adhk tarafından

Dersim halkı doğasına sahip çıkıyor

Mayıs 26, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Dersim halkı doğayı tehdit eden HES ve maden projeleri ile anti-personel mayınlarına karşı sağanak yağmur altında kitlesel bir eylem gerçekleştirdi

DERSİM(26.05.2013)- Dersim halkı dün “Dersim’e sadakat için barajlara, siyanüre, mayınlara, yozlaşmaya, doğanın yok edilmesine hayır! Dersim halkı” yazılı pankartın arkasında sabahın erken saatlerinde Seyid Rıza parkında bir araya geldi. Aralarında DHF ‘nin ve demokratik kitle örgütlerinin de bulunduğu kitle saat 11.00’de yürüyüşe geçti. Yürüyüş başladığı andan itibaren yoğun bir şekilde sağanak yağış yağması Dersim halkını yıldırmadı. Yürüyüş boyunca sık sık “Dersim  onurdur onuruna sahip çık”,” Baraj yapma boşuna yıkacağız başına”,”Katil devlet Dersim’den defol”, “Munzur özgür akacak”, “Ali Mükan’a özgürlük” sloganları atıldı. Yoğun yağıştan kaynaklı programda değişiklik yapılarak Kemerabel ‘de program devam etti.  Burada yapılan basın açıklamasında Dersim’in yapılan 23 HES, 63’ü aşkın madencilik faaliyeti, 10.557 adet anti-personel mayını, inanç alanları ile kültür varlığı alanlarına inşa edilmek istenen karakol projeleri ile büyük bir tehdit altında olduğu kaydedilerek Munzur Vadisi’nin 1971 yılında milli park ilan edilmesine karşın 1983’ten itibaren vadi üzerinde çeşitli baraj ve HES projelerinin şekillendirildiği Danıştay’ın Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu alınması gerektiğini belirterek yapımı durdurmasına rağmen Çevre ve Orman Bakanlığı’nca Munzur Vadisi Millî Parkı’nda yapımı planlanan Baraj ve Hes’ler için Üstün Kamu Yararı kararı alınarak baraj ve HES’lere izin verildiği kaydedildi.

Tüm ilçeler HES ve madencilik projeleri tehdidiyle karşı karşıya

Peri Vadisi’ndeki ekolojik kırıma de değinilen açıklamada “Peri Vadisi’nde altısı baraj tipi toplam dokuz HES projelendirilmişti. Bu baraj ve HES’lerden Tunceli ili sınırları içerisinde yer alan Seyrantepe Barajı ve HES’te hali hazırda enerji üretilmekte; Tatar Barajı ve HES’in inşası devam etmekte; halkımızın tüm itirazlarına rağmen Pembelik Barajı ve HES için Acele Kamulaştırma Kararı alınarak topraklarımıza Acele El Koyma Kararları verilerek ekolojik kırım devam ettirilmektedir.” denilerek yapımı projelendirilen diğer HES projelerinin isimleri aktarıldı.

Dersim’in son zamanlarda madencilik projeleri açısından da yüksek bir tehdit altında olduğu belirtilen açıklama  ” Dersim’in ekolojik ve kültürel varlık alanları çevre mevzuatına aykırı olarak Maden Arama – İşletme Ruhsatları ile madencilik şirketlerine kiralanmıştır. Madencilik şirketleri Arama-İşletme Ruhsatlarına konu toplam rezerv sahaları çok daha yüksek miktarda olmasına rağmen ÇED sürecinden kaçınmak için faaliyet yürütecekleri alanı etap etap beyan etmekte ve bu şekilde madencilik faaliyetlerinin olası çevresel v.s. sonuçlarına dair veriler elde edilememektedir. Bunlardan başka anti-personel mayınları da gerek yaşam hakkı ve gerekse de ekoloji açısından yüksek miktarda risk üretir durumdadır. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’ e 2004 yılında sunduğu raporlara göre Dersim’de 10 bin 557 adet kara mayını/anti-personel mayını bulunuyor.

Türkiye’nin taraf olduğu Ottowa Sözleşmesi hükümlerine göre Dersim’de bulunan 10.557 adet anti-personel mayınının imhası için sözleşmenin yürürlük tarihi olan 1 Mart 2004 tarihinden itibaren en kısa zamanda harekete geçerek mayınların imhasına başlamış olması gerekiyordu. Fakat bugüne kadar mayınların imhası için herhangi bir girişimde bulunulmadı. Son süreçle birlikte, Dersim’de 90’lı yıllarda zorla boşaltılan yerleşim birimlerine dönüş umutlarının oluşması ve doğa gezilerinin artması ile anti-personel mayınları ve serbest patlayıcılar Dersim halkı açısından daha fazla kaygı üretmeye başlamıştır.

Son olarak belirtmek isteriz ki çözüm sürecine rağmen, Dersim Halkınca büyük kutsiyet atfedilen Koye Jel ve Sinan Kalesi Harabeleri gibi kültürel varlık alanlarına büyük karakollar inşası için iş makineleri çalışmaya başlamıştır. Dersim’in inancına, kültürel varlık alanlarına yönelik projeler inanç ve kültürümüz açısından asla onaylanamayacak projelerdir. “ sözleriyle sonlandırıldı.

Yürüyüş sloganlar ve marşlarla sonlandırıldı.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

MKP dava tutsaklarına sürgün!

Mayıs 26, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Malatya E Tipi Hapishanesi’nden MKP dava tutsaklarından 12 tutsak tünel eylemi yaptıkları için Tokat Hapishanesi’ne sürgün edildi

HABER MERKEZİ (26.05.2013)- Malatya E Tipi Hapishanesi’nde 17 Mayıs 2013 tarihinde tünel eylemini gerçekleştiren MKP dava tutsaklarından Yusuf SELVİ, Behzat FİRİK, Kenan ARTUN, Kadir YILDIZ, Murat AYGÜN, Mehmet Ali ATİLLA, Erdal GARİP, Eren BATMAZ, Mahir DÜNDAR, Adem ÇELİK, Özdal BOZKAYA, Ferhat YALÇIN adlı tutsaklar Tokat Hapishanesi’ne sürgün edildi.

MKP dava tutsaklarının özgürlük kurşunuyla hakim sınıfların suratına indirdiği şamara karşılık, hakim sınıfların karşılığı tutsakları sürgün etmek oldu.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

RedHack’ten Reyhanlı belgeleri!

Mayıs 22, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

RedHack Reyhanlı için yaptığı eylemlerin ardından şimdi de devletin failler hakkındaki bilgilerini deşifre etti.

İstanbul (22 Mayıs 2013) RedHack, devletin Reyhanlı saldırılarına dair önceden bilgi sahibi olduğunu gösteren belgeleri yayınladı. Daha önce üniversitelerdeki yolsuzlukları sunduğu RedLeaks (redleaks.blogspot.com) üzerinden yayınlanan belgelerde devletin bombaları taşıyanların nerede olduğundan hangi araçları kullanacağına, hatta kullandıları telefon numaralarına kadar bilgi sahibi olup gerekli önlemleri almadığı ortaya çıktı.

Aslında sermaye devleti sözcüleri de benzer açıklamaları yapmış fakat istihbaratın yetersiz olduğunu savunmuştu. Belgelerle asıl amacın patlamayı mazaret yaparak Suriye işgal politikalarına emekçileri yedeklemek olduğu kanıtlanıyor. Sermaye devletinin daha önce de Hrant Dink cinayetini jandarma muhbiri üzerinden öğrenmesine rağmen önlem almadığını da düşünürsek bunun bir “ihmal” değil bilinçli bir tercih olduğu görülüyor. Keza patlamalardan sonra da hiçbir devlet yetkilisinin bu somut istihbarat raporlarından bahsetmemesi yapılan planı açığa çıkarıyor.

RedHack, Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait gizli belgeleri yayınlarken verdiği mesajda şunları ifade etti: “Elimize mail yoluyla geçen Hatay Reyhanlı patlamasına ait Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’nın ‘gizli’ belgeleri yayınlıyoruz. Reyhanlı halkını sadece bombalar değil, sansür de katletti. İstihbaratı cok önceden alınan bombaları eğer ‘sırf savaş çıksın’ diye halkın arasına salarsanız, böylede birileri oyununuzu bozar.”

“Gerçekleri birilerinin ulastırmasi lazımdı, bizde bunu yapıyoruz. Korkmuyoruz çünkü hayat korkakları affetmez” diyen RedHack belgelerde, Suriye’de faaliyet gösteren El Kaide yanlısı gruplara ulaştırılmak üzere bomba yüklü araçlara ilişkin bilgiler verildiğine dikkat çekerken Suriye yönetiminin araçları aradığını belirtiyor. Belgelerde istihbaratın 25 Nisan tarihli olduğu yani Reyhanlı patlamalarından 2 haftadan fazla bir süre öncesinde bilgi sahibi olunduğu görülürken patlamanın Alevi dedelerine, sol örgütlere ve Suriye devletine yıkılmasının amaçlandığı söyleniyor.

adhk tarafından

Gazi’de çetelere karşı devrimci dayanışma

Mayıs 22, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Gazi Demokratik Haklar Derneği’ne çeteler tarafından yapılan silahlı saldırının ardından aralarında DHF’nin de bulunduğu Gazi Mahallesi’ndeki devrimci demokratik kurumlar çetelere karşı kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirdi.

İSTANBUL (22.05.2013)-  Bilindiği gibi geçtiğimiz Pazar gecesi saat 23.30 sularında Demokratik Haklar Federasyonuna bağlı Gazi Demokratik Haklar Derneği silahlı bir grup çete tarafından saldırıya uğramış ve kurşunlanarak camları kırılan derneğin yakılması çevredeki halk tarafından engellenmişti.

Dün Gazi’deki devrimci demokratik kurumların ortak çağrısıyla gerçekleştirilen saldırıyı protesto etmek ve çetelere karşı ortak devrimci iradeyi sergilemek için saat 20.00’de Gazi DHD önünde biraraya gelen çok sayıda devrimci demokratik kurum buradan ”Gazi’yi çetelere teslim etmeyeceğiz- Yaşasın devrimci dayanışma” pankartı arkasında “Çeteler halka hesap verecek”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Çetelere geçit vermeyeceğiz”,” Halkımız saflara hesap sormaya” sloganları eşliğinde yürüyüşe geçti. Gazi Dörtyol’dan Cemevi’ne doğru yürüyüşe devam eden yaklaşık bin kişilik kitle kalabalıklaşarak ve çevredeki halkın ve esnafın da desteğini alarak yürüyüşe devam etti.

“Çeteciler halka ve devrimci kurumlara karşı maşa olarak kullanılıyor”

Gazi Cemevi önünde tüm kurumlar adına yapılan ortak açıklamada Gazi Mahallesi’nde emekçilerin yıllardır devlet destekli çetelerin saldırılarına maruz kaldıklarına değinilerek 19 Mayıs günü de çetelerin Gazi DHD’ye silahlı saldırıda bulunduğu açıklandı. Kürdüyle, Türküyle, Alevisiyle,Sunnisiyle, Dersimlisiyle, Sivaslısıyla, Batmanlısıyla, Şırnaklısıyla, Karslısıyla bütün coğrafi , kültürel,farklı kimlikleri bağrında taşıyan, birlikte gerici saldırılar karşısında aynı barikatlarda dövüşen Gazi halkının örnek bir kimliğe sahip olduğu belirtilerek “Emekçilerin Gazi’de yiğit evlatlarının kanıyla oluşturduğu devrimci kültürel kimlik egemenler tarafından çeşitli saldırı ve katliamlarla yok edilmek isteniyor. Özellikle siyasi kurumları, polisiyle giremediği ve hakim olamadığı semtlerde devrimci, ilerici kültürü parçalamak için yozlaştırma politikasına başvuran gerici sistem, bu bölgelerde hedef aldığı çeteci grupları kirli ilişkiler ağı içerisinde güçlendirerek, halka ve devrimci kurumlara yönelik saldırılarında maşa olarak kullanıyor.” denildi.

Çetelerin genellikle yoğun olarak arkasına sığındıkları siyasi durumun kafatasçı faşist kimlik olduğu ancak Gazi gibi devrimci ilerici semtlerde ise politik durumdan kaynaklı özel olarak dini, coğrafi terimler arkasına sığınmayı tercih ettikleri açıklandı.

“Bu saldırı tüm devrimci demokratik politik güçlere ve Gazi halkının ilerici değerlerine yapılmıştır”

Açıklama “19 Mayıs günü gerçekleşen silahlı çete saldırısı tüm devrimci demokratik politik güçlere yapılmış bir saldırıdır.  Bu saldırı emekçi Gazi halkının yarattığı ilerici değerlerine yapılmış saldırıdır. Bu saldırı emekçi Gazi halkının kardeşçe yaşamasına, aynı sofraya diz çökmesine karşı yapılmış bir saldırıdır. Bu saldırı Gazi’de yaşayan emekçilerin sindirilmesi, kendi yaşamına ve gerçek sorunlarına duyarsızlaştırılması için yapılmış saldırıdır.(…)Gazi devrimci kimliği devlet beslemeli çetelere teslim etmedik etmeyeceğiz. Tüm devrimci-ilerici kurumlar olarak egemen sistemin gerici saldırılarıyla birlikte tüm çeteler karşısında ortak hareket edeceğimizi bir kez daha dosta düşmana ilan ediyoruz. Çeteler emekçi halka hesap verecek. Yaşasın devrimci dayanışma.”  sözleriyle sonlandırıldı.

Eylemi DHF, Partizan, BDSP, SDP, ESP, AKADER, ESP, Devrimci Hareket, Halkevleri, HDK, BDP, SYKP, TKP, TÖP-G örgütlerken, Halk Cephes, Mücadele Birliği, EMEP ve PDD de destekledi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DHF’den Gazi’de yürüyüşe çağrı

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) Gazi DHD’de yapılan saldırıyı yapacağı yürüyüşle protesto edeceğini açıklayarak yapılacak yürüyüşe devrimci demokratik kamuoyunu ve Gazi halkını çağırdı.

HABER MERKEZİ (20.05.2013)- Demokratik Haklar Federasyonu çeteci bir güruh tarafından Gazi Mahallesi’nde bulunan Demokratik Haklar Derneği’ne yapılan saldırıyı yapacağı yürüyüşle protesto edeceklerini açıkladı.

Devrimci demokratik kurumların da destekleyeceği yürüyüş için yarın saat 20.00’de Gazi Demokratik Haklar Derneği’nde toplanılarak yürüyüş başlatılacak.

adhk tarafından

Köln’de ADGBP tanıtım Paneli Yapıldı

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Köln (21 Mayıs 2013) Almanya Demokratik Güç Birligi Platformu tanıtım panellerinin sonuncusunu Köln’de gerçekleştirdi.20 Mayısta gerçekleştirilen tanıtım paneline konuşmacı olarak,AABF adına Özgür Öz,Yek-Kom adına Erol Polat,ADHF adına Cemal Şahin,AGİF adına Ali Mitil ve ADDBF adına Selman Çimen katıldılar.Katılımın beklenenin altında olduğu panelin modatörlügünü ise Y.Dünya yaptı.

Bütün konuşmacılar kendi kurumsal perspektifi ile oluşturulan ADGBP’ e ilişkin fikirlerinin yanısıra,bu özgülde genel olarak birliklere ve birlikte mücadeleye dair kaygıları ve zorunlulukları vurguladılar.Tüm konuşmacılar Özellikle geçmekte olduğumuz tarihsel sürecin bilinciyle Gerici Faşist sisteme karşı biraraya gelmenin ve birlikte mücadele etmenin zorunluluğuna vurgu yaptılar.

Panel konusmacıların sunumlarının ardından verilen aradan sonra kitlenin soru ve görüşlerinin alınması ile devam ett.Bu bölümde tartışmalar özellikle Barış/Müzakere süreci üzerine yoğunlaştı.Panelistlerinde bu sürece ilşkin kendi kurumsal fikirlerini belirtmelerinin ardından tanıtım paneli sona erdi.

adhk tarafından

Ulm’de ADGBP Tanıtım Paneli Yapıldı

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Ulm (21 Mayıs 2013) Ulm’de ,demokratik güç birliği tanıtım  paneli gerçekleştirildi. Mayıs ayında ölümsüzleşenleri  anarak başlayan etkinliğe  konuşmacı olarak , AGİF, ATiF, Yek Kom, AABF ve ADHF temsilcileri  katıldılar.

AGİF adına yapılan açılış konuşmasında birlikteliğin önemi ve gerekliliği  anlatarak , bu birleşimin taban insiyatiflerini güçlendirme çalışmasını önüne görev koymalı diyen temsilci,  süreç her kurumun ayrılıklarımızı değil, ortak noktalarımızı öne çıkarılmalıdırlar dedi.

ATiF temsilcisinin Mayıs şehitlerini anmasının ardından göçmenler ve sorunlarına vurgu yaparak bu birlikteliğin önemini vurguladı.Güç birliğinin saldırılara karşı ortak düşünceyi yaygınlaştırma ve bu saldırılara karşı tek başına mücadele etme noktasındaki zorlukların görülmesini ve buna karşı ortak mücadele şarttır diyerek, Kürtlerin ve Alevilerin ortak demokratik istekleri etrafında bu platformda buluşması çok önemlidir.Bu platformun  salonlardan sokaklara doğru güçlü bir yol alması gerektiğini belirtiken,

YEK KOM temsilcisinin,Bu platformun bir araya gelmesini gecikmiş bir platform olduğunu ama önemli bir adım olarak belirtikken, Bugün mücadele eden güçlerin ortaya daha büyük projelerle çıkmalıdırlar derke, kürtlerin başta ortadoğu’da  birçok alanda  mücadele ettiklerini, inançsal, cinsiyet ve demokratik konfederalizm üzerine yeni pojeleri ve kazanımları ortaya çıkardıklarını söylerken.

AABF, temsilcisi Bu platformda olmanın önemli nedenleri var diyerek Avrupa çapında 140 dernek ve  kırkbine yakın  üyesi olarak demokratik mevzide olmanın birlikte hak almanın önemini ortaya koydu.Diğer ulusal ve azınlıkların kendisini özgürce ifade etmesi gerektiğini bu kazanımın Alevilere de kazandıracağını belirti.Kürtler ve Aleviler arasına döşenecek duvara karşıyız.herkes azınlık ve inançlara saygılı yanaşması gerekir diyerek birlikteliği öne çıkardı.

ADHF ise Göçmenlikten kaynaklı sorunların varlığı ve ülkeyle olan bağları göz önünde bulundurarak ortak hareket etmenin gerekliliğine vurgu yaptı.CHP ‘nin Kürt ve  Alevi politikasını eleştirerek sürecin önemine vurgu yaptı.

100 aşkın kişinin katıldığı panel,  katılımcıların sorduğu sorularla son buldu

adhk tarafından

MKP’den 18 Mayıs açıklaması

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

Maoist Komünist Partisi Merkez Komitesi Siyasi Bürosu’nun 18 Mayıs’la ilgili yapmış olduğu ve elimize e-mail yoluyla ulaşan açıklamayı güncelliğinden dolayı yayınlıyoruz

HABER MERKEZİ (21.05.2013) “Komünizm ve devrim şehitleri yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor

Her tarihsel gelişme ve süreç, çeşitli düzeylerde ezilen ve sömürülen sınıfların zalim sömürücü zorbalara karşı verdikleri dişe diş mücadelelerle ileri taşınmıştır. Mazlum halkların alın teri, kanı ve canı olmasaydı şüphesiz ki bütün bu gelişmeler kaydedilemezdi. İstisnasız olarak bütün toplumsal gelişmelere, halk kitlelerinin göstermiş oldukları eşsiz direnme, kazanma azmi ve iradesi nakşetmiştir.

Paha biçilmez tarihsel miras ve zenginliğimizi aynı duyarlılık, özveri ve adanmışlık içinde kendisinde somutlaştıran şehitlerimiz, önemli derecede değişim ve gelişim dinamiğini de göstermiştir. Kanımız, canımız, terimiz her dem bu toplumsal gelişmelerin ve ilerlemelerin taşı, suyu ve harcı olmuştur. Bir anlamda toplumlar tarihindeki sınıf mücadelesi gerçekliği, bunu zorunlu kılmıştır. Bedel ödeme-ödettirme temel felsefesi olmadan kuşkusuz ki bu akışkanlık sağlanamazdı.

Ezen-sömüren sınıfların karşı-devrimci zoru ve şiddeti nasıl ki halklarımızı kana boğmak için çeşitli biçimlerde devreye sokulduysa, yine buna koşut biçimde kendi karşıtı olan ezilen-sömürülen halkların devrimci zor ve şiddetini kendi ana rahminde doğurarak bu tarihsel sürece damgasını vurmuştur. Bu niyetlerden bağımsız nesnel bir gerçekliktir.

Karanlık dünyanın sahipleri her daim, halklarımızı zapturapt altına almak için zor ve şiddet unsurlarını kuralsız biçimde uygulaya gelmiştir. Karşı-devrimci zor ve şiddet, mazlum halkların ve öncülerin üzerine adeta ölüm ve zehir kusan bir pervasızlık içinde uygulanan bir geleneği dışa yansıtmıştır. Bu geleneğin Türkiye-Kuzey Kürdistan’a yansıyışı, adını zikrettiğimiz zor ve şiddet döngüsünden ayrı düşünülemez. Türkiye-Kuzey Kürdistan tarihine bakıldığında bu karşı-devrimci zor ve şiddetin nasıl ve hangi düzeylerde ve oranlarda uygulandığını tüm çıplaklığıyla görürüz. Faşizmin devlet ve iktidar biçimi olarak egemenliğini sürdürdüğü, bunun temel yaklaşımı üzerinde zor ve şiddet unsurlarını halklarımıza ve öncülerine karşı bütün yönleriyle dizginsiz ve kuralsızca uyguladığı, işte böylesi bir toplumsal sistemde mücadele ediyor olmamız, bedel ödemenin ve ödettirmenin ne kadar ağır sonuçları olduğu halince ortadadır.

Partimiz Maoist Komünist Partisi, daha ilk kurulduğu günden beri emperyalistlerin ve stratejik uşağı faşist Türk devletinin şimşeklerini üzerine çekmiş ve 40 yıllık mücadele tarihinde başta kurucu komünist önderimiz İbrahim Kaypakkaya ve devamında dört Genel Sekreterimiz olmak üzere onlarca komünist önder kadromuzu, yüzlerce kadro, üye, komiser, komutan ve savaşçımızı ölümsüzlüğe uğurladık. Yoldaşlarımızı anmak ve ideolojik-siyasal-örgütsel ve askeri düzlemdeki mücadelelerini yaşatmak için, bugüne kadar çeşitli biçimlerde eylemler içerisinde bulunduk. Aynı kararlılıkla onların anılarına bağlı kalarak içinden geçtiğimiz tasfiyeci sürece karşı da ideolojik, siyasal, örgütsel ve askeri olarak mücadele yürütmekteyiz. Uzlaşmacı tasfiyeci düzen içi reformizme karşı ideolojik- politik- örgütsel ve askeri mecrada ki yürüyüşte ısrarlı ve aynı derece de kararlıyız.

Partimizin Parti ve Devrim Şehitleri Haftasını Mayıs’ın üçüncü haftasına almasının temel yaklaşımı, kurucu önderimiz ve başkomutanımız İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın 18 Mayıs 1973’te işkencede hunharca katledilmesidir. Bu ayda yine birçok partili kadromuzun ve savaşçımızın da şehit düştüğüne tanık olduk. Komünizm şehitlerinin yanı sıra bağımsızlık ve halk demokrasisi yolunda sayısız devrim şehidini de bu ay içerisinde yitirdik.

Bugüne gelişimizin her safhasında şehitlerimizin tartışmasız önemli emekleri vardır. Onlar, alın teri ve kanlarıyla yoğurdukları tarihi birikimimizin ve mirasımızın yapı ustalarıdır. Üzerinde yükseldiğimiz ve kavga ateşini harladığımız zemin, hiç kuşkusuz ki onların ürünü olarak cisimleşen bir sürecin adıdır. Bundandır ki onlardan öğrenerek savaştık ve savaşıyoruz. Şehitlerimize yaraşır biçimde hata ve zaaflarımızdan, başarısızlık ve yenilgilerimizden doğru ve bilimsel olarak somut ve güncelleştirerek dersler çıkarıp Halk Savaşını köklü ve sağlam temeller üzerinden ayakları yere basarak maddi bir güce dönüştürerek geliştirip ileri taşımak, bugünde en önemli görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Komünizm yürüyüşünde şehitlerimizin ideallerini her bakımdan yaşamsal kılmak için, öncelikle devrimci zor ve şiddetten bir an dahi vazgeçmeden Halk Savaşına yüklenmek zorundayız.

Şehitlerimiz; kavgamızda zorlukları ve engelleri nasıl ve hangi biçimde üstesinden geleceğimizin ve alt edeceğimizin öğretmenidirler. Zorluğun ve engelin düğümlendiği yerin, bizzat insanın kafası içindedir diyerek bunu pratikte yaşamları ve duruşlarıyla ortaya koyarak engelleri aşanlardır.

Şehitlerimiz; devrim ve komünizmde ısrar ve kararlılığın nasıl her şeye kadir olduğunu savaş ve mücadele pratikleriyle cisimleştirenlerdir. Ortaya koydukları cüret ve kararlılıkla halk kitlelerinin yüreklerinde ve bilinçlerinde nasıl ki taht kurdularsa, aynı biçimde düşmanın yüreğine ve bilincine onulmaz korkular saldılar.

Şehitlerimiz; halkına, devrimci dostlarına ve yoldaşlarına karşı nasıl ki engin bir sınıf sevgisiyle doluyken, yine aynı bilinçle sınıf düşmanlarına karşı engin bir sınıf kinine sahiptiler. Yakaladıkları bu bilinç berraklığı ve kavrayışla, amaç ve araç, esas ve tali, ilke ve taktik arasındaki ilişkileri tereddütsüzce uygulayanlardır.

Şehitlerimiz; komünizm yürüyüşümüzde ayak bağı olan her türden burjuva –feodal değer yargılarına acımasızca meydan okuyandır. Salt bu gerici değer yargılarına meydan okumakla kalmamış, bilakis mücadelemizin kızıllığına zarar verebilecek her türden burjuva ideolojisine karşı da yerinde ve zamanında kavga bayrağını en yükseklerde dalgalandırmışlardır.

Şehitlerimiz; işkence hanelerde “ser ver sır verme” geleneğini ete kemiğe büründürerek düşmanı kendi inlerinde rezil rüsva edip yenilgiyi yaşatanlardır. Partinin ideolojik-politik hattını en dolaysız biçimde savunup, düşmanı açık ve net duruşlarıyla ve işkencecileri aktif biçimde yargılayıp bayraklaşmanın manifestosunu altın harflerle yazanlardır.

Şehitlerimiz; faşist Türk ordusunu onca teknik güç üstünlüğüne rağmen, girdikleri muharebede son kurşununa kadar savaşıp ve kurşunu bittiğinde ise silahını paramparça ederek düşmanın beynine birer kızıl kurşun gibi saplanıp toprağa tohum olanlardır. Toprağa tohum olurken, yüzlerindeki o eşsiz gülümsemeyi hiçbir silahın ve aracın asla silmesine izin veremeyen bir bilinç berraklığını, kendilerinde kristalize edenlerdir.

Şehitlerimiz; çeşitli alanlarda yürütülen mücadelede kırılmalar yaşayan yoldaşlarına ve dostlarına el uzatarak onları hata ve zaaflarından arındırmak için uğraş vererek yeniden ayakları üzerine dikenlerdir. ‘’Yılgınlık yok direniş, mücadele ve zafer var’’ diyerek düşmanın üzerine yürüyerek ölümü yenenlerdir.

Şehitlerimiz; canlı bir organizma olan Partimizin örgütsel işleyiş ve disiplinine bağlı kalarak her türlü dedikodu, yalan ve düşmanın demagojik kuşatması kapsamındaki tasfiye amaçlı psikolojik saldırılarına ve örgütsel yozlaşmaya karşı gelerek hareketini göz bebeği gibi koruyanlardır.

Şehitlerimiz; Ölüm Oruçlarında ortaya koydukları sabır taşını dahi çatlatan, o muazzam irade ve inançla bedenleri hücre hücre ölürken, ölümün ufkunda zaferi koparıp alanlardır.

Şehitlerimiz; iradeleri dışında hiçbir şeyleri olmamalarına karşın, düşmanın her türden silah ve aracı kullanarak saldırması üzerine tek bir vücut misali bir birine kenetlenip kurşunlar karşısında halaylar çekip şiarlarımızı haykıranlardır.

Şehitlerimiz; yaşamın olduğu her alanda Halk Savaşını geliştirmek için, tam bir adanmışlıkla görev ve sorumluluklarını yerine getirmede, bütün enerjileriyle mücadele edenlerdir.

Şehitlerimiz; halka zarar veren azılı halk düşmanlarını cezalandırmak için, hiçbir tereddütte düşmeden hayatlarını ortaya koyarak kendilerini siper edip halkımızın adalet anlayışını pratikleştirenlerdir. Yere düşenlerimizin intikamını almak için büyük bir sınıf kiniyle bunu icra edenlerdir. Burada ayrıntılı olarak ifade edemeyeceğimiz yığınca meziyeti, açık biçimde kendilerinde billurlaştıran diyalektik bir bütünlüğün toplamıdırlar.

Sözün özü; Parti ve Devrim Şehitlerimizi anmak, onların ideallerine bağlı kalarak ve o temelde Halk Savaşını güncelleştirerek geliştirip, yaygınlaştırarak ilerleyişimizi sürdürmektir. Ceberut sömürücü zorba sınıfları, hak ettikleri tarihin çöp tenekesine atmak, en temel görevimiz ve sorumluluğumuzdur. Sadece onları tarihin çöp tenekesine atmakla kalmayacağız bilakis onların üzerinde var eden bütün sonuçları da ortadan kaldırmak için savaşacağız ve mücadele edeceğiz. Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz bir dünya yaratmak için asla bedel ödemekten ve ödetmekten de geri durmayacağız. Tam da şehitlerimizin ideolojik, politik, örgütsel, askeri ve kültürel olarak yol gösterdiği güzergâhta halkımıza tam bir adanmışlık içinde direneceğiz, savaşacağız ve kazanacağız.

Gün; Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarıyla birleşip Maoist Komünist Partisi ile bütünleşerek Halk Savaşına hizmet etme günüdür. Halk kitlelerinin kendiliğinden gelişen ekonomik, demokratik ve sosyal bütün talepleri uğruna verilen mücadeleyi Halk İktidarına taşıyacak İsyanı olan Halk Savaşına dönüştürelim.    Tarihten gelip yeni tarihler yazarak ilerleyen şehitlerimizle birlikte;

Biz Kazanacağız, Halk Kazanacak, Halk Savaşı Kazanacak!

Şehid Namırın!

Şehitlerimizin Hesabını Sorduk-Soracağız!

Kurucu Komünist Önder İbrahim Yoldaş Ölümsüzdür!

Komünizm ve Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

Yaşasın Halk Savaşı!

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!

Yaşasın Partimiz Maoist Komünist Partisi ve  

Önderliğindeki Halk Kurtuluş Ordusu, Maoist Gençlik Birliği!

 

Maoist Komünist Partisi

Merkez Komite- Siyasi Bürosu

18 Mayıs 2013″

adhk tarafından

Gazi DHD’de basın açıklaması

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

İSTANBUL (21.05.2013) – Saat 16.00’da Gazi Demokratik Haklar Derneği’ne dün gece yapılan silahlı saldırı Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) tarafından düzenlenen basın toplantısıyla protesto edildi.

DHF temsilcileri yaptıkları açıklamada, Gazi Demokratik Haklar Derneği’nin 23.30 sıralarında saldırıya uğrayarak yakılma girişiminde bulunulduğu ifade ederek Gazi Mahallesi’nin devrimci kimliğinin bilinerek halk üzerinde baskı kurulmaya çalışıldığı açıklandı. Derneğin yakılması girişimine halkın tepki göstererek çetecileri alandan uzaklaştırdığı belirtilen basın açıklamasında, bu saldırılarla halk üzerinde korku atmosferi yaratılmaya çalışıldığını ifade edildi. DHF’nin bu saldırılara karşı halkı örgütleyerek cevap olacağı belirtilerek, yapılan saldırıya dair araştırma yapıldığı ve mahallede bulunan devrimci demokratik kurumlarla dayanışma içerisinde çetelere karşı mücadele edileceği açıklandı.

Ardından basın açıklamasının okunmasına geçildi. Açıklamada emekçi semtlerinde devletin desteklediği çetelerin devrimci demokratik kurumlara yönelik farklı biçimlerde saldırılar yapıldığı belirtildi.

Halk çetecileri dernekten uzaklaştırdı

Basın açıklaması şu ifadelerle devam etti: “Özellikle siyasi kurumları ve polisiyle giremediği ve hakim olmadığı semtlerde halkın örgütlülüğünü ve duyarlılığını parçalamak için yozlaştırma politikasına başvuran gerici sistem, bu bölgelerde hedef aldığı çeteci grupları kirli ilişkiler ağı içerisinde palazlayarak, silahlı karanlık bir güç haline getirip halka ve devrimci kurumlara yönelik saldırılarında maşa olarak kullanıyor.

İşte bu beslemeli çeteler 19 Mayıs günü saat 23.30 sularında Gazi Demokratik Haklar Derneği’ne silahlı saldırı düzenledi.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyemiz olan Gazi Demokratik Haklar Derneğimizin kapalı olduğu saati seçen çeteci güruh ellerindeki silahlarla derneğin camlarına rastgele ateş ettikten sonra derneği yakmak istedi. Bölge halkının silah seslerini duymasıyla birlikte dışarı çıkıp çeteci güruha tepki göstermesinin ardından, çeteci güruh derneği yakamadan kaçtı.”

Basın açıklamasında Gazi Mahallesi’nin devrimci kimliğinin devlet tarafından bilindiği belirtilerek 29 Ocak 2012 tarihinde çeteci bir güruhun saldırısı sonucu Battal Tepeli’nin ağır yaralandığı ve 21 Şubat 2012’de hayatını kaybettiği ifade edildi. Çetelere karşı mücadelenin her alanda halkın örgütlenerek boşa çıkarılacağı anlatılarak açıklama bitirildi.

Gazi Mahallesi’nde bulunan devrimci demokratik kurumların desteklediği basın açıklaması kitleselliğiyle dikkat çekti. Açıklamaya destek veren kurumlar şunlar: Partizan, DEDEF, BDSP, Halk Cephesi, Halkevleri, TKP, ESP, SYKP, SDP.

http://www.demokratikhaklarfederasyonu.org/

adhk tarafından

Gazi Mahallesi’nde Kaypakkaya anması

Mayıs 21, 2013 de ARŞİV adhk tarafından

DHF dün Gazi Mahallesi’nde bir yürüyüş gerçekleştirerek  katledilişinin 40. Yılında komünist önder İbrahim Kaypakkaya’yı andı

İSTANBUL(21.05.2013)- Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya katledilişinin 40. yılında  DHF tarafından İstanbul Gazi Mahallesi’nde yapılan bir yürüyüşle anıldı.

Eski Karakol önünde toplanan kitle buradan Gazi Cemevi’ne kadar yürüdü. Yürüyüş boyunca  ” Önderimiz İbrahim Kaypakkaya”,” İbrahim yoldaş ölümsüzdür”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”,” bedel ödedik bedel ödeteceğiz”, “İbo – Mahir – Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz” sloganları atıldı. Gazi Cemevi önünde yapılan basın açıklamasında

“Kaypakkaya’yı bu kadar “tehlikeli” kılan, onun adını her telaffuz edene ceza yağdırılmasına neden olan tespitleri, günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Hatta onun devletin faşist niteliğine dair belirlemeleri; işçi-emekçi-köylülere yönelik güvencesizlik yasaları çıkarmaya, sokakta insanları katletmeye devam eden, başta Kürt ulusu olmak üzere çeşitli milliyetlere ve azınlıklara yönelik imha, inkar ve asimilasyon politikalarını sürdüren devletin “demokratikleşme” söylemlerine karşı daha da değerlenmektedir. İşte bu yüzden Suriye’de savaşa girmek için emperyalist efendilerinden sabırsızlıkla emir bekleyen, kadını eve kapatarak hem ucuz emek gücü olması hem de ucuz emek gücü yaratması için baskı altına alan, hukuk-adalet gibi söylemleri kendi sınıfı çıkarına ters-yüz eden devletin Kaypakkaya korkusu anlaşılırdır.” ifadelerinin kullanılarak Kaypakkaya’nın emperyalizme ve onun uşaklığına soyunanlara karşı mücadelenin adı olduğu belirtildi. Açıklama “Egemenler bir taraftan Kaypakkaya’yı ananlara, onun türküsünü söyleyenlere, onu anma eylem ve etkinliklerine katılanlara dava açmaya devam ediyor. Bir taraftan da onu hem yok sayıp hem de mezarı başında karakol kuruyor. Biz de buradan bir kez daha haykırıyoruz ki; aradan 40 yıl değil 80 yıl da geçse onu anmaya, onun mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz. “ sözleriyle sonlandırıldı.

Eyleme BDSP de destek verdi.

http://www.halkingunlugu.net/