adhk tarafından

ATİK`li tutsak EROL GÜLTEKİN Atina da serbest bırakıldı

Mayıs 26, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

atikATİNA (26-05-2015) Almanyada 15 Nisan saldırısıyla başlayan ve Alman devletinin talebiyle, İsviçre, Fransa ve Yunanistan`da tutuklananlardan , 18 Nisan 2015 tarihinden bu yana Atina cezaevinde Deniz Pektaş ile birlikte tutsak olan, ATİK üye ve aktivistlerinden EROL GÜLTEKİN in, Almanya ya iade edilmesine yönelik dava dün Atina -Simvulio Efeton Atinon-mahkemesinde görüldü. Yunanlı hakimler, Erol Gültekin` in tutuklanma ve iade talebinin tamamen siyasi ve ideoljik gerekçelere dayalı olarak değerlendirdi .

Hakimler oybirliğiyle iade talebinin reddine ve Erol Gültekin`ìn serbest bırakılmasına karar verdi.

Dün Atina`da yapılan duruşmada, 2 Parlemento Üyesi (SYRIZA) ve 3 Yunanistan Kamu Çalışanları Federasyonu’nun (ADEDY) üyesi de mahkemede tanıklar arasında hazır bulundu.

23 Mayıs Cumartesi günü,HDP ile dayanışma amacıyla İzmir’de bulunan SYRIZA- MK Üyesi ve dış ilişkiler temsilcisi,Yiannis Bournous ile ATİK (Avrupa Türkiyeli Işçiler Konfederasyonu) Hukuk Komisyonu temsilcisi ve HDP İzmir Milletvekili adayı Pınar Aydınlar bir görüşme gerçekleştirmiş, Bournous’a tutsak olan ATİK aktivistlerine ilişkin hazırlanan kapsamlı bir dosya sunulmuş ve ATİK li tutsaklara yapılan hukusuzluğa son verilmesi talep edilmişti.

Erol Gültekin`in Türkiyedeki avukatlarından Gül ALTAY, Yunanlı Avukat Giota MASURiDU ve Kostas PAPADAKiS , bugün gerçekleşen tahliyenin sevindirici olduğunu belirterek,Yunanistan da siyasi iltica talebinde bulunmuş olan müvekkillerinin Almanyanın talebi doğrultusunda siyasi gerekçelerle tutuklanmasına yönelik olarak,ömrünü siyasi mücadele ile geçirmiş bir insana yönelik zaten saçma gerekçelerdi diye belirttiler.

ATİK davasında, TKP/ML üyeleri olarak addedilen birçok devrimcinin müvekkili olduğunu, 2000 yılı Ölüm oruçları sürecinde sağlıklarını kaybeden, Müslüm Elma ve Seyit Ali Uğur`un Wernicke-Korsakow hastalığı nedeniyle cezaevinde yatamayacağının Adli tıp raporlarıyla da sabit olduğunu belirten Avukat Gül Altay, Alman Devletinin ve Yargıçlarının, TKP/ML davasından yargılanmış,15-20 yılı aşkın cezaevlerinde tutulmuş ve tahliyelerinden sonra Almanya da siyasi sığınmaları kabul edilmiş, müvekillerine yönelik hukusuzluğa son verilmesi için, Almanyada bulunan avukat meslektaşlarıyla koordinasyon içinde hukuk mücadelesi başlattıklarını ve müvekilleride dahil ve tüm politik tutsakların bir an önce serbest bırakılmasını talep ettiklerini belirtti.

Atina da Erol Gültekin in serbest bırakılmasına ilişkin olarak, mahkemenin kararını olumlu ve olması gereken bir gelişme olarak değerlendiren UPOTUDAK, (Uluslararası politik Tutsaklarla Dayanışma Komitesi) temennimiz Atina mahkemesi kararının Fransa ve İsviçre mahkemelerine örnek teşkil ederek, Fransa`da tutsak olan Sami Solmaz ve İsviçre de tutsak bulunan Mehmet Yeşilçalı`nın da Almanya ya iade taleplerinin red edilmesine dayanak teşkil etmesidir.

Almanya Federal Başsavcılığının, TKP/ML yi terör örgütü olarak suçlama iddianamesine karşı tepki gösteren UPOTUDAK, TKP/ML Avrupada yasak bir örgüt değildir.TKP/ML nin yasak olduğuna dair herhangi bir mahkeme kararıda yoktur. Türkiyede devrimci- demokrasi mücadelesi yürüten bir partinin mücadelesinin “terörizm” olarak nitelendirilmesi girişimini asla kabul edilemez bulduklarını belirterek;

Almanyanın Bavyera eyaletindeki,Nürnberg,Münih,Kaisheim,Augsburg,Landshut,Kempten cezaevlerinde tutsak bulunan 7 ATİK li tutsak ile Fransa`da 1 tutsağın,İsviçrede 1 tutsağın ve Atina da 2 tutsağın da derhal serbest bırakılmaları için, meşru demokratik ve hukuksal mücadelelerini sürdüreceklerini belirterek, “Bu ilk zafer,Mücadeleye devam” diyerek hukuksuzluğun son bulması yönünde demokratik kamuoyunu,insan hakları savunucularını, sendikaları, demokratik parti ve demokratik-devrimci kurumları, ATİK tutsaklarını sahiplenmeye ve dayanışmayı dahada büyütmeye çağırdı.

ATİK Genel Konseyi` de, bugünkü tahliyenin sevindirici bir gelişme olarak davada olumlu bir rol oynayacağını açıklayarak, Konfederasyonlarıyla dayanışma içinde bulunan, Yunanistandaki tüm kurumlara,emek örgütlerine dayanışma ve desteklerini esirgemeyen Avrupa`daki ve Türkiye`deki tüm dost kurumlara ve şahsiyetlere teşekürlerini belirtti.

http://www.atik-online.net/

KASIM KOÇ tarafından

Dersim Soykırımı ve Frankfurt’ta 7. Dersim Kültür Festivali Üzerine

Mayıs 26, 2015 de KASIM KOÇ KASIM KOÇ tarafından

kasım koçKasım Koç (26-05-2015) Türkçe dilinde Festival değince ilk aklımıza eğlence gelir. Yerel halkların kendi kültürlerini göstermek ve yaşatmak amacıyla belirledikleri belirli günlerde yıl da bir yada birkaç güne mahsus kutlamaların yaptığı gündür. Festival de kendi yöresel, yemeklerin tanıtıp, tattırdıkları, yöresel kıyafetlerini giyip, eski dönemlerde o coğrafyada yaşanan halkların yaşamını sergilendiği ve doyasıya müzikleri ile eğledikleri bir gündür.

Değişik etkinliklerimizi başarılı ve güzel eğlenceli geçtiği taktirde çalışmalarımız festival havasında geçmiş anlamına gelir ve öyle de tabir edilir.

Peki,

Dersimlerin düzenlediği Festivaller için de böyle diye bilir miyiz? Dersim Doğa ve Kültür festivalin önemi de böyle midir?

Kesinlikle Hayır.

Peki biz neden dolayı Festival yapıyoruz? Bizi buna iten nedenler nelerdir bu yazıda bu konu üzerinde durmak istiyorum.

Türkiye cumhuriyeti öncesi Osmanlı İmparatorluğun Dersimi kendi hegemonyasına almak için onlarca seferler düzenlemiştir. Belirli dönemler de kısmen başarılı olsalar da esasında da tam anlamıyla dersime hakim olamamışlardır. Dersimin merkezi otoritesinin kırılması ve kendisine bağlanması amacıyla düzenlenmiş olan bu seferler sonuçsuz kalmış zafer elde edememişlerdir. Osmanlı imparatorluğun dağılmasından sonra ortaya çıkan Türk devleti de planlamasının içine Dersimi alır.

Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra Tunceli “ıslah” edilmeli yasaları çıkartılır. Dersim Ankara’ya göre düzeltilmeliydi, eğitmek, onları yola getirmek için yeni ve kapsamlı büyük bir proje ile sefer planlanılır.

Türk egemen güçleri biz Dersimlilere boyun eğmemizi, tek bayrak altında hizaya gelmemizi istediler.

Ziya Gökalp’in Anadolu Türk yurdudur zihniyeti ile sefer düzenlediler Dersime.

Ziya Gökalp zihniyeti ile 1937-38 Türk devletinin düzenlediği seferle kanlı bir katliam gerçekleştirdi Kemalist Hareket. İttihat ve Terakki Cemiyeti devamcısı olan Kemalist hareket Dersime düzenlemiş olduğu planlı projeli bu son hareketin hedefinde Soy Kırım vardı.

Soy Kırımı planlayan Kemalist hareket önüne koyduğu plan şöyledir:

Devlet Kırımı üç plan dahilinde ele almış.

Birinci planların da katliam vardı, bu katliam planını en barbarcasını uygulamaya koydular. Öyle bir vahşice katliamlar yaptılar ki Nehirlerimiz halkımızın kanlarıyla aktı kan kızılımsı…

Dağlarımızın mağaralarına sığınan savunmasız, silahsız kadınlarımızı ve çocuklarımızın üzerinde kimyasal gazlar denediler. Devletin Askerlerin eline geçmemek için kendisini uçurumlarda atan Kadınlarımızın çığlıkları halen dağlarımızın asi uçurumlarında asılı durmakta…

Dersimin birçok bölgesinde yapılan toplu katliamları bugün gün gibi ortada ve buralar da kazılar yapılmaya başlandı. Dersim halkının toplu katliamların yapıldığı yerlerde ölülerin altında kurtulan insanlarımızı bire bir tanıma, görme şansına sahip oldum. Onların vücutlarında ki kurşun ve süngü izlerini gördüm. O değerli insanlarımızdan şu an parmaklan sayılı kadar az insan aramızda yaşamaktadır. Ölenler ise süngü ve kurşun yaraları ve acılarıyla birlikte hayatları boyunca o acıları yaşadılar kendileri ile birlikte de mezara götürdüler.

Devlet bu katliamı başarılı yaptıktan sonra, Kırımın esas ve en önemli ayağını gerçekleştirmiş oldu.

Kırımın ikinci ayağı ise Sürgündür.

Kırım da ölmeyip de yaşamayı, ayakta kalmayı başaran diğer Dersimlileri de topraklarından koparılarak diline, kültürlerine yabancısı olduğu bilinmeyen bölgelere sürdüler.

Sürgün dünyanın en acımasız cezasıdır.

Sürgün Toprağına, evine ne zaman döneceği belli olmayan meçul bir hayattır.

Sürgün kara vagonlarla gidip de dönmemek demektir.

Sürgünde kalmak, onun acısın yılarca kanayan bir yara gibi acı çekmek demektir.

Sürgüne gidenler Nesiller boyu yaşadıkları topraklara hep yabancı kalmak demektir.

Sürgün diyarlarda Küçük kızlarımızı hizmetçi olarak aldıkları, pazarda sattıkları kadınlarımızın akıbeti bilinmemek demektir.

Sürgün Süngü ucuna takılı bir yüreğin kanaması gibidir…

Böylece devlet açısında en rahatı olan bu sürgünü de devlet uyguladı ve ikinci ayağını da başarıyla bitirmiş oldu.

Üçüncü aşama ise Asimilasyondur.

Geride boşaltılan köylere, kasabalara dışarıdan getirdikleri Dersim dokusuna uymayan suni inançlı ve Türk ulusuna mensup halk ile bu ayağı tamamlamaya çalıştılar.

Devlet Dersim halkını baskı altına aldıktan sonra Dersimin en ücra dağ köylerine dahi okular kurarak Türkçeyi resmi dil ilan etti.

Dersimlilerin kendi ana dillerini konuşmaları yasaklandı.

Türk suni İslam dini, dilini, kültürünü, inancı dayatıldı.

Suni İslam kültürüne uzak olan Kızılbaş Aleviliği, diğer inanç ve doğa inançlarını yasaklayıp, İslam kılıcı ile Türk İslam merkezli Soykırımın üçüncü aşaması da böylece tamamlandı.

Soy Kırımın tanımı olarak bilinen Katliam, sürgün ve asimilasyon tamamlandığında dünya bu kırıma kulaklarını tıkadı.

Dersim de olan bu hadiseyi kimse gündeme almadı, bunun hesabını da sormadı.

30-40 yıl Dersim halkı korkunç bir baskı ve asimle ile yaşamak zorunda kaldı.

1968’de dünyada ki gelişmeler Dersimde de yankısını buldu. 1968 ve 1971 de ki gelişmeler Dersim de aydınlanmanın çağını yakaladı. Bu tarihlerden sonra Dersim halkı çeşitli örgüt ve partilerin çatısı altında örgütlendi.

Komünist, devrimci ve ulusal hareket etrafında sosyal kurtuluş mücadelesi verirken tarihte kendisine yapılan vahşeti, zulmü, kırımı gündeme alarak örgütlendi.

Dünyada yaşanan birçok kırımın mutlaka bir hesabı ve muhasebesi yapılmıştır.

Lakin Dersim kırımın hesabı yapılmadığı gibi açtıkları yarayı her daim kanatmaya devam ettiler.

1938 den sonra 1980 Askeri Faşist Cunta ile Dersim adeta yeniden işkal edildi. Daha önce asimle edemedikleri Dersimlileri Modern soykırım planları devreye koydu devlet. Jar kültürü ve inancı olan Dersimleri İslamlaştırmak için her köye cami yaptılar. Dersimin devrimci, ilerici, aydın, yazarı gözaltına alındı. Binlerce kişi fişlendi işkenceden geçirildi, yıllarca karanlık yer altı zindanlarında zulüm gördüler. En acımasız ve anti demokratik bir uygulama ile adaletsizce yargılanıp ağır cezalar verdiler.

1938, 1980 yetmedi 1990-94 özel harp konsepti devreye koydular devrimci ve komünist örgütleri bahane göstererek köylerimiz yakıldı, bombalandı. 1938 de uyguladıkları sürgün yeniden devreye koyuldu. Devlete çalışmayı kabul etmeyen Dersim köyleri ölüm tehditleri ile sürgün edildiler. Türk ordusu boşalttığı Dersim köylülerinin geride kalan her şeylerini ne vardıysa ateşe verip yaktı.

Buraya yazamadığım o kadar çok yaramız, acımız var ki. Onlarca kitaplar yazıldı Dersim üzerine ona rağmen anlatamadılar tam anlamıyla Dersimin kanayan yarasını.

Bugün bize diyorlar ki bu olayların üzerinde 78-80 yıl geçmiş.

Şimdi Ne istiyorsunuz?

İsteklerimizi kısaca sıralayalım:

Biz katledilen, Analarımıza, Nenelerimize, Genç Kızlarımıza, Dedelerimize, Babalarımıza sahip çıkıyoruz.

Bundan daha onurlu ne ola bilir ki?

Süngü uçlarına takılan bebeklerimizin hesabını soruyoruz.

Katledilen halkımızın acılarına sahip çıkıyoruz

Kendi yaramızı sarmak istiyoruz.

Daha neler mi istiyoruz?

Hiçbir milletin bir başka milletin üzerinde imtiyaz sahibi olmasın.

Hiçbir inancın bir başka inanç üzerine de imtiyaz sahibi değildir diyoruz.

1.Tüm uluslara tam hak eşitliği.

2.Resmi dile hayır.

3.Resmi inanca hayır.

4.Dersim Özerktir, Özerk olmalıdır.

5.Devlet Yasama, Yürütme ve Yargısı ile Dersimden çekilmelidir.

Sonuç olarak diyorum ki:

Dersim soykırımını Türk egemen güçleri TBMM de karar alarak uyguladılar. Bugünde bunun Özürü dilenecekse TBMM de gündeme alınmalı Soykırım kabul edilmelidir.

Soykırımın Özürü Devletin en üst düzeyinde ki yetkilileri Dersim’e gelip katliamların yapıldıkları yerlerde ve Dersim meydanında, Dersim halkının önün de diz çöküp Dersim halkından özür dilemelidirler.

Sadece buda yetmez.

Dersimlilerin nerede ve nasıl katlettiklerini devletin bu resmi heyeti açıklama yapmalı. Sürgüne gidenlerin akıbetleri ve onların geri dönmeleri için devlet hazinesine alınan topraklar geri verilmeli ve Onalar’a maddi imkanlar sağlanmalı, tazminat vermelidir.

Tüm Dersimlilerin mağduriyetini tespit edilmeli bunu gidermelidir.

O zaman ancak bir nebze osun atalarımızın kemikleri bilinen ve bilinmeyen yerlerde rahat uyuyacak inancındayım.

İşte biz bu Festivallerimizle tarihimize geri dönüp yüzleşmek istiyoruz…

Biz festivallerimizle direk Devletle hesaplaşmak istiyoruz…

Festival bundan dolayı anlam kazanıyor…

Mayıs ayı bundan dolayıdır ki anlamlıdır…

Kasım Koç

25.05.2015

 

adhk tarafından

Erdoğan’ın sürprizi; seçimden sonra yeni bir partinin kuruluşu

Mayıs 26, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

erdogan yeni parti kurulusuAKP’nin aleyhine olan bu tabloyu gören ve psikolojisi bozulan Erdoğan bir taraftan saldırgan eğilimler geliştirip bir çok noktada kendi söylemini inkar eden konumuna düşerek gerçek yüzünü özellikle de Kürt ulusal sorununda gösterirken, bazı itiraflarda bulunma aşamasına da gelmiş bulunmaktadır

HABER MERKEZİ (26-05-2015) Bu seçimin önceki birçok seçimden farklı olduğu ve olacağı her bakımdan anlaşılır doğrudur. AKP’nin on yılı aşkın başarı serüveni bu seçimde tam olabora olmasa da derin yara alıp ciddi denebilecek bir düşüşle seyredecektir. Mecliste, seçim barajı sayesinde toplam dört siyasi parti bulunmaktadır. AKP gerileme-düşüş dönemine girerken, HDP, CHP ve MHP üçlüsü genel bir yükseliş trendi izlemektedirler. Bunlardan en önemlisi HDP’nin yükselişi ve muhtemel olan barajı aşma gerçeğidir. AKP’yi esas olarak zayıflatan rolün en etkilisini HDP oynamaktadır. Barajı aşması büyük olasılık olan HDP, AKP’den kendi vekillerini geri almış olacaktır. Baraj sayesinde esasta HDP’den çaldığı vekil sayısını bu seçimde HDP geri alacaktır. Dolayısıyla HDP’nin bu durumu AKP’yi zayıflatan ve hatta çaresiz bırakan bir faktördür. CHP ve MHP’nin de oy artışı genel kabul gören durumdur. Bütün bu oy artışlarının AKP’de düşüş anlamına geleceği açıktır. Ancak AKP’nin düşüşü salt bununla sınırlı değildir. Paraleliy le başının belaya girmesi azımsanmaz bir oy deposunun yitirilmesi demektir. Yolsuzluk-rüşvet-çapul gerçeği kara leke olarak alınlarında durup kendi tabanında da oy düşüşüne vesile olacak kadar etkili realitedir. Paraleliyle ne kadar bağlantılıdır, ne kadar değildir tartışması bir yana ama iç muhalefetinin es geçilecek kadar önemsiz olmadığı açıktır. Ki bu muhalefet veya çelişkinin kamuoyuna sınırlı da olsa yansımasının etkileri AKP’nin zayıflamasının başka bir halkasıdır. Bu iç muhalefet din davasında birleştiği için seçime kadar bir kopuş tavrına girmemekte ama hoşnutsuzluğunu yansıtmakta, bu hoşnutsuzluk tabanına da yansımaktadır. Yani oy kaybı burada da söz konusudur. Maden işçilerinin madencinin ‘’fıtratında’’ olduğu gibi iktidar ve sermayedarlar tarafından toplu olarak katledilmesi ve verilen sözlerin tutulmaması gibi gelişmeler de AKP’nin tabanında belli bir kesimi etkileyerek oy desteğini geri çekmeye sebep oluyor. Cumhurbaşkanının seçimde tarafsızlığını korumaması yine halkta belli bir tepkiye neden oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AKP-Davutoğlu arasında yaşanan anlaşmazlıklar ve bunların kamuoyuna yansıması yine tabanında bir hoşnutsuzluğa yol açmaktadır. Kısacası AKP genel olarak teşhir oldu. Dünya ölçeğinde de AKP karşıtı ve CHP yanlısı bir eğilim söz konusu. Ki, seçimde açıklanan projelerin genel olarak CHP’ye bu veya belirli güçler tarafından hazırlandığı vs söylenebilir. CHP etkili bir seçim profili ortaya koyuyor. Öyle ki, AKP artık gündemi belirlemiyor, CHP ve HDP’nin belirlediği gündemleri tartışıyor, savunma pozisyonuna geçmiş bulunuyor. Bütün bu tablo AKP’nin ciddi oy kaybını da anlatıyor.

AKP’nin aleyhine olan bu tabloyu gören ve psikolojisi bozulan Erdoğan bir taraftan saldırgan eğilimler geliştirip bir çok noktada kendi söylemini inkar eden konumuna düşerek gerçek yüzünü özellikle de Kürt ulusal sorununda gösterirken, bazı itiraflarda bulunma aşamasına da gelmiş bulunmaktadır. Önce söyleyerek her şeyin kendi inisiyatifinde olduğunu kanıtlayıp kişisel gücünü korumaya, böylece AKP kitlesi üzerinde tartışmasız otorite olma durumunu sürdürmeye çalışmaktadır. Evet, Erdoğan’ın seçimlerden sonra sürpriz dediği şey büyük olasılıkla, AKP içindeki muhali kesim olup zımni anlaşmayla seçime kadar gitmeyi öngören Gül ve çevresindekilerin ayrı bir parti kurma tavrıdır. Yani seçimlerden sonra AKP’yi iyice hırpalayacak bir bölünme ve bu eksende yeni bir partinin kurulması söz konusu olacaktır muhtemelen. İşte Erdoğan’ın sürpriz dediği şey büyük olasılıkla budur. Elbette daha zayıf olasılık olarak gördüğümüz ikinci olasılıkta Abdullah Gül’ün seçimden sonra AKP’nin başına geçmesidir.

AKP’nin oy kaybı veya tek başına hükümet kurma çoğunluğunu elde edememesi-yeterli(276) millet vekili sayısı alamaması mümkündür ve bu da bir sürpriz sayılabilir. Ancak sürpriz kavramının yarattığı çağrışım bu oy kaybının oranının bu ya da şu olması değildir. Ama AKP içinden çıkma koşuluyla yeni bir partinin gündeme gelmesi tam anlamda bir sürpriz olacaktır.

Ancak bu saatten sonra muhtemel yeni kurulacak partinin bilinen şahsiyetlerinin de Erdoğan’ın bu tavrından sonra bazı açıklamalarda bulunması mümkün, beklenendir.

Evet, Erdoğan; ‘’Kürtlere özerklik veriyorum, Öcalan’ı serbest bırakıyorum’’ ya da ‘’halka karşı işlediğim suçları itiraf edip yargılanmak istiyorum’’ demeyeceğine göre, bahsini ettiği sürpriz ya yeni bir partinin kurulacağı ya da A. Gül’ün seçim sonrası AKP’nin başına geçmesi olabilir. Ki, bu da dediğimiz gibi karşı cepheden yapılması olası olan açıklamalarla yakın zamanda anlaşılmış olacaktır. Elbette bunlar kesin şeyler değil, belli gelişmelerin okunmasına dayalı bir yorumdan ibarettir. Yani yeni partinin kurulması kesin doğru değildir, sadece ağırlık verdiğimiz bir olasılıktır, kanaatimizdir. Dolayısıyla yanılgı payı vardır.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kempten Cezaevi önünde Miting : “Müslüm Elma yalnız değildir”

Mayıs 25, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kemptenKEMPTEN; “ATİK ve Devrimciler yanlız değildir”Avrupanın beş ülkesinde onbir devrimci ve ATİK üyesinin anti demokratik bir şekilde tutuklanmalarına öfke dinmiyor…

Kempten Cezaevi önünde ATİK kitlesel bir protesto etkinliği düzenledi. 200 ün üzerinde katılımın olduğu mitingde Müslüm Elma şahsında tüm ATİK tutsaklarına yönelik izalasyon ve tecride son verilmesi ve tutsak devrimcilerin derhal serbest bırakılması istendi.

ATİK ,YDG,Yeni Kadın,Partizan,Rote Hilfe, Autonome Bande`nin bayrak ve flamalarının olduğu, AGiF inde dayanışma gösterdiği mitingde, ATİK Konseyi 2. Başkanı Metin Akçiçek, ATİK Hukuk Komisyonu ve UPOTUDAK temsilcisi, Partizan temsilcisi ve Rote Hilfe temsilcisi konuşmalar yaptılar.

ATİK adına yapılan konuşmalarda; 15 Nisan ila 18 Nisan 2015 tarihleri arasında başta Almanya olmak üzere,Fransa,İsviçre ve Yunanistan`da tutuklanan toplam 11 devrimci tutsağın,129 a /b gibi yasalara dayandırılarak tutuklanmalarının devrimci mücadeleyi geriletmek amaçlı faşizan bir politika olduğuna dikkat çekilerek şunlar dile getirildi.

“Tutuklanan yoldaşlarımız Avrupa da yasal ikamet eden,bir kısmı onyıllarca Türkiye zindanlarında tutsak edilen,Diyarbakır,Sağmacılar,Bursa cezaevlerinde direnen devrimcilerdir.Yaşamları boyunca faşizme,emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı onurluca direnen devrimcilere yönelik tutuklamalar ve gözdağı operasyonlarıyla bizlere geri adım attıracaklarını sananlar yanılıyorlar. Devrimci mücadele ve demokratik hak arayışı mücadelesi meşrudur,haklıdır.

Ezilen emekçilerin,kurtuluşu ve özgürlüğü uğruna bedel ödeyenlere yönelik olarak, Türk devletinin ve MiT in sahte, yalan ve düzmece verdiği bilgilere dayanılarak, Alman polisinin ve Alman Adalet bakanlığının ATİK üyelerini tutuklamaları bir skandaldır. Meşru, yasal demokratik bir yığın örgütü olan kurumumuz ATİK i kriminalize etmeye yöneliktir.

TKP/ML üyeleri oldukları iddiasiyla tutuklanan devrimcilere, ATİK üye ve yöneticilerine yönelik isnat edilen suçlamalar avrupa yasalarına yönelik olmayıp,Türkiye`de ve Kürdistan`da desteklenen devrimci mücadeleye yöneliktir.ATİK gerek avrupada gerek Türkiyede gerekse dünyanın tüm ülkelerinde özgürlük demokrasi ve hak arayışı mücadelelerini hep destekledi,bundan böylede desteklemeye devam edecektir. ATİK her türden ayrımcılığa, ırkçılığa,eşitsizliğe, sömürü ve baskıya karşıdır,karşı durmayı sürdürecektir.” denildi.

1,5 saat boyunca Kempten Cezaevi önünde toplanan kitle canlı ve bir şekilde “Müslüm Elma yalnız değildir” “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” “İzalasyon ve tecrite son” “Yaşasın Enternasyonal Dayanışma” Direne direne kazanacağız” ” Bütün Politik tutsaklara özgürlük” Her yer ATİK, Her yer direniş” “Diren ATİK, Partizanlar seninle” sloganlarını haykırdı.

Almanyada tutuklu bulunan, İzalasyon ve tecriti protesto için, kırksekiz gündür Berlin Cezaevinde açlık grevinde bulunan Anadolu Federasyonu taraftarı devrimciyle de dayanışma dile getirildi.

Coşkulu geçen etkinlikte “Özgürlük mahkumları” ve “Cav Bella” marşları kitle tarafından hep birlikte söylendi.

Önümüzdeki dönemde Münih,Landshut ve Kaisheim cezaevlerinde tutsak edilen, ATİK üyeleriyle de dayanışma amaçlı mitingler düzenleneceği belirtilerek,İmza kampanyaları,demokratik kamuoyu oluşturma çalışmalarına devam edileceği açıklandı.

http://www.atik-online.net/

adhk tarafından

7. Dersim Kültür Festivali 29-30 mayıs tarihleri arsaında Frankfurt’da gerçekleşecek

Mayıs 24, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

dersimADEF, FEDA, Dersimi Yeniden inşaa Cemiyeti, Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği, Kürmeş Derneği ve SekeSür gibi Dersim eksenli kurumların ortak düzenledikleri festival, 29-30 mayıs tarihlerinde Frankfurt’da yapılacak

Frankfurt (24-05-2015) Başta Dersimli’ler olmak üzere her inanç ve ulustan halklarımızın katılımını bekliyoruz.

ADEF, FEDA, Dersimi Yeniden inşaa Cemiyeti, Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği, Kürmeş Derneği ve SekeSür gibi Dersim eksenli çalışmalar yürüten kurumlarınızın uzunca bir aradan sonra, bir araya gelerek gerçekleştirecegimiz Dersim Kültür Festivali’nin halkımızın beklentilerine cevap olma açısından sevinçle karşılanacağını biliyoruz.

Çünkü, Dersim Toplumunun, Dersim Kurumlarından beklentisi Dersim’in ortak paydaları ve öncelikleri konusunda birlikte hareket edilmesi ve özel olarakta Avrupa’da geleneksel hale gelen Dersim Kültür Festivali’nin birlikte yapılmasıydı. Dersim Toplumunun bu olumlu istegi, bugün tek bir Festival çalışması ile Kurumlarımız tarafından somut bir gerçege dönüştürülmüştür.

Atılan bu anlamlı, olumlu adımı Dersimli’lerin Şöleni’ne dönüştürmek için; Kadınlarımız, Erkeklerimiz, Gençlerimiz ile hepinizi Frankfurt’a akmaya ve halaya durmaya çağırıyoruz.

Kültürümüzü, inançlarımızı, folklörümüzü, Dersimin zengin Mutfağını bir günlüğünede olsa yaşamak, paylaşmak ve gelecek nesillere aktarmak için festivalimize gelin, katılın, tek yürek olup;

Dersim’i yok etmek isteyen zalimlere karşı haykıralım; “Dersim tarihi, Dersim kişiligi, inancı, kültürü ve siyasal dokusu ile yok olmadı ve olmayacak”.

1937-38 Yılları arasında Dersim’i soykırıma tabi tutarak haritadan silmek isteyen TC. Devleti, bu amacına ulaşamamış olsada, bugün açısından bakıldığında bu düşüncesinden asla vazgeçmemiştir. Dersim Halkı’nın Etnik, Kültürel ve inançsal değerlerini ve siyasal iradesini dikkate almadan, Dersim doğasını ve toplumsal yapısını tahrip eden baraj, maden ve kalekol projeleri ni gerçekleştirerek, kültürel ve ekolojik kırımla asimilasyon politikalarına hız vererek bugün de Dersimi teslim almaya çalışmalarına devam etmektedir.

Bu politikalara dur demek, Dersim toplumunun Birliği’ni ve ortak iradesini somut bir gerçeğe dönüştürmek, Avrupa’da bir günlüğüne Dersimi yaşamak ve yaşatmak için, geleneksel ve yöresel kıyafetlerimizi giyerek halkımızı Festivalimize katılmaya çağırıyoruz.

DERSİM FESTİVALİ TERTİP KOMİTESİ

adhk tarafından

‘Dünden bugüne Esintiler’ etkinliği gerçekleştirildi

Mayıs 24, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

onur vakfi tanitim gecesi 24-05-2015 1Onur Toplumsal Tarih ve Kültür Vakfı, Kadıköy’de bulunan Caferağa Spor Salonu’nda tanışma etkinliği düzenledi Gecede birçok isim sahne aldı

HABER MERKEZİ (24-05-2015) – Onur Toplumsal Tarih ve Kültür Vakfı ‘Dünden bugüne esintiler 2015’ adıyla bir tanışma etkinliği düzenlendi.

Caferağa Spor Salonu’nda saat 17.00’de başlayan etkinlik, 23.00’e kadar devam etti. Etkinliğe birçok sanatçının yanı sıra HDP ve DHF ittifakı İstanbul 1. bölge milletvekili adayı Erdal Ataş, Dersim Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu ve SDP Genel Başkanı Ufuk Göllü’de katıldı.

Gecede sahne alan Agire Jiyan konuşmasında Rojava’da direnenlere selam gönderirken, Arin’in, Suphi’nin, Kader’in mücadelesini devam ettireceklerini vurguladı. Ayrıca “Hala Kobanê’de IŞİD’e, emperyalizme karşı savaşan devrimcileri ve devrim için mücadele eden tüm halkları selamlıyorum” dedi.

Gecede İbrahim Kaypakkaya sinevizyon gösterimi yapılırken, Emekçi’de geceye mesaj gönderdi.

‘Onur Vakfı devrimcilerin, ilericilerin, aydınların ortak evidir’

Onur Vakfı Başkanı Ahmet Cihan ise yaptığı konuşmada; “Bu ülkenin onurlu evlatları dünde yok ediliyordu bugünde yok ediliyorlar. Bu etkinliğin anlamı budur. Ama dünden farklı olarak artık katliamlarını gizleyemiyorlar. Onur Vakfı buna dikkat çekmek istedi. Devrimcilerin, ilericilerin, aydınların ortak evi olması için kuruldu” dedi.

Geceye katılan Dersim Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu’da kısa bir konuşma yaptı. Maçoğlu konuşmasında; “Bizler sınıfımız gereği hep ezilenler, katledilenleriz. Suphi’lerle, Kaypakkaya’larla, 94’de köy boşaltmalarında, Roboskilerde hep katledilik ama ölümü hep gülümseyerek karşıladık ve gülümseyerek karşılamaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Geceye ayrıca, Demokratik Haklar Federasyonu, Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu ve Partizan’da mesaj gönderdi.

Aynı zamanda gecede, Çiğdem Taştan, Enver Çelik, Grup Mara, Mehmet Koç, Ze Tije, İsyan Ateşi’de ezgileriyle yer aldı.

Geceye gönderdiği video-mesaj ile katılan bir başka isim ise Muzaffer Oruçoğlu’ydu. Oruçoğlu mesajında; “Yaptığımız iş, soluk alışımız, bakışımız, gülümseyişimiz alternatif ve devrimci olmalıdır. Kurduğumuz bu yeni yaşamı yıkabilirler ama bu bile hoş, bunun ışıltısı bile hoş. Kızıldere neden müze olmasın, Vartinik’te neden büyük bronz yazılar yazılmasın? Yıkarlar diyorlar, yıksınlar! Karşı tarafın yıkma teşebbüsüne rağmen, yıktırmama direnişi kalıcı ve önemlidir” dedi.

Gecenin sonunda, Kadir Demir, Nurettin Güleç, Yılmaz Çelik ve Grup Munzur hep birlikte sahne aldılar.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

MKP: ‘Otomotiv ve metal işçilerinin direnişini selamlıyoruz’

Mayıs 22, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

mkp_logoMaoist Komünist Partisi, metal işçilerinin direnişine ilişkin bir açıklama yayınlayarak, işçilerin direnişini selamladı

HABER MERKEZİ (22-05-2015) – Maoist Komünist Partisi, Merkez Komitesi Enformasyon Büro, Bursa’da başlayan ardından giderek yayılan metal işçilerinin üretimi durdurma kararına ilişkin bir açıklama yaptı.

“Otomotiv ve metal işçilerinin direnişini selamlıyoruz!” başlığını taşıyan açıklamada, “İşçilerle dayanışmanın, direnişle birleşmenin zamanıdır, bunun önünde hiç bir bahane ve engel yoktur. İşçiler işçi sınıfı ruhuna uygun dayanışma sergileyerek direnişe katılma pratiğiyle işçi kardeşliğini ve birliğini yaşamsallaştırmaktadırlar. Tüm işçi ve emekçi sınıfların direnişteki işçilerle dayanışması ve direnişe destek vererek katılması işçi ve emekçi sınıflara uygun olandır. Bütün devrimci, demokratik ve sosyalist güçler işçilerle dayanışmalı, direnişlerini çok yönlü etkinliklerle sahiplenmelidirler.” ifadelerine yer verdi.

Açıklamanın tam metni ise şu şekilde;

“Bursa ve en son İzmit/Kocaeli`nde metal ve otomotiv sanayinde çalışan işçiler, Komprador tekelci burjuva düzen patronları ve AKP sendikası durumundaki sarı sendikaya (Türk Metal sendikası) karşı üretimden gelen gücünü kullanarak üretimi durdurdu.

Bursa Renault işçilerinin başlatarak start verdiği iş bırakma eylemi kısa sürede Tofaş ve Coşkunözü fabrikalarına sıçradı. Aradan saatler geçe işçi direnişi yan ürün-parça üretimi yapan Mako işçileri tarafından sahiplenilerek büyütüldü. Bir gün sonra ise işçi direnişi bu kez Kocaeli Ford işçilerinde yankı buldu! Ve bozkıra çakılan bir kıvılcım gibi işyerinden iş yerine, fabrikadan fabrikaya, sektörden sektöre sıçrayarak parlayan işçi direnişi ezilen emekçi halklara büyük moral vermektedir.

Mevcut durumda eylemde bulunan işçilerin sayısı yaklaşık olarak 15 bin civarındadır. Ancak görünen ve anlaşılan o ki, bu sayı çok daha büyük rakamlara ulaşacak, direniş daha birçok işyeri ve sektöre sıçrayarak ‘`yaşamı durdurma‘‘ gücüne ulaşacaktır. Zira eyleme giden işçiler gerek vali tarafından, işçilerin sendikası olarak geçinen Türk Metal sendikası tarafından ve gerekse de akademisyen/aydın-eğitimci geçinen bir dizi satılık unsur tarafından adeta tehdit edilmekte, eylemleri yasa dışı ilan edilerek iktidarın saldırısına zemin hazırlanmaktadır. Polisin tehdit ve saldırıları ise bunlara eşlik eden tehdit ve saldırılardır.

İşçilerin eylemlerini yasa dışı ilan ederek işçilerin anayasal suç işlediğini propaganda eden, ünvanları ne olursa olsun bu işçi ve halk düşmanı unsurlar AKP’nin yardakçıları olmaktan öteye geçemezler. Bunların yargılanacağı yer halk mahkemeleridir. İşçileri suçlu, yasa dışı ilan eden bu ahmakların paralı uşak olduğu her bakımdan açıktır. Çünkü işçilerin talepleri tamamen insani, makul ve meşru taleplerdir. Bu talep ve istemlerden dolayı işçileri suçlu ilan etmek olsa olsa AKP’nin paralı itlerinin işi olabilir.

Yaratan ve üretenler değil, sömüren ve zulmedenler suç işlemektedir. İşgüçlerine karşılık uygun ücretin ödenmesini isteyen, işten çıkarılmama-işgüvencesi isteyen emekçiler asla suçlu değil, iş kazaları denen iş cinayetlerinde işçileri tek tek ve toplu olarak katleden, onları yarı aç-yarı tok yaşama mahkum edip işten atılma korkusuyla yaşamlarını çekilmez kılanlar suçludur. İşçilere karşı patronlara yardakçılık yapanlar suçludur. Ve elbette ki, bu suçlar illa da sınıf bilinçli proletaryanın adeleti tarafından yargılanacaktır.

İşçilerin sarı sendikaya karşı eylem yapması da son derece anlamlı ve isabetlidir. Bu sarı sendikalar büyük patronların sömürü çıkarlarını koruyan ve işçileri patronlara satan gerici, işçi düşmanı sendikalardır. Direnişteki işçilerin deyimiyle; ‘‘Bunlar mafyalaşmış; istifa edemiyoruz, ayrılamıyoruz sendikadan. Başka fabrikalardan adam getirip çalıştığımız fabrikanın önünde adam-işçi dövdürtmektedirler.‘‘ İşte sarı sendikaların işçi düşmanı yüzü, işte sarı sendikaların mafyalaşmış özü ve işte sarı sendikaların büyük patronlarla kol kola işçileri satması bu direnişle bir kez daha ve en çıplak biçimde gözler önüne serilmiştir.

İşçilerle dayanışmanın, direnişle birleşmenin zamanıdır, bunun önünde hiç bir bahane ve engel yoktur. İşçiler işçi sınıfı ruhuna uygun dayanışma sergileyerek direnişe katılma pratiğiyle işçi kardeşliğini ve birliğini yasamsallaştırmaktadırlar. Tüm işçi ve emekçi sınıfların direnişteki işçilerle dayanışması ve direnişe destek vererek katılması işçi ve emekçi sınıflara uygun olandır. Bütün devrimci, demokratik ve sosyalist güçler işçilerle dayanışmalı, direnişlerini çok yönlü etkinliklerle sahiplenmelidirler.

Muhtemelen AKP iktidarı bu işçi direnişini de ‘‘Paralel Direniş‘‘ olarak yaftalayıp saldıracaktır. Bugünden yapılan hazırlıklar ileride direnişe saldırı yapılacağının işaretleridir. Saldırılar karşısında tüm ilerici güçler işçilerle omuz omuza direnip çatışmalı, yeni Gezi’lerle her türden gericiliğe sınıf dayanışmasıyla yanıt verilmelidir. İşçilere saldırı iktidar sınıflarına kâbusa dönüştürülmelidir.

‘‘Haklarımızı almadan eylemi bitirmeyeceğiz. Ölene Kadar Direneceğiz. Ölmek var Dönmek Yok‘‘ diyen işçiler eninde sonunda patronlara ve onların düzenine diz çöktürecektir. Bir kez daha işçilerin onurlu direnişini selamlıyor, işçilerin yanında olduğumuzu ilan ediyoruz!”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

HDP Avrupa Seçim Koordinasyonu Açıklaması

Mayıs 22, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

hdpBrüksel (22-05-2015) 7 Haziran Genel seçimleri için Yurtdışında 8 Mayıstan itibaren oy kullanılmaya başlanmıştır Şimdiye kadar gecen süre içerisinde kullanılan oy oranı genel seçmen sayısına oranla beklenenin altında olmuştur. Katılımdaki bu zayıflığın giderilmesi için yurtdışında HDP secim koordinasyonları her ülkede yoğun bir çalışma içerisinde bulunmaktadır.

31 Mayısta yurtdışında oy kullanma işlemi sona erecektir. Bu tarihe kadar başta Almanya olmak üzere tüm ülkelerde yoğun bir oy kullanma çabasının gösterilmesi acil bir durum olmaktadır.

Rehavet, isteksizlik, ilgisizlik, boş vermişlik, “bir oydan bir şey çıkmaz” düşüncesi böyle bir dönemde en büyük tehlike olmaktadır. Böylesi bir duruma düşmeden bütün seçmenlerimizin daha aktif bir şekilde oy kullanma sürecine katılması gerekmektedir. Bir oy çok şeyi ifade eder. Geleceğimize sahip çıkmak için oy kullanmalıyız. Her oyun özgürlük değerinde önemli bir çalışma olduğunu bilerek çalışmamız, kendimiz dışında çevremizi de oy kullanmak için harekete geçirmemiz en temel demokrasi görevi olmaktadır.

Oy kullanma süresi giderek azalmaktadır. Seçmenlerimiz ertelemeden, zamana yaymadan, “daha zaman var” demeden hemen şimdi gidip oyunu kullanmalıdır. Özellikle hafta içi oy kullanılması, her gün sandık başına seçmenin gitmesi önemli olmaktadır. Bazı oy merkezlerinde sandıkların az olması nedeniyle hafta sonu yığılma olmakta, bundan dolayı bir kısım seçmenimiz oy kullanamamaktadır. Bu durumu hesaplayarak hafta içi oy kullanmaya gidilmesi gerekir.

Bu çerçevede Yurtdışında 25 ile 31 Mayıs tarihleri arasındaki günleri yeni yaşama katılma hamlesi temelinde “demokrasi haftası” olarak ilan ediyoruz. Demokrasi haftasında tüm seçmenlerimizi iş yerlerinden izin almalarını, tatillerinin bir kısmını bu günlerde kullanmalarını, HDP’ye oy toplamak için yaşamı durdurmaya davet ediyoruz. Demokrasi haftası HDP için daha fazla çalışma, oy kullanmak için seferber olma, oy kullanmak isteyenleri sandığa taşıma süresini içermektedir. Demokrasi haftası yüzde 10 barajını yerle bir edecek bir oy desteğini yurtdışından sağlamayı, bu temelde tüm gücümüzle seferber olmayı içermektedir. Demokrasi haftası hiç vakit kaybetmeden hemen simdi HDP’ye oy vermek demektir. Demokrasi haftası savaş, nefret ve şiddete yol açan AKP zihniyetine karşı onlardan daha fazla çalışarak demokratik muhalefetin gücünü açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Halklarımızdan, taraftar ve destekçilerimizden bu tarihler arasında tüm bireysel işlerinden feragatte bulunmayı talep ediyoruz. Esnaflardan, çalışan insanlarımızdan, işverenlerden, gençlerden, kadınlardan, öğrencilerden önce oy kullanmayı sonra iş, okul ve çalışma yaşamına katılmaya çağırıyoruz. Taraftarımız, yurtsever, demokrat ilerici insanlarımız iş yoğunluğunu, çalışma koşullarını, bireysel, ailesel nedenleri, mesafenin uzaklığını oy kullanma önünde engel olarak göstermemeli, tüm bunları bir kenara bırakarak önce oy kullanmalıdır.

Herkesin secim için yapacağı bir şey mutlaka vardır. Her seçmenimiz kendisi ile birlikte en az 2 yeni HDP destekçisi insanı da sandığa götürmeli, bunun için çalışmalıdır. HDP destekçisi her birey kendisini bir secim komisyonu gibi görmeli, böylesi bir sorumluluk ile çalışmalı, gücünü en yüksek düzeyde hareket geçirmeli, HDP için sandığa seçmen taşımalıdır.

Sandığa gitmemek, oy kullanmak için çalışmamak, bunun için bir çabada bulunmamak meydanı AKP ve Erdoğan’a bırakmak anlamına gelecektir. Bu seçim başkanlık adı altında kendi diktatörlüğünü ilan etmek isteyenler ile demokratik, özgür bir yeni yaşamı inşa etmek isteyenler arasındaki secimdir. Daha fazla zulüm, daha fazla baskı, daha fazla katliam ve talana uğramamak için oyumuzu kullanalım. Özgür ve mutlu bir gelecek için HDP’de gücümüzü birleştirelim.

HDP secim koordinasyonun bileşenlerine bağlı tüm dergah, alevi kültür merkezleri, dernek, lokal, kültür evleri, toplum merkezleri v.b kurumlarımızda sandığa seçmen taşımak için yeterli sayıda otobüs ve araba temin edilmiş, bunun için gerekli her tür hazırlık yapılmıştır. Avrupa’nın her hangi bir şehrinden her zaman bir seçmeni alıp sandık başına ücretsiz bir şekilde taşıyabilecek bir organizasyona sahibiz. Seçmenlerimiz bu imkânlardan en üst düzeyde yararlanmalıdır.

Her gün halklarımıza hakaret eden bu zihniyete artik yeter demeliyiz. Bizleri bombalayarak imha etmek isteyen, Bizleri asimile eden, Bizleri sömüren, Bizlerin alın terini çalan, bu katliamcı, haramzade, mezhepçi AKP iktidarına, saray soytarılarına, Erdoğan diktatörlüğüne geçit vermeyelim.

HDP’ye yönelik AKP kaynaklı tüm fiziki ve sözlü saldırı, tehdit ve tahriklere karşı bu dönem verilecek en etkili cevap HDP’ye oy vermektir.

Çağrımızın karşılık bulacağına inanıyor, halklarımızı, seçmen ve taraftarlarımızı demokrasi haftasında var gücü ile çalışmaya, HDP için oy toplamaya, sandık başına akmaya, başarmaya, Bizleri meclise taşımaya davet ediyoruz.

HDP Avrupa Seçim Koordinasyonu

22 Mayıs 2015

adhk tarafından

Türkel’den Binali Güler’in ailesine ziyaret

Mayıs 22, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

trkelden binali gulerin ailesini ziyaret 22-05-2015Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel, 2005 yılında Dersim’de katledilen Binali Güler’in Ailesini ziyaret etti

İZMİR (22-05-2015) – Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel, DHF faaliyetçileri ile birlikte 2005 yılının Haziran ayında Ovacık Mercan Dağları’nda katledilen Binali Güler’in ailesini ziyaret etti. Mazgirt Belediyesi ile Dayanışma etkinliği için İzmir’e gelen Tekin Türkel, demokrasi, sosyalizm ve komünizm için ölümsüzleşenlerin aileleri de unutmayarak ziyaretler gerçekleştiriyor.

21 Mayıs günü akşam saatlerinde Mercan Dağları’nda T.C. ordu güçlerinin yoğun ateşi altında katledilen 17’lerden Binali Güler’in ailesini ziyaret eden Türkel, Binali Güler’in mücadelesinin kendi mücadelemiz içerisinde önemli bir yer tuttuğunu, ailenin kendilerini kabul etmelerinin bir onur olduğunu ve kendilerinin biyolojik evlatları olmasak da aslında binlerce Binali Güler ve kendi evlatlarının olduğunu bilmeleri gerektiğini vurguladı. Binali Güler’in şehit düşmesiyle birlikte binlerce Binali Gülerin doğduğunu bilmelerini ve kendisinin de onların bir evladı olduğunu ve eşinin de yoldaşı ve bir abisi olarak bilmelerini yürekten istediğini ifade etti.

Güler ailesi Mazgirt Belediye Başkanı Tekin Türkel’in kendilerini ziyaret etmelerinin mutluluk verdiğini ve onurlandırdıklarını ifade ederek, ekonomik sıkıntıların önemli olmadığını, Binali’nin yoldaşlarından kendilerinin unutulmaması ve manevi desteklerine ihtiyaçları olduğunu ifade ederek teşekkür ettiler.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Metal işçisinin şanlı direnişi işçi sınıfının kavgasına yol gösteriyor

Mayıs 22, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

ydsb amblemAçıktır ki MESS’ten Türk-Metal’e burjuvazi ve onun uşaklarının korkuttuğu metal işçileri özelinde somutlanan işçi sınıfının kendi kaderlerini kendilerinin belirleme gerçekliğidir Tedirgin olmaları, işçilere saldırmaları bundandır

HABER MERKEZİ (22-05-2015) Yeni Demokratik Sendikal Birlik(YDSB) yaptığı yazılı açıklama ile Metal direnişini selamlayarak direnişi büyütme çağrısı yaptı.YDSB’nin yaptığ açıklamayı öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

“Metal işçileri patron temsilcisi MESS ve işçileri sindirmenin, baskı altına almanın aracı haline gelmiş sendika görünümlü faşist örgütlenme Türk-Metal’e karşı direnişe başlamış durumdadır. Metal işçilerinin Bursa’da yaktığı bu direniş bugün ülkenin topraklarının birçok yerinde yankılanmış, ses bulmuştur.

İşçilerin taleplerini görmezden gelen Türk-Metal kuruluş amacına uygun olarak, her dönem MESS ile yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde işçilerden daha çok patronların savunuculuğunu yapmaktadır. İşçileri tehdit eden, fişleyerek işlerinden atılmalarına neden olan, çete örgütlenmesine dönüşen, sendika patronlarının rant kapısı haline gelen Türk-Metal sendikası(!) bu işçi düşmanı tavrını işçilere saldırarak pekiştirmektedir.

İşçiler uzun süredir yaptıkları toplantılar sonucu Türk-Metal’den toplu şekilde istifa etmeye başlamış, son olarak da fabrikalarında üretimi durdurmuştur. MESS ve Türk-Metal’e rağmen metal işçileri kendi öz kurullarını kurarak, karar mekanizmalarına bizzat katılmaktalar. Elbette işçilerin kendi öz gücüne dayanan bu birliği ve pratiği başta MESS olmak üzere onun işçiler üzerindeki baskı aracı Türk –Metal’i oldukça korkutmuş durumda. MESS kendileri için çıkarılmış yasalara dayanarak direnişi ‘yasa dışı’ ilan ederken, Türk-Metal ise ülkenin birçok kentinde yankı bulan bu onurlu direnişi ‘birkaç’ provakatörün(!) işçileri kışkırtması olarak yansıtmaktadır.

Açıktır ki MESS’ten Türk-Metal’e burjuvazi ve onun uşaklarının korkuttuğu metal işçileri özelinde somutlanan işçi sınıfının kendi kaderlerini kendilerinin belirleme gerçekliğidir. Tedirgin olmaları, işçilere saldırmaları bundandır.

Metal İşçileri Birliği (MİB) Yalnız Değildir!

Bilindiği üzere Metal İşçileri Birliği yıllardır metal iş kolundaki işçilerin sorunları, taleplerini dile getiren, bu yönlü faaliyet gösteren devrimci dostlarımız arasındadır. Metal işçilerinin örgütlenmesinde, kendi kurullarını oluşturmasında ve direnişin örülmesinde oldukça emek sarf etmiş, bu nedenle de metal işçilerinin haklı ve onurlu mücadelesi karşısında acizleşen patronların ve onların kolluk kuvvetlerinin hedefi haline gelmiştir. YDSB olarak MİB’i devrimci dostluğumuzla selamlıyor ve direnişlerini sahipleniyoruz.

Metal İşçilerinin Direnişiyle Bütünleşelim, Kıvılcımı Yangına Çevirelim

Metal işçilerinin bu direnişi elbette ülkemiz işçi sınıfı tarihine şanlı bir not olarak düşülecektir. Metal işçilerinin bu onurlu direnişi sadece metal işçilerinin değil ülkemiz bütün emekçilerinin mücadelesidir. Bu nedenle ki metal işçilerinin direnişinden öğrenmesini bilmeliyiz. Metal işçileri tarafından yakılan bu direnişi yangına çevirmek ise bizim yani işçi sınıfı ve emekçilerin ellerindedir. Metal işçilerinin sesine ses olmanın, sınıfın birliğini her yere taşımanın vaktidir. Sınıf içinde var olmanın yolu işçi sınıfı mücadelesinin öznesi olmaktan geçmektedir. İşçi sınıfı ve ezilenlerin zaferi için ileri, daha fazla ileri.

Dünyayı kurtaracak ve yeniden yaratacak güç, işçi sınıfının nasırlı elleridir.”

http://www.halkingunlugu.net/