarak, hapishane yönetimi ile yapılan tüm görüşmelerin sonuçsuz kaldığını sözlerine ekledi. Özken son olarak;

“Kadir ve Esat’ın dediği gibi “göğü görmek onların hakkı”! Bedenlerini ölüme yatıran tutsakların sesini duyurmak da bizim görevimiz… Biz yakınlarımız hayatta kalsın istiyoruz, ölüm orucu onların bedenlerinde yaşamlarını ciddi derecede kısıtlayacak kalıcı hasar yaratmadan bu taleplerinin karşılanmasını istiyoruz. Çünkü bu talepler haklı, oldukça insani taleplerdir. Buna ne devletin ne hapishanenin göz yumma hakkı yoktur.  Onlara ses olalım, seslerini duyuralım!” dedi.

“Tutsaklar üzerinden toplumsal muhalefete mesaj verilmek isteniyor”

Basın açıklamasında son olarak Partizan ve SMF adına kısa konuşmalar yapıldı. Partizan adına alınan sözde, devletin  hapishanelerde tutsaklar üzerinden toplumsal muhalefete mesaj verilmek istendiği dile getirilerek, toplumun korku ile sindirilmek istendiği belirtildi. Partizan tutsakların dışarıdaki sesleri olmaya devam edecekleri ve üzerilerine düşen görevleri yerine getirmeye devam edeceklerini ifade etti.

SMF adına alınan sözde de toplumsal muhalefetin en dinamik kesimi olan tutsaklar üzerinden dışarıya mesaj verilmek istendiği ve sorunun sadece tüm Van F Tipi hapishanesinin değil, hapishanelerde benzeri olarak uygulamalar olduğunu ve bu uygulamalara karşı ailelerin yanında olmaya devam edeceklerini dile getirdi.

adhk tarafından

Bir Dersim hikâyesi ve hep aynı nağmeler / Aziz Cemile

Ocak 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Bir de akil insan toplamımız var Son derece “yaman” ve “mahir” aydınlarımız Aklını gücün ve otoritenin hengâmesinde yitiren “entelektüellerimiz”, Demokrasi aşkıyla yola koyulan, çok çeşitliliği ve farklı fikirlerin ateşiyle yanıp tutuşan “yazarlarımız”, “insan hakları savunucularımız” var  Kolları sıvayarak adeta bir linç kampanyasına dönüşen süreci destekleyen, meşrulaştıran ve yoğun emek veren bu cenahın tarihin hışmından kurtulması zor olacak

HABER MERKEZİ (16-01-2019) Yerel seçimlerin yaklaştığı bu günlerde yadırgamadığımız bir saldırıyla Dersim tekrardan karşı karşıya. Hikâyenin kurgusunda değişen pek bir şey yok. Argümanlar, hakaretler, itibarsızlaştırma, yaftalama vs… Öncelikle “demokrasi” için mücadele eden ve buna önem veren; bunun bir kültür haline gelmesi için mücadele eden öznelerin çevresi tarafından bunun yapılıyor olması ayrı bir paradokstur. Hazmedememe, kabullenememe dürtüsünün açığa çıkardığı çirkeflik, burjuva yöntemlerin nasıl elde tutulduğunu gösteriyor. Gelişmelerin seyrini keyfine göre dizayn edenden çarpıtmalara başvuranlara kadar bulanık suda kulaç atanların hali oldukça gülünç. Dersim’in hakikatini bilen, tarihsel süreçlerdeki kesitlerine biraz hâkim olanlar bilir ki, Dersim bu hikayeye hiç de yabancı değil. 2004, 2009 ve 2014’de söylenen şeyler aynı tılsımla kulaklara fısıldanıyor. “Devletle işbirliği”, “kendini dayatma”, “Kürt düşmanlığı”, “Dersim altını boşaltma” gibi bir dizi yakıştırma dünün mirasıyla devam ediyor. Buna “nohutçular” yakıştırması da eklenince tatmin bir kat daha yükseliyor. Bu “demokrasi kahramanları” hep aynı teraneyi bir hazımsızlık kabızlığı çektiklerinden ötürü sürekli tutturmak zorundalar. Siyasal ve politik kabızlığın yol açtığı kısır döngü yüreklerine su serpmediğinden ötürü çıta biraz daha yükselir ve ”Kayyumculukla” bir sıçrama yakalanmaya çalışılır. İşin özeti Dersim’in makûs talihi olmasa da bu kesitlerde aynı nağmeler arzı endam eder, durur.

“Demokrasi kahramanlarının” yaman marifetleri hep böyle kesitlerde zirve yapıyor her nedense! Dersimlilerin alın yazısı sanki bunlara bağlı. Ortak paydalarla hareket edilirken, “ne güzel dostlarsınız”, “katkınız büyük”, mealinden kendi alıkoyamayanlar,” ne “kayyum” eleştirisi, ne “fasulye” ve “nohut” yakıştırmaları, ne de “anlayışsızsınız” demek akıllarına her nedense gelmiyordu.  Geçtiğimiz kesitlerin arifesinde SMF ve Maçoğlu’nun pratik sahadaki tutumunu alkış tufanına tutanların bugünkü hali çizgi film kahramanlarını anımsatıyor. Her bir bölümde farklı bir karakter, farklı bir kurgu…

“Bir de akil insan toplamımız var. Son derece “yaman” ve “mahir” aydınlarımız. Aklını gücün ve otoritenin hengâmesinde yitiren “entelektüellerimiz”. Demokrasi aşkıyla yola koyulan, çok çeşitliliği ve farklı fikirlerin ateşiyle yanıp tutuşan “yazarlarımız”, “insan hakları savunucularımız” var.  Kolları sıvayarak adeta bir linç kampanyasına dönüşen süreci destekleyen, meşrulaştıran ve yoğun emek veren bu cenahın tarihin hışmından kurtulması zor olacak. Kuşatılan bir kentin tarihsel ve toplumsal beklentileriyle ilgilenmek yerine, Dersimlilerin siyasal arzularına kulak kabartmak yerine üstenci, ben bilirimci yaklaşımla arzı endam eden, demokrasiyi masadaki meze derekesine indirgeyen pek “mahir” bu cenah, Dersimlilerin devrimci bendiyle karşılaşacaktır. Hakikatin ve devrimci etiğin dili yalanın,entrikanın ve manipülasyonun kuşatmasını parçalayarak, zılgıtını çekmeye devam edecek.

Demokrasi”, “hak” ve “özgürlükler” mücadelesi lafızla hayata geçirilecek kavramlar değildir. Demokrasiyi kendi bağrında yeşertemeyenler, farklı topraklarda hasata çıkması trajikomiktir. Devrimci olgunluk, demokratik yaklaşımı koşullar. Karşıtının diliyle konuşmak, ona benzemeye kapı aralar. Bu coğrafyada ezilen mazlum halkların mücadelesini omuzlamış her siyasal özne hürmeti hak eder. Hürmetle beraber yürütülen ideolojik eleştiri anlamlı olandır. Kaypakkayacı hareketin bu noktadaki tavrı açık ve nettir. Kalemimiz, söylemimiz burjuvaziyle keskin bir ayrışım içerisindedir. Onlara ait hiçbir olgu elimizde tutacağımız, kullanacağımız mekanizma olmaz, olamaz. “Demokrasi” havariliğine soyunanlara da bunu salık veririz

Beş yılda bir karşılarına çıkan bu garabet durumla hemhal bu kent, hakikatin ve devrimci etiğin diliyle konuşmaya devam ediyor. Bağrında sulayarak büyüttüğü devrimci değerlerin politik devrimci yolunda ilerliyor. Dostluğun, etiğin ve şeffaflığın kılavuzluğuyla hareket etmeyi ilke edinmiş; entrikaya, yalana, hileye ve çarpıtmaya karşı da mücadeleden sakınmayarak ilerleyişini sürdürüyor. Yoluna koyulan bin bir çirkefliğe rağmen ilerliyor, ve buna rağmen kazanacak.

adhk tarafından

DDHD, aday tanıtma etkinliği düzenleyecek

Ocak 16, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

SMF’nin adaylarını açıklamasının ardından Dersim Demokratik Halk Dayanışması (DDHD) kuruluşunu deklare ederek, adaylarını tanıtma etkinliği düzenleyecek

DERSİM (16-01-2019) SMF’nin adaylarını açıklamasının ardından Dersim Demokratik Halk Dayanışması (DDHD) kuruluşunu deklare ederek, adaylarını tanıtma etkinliği düzenleyecek. 2004,2009 ve 2014 yerel seçimlerinde yer edinen DDHD tekrardan yerel seçim sürecinde yer alacak. Çeşitli STK ve Partilerinde yer aldığı DDHD geniş bir bileşeni temsil ederek, “Söz, Yetki, Karar Halka” şiarıyla hareket ediyor. Bu kapsamda Dersim Demokratik Halk Dayanışması adaylarını tanıtma etkinliğine çağrı yaptı. DDHD 22 Ocak günü aday tanıtma etkinliği düzenleyeceğini duyurdu.

DDHD’nin etkinlik tarihi ve saati aşağıdaki gibidir

Tarih: 22 Ocak 2019

Saat: 12.00

Yer: Sanat Sokağı Arıkanlar Kıraathanesi, Dersim