adhk tarafından

Dersim Belediyesi tarafından depremzedelerle dayanışma kampanyası başlatıldı

Ocak 27, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim Belediyesi Elazığ’a bağlı Sivrice ilçesinde meydana gelen 6,8 büyüklüğünde depremden sonra bölge halkıyla dayanışmak için seferberlik kampanyası başlattı

DERSİM (27-01-2020) Dersim Belediyesi merkez üssü Elazığ’a bağlı Sivrice ilçesinde meydana gelen depremde zarar gören bölge halkı için dayanışma kampanyası başlattı.

Dayanışma kampanyası kapsamında yorgan, battaniye kışlık kıyafet ve gıda paketleri toplanarak gönderilmek üzere bölgeye gönderilmeye başlandığı bildirildi.

Yapılan yardımların Elazığ ve Malatya’da hasar görmüş olan halka iletileceği belirtildi.

adhk tarafından

YÇKM ve Dersim Belediyesi tarafından düzenlenen Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’ne başvurular başlıyor

Ocak 27, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Bu yıl üçüncüsü yapılacak olan “Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali” sinema (kısa film, kısa belgesel, kısa senaryo), öykü, şiir, karikatür ve fotoğraf dallarında olmak üzere beş sanat dalında gerçekleştirilecek Festival başvuruları 1 Şubat’ta başlayacak

YÇKM (27-01-2020) Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi (YÇKM) ve Dersim Belediyesi tarafından ortak olarak düzenlenen, Yılmaz Güney Vakfı’nın da destekleyicileri arasında bulunduğu, “ 3. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali” sinema (kısa film, kısa belgesel, kısa senaryo), öykü, şiir, karikatür ve fotoğraf dallarında olmak üzere beş sanat dalında gerçekleştirilecek.

Festival Öykü ve Şiir kategorilerinde Türkçe, Kurmancî/Kırdaşki, Zazaki/Kırmanckî, Ermenice dillerinde, Sinema’da ise dil sınırlaması olmamakla birlikte Türkçe altyazı eki ile her dilden eserin kabul edildiği festivale başvurular 1 Şubat’tan, 15 Nisan tarihine kadar sürecek.

Festival, 15 Nisan-1 Haziran 2020 tarihlerinde, İstanbul ve Dersim başta olmak üzere birçok şehirde yapılacak etkinliklerle devam edecek ve 7 Haziran’da İstanbul’da 14 Haziran’da ise Dersim’de düzenlenecek ödül törenleriyle de son bulacak.

Festivalin amacının, Yılmaz Güney’in sanat anlayışının temeli olan, halktan yana sanat yapan amatör ya da profesyonel tüm sanatçıları, ortak bir platformda buluşturmak ve üretime teşvik etmek olduğu belirtilirken, Yılmaz Güney Vakfı’nın çabalarıyla restore edilen Yılmaz Güney’in filmleri de gezici tırlar ile festivalde izleyicilerle buluşturulacak, birçok köy ve mahallede yapılacak gösterimlerle beyaz perdede izlenme olanağı sunulacak.

Festival kurulu yaptığı açıklamada amaçlarını şu şekilde anlattı: “Piyasanın yarıştıran, dağıtıp parçalayan, rekabetçi, kişisel ve grupsal hırslardan mustarip hale getiren sanat üretimi anlayışına karşı biz paylaşmayı, kolektif üretmeyi, iletişimi ve giderek toplumsallaşmayı esas alan bir anlayışla festivalimizi düzenliyoruz. Festivalin genel yönelimi, katılımcıları birbiriyle yarıştırmak değil; sanatla ilgili olan kesimleri bir araya getirmek, tecrübe paylaşımı sağlamak, iyiye ve güzele dair düşleri birleştirmek, üretimi ve emeği özendirmektir.”

1 Şubat 2020 tarihinde ilân edilecek olan festivalin başvuru koşulları ve başvuru formalarına www.yilmazguneyksf.org adresinden ulaşılabilirsiniz.

adhk tarafından

24 Ocak Vartinik Baskını ve Ali Haydar Yıldız

Ocak 24, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Maoist Komutan Ali Haydar Yıldız’ın katledilişinin yıl dönümü vesilesiyle mücadele arkadaşı Muzaffer Oruçoğlu’nun kaleme aldığı yazıyı paylaşıyoruz

Muzaffer Oruçoğlu (24-2020) Hayatımın unutulmaz anı. Menzil ve yaşam hakkı vermeyen haşin bir kış. Geyiklerini mağaralarına kapatan sisli, boranlı yüce zirveler. Yarı yıkık bir ev ve halkın korkarak, ‘sizi öldürecekler, gidin buralardan,’ diye mırıldana mırıldana acıdığı, destek vermeye çalıştığı bir avuç silahsız gerilla.

Ve seher öncesinin toz karı hafif hafif ırgalayan ruzigarı ve tüfek şakırtıları. Sık sık kopan çığlarını dinlediğim karşı dağ ve geyikleri ne alemdedir, oradan çığ koptu mu bilemiyorum. Uçurum kıyısında ilerleyerek ileride Ermeni evlerinin kalıntılarına doğru ineyim diyorum. Mermi sağanağı altında kendimi taa aşağılara, dereye atıyorum birden. Taş gibi yuvarlanarak, düşerek iniyorum buzlu sulara kadar. Dereye doğru yuvarlanış ve toz kar, beni ve diger iki arkadaşı kurtarıyor. Ama bana öyle geliyor ki bizi asıl kurtaran, Ali Haydar’ın attığı el bombası ile sıktığı tek kırma mermisidir. Fehmi Altınbilek’i ve müfrezesini tam siper toz karlara yatırıp bize biraz daha uzaklaşma fırsatı veren Ali Haydar’ın bu karşı koyuşudur. Beş kişilik Grupta iki el bombası ve iki kırma (av tüfeği) vardır. Ali Haydar ile nöbetçinin dışındaki üç kişi (İbo, ben ve Süleyman Yeşil) silahsızdır.

Derede buzlu sular içinde iki kişiyiz. Aşağıya inemiyorlar, kurşun sıkıyor, arada bir de el bombası atıyorlar. Yukarda, kömün çevresinde iki yaralı var. İbo ve Ali Haydar. İbo kaçmış, Ali Haydar orada, kanlı karlar üzerinde. Sırığa bağlayıp dağdan indirecekler. Feci bir şelilde ölecek. Mirikten ve Kutu Deresinden geçerken manzaranın fecaatı karşısında kadınlar bakıp bakıp ağlayacaklardır.

24 Ocak Vartinik Baskınını nedendir bilemem, ben hep Ali Haydar’ın adıyla özdeşleştirmişimdir. Üç kişilik Dersim Bölge Komitesi üyesi ve askeri sorumlusu olduğu ve de Vartinikte müfrezeye karşı cesurca direndiği için mi? Sanmıyorum. Beni en çok onun saf, çocuksu ve romantik kişiliği etkilemiştir. Sırtını kayaya yaslar, kötü bir sesle Ali Ekber Çiçek ile Mahsuni’den türküler okurdu. ‘Bizim üç şeye ihtiyacımız var,’ derdi, ‘kitaba, tüfeğe ve transistörlü radyoya.’ Zaman zaman dağdan iner, Elazığ’a, Karakoçan’a ve Dersim merkezine giderdi. Toplam bir yıllık dağ hayatında, gittiği yerlerden dağa tüfek getiremedi, hatta yanılmıyorsam kitap bile getirmedi ama Almancılardan bir transistörlü radyo alıp getirdi. Sırtını dağlara verdi, cıgarasını tüttürerek bol bol türkü dinledi.

Bana sürekli Che Guevara’yı anımsatmıştır. Zekiydi. İnsanların komik yanlarını anlatır ve en çok kendisi gülerdi anlattıklarına. Ailesi oldukça yoksuldu. Yanılmıyorsam, ünlü direnişçi Xıdır Ağa’nın torunu olduğunu söylerdi. Roşnik köyünde akrabaları vardı. 38’e dair kırım hikayelerinden söz ederdi. Vartiniğin karşısında, sulu bir mağarada çürük bir saz bulmuş, tartışmıştık. Ben sazın Ermeni, o ise sazın çürüme derecesine bakarak 38 kırımından kalma olduğunu savunmuştu. Gördüğümüz her kemiği, her harabeyi de aynı minval üzre tartışıyorduk. Bana, ya ‘ Dersimlilerin Ermenileri kırdığını sanmıyorum, ‘ der, ya da ‘bu evler küçük, taşlar ise düzenli ve biçimli değil, burası Ermenilere ait olamaz,’ diye karşı çıkardı.
Girdiği her mağaraya öldürülen bir devrimcinin adını verirdi. Gezmiş mağarası, Çayan Mağarası, Suphi Mağarası…. Bir gün Kureyş (Bostanlı) köyünün arkasındaki derede, Çayan mağarasındayım bir baktım Ali Haydar geldi. ‘Köyde cem var, halk gelmiş, kalk gidip ceme katılalım,’ dedi. Süleyman Nakışın evinin önünden geçip, cem evine vardık. Cemin dedesi Kızılkanlardan, Kureyşanlı ve bizim güvenilir bir sempatizanımız. Dallıbahçe Karakol başçavuşunun da tavla arkadaşı. Bizden Başçavuşa, Başçavuştan da bize bilgi getirip götürüyor. Tabi bizden verdiği bilgiler uydurma. Aksi taktirde mağarayı bastırırdı. Karakolu, dedenin sayesinde karakol kadar tanıyoruz. Cem, Düzgün babanın babası Kureyşin evinde oluyor. Cemevine girdiğimizde Halk ayağa kalktı, bizi saygıyla karşıladı. Şaşırdım ve bu durumu dedenin marifetine yordum. İçeride ve dışarıda elli altmış insan var. Evin dışına bir de nöbetçi dikmişler. Yerde oturma yok. Duvara dayalı uzun tahta oturaklar var. Her neyse oturduk. Evin önünde kesilen kurbanın etleri torbaya dolduruldu. Herkes avucunu açtı, biz de açtık. Önce etler, sonra da bir başka torbada bekleyen bozuk paralar avuçlara pay edildi. Aslan payı bize düştü tabi ve utandık. Gülbenkler, konuşmalar, küslerin barışması derken cem bitti. İki yaşlı bizi bir kenara çekti, ‘sizlerden bir ricamız var,’ dedi birisi, ‘Düzgün Baba ziyaretinde kurbanın kesilip etlerin paylaştırıldığı sırada, gençler birbirlerine giriyorlar, çirkin kavgalar oluyor, oraya bir iki adamınızı gönderirseniz, onları dinlerler, bu kavgalar da olmaz.’ İhtiyarları efendice dinledikten sonra ‘tamam,’ dedik, ‘önceden haberimiz olursa, göndeririz.’

Ali Haydar halkla iletişim kurmakta, gençleri dağa yönlendirmekte ve kaçanları ikna edip geri getirmekte oldukça yetenekliydi. ‘ Şu köyde şu genç var. Onu dağa çekersek kaçmaz, ama anasını karşımıza alırız. En iyisi o köyünde örgütlü olarak kalsın. Şu anda toplam üç öğretmen iki ebe örgütlü. Elazığ, Karakoçan ve Dersim merkezinde birer komite kurmamız gerekiyor. Keban baraj inşaatından gidip dinamit ayarlamam gerekiyor. Bir komite de orada oluşturursak işlerimiz kolaylaşır.’ Düşünce sistemini bu tip pratik işlerler üzerine oturtmuştu. El bombalarını birlikte yapıyor, küllüklerden bulduğumuz eski tokyo lastiklerine harfleri birlikte oyuyor ve bunlarla el ilanlarını birlikte basıyorduk. Ama bunları mıntıklardaki adamlara götürüp veren hep oydu. Gece gündüz daglarda tek başına gezen, kolayca yol bulan, ilişki bulan azimli bir insan. Karınca gibi… Şaşılacak derecede iyimser, cesur ve sempatik. Yoktan var edişin adamı. ‘Halk, anlattıklarımızda kendi dertlerini bulursa bizi dinler ve anlatacağımız çözüm yolunu daha kolay kavrar,’ın adamı.
24 ocakta aklıma gelen ilk adam odur.

adhk tarafından

Londra;  “Alnında Kılıç Yarası-ARMENAK- Orhan Bakır” Belgeselinin gösterimi yapıldı

Ocak 20, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Orhan Bakır yoldaşın mücadele deneyimini anlatan Alnında Kılıç Yarası” ARMENAK Belgeseli ışığında Orhan Bakır ve Hrant Dink yoldaşların anması yapıldı

LONDRA (20-01-2020) Sınıf Teorisi ve Partizan tarafından yapılan anmada, düzenleyen kurumlar adına konuşmalar yapıldı. Sınıf Teorisi adına yapılan konuşmada, “egemenler her güne çok sayıda saldırı ile girdiklerini, korku imparatorluğu yaratmak istediklerini ve direnenleri teslim almak istediklerini” söyleyerek, “biz geri çekildikçe onlar üzerimize gelir, biz korktukça onlar cesaretlenir, biz azaldıkça onlar çoğalır” dedi. “O halde şimdi cüreti daha fazla kuşanma zamanı” dedi. “Dünya yeni bir sürece girmiş durumdadır. Paris’ten, Latin Amerikaya, oradan Lübnan’a vs sokaklar canlanmıştır. Dünyada süren halkların mücadelesini ülkemizde, toprağımızda devam eden kendi özgün mücadelemizle birleştirebilir ve böylelikle enternasyonalist düzeye çıkarabilir çünkü bizler  komünist enternasyonalistleri” diyerek herkesi cüret etmeye mücadele etmeye çağırarak konuşmasını sonlandırdı.

Daha sonra Partizan temsilcisi Ocak ayında kaybettiklerimizi anarak başladığı konuşmasında “bugün Orhan Bakır”laşma zamanıdır. MLM çizgide, reformizme, yasalcılığa karşı bir çizgi ile mücadele yürütmeliyiz” dedi.

En son Belgeselin yapımcısı Nurcan Yıldırım kısa bir konuşma yaparak “bu tarihin bir parçası olarak yine parçası olduğum tarihin bir bölümünü açığa çıkarmak istedim” dedi ve belgesel çalışması sırasında yaşadığı tecrübe ve deniyimleri aktardı. “Belgeseli izledikten sonra sorularınız olursa ve benim cevaplayabileceğim sorular ise memnuniyetle cevaplarım” diyerek, etkinliği düzenleyen kurumlara teşekkür ederek konuşmasını sonlandırıldı.

Konuşmalardan sonra belgeselin izlenmesine geçildi. Belgesel bir buçuk saat gibi bir uzunlukta olmasına rağmen katılımcılar tarafından dikkatle izlendiği görüldü.

adhk tarafından

Kısaca Dünden Bugüne Dersim ve Devlet Gerçeği

Ocak 20, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim’e dönük saldırılar omuzlanacaksa, bu yalnızca ve yalnızca demokratik ve devrimci bir savunma, omuzlama olacaktır Ne bölgeci, ne yöreci, ne de feodal duygularla Dersim savunulamaz Dersim salt bir coğrafya değil, demokratik kültür ve değerleri temsil eden siyasal kimlik muhtevasıyla önem kazanan bir coğrafyadır

DERSİM (20-01-2020) Dersim’in ezeli yarı özerk ya da eyalet statüsüymüş. Gerek tarihçi ve araştırmacılar, gerekse de bu yakın geçmişin yaşayan tanıkları tarafından kulaklarımıza fısıldanan böyleydi. Devletten bağımsız/tam bağımsız olmasa da, Dersim bu yakın geçmişinde devlete asker ve vergi vermezmiş, kendi kültür ve değerlerine uygun biçimlenen kurallara göre toplumsal bir yaşam sürermiş… Rivayet değil, gerçek yaşammış bütün bunlar… Yaşayan tanığı olmadık bu geçmişin ama yaşayanlarından dinledik, tarihten ve araştırmalardan öğrendik bu gerçeği… Dersim’e ait bu tarihin aynı döneminde Dersim’e has uygulanan devlet politikaları ve yetmeyince gerçekleştirilen Dersim soykırım katliamı gerçeği teyit etmektedir ki, Dersim’e dair anlatılanlar tamamen ve beklide azı olmak üzere hepten doğruymuş… Devletin soykırım katliamı gerçekleştirmesine varan bu şer-i alakasına maruz kaldığına göre, Dersim’in belirtilen nüansları zorlayan bir statüde olduğu kesindir. Devlet otoritesiyle mesafeli olup onu içselleştirmediği, tersine kendisini yönetmede kesin bir yönelime sahip olduğu ve kuşkusuz ki kendisine ait bir kimlik iddiası ortaya koyduğu her bakımdan anlaşılmaktadır…

Dersim’in ‘’ehlileştirilerek’’ devlete entegre edilmesi, Türkleştirilerek asimile edilmesi, Asiliğinin ezilerek boyun eğdirilip teslim alınması ve Türk hakim sınıfları Kemalist iktidarının değimiyle ‘’Çıban’ın deşilmesi’’ hedefleriyle, seferler düzenleyip zaferler kazanmayan devletin tekçi-faşist ve asimilasyoncu-kırımcı saldırganlığına maruz kaldığı artık inkar edilemez bir gerçektir. Devletlerin arşivlerindeki tarihi belgeler, yaşayanlar tanıklar ve tüm araştırmalar Dersim’in maruz kaldığı katliamı çıplak biçimde gözler önüne sererek kanıtlamaktadır… Bu belgelerde, tam da Dersim katliamının hemen ön günlerinde Türk devletinin Almanya’nın zehirli gazlar talep edip aldığı ve yine Dersim katliamında fiilen görev alan dönemin yetkili askerlerinin Dersim’de ‘’kapısı kapatılmış-örülmüş mağaralara sıkışan insanları mağaralara gaz sızdırarak katlettiklerini’’ açıklaması, Dersim katliamında bulunan askerin günlüğünde yer alan ayrıntılı bilgilerde yer alan katliam gerçeğinin boyutu, bizzat ‘’TC’’ devletinin arşivlerinde yer alıp da açıklanmayan belgeler, 38 katliamını yaşamış Dersim’li yaşlıların canlı tanıklıklarıyla anlattıkları, belgesellerde ve araştırmalarda ortaya konular belge ve bilgiler Dersim’de vahşi katliamın gerçekleştirdiğini gün gibi ortaya koymaktadır. Siyasi saiklerle ve tam bir iki yüzlülükle de olsa, ‘’TC’’ devletinin mevcut siyasi iktidarı durumundaki Erdoğan-AKP iktidarının siyasi rant devşirme hesaplarıyla Dersim katliamıyla ilgili itirafları da gerçekleri ortaya dökmektedir. Öyle ki,  ‘’TC’’ devleti cumhurbaşkanı/başkanı Erdoğan bizzat kendi ağzıyla Dersim katliamını itiraf edip açıklamaktadır. Lakin tasası başka olduğu için sadece dillendirmekle yetinip gereğini yapmaktan imtina etmektedir. Buna karşın, devletin başındaki en yetkili ağzın Dersim katliamını itiraf etmesi, hukuken yeterli bir kanıt, dikkate alınması gereken itiraf ve suç duyurusu beyanı olarak kabul edilmeye yeterlidir. Bu, devletin itirafıdır! Devlet bu katliamı gerçekleştirdiğini itiraf etmiştir! Fakat burjuvazi iki yüzlülükten gerçek bir adım beklenemez. Zira itiraf edilmesine karşın, ne bir mahkeme açılmakta, ne katliamla yüzleşilmekte, ne mağduriyetler giderilmekte, ne de özür dilenmektedir… (Erdoğan dil ucuyla bir özürden söz etse de, gereğini hiçbir biçimiyle yerine getirmemiş ve Dersim katliamını siyasi kaygıları ve çıkarları için kullanmaktan sakınmamıştır…) Burjuvazinin Dersimlilerin acılarıyla oynama ve onların acılarını siyasi rantlarına meze etme iki yüzlülüklerine itibar etmemektedir. Ve elbette, Dersim bu hesaplaşmayı unutmamış, unutmayacaktır! Meselenin özü budur…

Devletin Dersim üzerindeki politikası sistemli olarak sürüyor

Burjuvazinin ve Erdoğan iktidarının ikiyüzlü olup itibar edilemez olduğu, sadece bu kadarıyla değil, dünden bugüne Dersim’de yaşananlar, aktüel olarak yaşanmaya devam eden ve uygulanan devlet politikalarıyla yeniden ve yeniden tescillenmektedir. Yukarıda devletin Dersim’e dair politika ve saldırılarının, nihayet soykırımcı katliamının altını çizdik. Ki, bu katliamın sistemli bir kıyım olduğu, belli bir zaman dilimine yayıldığı, belli amaç, hedef ve planlamalar temelinde yürütüldüğü ve en önemlisi de katliama paralel olarak gerçekleştirilen sürgünlerle Dersim’in birliği ve bütünlüğünü yok etmeyi hedeflediği, Dersim gerçeğine nokta koyulmak üzere, kadınların karnındaki bebelerin süngülenmesine varan her türlü vahşetin uygulandığı bir amaç güdüldüğü açıktır…

Dahası, bu sistemli ‘’yok etme’’ saldırısı(gerek fiziksel, gerekse de etnik kimlik yapısı ve bütünlüğü vb bakımından), salt katliamla ve sadece o dönemle sınırlı kalmayıp, doğrudan devlet merkezli plan-projeler temelinde fiziksel imha ve etnik yapısının asimile ederek değiştirilmesi içeriğinde, bütünlüklü ve sistemli bir saldırı olarak sonraki yıllardan günümüze kadar devam ettirilerek sürdürülmüştür, sürdürülmektedir. Geçmişteki ‘’Dersim kanunları’’ bugün başka isim ve uygulamalarla devam ettirilmektedir. Uzun yıllar uygulanan OHAL ve 93-94’lerde köylerin yakılıp yıkılarak(ve katliamlar gerçekleştirilerek) boşaltılması, zorla göç ettirilmesi, yiyecek ihtiyacının izne ve kiloya bağlanması, hatta Mekap ayakkabılarının yasaklanması, atlara kimlik verilip numaralandırılarak kontrole alınması, aktüel olan Baraj ve HES yapımları, kültürel erozyon ve yozlaştırmaya dönük özel uygulamalar, işbirlikçileştirme ve ajanlaştırma çalışmaları, bali-uyuşturucu kullanımı ve esrar üretiminin, dolayısıyla suçların teşvik edilmesi, gençliğin uyuşturucu batağına çekilmesi, keyfi yasaklar, operasyonlar, aramalar, kontroller, muhtar ve köylülerin, yaylacı ve esnafın karakola gitme zorunluluğuna tabi tutulması, giriş çıkış kontrollerinin modern kamara sistemleriyle donatılması, şehrin bu kameralarla donatılması, bariyer ve duvarların çekilmesi, karakollardan Kalekol yapımlarına geçerek Dersim coğrafyasının tam bir askeri alana ve açık hapishaneye çevrilmesi, saymakla bitiremeyeceğimiz baskı, yasak ve zulüm türü, devletin Dersim üzerindeki şer-i politikasının sistemli olarak baki olduğunu, devam ettiğini göstermektedir…

Bu sistemli saldırı ve yozlaştırıp çürüterek çökertme politikasının en aktüel bazı örnekleri ise, askeri-polisiyle ve satılık unsurlarıyla Dersim halkı ve gençliğini adi suçların içine çekme, değerlerinden uzaklaştırıp yozlaştırma, ahlaki çöküntüye sürükleme ekseninde cereyan etmektedir. Elbette aynı unsurları eliyle cinayetlerin işlenmesi, taciz-tecavüzlerin yaygınlaştırılması, kadına dönük suç ve cinayetlerin teşvik edilmesi, öğrencilerin tehdit edilerek işbirlikçileştirilmesi veya Dersim’i terke zorlanması, öte taraftan özellikle üniversiteye siyasal dinci cemaat ve tarikat üyeleri eğitim görevlilerinin yerleştirilmesi, bu temelde cemaat-tarikat örgütlenmelerinin geliştirilmesi, Dersim’in demokratik kültür ve yapısının bozulmasına ve aydınlık yüzünün karartılmasına dönük her türlü hile ve kirliliğin devreye sokulması, para zoruyla yoksulluğun satın alınıp insanları kirlilikler batağına çekilmesi gibi çalışma ve saldırılar gündemdedir… Burada, yani Dersim’de, demokratik hakların kullanılması keyfi biçimde yasaklanmaktadır. Çeşitli bölgeler keyfi biçimde ‘’yasak bölge’’ ilan edilmektedir. Köylülerin ve hayvancılık yapan köylülerin yaylalara çıkması keyfi biçimde yasaklanmaktadır. Köylülerin boşaltılmış olan köylerine dönmeleri keyfi biçimde yasaklanmaktadır. Sanatçıların her yerde seslendirdiği türküleri Dersim’de söylemesi keyfi biçimde suç sayılarak tutuklanma gerekçesi yapılmaktadır. İşbirlikçiliği kabul etmeyeni öğrenciye verilen yeşil kart veya burs bu vesileyle keyfi biçimde iptal edilmektedir… Bunlar yetmiyor devlete. En eğitimli ve uzman kafa tasçı katil, tetikçi ve çeteci suç mangalarını yığdığı Dersim’de, bu unsurları vasıtasıyla her türlü kirliği yaygınlaştırıp geliştirmeye çalışmakta, oyun ve entrikalarla insanlar kirli tuzaklarına düşürülmekte, zor ve şiddet kullanılarak insanlar baskı altına alınıp tehditlerle istemediği işlere zorlanmakta, en ağır baskılarla insanlar bunalımlara sürüklenmektedir. Ya devletle çalışıp Erdoğan iktidarına oy-destek vereceksin, ya da devlet dairelerinde işlerin görülmeyecek, iş bulamayacaksın, dolayısıyla açlık ve çaresizlik içinde bir yaşama mahkum olacaksın gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktadır insanlar. Yoksulluğun ve çaresizliğin derin girdabına itilerek bunalıma sürüklenen insanlar nihayetinden intihara sürülmektedir. İşte Dersim’de nadir görülen intihar olaylarının son zamanlardaki artışının-görülür olmasının arkasındaki gerçek tam da budur. İnsanların Dersim’de görülmedik biçimde çeşitli suçlara meyil etmesi ve bu suçların son zamanlardaki artışı, intihar ve diğer adi suçların görülmesi tam da bundandır. Ve bu suç ya da gelişmelere neden olan şey doğrudan devletin Dersim’e dönük özel politika ve uygulamalarıdır…

Göçertilmek istenen Dersim’i öz dinamikleriyle buluşturup saldırılara karşı direnme iradesiyle ayağa dikilmelidir

Bütün bu uygulama ve saldırılar kuşkusuz ki, Devlet-Dersim ezeli çelişkisinden bağımsız değildir. Yani, Dersim’e dönük dünün devlet politikası sistematik olarak devam etmektedir. Ancak meselenin hepsi bununla sınırlı değildir. Dersim geneli ekseri olarak aydın ve demokrat kimliğe sahiptir. Bu, fiilen devletle çelişme ve ona karşı muhalefet veya mücadele durumunda olma anlamına gelir. Yerli değer yargıları ve ilişkileri kapsamında Dersim CHP’ye sürekli oy vermiş olsa da bu, Dersim halkının CHP’yi sol parti olarak görmesi yanılgısından ileri gelmektedir. Ki CHP’ye paralel olarak ve daha fazlasıyla Dersim diğer demokratik parti ve devrimci kurumlara oy vermektedir. Dolayısıyla Dersim’in öyle ya da böyle sol kimlik ve tercihte olduğu, dolayısıyla faşist iktidar(kamuflaj kullanan CHP’yi saymazsak) partilerine oy verip onları desteklemediği söylenebilir. AKP’nin Dersim’de her şeye karşın istediği oyu almadığı aşikardır. Yine yerel seçimlerde SMF adayının belediye başkanlığına seçilmesi de Dersim’in bu sol ve devrimci tercihini göstermektedir. Burada es geçmemek gerekir ki, SMF’nin Dersim’deki etkisi sıradan bir durum değildir. SMF daha ciddi örgütlenip çalışarak çok daha etkili sonuçlar alma potansiyeli ve şansına her zaman sahiptir Dersim’de. Ve hemen altını çizelim ki, devletin Dersim’e dönük yozlaştırma, çökertme ve bilumum saldırılarına karşı alternatif olarak karşı koyup püskürtme göreviyle karşı karşıyadır. Bu olanaklara genel olarak sahiptir de. SMF Dersim’de devletin saldırılarını boşa çıkarma şansına sahip olan en etkili güçtür. Bu bilinçle hareket edip örgütlenmelerine, kurumsallaşmalarına ağırlık vermesi bu bakımdan elzemdir. Evet, SMF’nin Dersim’deki etkisi özellikle yerel seçimleri kazanmasıyla kanıtlanmıştır. Devletin bu gerçek karşısında özellikle Dersim’de SMF’ye dönük daha azgın ve amansız saldırması mümkündür, gerçektir de. Fakat, SMF Dersim halkından destek alma gibi büyük bir avantaja, hatta bu anlamda yenilemez güce sahiptir. SMF bunu asla unutmamalıdır. Özellikle yerel yönetimde olma avantajını da kullanarak, Dersim’de yürütülen yozlaştırma, çürütme, suça teşvik etme ve yabancılaştırma saldırılarına karşı ciddi bir irade gösterebilir, göstermek durumundadır. Nitekim önemli bir irade ortaya koyduğu da açıktır. Daha etkili ve daha kapsamlı bir kitlesel karşı koyuşu örgütlemek SMF ve kurumsal çalışmalarının önemli görevi olmak durumundadır. Göçertilmek istenen Dersim’i öz dinamikleriyle buluşturup saldırılara karşı direnme iradesiyle ayağa dikilmelidir…

Dersim’in aydın ve demokratik kimliği kadar, Dersim’deki devrimci/komünist hareketin kök tutma gerçekliği de devletin sistemli saldırılarında başka bir vesiledir.  Ki, Dersim’de devrimci ve Komünist hareketin kesintisiz mücadele varlığı, bu demokratik ve aydın potansiyeli etkileyerek devrimci kimliğinin öne çıkmasına yol açmıştır. İşte devletin sistemli saldırganlığının amansız Dersim düşmanlığına dönüşerek devam etmesinin, aktüel olarak gündemde olmasının esas sebebi budur; devletin bundan duyduğu korkudur.

Dersim salt bir coğrafya değil, demokratik kültür ve değerleri temsil eden siyasal kimlik muhtevasıyla önem kazanan bir coğrafyadır

Bugün yaşanan gelişmelerle, Dersim’in devletin hedefinde olup, yabancılaştırmaya ve çökertmeye dönük kirli oyunların yeni mizansenlerle sahnelendiği yeni hilelerle karşı karşıya olduğu izlenmektedir. (Dersim’in tarihte başa çıkmadığı şey devletin hilesi olmuştur ki, bu akıldan çıkarılmamalıdır.) Bu hile ve kirli oyunların deşifre edilerek Dersim halkının uyarılıp bilinçlendirilmesi, yozlaştırma ve çürüterek göçertme politikalarının savuşturulması ancak etkili bir kitle çalışmasıyla mümkün olacaktır. ‘’Hilelerle başa çıkamasa da’’ boyun eğmeyen Dersim bu saldırıları püskürtmeye yeteneklidir. Bu yetenek aydın ve demokrat karakterden geldiği kadar, devrimci ve sosyalist hareketin potansiyel dinamiğiyle anlam kazanmaktadır. Dersim’in karşı karşıya olduğu mevcut saldırı aslen demokratik, devrimci ve sosyalist değer veya dinamiklere bir saldırıdır. Muhalif ve mücadeleci kimliğe saldırıdır. Saldırının bu kapsam ve niteliği, sadece Dersim halkını değil, aynı zamanda demokratik, devrimci ve sosyalist güçleri de ilgilendirip görevli kılmaktadır. Devlet-iktidar merkezli sistemli gerici saldırı furyası, kitlesel ve devrimci hareketin birleşik mücadelesi ile göğüslenmek durumundadır. Saldırıya uğrayan yalnızca Dersimlinin değerleri değil, İstanbullu, Konyalı, Siirtli halkın ve nihayetinde demokrasinin, devrimin değerleridir. Bundandır ki, Dersim’e dönük saldırılar ortak mücadelenin bir parçası ve konusu olarak ele alınıp omuzlanmak durumundadır. Dersim belediyesi, coğrafyadaki tüm aydınlara çağrı yaparak kamuoyu oluşturmada ve Dersim halkına çağrı yaparak kitlesel tepkiyi büyütmede rol almalı, tüm demokratik, devrimci ve sosyalist güçler bu mücadelenin öznesi olarak kitlesel tepkide yer almaya çağrılmalıdır. Dersim yoğun çalışmalar biçiminde mahalle-mahalle bilinçlendirilmeli, örgütlenmeli ve karşı koyuşa davet edilmelidir. Daha doğrusu zaten var olan kitlesel tepkinin daha da büyütülmesi, en geniş kitlesel katılımlara ulaştırılarak istikrarlı bir mücadelenin geliştirilmesi için çalışılmalıdır. Her Dersim’li bu çalışmanın öznesi olduğu gibi, her demokrat, devrimci, sosyalist kurum da aynı biçimde bu mücadelenin öznesi olmalıdır…

Dersim’e dönük saldırılar omuzlanacaksa, bu yalnızca ve yalnızca demokratik ve devrimci bir savunma, omuzlama olacaktır. Ne bölgeci, ne yöreci, ne de feodal duygularla Dersim savunulamaz. Dersim salt bir coğrafya değil, demokratik kültür ve değerleri temsil eden siyasal kimlik muhtevasıyla önem kazanan bir coğrafyadır. Dersim yüzü aydın, niteliği demokrat, potansiyeli devrime açık bir kimliktir. Sahiplenilmesi gereken de, devrimci hareketin genel savunusunu gerektiren de bu gerçektir. SMF özel bir misyona sahip olsa da, politik niteliği bakımından Dersim tüm demokrat ve devrimcileri ifade eden özelliğiyle onların ortak bir değeridir. Ki, saldırılara maruz kalmasının esas nedeni de Dersim’in tüm devrimci harekete hitap edip açık olan bu demokrat niteliği ve devrimci zemindir…

Devlet Dersim’de adi-adli suçların olmaması veya az olmasından rahatsızdır! Neden rahatsızdır? İntihar ve bunalımın olmamasından rahatsızdır! Neden rahatsızdır? Devlet Dersim’de kadına dönük şiddetin az olmasından ve kadın cinayetlerinin az olmasından rahatsızdır! Neden rahatsızdır? Devlet Dersim’de hırsızlık, uyuşturucu, taciz-tecavüz, çetecilik, cemaat-tarikatçılık suçlarının olmaması veya az olmasından rahatsızdır! Neden rahatsızdır?… Çünkü devlet, Dersim’in aydın ve demokrat olmasından, devrimcilere dost olmasından, gericileştiremediğinden, oy alamadığından, muhalif ve mücadeleci yapısından rahatsızdır! Politik duruş ve kimliğinden, devrimci ve sosyalist savaşın destekleyicisi kimliğinden rahatsızdır… Devlet ve siyasi iktidarlarının Dersim’e saldırılarında amansız olması ve sınır tanımaması tam da bundandır. Eklenmeye değerdir ki, Dersim’in mezhepsel kimliği de Sünni-İslamcı siyasal iktidar tarafından bir kambur olarak görülmektedir. Siyasal dine uzak ve seküler yaşam tercihi de faşist iktidar tarafından suç sayılmaktadır. Dersim’in potansiyel suçlu görülmesi ve sistemli saldırılara kadir görülerek her türlü baskının reva görülmesi bu kimliğinden de beslenmektedir. Çünkü gerici egemen sınıflar Sünni-İslam ideolojisinden feyiz almaktadırlar. Yine Dersim’in Kürt kimliği gerici egemen sınıfların Dersim’e bitmeyen düşmanlıkla saldırmasının başka bir nedenidir. Çünkü gerici egemen sınıflar ırkçı-şoven Türk milliyetçiliğinin tekçi paradigmalarına sıkı sıkıya bağlıdır… Şimdi Dersim halkı ve demokratik, devrimci, sosyalist güçler şu ikilemle karşı karşıyadır; ya faşizme teslim olmuş pozitif değerlerinden uzaklaştırılmış, dolayısıyla teslim alınmış bir Dersim ya da aydın ve demokratik kimliğini koruyarak, başta egemen gericilik olmak üzere, her türden gericiliğe karşı muhalefet ve mücadele zemininde onurlu bir Dersim! Burjuvazinin yararına mı bir Dersim, devrimin yararına mı bir Dersim? Bütün mesele budur. Dersim’in gerici saldırılara karşı savunulmasında belirleyici tercih bu ikilemde ayrılır. Nerde olursa olsun her Dersim’linin sesini yükselterek saldırılara karşı politik kampanya yürütmesi görevdir.

adhk tarafından

Davos zirvesi protesto edildi

Ocak 19, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Cumartesi öğleden sonra Bern’de WEF’e karşı binlerce kişi gösteri yaptı Protesto Bahnhofplatz’da saat 15 00’de başladı

BERN (19-01-2020) Emperyalist haydutların, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklara yönelik her türlü saldırı kararlarının alındığı toplantılardan biri olan, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) , her yıl olduğu gibi bu yıl da protesto edildi.

İsviçreli anti-faşistler, anarşistler ve Auf-Bau gibi örgütlerin çağrıcısı olduğu eyleme, Türkiyeli devrimci kurumlardan MKP, ADHK ve SYM   katılım sağladı.

İzinsiz olarak gerçekleştirilen yürüyüş, Bern ana garı önünde başladı. Şehir içerisinde kitlelerin yoğun olarak bulunduğu sokaklardan dolanacak, Längengasse’ye doğru ilerledi. Eylem boyunca, Havai fişekler yakıldı, sloganlar atıldı ve yoldan geçenlere broşürler dağıtıldı.

Türkiye’nin kuzey Suriye’deki askeri saldırısına karşı   YPG’de alanda bayraklarıyla yer aldı.

Eyleme YPG, YPJ, MLKP, TKP/ML, PARTİZAN, PGİ-MLM, DEVRİMCİ CEPHE ve SYKP katılım sağladı. Eylem saat 17: 00’den kısa bir süre sonra sona erdi.

adhk tarafından

Birleşik Devrim Tezi ve ‘’Birleşik Devrim’’ Söylemi Üzerine

Ocak 15, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dolayısıyla bugünkü kullanılış biçimi ve bugünkü yaygın söylemin, bizlerin Birleşik Devrim tezinden anladığı içerikten farklı olduğu açıktır Hatta ne olduğu belirsizdir Adeta ajitasyona dönük bir söylemdir, içerikten yoksun kaba bir dillendirmeyi geçmemektedir

BAKIŞ CAN (15-01-2020) Birleşik Devrim son zamanların en tanıdık ve en sık kullanılan kavramı veya argümanıdır. Bunun doğru mu yoksa yanlış mı, özcesi nasıl kullanıldığı incelemeye değerdir. İlgili argümanın içeriğinin nasıl doldurulduğu, nasıl kavrandığı ve neler yüklendiği, kesinlikle tartışma gerektiren bir konu olarak izaha muhtaçtır. Hep söylenir; kavram veya argümanların içeriğinin boşaltılması ve isabetsiz kullanılması onları sulandırarak silah olmaktan çıkarır. İçeriğine uygun ve yerinde kullanılması ise onların gücünü muhafaza eder, yozlaştırılmalarını engeller. Slogan, kavram ve argümanların nesnel gerçekte karşılığı olmakla birlikte, toplumsal bilinç üzerinde nüfuza sahip oldukları inkar edilemez gerçektir. Hepsi birer anlamla yüklüyken, belli bir bilincin yansıması, yol gösterici öge ve gerektiğinde bir direktif olarak gerçek birer silahtırlar. Mesele devrim ile ilgili ise, bu slogan, kavram ve argümanlar, burjuvaziye karşı mücadele başta olmak üzere, mücadelenin her türünde devrimci kitlelerin elinde kıymetli birer silahtırlar. O halde önemleri tartışma götürmezdir ve içeriğine uygun olarak isabetli kullanılmaları da küçümsenemez bir meseledir.

Birleşik Devrim Tezi

Kayda değer bir ayrıntıya daha dikkat çekmek zorunludur. Sık kullanılan Birleşik Devrim söylemi, dar ya da sınırlı bir kavram olmaktan öteye, aslen bir devrim (birleşik devrim) tezidir. Başlı başına geniş muhtevaya sahip bir devrim tezidir. Ve eğer ‘’Birleşik Devrim’’ söylemi, bu içeriğine uygun değil de, daha dar anlamda ve hatta yanlış yorumla kullanılırsa, o, içeriğinden uzaklaştırılmış, çarpıtılmış ya da daha sığ muhtevaya indirgenmiş olur. Alelade bir ifadeye dönüştürülmüş olur. Birleşik Devrim söyleminin günümüzde doğru kullanılıp kullanılmadığına bakmakta fayda var. Bunun için Birleşik Devrim tezinin Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyası devrimci hareketindeki kullanılış zeminine bakmak gerekmektedir.

Birleşik Devrim tezinin coğrafyamızdaki arka planı, ‘’Türkiye devrimi’’ ve (Kuzey) Kürdistan devrimi biçimindeki tartışma ve ayrışmaya dayanır demek yanlış olmaz. Devrimci hareketin özellikle ilk yıllarında milli mesele kapsamında ciddi gerilikler taşıdığı ve Kürt ulusal sorununda Türk hakim sınıflarının şovenizminden etkilendikleri, dolayısıyla şovenizmin izlerini üzerinde taşıdıkları bilinen genel doğrudur. Kaypakkaya’nın milli mesele kapsamında ve özellikle Kürt ulusal sorununda Komünist perspektif ortaya koyarak keskin bir çıkış yaptığı ve Türk hakim sınıflarının şovenizmine karşı olduğu kadar, devrimci hareket içindeki şoven eğilim ve etkilere karşı da tutum alıp mücadele ettiği bilinmektedir. Bu çığır Kaypakkaya’nın ideolojik-siyasi-örgütsel  mirasçısı ve organik devamcıları tarafından da yeterince temsil edilip derinleştirilmediği ve belli bir tarihe kadar çeşitli boyutlarda şoven izler taşıdığı bir gerçektir. Kaypakkaya’nın devrim perspektifi, Türkiye ve Kürdistan devrimlerini ayrı ele alan değil, Demokratik Halk Devrimi niteliğinde Birleşik Devrimi öngören bir sınıfsal devrim perspektifiydi. Ancak Kürdistan’da bir devrimin gelişmesi durumunda Komünistler olarak alacağı pozisyonu da vb vs tarif eden ayrıntılı yaklaşımları bilinmektedir. Kürt ulusal hareketinin 1978 yılındaki kuruluşunu takip eden yıllarda, devrimci ve Komünist hareket içinde ‘’Türkiye devrimi’’ ve ‘’Kürdistan devrimi’’ tartışmaları gündeme geldi. Ayrı örgütlenme ve ayrı iki devrim anlayışları gündeme geldi. Hareketimiz bu tartışmalarda, Türkiye ve Kürdistan ayrımına gitmeden tek devrim-Birleşik Devrim olarak Demokratik Halk Devrimini benimsedi. Kürt ulusal orijinli hareketler ve kimi devrimci hareket bileşenlerinin Kürdistan devrimini ayrı ele alma yaklaşımlarına karşın ve hatta hareketimiz içindeki bu yönlü kimi tartışmalara da karşın, hareketimiz millet ve milliyetlere göre örgütlenme anlayışını reddederek tek-ortak örgütlenmeyi savunmakla birlikte, sınıfsal devrim perspektifi temelinde Türkiye ve (Kuzey)Kürdistan bütünlüğünde Birleşik Devrim tezi olarak tek devrimi benimsedi, buna uygun olarak örgütlenip konumlandı.

Meseleyi daha fazla ayrıntıya boğmadan söylemek gerekirse, Birleşik Devrim Tezinin arka planı esasta burada yatmaktadır. Ve Birleşik Devrim argümanı yalnızca bu zeminde anlaşılırdır, geçerli bir tartışmadır. ‘’Türkiye devrimi’’ ve ‘’Kürdistan devrimi’’ çerçevesinde gündeme gelen bu ikilem dışında ‘’Birleşik Devrim’’den bahsetmek karşılıksız ve anlamsızdır. Zira, ‘’hangi birleşik devrim?’’ sorusu bu ikilem dışında yanıtlanamaz. Tabi eğer Milli Devrim ile Demokratik Halk Devrimi birbirinden ayrıştırılarak iki ayrı devrim biçiminde ele alınıp buna birleşik devrim denilmiyorsa. Ki, Milli devrim ile Demokratik devrim coğrafyamızda iç içe geçmiş ve Milli Demokratik Devrim ya da Demokratik Halk Devrimi tezinde karşılık bulmaktadır. Hareketimizin düne kadar öngördüğü Demokratik Halk Devrimi aynı zamanda Milli Demokratik Devrimi de kapsamaktadır, Demokratik Halk Devrimi bu içeriğiyle kullanılmaktadır. Demokratik devrim ile Milli devrim bir biçimde birleşik devrimdir. Fakat, günümüzde kullanılan Birleşik Devrim argümanı bu manada, yani Milli devrimle Demokratik devrimin bir tek devrim olarak gerçekleşmesi anlamında ifade edilmemektedir. Hatta Türkiye ve Kürdistan devrimi olarak gerçekleşmesi anlamında da kullanılmamaktadır Birleşik Devrim söylemi. Daha doğrusu, eleştiri konusu yaptığımız Birleşik Devrim söyleminin ne anlamda, hangi yüklenim ve içerikte kullanıldığı net değil, belirsizlikler taşımaktadır.

Hareketimizin Birleşik Devrim savunusu veya kavrayışı, tarihsel haksızlık zemininde ve egemen güçlerin zorla ve gerici temelde de olsa belirlemiş ve dayatmış olduğu reel gerçekte tek devlet sınırları/tek siyasi coğrafyada bulunan Kuzey Kürdistan coğrafyası ile Türkiye coğrafyası devriminin tek devrim olarak Birleşik Devrim teziyle ele alınması, iki ayrı ulus devriminin bu Birleşik Devrimden geçeceği şeklindedir.

Birleşik Devrim tezinin ne anlama geldiği, içeriğinin ne olduğu anlamında yürüttüğümüz tartışma açısından yukarıdaki tarihsel savunularımızı ifade ettik. Yoksa bugün itibarıyla Demokratik Halk Devrimi gibi savunularımız geçerli değil, sosyalist devrim perspektifi geçerlidir. Fakat, birleşik devrim açısından tutarlı olan görüş, bahsettiğimiz gibi iki ayrı ulus devriminin tek devrim biçiminde ele alınması manasındadır Birleşik Devrim tezi. Oysa bugün Birleşik Devrim söylemini sıkça kullananların en azından bir kesimi Kürdistan devrimini ayrı ele almakta ve hatta Kürdistan devrimini öncelikli görerek, ‘’Türkiye devriminin Kürdistan devriminden geçtiğini’’ iddia edip ileri sürmektedirler. Dolayısıyla bugünkü kullanılış biçimi ve bugünkü yaygın söylemin, bizlerin Birleşik Devrim tezinden anladığı içerikten farklı olduğu açıktır. Hatta ne olduğu belirsizdir. Adeta ajitasyona dönük bir söylemdir, içerikten yoksun kaba bir dillendirmeyi geçmemektedir.

HDBH ve Birleşik Devrim Tezi

Bugünkü yaygın söylemin HBDH gerçekliğine dayandığı ve bu zeminde Birleşik Devrimden söz edildiği anlaşılmaktadır. Ve eğer HBDH tanımına uygun olarak iki ulus devrimi birleşik görülerek ele alınıyorsa, bu anlam ve zeminde bir birleşik devrimden söz ediliyorsa bu olumlu gelişmedir. Lakin, HBDH bileşenlerinden bazı güçlerin bu anlamdaki Birleşik Devrim tezinin aksine, ‘’Kürdistan devrimi önceliklidir’’ şeklindeki görüşlere sahip olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bir çelişki ve tutarsızlıktan söz etmek doğrudur. Ki, tam da bu çelişkiden ötürüdür ki, ‘’Birleşik Devrim argümanından ne kast ediliyor, buna ne anlam yükleniyor bu belirsizdir’’ demekteyiz. Ve eğer HBDH bileşenleri Birleşik Devrim argümanını kullanacaksa, ki kullanmaktadırlar, o halde bunu yeniden ve doğru biçimde tarif ederek deklere etmek durumundadırlar. Hem Birleşik Devrimden bahsetmek ve hem de ‘’Kürdistan devrimi önceliklidir, Türkiye devrimi Kürdistan devriminden geçer’’ demek tutarsız, eklektik ve çelişiktir.

Öte taraftan, birleşik devrimci güçler veya devrimin birleşik güçleri gibi kavram ve gerçekler farklı ama Birleşik Devrim daha farklı şeydir. Birleşik Devrim Hareketi fiilen iki ulus-iki coğrafya devrimini tek devrim olarak tasavvur eden bir bilinç ve söylemdir. Lakin Birleşik Devrim Hareketi güçlerinin bunu nasıl yorumlayıp nasıl anladıkları tartışmalıdır. Bu durumun netleştirilmesi şarttır. Neden Birleşik Devrim diyoruz ve neden Birleşik Devrim Hareketi diyoruz? Bu soru, işaret ettiğimiz mevcut çelişkilerin ve dolayısıyla çelişik söylemlerin giderilmesi temelinde yanıtlanarak açıklığa kavuşturulmalıdır. Hiç şüphesiz ki, bizlerin Birleşik Devrim Hareketi ifadesinden anladığımız, Birleşik Devrim Tezi savunusudur. Bunun dışında bir Birleşik Devrimden ve Birleşik Devrim Hareketinden söz etmek eklektiktir.

Kavram Tartışmasında Bir Ayrıntı

Son olarak, kavramlar üzerine açılmış bir tartışma olması nedeniyle daha dar ve özel bir soruna dikkat çekmeyi de gerekli gördük. Hareketimiz, bahis konusu iki ayrı ulus ve (zorla tek devlet sınırları tarifine sığdırılmış da olsa) iki ayrı coğrafya gerçekliğinden yola çıkarak ve dayatılmış bir realite de olsa Misak-ı Milli sınırlarını meşru görmeyerek, ‘’Türkiye’’ isimlendirmesini Kürt ulusu ve coğrafyasını yok sayan inkarcı şoven anlayış-yaklaşım olarak reddetmekte, aynı biçimde eski kullanım biçimi olan ve Kuzey Kürdistan’ı Türkiye ait eden ya da Türkiye maneviyatıyla tarif eden yanlış isimlendirme olan ‘’Türkiye Kürdistan’ı’’ tanımlanmasını reddetmekte, dolayısıyla Kürt ulusu ve coğrafyası gerçekliğinin şovence reddine karşı ‘’Türkiye-Kuzey Kürdistan’’ isimlendirmesini daha bilimsel ve doğru bir isimlendirme olarak kabul edip kullanmaktadır…

Hareketimiz, ‘’Türkiye-Kuzey Kürdistan’’ biçimindeki isimlendirmeyi bilinen gerekçe ve sebepler haklılığında yaparken, bu isimlendirmenin arka planını dikkate almayan veya gözden kaçıran yoldaşlar tarafından, ‘’Türkiye ve Kuzey Kürdistan’’, ‘’Türkiye/Kuzey Kürdistan’’, ‘’Türkiye Kürdistan’’ gibi değişik biçimlerde kullanılmakta, hatalı biçimde kullanılmaya devam edilmektedir. Oysa hareketimizin Türkiye ile Kuzey Kürdistan ifadesi arasına tre koyarak(Türkiye-Kuzey Kürdistan) kullanması doğru ve anlamlıdır. İki ulus coğrafyasının varlığını ifade ve birinden birini yok saymayan isimlendirme biçimi, Türkiye-Kuzey Kürdistan şeklindeki kullanım biçimidir. İki ulus ve iki ulus coğrafyasının varlığını ve dayatılmış da olsa reel gerçekte tek devlet sınırları içinde bulunduğunu anlatmaktadır bu isimlendirme biçimi. Araya konulan tre, iki ayrı gerçeği ifade etmekle birlikte, iki ayrı gerçeğin tek devlet sınırlarında olduğunu ve iki ayrı gerçeğin tek isim olarak okunmasını anlatmaktadır.

İsimlendirmede, Türkiye ile Kuzey Kürdistan arasına bölü(/) işareti, ‘’ve’’ bağlacı ya da hiçbir şey kullanmadan(Türkiye Kuzey Kürdistan) düz kullanma biçimlerinin hatalı olduğu, bunun tersine iki ulus ve iki coğrafyanın tek isimle doğru tanımlanması açısından Türkiye ile Kuzey Kürdistan arasına tre(-) koymanın (Türkiye-Kuzey Kürdistan) doğru olduğu aşağıdaki biçimsel örneklerden de anlaşılacaktır. Eğer Türkiye ayrı bir devlet, Kuzey Kürdistan ayrı bir devlet olsaydı elbette arasına ‘’ve’’ bağlacı koyulurdu. Ama tek devletten bahsettiğimize göre, tek, bitişik okumayı olanaklı kılan Türkiye-Kuzey Kürdistan biçiminde yazmak, doğru olarak kullanmak durumundayız.

adhk tarafından

Dersim Belediyesi’nden ilk açıklama: Kanuna aykırı hareket edilmiştir

Ocak 15, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim Belediyesi’nden ilk açıklama geldi

SGK Tunceli İl Müdürlüğü tarafından belediyenin maaş, vergi, resim, harç hesaplarına haciz konuldu

DERSİM (15-01-2020) Konuyla ilgili SMF’li Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun saat 12.00’de belediyede basın açıklaması gerçekleştireceği duyuruldu.

Belediye’nin ilk açıklamasında şunlara yer verildi:

“Belediyemizin, Tunceli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle 5.453.303,30 SGK prim borcu bulunmaktadır. Belediye şirketimizin, Tunceli Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne 31.12.2019 tarihi itibariyle 4.761.424,20 TL SGK prim borcu bulunmaktadır.

Belediyemiz Mayıs 2018 tarihinden itibaren SGK prim tutarları ödenmemektedir. Bu ödeme biz yönetime gelmeden önce de yapılmamaktaydı. Yönetime geldiğimizde kamuoyuyla da paylaştığımız gibi devrolan borçlardan kaynaklı SGK ödemesini gerçekleştirememekteyiz. Belediye Kanunu’nun 15. maddesine göre, ‘belediyelerin vergi, resim harç ve iller bankası payına haciz konulamayacağı’ açık bir şekilde belirtilmiştir.

Buna rağmen kanuna aykırı hareket edilerek belediyemizin vergi, resim harç ve iller bankası payına haciz konulduğu için belediyemiz personelinin maaşları ödenememiştir.”

adhk tarafından

28 yıldır tutsak olan Nurcan Bakır “Zulme karşı sessiz kalmayacağım” diyerek yaşamına son verdi

Ocak 15, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Açlık grevi eyleminden sonra Gebze Kadın Hapishanesi’nden Balıkesir Burhaniye Hapishanesi’ne sürgün edilen 28 yıldır tutsak olan Nurcan Bakır, baskıları protesto ederek, yaşamına son verdi

HABER MERKEZİ (15-01-2020) Açlık grevi eylemlerinin sonlanması ardından Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nden Balıkesir Burhaniye Hapishanesi’ne sürgün edilen 28 yıldır tutsak olan Nurcan Bakır, baskılara karşı protesto eylemi gerçekleştirerek yaşamına son verdi. Nurcan dün ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde zulme karşı sessiz kalmayacağını aktarmıştı.

Kocaeli Gebze Hapishanesi’nden Balıkesir Burhaniye Hapishanesi’ne sürgün edilen 28 yıldır hapishanede olan 47 yaşındaki tutsak Nurcan Bakır, dün ailesi ile haftalık telefon görüşmesi gerçekleştirdikten sonra bu sabah saatlerinde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Nurcan’ın yaşamına son verdiğini aktaran ailesi, telefon görüşmesinde Nurcan’ın zulme karşı sessiz kalmayacağını, her gün rüyasında katledilen çocukları gördüğünü söylediğini belirtti.

Öte yandan Nurcan’ın hasta tutsak olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğu öğrenildi.

adhk tarafından

Luxemburg, Liebknecht, Lenin Berlin’de Anıldı

Ocak 14, 2020 de ANASAYFA adhk tarafından

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilişlerinin 101’inci yılı olmak üzere ve uluslararası proletaryanın büyük öğretmeni Lenin Berlin’de sol sosyalist güçler tarafından LLL yürüyüşü ile anıldı

BERLİN (14-01-2020) Bir kere daha Berlin sokaklarında Devrim, Sosyalizm ve Komünizm sloganları haykırıldı!

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilişlerinin 101. yılı olmak üzere ve uluslararası proletaryanın büyük öğretmeni Lenin Berlin’de sol sosyalist güçler tarafından LLL yürüyüşü ile anıldı.

101 yıl önce Alman proletaryayasının önderlerinden Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Alman devleti tarafından hunharca katledilder.

Bu yılda binlerce ilerici, devrimci, sosyalist ve komünist güçler, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ve uluslararası proletaryanın önderlerinden Lenin’in, ezilen dünya halklarına bıraktığı değerleri savunmak ve sahiplenmek için LLL yürüyüşünde bir araya geldiler. Ezilenler dünyasının yegâne kurtuluş seçeneğinin devrim ve sosyalizm olduğunu haykırdılar.

Frankfurter Tor’da başlayan yürüyüş, Friedricheflde anıt mezarlara kadar devam etti. Ve katılan kitleler anıt mezarları ziyaret edip karanfiller bıraktılar.

Biz de ADHK, ADKH ve SMY aktivistleri olarak, bu güzel, anlamlı ve büyük tarihsel değeri olan bu yürüyüşte, bayrak ve pankratlarımızla yerimizi alarak, sloganlarımızı haykırdık.